Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2023/1287 E. 2026/1526 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2023/1287
Karar No
2026/1526
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

43. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2023/1287

KARAR NO: 2026/1526

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : İSTANBUL 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 08/06/2023

NUMARASI: 2022/730 Esas - 2023/505 Karar

DAVA: Tanıma Ve Tenfiz

İSTİNAF KARAR TARİHİ: 14/07/2026

Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ

DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkil şirketin... sektöründe dünyanın önde gelen firmalarından biri olduğunu, enerji depolama sistemleri ve ... modüller için tescilli ... ... çözümleri geliştirdiğini, ... ... üretim ve satışı ile iştigal ettiğini, davalının da ... modülleri imalatı ve satışı ile iştigal ettiğini, bu kapsamda müvekkil şirket ile davalı arasında satış sözleşmeleri imzalandığını, satış sözleşmeleri kapsamında müvekkili olduğu şirketin davalıya ... ... satma yükümlülüğü altına girdiğini, davalının ise bunun karşılığında toplam 12.056.619,36 Amerikan Doları ödeme yükümlülüğü altına girdiğini, müvekkilinini satış sözleşmeleri tahtında yükümlülüklerini yerine getirdiğini, satım konusu malları davalıya teslim ettiğini, ancak davalının sözleşme kapsamında ödeme borcunu tam olarak yerine getirmediğini, tarafların 2018 yılında sulh olmak adına görüştüklerini ancak anlaşamadıklarını, dolayısıyla 12/05/... tarihinde müvekkili olduğu şirket tarafından satış sözleşmeleri uyarınca İsviçre Tahkim Merkezi Milletlerarası Tahkim Divanı nezdinde tahkim davası başlatıldığını, bu yargılamanın sonunda hakem heyeti kararı ile müvekkil şirketin taleplerini kabul ederek davalının müvekkil şirkete ödenmemiş borç miktarı için 3.966.642,49 Amerikan Doları tutarında ödeme yapmasına karar verdiğini, tenfizi talep edilen hakem kararı uyarınca davalının müvekkil şirkete borçlu olduğu ve borcunu ifa etmediğini ortada olduğunu, davalının olan borcunu ifa etmekte temerrüde düştüğü nazara alınarak İİK 257/1 maddesi uyarınca davalı şirket hakkında ihtiyati haciz kararı verilmesi gerektiğini, müvekkili olduğu şirketin ve davalı arasındaki satış sözleşmelerinden kaynaklanan uyuşmazlığın çözümü için verilen nihai hakem kararının Türk hukuka göre hüküm doğurabilmesi ve icra edebilmesi için New York Sözleşmesi kapsamında tenfizi gerektiğini, huzurdaki dava ile tenfizi talep edilen hakeme kararının new york sözleşmesinde düzenlenen hiçbir tenfiz engeline haiz olmadığını ve gerekli tüm tenfiz koşullarını sağladığını, hakem kararının verildiği yer ülkesi olan İsviçre ile Türkiye Cumhuriyeti arasında karşılıklılık mevcut olduğunu, hakem kararının ticari nitelikte olduğunu, taraflar arasında geçerli ve yazılı bir tahkim anlaşması mevcut olduğunu, tahkim yargılaması kapsamında davalının usulüne uygun olarak yargılamaya davet edildiğini, İsviçre kanunları uyarınca herhangi bir kanun yoluna başvurmamış olması ve bunun akabinde hakem kararının icra edilebilir hale gelmiş olması olduğunu, hakem kararının 20/05/2022 de verildiğini, taraflara e posta yoluyla 8/06/2022 tarihinde fiziki olarak ise müvekkil şirkete 9 Haziran ve davalıya ise 13 Haziranda tebliğ edildiğini, hakem kararının 13/06/2022 tarihi itibari ile kesin, bağlayıcı ve icra edilebilir hale geldiğini, açıklanan bu nedenlerle; davalının borcunu ödemekte temerrüte düştüğü ve talep edilmesine rağmen borcunu ödemediği nazara alınarak tenfizi talep edilen İsviçre Tahkim Merkezi Milletlerarası Tahkim Divanı'nın 20/05/2022 tarihli, ...-... nolu hakem kararında hüküm altına alınmış toplam borç olan 4.164.974,61 Amerikan Doları tutarını karşılayacak nispette davalının malvarlığı üzerinde teminatsız olarak ihtiyati haciz kararı verilmesini, İsviçre Tahkim Merkezi Milletlerarası Tahkim Divanı nezdinde görülen ...-... nolu tahkim yargılamasına ilişkin olarak hakem heyeti tarafından verilen 20/05/2022 tarihli nihai hakem kararının tenfizine, yargılama giderinin ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP:

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; dava dilekçesinin müvekkil şirkete usulüne uygun bir şekilde tebliğ edilmediğini, usulsüz tebligat yapıldığını, davacı şirket ile müvekkilinin alacaklı olduğu ... ... ve ... ... firmalarını da içerir bir şekilde özellikle bu şirketler arasındaki hukuki ve fiilin irtibatın ortaya konulmasının zorunlu olduğunu, ... .... Şti.'nin adres değişikliğine ilişkin genel kurul kararı ... ...., Ltd. Şirketi kurucusu ... tarafından imzalandığını, .......... Şti. Her ne kadar TTK uyarınca tüzel kişiliğe sahip gibi görünse de söz konusu şirketin ... ...., Ltd. Şti'nin şubesi olduğunu, ... ...., Ltd. Şti'ne bağlı olarak faaliyet gösteren ..., ... ..., ... ....'nin faaliyetlerinin birbirini tamamlayıcı nitelikte olduğunu, şirketlerin aslında tek ve aynı iktisadi işletmeye yani ... ...., Ltd. Şirketine vücut verdiğini, Tr,... ... ...., Ltd. Şirketinin ofisi olduğunu tahkim dosyasında beyan ettiğini, nitekim ... ... adına gümrük ve diğer vergiler ile lojistik maliyetleri ... ...., Ltd. Şirketinin talimatı ile ... ... tarafından karşılandığını, ... ile yapılan sözleşme ile ... ... arasında yapılan sözleşmenin aynı tarihte 2017 yılı Haziran ayında imzalandığını, ... ile ... arasında yapılan sözleşmenin amacının bazı malzemelerin satışını gerçekleştirmek olduğunu, ... ile ... ... arasında yapılan sözleşmenin amacının ise ... tarafından üretilen panellerinin ... ...'e satışı olduğunu, söz konusu sözleşmelerin birbirine sıkı sıkıya bağlı olduğunu, ilgili madde uyarınca ...'ın ...'a ödeme yükümlülüğü ... ...'den ödeme aldıktan sonra muaccel hale geleceği şeklinde düzenlendiğini, müvekkili olduğu şirketin davacı firmadan almış olduğu ürünlerle birlikte bir çok başka tedarikçiden de almış olduğu malzemeleri kendi fabrikasında yapmış olduğu ... enerjisi panellerinin üretiminde kullandığını, bu ticari faaliyetleri esnasında özellikle sözleşmeler gereği müvekkilin ... ...'den faiz ve ferileri hariç olmak üzere minimum 3.787.423,11 USD alacağı olduğunu, ... ...'un da müvekkil şirkete 187.000 USD üzerinden borçlu olduğunu, davacının göndermiş olduğu ürünlere karşılık bedelini müvekkilden isterken ... ... ve ... ... ise müvekkilden satın almış oldukları ürünlerin bedelini ısrarla ödemediğini, borcun ödenmemesi üzerine müvekkil firmanın ekonomik olarak dar boğaza girdiğini, ülkemizdeki bir çok firmaya sözleşmesel olarak verdiği taahhütleri yerine getiremediğini, tenfiz davası üzerinden bir alacak yürütülemeyeceğini, tenfiz rakamının tenfizi talep edilen alacağın arz ettikleri nedenlerden dolayı doğru ve geçerli olmaması nedeniyle kabulünün usulen olanaksız olduğunu, davalı olan müvekkilinin ... ... firmasına olan borcundan ...nezdinde alacağını mahsup edilmesi hususumda tarafların anlaştığını, müvekkilinin ... ... firmasına olan borcunun muaccel hale gelmesi için ... ...'in ödeme yapması gerektiği ancak bu ödemenin yapılmadığını, ancak hakem kurulu tarafından ... ... ile davalı arasında hukuki ilişkinin çözümünde Türk Mahkemelerinin yetkili ve görevli olduğu gerekçesiyle söz konusu taleplerin hiç birinin incelemeye alınmadığını, bu nedenle müvekkilinin anayasal haklarının ihlal edildiğini, yargılama faaliyetini yürütenler bakımından yargılama süresince taraflar arasında iddia ve savunma haklarını gerçek ve etkin şekilde kullanma imkanları bakımından eşitliğin sağlanması gerektiğini, ... ...'in davalıya 3.787.423,11 USD borcu bulunduğunu, taraflar arasında yapılan görüşmeler ve mutabakatlar neticesinde davacı tarafça 1.800.000 USD üzerinden anlaşma talep edildiğini, açıklanan bu nedenlerle; tebligatın usulsüz olduğunun kabulü ile cevap dilekçesinin kabulünü, ihtiyati haciz kararına itirazlarının kabulü ile davacının ihtiyati haciz talebinin reddini, davanın ve tüm taleplerinin reddini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI :

İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " , ...... Sözleşmesi'nde; ... Sözleşmesi'nin asıl satış sözleşmesinin eki niteliğinde olduğu ve satış sözleşmesinin ifası amacına hizmet eden bir sözleşme olduğunun ve çelişen herhangi bir hüküm olmadıkça asıl satış sözleşmesindeki hükümlerin ... Sözleşmesi'ne de uygulanacağının yer alması ile HMK madde 412/3 ile 4686 sayılı Millerler Arası Tahkim Kanunun 4/2 maddesi uyarınca bu atıf sebebiyle uyuşmazlık çözüm yolu olarak Asıl Satış Sözleşmesi’nin 14. maddesinde yer alan tahkim hükmünün ek malzeme satış sözleşmeleri için de uygulanacaktır. lacağın temliki temlik sözleşmesinde aksine bir hüküm olmadıkça ana sözleşmede yer alan tahkim şartının da intikali sonucunu doğuracaktır. Nitekim benzer olayda Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2021/4816 2022/8966 K, sayılı ilamı ile ilk derece mahkemesinin "davaya ve temlik sözleşmesine konu alacağın dayanağı olan 22/08/2017 tarihli sözleşmenin yukarıda aktarılan "İhtilafın çözümü" başlıklı 5. Maddesinde ihtilafların çözümünde tahkime başvurulacağının hüküm altına alındığı, temlik alanın temlik edenin imzalamış olduğu sözleşmedeki anılan madde ile bağlayıcı olduğu ve uymak zorunda olduğu" şeklindeki gerekçesi onanmıştır. Tenfizi talep edilen yabancı hakem kararının Türk kamu düzenine ve genel ahlaka aykırılığının ispatlanamadığı, adil yargılanma hakkı, savunma hakkı ve hukuki dinlenilme hakkının ihlal edilmediği, münhasıran Türk mahkemelerinin yetkisine giren bir konu olmadığı, kararın New York sözleşmesine göre bağlayıcılığının bulunduğu, ve tenfiz şartlarını taşıdığı kabul edilmekle davanın kabulüne, karar verilmiştir.

Bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :

Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Hakem Heyetinin, yargılama yetkisine sahip olduğu halde davalının savunmalarını incelemediğini ve değerlendirmediğini, davalının adil yargılanma hakkının, savunma hakkının ve hukuki dinlenilme hakkının engellendiğini, dava dilekçesinin davalı şirkete usulüne uygun bir şekilde tebliğ edilmediğini, usulsüz tebligat yapıldığını, tebligatın usulsüz olduğunun tebliğ mazbatası incelendiğinde görüleceğini, takas mahsup iddiası ve talebinin incelenmemesinin hukuki dinlenilme hakkını ve savunma hakkının ihlal ettiğini, hakem kurulu tarafından ... ... ile ... arasındaki hukuki ilişkinin çözümünde Türk Mahkemelerinin yetkili ve görevli olduğu gerekçesiyle söz konusu taleplerin hiç birinin incelemeye alınmadığını, bu nedenle davalının Anayasal haklarının ihlal edildiğini, ... ...'in usulüne uygun bir şekilde tahkim yargılamasına dahil edilmediğini, hakem heyetinin sadece ... ...'in müdürüne taraf olarak katılıp katılmak istemediklerine dair davet mektubu gönderdiğini, ... ...'in de bu daveti kabul etmediğini, bu hususun İsviçre Tahkim Kurallarına ve İsviçre hukukuna, ayrıca ülkemizde de usul ve yasaya aykırı olduğunu, ... ..., ... (...) .... Ve davalı şirket arasında yapılan sözleşmelerin birbiriyle sıkı sıkıya bağlı olduğunu,

Türk Ticaret Kanunu ve sair mevzuat gereği birlikte hareket eden bu firmaların davalı ile girmiş oldukları ticari ilişkide bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğinin ... (...) ile yapılan sözleşmenin ilgili maddesinden açıkça anlaşıldığını, davacı tarafından talep edilen alacağın muaccel olmadığını, davalının ödeme yükümlüğünün Trina ...'den ödeme alması halinde doğacağının sözleşmede düzenlenmiş olduğunu beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.

GEREKÇE :

Dava, MÖHUK'un 60 vd. maddeleri ve New York Sözleşmesi uyarınca yabancı hakem kararının tenfizi istemine ilişkindir.

İlk derece mahkemesince, davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

Davacı; taraflar arasında satış sözleşmeleri düzenlendiği, ... pillerinin davalıya teslim edilmesine rağmen bedelinin ödenmemesi üzerine sulh görüşmeleri yapıldığını ancak sonuç alınması üzerine sözleşmeni 14. Maddesi gereği ; İsviçre Tahkim Merkezi Milletlerarası Tahkim Divanı nezdinde tahkime başvurulduğunu, İsviçre tahkim merkezinin 20/05/2022 tarih ve ...-... no'lu hakem kararı ile toplam 4.164.974,61 Amerikan doları alacaklı olduklarının hüküm altına alınığını, karara karşı davalı tarafça herhangi bir kanun yoluna başvurulmadığını, hakem kararının icra edilebilir hale geldiğini ve 13/06/2022 tarihinde kesinleştiğini iddia ederek İsviçre Tahkim Merkezi'nin ...-... numaralı tahkim dosyasında verdiği 20/05/2022 ta tarihli kararının tenfizine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı taraf ise; ... ve... ve ...'in tek şirket olduğu, müvekkilin... ve...'den alacağı bulunduğu, bu alacağının takas/ mahsup talebine yönelik savunmaların hakem kararında incelenip değerlendirilmediğini, bu hususun kamu düzenine ilişkin olduğunu, eldeki dava dilekçesinin müvekkiline usulüne uygun tebliğ edilmediğini, davacının muaccel alacağı bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

Yürürlükteki hukukumuzda yabancı hakem kararlarının tanınması ve tenfizi konusunda iki ayrı düzenleme yapılmıştır. Bu düzenlemelerden biri 5718 Sayılı MÖHUK'te yer alan hükümler, diğeri de Türkiye Devletinin taraf olduğu 1958 tarihli New York Sözleşmesidir.

Yabancı Hakem Kararlarının Tanınması ve İcrası Hakkındaki New York Sözleşmesi onaylanmasına ilişkin 20877 Sayılı 21.05.1991 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan 3731 Sayılı Kanunun 2. maddesinde ''Türkiye Cumhuriyeti sözleşmenin 1. maddesinin 3. paragrafına uygun olarak sözleşmeyi sadece karşılıklılık esasına göre bu sözleşmeye taraf olan bir devlet ülkesinde verilmiş olan hakem kararlarının tanınması ve tenfizi hakkında uygulayacağını, ayrıca sözleşmeyi yalnız akdi veya akit dışı hukuki münasebetlerden kaynaklanan ve kendi iç hukukuna göre ticari mahiyette sayılan uyuşmazlıklar hakkında uygulayacağını beyan eder.'' şeklinde düzenleme yapılmıştır. Bu düzenlemeden anlaşılacağı üzere New York Konvansiyonu Türk Hukukunda sadece ticari uyuşmazlıklarda ve New York sözleşmesine taraf olan ülkeler bakımından uygulanacaktır.

Tenfizi talep edilen hakem kararı ticari şirket kurulmasına yönelik sözleşmeye ilişkin olup, uyuşmazlığa tenfiz şartları bakımından Türkiye’nin de taraf olduğu “New York Sözleşmesi” hükümlerinin uygulanması gerektiği anlaşılmaktadır.

Yabancı hakem kararlarının Türkiye’de icra edilebilmesi, tenfiz prosedürüne tabi olduğundan, New York Sözleşmesine göre, tenfiz şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin incelenmesine gelince; yabancı hakem kararlarının tenfizini engelleyen haller New York Sözleşmesinin (V). maddesinde düzenlenmiştir. Sözleşmenin (V). maddesindeki şartlardan bir kısmını tenfiz mahkemesi re’sen dikkate almak zorundadır. Diğer şartları ise tarafların iddia ve ispat etmesi gerekir.

Mahkeme tarafından re’sen dikkate alınacak şartlar şunlardır: 1- Hakem kararının konusunu teşkil eden uyuşmazlığın tanıma veya tenfiz istenilen ülkenin hukukuna göre tahkim yoluyla çözümünün mümkün olmaması, 2- Hakem kararının kamu düzenine aykırı olmasıdır.

Taraflarca iddia ve ispat edilecek tenfiz engelleri ise 1- Tahkim anlaşmasının taraflarının ehliyetsiz olması veya tahkim anlaşmasının geçersiz olması, 2- Hakkında hakem kararının tenfizi istenen tarafın hakem seçiminden veya tahkim yargılamasından usulen haberdar edilmemiş olması veya delillerini sunma imkânından mahrum edilmesi, 3- Hakem kararının, tahkim anlaşmasında yer almayan bir hususa ilişkin olması veya tahkim anlaşmasının sınırlarını aşması, 4- Hakemlerin seçimi veya hakemlerin uyguladıkları usulün, tarafların anlaşmasına, böyle bir anlaşma yok ise hakem hükmünün verildiği yer hukukuna aykırı olması, 5-Hakem kararının tabi olduğu veya verildiği yer hukuku hükümlerine göre kesinleşmemiş veya icra kabiliyeti kazanmamış veya verildiği yer mahkemesi tarafından iptal edilmiş olmasıdır.

5718 Sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunun 60-63. maddelerinde yabancı hakem kararlarının tenfizi düzenlenmiştir. Buna göre, “kesinleşmiş” ve “icra kabiliyeti kazanmış” veya “taraflar için bağlayıcı olan” yabancı hakem kararlarının tenfiz şartlarını yabancı mahkeme kararlarının tenfizi şartlarından farklı olarak ve New York Sözleşmesi'ne paralel olarak düzenlenmiştir.

İç hukuktaki kamu düzeni kavramı Türk toplumunun temel yapısı ve temel çıkarlarını koruyan, tarafların uymak zorunda olduğu kamu hukuku ve özel hukuka ilişkin emredici kurallar bütünüdür. Kamu düzenine aykırılık halleri, Anayasa'da düzenlenen temel hak ve özgürlüklere, Türk kanunlarının ana ilkelerine, Türk adap ve ahlak anlayışına aykırılıklar olarak örneklenebilir. Kamu düzeni kavramı zamana, yere ve olayın özelliğine göre değişebilir.

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Hukuk Genel Kurulu’nun 2010/1 e. 2012/1 K sayılı kararında kamu düzeni şu şekilde açıklanmıştır: "Niteliği gereği zamana, yere göre değişen, içeriğinin tespiti zor, her somut olaya göre değişiklik gösteren bir kavramdır. İlmi açıklamalara ve yargısal kararlara rağmen gelişen hukuk sistemlerinde bile tanımı olmamasına rağmen “toplumun temel yapısını ve çıkarlarını koruyan kuralların bütünü” olarak tanım yapılabilir.

Kamu düzeni kavramının müdahale alanı son derece geniş ve yoruma müsaittir. Hükmün gerekçesiz oluşundan dolayı kamu düzeni kavramından hareket ederek, yabancı ilamın verilmesinde işlenen usulün, uygulanan hukukun, ilamın icrasının meydana getireceği sonuçların incelenmesi suretiyle, bir kararın kamu düzenine aykırı bulunarak tenfizi mümkün olmayacaktır demek çok ağır bir neticeyi yaratmak olacaktır.

Türk kamu düzeninin ihlalini gerektirecek haller çoğunlukla emredici bir hükmün açıkça ihlali halinde düşünülecektir. Fakat her emredici hükmün ihlali halinde veya her emredici hükmü ihlal eden bir yabancı kararın Türk kamu düzenine aykırı bulunduğunu söylemek olanaklı değildir.

O halde, iç hukuktaki kamu düzeninin çerçevesi, Türk hukukunun temel değerlerine, Türk genel adap ve ahlak anlayışına, Türk kanunlarının dayandığı temel adalet anlayışına, Türk kanunlarının dayandığı genel siyasete, Anayasada yer alan temel hak ve özgürlüklere, milletlerarası alanda geçerli ortak prensip ve özel hukuka ait iyiniyet prensibine dayanan kurallara, medeni toplulukların müştereken benimsedikleri ahlak ilkeleri ve adalet anlayışının ifadesi olan hukuk prensiplerine, toplumun medeniyet seviyesine, siyasi ve ekonomik rejimine, insan hak ve özgürlüklerine aykırılık şeklinde çizilebilir.

İç hukukta kamu düzeninin, tarafların uymak zorunda oldukları, kamu hukukundan ve özel hukuktan doğan ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri kurallar olarak anlaşılması gerekir."

Kamu düzeni kavramı her ülkenin hukuki ve ahlaki sınırları çerçevesinde farklılık arz edebilecektir. Kavram esas itibariyle somut uyuşmazlığa bakan hâkim tarafından yorumlanacaktır. Bununla birlikte belirtmek gerekir ki iç hukukta kamu düzenine aykırı olarak kabul edilen bir durum, milletlerarası unsurlu ilişkiler bakımından kamu düzenine aykırı olarak görülmeyebilecektir.

Söz konusu kavramın içeriği yer, zaman ve tartışılan konuya göre değişeceğinden her somut olay bakımından yeniden değerlendirilecek ve yorumlanacaktır. Ancak, kavramın ortaya konduğu yer ve zamandan bağımsız olarak ortak olan nokta şudur ki, kamu düzeninin ihlaline sebebiyet verecek haller emredici nitelikteki hükümlerin de ihlalini gündeme getirecektir.

Diğer bir ifadeyle taraflar kamu düzeninin aksine hareket edemeyeceklerdir. Ancak her emredici hükmün kamu düzenine ilişkin olmadığı da belirtilmelidir.

Örneğin, hakemlerin bağımsız ya da tarafsız olmaması veya adil yargılanmanın kısıtlanması, cezai tazminatların fahiş olarak belirlenmesi, ambargo ve ticari boykot gibi ulusal politik çıkarlar, kambiyo işlemleri, vergiye ilişkin uyuşmazlıklar, Covid-19 tedbirleri, kesinleşmiş ilamın varlığı kamu düzeninin kapsamında kabul edilebilecektir. Ayrıca Türk hukukunda yargılamanın yenilenmesi sebebi olarak kabul edilen sebepler aynı zamanda kamu düzeni nedeniyle tenfize engel sebepler olarak da kabul edilirler.

Kamu düzenin bir diğer etkisi ise esasa girilme yasağının genişletilmesidir.

Kural olarak yabancı hakem kararlarının tanınması ve tenfizi aşamasında mahkemeler uyuşmazlığın esasına girerek hakem kararının doğruluğunu esastan inceleyemezler fakat bazı hallerde kamu düzenine aykırılık itirazlarının değerlendirilebilmesi için uyuşmazlığın esasına girilmesi gerekebilir. Nitekim bu husus Yargıtay Hukuk genel kurulunun 2011/13-568 esas, 2012/47 Karar sayılı ilamında "Bazı durumlarda kamu düzenine aykırılık itirazlarının değerlendirilebilmesi için, kısmen işin esasının da incelenmesi gerekli olabilir. Örneğin yabancı hakem kararına konu teşkil eden sözleşmenin, ülkenin gümrük ve vergi mevzuatına karşı bir hile ve muvazaa teşkil ettiği, dolayısıyla kamu düzenine aykırı olacağı ileri sürüldüğünde, mahkemenin itirazı değerlendirebilmesi için, kısmen işin esası ile ilgili inceleme ve araştırma yapması zorunludur. Aksi halde kamu düzenine aykırılık itirazını değerlendirmek mümkün değildir. Bu gibi durumlarda kamu düzenine aykırılık itirazlarının incelenebilmesi için, zorunlu olarak işin esası ile ilgili hususların araştırılması, teknik anlamda davanın esastan incelenmesi anlamında da değildir." şeklinde ifade edilmiştir.

Sonuç olarak hakem kararının kamu düzenine aykırı olup olmadığının denetlenmesi, esasa ilişkin olarak yapılacak bir denetleme değildir. Taraflarca kamusal bir otorite olan devlet yargı sistemi yerine alternatif tahkim sisteminin seçilmiş olması nedeniyle, hakemlerin esasa ilişkin olarak verecekleri kararı baştan kabul etmiş sayılacaklardır.

Bu açıklamalardan sonra somut olaya bakıldığında: Davalının... ve... ve ...'in tek şirket olduğu, müvekkilin... ve...'den alacağı bulunduğu, bu alacağının takas/ mahsup talebine yönelik savunmaların hakem kararında incelenip değerlendirilmediğini, bu hususun kamu düzenine aykırı olduğunu iddia etmektedir.

Hakem Heyeti kararının 33. Sayfasının 89 numaralı paragrafında davalı tarafın ... Türkiye' den olan alacağı hakkında değerlendirme yapıldığı, . Hakem Heyeti bu savunma ile ilgili olarak bu iddia hakkında karar veremeyeceğini, .... Sayfası ve ... numaralı paragrafında davalının Türk satın alma sözleşmesi uyarınca ... Türkiye tarafından henüz tam olarak ödeme alınmadığı argümanına dayanılarak vadesi gelen ödemeleri durdurma (ve mahsup etme) hakkına sahip olmadığına karar verdiği, görülmektedir. Kaldı ki tenfiz talebine karşı ileri sürülebilecek itirazlar MÖHUK un 54. ve New York Sözleşmesinin (V) maddesinde gösterilmiş olup, davalının ileri sürdüğü takas mahsup def'i anılan sözleşmelerde sayılan itirazlardan değildir. Hakem kararında yapılan değerlendirmeler ile davalının adil yargılanma hakkı, savunma hakkı ve hukuki dinlenilme hakkının ihlal edilmediği kamu düzenine aykırı bir durumun olmadığı görülmektedir.

Eldeki dava dilekçesinin davalıya 10.01.2023 tarihinde tebliğ edilmiştir. Davalı taraf 15.02.2023 günü cevap dilekçesini dosyaya sunmuştur. tebliğ mazbatasının incelenmesinde, adresin kapalı olması sebebiyle, adreste bulunmama nedeni en yakın komşu ...' e sorularak adreste bulunmama nedeninin tespit edildiği, ihbarnamenin 10.01.2023 günü kapıya yapıştırıldığı ve tebliğ evrakının mahalle muhtarına bırakıldığı, yapılan tebliğ geçerli olduğu belirlenmiştir.

Davacının muaccel alacağı bulunmadığına yönelik istinaf sebebi verilen hakem kararının içeriğine ilişkin olup tenfiz talebine karşı ileri sürülebilecek itirazları düzenleyen MÖHUK un 54. ve New York Sözleşmesinin (V) maddesinde gösterilmiş sebeplerden değildir.

HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.

HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle:

1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,

2-Davalı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 269,85 TL harcın, alınması gerekli olan 732,00 TL harçtan mahsubu ile bakiye 462,15 TL istinaf karar harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,

3-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,

4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,

Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 14/07/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2023/1287, K. 2026/1526, T. 14.07.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2023-1287-e-2026-1526-k-f67132ac51f9