Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2023/1610 E. 2026/1369 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2023/1610
Karar No
2026/1369
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

43. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2023/1610

KARAR NO: 2026/1369

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : İSTANBUL 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 08/06/2023

NUMARASI: 2015/460 Esas - 2023/500 Karar

DAVA: Tazminat (Şirket Yöneticilerinin Sorumluluğundan Kaynaklanan)

İSTİNAF KARAR TARİHİ: 02/07/2026

Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ

DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ...Limited Şirketi'nin 21/11/2012 tarihinde kurulduğunu, davalıların evvelce ...de Dr. ... adlı kişinin yanında çalıştıklarını, bu işlerde çok kar sağlandığı iddiası ile davacıya birlikte iş yapmalarını teklif ettiklerini ve davacının da bu şirkete yatırım yapmasını sağladıklarını, davacının ise yeni bir şirket kurulacağını sandığı halde notere gittiklerinde evvelce kurulan iki ortaklı limited şirkete 3. ortak olarak davacıyı ortak ettiklerini, davacının, elindeki tüm birikimleri ile kısmen de aile fertleri ve arkadaşlarından borçlanarak sağladığı paralarla şirketin tüm demirbaşlarını, şirket merkezinin kira bedelini ve işletme giderlerini karşıladığını, bu ödemelerin bir kısmını banka kanalı ile davalı ... hesabına; bir kısmını da kiralayan ve emlakçıya; bir kısmını da malzeme alımı için davalılara elden verdiğini, bu ödemeleri 2012 yılının 9. ayından itibaren yaptığını, davacının emekli subay olduğunu, ticari hayattan uzak bir kişi olduğunu, bu işe şirket iştigal konusunu ve piyasa şartlarını araştırarak girdiğini ve davalılardan ...'e duyduğu güvene dayanarak yatırım yaptığını, diğer ortakların hiç bir ekonomik katkılarının bulunmadığını, şifahi anlaşmaya göre her ortağın şirkette çalışıp çalışmadığına bakılmaksızın ihtiyat akçeleri ayrıldıktan sonra kalan kârın 1/3'ü oranında kâr payı alacakları hususunda anlaştıklarını, ana sözleşmenin 10. maddesine göre, şirketi temsil ve ilzama süresiz olarak davalı ...'in seçildiğini, diğer davalının da satış müdürü olarak şirkette görevlendirildiğini, davacının ise şirkette görev almadığını ve sadece şirketin finansmanını sağladığını, davalı şirket müdürü ...'in görevini kötüye kullanıp, şirketi kendi menfaatini gözeterek yönettiğini, şirket kayıtlarını düzenli tutmadığını, şirket giderlerini yüksek gösterdiğini, şirket gelirlerini gizlediğini, şirketin kasasında yeterli para varken vergi ve SGK ödemelerini yapmadığını, kendi özel aracını şirkete kiraya vermiş gösterip menfaat sağladığını, ortaklar arasında kararlaştırılmamış olmasına rağmen kendisine ve diğer ortağa ücret ödediğini, davalı ...'in davacıya verdiği sözleri yerine getirmediğini, şirket kuruluşunda kendisi ile anlaşma yapılan ve şirkette sözleşmeli doktor olarak çalışan ...'a verilen sözleri de yerine getirmediğinden sözleşmenin feshine sebep olduğunu, şirketi zorunlu olmasına rağmen doktorsuz olarak yönettiğini, bunun da şirket kazancını olumsuz yönde etkilediğini, şirketin zarara uğramasına neden olduğunu, şirketin faaliyet gösterdiği merkezin mülk sahibi ile sorunlar çıkardığını, konunun İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2013/53251 numaralı soruşturmasına yol açtığını, muhasebeciyi şikayet etmeleri neticesinde İstanbul 62. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2015/121 esas sayılı dosyasında ceza davasının görülmeye başlandığını, tüm bu nedenlerle davalıların şirkete verdikleri zararların tespit edilerek fazlaya dair talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000,00-TL'nin, zararın oluşumundan itibaren işleyecek ticari temerrüt faizi ile birlikte; müvekkilinin şirket nam ve hesabına davalılara yapmış olduğu şimdilik 29.740,00-TL ödemenin tespit edilerek ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faizi ile; müvekkilinin yoksun kaldığı kâr payının tespit edilerek şimdilik 1.000,00-TL'nin davacının hak ettiği tarihten itibaren işleyecek ticari temerrüt faizi ile ve müvekkilinin emekli maaşından şirket ortaklığı nedeniyle yapılan destek primi kesintilerinin miktarının tespiti ile şimdilik 1.000,00-TL'nin kesinti tarihlerinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP:

Davalı ... vekili cevap dilekçesi ile; davacı ile davalıların bir araya gelerek ve bilerek şirketi kurduklarını, ilk 1 yıl için müdür seçilen müvekkilinin, üzerine düşen yükümlülüğü yerine getirdiğini, şirketin yararına ne gerekiyor ise yaptığını, davacının bu işten kısa zamanda büyük kârlar elde edeceğini düşünüp, bunun gerçekleşmediğini görünce şirketi atıl duruma düşürdüğünü, 6 aylık bilanço yapıldığında yeni kurulan bir şirket için durumun gayet normal olduğunun görüleceğini, davacının işi bilmediği, kandırıldığı ve tüm kuruluş giderlerini karşıladığı iddialarının gerçeği yansıtmadığını, dava dilekçesi ekinde sunulan ve genel kurula sunulan belgeler olarak açıklanan belgelerin müvekkiline ait olmayan ve taraflarını bağlamayan belgeler olduklarını, beklenen gelirin elde edilememesinin, müdürün kötü niyetli olduğunu göstermediğini, gelirin gideri karşılamadığı durumlarda bazı ödemelerin ötelenmesi ve diğerlerine öncelik verilmesinin suistimal anlamına gelmediğini, müvekkilinin, mazereti olduğu nedenle toplantının karar bölümüne katılamadığını, ancak sanki toplantıya katılıp da imzadan imtina etmiş gibi gösterildiğini, toplantıya katıldığı ve kötü niyetli olduğu iddia edilen müvekkilinin, muhalefet şerhi koymamış olmasının mümkün olmadığını, tüm demirbaşların davacı tarafından kendine ait adrese götürüldüğünü, ancak cihazların başkasında olduğunu iddia ettiğini, şikayet olunan muhasebecinin davacının arkadaşı olduğunu ve davacının bulduğunu, davacı eğer işi bilmiyor ise diğer ortağın müdürlüğünü neden elinden aldığı, akabinde şirketi neden yönetemediği ve ürün dahi satamadığının anlaşılmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı ... vekili cevap dilekçesi ile; davacının işi bilmediği, kandırıldığı ve tüm kuruluş giderlerini karşıladığı iddialarının gerçeği yansıtmadığını, davacının belirttiği gider kalemlerinin, davacının arkadaşı ...'ten kurucuların birlikte imzaladığı senet karşılığı alınan ve akabinde davacı tarafından diğer davalı veya şirket banka hesabına gönderdiği paralarla karşılandığını, bu durumun muhasebe kayıtları incelendiğinde anlaşılacağını, diğer davalının da görevini suistimalinin söz konusu olmadığını, yapılan tüm harcama ve işlerden davacının haberi olduğunu, ortaklar arasında kararlaştırılan her şeyin gerçekleştirildiğini, mal sahibi ile huzursuzluk çıkaranın davacının kendisi olduğunu, tanıtıma davet edilen kişilerin tamamının geleceğini beklemenin hayalcilik olduğunu, uygun zamanda ve şartlarda faaliyetlerin devam ettirildiğini, sözü edilen 26/07/2013 tarihli toplantıya ait hazirun cetvelinin doğru olduğunu, cetvel imzalanırken diğer davalının o an toplantıda bulunmakta olduğunu, ancak daha sonraki bölümde toplantıya katılamadığını, müvekkilinin müdürlük teklifin kendisinden gelmediğini, müdürlükle ilgili tüm işlemleri kendisinin yapacağını ve müvekkilinin müdürlük maaşını garanti ettiğini, davacının hem şirketi kendisinin taşıdığını; hem de müvekkilinin taşıdığını beyan etmekte olduğunu, müvekkilinin yasal müdürlük sıfatı olmadığından, sayılan ödemeleri yapmasının söz konusu olamayacağını ve bu konuya ilişkin suçlanamayacağını,

TTK hükümleri gereğince dışarıdan müdür atanacak ise tek başına atanamayacağını; ancak ortaklardan birisi ile beraber münferit ya da müşterek yetki verilebileceğini, muhasebecinin de kendisinin ortaklarla tanıştırdığı arkadaşı olduğunu, bahsedilen cihazların davalılarda olduğunun, davacı tarafın şirketi kendilerinin taşıdıkları hakkında açık beyanları karşısında bir şey ifade etmemekte olduğunu, davacının tüm beyanlarının gerçek dışı olduğunu ve hukuki değer taşımadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI :

İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " ,...Mahkememizce tüm dosya kapsamı hep birlikte değerlendirilmiştir. Buna göre; eldeki davada, davacı tarafça, dava dışı ...Limited Şirketi ortağı ve satış müdürü olan davalıların, şirketi şahsi çıkarları doğrultusunda yöneterek şirketi ve davacı ortağı zarara uğrattığından bahisle, uğranılan zararın tazmini talebiyle dava açılmış bulunmaktadır.

Davacının ilk talebi, şirket yöneticisi olan davalıların şirkete verdikleri zararın tahsili talebine ilişkin olup, davacı taraf, şirketin uğradığı zararın kendisine ödenmesini talep etmektedir. Davacı gerçek kişi ortakların dava açma hakkı doğrudan ve dolaylı zarar iddiasına göre değişiklik gösterir. Şirket yöneticisinin ortaklığa verdiği zarar, şirket ortaklarının dolaylı zararı olarak sonuç doğurur.

Limited şirketlerde TTK'nın 644. maddesinin yollamasıyla 553. maddesi uyarınca şirket yöneticileri Kanun ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde hem şirkete, hem de pay sahipleri ve şirket alacaklılarına karşı şirkete verdikleri zarar sebebiyle sorumlu olurlar.

Ancak TTK'nın 555. maddesi uyarınca şirket pay sahipleri dolaylı zarar nedeniyle açacakları davalarda hükmedilecek tazminatın kendilerine değil ancak ortaklığa verilmesini isteyebilirler. Yöneticilerin eylemleri sonucunda şirket ortaklarının doğrudan zararlarının varlığı halinde ise ortaklığın zararından müstakil olarak kişisel zararlar söz konusu olacağından ortaklar tazminatın kendilerine verilmesini isteyebilirler.

Somut olayda davacı tarafça, şirketin uğramış olduğu zararın, kendisine ödenmesi talep edilmiş olup, şirket ortağı gerçek kişi, şirketin uğramış olduğu zararın kendisine ödenmesini talep edemeyecektir. Bu itibarla, davacının bu yöndeki talebinin yerinde olmadığı kabul edilmiştir. Kaldı ki, davacı taraf ,sunmuş olduğu delillerle, şirketin zarara uğratıldığı iddiasını ispat da edememiştir. Davacının diğer talepleri, davacının şirket nam ve hesabına davalılara yapmış olduğu şimdilik 29.740,00-TL ödemenin tespit edilerek ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faizi ile; müvekkilinin yoksun kaldığı kâr payının tespit edilerek şimdilik 1.000,00-TL'nin davacının hak ettiği tarihten itibaren işleyecek ticari temerrüt faizi ile ve müvekkilinin emekli maaşından şirket ortaklığı nedeniyle yapılan destek primi kesintilerinin miktarının tespiti ile şimdilik 1.000,00-TL'nin kesinti tarihlerinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline ilişkin bulunmaktadır.

Dosya kapsamında farklı bilirkişi heyetlerinden temin edilen bilirkişi raporları ve son olarak temin edilen 04/04/2023 tarihli rapor ile; dava dışı ...Limited Şirketi'nin ticari defterlerinin açılış tasdiklerinin TTK'nın 69. ve 213 sayılı VUK'un 221, ve 222. maddeleri gereğince süresinde yapılmış olduğu, 2012 yılı ticari defterlerinin kapanış tasdikinin süresi içinde ve usulüne uygun olarak yapılmış olmasına rağmen, 2013 yılı ticari defterlerinin kapanış tasdiklerinin görülememiş olduğu, her iki yıla ait ticari defterlerin VUK’a göre muhasebe usul ve tekniğine uygun olarak tutulmadığı ve yevmiye defteri sayfalarında İptal ve boş sayfaların bulunduğu ve 2013 yılı yevmiye ve kebir defterlerinin tamamıyla okunaksız ve silik halde olduğu, dava dışı şirketin dosyası kapsamında mevcut bilirkişi ve vergi inceleme raporlarında da davacının iddialarının ve alacak talebinde bulunduğu hukuki olayların doğruluğunun ve haklılığının tespitine yönelik bir bulguya rastlanmadığı, 23/12/2019 tarihli kök rapor ve 26/10/2020 tarihli ek raporda da belirtildiği üzere, davacı vekilinin itirazlarının karşılanıp kesin sonuca varılabilmesi için dava dışı şirket kayıtlarının ve defterlerinin incelenmesinin zorunlu olduğu, bunun da fiilen mümkün olmadığı, mümkün olsa dahi tüm banka hareketleri ve defter kayıtlarının ancak bir özel denetim davası sonucu mahkemece atanacak bir özel denetçi tarafından yapılabileceği, bu hususun bilirkişinin görev kapsamını aştığı, gelinen noktada da incelenen şirket kayıt ve defterlerinin davacı vekilinin itirazlarını karşılamadığı, şirketin tüm banka ve kasa hareketlerinin, dosyada mevcut olan/olmayan alış/satış faturaları ve masraf fişleri ile defter kayıtlarının ancak bir özel denetim davası sonucu mahkemece atanacak bir özel denetçi tarafından yapılabileceği tespit edilmiş bulunmaktadır. Bu anlamda, davacı tarafça dosyaya sunulan deliller kapsamında, davacı tarafın bu iddialarını da ispat edemediği sonucuna varıl ve davanın reddine,

" karar verilmiştir. Bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının davaya konu şirkette aktif bir görevinin hiç bir zaman olmadığını, şirketin kuruluş tarihinde Tekirdağ ilinde ikamet ettiğini, davacının, davalı müdürlerin görevlerini suistimal etmesinden dolayı zarara uğradığını, delillerin tam olarak toplanmadığını, toplanan banka kayıtlarının ise bilirkişi incelemelerinde ve nihai hükümde hiç dikkate alınmadığını, dosyada toplanması ve incelenmesi talep edilen belge ve hesapların "Özel Denetim davası" konusu olması hususunu kabul etmediklerini, bu hususun tamamen HMK' ya aykırı olduğunu, tarafın iddiasını her türlü delil ile ispatlayabileceğini, davalıların Başkanlığın ihtarına rağmen ellerinde bulunan ticari defterleri bilirkişi heyetine teslim etmediğini, davanın hukuki değerlendirmesi -nin yanlış olduğunu, davacının hem şirket ortağı hem de şirket alacaklısı konumunda olduğunu, davacının şirket hesaplarına ve şirket müdürüne göndermiş olduğu paralar ile banka hesap dökümleri incelendiğinde bu durumun görüleceğini, dava dilekçesi ve diğer yazılı beyanlardan; talebin davalıların davaya konu şirketin idaresindeki kötü niyetli ve basiretsiz yönetimleri ile davacıya vermiş oldukları zararın tazmini olduğunun görüleceğini, davalıların şirketi uğrattıkları zararın şirkete ödenmesi talebinin bulunmadığını, bu konuda davacı tarafın bir menfaatide bulunmadığını, talebin dilekçeden açıkça belli olduğunu, şüphe durumunda Mahkemece talebin açıklanması talep edilmesi gerekir iken mahkemenin böyle bir talebinin de olmadığını, bu nedenle İlk derece Mahkemesinin taleple ilgili hukuki değerlendirmesinin yerinde olmadığını beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.

GEREKÇE :

Dava, dava dışı ...Limited Şirketi ortağı ve satış müdürü olan davalıların, şirketi şahsi çıkarları doğrultusunda yöneterek şirketi ve davacı ortağı zarara uğrattığından bahisle, uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir.

İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş, davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İstinaf konusu uyuşmazlık temelde; eldeki uyuşmazlıkta davanın ispatlanıp ispatlanmadığı noktasındadır.

Davacı taraf; dava dışı ...Limited Şirketi ortağı ve satış müdürü olan davalıların, şirketi şahsi çıkarları doğrultusunda yöneterek şirketi ve davacı ortağı zarara uğrattığını iddia etmektedir. Davacının birinci talebi şirket yöneticisi olan davalıların şirkete verdikleri zararın tahsili talebine ilişkindir.

Davacının diğer talepleri; davacının şirket nam ve hesabına davalılara yapmış olduğu ödemelerden şimdilik 29.740,00-TL'nin tahsili, müvekkilinin yoksun kaldığı kâr payının ödetilmesi ve müvekkilinin emekli maaşından şirket ortaklığı nedeniyle yapılan destek primi kesintilerinin ödetilmesine ilişkindir.

Türk Medeni Kanunu’nun 6. Maddesi; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” hükmünü içermektedir. Yine HMK’nın 190/1. maddesine göre ise, ispat yükü, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Öte yandan ispat yüküyle ilgili kanunda açık bir hüküm bulunması halinde öncelikle ona bakılmalıdır.

Limited şirket müdürlerinin sorumluluğu, 6762 sayılı TTK da olduğu gibi, 6102 sayılı TTK’nda da anonim şirket sorumluluk hükümlerine atıf yapılarak düzenlenmiştir. Gerçekten de, TTK m. 644 fıkra 1 bent a hükmü açıkça, anonim şirketlere ilişkin sorumluluk hükümlerinin limited şirketlere de uygulanacağını, hüküm altına almıştır. Atıf yapılan anonim şirketlere ilişkin hukuki sorumluluk hükümleri, TTK’nın ikinci kitabının dördüncü kısmının sonunda, onbirinci bölümde m. 549 ilâ 561 arasında toplu olarak düzenlenmiş ve m....-... de sorumluluk halleri altı başlık altında toplanmış bulunmaktadır.

Sorumluluk hallerinin özel olarak sayıldığı başlıklarda, sorumluluğun konusu, sorumlular ve sorumluluk şartları ile sorumluluğun hukuki sonucu gösterilmiştir.

Böylece, TTK m. 555 ilâ 561 de düzenlenen ve ortak hüküm niteliği taşıyan, şirketin zararına, müteselsil sorumluluğa, ibraya, zamanaşımına ve yetkili mahkemeye ilişkin hükümlerin de limited şirkette uygulanmasına imkan verilmiştir.

Müdürlerin hukuki sorumluluğu esas itibariyle TTK’nun 553 üncü maddesinde düzenlenmiştir. Bu madde organa özgü sorumluluğu, müdürlerin, yöneticilerin, tasfiye memurlarının sorumluluğu yanında, kurucuların sorumluluğunu da içerecek şekilde hüküm altına almıştır.

Bilindiği gibi; Yasa ve ana sözleşmenin kendilerine yüklediği görevleri gereği gibi yerine getirmeyen şirket yöneticileri bu yüzden oluşan zararlar nedeniyle ortaklığa, ortaklara ve ortaklık alacaklılarına karşı sorumludur. Yönetici aleyhine açılacak sorumluluk davasında asıl dava hakkı ortaklığa ait olup, böyle bir davanın açılabilmesi genel kurulun bu yönde bir karar alması koşuluna bağlıdır. Ancak, zarar gören ortakların da yöneticiler aleyhine dava açma hakkı bulunmaktadır. Ortak tarafından açılacak dava, ortaklığın dava açabilmesi için alınması gerekli genel kurul kararına bağlı da değildir. Ortakların dava açma hakkı da doğrudan doğruya zarar ve dolaylı zarar durumuna göre değişiklik gösterir.

Bu nedenle, ortağın doğrudan zararı ile dolaylı zararın açıklanması gerekmektedir. 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununda çokça tartışılan doğrudan zarar ve dolaylı zarar kavramlarına 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununda yer verilmemiştir. Ancak yeni Kanunda da şirkete, pay sahiplerine ve alacaklılara uğradıkları zararlar için dava açma hakkı tanınmıştır. Bu kişiler, uğradıkları doğrudan zararların tazmini için kusurlu yönetim kurulu üyelerine yönelebilirler. Ayrıca şirketin uğradığı zararlardan yansıma yoluyla zarar gören yani dolaylı zarara uğrayan pay sahibi ve alacaklılar da belli koşullarda sorumluluk davası açabilirler (TTK 553, 556).Doğrudan ve dolaylı zararlar, yönetim kurulu üyelerine karşı açılacak sorumluluk davasında pay sahipleri ve alacaklılar bakımından önemli kavramlardır. Yönetim kurulu üyelerinin kusurlu davranışlarının şirketin, pay sahibinin veya alacaklının alanında doğrudan yol açtığı zararlara doğrudan zarar denir. Yönetim kurulu üyelerinin kusurlu davranışlarının şirketin malvarlığına zarar verdiği ve bu zararın pay sahiplerini veya alacaklıları etkilediği zararlara da dolaylı zarar denir.

Doğrudan zarara istinaden dava hakkı her bir ortağa ve alacaklıya direk ve kişisel olarak tanınmıştır. Diğer ortakların, alacaklıların veya şirketin tazminat talebinden tamamen bağımsızdır. Zararın doğrudan zarar olması halinde, ortak bu davayı hem yönetim kurulu üyelerine hem de şirkete yöneltebilir.

Dolayısıyla zarar olarak nitelendirilen zarar ile kastedilen, ortakların veya alacaklıların, yönetim kurulu üyelerinin ortaklık malvarlığını kötüleştiren davranışlarından şirketin zarara uğraması neticesinde uğradıkları zarardır (...). Burada doğrudan zarar gören şirket olmakla birlikte, onun malvarlığında azalma meydana getiren bütün işlemler, ortaklar ve alacaklılar bakımından dolayısıyla zarar teşkil etmektedir, çünkü bu zarar nedeniyle şirketin ödeme gücünde meydana gelen azalma, alacaklıların ve ortakların taleplerinde bir kayba yol açmaktadır.

6102 s. TTK mülga TTK md. 309 dan farklı olarak dolaylı zarar kavramını kullanmamış, şirketin uğradığı zararın şirket ve ortaklar tarafından talep edilebileceğini belirterek dolaylı zarara üstü kapalı olarak yer vermiştir. Ortakların ve alacaklıların dolayısıyla zararından ancak şirketin zarara uğraması ve bu zararın ortakların ve alacaklıların malvarlığında bir azalmaya sebep olması halinde bahsedilebilir.

Şirketin zararı ortakların ve alacaklıların dolayısıyla zararının “olmazsa olmaz/conditio sine qua non” şartıdır.Dolaylı zararın talebi halinde ise davanın şirkete yöneltilmesi mümkün değildir. Zira bu durumda asıl zarara uğrayan şirketin kendisidir. Ortak ile alacaklı, şirketin zararının giderilmesi talebiyle bu davayı açmaktadır. Somut olayda;İlk derece mahkemesince yargılama sürecinde davacının delilleri toplanmış, dosyaya kök ve ek bilirkişi raporları alınmıştır.

Hükme esas alınan son raporda şirket ticari defterlerinin usulüne uygun tutulmadığı, yevmiye defterlerinde iptal ve boş sayfaların bulunduğu, 2013 yılı yevmiye ve kebir defterlerini tamamıyla okunaksız ve silik olduğu, dava dışı şirketin dosyadaki bilirkişi ve vergi inceleme raporunda da davacının iddialarının, alacak talebinde bulunduğu hukuki olayları doğruluğunun ve haklılığını tespite yönelik bir bulguya rastlanmadığı tespit edilmiştir.

Davacının birinci talebi yönünden davalı müdürlerin işini usulüne uygun yapmadıkları, şirketi zarara uğrattıkları gerekçesiyle talep edilen zarar davacının doğrudan zararı olmayıp dolaylı zarar niteliğindedir. Davacı dava dilekçesinde ve istinaf dilekçesinde iddia ettiği zarar kalemlerinin kendisine ödenmesini talep etmiştir. Oysa bu zararın ancak şirkete ödenmesini isteyebilir. Aynı zamanda şirketin davalılarca zarara uğratıldığını ispat yükü altında bulunan davacı tarafça bu husus ispatlanmış olmadığından bu talep yönünden davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik yoktur.

6102 sayılı Türk Ticaret Kanun’un 616/1-e fıkrasında yıl sonu finansal tabloların ve yıllık faaliyet raporunun onaylanması, kar payı ve hakkında karar verilmesi , kazanç paylarının belirlenmesine dair kararların alınmasının genel kurulun devredilemez yetkilerinden olduğu düzenlenmiştir. Şirket genel kurulu, şirket kar payının belirlenmesi ve dağıtımı konusunda tek yetkili organ olup, bu yetkisini yönetim kuruluna devretmesi de mümkün değildir.

Genel kurul şirket karının ne zaman, ne kadar ve nasıl dağıtılacağına karar vermeye yetkili tek organdır. Bu yönde alınmış bir genel kurul kararı bulunmadığı müddetçe kar payı alacağından bahsetme imkanı yoktur. Genel kurulca karın dağıtımı konusunda bir karar verildiği takdirde ortağın oluşan bu kar payı alacağı için talep ve dava hakkı bulunacaktır. Zira Genel kurul kararı ile ortakların muaccel bir alacak hakkı doğmuş olmaktadır. Somut uyuşmazlıkta genel kurulca alınmış kar payı dağıtımına ilişkin bir iddia ve delil sunulmadığından bu yöndeki talebin reddine karar verilmesinde de bir isabetsizlik yoktur.

Davacının emekli maaşından yapılan sosyal güvenlik destek priminin davalılarca üstlenildiğine dair bir belge sunulmadığı, bu durumda davacının şirkete ortak olmasının yasal sonucuna davacının katlanması gerektiğinden bu yöndeki talebin reddine dair verilen kararda da bir isabetsizlik yoktur.

Davacını şirket ortaklarına şirket nam ve hesabına gönderdiği paradan dolayı alacaklı olduğuna dair yeterli delil bulunmadığındın bu yönden de davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsilik yoktur. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.

HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle:

1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,

2-Davacı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 269,85 TL harcın, alınması gerekli olan 732,00 TL harçtan mahsubu ile bakiye 462,15 TL istinaf karar harcının davacıdan alınarak hazineye irat kaydına,

3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,

4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,

Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 02/07/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2023/1610, K. 2026/1369, T. 02.07.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2023-1610-e-2026-1369-k-ac8d72a05f89