Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1335 E. 2026/2111 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/1335
- Karar No
- 2026/2111
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2026/1335 KARAR NO : 2026/2111
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : KARŞIYAKA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 22/05/2026 NUMARASI : 2025/868 Esas 2026/358 Karar DAVA : İTİRAZIN İPTALİ KARAR TARİHİ : 01/10/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 01/10/2026
Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2025/868 Esas ve 2026/358 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''...Davacı vekili vermiş olduğu 18/09/2020 tarihli dava dilekçesinde ve duruşmadaki beyanında özetle; müvekkili şirket ve davalı şirket arasında kumaş satışından doğan ticari bir ilişki bulunduğunu, uzunca bir süredir döviz karşılığı (EURO) kumaş satışı yaptıklarını, 02/04/2020 tarihinde keşide edilen döviz cinsinden (EURO) fatura ile davalı şirketin müvekkili şirketteki cari hesap borç bakiyesinin 272.471,70 (EURO) olduğunu, davalı şirket tarafından uzunca bir süre ödeme yapılmadığını, 07/07/2020 tarihinde davalı şirket tarafından müvekkili şirkete banka havalesi yoluyla 1.855.814,86 TL ödeme yapıldığını ancak davalı şirkete keşide edilen faturalar döviz cinsinden (EURO) düzenlendiğinden davalı şirketin yapmış olduğu TL cinsinden ödemenin 01/07/2020 tarihi esas alınarak EURO ya çevrildiğini, müvekkili şirketin ticari kayıtlarında ilgili ödeme 241.460,21 EURO olarak dikkate alındığını, bu ödemenin müvekkili şirket ticari kayıtlarına işlendikten sonra ise davalı şirketin davacı şirkete ödenmeyen 31.011,49 Euro cari hesap borç bakiyesi kaldığını, davalı şirket ile sözlü olarak yapılan görüşmelerde ilgili borç bakiyesinin ödenmesinin yapılması talip edilmişse de, davalı şirketçe bu borç bakiyesinin kabul edilmediğini ve herhangi bir ödeme yapılmadığını, K.Maraş 4. Noterliğinin 13006 yevmiye nolu 08/07/2020 tarihli ihtarname ile davalı şirkete borç bakiyesinin miktarı bildirilerek tebliğinden itibaren 3 gün içerisinde müvekkil şirket döviz hesabına ödemesinin yapılmasının istendiğini, bu ihtarnamenin davalı şirkete 11/07/2020 tarihinde tebliğ edilmesine rağmen davalı şirketçe herhangi bir ödeme yapılmadığını, davalı şirketçe Karşıyaka 5. Noterliğinin 19765 yevmiye ve 13/07/2020 tarihli ihtarname ile böyle bir borcun olmadığına ilişkin ihtarname gönderildiğini, müvekkilinin alacağı için Kahramanmaraş İcra Müdürlüğünün 2020/11194 E sayılı dosyasında genel haciz yolu ile ilamsız icra takibi başlatıldığını, bu dosyada borç bakiyesi temerrüt tarihinden işleyen faizi ile birlikte 31.042,08 Euro olarak takip konusu edildiğini, davalı şirketin icra takibine böyle bir borcun olmadığından ve icra dairesinin yetkisiz olduğundan bahisle takibe itiraz edip kötü niyetli olarak takibi durdurduğunu belirterek davalı borçlunun Kahramanmaraş İcra Müdürlüğünün 2020/11194 Esas sayılı icra takibine yaptığını itirazın iptali ile takibin devamına, borçlunun takip konusu borcu faiziyle birlikte ödemesine, takip konusu alacağın %20 sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatının tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. SAVUNMA : Davalı vekili cevap dilekçe ile; davalı şirketin ... Mahallesi .... bölgesi ... sk no ...Çiğli İzmir adresinde olduğu ve yetkili mahkemenin Karşıyaka İzmir mahkemeleri olduğu dikkate alınarak genel yetki kuralı gereği yetkili mahkemenin Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemeleri olduğunu, Kahramanmaraş İcra Müdürlüğü 2020/11194 E. Sayılı dosyasında ilamsız takibe ilişkin ödeme emrine yasal süresi içerisinde haklı olarak itiraz ettiklerini, itirazın takibe, borca, ödeme emrine, faize ve faiz oranına ve takibin yapıldığı icra müdürlüğünün yetkisine dair olduğunu,taraflar arasında 2018 yılı sonlarında başlayan bir ticari ilişki olduğunu , davalının davacı şirketten hammadde/kumaş alımı yaptığını ,2018 yılı sonunda başlayan ticari ilişkinin taraflar arasındaki mutabakatlar ile 2020 yılı ortalarına dek herhangi bir uyuşmazlık olmaksızın süre geldiğini ,ticari ilişkiye dair herhangi bir yazılı sözleşme akdedilmediğini,alım yapılan mala göre sipariş geçilip fatura bedellerinin de cari hesaptan ödenerek takip edildiğini ,davacı şirkete çoğunlukla fatura bedellerinin çek ile ödenmiş olup sayıca az olsa da nakit/banka yoluyla da ödeme yapıldığını, cari dönem içerisindeki fatura tarihleri ve fatura tarihine istinaden çek ile yapılan ödemelere bakıldığında aradaki alım/satım ilişkisi döviz (€/$) cinsinden olsa da hem nakit ödemenin hem de çek ile ödemenin düzenleme tarihindeki TCMB döviz kuru üzerinden yapıldığını, ileri tarihli çek ile olan ödemelerde dahi bu esasın gözetildiğini,taraflar arasındaki hem TL hem de döviz muavin kaydı, fatura tarihleri, ödeme tarihleri ve çek ile yapılan ödemelerde ileri tarihli çek olsa dahi keşide tarihi ile çek teslim belgelerindeki tarihin esas alındığını , muhasebe kayıtları ve mutabakatı olan dönemlere dair olarak ödemelerde hem havale hem de çek ile olanlarda çek düzenleme/teslim tarihine göre kurun gözetildiği, buna karşın çekin tahsil edildiği tarihteki kura göre carinin takip edilip işlenmediğini, özellikle 2019 cari dönemi içerisinde yapılan çek ile ödemeler ve bu döneme dair davacı şirket ile yapılan cari mutabakatın bu savunmayı tam olarak tevsik ettiğini, hal böyle olmasına rağmen davacı şirket bir ödeme aracı olan çek ile aldığı ödemelere -çeki teslim aldığı tarih itibariyle kullanması çekin tedavül kabiliyeti gereği mümkün olsa da- çekin tahsil tarihine göre cariye alarak, taraflar arasındaki geçmiş mutabakatlar ile taraflar arası teamülü keyfi olarak kendi tasarrufu ile değiştirdiğini ve uyuşmazlığın bu davranış ile ortaya çıktığını, Covid-19 dönemi ile bu dönem öncesindeki döviz kurundaki agresif dalgalanmaları hiçe sayan davacının keyfi olarak kendisine kur farkı alacağı yarattığını,ancak kur farkı için tanzim ettiği ek bir fatura olmadığı gibi taraflar arasındaki geçmiş döneme dair cari mutabakat ile yapılan tüm ödemelerin de uygulamanın aksi yönde olduğunu, davacının kur farkı tanzimine dayanak olabilecek taraflar arası bir sözleşme olmadığını bu yönde benzer bir uygulama veyahut bir mesajlaşma, görüşme, mail dahi bulunmadığını ,davacı tarafın kur farkı isteyebilmesi için bunu bir yazılı sözleşmeye dayandırması gerektiği, taraflar arasındaki 2(İki) yıllık ticari uygulama ile davacının 2(İki) yıl sonundaki kur farkı isteminin uyuşmadığını ,davacının yazılı bir sözleşme sunması gerekliliğinin ispat hukuku gereği olup bu alacağına dair ek bir fatura düzenlemesi gerekliliğinin de VUK gereği olduğunu, davacının isteminin geçmiş cari dönem uygulamaları ile çeliştiğini, hem kötü niyetli hem de ticari örf ve adete ve ticari ahlaka aykırı olduğunu, fatura ve irsaliye ve hatta cari hesabın Borçlar Hukukunda bir sözleşmenin varlığının veya içeriğinin tek başına kanıtı olamayacağını, bu verilerin taraflar arasında bir ticari ilişkinin olduğu ancak uygulamanın ne yönde olduğunun tespiti bakımından birer emare/delil başlangıcı niteliğinde olduğunu ,müvekkil şirket ile süregelen 2 yıllık ticari ilişkide fatura tarihi ve çek ile yapılan ödemelerde çek teslim tarihi itibariyle TCMB döviz kuru incelendiğinde karşı taraf ile mutabakat yapılan cari hesabında davacıya borçlu olmadığını,davacının irsaliye ve faturadan daha çok/açık - net ispat vasıtasına ihtiyacı olduğunu , gönderdiği mal değerini ödemenin tahsil edildiği/alındığı tarihteki TCMB döviz kuruna göre takip edildiğine dair örnek bir fatura + ödeme ikilisi ve/veya bunu tevsik eder bir sözleşme, yazışma, görüşmeye ilişkin delil sunması gerektiğini, dava dosyasında bir delil sunulmadığı ya da dilekçede bu yönde bir vakıa ileri sürülmediğini, özellikle de çekin bir ödeme aracı olması ve tedavül kabiliyeti gereği verildiği tarihte nakit ödeme gibi kabulü karşısında çek teslim tarihi ile çek tahsil tarihi arasındaki dönemde oluşan kur değişikliğine dair bir istemin ancak bu yönde yapılan yazılı bir sözleşme ile istenebileceğini de temel savunma olarak bildirdiklerini ,davacı tarafın ticari ilişkinin son dönemi olan 2020 yılı kayıtlarında taraflar arasında süregelen uygulamaya uygun olmayan ve maddi gerçek ile örtüşmeyen girdiler/kayıtlar mevcut olabileceği ancak kur farkı faturasının olmadan kur farkı istenemeyeceği ve ayrıca geçmiş dönem ile uyuşmayan cari bakımından müvekkilinin bir oluru olmadığını bildirerek davanın reddini ve %20 oranında kötüniyet tazminatı ödenmesini savunmuştur. GEREKÇE VE HÜKÜM : Dava, taraflar arasında açık hesap şeklinde işleyen ticari ilişki çerçevesinde kur farkından kaynaklanan alacağın tahsili konusundaki icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Toplanan deliller doğrultusunda mahkememizce 03/12/2021 gün 2021/50 Esas-679 Kararı ile "... Davanın REDDİNE..." karar verilmiş, davacı vekilinin istinaf istemi üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesinin 17. Hukuk Dairesinin 23/10/2025 gün 2022/415E, 2025/1784 K.ile : "... dosyada mevcut sipariş formlarına göre, davalı tarafından davacıya verilen siparişlerin birim fiyatlarının EURO para birimi üzerinden verildiği, taraflar arasındaki ticari ilişkiye istinaden davacı tarafından düzenlenen ve davalı tarafından ödemeleri yapılan faturaların EURO para birimi ve EURO karşılığını da gösterir TL para birimi ile birlikte düzenlendiği ve bu faturaların her birinin altında '' 90 gün vade, vade tarihi ve Euro kur bilgisi'' ibaresinin yer aldığı, ödemelerin ödeme tarihindeki Merkez Bankası Euro döviz kuru üzerinden yapıldığının davalının da kabulünde olduğu, davalı tarafından ödemelerin genellikle ileri tarihli çek ile yapıldığı, en son davalı tarafından davacıya yapılan 07.07.2020 tarihli 1.855.814.86.TL ödemenin ise banka havalesi ile yapıldığı, Yüksek Yargıtay'ın müstekar içtihatlarında da belirtildiği üzere çekin bir ödeme aracı olması nedeniyle çekin teslim tarihi itibariyle çek üzerindeki bedel dışında herhangi bir kur farkı talep edilemeyeceği, bono ile yapılan ödemelerde ödeme tarihi, havale ve elden yapılan ödemelerde ise makbuz ve havale tarihi itibariyle ödeme vadesinden sonraki ödemeleri nedeniyle davacı satıcının kur farkından alacağı doğuyorsa isteyebileceği ilkeleri dikkate alınarak taraflar arasındaki kumaş alım satım ilişkisinde mal satış faturalarında birim fiyatının Euro cinsinden, ödeme vadesinin de 90 gün olduğu, davalı tarafından yapılan ödemeler yönünden ileri tarihli/vadeli çek dahi olsa çek teslim tarihi, banka havalesiyle yapılan ödemelerde banka havale tarihi itibariyle TCMB döviz kuru üzerinden 90 günlük ödeme vadesinden sonraki ödemeler nedeniyle davacının kur farkı alacağının doğup doğmadığı hususlarında alanında uzman yeni bir bilirkişi heyeti marifetiyle taraf ve yargı denetimine esas gerekçeli ve ayrıntılı rapor alınarak, toplanan delillerden sonra tarafların iddia veya savunmalarını yazılı delillerle ispat edememesi halinde iddia veya savunmasını ispat edemeyen tarafa dava/cevap dilekçesinde açıkça yemin deliline dayanıldığı da dikkate alınarak yemin teklif etme hakkı hatırlatılıp hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekir...." düşüncesi ile mahkememiz kararını kaldırmıştır. İstinaf kararı çerçevesinde muhasebe uzmanı ....'den 22.04.2026 tarihli rapor alınmıştır. Tüm dosya içeriği delil ve belgelerin, özellikle istinaf kararı ve bilirkişi raporunun değerlendirilmesi sonucunda: Taraflar arasında satım sözleşmesi niteliğindeki ticari ilişkinin 2018 yılından itibaren devam ettiği; davacının 2018-2019-2020 yıllan ticari defterlerini Gelir İdaresi Başkanlığının Sistemi üzerinden elektronik ortamda tuttuğu ve ilgili dönem E-defter beratlarını sisteme zamanında yüklediği, davalı defterleri ile karşılaştırılmasından tarafların kayıtlarında 2018 yılında bir farklılık olmadığı, 2019 yılında kuruş farkları bulunduğu 02.04.2020 tarihi itibariyle davalı kayıtlarında davacının alacak bakiyesinin 1.855.814,86 TL olduğu, bu miktarın da davalı tarafça 31.07.2020 tarihinde ödediği belirgindir. Öte yandan; davacı tarafından sunulan “Sipariş onay ve Termin” belgelerinde kumaş sipariş miktarı, kilo, kumaş mamul gramaj, kumaş mamul eni, kumaş boya işlem şekli ve kumaş mamul birim fiyat/kilo, her birinin karşılığında € cinsinden birim fiyatına yer verilmiştir. “Sipariş onay ve temrin belgesi” altında da lütfen temrininizde yazıp geri mail atınız botu bulunmakta olup, bu belgelerin altında da mail yazışmalarının mevcut olduğu, davalı tarafça tüm siparişlerin sevkiyatının 15 günde tamamlarımış olması gerektiği belirtilmiştir. Davacı tarafından düzenlenen faturalar e-fatura olup, mal ve hizmet tutarı Euro cinsinden düzenlenmiş ve faturaların altında dip not olarak, fatura Euro tutarı ile kur bilgisi belirtilmiş, 90 gün vade notu yazılmıştır. Davacının satış faturalarında birim fiyatının Euro cinsinden, ödeme vadesinin de 90 gün olduğu, davacı tarafından tanzimi edilen sipariş onay temrin belgesindeki birim fiyatlarının da Euro cinsinden olduğu, davalının da bu siparişleri onayladığı ve süre tanıdığı anlaşılmaktadır. Şu halde; davacı tarafından sunulan “Sipariş onay ve Termin” belgeleri, mail yazışmaları ve davacı faturaları ile davalının davranışları dikkate alındığında, satılan mal ve hizmetin EUR üzerinden yapıldığı hususunda davacı-satıcı ve davalı-alıcının ortak iradelerinin uyuştuğu ve bu yönde TBK'nun 1. maddesine uygun şekilde kur farkı sözleşmesinin kurulduğu..." gerekçesi ile, davanın KABULÜNE, davalının Kahramanmaraş İcra Müdürlüğünün 2020/11194 E.sayılı dosyası ile yapılan 31.042,08 EURO tutarlı takibe yönelik haksız itirazının İPTALİNE, takibin bu miktar üzerinden ve takip tarihinden itibaren asıl alacak tutarı 31.011,49.EURO'ya devlet bankalarının bir yıl vadeli, bir EURO'ya uyguladıkları en yüksek orandaki mevduat faizi yürütülerek DEVAMINA, İİK’nun 67/2 maddesi gereğince, %20 icra-inkar tazminatı 49.394,31.TL'nin davalıdan alınarak, davacıya verilmesine karar verilmiş, verilen bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, eksik inceleme içeren bilirkişi raporlarının hükme esas alınamayacağını, davacı ticari ilişkinin başında Euro bazlı bir talepte bulunmadığını, kur farkı talebini de ancak yüklü TL ödeme alındıktan sonra ortaya çıkardığını, taraflar arasında kur farkı sözleşmesinin bulunmadığını, taraflar arasındaki ticari ilişkinin 2018 yılından bu yana devam etmekte olup, bugüne kadar yapılan tüm işlemler ve cari hesap takibinin Türk Lirası üzerinden yürütüldüğünü, davacı tarafın, uzun süredir devam eden bu ticari teamülü pandemi dönemindeki kur dalgalanmalarını fırsat bilerek tek taraflı olarak değiştirmeye çalışmasının dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, salt faturaların üzerinde döviz cinsinden bedel yazılmasının, taraflar arasında her türlü ödeme gecikmesinde kur farkı talep edilebileceği yönünde bir irade birliği olduğunu göstermeyeceğini, müvekkili şirketin, sipariş onaylarını ve faturaları dönemin ekonomik koşulları gereği malın bedelini sabitlemek adına kabul ettiğini ancak kur farkı ödemeyi hiçbir aşamada taahhüt etmediğini, hükme esas alınan bilirkişi raporunun BAM ortadan kaldırma kararına aykırı olduğunu, müvekkili şirketin davacıya karşı herhangi bir borcunun bulunmadığını, müvekkili şirketin 24 Mart 2020 tarih ve mükerrer 31078 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan VUK’nun 518 sıra no.lu Genel Tebliği ile 01.04.2020 ila 30.06.2020 tarihi itibariyle mücbir sebep hali içerisinde kabul edildiğini, davacının davayı dahi kötü niyetli olarak 1.855.814,86-TL borcun tamamı ödendikten sonra ileri sürdüğünü, icra inkar tazminatı ile ilgili yasal koşulların oluşmadığını, icra inkar tazminatı talebinin reddedilmesi gerektiğini, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE: Dava, kur farkından kaynaklı cari hesap alacağın tahsili için yapılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır. ''...İtirazın iptali davası; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 67 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre; i) İlamsız takip yapılmış olması, ii) Borçlunun bu takibe itiraz etmesi, İii) İtirazın alacaklıya (davacıya) tebliğinden itibaren alacaklının, bir yıl içinde mahkemeye başvurmuş olması yasal koşullarının gerçekleşmesi gerekir. Takip alacaklısı tarafından ödeme emrine süresi içinde itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı açılan itirazın iptali davasının konusu, icra takibine konu edilen alacaklar olup, davanın amacı itirazla duran takibin devamını sağlamaktır. Bu dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir. Davalı borçlunun icra dosyasında ileri sürdüğü itirazlar dışındaki itirazlarını da bu dava içinde ancak cevap süresi içinde ileri sürmesi olanaklıdır. Eğer cevap süresi içinde davalı/borçlu diğer itirazlarını ileri sürmezse mahkeme bunları kendiliğinden göz önüne alamaz, takibe itiraz edilirken bildirilen sebeplerle sınırlı araştırma yapmak durumunda kalır. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.09.2019 tarihli ve 2017/19-824 E., 2019/885 K.; 25.11.2020 tarihli ve 2017/(19)11-894 E., 2020/942 K. sayılı kararlarında da değinilmiştir. Dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabi olduğundan; ispat külfeti normal bir alacak davasındaki ile aynıdır. Ancak her iki dava ispat yöntemleri ve hukukî sonuçları bakımından farklılıklar göstermektedir. Bu bağlamda belirtmek gerekirse; HMK’nın 190. maddesi gereğince ispat yükü, kanunda özel düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Bu genel kuralın dışında bazı hâllerde ispat yükü yer değiştirerek davalı tarafa geçer. Bu hâllerden birisi davalının ödeme savunmasında bulunmasıdır. Davacı ya da davalı iddiasını ya da savunmasını HMK’da belirtilen hükümlere göre ispat etmelidir. Buna göre yapılacak yargılama sonunda mahkemece verilecek karar ya davanın kabulü ya da reddine yönelik olacak; ancak takibin iptali ya da devamı hükmünü de içerecektir. Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere; itirazın iptali davası, icra takibine sıkı sıkıya bağlı, itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir...'' (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 24.06.2021 tarih ve 2017/(19)11-2742 Esas 2021/853 Karar sayılı Kararı) 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun ispat yükü başlıklı 190. maddesinde; “(1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. (2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir” şeklinde düzenleme getirilmiştir. Aynı Kanun’nun Ticari defterlerin ibrazı ve delil olması başlıklı 222. Maddesi; " (1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir. (2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. (3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz. (4) Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur. (5) Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır.” şeklindedir. Türk Ticaret Kanunu’nda faturanın tanımı yapılmamıştır. Vergi Usul Kanunu'nun 229. maddesinde yer alan tanımlama ise; "Fatura satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari bir vesikadır” şeklindedir. Bu durumda fatura; “ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflarını, ölçüsünü fiyatını ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri gösteren hesap pusulası olup, ticari bir belge niteliğindedir.” şeklinde tanımlanabilir. TTK'nın 21. maddesinde faturaya ilişkin "Ticari işletmesi bağlamında bir mal satmış, üretmiş, bir iş görmüş veya bir menfaat sağlamış olan tacirden, diğer taraf, kendisine bir fatura verilmesini ve bedeli ödenmiş ise bunun da faturada gösterilmesini isteyebilir. Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır. Telefonla, telgrafla, herhangi bir iletişim veya bilişim aracıyla veya diğer bir teknik araçla ya da sözlü olarak kurulan sözleşmelerle yapılan açıklamaların içeriğini doğrulayan bir yazıyı alan kişi, bunu aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde itirazda bulunmamışsa, söz konusu teyit mektubunun yapılan sözleşmeye veya açıklamalara uygun olduğunu kabul etmiş sayılır." şeklinde düzenlemeye yer verilmiştir. Bu yasal düzenlemelerden çıkan sonuç; fatura düzenlemesi için öncelikle taraflar arasında akdi bir ilişkinin bulunmasının gerekli olduğudur. Ticari işletmeye ilişkin olarak ve belli faaliyetlerde bulunma halinde tacirler tarafından o faaliyetle ilgili olan karşı taraf adına düzenlenmesi gereken ticari bir belge niteliğindeki fatura, sözleşmenin yapılması ile ilgili olmayıp, taraflar arasında yapılmış bir satım, hizmet, istisna ve benzeri sözleşmenin ifa safhası ile ilgili bir belgedir. Öyle ki, taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa düzenlenen belge fatura olmayıp, olsa olsa icap mahiyetinde kabul edilebilecek bir belge sayılacaktır. Anılan madde hükmü ile, faturanın özellikle tacirler arasında ifaya yönelik bir ispat aracı olduğu, süresinde itiraz edilmemekle münderecatından sayılan hususlar yönünden düzenleyen lehine, adına fatura düzenlenenin aleyhine, bir karine getirilmiştir. Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi yukarıda ayrıntısı açıklanan yasa hükmünden kaynaklı karineden kaynaklanmaktadır. Buna göre; fatura düzenleyen tacirin alınan karineden yararlanabilmesi için fatura tanzim edenle, adına fatura tanzim edilen arasında akdi ilişki bulunması, faturanın akdin ifasıyla ilgili olarak düzenlenmesi gerekir. Fatura sözleşmesinin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gereklidir. Maddede yer alan karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir. Fatura sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olduğu için süresinde itiraz olunmamak suretiyle kabul edildiği varsayılan fatura içeriği ancak sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak faturada yer alması olağan sayılan satılan malın cinsi veya yapılan işin adedi, türü, bedeli gibi hususlara ilişkin delil olabilir. Sözleşmenin kuruluşu aşamasında başta var olmayıp, ifa ile ilgili hususlarda sözleşmeyi değiştiren ve diğer tarafın durumunu ağırlaştıran kayıtların sonradan faturaya konulması durumundaki buna muhatabınca itiraz edilmese dahi bu kayıtların faturanın zorunlu ve olağan içeriğinden kabul edilmesi, düzenlemenin şekline olduğu kadar amacına da aykırı düşecektir. Sadece faturanın tebliğ edilmesi ve tebliğden itibaren sekiz gün içinde itiraz edilmemesi akdi ilişkinin varlığının kanıtı değildir. Bu nedenle akdi ilişkinin inkârı halinde faturayı düzenleyen kimsenin bu ilişkinin varlığını ve faturaya konu malların teslim edildiğini, hizmetin verildiğini kanıtlaması gerekir. 7251 sayılı Kanunu’nun 23. maddesi ile yapılan değişiklik ile 6100 sayılı Kanun’un 222. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi” ibaresi “diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi” şeklinde değiştirilmiş ve fıkraya birinci cümleden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir;“Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz”. ...6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun icra takibi ve dava tarihinde yürürlükte bulunan 222/3 maddesine göre, usulüne uygun tutulan ticarî defter kayıtlarının sahibi lehine delil olabilmesi için diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticarî defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerektiğinden mahkemece sadece davalı defterlerine dayalı olarak davanın reddi isabetli değildir...'' (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 24.06.2021 tarih ve 2017/(19)11-2742 Esas 2021/853 Karar sayılı Kararı) “…alım satım ilişkisinin yabancı para birimi üzerinden kurulduğu durumlarda da faturaların TL üzerinden düzenlenmesi Vergi Usul Kanunu gereğidir. Sipariş mektubunda alım satımın döviz üzerinden yazılı bulunduğu gözetildiğinde TL cinsinden düzenlenen faturaların belirlenen ödeme gününden sonraki bir günde ödenmesi halinde fiili ödeme günündeki kur ile sözleşme uyarınca ödenmesi gereken tarihteki kur arasındaki kur farkının istenebileceği ilkeleri gözetilerek somut olay bakımından tarafların defter ve kayıtları üzerinde alanında uzman bilirkişi veya bilirkişi heyetinden ayrıntılı ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınıp deliller hep birlikte değerlendirildikten sonra varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı gerekçe ile hüküm kurulması doğru görülmemiştir...” (Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 08.04.2015 tarih ve 2014/18157 Esas 2015/4973 Karar sayılı ilamı) “...Kur farkı alacağının talep edilebilmesi için taraflar arasında akdedilen sözleşmede hüküm bulunması ya da faturaya konu malların döviz karşılığı satımının yapılmış olması gerekir. Kur farkında vade farkı istemleri gibi teamülün olup olmadığı önemli değildir. Taraflar arasında kur farkı alacağını öngören sözleşme bulunmamakla birlikte dosyada bulunan satış faturalarının incelenmesinde malların döviz karşılığı satıldığı ve TL karşılığının da gösterildiği görülmektedir. Bu durumda davalı kur farkı alacağından dolayı sorumlu olacağından, davacının kur farkı alacağının ödeme tarihindeki kurun dikkate alınarak hesaplanması suretiyle varılacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir...” (Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 11.09.2018 tarih ve 2017/3549 Esas 2018/4033 Karar sayılı ilamı) "...Taraflar arasındaki sözleşmede kararlaştırılan bedel yabancı para cinsinden olup, davacı alacağının tahsili için davalı tarafından verilen çekleri teslim almış olmakla çekin bir ödeme aracı olması nedeniyle çek üzerindeki bedel dışında herhangi bir kur farkı talep edemez. Davacı tüm alacağının bu bedel üzerinden ödenmesini kabul etmiş bulunmaktadır. Bu nedenle davanın reddi gerekirken yanılgılı gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir..." (Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 14.11.2018 tarih ve 2017/4782 Esas 2018/5802 Karar sayılı ilamı) "...Dava cari hesap ve kur farkı alacağından kaynaklanan itirazın iptali istemine ilişkinidir. Dosya içerisindeki bilirkişi raporu incelendiğinde kur farkına esas olan faturalara yönelik ödemelerin bir kısmının çek ile yapıldığı görülmektedir. Çek ile yapılan ödemelerde kur farkı istenemeyeceği Dairemizce istikrar kazanmış uygulamalardandır. Bu durumda mahkemece ek rapor alınarak çek ile yapılan ödemeler düşüldükten sonra bakiye ödemeler yönünden kur farkı hesaplanarak varılacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir..." (Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 19.03.2019 tarih ve 2017/3234 Esas 2019/1778 Karar sayılı ilamı) "...Dava kur farkı alacağından kaynaklanmaktadır. Kur farkına esas olan faturalar incelendiğinde, satılan malların döviz karşılığının gösterildiği ve bu nedenle ödeme tarihlerine göre kur farkı istenebileceği anlaşılmaktadır. Ancak malın geri iadesi suretiyle yapılan ödemeler ile çek keşide edilmek suretiyle yapılan ödemelerde kur farkı istenemez. Bono ile yapılan ödemelerde ödeme tarihi, havale ve elden yapılan ödemelerde ise makbuz ve havale tarihi itibariyle kur farkı doğuyorsa bu fark istenebilir. Bu durumda mahkemece bu ilkeye göre yaptırılacak bir hesaba göre karar verilmesi gerekirken tüm ödemeler yönünden kur farkı doğacağına dair bilirkişi raporu hükme esas alınarak yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir..." (Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 05.12.2019 tarih ve 2018/965 Esas 2019/5447 Karar sayılı ilamı) “...Davacı, davalıya Euro cinsinden mal sattığını ve bu hususun faturada belirtildiğini, ödemelerin faturada gösterilen 90 günden sonra yapıldığını, dolayısıyla kur farkı alacağı olduğunu ileri sürerek icra takibi başlatmış, itiraz üzerine iş bu dava açılmıştır. Kur farkı alacağının doğması için satışın yabancı para cinsinden yapılması yada sözleşmenin bulunması gereklidir. Davalının da kabulünde olan mal satış faturalarında birim fiyatının Euro cinsinden, ödeme vadesinin de 90 gün olduğu belirlenmiştir. Davalının bu tarihten sonraki ödemeleri nedeniyle davacı satıcının kur farkından doğan alacağının gerçekleştiğinin kabulü gerekir…” (Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 14.10.2015 tarih ve 2015/853 Esas 2015/12740 Karar sayılı ilamı) Yukarıdaki açıklamalar ışığında; dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve özellikle Dairemiz kaldırma kararının gereklerinin yerine getirilmesine, hükme esas alınan bilirkişi raporunun oluşa, somut olayın özelliklerine uygun, açık, anlaşılır, taraf ve yargı denetimine uygun olmasına, yargılamada eksiklik bulunmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına göre; kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 22/05/2026 tarih ve 2025/868 Esas 2026/358 Karar sayılı hükmü usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-İstinaf başvurusu sırasında alınması gereken 18.859,80.TL nispi karar harcından peşin olarak alınan 4.714,95.TL harcın mahsubu ile bakiye 14.144,85.TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf başvurusu sırasında davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından davacı lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 5-Kararın kesinleştirme, harç ikmali ve gider/delil avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine, 6-Kararın Dairemizce taraf vekillerine tebliğine, Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay’a temyiz yolu açık olmak üzere 01/10/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.