Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2022/430 E. 2026/1177 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2022/430
- Karar No
- 2026/1177
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
45. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/430
KARAR NO : 2026/1177
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 23/12/2020
NUMARASI : 2018/113 Esas - 2020/638 Karar
DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 30/09/2026
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353 ncü maddesi uyarınca dosya incelendi,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında 03/09/2013 tarihinde düzenlenen kira sözleşmesi uyarınca kiralanacak reklam yerlerinde ürünlerinin görsellerinin asılacağı ve davalı tarafında bu hizmet karşılığı davacı şirkete bedel ödemesinin hüküm altına alındığı, davacı şirket tarafından sözleşme gereklerinin yerine getirildiği ancak davalı tarafından bedellerin ödenmediği ,alacağın tahsili yönünde İstanbul 23 İcra Müdürlüğünün ... es sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davalının itirazı üzerine takibin durduğunu davalının haksız ve yasal dayanaktan yoksun itirazlarının iptaline, takibin devamı ile davalının %20'den az olmamak kaydı ile icra inkar tazminatına mahkumiyetine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin de davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusu sözleşme altındaki imzanın müvekkiline ait olmadığını, ayrıca davanın yetkisiz ve görevsiz mahkemede açılmış olduğunu, öncelikle yetki ve görev yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiğini aksi takdirde haksız ve yasal dayanaktan yoksun davanın esastan reddi ile davacı tarafın %20 den az olmamak kaydı ile kötü niyet tazminatına mahkumiyetine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...Somut olayda, davalı tarafça, davacının alacağın kaynağı olarak gösterdiği kira sözleşmesinin davalı adına yetkisiz kişi tarafından imzalandığı savunulmuş olup, davacı taraf, sözleşmeyi imzalayanın davalı şirketin temsilcisi olduğuna dair herhangi bir belge sunulamadığı gibi, yapılan imza incelemesinde de sözleşmedeki imzanın, sicil kayıtlarına göre sözleşmenin imzalandığı tarihte yetkili olan ...'ya ait olmadığı bilirkişi raporu ile belirlenmiş, yetkili temsilci tarafından imzalanmayan sözleşmenin davalı şirket tarafından açıkça ya da taraflar arasında oluşan bir teamül ile örtülü olarak benimsendiği de ispatlanamamıştır. Tacir olan davacının, davalı şirketin yetkili olmayan şahsın imzası ile temsil edilemeyeceğini bilmesi gerektiği açıktır. Yine TTK.nın 372.maddesine göre, şirket kaşesiyle birlikte atılan imzanın şirketi sorumlu kılabilmesi için imzanın şirketi borç altına sokmaya yetkili kişiler tarafından atılması gereklidir. Ayrıca davalı defterlerine ilişkin talimat Mahkemesince alınan raporda, takibe dayanak olan davacının davalı adına düzenlediği faturanın ve bakiyesinin davalı muhasebe kayıtlarında yer almadığı ve Davacı defterlerine ilişkin Mahkememizce alınan raporda, faturanın davalıya teslim/tebliğ edildiğine dair fatura üzerinde bir ibare bulunmadığına dair tespiti hususları göz önüne alındığında; davalının sözleşmeden ve bu sözleşme nedeniyle düzenlenen faturadan haberdar olduğu dahi ispatlanamamıştır. Bu nedenle davanın reddine " karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili süresi içerisinde sunduğu istinaf dilekçesinde; Yerel mahkemenin dosyaya sunulan delilleri (faturalar, ihtarnameler, bilirkişi raporları) yeterince incelemeden ve itirazları dikkate almadan hüküm kurduğunu, gerekçe kısmının çok kısa olduğu ve olayların gerçek akışını yansıtmadığını, sözleşmedeki imzanın yetkili birine ait olmadığı gerekçesiyle davanın reddedildiği ancak karşı tarafın bu hizmetten yararlanarak ticari ilişkiyi zımnen kabul ettiği ve dürüstlük kuralına aykırı davrandığını, 10.10.2019 tarihli bilirkişi raporunda, müvekkili şirketin davalıya 11.8000,00 TL tutarında hizmet/ mal satışı yaptığı ve bu miktarla alacaklı olduğunun tespit edildiği, faturanın iadesi hususunun ise göz önünde bulundurulmadığını, davalı yanın Karşıyaka 2. Noterliği'nin 11.11.2013 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesinde, taraflar arasındaki sözleşmeyi kabul ettiğini ancak aracı firma durumunda iken (yani taraflar arasında geçerli bir sözleşme olduğunu kabul etmiş iken) müvekkil şirketin davalı şirketi aradan çıkartarak ... isimli firma ile anlaştığını iddia ettiğini, tüm ihtarnamelerin dosyada mevcut olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE
HMK'nın 355. ve 357. maddeleri gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususları da gözetilerek yapılan inceleme neticesinde;
Dava, faturaya dayalı alacağın tahsili amacıyla başlatılan ilamsız icra takibine yapılan itirazın iptali ve icra inkâr tazminatı istemine ilişkindir.
Dosya kapsamına göre, davacı yan, belirlenen ürün ve markaların reklam panolarında sergilenmesi için reklam yeri kiralanmasına ilişkin "Kira Sözleşmesi" imzalandığını, davacının reklam görsellerini asarak edimini ifa ettiğini, bedelin ödenmediğini ileri sürerek İstanbul 23. İcra Müdürlüğünün ... E. sayılı dosyasıyla 04/09/2013 tarihli, 11.800,00 TL bedelli fatura ve cari hesap ekstresine dayanılarak ilamsız takip başlattığı, itiraz üzerine eldeki davanın açıldığı, davalı yanın sözleşmedeki davalı şirket yetkilisine atfen atılı bulunan imzayı inkar ettiği, mahkemece yaptırılan imza incelemesi sonucu imzanın davalı şirket yetkilisine ait olmadığının belirlendiği, ayrıca faturanın davalıya teslim/tebliğ edildiğine dair fatura üzerinde bir ibare bulunmadığı gibi davalının sözleşmeden ve bu sözleşme nedeniyle düzenlenen faturadan haberdar olduğu dahi ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Davalı, taraflar arasında hukuki ilişki bulunduğunu inkâr ettiğinden, sözleşme ilişkisinin davalı ile kurulduğunu ispat yükü davacıdadır (TMK m.6, HMK m.190). İstanbul 10. Sulh Hukuk Mahkemesince alınan 20/04/2016 tarihli bilirkişi raporunda, 03/09/2013 tarihli sözleşmede davalı adına atılı imzanın sözleşme tarihinde davalı şirketi temsile yetkili müdür ...'nın eli ürünü olmadığı belirlenmiştir. Bu durumda uyuşmazlığın çözümü; sözleşmeyi davalı adına imzalayan kişinin davalıyı temsil yetkisinin bulunup bulunmadığı, davalının işleme sonradan açık veya örtülü olarak icazet verip vermediği ve sözleşme konusu hizmetin davalı hesabına ifa edilip edilmediği hususlarının, dosyadaki ve toplanması gereken tüm delillerle birlikte değerlendirilmesine bağlıdır.
Dosya kapsamındaki Karşıyaka 2. Noterliğinin 23/10/2013 tarih ve ... yevmiye sayılı ihtarnamesinde davalı vekili, "Müvekkile 21.10.2013 günü tebliğ edilmiş olan ... numaralı, 04.09.2013 tarihli ve 11.800-TL. bedelli fatura münderecatına tümü ile itiraz ediyoruz." beyanıyla faturayı iade etmiştir. Davalı, Karşıyaka 2. Noterliği'nin 11/11/2013 tarih ve ... yevmiye sayılı ihtarnamesi ile de faturayı ikinci kez iade etmiş; davalı vekili ilk derece mahkemesine sunduğu 06/06/2018 ve 08/11/2019 tarihli dilekçelerinde faturaya bu ihtarnamelerle itiraz edildiğini beyan etmiştir. Bu durumda faturanın davalıya tebliğ edildiği ve davalının faturadan haberdar olduğu davalının kendi beyanlarıyla sabittir. İlk derece mahkemesinin, fatura üzerinde tebliğe ilişkin ibare bulunmaması ve faturanın davalı defterlerinde kayıtlı olmamasından hareketle "davalının sözleşmeden ve bu sözleşme nedeniyle düzenlenen faturadan haberdar olduğu dahi ispatlanamamıştır" şeklindeki kabulü dosya kapsamına uygun düşmemiş, bu yöndeki gerekçe yerinde görülmemiştir. Faturaya süresinde itiraz edilmiş olmakla, TTK m.21/2 uyarınca fatura içeriğine ilişkin ispat yükünün davacıda kaldığı hususu tartışmasızdır.
Davalı vekilinin Karşıyaka 2. Noterliğinin 11/11/2013 tarih ve ... yevmiye sayılı ihtarnamesinde; "Müvekkil firma, ihtarnamenizde ileri sürdüğünüz işte aracı firma durumunda iken şirketiniz tarafından aradan çıkarılarak asıl muhatap ... isimli firma ile anlaşmıştır. Bu sebeple, daha önce de ifade ettiğimiz üzere iddia ettiğiniz hususların muhatabı müvekkil şirket değil ... isimli firmadır." denilmekle, davacının talep ettiği iş kapsamında davacı ile ilişki içinde bulunduğunu kabul etmiş, ancak sonradan aradan çıkarıldığını ileri sürerek borcu reddetmiştir.
6100 sayılı HMK'nın 202. maddesinde; "(1) Senetle ispatı zorunlu olan hâllerde, delil başlangıcı bulunursa, tanık dinlenebilir. (2) Delil başlangıcı, iddia konusu hukuki işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte, söz konusu hukuki işlemi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen taraf veya temsilcisi tarafından verilmiş ya da gönderilmiş belgedir." hükmü yer almaktadır. Davalı vekili tarafından keşide edilen ve davalının dava konusu işle ilişkisini kabul eden 11/11/2013 tarihli ihtarname, iddia olunan hukuki ilişkiyi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen taraf adına gönderilmiş yazılı belge niteliğinde olup HMK m.202 anlamında delil başlangıcı niteliğindedir. Delil başlangıcı bulunduğundan, işlem tarihindeki senetle ispat sınırını aşan uyuşmazlıkta tarafların tanık delillerine başvurulması mümkündür. Davacı vekili dava dilekçesinde tanık deliline dayanmış, 11/09/2019 tarihli celsede davalının inkâr ettiği anlaşma ve ticari ilişki ile edimlerin ifası konusunda tanık dinletmek istemiş; ilk derece mahkemesince bu talep "bu aşamada" yerinde görülmeyerek reddedilmiş, sonraki aşamada tanık delili hakkında herhangi bir değerlendirme yapılmamıştır.
Öte yandan davacı vekili dava dilekçesinde yemin deliline de dayanmış, davalı vekili de aşamalardaki dilekçelerinde davacıya yemin teklif hakkının hatırlatılmasını talep etmiştir. Yemin deliline dayanan tarafa, iddiasını diğer delillerle ispat edemediğinin anlaşılması hâlinde yemin teklif etme hakkı hatırlatılması gerektiği halde ilk derece mahkemesince yemin teklif hakkı hatırlatılmadan davanın reddine karar verildiği görülmüştür.
Davacı tarafça aynı alacak için dava dışı ... .... Ltd. Şti. aleyhine İzmir 5. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2016/926 Esas sayılı dosyası ile dava açıldığı; anılan mahkemenin 23/08/2016 tarihli yazısıyla İstanbul 10. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2014/838 Esas sayılı dosyasını celp ettiği, davacı vekilinin 27/09/2016 tarihli celsede birleştirme talebinin sonucunun beklenmesini, davalı vekilinin ise 06/06/2018 ve 08/11/2019 tarihli dilekçelerinde anılan dosyanın celbini talep ettiği anlaşılmaktadır. Davalı vekili anılan dilekçelerinde, aynı alacak için iki ayrı dava açıldığını, davacının iddia ettiği alacağın asıl muhatabının dava dışı ... Ltd. Şti. olduğunu ve davacının zaten bu şirkete karşı dava açtığını ileri sürmüştür. Davalının, aynı alacak için mükerrer dava açıldığına ilişkin bu savunması ilk derece mahkemesince değerlendirilmemiştir. Oysa aynı alacağa ilişkin İzmir 5. Sulh Hukuk Mahkemesi dosyasının konusu, tarafları, dayandığı sözleşme ve fatura, varsa verilen kararın içeriği ve kesinleşip kesinleşmediği ile alacağın o dosya kapsamında tahsil edilip edilmediği; alacağın borçlusunun tespiti, mükerrer hüküm ve mükerrer tahsil tehlikesi, davalar arasında bağlantı bulunup bulunmadığı (HMK m.166) ve varsa kesin hükmün etkisi bakımından uyuşmazlığın çözümünde etkili nitelikte olduğu hâlde, dosya getirtilmemiş ve akıbeti araştırılmamıştır.
Hal böyle olunca, ilk derece mahkemesince; İzmir 5. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2016/926 Esas sayılı dosyasının akıbetinin araştırılarak celbi, bu dosya kapsamı dikkate alınarak davalının aynı alacak için mükerrer dava açıldığı yönündeki savunmasının değerlendirilmesi, davalının 11/11/2013 tarihli ihtarnamesinin yazılı delil başlangıcı kabul edilerek tarafların bildirecekleri tanıkların usulüne uygun şekilde dinlenmesi, toplanan delillerin iddianın ispatına elverişli görülmemesi hâlinde yemin deliline dayanan davacı tarafa yemin teklif etme hakkının hatırlatılması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, uyuşmazlığın çözümünde etkili olacak nitelikteki bu delillerin hiç toplanmaması ve değerlendirilmemesi suretiyle eksik inceleme ile hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne; esasa yönelik diğer istinaf sebepleri bu aşamada incelenmeksizin, kararın açıklanan gerekçeler doğrultusunda kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için 6100 sayılı HMK'nın 353/1.a.6 maddesi gereğince dosyanın mahkemesine iadesine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/113 Esas - 2020/638 Karar sayılı 23/12/2020 tarihli kararının 6100 sayılı HMK'nun 353/1.a.6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,
2-Dosyanın, Dairemiz kararına uygun şekilde yargılama yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere mahal mahkemesine İADESİNE,
3-Davacı tarafça yatırılan istinaf başvurma harcının Hazine'ye gelir kaydına,
4-Davacı tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde ilk derece mahkemesince iadesine,
5-Davacının yapmış olduğu istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,
6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,
Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362/1.g bendi gereğince kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi.30/09/2026