Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1053 E. 2026/1160 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/1053
Karar No
2026/1160
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

15.HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2026/1053

KARAR NO: 2026/1160

TÜRK MİLLETİ ADINA

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : İSTANBUL 16. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 07/10/2021

NUMARASI: 2020/288 Esas, 2021/670 Karar

DAVANIN KONUSU: Alacak

KARAR TARİHİ : 17/09/2026

Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerlendirme sonunda;

GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı arasında, müvekkilinin müşterisi olan .... Şti.’nin ...’de bulunan fabrikasında kullanılmak üzere “... Üretim Hattı” imal edilmesine ilişkin 24/07/2019 tarihli sözleşme imzalandığını, sözleşme sonrasında davalının maddi açıdan zor duruma düştüğünü ve üretim hattında kullanılması zorunlu bazı malzemeleri temin edemediğini bildirmesi üzerine bu malzemelerin müvekkilince 11.998,67 Euro bedelle temin edilerek sözleşme bedelinden mahsup edilmek kaydıyla davalıya teslim edildiğini, sözleşme uyarınca davalının üretim hattını kurarak deneme-prova üretimleri gerçekleştirmesi ve üretim hattını sözleşmede öngörülen kapasite ve standartlarda çalışır şekilde teslim etmesi gerekirken, yapılan denemelerde ölçü ve tolerans değerlerinin şartnameye uygun olmadığının, hattın otomatik konumda durduğu ve beklenen üretim kapasitesine ulaşamadığının, sorunların parça değişikliklerine rağmen giderilemediğinin ve üretim hattının tasarım/yazılım kaynaklı ayıplı olduğunun ortaya çıktığını, davalıya ayıpların bildirilmesine rağmen giderilmediğini, davalının ekonomik sıkıntıya girdiğini ve konkordato sürecine başvurduğunu, bu süreçte müvekkilinin müşterisinin üretim hattının belirlenen sürede hazır hale getirilmemesi nedeniyle cezai şart ve sair taleplerde bulunma durumunda kaldığını, üretim hattının sözleşmede öngörülen anlamda teslim ve kabulünün gerçekleşmediğini, bu nedenle sözleşmeden dönme ve ödenen bedellerin iadesinin gerektiğini belirterek, 42.000 Euro ödeme ile 11.998,67 Euro malzeme bedeli olmak üzere toplam 53.998,67 Euro’nun dava tarihinden itibaren ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin sipariş üzerine özel makine imalatı yapan bir firma olduğunu, 24/07/2019 tarihli sözleşmeye uygun olarak davacının talep ettiği üretim hattının tasarlanarak imal edildiğini ve 06/02/2020 tarihinde sözleşmede belirtilen ... fabrikasına teslim edildiğini, davacının sözleşmeden kaynaklanan edimlerini süresinde yerine getirmediğini ve makine bedelini ödemediğini, bu nedenle 26/03/2020 tarihli ihtarname ile 69.901,32 Euro’nun ödenmesinin talep edildiğini, davacının makinenin ayıplı olduğu iddiasının gerçeği yansıtmadığını, üretim hattının tek başına nihai ürün meydana getiren bir makine olmayıp farklı makinelerle birlikte çalıştığını ve başka makinelerden gelen ürünlerin birleşmesiyle nihai ürünün ortaya çıktığını, bu nedenle makinenin tek başına değerlendirilerek ayıplı olduğunun kabul edilemeyeceğini, sözleşmede teslim şartları bakımından ön ödemenin 30/09/2019 tarihinde yapıldığını ve teslim süresinin bu tarihten itibaren başladığını, makinenin süresi içerisinde teslim edildiğini, makinede tolerans sapmaları bulunabilse dahi bunların nihai ürüne etkisinin olmadığını, davacının teslim sırasında kontrol ve ayıp ihbarı yükümlülüğünü yerine getirmediğini ve süresinde yapılmış bir ayıp ihbarının bulunmadığını, davacının ayıp iddiasını ispatlayan herhangi bir delil sunmadığını, makinenin ayıplı olduğu kabul edilse dahi ayıbın diğer makinelerden veya hammaddeden kaynaklanabileceğini, davacının üretim hattının montajından sonra deneme üretimi yaptığını ve sorunların devam ettiğini bildirmesine rağmen hatanın kaynağının tespitine yönelik inceleme yapılmasına izin vermediğini belirterek davanın reddini talep etmiştir.

Mahkemece; taraflar arasındaki 24/07/2019 tarihli sözleşmenin, davalı tarafından üretim hattı-makinenin imal edilerek tamamen monte edilmiş şekilde Düzce’deki fabrikada teslim edilmesini konu aldığı, sözleşme bedelinin 105.000 Euro + KDV olarak belirlendiği, siparişle birlikte %40 avans, ön kabul protokolüyle %50 yükleme ve sevk ödemesi, kesin kabul ile kalan %10’un ödenmesinin kararlaştırıldığı, davalı tarafından üretim hattının imal edilip fabrikada kurulduğu, davacı tarafından 42.000 Euro ödeme yapıldığı ve ayrıca üretim hattında kullanılan malzemeler için 11.998,67 Euro bedel ödendiği, ancak teslimden sonra düzenlenen faturanın davacı tarafından üretim hattının ayıplı olduğu gerekçesiyle iade edildiği, taraflar arasındaki uyuşmazlığın esas itibarıyla üretim hattının sözleşmeye ve teknik şartnameye uygun olup olmadığı ile davacının sözleşmeden dönerek ödediği bedellerin iadesini isteyip isteyemeyeceği noktasında toplandığı, teknik inceleme ve bilirkişi raporlarına göre; üretim hattı üzerinde yapılan incelemelerde ölçü ve teknik şartname değerlerinin karşılanmadığı, hattın otomatik konumda kendiliğinden durduğu, numune üretimlerinde ortaya çıkan hataların malzeme farklılığından kaynaklanmadığı, ... malzeme kullanılmasına rağmen parça ölçülerinin uygun olmadığı, üretim hattının deneme üretimlerinde sürekli takılmalar yaşadığı, sözleşme kapsamında davalı tarafından kabul edilen “otomatik konumda 125 adet parçanın üretilmesi ve ölçü kontrolleri” şartının ve vardiya başına öngörülen üretim kapasitesinin gerçekleştirilemediği, bazı parça boyutlarının tolerans değerlerinin dışına çıktığı, bükme işlemlerinin de şartnamede belirtilen şekilde gerçekleştirilemediği, hatalı ve eksik üretimin ham madde kaynaklı olmayıp tasarım ve/veya yazılım kaynaklı olduğu, üretim hattının açık ayıplı bulunduğu ve üretilen parçaların başka bir ürün, süreç veya işletmede kullanılamaması nedeniyle beklenen ürünü üretmesinin mümkün olmadığı tespitlerine yer verildiği, ayrıca mali bilirkişi incelemesinde tarafların ticari defterlerinin usulüne uygun tutulduğu ve davacı tarafından 30/09/2019 tarihinde 42.000 Euro ödeme yapıldığı, taraflar arasındaki fatura ve ödeme kayıtlarının incelendiği, taraflar arasındaki sözleşmenin eser sözleşmesi niteliğinde olduğu, Türk Borçlar Kanunu’nun 470 ve devamı maddeleri uyarınca yüklenicinin sözleşmeye uygun ve ayıpsız bir eser meydana getirerek teslim etmekle yükümlü bulunduğu, somut olayda üretim hattının sözleşmede ve teknik şartnamede öngörülen performansı gerçekleştiremediği ve açık ayıplı olduğunun bilirkişi incelemeleriyle ortaya konulduğu, davalı tarafça süresi içerisinde ayıp ihbarında bulunulmadığı ileri sürülmüş ise de, gerek davacının ihtarnamesi gerek dava tarihi itibarıyla sözleşmede öngörülen 24 aylık garanti süresinin henüz dolmamış olduğu, bu nedenle davacıya açık ayıplar bakımından muayene ve ihbar yükümlülüğünün yüklenemeyeceği, üretim hattının ayıplı olması karşısında davacının sözleşmeden dönerek bedel iadesi istemesinin haklı olduğu, bunun yanında üretim hattında kullanılan ve davacı tarafından ayrıca karşılanan 11.998,67 Euro bedelindeki malzemelerin de davacıya iade edilmesi gerektiği, bu kapsamda davacının ödediği toplam 53.998,67 Euro’nun, üretim hattının davalıya iade edileceği tarihten itibaren avans faiziyle birlikte davacıya ödenmesine karar verilmesi gerektiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle, davanın kabulü ile 53.998,67 Euro’nun, üretim hattının davalıya iade edildiği tarihten itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiştir.

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/288 Esas, 2021/670 Karar sayılı dosyasında davanın kabulüne karar verilmiş olmakla birlikte, hükümde 53.998,67 Euro’nun dava konusu ... Üretim Hattının davalıya iade edildiği tarihten itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmesinin faiz başlangıç tarihi yönünden usul ve yasaya aykırı olduğunu, huzurdaki uyuşmazlığın ticari iş niteliğinde olması ve ayıplı ifa nedeniyle bedel iadesinin söz konusu bulunması karşısında dava konusu bedelin en geç dava tarihinden itibaren işleyecek faiz ile birlikte davacıya iade edilmesi gerektiğini, hükümde faiz başlangıcının malın davalıya iade edildiği tarihe bağlanmasının davalının kusurlu davranışının ödüllendirilmesi anlamına geldiğini, ayrıca üretim hattının ayıplı olması nedeniyle davanın açılmasına sebebiyet veren davalının üretim hattını geri almaya yanaşmadığını ve davacının üretim hattının teslim alınması yönündeki taleplerinin sonuçsuz kaldığını, davalının konkordato sürecinde bulunmasından da yararlanarak üretim hattını teslim almaktan kaçındığını, bu nedenle hükümde belirlenen faiz başlangıç tarihinin icra takibinde infazı mümkün olmayan ve uygulanabilirliği bulunmayan soyut bir belirleme niteliğinde olduğunu belirterek, 53.998,67 Euro’ya dava tarihinden itibaren avans faizi işletilmesine karar verilmesi ve hükmün faiz başlangıç tarihine ilişkin kısmının bu doğrultuda düzeltilmesi talebiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur.

Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; taraflar arasındaki 24/07/2019 tarihli sözleşmenin eser sözleşmesi niteliğinde olduğunu ve davacının ayıplı ifa iddiasıyla sözleşmeden dönerek 53.998,67 Euro bedelin iadesini talep ettiğini, ancak yerel mahkemece davanın kabulüne karar verilmesinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, öncelikle dava konusu makinenin açık ayıplı olduğu kabul edilse dahi davacı tarafından makul süre içerisinde ayıp ihbarında bulunulmadığını, TBK’nın 474. maddesi uyarınca açık ayıplarda iş sahibinin eseri teslim aldıktan sonra makul süre içerisinde inceleme ve ihbar yükümlülüğü bulunduğunu ve bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde TBK’nın 475. maddesinde düzenlenen seçimlik hakların kullanılamayacağını, Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 05/07/2018 tarihli kararında da açık ayıpların makul sürede ihbar edilmemesi halinde iş sahibinin TBK’nın 475. maddesindeki haklardan yararlanamayacağının kabul edildiğini, dava konusu makinenin 06/02/2020 tarihinde davacının bildirdiği adrese tam ve ayıpsız şekilde teslim edildiğini ve bu tarihten itibaren davacının tasarrufunda bulunduğunu, müvekkilinin makineyi teslim etmesine rağmen bedelini ödemeyen davacıdan alacağını tahsil amacıyla 26/03/2020 tarihli noter ihtarnamesini gönderdiğini, davacının ise ancak bu ihtarnameden sonra 06/04/2020 tarihli ihtarnameyle makinenin ayıplı olduğunu ve ödenen bedelin iadesini talep ettiğini, dolayısıyla sözleşme bedelinin talep edilmesine kadar makinenin ayıplı olduğuna ilişkin herhangi bir bildirimde bulunulmamasının davacının makineyi ayıpsız ve tam olarak teslim aldığını gösterdiğini, makinenin uzun süre davacının tasarrufunda bulunması nedeniyle sonradan ortaya çıktığı ileri sürülen ayıptan müvekkilinin sorumlu tutulmasının hakkaniyete aykırı olduğunu ve ayıbın hangi aşamada ve kimin kusurundan kaynaklandığının da belirlenmesi gerektiğini, tarafların tacir olması nedeniyle basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğü bulunan davacının TTK hükümleri uyarınca ayıp ihbarını süresinde gerçekleştirmesi gerektiğini, bu hususların TBK kapsamında da makul sürede muayene ve ihbar yükümlülüğünün yerine getirilmediğini gösterdiğini, süresinde ayıp bildirimi yapılmadığından davacının TBK’nın 475. maddesinde tanınan seçimlik haklardan yararlanamayacağını, ayrıca taraflar arasındaki sözleşmede 24 aylık garanti süresi öngörülmüş olmasının davacıya sözleşmeden dönme veya bedel ödememe hakkı vermediğini, müvekkilinin garanti kapsamında tasarım, üretim ve malzemeden kaynaklanan hatalı parçaları değiştirmeyi taahhüt ettiğini, bu nedenlerle yerel mahkemenin ayıp ihbarının yapılmadığına ilişkin itirazlarını değerlendirmeksizin karar verdiğini, hükme esas alınan bilirkişi raporunun da eksik ve hatalı olduğunu, rapora yönelik itirazlarının gerek mahkeme gerek bilirkişi heyetince hukuki ve teknik gerekçe gösterilmeksizin karşılanmadığını, rapora karşı ek rapor alınması yönündeki taleplerinin de değerlendirilmediğini, müvekkilinin sipariş üzerine üretim yapan bir firma olduğunu ve davacının talebi doğrultusunda 24/07/2019 tarihli sözleşmeye uygun makinenin tasarlanarak üretildiğini ve teslim edildiğini, dava konusu makinenin tek başına çalışan ve nihai ürün meydana getiren bir makine olmadığını, başka makinelerden gelen ürünlerle birlikte çalışarak nihai ürünün elde edilmesini sağladığını, bu nedenle makinenin tek başına nihai ürün üretmemesinin sözleşmeye aykırılık veya ayıp olarak değerlendirilemeyeceğini, makinenin kişiye özel olarak imal edilen bir makine olması nedeniyle uygun koşullar sağlanmadan tek başına çalıştırılarak nihai ürün vermesinin beklenemeyeceğini, uygun süre ve koşulların sağlanması halinde makinenin çalışabilir durumda olduğunun ve sözleşmeye uygun üretim yaptığının ortaya çıkacağını, bu hususların dosyaya sunulan dilekçelerinde açıklanmasına rağmen bilirkişi heyetince makinenin tek başına çalışan bir makine olarak değerlendirilerek ayıplı kabul edildiğini, davacının da makinenin nihai ürün üretmediğini bilerek sipariş verdiğini, bu nedenle bilirkişi raporunun eksik ve yanlış değerlendirmeye dayandığını ve yeni bir bilirkişi heyetinden rapor alınması gerektiğini, mahkemenin bu yöndeki taleplerini gerekçeli kararında değerlendirmediğini belirterek, kararın kaldırılmasını ve yeniden yargılama yapılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İstinaf aşamasında;

Davalı vekili Dairemize hitaben yazdığı 30/09/2022 tarihli tavzih talep dilekçesinde özetle; İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesinin 07/10/2021 tarihli, 2020/288 Esas ve 2021/670 Karar sayılı gerekçeli kararında 53.998,67 Euro’nun dava konusu ... Üretim Hattının davalıya iade edildiği tarihten itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verildiğini, ancak hükümde üretim hattının davacı tarafından davalıya iadesine ilişkin ayrıca ve açık bir hüküm kurulmadığını, 31/12/2021 tarihli .... Noterliği ihtarnamesiyle davacı tarafça üretim platformunun ihtarnamenin tebliğinden itibaren 7 gün içerisinde geri alınmasının, aksi halde platformdan doğabilecek sorumluluğun davalıya ait olmadığının bildirildiğini, davalı tarafça .... Noterliğinin 11/01/2022 tarihli ihtarnamesiyle makinenin davacıya teslim edildiği şekilde olup olmadığının kontrol edilmesinin ve Şubat ayı içerisinde geri teslim alınacağının bildirildiğini, ancak davacı tarafından makinenin teslim alınması yönünde olumlu bir cevap verilmediğini, müvekkili şirket yetkililerinin makinenin teslimi amacıyla davacı tarafın adresine gitmelerine rağmen davacı yetkililerinin makineyi teslim almaktan imtina ettiklerini, bu durumun .../05/2022 tarihli .... Noterliği ihtarnamesiyle de bildirildiğini, ticaret sicil gazetesindeki adres kontrolleri sonucunda davacıya yeniden ihtarname gönderilmeye çalışılmış ise de tebligatın gerçekleştirilemediğini, davacının sözleşmenin geriye etkili feshi ve bedel iadesini talep ettiği halde makinenin tesliminden imtina etmesinin verilen hükümle bağdaşmadığını, HMK’nın 305. maddesi uyarınca hüküm yeterince açık değil veya icrasında tereddüt uyandırıyor ise hükmün açıklanmasının ve tereddüdün giderilmesinin istenebileceğini, mevcut hükümde bedel iadesine ilişkin faizin makinenin davalıya iade edildiği tarihe bağlanmış olmasına rağmen makinenin davacı tarafından teslim edilmemesinin hükmün infazında tereddüt oluşturduğunu, bu nedenle gerekçeli kararın birinci hüküm fıkrasının tavzih edilerek öncelikle dava konusu üretim hattının davalıya iadesine ilişkin açık bir hüküm kurulmasını ve bu hükmün yerine getirilmesinin ardından bedel iadesine ilişkin birinci hüküm fıkrasının uygulanmasına karar verilmesini talep etmiştir.

Dairemizin 2022/429 Esas sayılı dosyasında verilen 06/10/2022 tarihli ara kararla; davalı vekilinin 30/09/2022 tarihli tavzih dilekçesiyle, ilk derece mahkemesince 53.998,67 Euro’nun dava konusu ... Üretim Hattının davalıya iade edildiği tarihten itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmesine rağmen, makinenin iadesine ilişkin ayrıca hüküm kurulmaması nedeniyle kararın icrasında sorun yaşandığını belirterek hükmün tavzihini talep ettiği, Dairece, davalı vekilinin talebinin ilk derece mahkemesince verilen nihai kararın hüküm fıkrasının tavzihine yönelik olduğu, ilk derece mahkemesince verilen nihai kararın hüküm fıkrasının Bölge Adliye Mahkemesince tavzih edilmesinin mümkün bulunmadığı gerekçesiyle, davalı vekilinin tavzih talebinin reddine karar verilmiştir.

Davalı vekili ilk derece mahkemesine hitaben yazdığı 03/08/2022 tarihli dilekçesinde özetle; davacı tarafça dava konusu üretim bandının yerinden kaldırılması amacıyla ihtiyati tedbir talebinde bulunulduğunu, mahkemece 19/04/2021 tarihli ara kararla ihtiyati tedbir talebinin reddine ve dava konusu üretim bandının bulunduğu yerde sökülmesi ve başka bir yerde muhafazası hususunda davacı tarafın muhtariyetine karar verildiğini, bu karardan sonra davacı tarafça .... Noterliğinin 8452 yevmiye numaralı 31/12/2021 tarihli ihtarnamesiyle üretim platformunun ihtarnamenin tebliğinden itibaren 7 gün içerisinde geri alınmasının talep edildiğini, davalı tarafça .... Noterliğinin 451 yevmiye numaralı 11/01/2022 tarihli ihtarnamesiyle makinenin davacı tarafa teslim edildiği şekilde olup olmadığının kontrol edilerek Şubat ayı içerisinde geri teslim alınacağının bildirildiğini, ancak davacı tarafça makinenin teslimine yönelik ihtara olumlu cevap verilmediğini, müvekkili şirket yetkililerinin makineyi teslim etmek amacıyla davacı tarafın şirket adresine gitmelerine rağmen davacı yetkililerinin makineyi teslim almaktan imtina ettiklerini, bu hususun .... Noterliğinin ... yevmiye numaralı .../05/2022 tarihli ihtarnamesiyle de bildirildiğini, ticaret sicil gazetesinden tespit edilen son adrese yeniden ihtarname gönderilmeye çalışılmış ise de tebligatın gerçekleştirilemediğini, istinaf aşamasındaki davada davacının sözleşmenin geriye etkili feshi ile bedel iadesini talep etmesine rağmen makinenin tesliminden imtina etmesinin açılan dava ve verilen kararla bağdaşmadığını, bu durumun mahkemece verilen hükmün infazında tereddüt oluşturduğunu, bu nedenle dava konusu makinenin davalıya iadesine ilişkin ayrıca ve açık bir hüküm kurulmasının gerektiğini belirterek, gerekçeli kararın birinci hüküm fıkrasının tavzih edilerek öncelikle dava konusu üretim bandının davalıya iadesine, ardından gerekçeli kararın birinci hüküm fıkrasının uygulanmasına karar verilmesini talep etmiştir.

İlk derece mahkemesince 26/01/2023 tarihli ek kararla; davalı vekilinin 03/08/2022 ve 30/09/2022 tarihli tavzih taleplerinde, 07/10/2021 tarihli gerekçeli kararın birinci hüküm fıkrasında 53.998,67 Euro’nun dava konusu ... Üretim Hattının davalıya iade edildiği tarihten itibaren avans faiziyle davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiş olmakla birlikte, davacı tarafın üretim hattını davalıya iade etmemesi nedeniyle hükmün infazında tereddüt oluştuğu, bu nedenle öncelikle üretim hattının davalıya iadesine, ardından hükmün birinci fıkrasının uygulanmasına yönelik tavzih kararı verilmesi gerektiğinin ileri sürüldüğü, tavzih isteyen davalı vekilinin 26/01/2023 tarihli duruşmada da makinenin davacıya teslimine ilişkin açık bir hüküm bulunmadığını, davacının makineyi iade etmediğini ve davacının bedel iadesi talebiyle açtığı davanın kabulüne rağmen makinenin iadesinden kaçındığını belirterek makinenin davalıya iadesine karar verilmesini talep ettiği, davacı vekilinin ise üretim bandının ayıplı olması nedeniyle bedel iadesine karar verilmiş olmasına rağmen henüz bedel ödenmediğini, bedel iadesi ile makinenin iadesinin eş zamanlı gerçekleştirilmesi gerektiğini, davalı tarafın makineyi teslim almaktan kaçındığını ve hükmün faiz başlangıcı yönünden de istinaf edildiğini belirterek tavzih talebinin reddini istediği, HMK’nın 305/A maddesi uyarınca nihai kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde hükme geçirilmesi gereken ancak hakkında tamamen veya kısmen karar verilmeyen hususlarda ek karar talep edilebileceği, davalının tavzih talebinin ise HMK’nın 305. maddesi kapsamında bulunmadığı ve ek karar niteliğinde bir talep olarak değerlendirilmesi gerektiği, ancak bu yönden de HMK’nın 305/A maddesinde öngörülen sürenin geçirildiği gerekçesiyle, davalı tarafın tavzih talebinin reddine karar verilmiştir.

Davalı vekili "tavzih talebinin reddine ilişkin ek karara karşı" 07/03/2023 tarihli istinaf dilekçesinde özetle; İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2020/288 Esas, 2021/670 Karar sayılı dosyasında verilen 07/10/2021 tarihli gerekçeli kararla, 53.998,67 Euro’nun dava konusu ... Üretim Hattının davalıya iade edildiği tarihten itibaren işleyecek avans faiziyle davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verildiğini, ancak hükümde üretim hattının davalıya iadesine ilişkin ayrıca ve açık bir hüküm kurulmadığından kararın infazında tereddüt oluştuğunu, davalı tarafından 03/08/2022 ve 30/09/2022 tarihli dilekçelerle hükmün tavzih edilerek öncelikle üretim hattının davalıya iadesine, ardından bedel iadesine ilişkin hükmün uygulanmasına karar verilmesinin talep edildiğini, davacının ise üretim hattını teslim etmekten kaçındığını ve bu durumun hükmün infazını güçleştirdiğini, mahkemenin 26/01/2023 tarihli ara kararıyla tavzih talebinin HMK’nın 305. maddesi kapsamında olmadığı, talebin ancak HMK’nın 305/A maddesi uyarınca ek karar şeklinde ileri sürülebileceği ve bu yöndeki bir aylık sürenin de geçirilmiş bulunduğu gerekçesiyle reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, tavzihin amacının hükmün değiştirilmesi değil hükümdeki belirsizlik ve infaz tereddüdünün giderilmesi olduğunu, mevcut hükümde üretim hattının davalıya iade edilmesi gerektiğinin açıkça kabul edilmiş olmasına rağmen bu iadenin ne zaman ve ne şekilde gerçekleştirileceğinin belirlenmemiş bulunmasının hükmün infazında tereddüt yarattığını, taleplerinin hükme yeni bir yükümlülük eklenmesi veya taraflardan birinin sorumluluğunun artırılması niteliğinde olmayıp yalnızca hükmün gerçek anlamının ortaya konulması ve infazının açıklığa kavuşturulmasına yönelik olduğunu, davacının 31/12/2021 tarihli ihtarnameyle üretim platformunun yedi gün içerisinde geri alınmasını istediğini, davalı tarafından 11/01/2022 tarihli ihtarnameyle makinenin davacıya teslim edildiği şekliyle olup olmadığının kontrol edilerek Şubat ayı içerisinde geri teslim alınacağının bildirildiğini, buna rağmen davacının makinenin teslimine ilişkin çağrıya olumlu cevap vermediğini ve davalı şirket yetkililerinin makineyi teslim etmek amacıyla davacı şirket adresine gitmelerine rağmen davacının makineyi teslim almaktan imtina ettiğini, bu hususun .../05/2022 tarihli ihtarname ve tebliğ mazbatalarıyla da ortaya konulduğunu, davacının sözleşmenin geriye etkili feshi ve bedel iadesini talep ettiği halde makinenin tesliminden kaçınmasının açılan dava ve verilen karar ile çeliştiğini, bu nedenlerle 26/01/2023 tarihli ara kararın kaldırılarak yeniden yargılama yapılması ve tavzih taleplerinin kabulü ile öncelikle üretim bandının davalıya iadesine, gerekçeli kararın birinci hüküm fıkrasının ise bunun ardından uygulanmasına karar verilmesini talep etmiştir.

Taraflar arasındaki uyuşmazlık, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Davacı iş sahibi, davalı yüklenicidir.

Dava, taraflar arasında düzenlenen 24.07.2019 tarihli sözleşme kapsamında imal edilerek davacıya teslim edilen ... Üretim Hattının ayıplı olduğu iddiasına dayalı olarak sözleşmeden dönme ve ödenen bedelin iadesi istemine ilişkindir.

İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, dava konusu makinenin sözleşmede ve teknik şartnamede kararlaştırılan nitelikleri karşılamadığı, ayıplı olduğu ve davacının sözleşmeden dönerek ödediği bedeli talep etmekte haklı bulunduğu kabul edilerek 53.998,67 Euro'nun, dava konusu ... Üretim Hattının davalıya iade edildiği tarihten itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş, karara karşı her iki tarafça istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

Davalı vekilinin istinaf itirazlarının incelenmesinde; taraflar arasında imzalanan 24.07.2019 tarihli sözleşmenin niteliği itibarıyla eser sözleşmesi kapsamında bulunduğu, dava konusu makinenin sözleşmede kararlaştırılan teknik özellikleri taşıyıp taşımadığının bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiği, dosyada mevcut 21.11.2020 tarihli, Prof. Dr. Mak. Yük. Müh..., Dr. Öğr. Üyesi Mak. Yük. Müh. ... ve Mak. Yük. Müh. ... tarafından düzenlenen bilirkişi heyeti raporunda, mahallinde yapılan inceleme ve gerçekleştirilen testler sonucunda makinenin bir vardiyada 5.170 adet üretim yapma kapasitesine ulaşamadığının, ... numaralı parçanın sözleşmede öngörülen ölçü ve toleranslarda üretilemediğinin, diğer parçalar yönünden de bükme toplamının yetersizliği nedeniyle gerekli testlerin yapılamadığının, makinedeki sorunların kullanılan hammaddeden değil tasarım ve yazılımdan kaynaklandığının ve makinenin açık ayıplı olduğunun tespit edildiği, raporun somut ölçüm ve test sonuçlarına dayalı, denetime elverişli ve hüküm kurmaya yeterli nitelikte olduğu anlaşılmıştır.

Davalı tarafça ayıbın kullanılan malzemeden kaynaklandığı ileri sürülmüş ise de, bilirkişi heyetince yapılan incelemede, sözleşmede öngörülen ... malzeme kullanılarak gerçekleştirilen testlerde dahi teknik çizimlerde belirtilen ölçü ve toleransların sağlanamadığının tespit edildiği, bu nedenle malzeme farklılığının makinedeki teknik sorunların nedeni olmadığının belirlendiği, davalının makinenin başka makinelerle birlikte çalışan özel üretim bir makine olduğu ve tek başına nihai ürünü meydana getirmesinin beklenemeyeceği yönündeki savunmasının da, makinenin sözleşmede belirlenen üretim kapasitesi ve teknik kriterleri karşılayamadığına ilişkin somut bilirkişi tespitlerini bertaraf etmediği anlaşılmıştır.

Davalının ayıp ihbarının süresinde yapılmadığına ilişkin istinaf itirazı bakımından ise; her ne kadar eser sözleşmelerinde kural olarak açık ayıbın makul süre içerisinde, gizli ayıbın ise öğrenildiğinde bildirilmesi gerekirse de, somut olayda taraflar arasında 24 aylık garanti süresinin kararlaştırıldığı, makinenin 06.02.2020 tarihinde teslim edildiği, dava konusu teknik ayıpların 13.11.2020 ve 19.11.2020 tarihlerinde gerçekleştirilen inceleme ve testlerde tespit edildiği ve uyuşmazlığın da garanti süresi içerisinde yargıya intikal ettiği anlaşılmaktadır. Yargıtay'ın yerleşik uygulamasında, yüklenicinin belirli bir garanti süresi öngörmek suretiyle bu süre içerisinde ortaya çıkacak işçilik, malzeme ve imalat ayıplarından sorumluluğu üstlenmesi hâlinde, garanti süresi içerisinde ortaya çıkan ayıplar bakımından ayrıca TBK'nın 474. maddesi kapsamında ayıp ihbarında bulunulmasının aranmayacağı kabul edilmektedir. Bu nedenle davalının ayıp ihbarının süresinde yapılmadığı yönündeki savunmasına itibar edilmesi mümkün değildir.

18.03.2021 tarihli mali müşavir bilirkişi raporunda ise tarafların ticari defter ve kayıtları incelenmiş, davacı tarafından yapılan ödemeler ile davalı tarafından düzenlenen faturalar tespit edilmiş olup, bu raporun teknik ayıp yönünden bir değerlendirme içermediği, ancak tarafların bedel ilişkisini ortaya koyduğu ve teknik bilirkişi raporuyla çelişen bir yönünün bulunmadığı anlaşılmıştır.

Bu itibarla davalının, dava konusu makinenin ayıplı olmadığı, sözleşmeye uygun teslim edildiği, ayıp ihbarının süresinde yapılmadığı, bilirkişi raporunun hükme esas alınamayacağı ve davanın reddine karar verilmesi gerektiği yönündeki istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır.

Davacı vekilinin faiz başlangıcına ilişkin istinaf itirazının incelenmesinde ise;

Davacı vekilinin, hüküm altına alınan 53.998,67 Euro alacağa dava tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerektiğine, ilk derece mahkemesince faizin dava konusu ... Üretim Hattının davalıya iade edildiği tarihten itibaren işletilmesine karar verilmesinin hatalı olduğuna yönelik istinaf itirazı yerinde bulunmamaktadır.

Şöyle ki; taraflar arasındaki sözleşmenin ayıplı ifa nedeniyle sona erdirilmesi ve davacı tarafından ödenen bedelin iadesinin talep edilmesi hâlinde, sözleşmeden dönmenin sonucu olarak tarafların karşılıklı edimlerinin iadesi gerektiği, bu kapsamda davacının ödediği bedelin iadesini talep ederken elinde bulunan dava konusu makineyi de davalıya iade etmekle yükümlü olduğu, bedel iadesi ile makinenin iadesinin birbirinden bağımsız edimler olmayıp karşılıklı ve birlikte ifa edilmesi gereken edimler niteliğinde bulunduğu kabul edilmelidir.

Nitekim Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 2016/5963 Esas, 2019/1496 Karar sayılı ilamında, makine satış sözleşmesine ilişkin uyuşmazlıkta, sözleşmenin feshinin haklı olduğunun kabulü hâlinde tarafların edimlerinin aynı anda ifasına karar verilmesi gerektiği, davacının elindeki makineyi davalıya fiilen teslim etmesi şartıyla satış bedelini alabileceği, davacının makineyi teslim edimini yerine getirmesiyle davalının para borcunun iadesi bakımından temerrüde düşeceği ve bu nedenle temerrüt faizinin makinenin iade edildiği tarihten itibaren hesaplanması gerektiği belirtilmiştir.

Yine ayıplı malın iadesi ve bedelinin tahsiline ilişkin Yargıtay uygulamasında da, TBK'nın 97. maddesinde düzenlenen birlikte ifa kuralı gereğince mal bedelinin iadesine karar verilirken ayıplı malın da davalıya iadesine hükmedilmesi gerektiği, malın davalıya tesliminden önce davacının gecikme faizine hak kazanamayacağı kabul edilmektedir. Bu husus, Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 2019/1138 Esas, 2019/5002 Karar sayılı kararında da açıkça değerlendirilmiş ve faiz başlangıcının ayıplı malın davalıya teslim tarihi olarak belirlenmesi uygun bulunmuştur.

Somut olayda ise ilk derece mahkemesince, dava konusu ... Üretim Hattının ayıplı olduğu ve davacının sözleşmeden dönerek ödediği bedelin iadesini talep etmekte haklı bulunduğu kabul edilerek 53.998,67 Euro'nun davacıya iadesine karar verilmiş, ancak bu bedelin iadesi, davacının elinde bulunan ve sözleşmeye konu olan makinenin davalıya iadesiyle karşılıklı edim ilişkisi içerisinde değerlendirilerek faiz başlangıcı makinenin davalıya iade edileceği tarihe bağlanmıştır. Bu kabul, sözleşmeden dönmenin karşılıklı iade sonucunu doğuran niteliğine ve TBK'nın 97. maddesinde düzenlenen birlikte ifa kuralına uygundur.

Öte yandan, somut olayda hüküm tarihinden sonra taraflar arasında dava konusu makinenin iadesi konusunda çeşitli ihtarnameler gönderilmiş olması ve makinenin teslimi konusunda taraflar arasında uyuşmazlık yaşanması, faiz başlangıcına ilişkin temel hukuki ilkeyi değiştirmemektedir. Zira belirleyici olan, davacının bedel iadesi alacağının karşı edimi niteliğindeki makinenin davalıya iade edilmesi ve bu suretle karşılıklı edimlerin ifasının mümkün hâle gelmesidir.

Tarafların makinenin teslimine ilişkin sonraki irade ve davranışları ise hükmün infazı aşamasında ayrıca değerlendirilebilecek hususlardır.

Bu durumda, ilk derece mahkemesince 53.998,67 Euro alacağa dava tarihinden değil, dava konusu ... Üretim Hattının davalıya iade edildiği tarihten itibaren avans faizi işletilmesine karar verilmesinde usul ve esas yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı, davacı vekilinin faizin dava tarihinden itibaren işletilmesi gerektiğine yönelik istinaf itirazının yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır. Bu nedenle davacı vekilinin faiz başlangıç tarihine yönelik istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi gerekmiştir.

Davalı vekilinin tavzih talebinin reddine dair ek karara istinafı değerlendirildiğinde;

Davalı vekilince, 07.10.2021 tarihli asıl hükümde 53.998,67 Euro'nun dava konusu ... Üretim Hattının davalıya iade edildiği tarihten itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verildiği, ancak makinenin davalıya iadesine ilişkin açık bir hüküm kurulmadığı, bu durumun hükmün infazında tereddüt oluşturduğu, tavzih talebinin amacının yeni bir edim hükmü tesis edilmesi değil, mevcut hükmün nasıl infaz edileceğinin açıklığa kavuşturulması olduğu ileri sürülmüş ise de, bu itiraz yerinde görülmemiştir.

Şöyle ki; HMK'nın 305. maddesinde tavzih kurumu, hükümdeki müphem veya birbirine aykırı fıkraların açıklanması yahut icrası veya infazı sırasında tereddüt uyandıran hususların açıklığa kavuşturulması amacıyla düzenlenmiş olup, tavzih yoluyla hüküm fıkrasında yer almayan yeni bir hak veya borç oluşturulması, taraflardan birisi lehine veya aleyhine daha önce hüküm altına alınmamış yeni bir edime karar verilmesi mümkün değildir. Tavzih, hükmün kapsamını değiştiren veya genişleten bir karar verme aracı olmayıp, hükümde mevcut olan iradenin açıklanması ve tereddüdün giderilmesiyle sınırlıdır.

Somut olayda ise ilk derece mahkemesinin 07.10.2021 tarihli hükmünde, davacının ödediği 53.998,67 Euro'nun dava konusu ... Üretim Hattının davalıya iade edildiği tarihten itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş olmasına rağmen, dava konusu makinenin davalıya iadesi yönünde açık ve müstakil bir edim hükmüne yer verilmemiştir. Dolayısıyla davalı tarafça talep edilen husus, hüküm fıkrasında mevcut bulunan bir açıklığın giderilmesinden ibaret olmayıp, hükümde hiç yer almayan bir iade borcunun hükme eklenmesini sonucunu doğuracak niteliktedir.

Her ne kadar hükümde faizin makinenin davalıya iade edildiği tarihten itibaren işletileceğinin belirtilmiş olması, mahkemenin tarafların karşılıklı iade yükümlülüklerini esas aldığını göstermekte ise de, bu ifade tek başına davacı yönünden ayrıca bir “makinenin davalıya iadesi” edim hükmü oluşturmaz. Zira faiz başlangıcının belirlenmesi ile bir tarafın diğer tarafa karşı yerine getirmekle yükümlü olduğu edimin hüküm altına alınması birbirinden farklı hukuki sonuçlardır. Bu nedenle hükümde açıkça yer almayan makinenin iadesine ilişkin bir yükümlülüğün tavzih yoluyla hükme eklenmesi, tavzihin sınırlarının aşılması anlamına gelecektir.

Nitekim davalının 30.09.2022 tarihli tavzih dilekçesindeki talebinin özü de, yalnızca mevcut hüküm fıkrasındaki bir ibarenin açıklanması olmayıp, “öncelikle dava konusu ... Üretim Hattının davalıya iadesine, bundan sonra hükümde belirtilen 53.998,67 Euro'nun tahsiline” yönelik bir düzenleme yapılmasıdır. Bu talebin kabulü hâlinde, asıl hükümde bulunmayan ve davacıya yüklenen yeni bir edim hükmü oluşturulmuş olacaktır.

Öte yandan, HMK'nın 305/A maddesinde hükümde hakkında karar verilmeyen hususlarda ek karar verilmesine ilişkin düzenleme getirilmiş ve bu yola başvuru için kanunda öngörülen süre sınırlandırılmıştır.

Somut olayda davalının talebinin tavzih niteliğinde olmayıp, hükümde hakkında karar verilmeyen makinenin iadesine ilişkin yeni bir hüküm kurulmasına yönelik ek karar niteliğinde olduğu, ancak bu talebin yasal süresi içerisinde ileri sürülmediği anlaşılmaktadır. Bu nedenle ilk derece mahkemesince, talebin tavzih yoluyla giderilemeyeceği ve ek karar verilmesine ilişkin sürenin de geçmiş olduğu gerekçesiyle talebin reddedilmesinde isabetsizlik bulunmamaktadır.

Bununla birlikte, ilk derece mahkemesinin asıl kararında bedel iadesine hükmedilirken karşı edim niteliğindeki makinenin iadesi konusunda açık bir hüküm kurulmaması, asıl kararın hüküm fıkrasında giderilmesi gereken bir eksiklik oluşturmuştur. Bu eksiklik, tavzih yoluyla sonradan yeni bir hüküm kurulmasını haklı kılmamakla birlikte, asıl karara karşı yapılan istinaf incelemesi sırasında HMK'nın 353/1-b-2 maddesi kapsamında Dairemizce yeniden hüküm kurulmasına engel değildir.

Nitekim istinaf incelemesinin konusu, tavzih talebinden bağımsız olarak asıl hükmün hukuka uygunluğudur.

Açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin tavzih talebinin reddedilmesine karşı istinaf itirazı ile esasa ilişkin sair istinaf sebepleri, davacı vekilinin ise faiz başlangıcına ilişkin istinaf sebepleri yerinde görülmeyerek reddedilmiş, davalı vekilinin esasa ilişkin istinaf başvurusu "ilk derece mahkemesi hükmünde dava konusu makinenin davalıya iadesi yönünde hüküm kurulmamış olması" bakımından usulen kabul edilerek, karar bu eksiklik HMK'nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca giderilmiş ve hüküm diğer yönleriyle aynen korunmakla birlikte, dava konusu ... Üretim Hattının davalıya iadesine de hükmedilmek suretiyle yeniden hüküm kurulmuş, istinaf itirazı usulen kabul edildiğinden ilk derece mahkemesi hükmündeki yargılama giderleri aynen korunmuştur.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

A)1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun ESASTAN REDDİNE,

2-Davalı vekilinin tavzih talebinin reddedilmesine karşı istinaf itirazı ile esasa ilişkin sair istinaf başvurusunun ESASTAN REDDİNE,

3-Davalı vekilinin esasa ilişkin istinaf başvurusunun "ilk derece mahkemesi hükmünde dava konusu makinenin davalıya iadesi yönünde hüküm kurulmamış olması" bakımından usulen KABULÜNE,

4-İSTANBUL .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin .../10/2021 tarih ve 2020/... Esas, 2021/... Karar sayılı kararının, hüküm fıkrasında dava konusu ... Üretim Hattının davalıya iadesine ilişkin hüküm bulunmaması nedeniyle HMK'nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,

5-Davanın KABULÜ ile, 53.998,67 EURO'nun dava konusu ... Üretim Hattının davalıya iade edildiği tarihten itibaren işleyecek avans faiziyle davalıdan alınarak davacıya ödenmesine,

6-Dava konusu ... Üretim Hattının davalıya İADESİNE,

B) İLK DERECE YARGILAMASI YÖNÜNDEN

1-Alınması gereken 28.144,39 TL nispi karar ve ilam harcından davacı tarafça peşin olarak yatırılan 7.036,10 TL harcın mahsubu ile bakiye 21.108.30 TL harcın davalıdan alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA,

2-Davacı tarafından yatırılan 7.090,50TL peşin harcın davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE,

3--Davacı tarafından yapılan 230 TL posta ve tebligat masrafı, 3.850 TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 4.080,00 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE,

4-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca kabul edilen miktar üzerinden hesaplanan 37.290,00 TL vekâlet ücretinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE,

5-Zorunlu arabuluculuk nedeniyle arabuluculuk ücretinin 1.320,00 TL olarak davalıdan alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA,

6-Taraflarca yatırılan gider avansından kullanılmayan kısmın karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatıranlara İADESİNE,

C) İSTİNAF İNCELEMESİ YÖNÜNDEN

1-Alınması gereken 732,00 TL maktu karar ve ilam harcının peşin alınan 59,30 TL harçtan mahsubu ile bakiye 672,70 TL'nin davacıdan alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA,

2-Davalı tarafından tavzih talebinin reddedilmesine karşı istinafına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusu nedeniyle yatırılan 732,00 TL maktu istinaf karar ve ilam harcının davalı üzerinde BIRAKILMASINA,

3-Davalı tarafından esasa ilişkin istinaf başvurusu sırasında yatırılan nispi istinaf karar harcının hüküm kesinleştiğinde ve talep halinde davalı tarafa İADESİNE,

4-Davalı tarafından yapılan 2.002,00 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı, 340,00 TL posta gideri olmak üzere toplam 2.342,00 TL istinaf yargılama giderinin davacıdan alınarak davalı tarafa VERİLMESİNE, davacının yaptığı istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde BIRAKILMASINA,

5-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,

6-Gerek ilk derece gerekse istinaf aşamasında yatırılan gider avanslarından kullanılmayan kısımların karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatıran tarafa İADESİNE,

Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 361. maddesi gereğince kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'da temyiz yolu açık olmak üzere 17/09/2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/1053, K. 2026/1160, T. 17.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-1053-e-2026-1160-k-6aa148987b13