Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2024/595 E. 2026/1387 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2024/595
Karar No
2026/1387
Karar Tarihi

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2024/595 KARAR NO : 2026/1387

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : MUĞLA 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 21/12/2023 NUMARASI : 2023/296 Esas - 2023/965 Karar DAVANIN KONUSU : İtirazın İptali (Ticari İşletmenin Satılması veya Devrinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ : 17/09/2026 KARAR YAZIM TARİHİ: 17/09/2026

Taraflar arasındaki davadan dolayı Muğla 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 21/12/2023 tarih 2023/296 Esas 2023/965 Karar sayılı hükmün istinaf yoluyla Dairemizce incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı arasında 22/06/2022 tarihinde “...” isimli işletmenin devrine ilişkin sözleşme düzenlendiğini, işletmeye ait demirbaşlarla birlikte işletmenin 01/07/2022 tarihinde devredileceğini, aynı tarihli araç kiralama sözleşmesi uyarınca .... ve ....plakalı araçlar ile ... plakalı motosikletin bir yıl süreyle davalıya kiralanacağını, .... plakalı motosikletin ise bedelsiz olarak devredileceğini, toplam 550.000,00 TL devir bedelinin 100.000,00 TL kapora, 250.000,00 TL nakit ödeme, 150.000,00 TL bedelli senet ve 50.000,00 TL nakit ödeme şeklinde taksitler halinde ödenmesinin kararlaştırıldığını, müvekkilinin sözleşmeden doğan tüm edimlerini eksiksiz yerine getirdiğini, buna karşın davalının 550.000,00 TL devir bedelinin 486.500,00 TL'sini ödediğini, bakiye 63.500,00 TL'yi ödemediğini, tarafların arabuluculuk görüşmelerinde anlaşamadıklarını belirterek, davalının Muğla 1. İcra Müdürlüğü'nün 2022/7637 Esas sayılı takip dosyasına vaki itirazının iptali ile takibin devamına, %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu işletmenin ticari işletme değil esnaf işletmesi niteliğinde olduğunu, müvekkilinin tacir sıfatını haiz olmayıp basit usulde vergilendirildiğini belirterek öncelikle görev yönünden dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddi gerektiğini, müvekkilinin sözleşmeden kaynaklanan tüm ödeme yükümlülüklerini süresinde yerine getirdiğini, buna karşın davacı tarafça sözleşme eki demirbaş listesinde yer alan bir kısım demirbaşların hiç teslim edilmediğini, teslim edilenlerin bir kısmının arızalı olduğunu, kiralanması veya devri kararlaştırılan araç ve motosikletlerin de teslim edilmediğini ya da geç ve arızalı olarak teslim edildiğini, bu nedenle Muğla 1. Noterliği'nin 01/09/2022 tarihli ihtarnamesi ile davacının temerrüde düşürülerek seçimlik haklar çerçevesinde bedelde indirime gidildiğini, ayrıca takibe konu 13.500,00 TL'nin davacının talimatı üzerine dava dışı ....'a ödendiğini savunarak davanın reddine, haksız ve kötüniyetli takip nedeniyle %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; davalı tarafın ödeme def'inde bulunmakla ispat yükünü üzerine aldığı, takibe konu borcun 13.500,00 TL'lik kısmının dava dışı ....'a yapılan ödemeye ilişkin banka dekontunda herhangi bir açıklama bulunmadığından bu ödemenin davaya konu borca ilişkin olduğunun ispatlanamadığı, bakiye 50.000,00 TL'nin ödendiğine dair de herhangi bir delil sunulmadığı, davalı tarafça cevap dilekçesinde yemin deliline dayanılmış ise de cevap dilekçesinin yasal iki haftalık süreden sonra verildiği kabul edilerek yemin deliline ilişkin hatırlatma yapılmadığı gerekçeleriyle davanın kabulüne, itirazın iptali ile takibin devamına ve %20 icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmiştir. Karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ : Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; dava konusu işletmenin esnaf işletmesi niteliğinde olduğunu, müvekkilinin tacir sıfatı taşımadığını, bu nedenle davanın görevsiz mahkemede açıldığını ve ilk derece mahkemesince görev itirazının değerlendirilmediğini; cevap dilekçesi ve delil listesinin 26/04/2023 tarihinde, dava dilekçesinin tebliğinden itibaren yasal iki haftalık süre içinde UYAP sistemi üzerinden sunulduğunu, mahkemenin cevap dilekçesinin süresinde verilmediği yönündeki tespitinin dosya içeriğiyle bağdaşmadığını, bu hatalı kabul nedeniyle müvekkilinin sunduğu delillerin ve savunmalarının değerlendirilmediğini; müvekkilinin sözleşmeden doğan tüm ödeme yükümlülüklerini yerine getirdiğini, buna karşın davacı tarafın demirbaş ve araçların tesliminde eksik ve ayıplı ifada bulunduğunu, bu nedenle Muğla 1. Noterliği'nin 01/09/2022 tarihli ihtarnamesi ile davacının temerrüde düşürüldüğünü ve seçimlik haklar çerçevesinde bedelde indirime gidildiğini, ilk derece mahkemesince davacının kendi edimini ifa edip etmediğinin ve temerrüde düşüp düşmediğinin hiç değerlendirilmediğini, takibe konu 13.500,00 TL'nin davacının talimatıyla dava dışı ...'a ödendiğine dair sunulan banka dekontu ve yazışmaların da irdelenmediğini ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir. GEREKÇE : Dava, taraflar arasındaki işletmenin devri sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır. Davalı vekilinin, kararı veren Muğla Asliye Ticaret Mahkemesi'nin uyuşmazlıkta görevli olmadığına, davanın Asliye Hukuk Mahkemesi'nde görülmesi gerektiğine dair istinaf istemlerinin incelenmesinde; Asliye Ticaret Mahkemelerinin görevi TTK'nın 5. maddesinde düzenlenmiş ve maddenin 1. bendinde "Aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir." denilmiştir. Bir davanın ticari dava olup olmadığı ise TTK'nın 4. maddesinde gösterilen ilkelere göre belirlenmekte olup, öğretide benimsenen görüşe göre de ticari davalar kendi aralarında mutlak ticari davalar ve nispi ticari davalar olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Mutlak ticari davalar için tarafların sıfatlarına ve dava konusunun ticari işletme ile ilgili olup olmadığına bakılmazken, nispi ticari davalarda dava konusunun ticari işletme ile ilgili olup olmadığı kriter olarak kabul edilmiştir. Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın sırf dava konusunun TTK'da düzenlenmesi nedeniyle ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar TTK'nın 4/1. maddesinde bentler hâlinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra ve İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu gruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır. 6102 sayılı TTK'nın 11. maddesinde işletme, esnaf işletmesi ve ticari işletme olarak sınıflandırılmış, bu sınıflandırmanın ölçütüne de yine anılan maddede yer verilmiştir. Ticari işletmenin devrine ilişkin olarak da TTK'nın 11. maddesinin 3. fıkrasında düzenlemeye yer verilmiştir. Bunun yanında 6102 sayılı TTK'nın 4. maddesinde mutlak ticari davalar düzenlenmiş, TTK'nın 4/(1)-c. maddesi düzenlemesi gereğince 11/01/2011 tarihli 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun malvarlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203. maddelerinde öngörülen hususlardan doğan hukuk davalarının ticari dava olduğu hüküm altına alınmıştır. Özellikle burada vurgulanması gereken TBK'nın 202 ve 203. maddelerinde bir işletmenin devri ya da birleşmesi ve şekil değiştirilmesinden söz edilmiş olduğu, buna karşın işletmenin ticari işletme veya esnaf işletmesi olduğu hususunda bir ayrıma gidilmemiş olduğudur. Buna göre de, mutlak ticari davalardan olduğu TTK'nın 4/(1)-c. maddesinde düzenlenen TBK m. 202 uyarınca işletme devrine ilişkin uyuşmazlıklar bakımından işletmenin türünün ticari işletme ya da esnaf işletmesi olduğuna bakılmaksızın TBK'nın 202 ve 203. maddelerinden kaynaklanan uyuşmazlıkların çözümlenmesinde Ticaret Mahkemesinin görevli olduğu kabul edilmelidir. Somut olayın incelenmesinde; dava dilekçesi içeriği, ilk derece mahkemesi karar başlığındaki nitelendirme ve tüm dosya kapsamına göre uyuşmazlığın taraflar arasındaki işletme devrinden kaynaklandıpı anlaşılmaktadır. Yukarıda yer verilen yasal düzenlemeler uyarınca işletme devrinden kaynaklanan uyuşmazlıklar TTK'nın 4/(1)-c. maddesi delaletiyle TBK'nın 202 ve 203. maddeleri kapsamında mutlak ticari dava niteliğinde olduğundan davaya bakma görevi asliye ticaret mahkemesine aittir. Bu itibarla işletmenin devri sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlığın asliye ticaret mahkemesi nezdinde görülüp karara bağlanmasında herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığından davalı vekilinin mahkemenin görevine yönelik istinaf itirazları yerinde görülmemiştir. İlk derece mahkemesince karar gerekçesinde davalı tarafça süresi içerisinde cevap dilekçesi sunulmadığı belirtilmiş ve davalının cevap dilekçesinde yer alan savunmalarının ve delillerinin değerlendirilmediği, davalı vekilinin bu hususta eksik incelemeyle karar verildiğine yönelik istinaf isteminde bulunduğu görülmüştür. Somut olayın incelenmesinden önce 6100 sayılı HMK'nın sürelerin hesaplanmasına ilişkin düzenlemelerine değinilmesinde fayda bulunmaktadır. HMK'nın 92. maddesinde göre; " (1)Süreler gün olarak belirlenmiş ise tebliğ veya tefhim edildiği gün hesaba katılmaz ve süre son günün tatil saatinde biter. (2) Süre; hafta, ay veya yıl olarak belirlenmiş ise başladığı güne son hafta, ay veya yıl içindeki karşılık gelen günün tatil saatinde biter. Sürenin bittiği ayda, başladığı güne karşılık gelen bir gün yoksa, süre bu ayın son günü tatil saatinde biter". Öte yandan yandan resmî tatil günleri, süreye dâhil olup sürenin son gününün resmî tatil gününe rastlaması hâlinde süre tatili takip eden ilk iş günü çalışma saati sonunda biter (HMK m.93). Süreler, yapılacak işlemler bakımından önemli olduğundan süresinde bir işlem yapılmadığında hak kaybı olacağından süreler konusunda dikkatli olunmalıdır. Bir süreden bahsediliyorsa sürenin kanunda mı düzenlendiği yoksa hâkim tarafından mı verildiği, kesin olup olmadığı göz önünde tutulmalıdır. Ayrıca süre hesaplamalarında üç şey önem taşımaktadır. Bunların tespit edilmesi gereklidir. Bunlar; sürenin başlangıç anı, sürenin ne kadar olduğu, ne zaman sona erdiği ve son günü. Hafta, ay veya yıl olarak hesap edilen sürelerde sürenin başladığı güne son hafta veya ay ya da yıl içindeki karşılık gelen günün tatil saatinde süre biter. Örneğin bu hafta Çarşamba günü yapılan tebligat üzerine başlayan bir haftalık süre, sonraki hafta Çarşamba günü sona erecektir. Ay olarak hesaplanan sürelerde, sürenin başlaması ay sonuna rastlarsa ve sürenin bittiği ayda böyle bir gün yoksa o ayın son günü süre bitmiş sayılır (HMK. 92/2) (Pekcanıtez Usûl: Medeni Usûl Hukuku, 15. Bası, Cilt I, s.468-469). Başka bir deyişle gün olarak tayin edilen sürelerde ilk gün (tefhim veya tebliğ günü) hesaba katılmaz, süre son günün tatil saatinde biter. Hafta veya ay olarak tayin edilen süreler, sürenin başladığı güne son haftada veya ayda tekabül eden günün tatil saatinde biter. Mesala Pazartesi günü başlayan bir haftalık süre, ertesi haftanın Pazartesi günü tatil saatinde biter. 3 Martta işlemeye başlamış olan 3 aylık bir süre 3 Haziran günü tatil saatinde biter (Kuru, Baki: Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu, 6. Baskı, Cilt V, 2001, s.5456-5457). Son olarak HMK'nın 445. maddesinin incelenmesi gerekmektedir. Sözü edilen madde; "(1) Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP), adalet hizmetlerinin elektronik ortamda yürütülmesi amacıyla oluşturulan bilişim sistemidir. Dava ve diğer yargılama işlemlerinin elektronik ortamda gerçekleştirildiği hâllerde UYAP kullanılarak veriler kaydedilir ve saklanır. (2) Elektronik ortamda, güvenli elektronik imza kullanılarak dava açılabilir, harç ve avans ödenebilir, dava dosyaları incelenebilir. Bu Kanun kapsamında fizikî olarak hazırlanması öngörülen tutanak ve belgeler güvenli elektronik imzayla elektronik ortamda hazırlanabilir ve gönderilebilir. Güvenli elektronik imza ile oluşturulan tutanak ve belgeler ayrıca fizikî olarak gönderilmez, belge örneği aranmaz. (3) Elektronik ortamdan fizikî örnek çıkartılması gereken hâllerde tutanak veya belgenin aslının aynı olduğu belirtilerek hâkim veya görevlendirdiği yazı işleri müdürü tarafından imzalanır ve mühürlenir. (4) Elektronik ortamda yapılan işlemlerde süre gün sonunda biter. (5) Mahkemelerde görülmekte olan dava, çekişmesiz yargı, geçici hukuki koruma ve diğer tüm işlemlerde UYAP’ın kullanılmasına dair usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir" şeklinde düzenlenmiştir. Dosya kapsamının incelenmesinde, dava dilekçesinin davalıya 12.04.2023 tarihinde tebliğ edildiği, davalı vekilince cevap dilekçesi ve delil listesinin 6100 sayılı HMK'nın 127. maddesinde öngörülen iki haftalık süre içinde kalan 26.04.2023 tarihinde saat 23:16'da UYAP sistemi üzerinden elektronik imzalı olarak mahkemeye sunulduğu dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Buna karşın ilk derece mahkemesince gerekçeli kararda cevap dilekçesinin yasal süreden sonra verildiği kabul edilerek, bu hatalı tespite dayalı olarak davalı tarafın yemin deliline ilişkin hatırlatmanın yapılmadığı belirtilmiştir. Bununla birlikte ilk derece mahkemesince, davalı tarafın cevap dilekçesi ve ekinde sunduğu delillerle ileri sürdüğü işletme devir sözleşmesi kapsamında davacı tarafça teslimi kararlaştırılan demirbaş ve araçların bir kısmının hiç teslim edilmediği, bir kısmının ise arızalı ve geç teslim edildiği, bu nedenle Muğla 1. Noterliği'nin 01.09.2022 tarihli ihtarnamesi ile davacının temerrüde düşürülerek seçimlik haklar çerçevesinde bedelde indirime gidildiği yönündeki savunma hiçbir şekilde değerlendirilmemiştir. Her iki tarafa borç yükleyen sözleşme türlerinde kural olarak, taraflardan birinin önceden ifada bulunma yükümlülüğü mevcut değilse, kendi edimini ifa etmeyen borçlu, karşı taraftan edimini ifa etmesini talep edemeyecektir (Prof. Dr. Ahmet M. Kılıçoğlu; Borçlar Hukuk Genel Hükümler, Yeni Borçlar Kanununa göre Hazırlanmış; Genişletilmiş 15. Bası, Turhan Kitabevi, Ankara 2012, s.581). Bu husus 6098 sayılı Kanun'un 97 nci maddesinde "Karşılıklı borç yükleyen bir sözleşmenin ifası isteminde bulunan tarafın, sözleşmenin koşullarına ve özelliklerine göre daha sonra ifa etme hakkı olmadıkça, kendi borcunu ifa etmiş ya da ifasını önermiş olması gerekir" şeklinde düzenlenmiştir. Bu hüküm uyarınca karşılıklı borç yükleyen bir sözleşmenin ifasını talep eden tarafın, daha sonra ifa etme hakkı olmadıkça, kendi borcunu ifa etmiş ya da ifasını önermiş olması gerekir Somut uyuşmazlıkta davalı tarafça keşide edilen Muğla 1.Noterliği'nin 01.09.2022 tarih 10790 yevmiye sayılı ihtarnamesinde davacının bir kısım edimlerini yerine getirmediğinden bahisle sözleşme bedelinden indirim uygulanması ve ayırca edimlerin ifasının talep edildiği, aksi takdirde 03.10.2022 tarihli 50.000,00-TL tutarlı ödemenin yapılmayacağının belirtildiği, aynı savunmalara cevap dilekçesinde ve istinaf başvuru dilekçesinde de yer verildiği görülmekle, ilk derece mahkemesince davacının işletme devrine konu demirbaş ve araçları sözleşmeye uygun şekilde teslim edip etmediğinin, dolayısıyla davacının kendi ediminde temerrüde düşüp düşmediğinin, temerrüt söz konusu ise davalının bu nedenle seçimlik haklarını kullanıp kullanamayacağının ve bedelde indirim def'inin dayanağının bulunup bulunmadığının, gerektiğinde bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle irdelenmesi gerekirken eksik incelemeyle yazılı şekilde karar verilmiş olması yerinde görülmemiştir. Davalı vekilinin bu yöndeki istinaf itirazları yerindedir. Bu durumda, ilk derece mahkemesince uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış ve değerlendirilmemiş olması nedeniyle istinaf istemine konu karar yönelik denetim yapılması mümkün değildir. O halde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi uyarınca davalı vekilinin istinaf başvurusunun esasa ilişkin hususlar incelenmeksizin kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, kaldırma kararının sebep ve şekline göre sair istinaf itirazlarının incelenmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM :Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca ESASA İLİŞKİN SEBEPLER İNCELENMEKSİZİN KABULÜNE, 2-Muğla 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 21/12/2023 tarih 2023/296 Esas 2023/965 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3-Dairemizin kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın mahal mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4-İstinaf yoluna başvuran tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde istinaf yoluna başvurana iadesine, 5-Karar tebliği ve avans iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi gereğince kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.17/09/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2024/595, K. 2026/1387, T. 17.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2024-595-e-2026-1387-k-7c7e6987f565