Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2025/1489 E. 2026/16 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2025/1489
- Karar No
- 2026/16
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2025/1489 KARAR NO : 2026/16
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : KARŞIYAKA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2025/269 KARAR NO : 2025/445 DAVA TARİHİ : 17.02.2022 KARAR TARİHİ : 02.07.2025
DAVA : Tapu İptali ve Tescil
KARAR TARİHİ : 08.01.2026 KARARIN YAZ. TARİHİ : 08.01.2026
Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 02.07.2025 tarih ve 2025/269 Esas, 2025/445 Karar sayılı kararının, istinaf başvurusu yoluyla incelenmesinin davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, dairemize gönderilen dosya incelendi, dosya içeriğine göre incelemenin duruşmasız olarak yapılması uygun görülmekle, gereği konuşulup düşünüldü. İSTEM: Davacı vekili tarafından verilen dava dilekçesinde özetle; Davacı şirketin ... firmasına olan borçlarından dolayı bu firmaya devrettiği İzmir İli, ... İlçesi, ... Mahallesi, ... ada ... ve ... parsel sayılı 'fabrika binası ve arsası' niteliğindeki taşınmazların, taraflar arasındaki protokole göre; davalı tarafından davacının ... 'e olan yaklaşık 8 milyon Euro borcunun ödenmesi ve yüklenici olarak da tarafların birlikte yapımını kararlaştırdıkları ... binasını yapmayı taahhüt etmesi karşılığında devredildiğini, bu devrin avans mahiyetinde olduğunu, ancak davalının taahhüt ettiği edimini yerine getirmediği gibi taşınmazlarda cins değişikliği dahi yapmadığını, davacının bunu vekaleten yapmak zorunda kalarak taşınmazlar üzerinde kat irtifakı oluşturduğunu" iddia ederek, öncelikle tedbiren taşınmazların üçüncü kişilere devirlerinin önlenmesi, sınırlı ayni hak kurulumunun engellenmesi ve yeniden cins değişikliği yapılmaması yönünde karar verilmesini, nihai olarak da taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile davacı adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili tarafından verilen cevap dilekçesinde özetle; taraflar arasında iddia edildiği gibi bir kat karşılığı inşaat sözleşmesi bulunmadığını, davalının davacıya peyder pey ödemelerle 8.100.000 Euro para verdiğini, bunun 8 milyonunun davacının ... 'e olan borcunun ödenmesi, 100.000 Eurosunun ise davacıya verilen borç niteliğinde olduğunu, bu paralar karşılığında davaya konu taşınmazları davacıdan satın aldığını, buna göre taraflar arasında bir taşınmaz satış sözleşmesi olup alıcı davalının satış bedelini ödediğini, tarafların düzenlediği bir protokole göre davacının taşınmazı tahliye etmeyi taahhüt ettiği halde bu taahhüdünü yerine getirmediği gibi haksız olarak bu davayı açtığını belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Davanın açıldığı Menemen 2.Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 18.07.2024 tarih ve 2022/41 Esas, 2024/271 Karar sayılı kararı ile özetle; ''...davacı şirket sahibinin davalı taraf ile olan ... yapılması konusunda anlaşmalarından kaynaklı olarak ve davalının arkadaşlığına güvenine dayanan devri yapılan dava konusu taşınmazın tapu iptal tescili talep etmiş olup, davalı davanın davacı tarafın borcu ödendiğini ve devrin gerçekleştiğini bu nedenle davanın reddini talep etmiştir. Dava konusu İzmir İli, ... İlçesi, ... Köyü, ... ada ... no.lu taşınmazın davacı adına kayıtlı olduğu ve kaydından da anlaşılacağı üzere davalıya devretmiştir. Yapılan keşif ve alınan bilirkişi raporu üzerine incelemelerin yapıldığı, davacı tarafın şirketin tek ortağı olan dava dışı ... ile davalının yakın arkadaş olduklarının tanık beyanları ile doğrulandığı, ancak davacı ... isimli şirketin bir tacir olduğu, tacirlerin ise yukarıda kısaca açıklandığı üzere basiretli bir iş adamı (tacir) olarak hareket etme yükümlülüklerinin olduğu, dava konusu taşınmazın ... 'e olan borcunun davalı tarafından ödendiği, bu ödeme nedeniyle devirlerin yapıldığı, yine davalı tarafından, devri yapılan dava konusu taşınmazın tahliye edileceğine ilişkin davanın tarafları arasında yapılan anlaşmanın sunulduğu, sözleşme incelendiğinde davacı tarafça davya konu taşınmazın tahliye edileceğinin taahhüt edildiği, davacı tarafça yakın ilişkiden kaynaklı olarak sözleşme anlaşmalar yapılmadığı belirtilmiş ise de, aynı ilişki olmasına rağmen tahliyeye ilişkin anlaşma yapıldığı, davacı tarafça davalının yapılan anlaşmaya ilişkin olarak mail attığı iddia edilmiş ise de söz konusu maillere ilişkin olarak ilgili ... isimli firmanın İP ve port bilgilerini vermediği buna ilişkin olarak müzekkere yazılmasının gereksiz yazışmaya neden olacağından yazışma yapılmadığı ayrıca firmanın yazışmalara cevap verme ilkelerinin açık olduğu https:.. , davacı ve davalı arasında yapıldığı iddia edilen ... yapımına ilişkin tanık anlatımlarının olduğu ancak tanık beyanları ile davacı ve davalı arasında taşınmaz devrinin ispatlanamayacağı, tapuda taşınmaz devri yapılmasına koşul olarak yasal şartları sağlayan sözleşmeler geçerlilik koşulu olduğundan ve taraflar arasında bu şekle haiz bir anlaşma olmadığından tanık anlatımlarına Mahkememizce itibar edilmediği, davanın niteliği dikkate alındığında, davacı tarafça bir güven ilişkisine dayalı devir olduğuna dayanıldığı, ancak "basiretli tacir" olarak hareket etmesi gerektiğinden bu hususun kabul görmediği, davacının taşınmaza devrinin avans niteliğinde oluğunu ileri sürdüğü ancak davalının yüklenici olduğu bir sözleşme sunulamadığı, davalı tarafça dava konusu taşınmazın tahliye edilerek davalıya teslim edileceğine ilişkin belge sunduğu, dava dışı ... isimli firmaya davacı lehine ödeme yaptığı da dikkate alındığında davacının davasını ispatlayamadığı anlaşılmıştır. Yargılama aşamasında taraflara sözlü yargılama yapılacağı belirtilerek duruşma günü verilmiş ve davacı tarafça bu ihtardan sonra dava tam ıslah edilmiştir. Davacının sunduğu yeni dava dilekçesi incelendiğinde, dava yönünden yeni bir vakıa öne sürülmediği gibi dayanılan hukuki sebebin değiştirildiği ve davacı şirketin tek ortağı olmasına, dava konusu taşınmazın devir tarihinde davacının maliki oladığı birden fazla taşınmaz ve aracı olmasına karşın genel kurul kararı olmadığı gerekçesine dayalı olarak tapu iptal tescil talep ettiği, ancak yargılamanın bu son aşamasında yapılan tam ıslah faaliyetinin, TTK 408/3 maddesi gereği tek ortağın Genel Kurulun yetkilerine sahip olması ve davacının taşınmazları ile araçlarının olması dikkate alındığında kötü niyetli ve davayı uzatma amacıyla yapıldığı değerlendirilmiştir. Sözlü yargılamaya geçildiğinde davacı tarafın Hakimin reddini talep ettiği ancak HMK 36 maddesinde sayılan sebepleri ileri sürmediği ve salt davayı uzatmak amacıyla yapıldığından HMK 41/1-c maddesi uyarınca hakimin reddi talebinin reddine karar verilerek sözlü yargılamaya devam olunmuş daha öncesinde sözlü yargılama için süre verildiğinden ve esasa ilişkin taraflarca yazılı beyan dilekçeleri sunulduğundan tekrar bu konuda süre verilmemiş ve ispatlanamayan davanın reddine'' dair karar verilmiştir. İlk derece mahkemesi kararının davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Dairemizin 13.02.2025 tarih ve 2024/1680 Esas, 2025/214 Karar sayılı kaldırma kararı ile özetle; ''...6100 sayılı HMK'nın 141/1 maddesine göre taraflar karşılıklı dilekçelerini verdikleri aşamada herhangi bir sınırlamaya bağlı olmadan uyuşmazlığın genel çerçevesi içinde iddia ve savunmalarını değiştirebileceklerinin kabul edildiği, dilekçelerin verilmesi aşamasında yani yargılamanın ilk kesitinde iddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı uygulanmayacağı; dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra iddia ve savunmanın genişletilemeyeceği ve değiştirilemeyeceğinin düzenlendiği; somut olayda davacı tarafın dava dilekçesinde belirttiği dava sebeplerine (vakıalar) ek olarak cevaba cevap dilekçesinde 6102 sayılı TTK'nın 408/2-f maddesi davacı anonim şirketin önemli miktardaki varlığının, dava konusu taşınmazın genel kurul kararı olmaksızın davalıya devredildiğinden taşınmazın satışının geçerli olmadığını ileri sürdüğü görülmüştür. Görev, kamu düzenine ilişkin olup yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi taraflarca ileri sürülmese dahi mahkemelerce de resen gözönünde bulundurulması gereken usul kurallarındandır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 4. maddesiyle mutlak ticari davalar, 5. maddesiyle de aksine hüküm bulunmadıkça dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesinde görülmesi gereken davalar belirtilmiştir. Buna göre asliye ticaret mahkemeleri tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir denildikten sonra "Bir yerde asliye ticaret mahkemesi varsa, asliye hukuk mahkemesinin görevi içinde bulunan ve 6102 sayılı Yasa'nın 4. maddesi hükmünce ticari sayılan davalarla özel hükümler uyarınca ticaret mahkemesinde görülecek diğer işlere bakacağı belirtilmiştir. Asliye ticaret mahkemeleri ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olup bu durumda göreve ilişkin usul hükümleri uygulanır. Dava konusu olan önemli miktarda şirket varlığının genel kurul kararı olmaksızın devredildiği iddiası aynı zamanda "sermayenin korunması" ilkesinin ihlal edildiği iddiasını da içermektedir. 6102 sayılı Kanunun 408/2-f maddesi açıkça "Önemli miktarda aktiflerin toptan satılabilmesi için genel kurul kararının" gerekli olduğunu belirtmektedir. Türk Ticaret Kanununda düzenlenmiş olan bu hususlarla ilgili uyuşmazlıklarda ticaret mahkemeleri görevlidir. Bu nedenlerle somut olayda ticaret mahkemesi görevli olduğundan ilk derece mahkemesi tarafından görevsizlik kararı verilmesi gerekirken işin esasına girilmesi usule ve yasaya aykırı olduğundan davacı vekilinin bu husustaki istinaf istemi yerinde görülmüştür. (Yargıtay 11.HD'nin 2020/111 Esas ve 2020/2366 Karar) Kaldırma sebebine göre, davacı vekilinin diğer istinaf sebeplerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Dosya kapsamı, mahkeme gerekçesi ve yapılan değerlendirmeye göre; mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya yeterli olmadığından davacı vekilinin istinaf kanun yoluna başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-a-3. maddesi gereğince kaldırılmasına'' dair karar verilmiştir. Dairemiz kaldırma kararından sonra ilk derece mahkemesinin görevsizlik kararı vermesi üzerine dosyanın tevzi edildiği Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 02.07.2025 tarih ve 2025/269 Esas, 2025/445 Karar sayılı kararı ile özetle; ''...Davacının davadaki talebinin temel dayanağı olan vakıa dava konusu taşınmazın taraflar arasındaki güven ilişkisi ile iade edilecek olması üzerine kurulmuştur. Bu güven ilişkisi kanunda ve Yargıtay içtihatlarında inanç ilişkisi olarak kabul edilmekte olup, davacı tarafın talebine konu hukuki dayanağın inanç sözleşmesi ilişkisi olduğu belirlidir. Bilindiği üzere inançlı işlemler, inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir şey veya hakkını, inanılana devretmesi ve inanılanında inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemlerdir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. İnançlı işlemler ile yapılan temlikler geçerli olup mülkiyet hakkı karşı tarafa geçmektedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir. İnanç sözleşmesi, 05/02/1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak, yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır. Böyle bir belgenin yokluğu sebebi ile inançlı işlem iddiası kanıtlanamıyorsa, yazılı delil başlangıcı niteliğindeki bir olgunun varlığı halinde buna itibar edilmesi gerekeceği tartışmasızdır. Somut olayda davacı şirket iddialarında eser sözleşmesinin bir türü olan arsa payı karaşılığı inşaat sözleşmesi yaptıklarını bu kapsamda davalının yüklenici olduğunu söylemektedir. Hukukumuzda arsa karşılığı inşaat sözleşmeleri bedel olarak taşınmaz mal mülkiyetinin geçirimi borcunu içerdiğinden, TMK’nın 706, Borçlar Kanunu’nun 213, Noterlik Kanunu’nun 60 ve Tapu Kanunu’nun 26.maddeleri gereğince resmi şekle bağlı tutulmuştur. Başka bir anlatımla, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinin geçerliliği, bu sözleşmelerin noterde “düzenleme” şeklinde yapılmasına bağlıdır. Kural olarak, eser sözleşmeleri, zorunlu şekil koşuluna bağlı değil ise de, taraflar arasında yapıldığı iddia edilen sözleşme arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi olduğundan resmi şekilde düzenlenmesi gerekmektedir. Dava dosyasına resmi şekilde düzenlenmiş bir sözleşme davacı tarafından ibraz edilemediğinden taraflar arasında geçerli bir arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin bulunduğundan bahsedilemeyecektir. Her ne kadar davacı tarafından AVM inşaatı için davalının vekaletname verdiği, bir kısım maillerle taraflar arasında inşaat sözleşmesi ilişkisinin benimsendiği iddia etmiş ise de; dava konusu taşınmaz üzerine inşa edileceği iddia edilen AVM nin yapılması ile davacı şirketin ve davacı şirket tek ortağının borçlarının kapatılacağı davalının ise bu AVM işi ile kazanımlarda bulunacağı düşünülmüş olsa dahi, bu düşüncenin fırsattan ibaret olarak nitelendirilmesi söz konusu olacaktır. Fırsatın ise; davalıda bulunan mülkiyet hakkının değiştirilmesine (taşınmazın iade edilmesi gerektiğine) yönelik olduğu söylenemeyecektir. Başka ifadeyle davalının iradesi davacı taraf için ödediği bedellerin tahsili noktasında olmakla, iradesinin fırsat doğrultusunda davacı şirket ile bir sözleşme (arsa payı inşaat sözleşmesi) yapmak olduğu veya sözleşmeye bağlanma iradesi ile hareket edildiğini gösterdiği söylenemez, aksine bir delile de dosyada zaten ulaşılamamaktadır. Dosya içeriğine göre taraflar arasında inanç işlemi olduğuna dair bir delil bulunmadığı gibi taraflar arasında arasa payı karşılığı inşaat sözleşme ilişkisinin de bulunmadığı tespit edilmiş olmakla, sözleşmenin kurulmuş olduğunu ispat külfeti davacı üzerindedir. Davacı taraf bu ispat külfetini ancak yazılı delillerle ispatlayabileceğinden ispatlanamayan davanın reddine karar verilmesi gerekmiştir. Davacı vekilinin davacı şirketin işletmesini sürdürdüğü tek taşınmazının genel kurul kararı olmaksızın devrinin mümkün olamayacağından bahisle geçersiz taşınmaz devrine konu taşınmazın iadesine yönelik talebi değerlendirildiğinde; davacı şirketin borçları nedeniyle zaten tek taşınmazını dava dışı ... firmasına rehin hakkı kasamında verdiği ortadadır. Davacı şirket borçlarını ödeyemeyecek ise, dava dışı ... firması davacıya ait olan taşınmazı alacağının tahsili için satacaktır. Bu kapsamda davacıya aidiyeti tartışmalı olan davalıya devir edilen taşınmazın rehin bedeli davalı tarafından dava dışı ... firmasına ödenmiş, davacı tarafın borçlarına karşılık olarak da bu taşınmaz davalıya devredilmiştir. Davalı tarafından ödenen bedeller belirlenen dava konusu taşınmaz bedelini karşılar mahiyettedir. Devirden sonra taraflar 25/10/2017 tarihli protokolle davacının taşınmazı tahliyesine ilişkin belirlemelerde bulunmuşlar ve artık yazılı bulunan bu protokole göre de dava konusu taşınmazın davalıya ait olduğu açıklığa kavuşturulmuştur. Türk Ticaret Kanunu'nun 18/2. maddesin göre her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerekir. Bu ilke sözleşmenin imzası, ifası ve feshi aşamalarının hepsinde gözetilmesi gerekir. Fakat bu ilke sözleşmenin taraflarına sınırsız bir hak vermemektedir. Taraflar arasındaki taşınmaz devir sözleşmesi ve imzalanan protokole göre hukukun genel ilkelerinden olan Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesi gereğince, hak ve borçların kullanımı ve ifasında iyiniyet kurallarına uyulması gerekmektedir. Bir hakkın sırf başkasını zarara sokacak şekilde kötüye kullanılmasını kanun himaye etmez. Bir hakkın dürüstlük kuralına aykırı olarak kullanılması suretiyle başkasına bir zarar verilmesi hakkın kötüye kullanımını oluşturur. TMK’nın 2/1. maddesi herkesin haklarını, toplumda geçerli doğruluk dürüstlük ve iş ilişkilerinin gerektirdiği karşılıklı güven anlayışına uygun olarak kullanmasını emreder. Hakkın kullanımı ölçütünü TMK’ya göre dürüstlük kuralları verir. Hakların kullanılması ve borçların ifasında geçerli davranış kuralları, herkes yönünden uygulanacağından, objektif bir nitelik taşımaktadır. Bu bağlamda TMK’nın 2. maddesinde yer alan dürüst davranma “hakların kullanılması” ve “borçların yerine getirilmesinde” söz konusu olur. Aynı maddenin ikinci fıkrasında düzenlenen, hakkın kötüye kullanılması yasağı kuralının amacı, hâkime özel ve istisnai hâllerde (adalete uygun düşecek şekilde) hüküm verme olanağını sağlamaktadır. 25.01.1984 tarihli ve 3/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararında da ifade edildiği üzere, bir hakkın kullanılmasının açıkça adaletsizlik oluşturduğu, gerçek hakkın tanınması ve bireyin korunması için tüm hukukî yolların kapalı bulunduğu zorunluluk hâllerinde, TMK’nın 2. maddesi uygulama alanı bulur ve olağanüstü bir imkân sağlar; haksızlığı düzeltici, yasadaki kuralları tamamlayıcı fonksiyonunu yerine getirir. Bir başka anlatımla, Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen hakkın kötüye kullanılması yasağı kuralının amacı, hâkime özel ve istisnai hâllerde (adalete uygun düşecek şekilde) hüküm verme imkânını sağlamaktır. TMK’nın 2. maddesinin ikinci fıkrasındaki kuralla kanunun ve hakkın mutlaklığı ilkesine istisna getirilmiştir. Ancak, bu kuralın taliliği (ikincilliği) de gözetilerek, öncelikle her meseleye ona ilişkin kanun hükümleri tatbik edilmeli; uygulanan kanun hükümlerinin adalete aykırı olabileceği bazı istisnai durumlarda da maddedeki kural, haksızlığı tashih edici bir şekilde uygulanabilmelidir. Somut olayda davacı tarafın iddia ettiği davacı şirketin faaliyetini yürüttüğü tek taşınmazının genel kurul kararı olmaksızın devrinin geçersizliği iddiası, ileri sürülüş şekli itibariyle yukarıda açıklanan iyi niyet ve dürüstlük kuralları ile bağdaşmamakla birlikte anonim şirketinin faaliyetini gerçekleştirdiği taşınmazın devrinin genel kurul kararı ile yapılması gerektiğine yönelik TTK'da düzenleme bulunmaktadır. Olayda ise davacı şirketin tek ortağının ve tek yetkilisinin dava dışı ... olması, yapılan devir işleminde tek söz sahibi şirket ortağı ve yöneticisinin imzası ile tapuda resmi şekilde devir işleminin gerçekleştirildiği gözetildiğinde, davacı şirket için mevzuatla tanınan bu yetkinin keyfi olarak nitelendirilebilecek mutlak bir hak bahşetmeyeceği ve bu suretle hak talep edilmesini hukuk düzenin korumayacağının kabulü gerekmektedir. Bu doğrultuda davacı tarafın genel kurul kararı olmaksızın davacı şirketin taşınmazının devrine yönelik devir işleminin geçersizliğine yönelik talebinin hakkın kötüye kullanımı kapsamında olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu açıklamalar ışığında, haklı görülmeyen davanın reddine'' dair karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili tarafından verilen 05.09.2025 tarihli istinaf kanun yoluna başvuru dilekçesi ile özetle; -Davalının, bir dönem müvekkili şirkette %50 paya sahip ortaklarından olup müvekkili şirketin o dönem bir diğer ortağı olan ... ile aralarında samimi güven ilişkisinin mevcut olduğunu, davalının da ortak olduğu dönemde ... A.Ş.'den kullanılan kredilerin bir başka finansal kaynak üzerinden ödenmesi için ön ayak olan davalının, ... A.Ş. İle yaptırmış olduğu anlaşma ile dava konusu taşınmazı sat-kirala yöntemiyle leas ettiğini, karşılığında 8.000.000,00 EURO kredi kullanıldığını, zira bu hususu davalının, 22.06.2023 tarihli duruşmada aynen ikrar ettiğini, kredi kullanıldığı dönemde şirkette %50 ortak olan ve daha sonra resmi olarak ortaklıktan çıkmışsa da şirkete gelip gider ve şirketin finansal bilgileri her hafta düzenlice kendisine bildirildiğini, (Buna dair delillerin dosyada mevcut olduğunu)
-İlerleyen süreçte şirketin faiz yükünün de çok olması sebebiyle tarafların, dava konusu taşınmazın değerini 5-6 kat arttıracak bir proje ile değerlendirmek istediklerini, bu doğrultuda ... projesinin geliştirildiğini, ancak taşınmazın tapusunun ... A.Ş.'de olması sebebiyle öncelikle bu borcun kapanarak tapunun yeniden kendi uhdelerine geçirmelerinin gerektiğini, bu borcu ödeme ve projenin inşaatı için finansal gücü elinde bulunduran davalı ile müvekkilinin, dosyadaki delillere göre dilekçelerinde alıntıladıkları şekilde bir anlaşmaya vardıklarını, kısacası, fabrika olarak tek binadan oluşan yapıyı ve arsalarını, dükkanlardan oluşan bir yapıya dönüştürme edimini üstlenen davalının bu dükkanların satışı halinde faiziyle birlikte şimdiye kadar yaptığı tüm ödemeleri ve masrafları alacak, kalan dükkanlar ise yarı yarıya paylaşılacağını, nitekim, bu proje hakkında ... A.Ş. tarafından düzenlenen 10.01.2018 tarihli ekspertiz/değerleme eksper raporunda da görüleceği üzere; dava konusu taşınmazın mevcut değeri (41.780.000,00 TL) ile proje bitimi sonrası değerinin (216.200.000,00 TL) net 5 kat artacağı tespit edilmekle, her iki tarafın kazançlı çıkacağı bir anlaşma olduğunun ortada olduğunu, yani, hesap tarihindeki kur üzerinden yapılacak bir hesapla; 11.000.000,00 USD değerindeki taşınmazın, proje bitiminde 57.000.000,00 USD değere ulaştığını, davalının vekili olan mimar ... tarafından inşaat maliyeti için hazırlanan proforma faturada (bu faturanın ıslah dilekçelerinde yeni delil olarak sunulduğunu), projenin inşaat yapım maliyetinin 5.826.887,00 USD olduğunun belirtildiğini, bu kapsamda, davalının ... e ödediği para ile projenin inşaat maaliyeti toplamının en fazla 14.000.000,00 USD yaptığını, bu maliyetin davalıya verilmesiyle bakiye kalacak olan 43.000.000,00 USD'lik değere sahip dükkanların taraflarca yarı yarıya paylaşılacağını, netice itibariyle, müvekkili şirketin hiç bir borcu kalmayıp üzerine 22.000.000,00 USD değerinde dükkanları olacağını, davalının da sırf bu proje ile yaklaşık 22.000.000,00 USD para kazanacağını, (Bu rakamlar tamamen eksper raporu ekseninde örnek olarak ortaya çıktığını, anlaşmanın amacını somutlaştırmak adına ortaya koyulduğunu, gerçek piyasa koşullarında ortaya çıkacak farklı ihtimallere göre bu rakamların artı veya eksi bir kaç milyon dolar değişebileceğini) bu amaç ve plan dahilinde, ... borcu ödenerek dava konusu taşınmazın mülkiyetinin müvekkiline geçtiğini, akabinde tüm bu finansal yüke katlanan ve projenin müteahhidi olarak inşaat maliyetlerine de katlanacak olan davalıya, dava konusu taşınmaz avans olarak devredildiğini, dosyaya sunulu tüm delillerin de bu hususu ispatladığını, -Yerel mahkemenin, müvekkilinin basiretli olması gerektiğini ifade ederek müvekkilinin güvene dayalı iş yapmaması gerektiğini kısaca belirttiğini, oysa ki her davanın, somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmesinin gerektiğini, yani, davalının müvekkili şirketin ortağı olması, davalının bankalara müvekkili şirket adına karşılıksız bir çok kefaletler vermesi, taraflar arasında hiç bir sözleşme olmadan bir çok para alışverişinin olması gibi taraflar arasındaki güvene dayalı samimi ilişkiyi gösteren bir çok delili ve hayatın olağan akışı gerekleri ile taraflar arasında oluşmuş güvene dayalı ticari anlayışı göz ardı ederek; basiretli iş adamı gibi hareket etmediği gerekçesiyle müvekkilinin haksız bulunmasının hukuka aykırı olduğunu, zira, müvekkilinin alelade bir kişiye güvenip de taşınmazını devretmediğini, taraflar arasındaki geçmişten bu yana yaratılan haklı güven ilişkisi sebebiyle bu devrin amacını gösterir yazılı bir sözleşme yapmadığını, yerel mahkemenin, müvekkilinin aleyhine olan hususlarda basiretli tacir gibi müvekkili hareket etmemekle nitelerken; bir çok şirket ve işletmenin sahibi olması suretiyle tacir olan davalıyı, TTK'nun 408.maddesi uyarınca Genel Kurul kararı olmadan batıl bir satış sözleşmesi ile taşınmazı devralmış olmasını normal karşıladığını, ancak müvekkilinin taşınmazı satma, devretme niyetiyle değil inşaat amaçlı devri sebebiyle Genel Kurul kararı almamasını dürüst tüccar olarak nitelemek gerektiğini, yine, (2) numaralı madde açıkladıkları anlaşma uyarınca taşınmazın avans olarak devredilmiş olduğu ticari olarak her iki taraf için de hayatın olağan akışı gereği mantıklı olan seçenek iken; müvekkili şirketin davalının ortaklığında kullanılan ve taksitler halinde ödeyebileceği kredi borcu olan 8.000.000,00 Euro karşılığında yaklaşık 11.000.000,00 Euro değerindeki ve tek malvarlığı olan taşınmazını davalıya devredip hala milyonlarca borçlu kaldığının mahkemece kabul edildiğini, -Müvekkili şirketin tek malvarlığının dava konusu taşınmaz olduğunu, dava konusu fabrikanın aynı zamanda, müvekkilinin üretim yaparak ticari faaliyetini sürdürmesi için önemli olduğunu, yani, müvekkili şirketin ... e olan borcunu ödeme uğruna dava konusu taşınmazdan vazgeçme gibi bir ihtimalinin bulunmadığı gibi, davalı iddiasına göre sadece mevcut borcunu azaltmak için dava konusu taşınmazdan vazgeçme ihtimalinin hiç bulunmadığını, zira, fabrikası olmadığı için para kazanamayacak ve ticari faaliyeti sona erecek olan müvekkilinin, madem amaç borcunu ödemek ise kalan borcunu nasıl ödeyeceğini anlamadıklarını, yerel mahkemenin, basiretli tacir hükümlerine ihtiyaç duymadan; ortalama zekaya sahip bir kimsenin böyle bir anlaşma yapmış olamayacağını düşünmesinin gerektiğini, -Müvekkili şirketin, bir zamanlar davalının da ortağı olduğu, davalının ortaklıktan ayrılmasından sonra ise tek ortaklı yapıya bürünen bir Anonim Şirket olduğunu, dava konusu taşınmazın ise, müvekkili şirketin ticari faaliyetini sürdürdüğü en önemli miktarda şirketin mal varlığı olduğunu, TTK'nun 408/2-f maddesinde, önemli miktarda şirket varlığının toptan satışının, genel kurulun devredilemez görev ve yetkilerden olduğunun düzenlendiğini, yine TTK'nun 408/3.maddesinde, "Tek pay sahipli anonim şirketlerde bu pay sahibi genel kurulun tüm yetkilerine sahiptir. Tek pay sahibinin genel kurul sıfatıyla alacağı kararların geçerlilik kazanabilmeleri için yazılı olmaları şarttır." denmek suretiyle, tek pay sahipli anonim şirketlerinin de bu hususta genel kurul sıfatıyla "yazılı şekilde" karar alması gerektiğinin açıkça düzenlendiğini, Kanunun 408.maddesi, emredici nitelikte bir kanun hükmü olup yasa koyucu tarafından hakime herhangi bir taktir alanı bırakılmadığını, kendilerinin bu yöndeki iddiasını iyi niyet ve dürüstlük kurallarıyla bağdaşmadığını düşünen yerel mahkemece davanın reddine karar vermişse de iş bu gerekçenin usul ve yasaya aykırı olduğunu, buna dair tüm açıklamalarının mahkeme dosyasına sunulan dilekçelerde ayrıntılı olarak anlatıldığını, yerel mahkemenin somut olay özelinde yok hükmünde sayılan bir hukuki işlem hakkında TMK'nun 2.maddesi kapsamında bir değerlendirme hakkı veya taktir yetkisi bulunmadığı gibi, bu değerlendirmeyi şirketin tek ortaklı oluşu üzerinden yapmasının da ayrıca hukuka aykırı olduğunu, -Kaldı ki, kanun koyucunun TTK'nun 408/3.maddesinde bu durumu özel olarak düzenlenmek suretiyle mahkeme hakimine hiç bir taktir alanı bırakmadığını, söz konusu maddede; tek pay sahipli anonim şirketlerde bu pay sahibinin genel kurulun tüm yetkilerine sahip olduğu ifade edilmişse de, maddenin devamında; tek pay sahibinin de "genel kurul sıfatıyla" taşınmaz/taşınmazların satışı hakkında bir karar alması ve bu kararın da geçerli olması için "yazılı" olmasının şart olacağını emredici şekilde belirtildiğini, -Yerel mahkeme kararında, " ..Dosya içeriğine göre taraflar arasında inanç işlemi olduğuna dair bir delil bulunmadığı gibi taraflar arasında arsa payı karşılığı inşaat sözleşme ilişkisinin de bulunmadığı tespit edilmiş olmakla, sözleşmenin kurulmuş olduğunu ispat külfeti davacı üzerindedir. Davacı taraf bu ispat külfetini ancak yazılı delillerle ispatlayabileceğinden ispatlanamayan davanın reddine karar verilmesi gerekmiştir." denilmek suretiyle yazılı delil eksikliğinden iddialarının ispatlanamadığı kabul edilmişken, bir önceki paragrafta yer alan gerekçesinde ise; " İnanç sözleşmesi, 05/02/1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak, yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır. Böyle bir belgenin yokluğu sebebi ile inançlı işlem iddiası kanıtlanamıyorsa, yazılı delil başlangıcı niteliğindeki bir olgunun varlığı halinde buna itibar edilmesi gerekeceği tartışmasızdır." ifade edilerek, yerel mahkemenin somut olayda delil başlangıcı dahi bulunmadığını kanaat ettiğini, yerel mahkeme kararının bu noktada hatalı olduğunu, zira, taraflar arasında bu konuya dair hem yazılı sözleşme hem de delil başlangıcı vasfında olup da tanıkla desteklenen bir çok delil sunulduğunu, fakat, yerel mahkemece bu delillere neden itibar edilmediğinin açıklanamadığını, -Dava konusu taşınmazın, dava tarihine kadar olan tüm vergi ve harçlarının (dekontları dosyada mübrez) müvekkilince ödenmiş olmasının da ayrıca taraflar arasında gerçek bir satış iradesinin bulunmadığını gösterdiğini, yerel mahkemenin nedendir itibar etmediği anlaşılamayan tüm bu delillere göre iddialarının ispatlı olup, delillerin gösterdiği somut vakıanın aksi ise yerel mahkemece tatmin edici düzeyde izah edilemediğini, -Tanık ... 'nın mahkemeye getirilememesi ve bu tanığın dinlenilmesinden mahkemece vazgeçilmesinin açıkça hukuka aykırı olduğunu, zira, tanıklarının bizzat davalının vekili olup hemen hemen her şeye şahit olduklarını, davaya konu taşınmazın davalıya avans olarak verildiğine, bu taşınmazı avans niteliğinde verilme anlaşmasına uygun biçimde, davalıdan taşınmazın devir işleminin yapıldığı tarihi taşıyan vekaletname ile bağımsız bölümlere çeviren ve bu konuda çok fazla bilgiye sahip olan tanık ... 'yı mahkeme dinlemek üzere çağırdığını ve fakat bunda başarılı olamadığını, 20.03.2024 tarihli dilekçelerinde de açıkça belirttikleri üzere, tanığın dinlenmesinden vazgeçilmesi hususunda açık bir ifadeleri olmadan hakimin HMK'nun 241.maddedeki ayrık hüküm dışındaki vazgeçmesi kararını hukuksuz kılacağını ve bu sebeple de kararın kaldırılmasının gerektiğini, -Yerel mahkemenin, " taraflar arasında yapıldığı iddia edilen sözleşme arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi olduğundan resmi şekilde düzenlenmesi gerekmektedir. Dava dosyasına resmi şekilde düzenlenmiş bir sözleşme davacı tarafından ibraz edilemediğinden taraflar arasında geçerli bir arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin bulunduğundan bahsedilemeyecektir." şeklindeki gerekçesinin, maddi gerçeklikten uzak, aşırı şekilci ve dar bir gerekçe olduğunu, eser sözleşmesinin bir türü olan arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinde iki sözleşme iç içe olup; biri hiçbir şekle bağlı olmayan inşaat sözleşmesi, diğerinin ise resmi biçimde yapılması gereken mülkiyeti nakil vaadi borcu doğuran sözleşme olduğunu, yani, sözleşmenin resmi şekilde yapılması gerekliliği, mülkiyeti nakil borcundan kaynaklandığını, ancak, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 30.09.1988 tarih, 1987/2 E. 1988/2 K. sayılı içtihadı temelinde Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca alınan bir çok kararda ve güncel olarak YİBBGK 16.05.2025 tarihli 2024/1 E., 2025/2 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında buna dair şekil şartının istisnalarının açıkça ifade edildiğini, sözleşmeyle yükleniciye bedel olarak verilmesi kararlaştırılan taşınmazın devrine ilişkin, taşınmazın tapuda yükleniciye devredilmesi halinde, başlangıçta geçersiz olan sözleşmenin geçerli hale geleceğinin açıkça belirtildiğini, Görüleceği üzere, davalıya bedel olarak verilmesi kararlaştırılan dava konusu taşınmazın tapuda devredilerek, başlangıçta geçersiz olan sözleşme artık geçerli hale geldiğini, zira, karma sözleşmenin resmi koşul öngören mülkiyetinin nakil vaadi artık gerçekleştiğini, bu anlamda karma sözleşmenin diğer tarafı olan eser sözleşmesinin ise, hiç bir şekil koşuluna bağlı olmadan her türlü delille ispat edilebileceğinden mahkemece; sunulan her türlü delil incelenerek taraflar arasında bir inşaat yapım anlaşmasının var olup olmadığını tespit etmesinin gerektiğini, bu sebeple, yerel mahkemenin Yargıtay'ın kabul görmüş içtihatlarına aykırı iş bu gerekçesinin, aşırı şekilci ve maddi gerçeklikten öte şekli gerçekliği öne çıkarmasıyla açıkça hukuka aykırı olup kararın kaldırılmasının gerektiğini, Yukarıda açıklanan ve resen taktir edilecek kamu düzenine aykırılık gerekçeleriyle, Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2025/269 E. ve 2025/44 K. sayılı kararı, usul ve esas yönünden açıkça hukuka aykırı olduğundan yapılacak istinaf incelemesi neticesinde kararın kaldırılarak, davanın kabulüne, istinaf vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesi istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. DELİLLER, DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; HMK.nın 355. maddesindeki düzenleme uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı yönü gözetilerek yapılan inceleme sonucunda, Dava, davacı tarafından davalıya devredilen taşınmazın tapusunun iptali ve davacı adına tescili istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesi tarafından davanın reddine karar verildiği, verilen kararın davacı vekili tarafından istinaf edildiği görülmüştür. Davacı şirket vekili dava dilekçesinde, davacı şirketin tek ortağı ve yöneticisi olan ... ile davalının geçmişten gelen yakın ilişkilerinin bulunduğunu, davalının davacı şirkete ortak olduğunu ancak daha sonra ortaklıktan ayrıldığını, davacı şirketin kök tapu olan İzmir İli ... İlçesi ... Mahallesi ... ada ... parselde bulunan fabrika binası vasıflı taşınmazda "... " projesi yapmak istediğini, davalının da projenin yüklenicisi olmayı teklif etmesi üzerine tarafların bu projeyi birlikte yapma hususunda karar aldıklarını, tarafların aralarındaki güven ilişkisi nedeniyle bu projenin kapsamı hakkında yazılı sözleşme akdetmediklerini, davalının gönderdiği 09.10.2017 tarihli e-mail ekinde gönderilen "Protokol ve İş Planı" başlıklı belgede yapılacak olan "... " projesinin esaslarının kısmen açıklandığını, tarafların "Protokol ve İş Planı" başlıklı belgedeki ilk madde olan davacının ... 'e olan borcunun davalı tarafça ödendiği ve sözkonusu taşınmazın aynı gün 25.10.2017 tarihinde davalıya avans olarak devredildiğini, aynı gün davalı tarafça fabrika tapusunun cins değişikliği (dükkan tapularına dönüşüm ve kat mülkiyeti kurulması için) yapılması için ... 'ya vekaletname verildiğini, davalının 04.01.2018 tarihinde söz konusu taşınmaz için ... A.Ş tarafından düzenlenecek değerleme raporunun davacı şirket için yapılmasına muvafakat ettiğini, bu aşamadan sonra davalının yüklenici olarak projenin yapılmasına yönelik asli yükümlülüklerini yerine getirmediğini, döviz kurlarının artmasıyla projeden vazgeçen ve asli edimlerini yerine getirmeyen davalının avans olarak kendisine devredilen sözkonusu taşınmazı ... 'e ödemiş olduğu paraların kendisine ödenmeden iade etmeyeceğini beyan etmesi üzerine, davacının kredi arayışına girdiğini ve ... Bankası Genel Müdür Yardımcısı ... huzurunda 08.10.2019 tarihli protokolün imzalandığını, ancak davalının bu protokol hükümlerini yerine getirmediğini, gelinen aşamada ... projesinde davacı şirketin taşınmazını ortaya koyarak davalı tarafça da masrafları yapılmak suretiyle hayata geçirileceği ve kar elde edileceği inancıyla davalıya avans olarak devredilen taşınmazın davalının edimlerini kötü niyetli şekilde yerine getirilmemesi sebebiyle taşınmazın satış ve devrinin hukuki sebepten yoksun hale geldiğini ve yapılan tescilin yolsuz hale geldiğini, davalıya yapılan satış işleminin gerçek bir satış olmadığından dava konusu taşınmazın davalı adına olan kaydının iptali ile davacı adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili cevaba cevap dilekçesinde, dava dilekçesindeki iddialarına ek olarak davaya konu taşınmazın davacının tek taşınmazı olduğunu, TTK'nin 408/2-f maddesine göre önemli miktarda şirket varlığının toptan satışının şirket genel kurulunun yetkisinde olan bir işlem olduğunu, ancak genel kurul kararı olmadan satış yapıldığını, gerçek bir satış olsaydı dahi bunun geçerli olmadığını belirterek dava konusu taşınmazın davalı adına olan kaydının iptali ile davacı adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili ise, dava konusu taşınmazın davacıya 8.000.000,00 Euro ödenerek tapuda yapılan satış işlemi ile devralındığını, tapuda satış işleminin gerçekleştirildiği gün davacıyla 25.10.2017 tarihli protokolün yapıldığını, söz konusu protokole göre davacının taşınmazı 30.07.2018 tarihinde tahliye edeceğini kabul ettiğini, davacının 30.07.2018 tarihinde taşınmazı tahliye etmemesi üzerine davacı aleyhine haksız kullanım bedellerinin tahsili için takip başlatıldığı ayrıca müdahalenin meni davasının açılması üzerine davacı tarafça iş bu davanın açıldığını, taraflar arasında kat karşılığı inşaat sözleşmesinin olmadığını ve uyuşmazlık konusu taşınmazın "avans" olarak devredilmediğini belirterek haksız davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. 6098 Sayılı TBK.'nın 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmelerinin özel bir türü olan kat karşılığı inşaat sözleşmeleri karşılıklı edimleri içeren bir sözleşme olup, bu sözleşmelerde arsa sahibi; inşaat yapılacak arsayı hazır durumda yükleniciye teslim etmek ve inşaat yapıldıktan sonra da yüklenicinin hak ettiği bağımsız bölümlerin devrini sağlamak, yüklenici ise; arsa üzerinde bilime, fenne ve imara uygun bir şekilde binayı yaparak arsa sahibine teslim etmek borç ve yükümlülükleri altındadır. Diğer taraftan bu sözleşmeler karma nitelikli sözleşmeler olup, inşaat yapılması ile ilgili eser ve tapu devri ile ilgili satış sözleşmelerini içermeleri nedeniyle, tapu devri tapu memuru önünde resmi şekilde yapılmak zorunda olduğundan, kat karşılığı inşaat sözleşmelerinin de kural olarak resmi şekil zorunluluğu bulunmaktadır. Buna göre; noterde resmi olarak yapılmayan bu sözleşmeler kural olarak geçersizdir. Ancak; resmi olarak yapılmasa bile, sözleşmedeki edimlerin ağırlıklı bir şekilde yerine getirildiği, özellikle tapu devrinin yapıldığı durumlarda, yerleşik yargı kararları gereğince sözleşmenin geçersizliğini ileri sürmek TMK.'nın 2. Maddesindeki dürüstlük kuralına uygun olmayıp hakkın kötüye kullanılması niteliğindedir. Bu tür durumlarda istisnaen adi yazılı sözleşme geçerli hale gelir. Diğer taraftan; kural olarak resmi şekil zorunluluğu bulunan kat karşılığı inşaat sözleşmelerinin hükümlerini değiştiren ek sözleşmelerin de resmi olarak yapılması yine kural olarak zorunludur. Ancak, yine kuralın istisnası olarak; resmi yapılan bir kat karşılığı inşaat sözleşmesinin hükümlerini değiştiren adi yazılı bir ek sözleşme kural olarak geçersiz olsa da, bu sözleşme hükümlerine uygun olarak taraflar arasında birtakım resmi işlemler yerine getirildiği takdirde bu sözleşmeler de geçerli hale gelebilecektir. (Benzer yönde Yargıtay 15.HD'nin 2019/396 E. 2019/4314 K. Sayılı ilamı.) Somut olayda davacı şirketin banka kredi borçlarını ödeyememesi üzerine adına kayıtlı dava konusu taşınmazı borçlarının ödenmesi karşılığında dava dışı ... şirketine devrettiği, davacı şirketin bir dönem ortağı da olan davalının davacı şirketin borçları için kefil olduğu, davacı şirket için 14.915.000,00 Euro bankalara kefaletinin bulunduğu,13/07/2016 tarihinde davalının paylarını davacı şirketin tek ortağı ve yetkilisi olan dava dışı ... 'na devrettiği; dava konusu taşınmazın dava dışı ... şirketinden geri alınmasına yönelik olarak davalı tarafından davacı şirkete 8.000.000,00 Euro ödenmesi ile davacı şirketin dava dışı ... 'te bulunan dava konusu taşınmazını geri alarak davalı adına 25/10/2017 tarihinde tapuda devredildiği, taraflar arasında tapu devrinin yapıldığı 25/10/2017 tarihinde aynı zamanda davacı şirketin taşınmazı 30/07/2018 tarihinde tahliye edeceğine dair protokol yapıldığı; davacı şirket tarafından taşınmazın tahliye edilmemesi üzerine Menemen 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2022/16 Esas sayılı dosyasında davalı tarafça müdahalenin meni davası açıldığı, açılan davada da iş bu eldeki dava sonucunun bekletici mesele yapıldığı anlaşılmıştır. Davacı şirket, sözkonusu taşınmazın devrinin avans niteliğinde davalıya devredildiğini, davalının sözkonusu taşınmazda "... " projesinin yüklenicisi olmayı teklif ettiğini, tarafların aralarındaki güven ilişkisi nedeniyle bu projenin kapsamı hakkında yazılı sözleşme akdetmediklerini, ancak artan inşaat maliyetleri ve döviz kuru sebebiyle vazgeçilen iş nedeniyle davalının hukuki sebebi ortadan kalkan taşınmazı iade etmesi gerektiğini; yine davacı şirketin genel kurul kararı almadan faaliyetini yürüttüğü tek taşınmazını devretmesinin mümkün olmayacağını belirterek dava konusu taşınmazın davacı şirkete iade edilmesi gerektiğini iddia etmiş ise de; Taraflar arasında noterde resmi olarak yapılmış arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi bulunmadığı gibi sözleşmedeki edimlerin ağırlıklı bir şekilde yerine getirilmesi veya bu amaçla tapu devrinin de yapılmadığı anlaşılmıştır. Taraflar arasında "inanç sözleşmesi" yapıldığına dair delil de bulunmadığı; inanç sözleşmenin kurulmuş olduğunu ispat külfeti üzerinde olan davacının iddiasını yazılı delillerle ispatlaması gerektiği; somut olayda HMK’nın 202. maddesindeki delil başlangıcı bulunmaması ve 203. maddesindeki tanıkla ispatı mümkün olan hallerin varlığının da kanıtlanmaması, Yargıtay 11.HD'nin 2023/4960 Esas ve 2024/7046 Karar, Yargıtay 11.HD'nin 2022/195 Esas ve 2023/3715Karar sayılı emsal kararlarında belirtildiği üzere, HMK'nın 355/1 maddesine göre istinaf incelemesinin istinaf sebepleriyle sınırlı olarak yapılabileceği, davacı tarafın istinaf sebebi olarak yemin hakkının hatırlatılmamasına dayanmadığı, mahkemece yemin deliline dayanan davacıya yemin delilinin hatırlatılmamış olmasının kamu düzenine aykırılık da teşkil etmediğinden Mahkemenin davacının inanç sözleşmesinin varlığını kesin ve yasal delillerle ispatlayamadığına yönelik kabulünde usule ve yasaya aykırılık bulunmamaktadır. Davacı şirketin borçları nedeniyle dava konusu tek taşınmazını dava dışı ... şirketine rehin hakkı kapsamında vermesi, sözkonusu taşınmazın rehin bedelinin davalı tarafından dava dışı ... firmasına ödenmesi, davacı tarafın borçlarına karşılık olarak bu taşınmazın davalıya devredilmesi, davalı tarafından ödenen bedellerin belirlenen dava konusu taşınmaz bedelini karşılar mahiyette olması; tapuda yapılan devirden sonra aynı gün taraflar arasında 25/10/2017 tarihli protokolle davacının taşınmazı 30/07/2018 tarihinde tahliye edeceğini kabul etmesi; davacı şirketin tek ortağının ve tek yetkilisinin dava dışı ... olması, yapılan devir işleminde tek söz sahibi şirket ortağı ve yöneticisinin imzası ile tapuda resmi şekilde devir işleminin gerçekleştirilmesi karşısında TTK'nın 408/2-f maddesi uyarınca davacı şirkete ait tek taşınmazının genel kurul kararı olmaksızın devredilmesi nedeniyle geçersiz olduğu iddiasının TMK'nın 2.maddesi uyarınca dürüstlük kuralına uygun olmayıp hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olacağına yönelik Mahkemenin kabulünde usule ve yasaya aykırılık bulunmamaktadır.
Dosya kapsamı, mahkeme gerekçesi ve yapılan değerlendirmeye göre; mahkemece verilen karar usul ve yasaya uygun olup, davacı vekilinin istinaf kanun yoluna başvurusunun HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiş olup aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 02.07.2025 tarih ve 2025/269 Esas, 2025/445 Karar sayılı kararı, usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan, davacı vekilinin istinaf kanun yoluna başvurusunun, 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine karar verilmiş olması nedeniyle, alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından davacı tarafından peşin yatırılan 615,40 TL'nin mahsubu ile kalan 116,60 TL'nin davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, 3-Davacı tarafından yatırılan 1.683,10 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile yapılan istinaf kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Kararın, Dairemizce taraflara tebliğine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 361/(1) maddesi uyarınca kararın taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere 08.01.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.