Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2023/892 E. 2026/1436 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2023/892
- Karar No
- 2026/1436
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2023/892
KARAR NO: 2026/1436
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İSTANBUL 18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 17/04/2023
NUMARASI: 2020/140 Esas - 2023/313 Karar
DAVA: Menfi Tespit (Ticari İlişkiden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 09/07/2026
KARAR YAZIM TARİHİ: 09/07/2026
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; İcra Müdürlüğüne belge aslı sunulmadığını, anılan belgenin aslı gibi yapıldığını, zira belgenin sahte olduğunu, sadece belge aslının sunulamaması dahi, açılacak davamızın kabulünü gerektireceğini, icra takibi başlatan vekilde belge aslını görmediği için aslı gibidir yapamadığını, davacının noter onaylı imza sirkülerinde yer alan imzası ile takibe konu imza kıyas edildiğinde, noter onaylı imza sirkülerindeki imzası medarı tatbik ile dahi söz konusu takibe dayanak belgede ki imzaların sahte ve farklı olduğunun anlaşılacağını, takibe konu sahte belgede belgeyi teslim eden ... isimli şahıs olup, takibi açan ise ... olduğunu, takibe dayanak borç sebebi davacının hiç bir zaman yetkilisi yada ortağı olmadığı, hisse sahibi olmadığı ... Limited Şirketi hisse devir bedeli olarak gösterildiğini, davacının davalıya böyle bir borcu olmadığını, bu nedenle davalarının kabulünü, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa tahmilini talep ve dava etmiştir.
CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının .... İcra Müdürlüğü ... Esas sayı ile yapılan takibe hiçbir itiraz etmediğini, bu dosyaya borcunun tamamını ödediğini, işbu davanın İcra ve İflas Kanunu 72/ son fıkrasına göre istirdat davasına dönüştüğünü, haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olarak açılmış işbu davanın usul ve esastan reddini, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa tahmilini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI : İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "Takip konusu davalı adına feri müdahilden, davacının 30.000 USD aldığına ilişkin belgedeki imza her ne kadar davacı tarafından inkar edilmiş ise de yapılan imza incelemesinde, belge altındaki imzanın davacı eli ürünü olduğu tespit edilmiş olup, belge de ödemenin neye ilişkin olduğu her ne kadar belirtilmemiş ise de uyap üzerinden celp edilen Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı 2016/74542 sayılı soruşturma dosyasında cumhuriyet savcısı huzurunda davacının alınan 11.08.2016 beyanında, davalıdan alacağının olduğu, bu alacağı tahsil edemediği, bu nedenle alacağını tahsil etmek için davalıya şirket hissesi devredeceğini ileri sürerek dava ve icra takip konusu makbuzdan belirtilen ödemeyi aldığını davacının kabul ve beyan ettiği, davacının makbuz tarihinden önce davalıdan alacaklı olduğuna ilişkin herhangi bir yazılı delilin bulunmaması dikkate alınarak, makbuz konusu ödemenin karşılıksız kaldığı ve davalının bu bedeli davacıdan talep tahsil etme yasal hakkının bulunduğu kanaatine varılmıştır. Ancak takip tarihinden önce davacı, davalı tarafından yazılı usulle temerrüte düşürülmediğinden takip öncesi dönem için talep edilen 12.516,16 USD yönünden davacının davalıya borçlu olmadığına karar verilmiştir.
Ayrıca USD borçlarında yasal faiz değil de 3095 sayılı yasanın 4/A maddesi gereği kamu bankalarınca 1 yıllık USD mevduata uygulanan en yüksek faizini aşan faiz talebi yönünden de davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine, ..." karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkeme dava konusu alacağın icra takibinden bir şirket hisse devri nedeniyle verildiğine dair takip sebebini göz ardı ettiğini, gerekçeli kararda aynen "belgede ödemenin neye ilişkin olduğu" belli olmadığı belirtilmiş olmasına rağmen belge düzenleme tarihinden 4-5 yıl sonra verilen ifadelere atıf ile borç ilişkisi haksız şekilde kabul edildiğini, davalının savcılıktaki alacak beyanlarına itibar ederken aynı savcılık ifadesinde yer alan davacıya ait davacının alacaklı olduğuna dair beyanını da hükme esas almayarak aynı ağızdan çıkmış iki beyan arasında eşit değerde değerlendirme yapmadığını ve davalı lehine olan cümlelere itibar ettiğini, belgenin borçlandırıcı mahiyeti olmadığını, takibin sebepsiz zenginleşme talebiyle açılmadığını, davacının dosyada alacaklı olduğuna dair hesap hareketleri ve aynı gerekçede dayandığı savcılık beyanındaki ifadelerinin kararda davacı aleyhine olacak şekilde değerlendirilmesinin kabul edilemez olduğunu, mahkeme dışı beyanlara haksız ve usule aykırı itibar edildiğini, savcılık beyanlarından davalı lehine olan davacı beyanlarına itibar edilip, kendi lehine olan beyanlara itibar etmeyerek, bu iki beyan arasında davalı lehine olan beyanlara neden itibar edildiğini açıklamayarak usule aykırı davrandığını, ceza yargılaması ve savcılık soruşturması aşamasında verilen ifadelerin hukuk mahkemesini bağlamayacağını, bu yargılamaların usulleri ve yasaları farklı olması tarafların beyanları ile bağlı olmadığını, davacının ve hatta davalının bu ifadelerine itibar edilemeyeceğini, gerçeğin soruşturma ve kovuşturma aşamasında savcı ve hakimler tarafından araştırılacağı hususunun da göz ardı edildiğini, dosyadaki savcılık belgeleri feri müdahil tarafından sunulduğunu, feri müdahilin müdahale talebi ve müdahilliğinin kabulü talebinin de usul ve yasaya aykırı olduğunu, HMK uyarınca yargılamanın usulsüz yürütüldüğünü, feri müdahale harcı da yatırılmadığını, hukuken yararı ispat edilmemiş, harcı yatırılmamış kısaca hiç bir şekilde müdahil vasfı olmayan 3. Kişi, yargılama dışı şahıs bilgi ve belgeleri ile hüküm kurulduğunu, davacı tarafından davalı ve usulsüz feri müdahilin insanları nasıl dolandırdığını, paralarını aldığına ilişkin pek çok mahkeme kararı sunulmasına rağmen objektif ve tek taraflı bir bakış ile delillerin değerlendirildiğini, beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
GEREKÇE : Dava, takibe konu belge nedeniyle borçlu olmadığının tespiti(menfi tespit) davasıdır.
İlk derece mahkemesince davanın kısmen kabulüne verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından yukarıda yazılı sebepler ile istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, davacının davalıya takip konusu belge nedeniyle borçlu olup olmadığı noktasındadır.
Davalı takip alacaklısı tarafından, davacı takip borçlusu hakkında, .... İcra Müdürlüğünün ... E. Sayılı takip dosyasında, '' 05.03.2015 tarihli 30.000,00 USD tutarlı ... Limited Şirketi'nin % 5 hisse devrine istinaden borçlu tarafından alınan devir bedeli '' sebebine dayalı olarak 30.000,00 USD asıl alacak, 12.51616 USD işlemiş faiz olmak üzere toplam 42.518,16 USD alacağın tahsili istemiyle 23.10.2019 tarihinde ilamsız icra takibi başlatılmıştır.
Takip konusu belgenin incelenmesinde, 05.03.2015 tarihli belgede, ''...'dan 30.000USD teslim aldım. '' yazılı olup ... isim ve imzası bulunduğu, teslim eden ... isim ve imza bulunduğu görülmüştür. Davacı tarafça, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)'nun 72. maddesi uyarınca dava konusu takip nedeniyle borçlu olmadığını tespitine karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır.
Menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer. Davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukuki ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkar etmekle yetinmekte ise, başka bir deyişle bu hukukî ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer.
Çünkü hukuki ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıya düşer [6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 190; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 6]. Fakat, menfi tespit davasını açan davacı (borçlu), davalının (alacaklı) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkinin hiç doğmadığını iddia etmeyip, bilakis bu ilişkinin doğduğunu bildirerek başka bir nedenle hukuki ilişkinin geçersiz olduğunu veya son bulduğunu ileri sürmekte ise bu iddiayı ispat yükü TMK’nın 6. maddesi gereğince davacıya düşer.
Örneğin; alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer. Bunun gibi, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya düşer (Kuru, Baki: İcra ve İflâs Hukuku El Kitabı, Ankara 2013, s. 370 ilâ 372).
Davacı, takip konusu belgedeki imzanın kendisine ait olmadığını, takip dayanağı borcun müvekkilinin hiç bir zaman yetkilisi yada ortağı olmadığı, hisse sahibi olmadığı .... Şti. Hisse devir bedeli olarak gösterildiğini, davacının davalıya böyle bir borcu bulunmadığını iddia etmiş, davalı ise, davacının ... Merkezindeki % 5 hissesini kendisine devredeceğinden 30.000,00 USD elden ödediğini, davacının ve kendisinin şirkete hissedarlığının bulunmadığı savunmasında bulunmuştur.
Mahkemece alınan bilirkişi raporunda, inceleme konusu, çizgisiz düz beyaz A4 kağıdına mavi mürekkepli tükenmez kalemle yazılmış, 05,03,2015 tarihli belge aslındaki "...'dan 30.000 USD teslim aldım,”, “03.05.2015”, “...” ve “...” ibareli el yazıları ile ...'ya izafe edilen imzanın, mukayese yazı ve imzalan bulunan davacı ... eli mahsulü olduğu tespit edilmiştir.
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı 2016/74542 soruşturma dosyasında davacının müşteki olarak verdiği 11.08.2016 tarihli ifade de, ''...bu arada ben ...'dan 350.000,00 TL alacağımı alamayınca aklıma bir fikir geldi, ona söz konusu tıp merkezinin hisselerini onun adına satın alacağımı söyleyerek para istedim, yanılmıyorsam 2015 yılının Nisan ayında bir gün iş yerime ... isimli şahıs gelerek ... asına bana para getirdiğini söyledi ve 30.000 USD parayı bana elden teslim etti, ben bu parayı aldıktan sonra ... ile görüşerek bu parayı alacağıma karşılık alıp mahsup ettiğimi söyledim...'' şeklinde beyanda bulunmuş olduğu görülmüştür.
Somut olayda paranın alındığı davacı tarafça ikrar edilmekle birlikte hukuki niteliğinin başka bir sebebe dayandığı savunulmaktadır. Öğretide bu duruma vasıflı ikrar denilmektedir. Vasıflı ikrarda, ( gerekçeli inkarda ) karşı tarafın ileri sürdüğü maddi vakıanın varlığı kabul edilmekle birlikte, onun hukuki niteliğinin ( vasfının ) ileri sürülenden başka olduğu bildirilir.
Doktrinde ve Yargıtay uygulamasında vasıflı ikrarın bölünemeyeceği, dolayısıyla, böyle durumlarda, ikrar edenin ispat yükü altında olmadığı kabul edilmekte, iddiasını ispatlama yükümlülüğünün, karşı tarafa ait olduğu benimsenmektedir.
Somut olayda davacının iddiası, vasıflı ikrar ( gerekçeli inkar ) niteliğinde olup, bu ikrarın bölünemez olduğu, vasıflı ikrarda kanıtlama yükümlülüğü, ikrar eden tarafa (davalılara) değil, vakıayı ileri süren tarafa ( davacıya ) ait olduğu, davacı tarafın iddia ettiği, davalıdan 350.000,00 TL alacağı olduğuna ilişkin dosyaya herhangi bir belge sunmayarak söz konusu hukuki sebebi ispatlayamadığı, soruşturma dosyasındaki ifadesinde davalının da tıp merkezinin hisselerini davalının adına satın alacağımı söyleyerek para istediğini ve alacağına mahsup ettiğini beyan ettiği, söz konusu tıp merkezinin hisseleri ile ilgili bir işlem yapmadığını kabul ettiği görülerek artık davalıdan aldığını kabul ettiği 30.000 USD nedeniyle davalıya borçlu olduğunun kabulü gerekir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu(TBK)'nun 117. maddesine göre, muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüte düşer. Borcun ifa edileceği gün, birlikte belirlenmiş veya sözleşmede saklı tutulan bir hakka dayanarak taraflardan biri usulüne uygun bir bildirimde bulunmak suretiyle belirlemişse, bu günün geçmesiyle; haksız fiilde fiilin işlendiği, sebepsiz zenginleşmede ise zenginleşmenin gerçekleştiği tarihte borçlu temerrüte düşmüş olur.
Ancak sebepsiz zenginleşenin iyiniyetli olduğu hallerde temerrüt için bildirim şarttır. Aksine bir sözleşme olduğu veya taraflarca vade belirlendiği iddia ve ispat edilmemiş olup, ayrıca icra takibinden önce davalı/takip borçlusu temerrüte düşürülmediğinden takip tarihine kadar işlemiş faiz talebi yerinde değildir.
Bu nedenle Mahkemece, davalının takip tarihinden önce davacıyı temerrüte düşürülmediğinden takip öncesi dönem için talep edilen 12.516,16 USD yönünden davacının davalıya borçlu olmadığına ve USD borçlarında yasal faiz değil de 3095 sayılı yasanın 4/A maddesi gereği kamu bankalarınca 1 yıllık USD mevduata uygulanan en yüksek faizini aşan faiz talebi yönünden de davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmesinde herhangi bir isabetsizlik görülmemiştir.
Davacı tarafından yargılama devam ederken icra dosyasına, 06.06.2023 tarihli 580.000,00 TL, 13.06.2023 tarihli 180.000,00 TL, 14.06.2023 tarihli 79.000,00 TL, 27.09.2023 tarihli 29.668,48 TL ödemeler yapıldığı görülmüştür. Davacının dava dilekçesinde istirdat talebinde bulunduğu görülmüştür. Mahkemece dava tarihinden sonra yapılan söz konusu ödemeler, ödemelerin ödeme tarihleri dikkate alınarak TBK 100. maddesi gözetilerek hesaplama yapılarak, davacının borçlu olmadığı alacak kalemleri yönünden varsa yapılan fazla ödeme olup olmadığı tespit edilerek, davacının borçlu olmadığı bedelin menfi tespit davasında ödenmiş olması halinde davanın kendiliğinden istirdat davasına dönüşeceğine ilişkin İİK'nın 72/7. maddesi hükme uyarınca bu durum istirdat talebi olarak değerlendirilerek incelenip bir karar verilmesi gerekirken bu konuda bir inceleme ve değerlendirme yapılmaksızın karar verilmesi doğru görülmemiştir.
HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda, Mahkemece eksik inceleme ile davanın sonuçlandırılması isabetli görülmemiş ve bu nedenle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir.
KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurularının KABULÜ İLE, istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)a-6 maddesi uyarınca USULDEN KALDIRILMASINA, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine,
2-Davacı tarafından yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendilerine iadesine,
3-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince yapılacak yargılama sırasında değerlendirilmesine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 362(1)g maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.09/07/2026