Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2023/896 E. 2026/1379 K. – Menfi Tespit

Konu: Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2023/896
Karar No
2026/1379
Karar Tarihi
Konu
Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

43. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2023/896

KARAR NO: 2026/1379

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : İSTANBUL 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 21/02/2023

NUMARASI: 2022/437 Esas - 2023/137 Karar

DAVA: Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)

İSTİNAF KARAR TARİHİ: 02/07/2026

Taraflar arasındaki Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ

DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; dava dışı ... tarafından lehdarı davalı ...müteselsil kefili müvekkil şirket düzenleme tarihi 30/03/2022, ödeme tarihi 15/04/2022, bedeli 15.000.000,00 TL olan bono düzenlenerek davalı ...'ya verildiğini, davalı tarafından bono bedelinin tahsili amacıyla.... İcra DAiresinin ... sayılı takibi ile müvekkil şirket aleyhine icra takibi başlatıldığını, müvekkil şirketin söz konusu bonodan 25/05/2022 tarihinde haberdar olduğunu, keşideci ...'nın bononun tanzim tarihinde müvekkil şirketin münferiden temsile yetkili yönetim kurulu üyesi ve davalının ablası olduğunu, bono lehdarı davalının ise davalı keşideci ...'nın kız kardeşi ve aynı zamanda müvekkil şirketin 12/03/2022 tarihinde ölen hissedarı ...'nın kızı ve murisi olduğunu, davalının daha önce mahkemeler önünde yaptığı ikrarı ile de sabit olduğu üzere ...'nın temsil yetkisini kullanması konusunda yetersizliğinin bilince olduğunu, davalının ...'nın kendi,sinde olan temsil yetkisinin sınırlarını bilmediğinde de haberdar olduğunu, bu şekilde ya birlikte hareket ederek ya da ...'yı yönlendirerek dolaylı yoldan müvekkil şirketi borçlandırma yoluna giden davalının işletme konusu dışında temsil yetkisinin kullanılarak bono tanzim edildiğinden de haberdar olduğunu, bonoda yazılı borç ilişkisinin mümkün olmadığı davalı tarafından Çorlu 2. Sulh Hukuk Mahkemesi 2021/267 Esas sayılı dosyasına sunduğu dilekçe ile de ikrar edildiğini, sonuç olarak müvekkil şirketin müteselsil kefil kılınarak borçlandırıldığı dava dosyası ile takibe konulduğunu, takibe itirazla takibin durdurulması icra hukuk mahkemesinden talep edildiğini, İstanbul 15. İcra Hukuk Mahkemesinin 2022/300 Esas sayılı dosyası ile takip miktarının %15'i oranında teminat karşılığı takibin durdurulmasına karar verildiğini, teminatın yatırılıp takibin durdurulması için geçen sürede 10/06/2022 tarihinde davalı tarafından müvekkil şirketin menkul ve gayrimenkul malları ile 3. Kişilerdeki hak ve alacaklarının haczedildiğini, açıklanan bu nedenlerle; keşidecisi ..., lehdarı davalı ..., tanzim tarihi 30/03/2022, ödeme tarihi 15/04/2022, bedeli 15.000.000,00 TL olan bono ve bu bonoya dayanak.... İcra Dairesi ... esas sayılı dosyasında müvekkil şirketin borçlu olmadığının tespitini, .... İcra Dairesi ... esas sayılı dosyasına yatacak paranın alacaklıya verilmemesi amacıyla icra dosyasına tedbir konulmasına , yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı yan üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı şirketin TTK 395. Maddesinde yer alan hükümleri borçtan kurtulmak ve hukuka aykırı davasına dayanak teşkil etmesi için kötü niyetli bir şekilde yanlış yorumlandığını, müvekkil ...ile davacı şirket yetkilisi ... arasında imzalanan davaya konu senedin hukuka uygun bir şekilde düzenlendiğini, taraflar arasındaki borç ilişkisinden doğduğunu, davacı şirketin dava dışı ...'nın yönetici yetkilisi olduğu şirket olduğunu, ... tarafından müvekkile verilen senette kefil konumunda olduğunu, buna rağmen davacı şirket ile dava dışı borçlu ... arasındaki ihtilaf sebebiyle müvekkile dava yönetilmesinin davacının açıkça kötü niyetli olduğunu ortaya koyduğunu, davacının dava dilekçesinde belirttiği diğer hususlarında dava ile alakası olmayan ailevi ilişkilerine yönelik olduğunu, dava kapsamında dikkate alınmaması gerektiğini, ancak müvekkilin alacağını elde etmesini önlemek adına hukuka aykırı beyanda bulunulması davacı şirketin mevcut yönetimi hakkında usulsüz ve hukuka aykırı işlem ve eylemlerinden kaynaklı devam eden ceza davasının da incelemesini gerekli kıldığını, zira davacı şirketin mevcut yetkilisi ... hakkında sahte imza ile yapılan genel kurullara ve bu kurullarda alınan kararlara ilişkin soruşturma başlatıldığını, hakkında iddianame düzenlenerek kamu davası açıldığını, davacı şirket yetkilisi tarafından dosyaya sunulan beyanların gerçeği yansıtmadığını, hatta davacı şirket aleyhine işlemler gerçekleştirdiğini, davacı lehine kurulan ihtiyati tedbire ilişkin kararda %15 oranında teminata hükmedilmesinin açıkça yasaya aykırı olduğunu, açıklanan bu nedenlerle; davanın reddini, öncelikle tedbirin %115 teminat üzerinden verilmesini, teminatın tamamlatılmasını, kötü niyetli olarak dava ikame eden davacı aleyhine alacağın %40'ından aşağı olmamak kaydıyla icra inkar tazminatını, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " ...Somut olayda davaya konu bonoların düzenlendiği tarihte dava dışı ...'nın davacı şirketi münferiden temsile yetkili yönetim kurulu üyesi olduğu ve keşideci olduğu bonoda davacı şirketi avalist yaptığı anlaşılmaktadır. Dava dışı şirket yöneticisi keşidecinin bu işlemi yaptığına ilişkin genel kuruldan alınmış bir izin de bulunmamaktadır.

Davalı ...' nın Çorum 2. Sulh Hukuk Mahkemesi 2021/267 esas sayılı dosyasındaki açıklamaları, bu dosyaya sunduğu dilekçe içerikleri, davacı vekilinin 15.02.2023 tarihli dilekçesinde belirtiği dosya ve ihtarnamelerde davalı ile dava dışı keşidecinin aynı vekil ile temsil edilmeleri ile davalı ...nın kardeşi keşideci ... nın temsil yetkisini kullanarak yaptığı işlemin işletme konusu dışında kaldığını bildiği (TTK 371/2)sonucuna ulaşılmıştır. Kural olarak temsilcinin kendisiyle işlem yapması yasak olup bu işlem temsil olunanı bağlamaz. Temsil yetkisini kötüye kullanması nedeniyle bu aval işleminin TTK md. 395 uyarınca batıl olduğu, davalının bononun dayanağı olan borç ilişkisinin davacı şirketin işletme konusu dışında olduğunu bildiği,TTK 371/2 maddesi gereğince takip konusu bonodaki müteselsil kefil / aval şerhinin geçerli olmadığı ve bu nedenle davacı şirketin dava konusu bonodan dolayı borçlu olmadığı anlaşılmakla davanın kabulüne." karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; öncelikle davanın dava şartı yokluğundan reddine hükmedilmesi gerekirken, deliller dahi toplanmadan, araştırılması ve incelenmesi gereken hususlar araştırılıp incelenmeden, esasa girilerek davanın kabulüne hükmedilmesinin açıkça usul ve yasaya aykırı olup mahkeme kararının istinaf incelemesi ile kaldırılması gerektiğini, ticari uyuşmazlıktan kaynaklanan davalarda arabulucuya başvurma zorunluluğunun yerine getirilmediğini, işbu hususun dahi incelenmeden davanın kabulüne hükmedildiğini, davacı şirket'in hali hazırdaki yetkilisi ... hakkında İstanbul 60. Asliye Ceza Mahkemesinin 2022/760 e. sayılı dosyasından açılan kamu davasında, ... sahte imza ile genel kurul toplantıları düzenleyerek şirketteki hissesini artırması sebebiyle özel belgede sahtecilik suçundan yargılandığını, bu kapsamda davacı şirket yetkilisi tarafından verilen vekaletname ile dava açılması usul ve yasaya aykırı olup, şirket yetkilisi olduğu genel kurul toplantıları şaibeli olan ... işbu davayı ikame etme yetkisi olup olmadığının tespiti gerekirken mahkeme tarafından davanın kabulüne hükmedilmesinin açıkça usul ve yasaya aykırı olup istinaf incelemesi ile kaldırılması gerektiğini, davacı şirketin kötü niyetli olduğu, senedi düzenleyen keşideci ...karşı dava açılmamış olmasından anlaşıldığını, işbu hususun dava şartı yokluğu olup davanın reddine hükmedilmesi gerekirken davanın kabulünün usul ve yasaya aykırı olduğunu, mahkeme tarafından, deliller toplanmadan, ticari defter kayıtları, banka kayıtları, örnek sözleşme ve senetler incelenmeden eksik yargılama ile verilen kararın bozularak kaldırılması gerektiğini, kambiyo senedinden kaynaklanan alacakta alacaklı olan müvekkilinin iyi niyetinin korunması gerektiğini, yerleşik Yargıtay içtihatlarında da yer aldığı üzere senedin sebepten mücerret olduğunu, taraflar atasında imzalanan senet sebepten mücerret olup davacının kefil olarak borçlu olduğunun sabit olduğunu, buna rağmen davacının da davasını ispat edemediği sabitken yerel mahkeme tarafından davanın kabulü usul ve yasaya aykırı olup istinaf incelemesi ile kaldırılması gerektiğini, müvekkilinin lehtar olduğu bononun düzenlenme amacı işletmeyi ilgilendiren bir husus olduğundan dolayı TTK md. 371/1 ve 371/2. maddesine göre yapılan işlem borçlu şirketi bağladığını, münferiden temsile yetkili olan dava dışı ...'nın, şirket ortağı olduğu ve yetkisine istinaden senet imzaladığı göz önünde bulundurulduğunda genel kurulun izninin olmadığına dair yorum yapmanın abesle iştigal olduğunu, davacı şirketin daha önceden yapmış olduğu çek, senet, sözleşmelerinde bu yönde bir izin uygulamasına gidilip gidilmediği araştırılmadan ve davacı tarafından yeterli delil gösterilip dava ispatlanmadan davanın kabulüne karar verilmesinin açıkça usul ve yasaya aykırı olduğunu,keşideci ile lehtarın kardeş oldukları, davacı şirketin aile şirketi olup dava açan yetkilinin de yine müvekkilin kardeşi olduğunu, bu kapsamda aile içi borç ilişkisinin tanık delili ile de ispat edilebileceği ortadayken yerel mahkemece tanık delilinin de dahil olmak üzere hiçbir delil toplanmadan hüküm kurulması açıkça usul ve yasaya aykırı olduğunu, müvekkilin babası vefat ettikten sonra miras taksimi için dava dışı ... arasında yapılan anlaşma dolayısıyla müvekkil adına vadeli bir bono düzenlendiğini, bu durumun işletmeyi doğrudan ilgilendiren bir durum olduğundan dolayı TTK 371/1 kapsamında müvekkilin işletme konusunda giren bir işlem yaptığını, bu hususların ispatı için de delil toplanmadığını, münferiden temsile yetkili olan dava dışı ...'nın, şirket ortağı olduğu ve yetkisine istinaden senet imzaladığı göz önünde bulundurulduğunda genel kurulun izninin olmadığına dair yorum yapmanın abesle iştigal olduğunu, müvekkilinin, miras payı ile tüm alacaklarına kavuşması, davacı şirketin yetkisi olmayan yönetim kurulu başkanı ... tarafından engellendiğinden ve müvekkilinin maddi durumu göz önünde bulundurularak adli yardımdan yararlandırılmasına hükmedilmesi gerektiğini, açıklanan nedenlerle İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2022/437 E., 2023/137 K. sayılı usul ve yasaya aykırı kararının istinaf incelemesi ile kaldırılmasına, İncelemenin duruşmalı yapılmasına, devamla, davanın öncelikle arabuluculuk şartı sağlanmadığından dava şartı yokluğundan, yine keşideci ...'ya yöneltilmesi gereken davanın sadece müvekkiline yöneltilmesi sebebiyle usulden reddine, devamla da davanın esastan reddine, alacağını geç tahsil eden müvekkili lehine %20'den aşağı olmamak kaydıyla tazminata hükmedilmesine, incelemenin duruşmalı yapılmasına, adli yardım talebinin kabulüne, yargılama giderleri ile ücreti vekaletin karşı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.

GEREKÇE:Dava, icra takibine konu edilen bono ve icra takibi nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti talebine ilişkindir.

İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, yukarıda yazlı şekilde davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. Dava konusu 30.03.2022 tanzim ve 15.04.2022 vade tarihli 15.000.000 TL bedelli ihdas nedeni 'nakden' olan bononun keşidecisinin dava dışı ... , lehtarının davalı, aval verenin davacı şirket olduğu görülmüştür. Davalı tarafından davacı ve dava dışı keşideci hakkında.... İcra Müdürlüğü’nün ... Esas sayılı dosyasında yukarıda sözü edilen bonodan kaynaklanan alacağın tahsili amacı ile 29.04.2022 tarihinde kambiyo senetlerine mahsus icra takibi başlatılmış, takip kesinleşmiştir.Davacı tarafça, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)'nun 72. maddesi uyarınca, şirketle işlem yapma yasağı nedeniyle takibe konu bonoda verilen avalin geçersiz olması nedeniyle davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır.

06.12.2018 tarihinde yürürlüğü giren 7155 sayılı Kanun'un 20. maddesi ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanuna (TTK) 'na eklenen "dava şartı olarak arabuluculuk" başlıklı 5/A maddesinde; "(1) Bu kanunun 4'üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır." düzenlemesi getirilmiştir. Bu düzenlemeye göre Yasa Koyucu bilinçli olarak menfi tespit davalarını arabuluculuk dava şartına tabi tutmamıştır.(Yargıtay 11. HD.'nin 24/05/2022 Tarih ve 2021/139 E. - 2022/3987 K.) Ancak daha sonra 28.03.2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanunun 31. maddesiyle TTK'nın 5/A maddesinde yer alan “paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında” ibaresi “para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında” şeklinde değiştirilmiştir.

Somut olayda davanın açıldığı tarih itibariyle menfi tespit davasının zorunlu arabuluculuk dava şartına tabi olmadığı ve 7445 sayılı kanun ile yapılan değişikliğin eldeki davada uygulanamayacağı gözetildiğinde davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir .

Dosya kapsamına sunulan bilgi ve belgelerden, davacı şirketin beş ortaklı bir şirket olup, ava dışı ...'nın 16.09.2020 tarihli genel kurul kararı ile bu tarihten itibaren 3 yıl süre ile şirketi münferiden temsili yetkili olduğu, 16.09.2020 tarihli genel kurul kararının iptaline ilişkin bir dava bulunduğu iddia ve ispat edilmediği gözetildiğinde dava dilekçesi ekinde sunulan vekaletnamede şirket adına vekalet veren ...'nın vekaletnamenin verildiği tarihte münferiden davacı şirketi temsile yetkili olduğu anlaşılmakta olup, davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.

Dava, bonoda yer alan avalin geçersiz olduğu iddiasına dayalı borçlu bulunulmadığının tespiti istemine ilişkin olup, davalı, dava konusu bonoda lehtar durumunda olduğundan pasif husumet ehliyeti bulunan davalı aleyhine menfi tespit davası açılmasında usul ve yasaya aykırılık yoktur. Bu nedenle davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.

Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 702/2 maddesi uyarınca Aval veren, sadece kambiyo senedindeki zorunlu şekil eksikliğini ileri sürebilir. Aval verenin borcu bağımsız bir borçtur, bir diğer ifade ile feri nitelikte değildir. Aval ile teminat altına alınan borç geçersiz olsa bile aval verenin sorumluluğu devam eder. Aval veren kişinin teminat altına aldığı borç, şekle ait noksandan başka bir sebepten dolayı batıl olsa da aval verenin taahhüdü geçerlidir. Yani lehine aval verilenin borcu geçersiz olsa bile aval veren bu geçersizliği ileri süremez.

Lehine aval verilenin mevcut olmaması, ehliyetsiz olması ya da imzasının sahte olması hâlinde de aval verenin sorumluluğu devam eder. Dolayısıyla aval veren kişinin teminat altına aldığı borç şekle ait noksandan başka bir sebepten dolayı batıl olsa da aval verenin taahhüdü geçerli olup, aval veren tarafından şekle ait noksanlıklar dışında itirazda bulunulması mümkün değildir.

Somut olayda davaya konu bonoyu tanzim eden dava dışı ..., davacı şirketin ortağı ve davacı şirketi münferiden imza ve temsile yetkili yönetim kurulu üyesi olup, bonoyu davacı şirketi temsilen avalist olarak imzalamıştır. Bu noktada aval işleminin geçersiz olup olmadığının tartışılması gerekir.

TTK'nın 371. Maddesinde "(1) Temsile yetkili olanlar şirketin amacına ve işletme konusuna giren her tür işleri ve hukuki işlemleri, şirket adına yapabilir ve bunun için şirket unvanını kullanabilirler. Kanuna ve esas sözleşmeye aykırı işlemler dolayısıyla şirketin rücû hakkı saklıdır. (2) Temsile yetkili olanların, üçüncü kişilerle, işletme konusu dışında yaptığı işlemler de şirketi bağlar; meğerki, üçüncü kişinin, işlemin işletme konusu dışında bulunduğunu bildiği veya durumun gereğinden, bilebilecek durumda bulunduğu ispat edilsin.

Şirket esas sözleşmesinin ilan edilmiş olması, bu hususun ispatı açısından, tek başına yeterli delil değildir. (3) Temsil yetkisinin sınırlandırılması, iyiniyet sahibi üçüncü kişilere karşı hüküm ifade etmez; ancak, temsil yetkisinin sadece merkezin veya bir şubenin işlerine özgülendiğine veya birlikte kullanılmasına ilişkin tescil ve ilan edilen sınırlamalar geçerlidir. (4) Temsile yetkili kişiler tarafından yapılan işlemin esas sözleşmeye veya genel kurul kararına aykırı olması, iyiniyet sahibi üçüncü kişilerin o işlemden dolayı şirkete başvurmalarına engel değildir. (5) Temsile veya yönetime yetkili olanların, görevlerini yaptıkları sırada işledikleri haksız fiillerden şirket sorumludur. Şirketin rücû hakkı saklıdır..." hükmü düzenlenmiştir. Anılan düzenleme uyarınca şirketi temsilen yapılan iş ve işlemler her halükarda geçerli olup, iç ilişkide temsil yetkisinin sınırlandırılmış olması üçüncü kişilerin şirkete müracaat etmelerine engel değildir.

TTK 395/1.maddesinde yer alan “Yönetim kurulu üyesi, genel kurulun izni olmadıkça, şirketle kendisi veya başkası adına işlem yapamaz; aksi halde yapılan işlemler batıldır.” hükmü uyarınca da bir yönetim kurulu üyesinin kendisi ile temsil ettiği şirket arasında işlem yapabilmesi ancak genel kurulun önceden verdiği açık izinle mümkündür. Şirket temsilcisinin borçlu olduğu bonoda kendi lehine aval vermesi, kendisiyle işlem yapması anlamına gelir ki bu tür işlemler “batıl” olup şirketi bağlamaz.

Somut olayda, davaya konu bononun tanzim tarihi itibarıyla ...'nın davacı şirketi münferiden imza ve temsile yetkili yönetim kurulu üyesi olduğu gözetildiğinde ...’nın şahsi borcuna ilişkin olarak hem keşideci hem de aval veren şirketi temsil eden sıfatıyla aynı senette yer alması, temsil yetkisinin kötüye kullanıldığını göstermektedir. Eldeki davada davacı şirket tarafından keşideciye aval için verilmiş açık bir iznin veya icazetin varlığı iddia ve ispat edilmediği gibi davalı ile dava dışı keşidecinin kardeş olduğu gözetildiğinde davalı aval işleminin, davacı şirketin işletme konusu dışında bulunduğunu bilecek durumda olup, davalı lehtarın iyi niyetli sayılamayacağının kabulü gerekir.

Bu durumda aval işleminin, TTK'nın 395.maddesi uyarınca batıl olduğu ve TTK'nın 371/2’maddesine göre temsil yetkisinin kötüye kullanımı nedeniyle davacı şirket açısından bağlayıcı olmadığı anlaşılmakla mahkemece davanın kabulüne karar verilmesinde isabetsizlik yoktur. Ayrıca davacı şirketin dava ve takibe konu bonoda avalist olması nedeniyle şirket ticari defterlerinin incelenmemesi sonuca etkili olmadığı gibi HMK'nın 201. maddesi uyarınca senede karşı ileri sürülebilecek her türlü def'i ve itirazların yazılı delille ispatı zorunlu olup, keşideci ile lehtar arasındaki akrabalık ilişkisinin avalist olan davacı şirket tarafından açılan davada senetle ispat kuralına bir istisna teşkil etmeyeceği gözetildiğinde mahkemece tanık dinlenmemesinde de usul ve yasaya aykırılık görülmemiştir.

HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle:

1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,

2-Davalı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 179,00 TL harcın, alınması gerekli olan 1.024,650,00 TL harçtan mahsubu ile bakiye 1.024.471,00 TL istinaf karar harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,

3-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,

4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,

Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 02/07/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2023/896, K. 2026/1379, T. 02.07.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2023-896-e-2026-1379-k-0dcba3dbf3d4