Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2023/901 E. 2026/1366 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2023/901
Karar No
2026/1366
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

43. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2023/901

KARAR NO: 2026/1366

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : İSTANBUL 15. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 28/03/2023

NUMARASI: 2015/82 Esas - 2023/284 Karar

BİRLEŞEN İSTANBUL 6.ATM 2020/387E 2020/467K SAYILI DOSYA

DAVA : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)|Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan)

İSTİNAF KARAR TARİHİ: 02/07/2026

KARAR YAZIM TARİHİ: 06/07/2026

Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı karşı davalı ve davalı karşı davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ

DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında 25.07.2012 tarihinde bayilik sözleşmesi imzalandığını, sözleşmenin davalı şirket tarafından üretilen hijyen ürünlerinin satışını ve pazarlanmasını kapsadığını, bu bağlamda 146.346,44 TL tutarında ürün satın alındığını, 33.541,20 TL iskonto faturası düzenlendiği, alınan tüm ürün bedellerinin ödendiğini, ayrıca avans mahiyetinde 97.464,76 TL ön ödeme yapıldığını, sözleşme konusu ürün satışının ruhsata bağlı olduğunu, üretici firma ruhsatının 26.10.2012 tarihinde sonlandığını, üretici firmadan ürün ruhsatının yenilenmesinin istendiğini, sonuç alınamayınca Noterden keşideli ihtarname ile ürünün ruhsat sorununun çözülmesinin ve miadını dolduran ürünlerin değiştirilmesinin talep edildiğini, müteaddit girişimlerden de sonuç alınamayınca bayilik sözleşmesinin feshedilerek davalı şirket hakkında icra takibinin başlatıldığını, edimlerini sözleşmeye uygun yerine getirmeyen davalının davacı şirketi zarara uğrattığını beyanla, haksız itirazın kaldırılmasını ve alacağın %20'nden az olmamak üzere inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP:

Davalı şirket vekili cevap dilekçesinde özetle, taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin yıllık artış şartlı olarak aylık iki ton kotalı ve üç yıllık olarak yapıldığını, sözleşme tarihinden 20 ay sonra davacı yanın ürünün ruhsatsızlığını gerekçe göstererek sözleşmeyi 12 mart 2014 tarihinde tek yanlı olarak feshettiğini, sözleşmeye konu ürünün satışı için ruhsat zorunluluğunun bulunmadığını, uzayan bürokratik işlemleri müteakip ürün ruhsatının yenilendiğini, davacı şirketin ürün satamadığı için sözleşmeden kurtulmaya çalıştığını, davacı yanın bayilik süresince taahhüt edilen satış kotasını tutturamadığını, sözleşme süresince 45 ton ürün çekmesi gerekirken 8 ton ürün aldığını, kotaya uymayarak davalı şirketi zarara uğrattığını, yoksun kalınan kardan davacının sorumlu olduğunu, ayrıca sözleşmeden kaynaklı cezai şartı ödemekte temerrüte düştüğünü, davacı şirketin davalıya hiçbir zaman avans ödemediğini, davacı tarafın sipariş ettiğ malı depodan teslim almamasından kaynaklı 60.000,00 TL ödemenin söz konusu olduğunu, miadını doldurmuş ürün iade alımının sözleşmede olmadığını beyan ederek, davanın reddine, %20'nden az olmamak üzere tazminata mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI :

İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " , ...Tüm dosya kapsamı birlikte tetkik edildiğinde; Davacı tacirin basiretli tacir olarak sözleşmeyi imzaladığı gibi ifa imkânsızlığı olmayıp ruhsatın da zaten alınmış olduğu, Davacı/karşı davalı taraf bilerek ve isteyerek ruhsat konusunu bir mücbir sebep olarak kabul etmiş olduğu, Yargıtay’da tarafların aralarında yaptıkları sözleşmeye bir durumu mücbir sebep hali olarak koyabileceklerine içtihat ettiği , davacı/karşı davalı taraf ruhsatın alınamayacak olmasını en başından ihtimal dâhilinde görerek davalı/karşı davacıyı bundan sorumlu tutmadığı gibi, ruhsat alma sürecini dahi ücret ödeyerek kendisi takip ettiği, davacının ilgili bakanlıktan ruhsat alma sürecini davacı/karşı davalı bizzat yönetmiş ve takip etmiş olduğu, bunun için dava dışı ... şirketi ile anlaşmış ve davacı/karşı davalı tarafından bu şirkete bir kısım ödemeler yaptığı, davacı ruhsatın alınıp alınamayacağını ya da muhtemel alınma zamanını davalı/karşı davacıdan daha önce bilebilecek durumda olduğu, davacı/karşı davalı yan ruhsat süresinin bitiminden sonra, imzalanan ek protokollerle satış yetkisine sahip mevcut bölgelere yeni bölgeler ilave ettirdiği davacı/karşı davalının, davalı/karşı davacının ruhsat süresini uzatma yükümlülüğünü yerine getirmediği gerekçesiyle sözleşmeyi feshetmesi yerinde olmadığı gibi feshin aynı zamanda MK 2. Ye göre dürüstlük kuralına aykırı olduğu, sözleşmenin normal süresinden önce feshedilmesinden dolayı davalı/karşı davacının, sözleşmenin feshi tarihinden itibaren geriye kalan sözleşme süresi içerisinde kâr mahrumiyetine uğradığı ve bu zararı davacının karşılaması gerekli olduğu hususları mahkememizce sabit bulunmuştur.

Mahkememizce kar mahrumiyeti konusunda hesaplamalar yapılmış, en son alınan heyet raporu ile davalı şirketin kar mahrumiyeti alacağının 39.377,09 TL olarak bulunmuş, yapılan hesaplamanın 2012 yılı mali tablolarına göre; fesihten sonraki dönem için he-saplanan kar mahrumiyeti; 479.040,00.- x % 8,22 = 39.377,09.-TL olup, yapılan hesaplamanın yerinde olduğu iş bu hesaplama içeriği ve miktar yönünden rapora karşı davacı tarafın itirazı bulunmamış olup, davalı her ne kadar rapora itiraz edip mahkemece verilen ara karara istinaden bir takım yazılı kayıtlar sunmuş ise de; söz konusu kayıtların her ne kadar mahkemece verilen talebe istinaden verilmiş ise de, süresi içerisinde sunulmadığı, karşı tarafın açık muvafakatinin bulunmadığı iş bu sebeple delil mahiyetinin bulunmadığı gibi 2012 yılı mali tabloların esas alındığı bilirkişi hesaplama içeriğinin dosya kapsamı ve delil durumuna uygun olduğu değerlendirilmekle; karşı davadaki; Sözleşmenin feshi tarihinden itibaren geriye kalan sözleşme süresi içerisine ilişkin 39.377,09-TL kar mahrumiyetinin 14/07/2014 tarihinden (temerrüde esas davalı tarafça sunulan ihtarnamenin tebliğine dair mazbata sunulmamış ise de ihtarnameye davacı tarafın verdiği cevap tarihi temerrüt için esas alınmıştır.) itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte asıl dava dosyası davacısı- karşı davalıdan tahsili ile asıl dava dosyası davalısı- karşı davacıya ödenmesine dair karar verilmiştir. Davalının karşı dava dilekçesinde bahsi geçen sözleşmenin fesih tarihine kadar karşı tarafın uymadığı aylık kota sebebiyle uğranılan zarara ilişkin tazminat talebi yönünden ise mahkememizce yapılan tetkik ve incelemede; teminat senedi verilmediği halde sözleşmenin münfesih olması gerekirken, edimlerin ifasına devam edilmiş, aylık alım taahhütlerine uyulmadığı halde hiçbir şekilde ihtar ya da bir talepte bulunulmamış, ne zaman ki davacı/karşı davalı tarafından sözleşmenin fesih sebebi bildirilmiş, bunun üzerine sözü edilen talepler ileri sürülmeye başlamıştır.

Bu durum davalının çelişkili davranışlar içerisinde bulunduğunu göstermekte olup, çelişkili davranışlar gösteren kişi hakkını kötüye kullanmaktadır. Hakkın kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumamakta olup, anılan sebeplerle davalının aylık alım taahhütlerine uyulmamasından kaynaklı tazminat talebinde bulunamayacağı değerlendirilmiş binaenaleyh iş bu talep yönünden davalının ikame ettiği karşı davasının reddine karar verilmiştir. Birleşen dava dosyası davacısı sözleşmenin haksız feshine dayalı Manevi tazminat talebinde bulunmuş olup manevi tazminat talebinin sadece sözleşmeye aykırı davranış nedeniyle alacaklının kişilik hakkının ihlal edilmesi halinde söz konusu olabileceği, dava konusu olayda davalı/karşı davacının kişilik haklarının ihlal edilmiş olduğuna dair bir bulguya rastlanmadığı, bu durumda birleşen dava dosyası davacısının manevi tazminata hak kazanmadığı, alınan tüm heyet raporlarında da mahkememizce yapılan tespite uygun olarak bu yönde tespitler yapıldığı anlaşılmakla, manevi tazminat istemli birleşen davanın reddine karar verilmiştir.

Birleşen dava dosyası davacısı ceza-i şart talebinde bulunmuş olup, cezai şarta ilişkin ilgili sözleşmenin 12. Maddesinde davacının satış kotasını gerçekleştirememesi ve diğer akde aykırılık nedeni ile davalı-karşı davacının tarafın sözleşmeyi feshetmek zorunda kalması halinde davacı tarafından verilen teminat senedinin cezai şart bedeli olarak ödeneceği yazılı olup, sözleşmenin devamı sırasında davacının taahhüt ettiği satış kotasını gerçekleştirmediği halde davalı-karşı davacının sözleşmeyi feshetmediği yine aynı şekilde sözleşmenin yürürlük şartı olan 100.000 TL teminatın davalıya teslim edilmediği, sözleşme süresince de davalı-karşı davacı tarafından, yerine getirilmeyen edimlere ilişkin ihtar ve talebin de bulunmadığı, sözleşme süresi içerisinde davalı-karşı davacının tüm akde aykırılıklar yönünden sessiz kaldığı, yani sözleşmeyi feshetmediği, teminat senedinin verilmesi talebinde bulunmadığı, bu durumda davalı-karşı davacının sözleşme feshi sonrası cezai şart talebinde bulunamayacağı, tüm bilirkişi heyet raporlarının da bu minvalde tespitler ihtiva ettiği anlaşılmakla; cezai şart yönünden açılan davanın reddine karar verilmiştir.

Birleşen dava dosyası davacı vekili birleşen dava dilekçesi ile; haksız rekabetin tespiti ile men'i ve ref'ine davalı elinde kullanıma ilişkin belgelerin celbine, masrafı davalı yandan alınmak üzere hükmün yurt çapında tirajı en yüksek 3 gazeteden birinde yayınlanmasına karar verilmesini ve buna bağlı oluşan zararlara ilişkin olarak 1.000 TL haksız rekabet tazminatı, 5.000 TL rekabet yasağı ihlali sebebi ile tazminat talebinde bulunmuş olup, davacının bu taleplerinin kabul görmesi için haksız rekabetin var olup olmadığı, rekabet yasağını ihlal eden eylem olup olmadığının tespiti gerekeceği haksız rekabet ve rekabet yasağına aykırılık teşkil eden eylemlerin bulunmaması halinde iş bu taleplerin ret ile sonuçlanması gerekeceği kuşkusuz olup, mahkememizce bu yönde inceleme yapılmış, alanında uzman bilirkişiler ile heyet teşekkül ettirilerek 21/03/2022 tarihli bilirkişi raporu aldırılmış ardından heyete bilişim uzmanı da ekletilerek ek rapor aldırılmış olup, dosya kapsamına alınan deliller ve bu konuyu esas alan bilirkişi raporları incelendiğinde; taraflar arasında yapılan sözleşmenin 8. Maddesinde rekabet yasağına dair düzenlemenin mevcut olduğu, düzenleme ile davacı-karşı davalının sözleşme süresi sonuna kadar ve sonrasında 1 yıl boyunca davacı-karşı davalı ya da hissedarları doğrudan veya dolaylı şekilde davalı-karşı davacının ürünlerine rakip ürünler satamayacağı ve üretemeyeceği aksi halde sorumluluğun hasıl olacağının yazılı olduğu, dava konusu olay incelendiğinde süre, konu ve yer sınırlandırılmasına uyulduğu, geçerli bir rekabet yasağı anlaşmasının mevcut olduğu, dosya içerisinde bulunan deliller incelendiğinde, bahsi geçen web sitesinin 2018 yılında faaliyete geçtiği, bu durum rekabet yasağı için öngörülen 1 yıllık sınırın dışında kaldığı, salt marka başvurusunda bulunması ve tescil ettirmesinin rekabet yasağına aykırılık teşkil etmediği, marka tescil ettiren kişinin hemen kullanmak zorunda olmadığı, kullanım için 5 yıllık süre öngörüldüğü, rekabet yasağını ihlal edilip edilmediği hususunda önemli olan ölçütün sözleşme fesih tarihi olan 12.03.2014 tarihinden sonraki 1 yıllık süreçte davacının ... markasına rakip ürünlerin üretim ya da satışının yapılıp yapılmadığının tespit edilmesi olduğu, bu konuda dosya kapsamında net delillerin mevcut olmadığı, diğer taraftan birleşen dosya davacısı her ne kadar üretim ve satışı yapılan ürünlerin ... markalı ürünlerin kopyası olduğunu, bu anlamda patent haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş ise de bu iddianın ancak Fikri ve Sinai Haklar Mahkemelerinin görev alanına gireceği gibi dosya kapsamına alınan 3. Heyet raporuna ek hazırlanan bilirkişi raporunda davalı tarafın web sitesi incelemesinde, bahsi geçen ürünün tanıtımının bu gibi tanıtım sayfaları ile aynı özellikler taşıdığı ve de mevcut ürünlerin bu verilerle taklit ürün olduğunu söylemenin mümkün olmadığı tespiti yapılmış olup, bu durumda haksız rekabet ve rekabet yasağına aykırılık teşkil eden eylemlerin bulunmaması sebebi ile açılan davanın reddine," karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :

Davalı karşı davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının rekabet yasağını ihlal ettiği yönündeki delillerin toplanmadığını, davacı ... isimli taklidi/ rakip ürünün piyasaya verdiği halde bu durumun ispatı için talep edildiği halde davacı defter ve kayıtlarının eksik incelendiğini, yalnızca davacının 2018 tarihinde satış için web sayfası oluşturduğuna dayanılarak birleşen davanın red edildiğini, kararın kendi içinde çeliştiğini ve maddi hata taşıdığını, davacının feshinin haksız olduğunu tespit eden mahkemenin fesih gününe kadar kotaya uyulmamış olması sebebi ile oluşan zararı red etmesinin kendi içinde tutarsız ve çelişkili olduğunu, davalı karşı davacının, davacıdan teminat senedi almadığı halde çalışmaya devam ettiği maddi yanılgısına dayanan mahkemenin aynı maddi yanılgı ile teminat senedi alınmadı ise cezai şartta istenemez şeklinde hatalı değerlendirmede bulunduğunu, davalı karşı davacının tek iştigal konusunun davaya konu ... olup olmadığını anlayamayan mali bilirkişilerin davalı karşı davacının defter ve kayıtlarında yer alan maliyet faturalarını incelemediğini ve bu konuda raporun eksik kaldığını, ilk bilirkişi heyetinin aylık taahhüdü 2 ton olarak kabul ettiğini ve sonrasında tüm raporların aynı hata üzerinden ısrarla devam ettiğini, maddi hata içeren rapora yapılan itirazların giderilmediğini, davacı tacirin her türlü alt yapısını hazırladığı halde ; ürünü üretmediği ve satmadığı olgusunun hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, tümü ile rekabet yasağını ihlal etmek üzere alt yapısı hazırlanan davalının piyasaya dezenfektan solisyon olan ürünü sattığını, 2017 de deneme amaçlı yaptık sonra satmadık şeklindeki gerçek dışı beyana itibar eden birikişi raporuna itirazların ek rapor ile giderilmediğini, sözleşme geçerlik süresinden (bitiminden ) itibaren 1 yıl olan sürenin 25.07.2016 tarihi olduğunu ve davacının bu tarihe kadar rekabet yasağına tabi olduğunu,

bilirkişisi davacının değil müvekkilin web sayfasını incelediğini, müvekkilin davacı tarafından aldatıldığını, müvekkilin tüzel kişi olmasının manevi tazminat talep etmesine engel olmadığını, kararda ... Şirketinin davacıya müvekkil ile eş zamanlı ruhsat aldığına ilişkin belgelerin incelenmediğini, mahkemenin sözleşmeyi davacının haksız fesih ettiği tespiti dışında kalan diğer tüm tespitlerinin bu tespitle ve dosya içindeki deliller ile çeliştiğini ve maddi hata taşıdığını, davacı lehine asıl davada hükmedilen vekalet ücretinin fahiş olduğunu, kararın yasa ve usule açıkça aykırı olduğunu beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın talep gibi kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.

Davacı karşı davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davanın kısmen kabulüne yönelik kararın hatalı olduğunu, davalının sözleşmeden doğan yükümlülüklerini yerine getirmediğini, feshin haklı sebebe bağlı bir fesih olduğunu, davalı-karşı davacının ürünlerine ait ruhsat süresinin taraflar arasındaki sözleşmenin imzalanmasından yaklaşık 3 ay sonra dolduğunu, davalı karşı davacının, sürekli müvekkili oyalayıp vaatlerde bulunduğunu, bu çerçevede ek protokol yaparak ruhsat konusunda oyalamaya devam ettiğini, sürecin uzaması ve davalı karşı davacının tebligat adreslerini değiştirerek müvekkil ile iletişimini kesmesi sonucu sözleşmenin haklı sebeple feshedildiğini, davalının sözleşme konusu ürünlerle alakalı yükümlülüğünü yerine getirmediğini, müvekkil şirketin deposunda bulunan ebat ve miktarları belli, miadı geçmiş ve jelleşme(çökelti oluşarak) şeklinde bozulmuş ürünlerin değiştirilmesi gerekirken bu ürünlerin de değiştirilmediğini, sözleşmenin haklı sebeple feshedildiği hususunun dosyada mübrez bilirkişi raporları ile de sabit olduğunu, sözleşme feshinin haklı-haksız olmasından bağımsız olarak davalı-karşı davacının kar mahrumiyeti hakkı bulunmadığını, bilirkişilerce de davalının fesihle alakalı olarak talep hakkı olamayacağı hususunun tespit olunduğunu beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını, asıl davanın tamamen kabulü ile itirazın iptalini, %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmolunmasını talep ve istinaf etmiştir.

GEREKÇE :

Asıl Dava, bayiilik sözleşmesine dayalı cari hesap alacağının tahsili için başlatılan icra takibine yönelik itirazın iptali, bu davaya karşı açılan davada sözleşmenin haksız feshi deneniyle fesih tarihine kadar uyulmayan kota nedeniyle uğranılan zarar ve bakiye sözleşme süresi için yoksun kalınan kar tazminatı, birleşen davada ise rekabet etmeme yasağının ihlalinden kaynaklı tespit ve tazminat istemidir.

İlk derece mahkemesince, asıl ve karşı davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın reddine karar verilmiş, karara karşı taraf vekillerince süresi içerisinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

Davacı ... A.Ş.ile davalı arasında 25/07/2012 tarihli bayilik sözleşmesi, tanımlar başlıklı ek 1, Tek satıcılık başlıklı ek 2, 22/11/2012 tarihli protokollerin düzenlendiği görülmektedir.

Sözleşmenin 3.14 maddesi ile bayinin aylık 2.000 kg alım garantisi/taahhüdü verdiği, taahhütlere uyulmaması halinde akdi aykırılık kabul edileceği ve ...'ya sözleşmeyi fesih hakkı verdiği, sözleşmenin ... 100.000 TL tutarında teminat senedi ...'ya ilettiği tarih itibarı ile yürürlüğe gireceği, 3.17. Maddesi ile davacıya ait ruhsatın süresinin bir yıl olduğu, ruhsat süresinin uzatılmaması ya da yasal başkaca sorunların ortaya çıkması halinde ... sorumluluğu bulunmadığı, bu durumun mücbir sebep olarak kabul edileceği, 3.18. Maddesi ile ayıplı ve verilen siparişe uygun olmayan ürünlerin teslimden itibaren 15 gün içinde kalite kontrolü yapılarak iadesinin gerektiği, 15 gün içinde yapılmayan değiştirme taleplerinin kabul edilmeyeceği, 8. Maddesi ile sözleşme süresi ve sürenin bitiminden itibaren 1 yıl boyunca Tekservisin yada hissedarlarının direkt yada dolaylı şekilde bayilik bölgesinde ...'un ürünlerine rakip ürünleri satmayacağı, üretmeyeceği, 11. Maddesi ile sözleşme süresini 1er yıllık dönemler halinde 3 yıl olduğu, sözleşmenin devamı sürecinde taraflardan birinin akde aykırılık halinde diğer taraf bir haftalık süre vermek sureti ile diğer tarafı uyaracağı, aykırılık devam ettiği takdirde derhal akdi fesih edebileceği, 12. Maddesi ile "...Sözleşmenin feshi halinde hakları ihlal edilen taraf , sözleşmenin karşı tarafından fesih nedeni ile uğradığı zararlarının derhal ve defaten tazminini talep edebilecektir. ... satış kotasını gerçekleştirememesi ve diğer akde aykırı eylemleri sebebi ile ... sözleşmeyi fesih etmek zorunda kaldığında ... tarafından verilen teminat senedi cezai şart bedeli olarak ... 'y ilk talepte derhal ödenecektir. ... nun uğradığı zarara ilişkin talep hakkı ayrıca bakidir. ....." Düzenlemelerini içerdiği görülmektedir. Taraflar arasında düzenlenen 02/11/2012 tarihli protokolün 3.2. Maddesi ile de alım taahhüdünün 5.000 KG daha ilave edildiği hüküm altına alınmıştır.

Dosyadaki evraklardan bahsi geçen senedin davalı karşı davacıya iletildiği, sözleşmenin yürürlüğe girip fesih tarihine kadar ayakta kaldığı, davacı-karşı davalı bayi tarafından gönderilen 12 Mart 2014 tarihli ihtarname ile 'ürünlerin satış ve pazarlamasında ruhsat zorunluluğu bulunup ve üzerinize düşen sorunluluğu yerine getirmediğinizden' bahisle sözleşmenin 11. Maddesi gerekçe gösterilerek feshedildiği anlaşılmaktadır.

Dava dışı ... .... Şti. tarafından .... İcra Müdürlüğünün ... e. Dosyası ile davalı hakkında "25/07/2012 tarihli sözleşme ve cari hesap" borcun sebebi gösterilerek 198.418,21 TL alacağın tahsili için ilamsız icra takibi başlatıldığı, borca ve yetkiye yapılan itiraz üzerine takibin durduğu, yetki itirazının kabulü ile dosyanın .... İcra müdürlüğünün ... E. Dosyası'na kaydedildiği, bu daireden gönderilen ödeme emrine yapılan itiraz üzerine itirazın iptaline ilişkin asıl davanın davacı ... A.Ş. tarafından açıldığı, icra dosyası içinde alacağın temlikine ilişkin herhangi bir beyan ve yazılı belge bulunmadığı görülmektedir.

Davalı karşı davacı tarafça sözleşmenin davacı tarafça haksız feshedildiğinden bahisle alım taahhüdüne uyulmamış olması nedeniyle fesih tarihine kadar uğranılan zarar için 20.000 TL ve fesih tarihinden sözleşme sonuna kadar süre için mahrum kalınan kar için 20.000 TL alacağın kısmi dava olarak talep edildiği, birleşen davada ise asıl dava davacısının haksız rekabet ve sözleşmedeki rekabet yasağına uymadığı gerekçesi ile tespit, cezai şart, rekabet yasağı ihlali nedeniyle tazminat, haksız rekabet tazminatı ve manevi tazminat adları ile tazminat istemine ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

Bayilik sözleşmesi kendine özgü yapısı olan, çerçeve niteliğinde sürekli borç ilişkisi doğuran, çift edim değişimini esas alan bir sözleşmedir. Güven ilişkisi üzerine kurulan bayilik sözleşmesinin Türk Hukuku'nda mevzuatta tanımı yapılmamıştır. Bayilik sözleşmesi çerçeve niteliğinde, sürekli öyle bir sözleşmedir ki üretici malların tamamını veya bir kısmını belirli bir bölgede satmak üzere bayiye göndermeyi, buna karşılık olarak bayi de üreticinin dağıtım ağına dâhil olarak sözleşme konusu mal veya hizmeti kendi adına ve hesabına satmak ve bu mal ile hizmetlerin sürümünü arttıracak faaliyetlerde bulunmak yükümlülüğünü üstlenir. Bayilik sözleşmesinde tarafların hakları ve yükümlülük yelpazesi geniştir.

Öyle ki sözleşme süresince ve sözleşme sonrasında devam eden yükümlülükleri olması güven ilişkisinin önemini bir kez daha vurgular. Sözleşme süresince devam etmesi gereken güven temelli olan bu ilişkide sözleşme ölüm, iflas, kısıtlılık kararı verilmesi, olağan fesih yolu ve olağanüstü fesih yollarıyla sona erebilir. Yine bayilik sözleşmesi Türk Mevzuatı’nda ismiyle düzenlenmediğin -den isimsiz sözleşmelerdendir.

6098 sayılı TBK 12. Maddesi "Sözleşmelerin geçerliliği, kanunda aksi öngörülmedikçe, hiçbir şekle bağlı değildir." düzenlemesini içermektedir. Bu düzenlemeden hareketle bayilik sözleşmesinin geçerliliği için herhangi bir şekil şartı aranmadığı, tarafların icap ve icaba uygun açık veya zımni kabulleri ile sözleşmenin kurulacağı ortadadır.

Tek satıcılık sözleşmesinin, yapımcı ile tek satıcı arasında hukuki ilişkileri düzenleyen, yapımcının ürünlerinin tamamını veya bir kısmını belli bir coğrafi bölgede tekel hakkına sahip olarak tek satıcıya göndermeyi, tek satıcının da söz konusu malları kendi adına ve hesabına satarak bu malların sürümünü artırmak için faaliyette bulunma yükümlülüğü üstlendiği bir sözleşmedir.

Türk Medeni Kanunu’nun 6. Maddesi; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” hükmünü içermektedir. Yine HMK’nın 190/1. maddesine göre ise, ispat yükü, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Öte yandan ispat yüküyle ilgili kanunda açık bir hüküm bulunması halinde öncelikle ona bakılmalıdır. Haksız fiillerde ispat yüküyle ilgili özel düzenleme getiren Türk Borçlar Kanunu’nun 50. maddesi gereği zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır.

ASIL DAVAYA YÖNELİK İSTİNAF İSTEMİ YÖNÜNDEN;

Bir hakkı dava etme yetkisi (dava hakkı) kural olarak o hakkın sahibine aittir. Bir hakkın sahibinin kim olduğu, dolayısıyla o hakkı dava etme yetkisinin kime ait olduğu, (o davada davacı sıfatının kime ait olacağı) veya bir hakkın elde edilmesi amacıyla kime karşı dava edileceği (o davada davalı sıfatının kime ait olacağı) tamamen maddi hukuk kurallarına göre belirlenir. Ancak, bir davanın davacısının veya davalısının o dava yönünden davacı veya davalı sıfatına sahip bulunmadığının belirlenmesi halinde, mahkeme dava konusu hakkın mevcut olup olmadığını inceleyemeyeceği ve sıfat yokluğundan davanın reddine karar vermek zorunda olduğu için, taraf sıfatı usul hukukunun da düzenleme alanındadır. Eş söyleyişle, sıfat, dava konusu sübjektif hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkidir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu halde, taraf sıfatı dava konusu sübjektif hakka ilişkindir.

O halde, dava konusu şey üzerinde kim veya kimler hak sahibi ise, davayı da bu kişi veya kişilerin açması gerekir. Davayı açabilmek için gerekli sıfat, dava konusu şey üzerinde hak sahibi olan kişiye aittir. Bir kimsenin davacı veya davalı sıfatına sahip olup olmadığı tıpkı hakkın mevcut olup olmadığının tayininde olduğu gibi maddi hukuka göre belirlenir.

Mahkemenin taraflar arasında dava konusu hakkın esası hakkında bir karar verebilmesi için, bu kişilerin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatlarına sahip olmaları gerekir. Bir davada taraf olarak gösterilen kişiler, taraf ve dava ehliyetine ve davayı takip yetkisine sahip olsalar bile, taraflardan birinin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatı yoksa, davanın esası hakkında bir karar verilemez; dava, sıfat yokluğundan (husumetten) reddedilir.

Görüldüğü üzere, taraf sıfatı usul hukuku sorunu olmayıp, dava konusu sübjektif hakkın özüne ilişkin bir maddi hukuk sorunu olduğundan taraf sıfatının yokluğu, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olduğu için def'i değil, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülmesi mümkün ve mahkemece de kendiliğinden nazara alınması zorunlu bir itiraz niteliğindedir. Nitekim aynı ilkeler, Hukuk Genel Kurulu’nun 23.06.2004 gün ve 2004/4-371 E. 2004/375 K.; 18.04.2007 gün ve 2007/5-233 E., 2007/221 K.; 04.03.2009 gün ve 2009/10-34 E. 2009/104 K.; 04.11.2009 gün ve 2009/2-402 E., 2009/484 K.; 03.02.2010 gün ve 2010/4-4 E., 4 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir. (Emsal Yargıtay 21 HD. : 2013/9473 E. 2014/15140 K. Sayılı ilamı) Dosyaya sunulan dava malzemesinden tarafların birinin davada taraf sıfatının bulunmadığının anlaşılması halinde mahkemece bu husus resen nazara alınır.

İtirazın iptali davasının yasal dayanağı İİK 67. Maddesidir. Bu madde hükmüne göre, takip talebine itiraz edilen alacaklı itirazın tebliğ tarihinden itibaren 1 sene içinde mahkemeye başvurarak genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir. İtirazın iptali davası müddeabihi takip konusu yapılmış ve borçlunun itiraz ettiği alacak üzerine açılan bir eda davasıdır. Madde metninde de açıkça belirtildiği üzere, takip alacaklısı tarafından ödeme emrine süresi içinde itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı genel mahkemede açılır ve genel hükümlere göre görülür. (Emsal Yargıtay 3. H.D.'nin 2015/18122 Esas, 2016/1805 Karar sayılı 15/02/2016 tarihli ilamı) yine İtirazın iptali davası icra takibine sıkı sıkıya bağlı; itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir. (HGK 2017/1534 E. 2018/633 K)

Somut olayda: davanın dayanağı olan bayilik sözleşmesi, tanımlar başlıklı ek 1, Tek satıcılık başlıklı ek 2, 22/11/2012 tarihli protokollerin tamamının davacı ... A.Ş. ile davalı arasında düzenlendiği, karşılıklı ihtarların ve tespit isteminin yine bu taraflar arasında gerçekleştiği, dosya içeriğinde alacağın temlik edildiğine dair belge bulunmadığı, takip yapan şirket ile davacı şirket arasında birleşme veya unvan değişikliği gibi halefiyet gerektirir bir durumun bulunmadığı, her iki şirketin bağımsız tüzel kişiliklerinin devam ettiğinin istinaf incelemesi aşamasında ticaret sicili gazetesi ilanlarından anlaşılmaktadır.

Bu durumda davacı tarafından başlatılmış usulüne uygun bir takip bulunmadığı, itirazın iptaline ilişkin davayı ancak takibine itiraz edilen alacaklının açabileceği gibi hususlar değerlendirilerek bir karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile karar verilmesi isabetli olmamıştır.

KARŞI DAVAYA YÖNELİK İSTİNAF İSTEMLERİ YÖNÜNDEN;

Karşı dava yönünden öncelikle sözleşmenin davalı tarafça feshinin haklı olup olmadığı hususları önem arzetmektedir. Sözleşmenin bayi ... A.Ş. Tarafından ürünlere ilişkin ruhsat alınmadığı gerekçesiyle feshedildiği anlaşılmaktadır. Haklı sebep, en geniş tarifiyle, sürekli bir borç ilişkisine devam etmeyi, dürüstlük kuralı gereği çekilmez hale getirdiği kabul edilebilecek, feshi haklı kılabilecek hukuki olgudur. (Nuri ERDEM, Anonim Ortaklığın Haklı Sebeple Feshi, İstanbul, 2012, s. 75 vd.)Müspet zarar; Borçlu edayı gereği gibi ve vaktinde yerine getirseydi alacaklının mameleki ne durumda olacak idiyse, bu durumla eylemli durum arasındaki farktır. Diğer bir anlatımla, müspet zarar, sözleşmenin hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesinden doğan zarardır.

Menfi zarar ise uyulacağı ve yerine getirileceğine inanılan bir sözleşmenin hüküm ifade etmemesi ve yerine getirilmemesi yüzünden güvenin boşa çıkması dolayısıyla uğranılan zarardır. Başka bir anlatımla, sözleşme yapılmasaydı uğranılmayacak olan zarardır. Menfi zarar, borçlunun sözleşmeye aykırı hareket etmesi yüzünden sözleşmenin hüküm ifade etmemesi dolayısıyla ortaya çıkar (Tandoğan, Haluk; age., s. 427). Bu husus, Borçlar Kanununun 108. Maddesindeki (6098 sayılı TBK 125) düzenlemeden kaynaklanmıştır. Burada, alacaklının sözleşmenin hükümsüzlüğünden kaynaklanan zararının tazmini söz konusudur.

Çünkü, sözleşme fesih edilerek hükümsüz olduktan sonra tekrar sözleşmeye dayanarak borcun ifa edilmemesinden doğan zarardan söz edilemez; istenilecek zarar menfi zarardır. Diğer bir söyleyişle, genel olarak menfi zarar, sözleşmenin kurulmamasından veya geçerli olmamasından; müspet zarar ise, ifa edilmemesinden doğan zararı ifade eder (Eren Fikret, age., s.482).

Somut olayda, taraflar arasında cari sözleşme hükümleri çerçevesinde satışa ve bayilik sözleşmesine konu ürünlerin satış ve pazarlanmasının idare tarafından verilecek ruhsata tabi olduğu anlaşılmaktadır. Sözleşmenin 3.17. Maddesindeki 'davacıya ait ruhsatın süresinin bir yıl olduğu, ruhsat süresinin uzatılmaması ya da yasal başkaca sorunların ortaya çıkması halinde ... sorumluluğu bulunmadığı, bu durumun mücbir sebep olarak kabul edileceği," yönündeki düzenleme ile ruhsat alınamamasının mücbir sebep olarak kabul edileceği, 30.03.2013 tarihli Ek Protokolün, “Bayilik sözleşmesinin 3.17. maddesi aynen geçerli olduğu gibi maddeye 2. paragraf eklenmiştir. Yalnızca ... ruhsat alma/yenileme sürelerine özgü olmak şartı ile, ruhsat onayının /yenilenmesinin henüz yapılmadığı ara dönemlerde tarafların çalışmaya devam etmesi halinde; 3.kişilerin Ürün'den kaynaklı herhangi bir zarar görmesi durumunda, zararın doğrudan Ürün'ün imalatından/ kendisinden kaynaklı olduğunun ispatlanması şartıyla ... 3. kişilerin nezlinde doğacak zarara karşı sorumlu olduğunu kanuni sorumluluğun ...'da olduğu, ... ... ruhsat alınamaması durumunda Tekservise karşı herhangi bir taahhüdü/ sorumluluğu bulunmamaktadır." hükmüne yer verilmiştir.

Bu düzenlemeler ile davacı/karşı davalı, ruhsat süresinin uzatılamaması ihtimalini öngörmüş, bunun bir mücbir sebep sayılacağı ve bundan dolayı davalı/karşı davacı tarafı sorumlu tutmayacağını kabul etmiştir.

Davacı/karşı davalı şirket bir ticaret şirketi olup basiretli bir tacir gibi davranma yükümlülüğü altındadır. (TTK m.18/2) Yargıtay'da tarafların aralarında yaptıkları sözleşmeye bir durumu mücbir sebep hali olarak koyabileceklerini içtihat etmiştir. (Yargıtay 15. HD, 16.06.2005 tarih ve E. 2005/2684, K. 2005/3640 saylı karar).

Dosya içeriğinde bulunan belgelerden anlaşıldığı kadarıyla, ilgili bakanlıktan ruhsat alma sürecini davacı/karşı davalının bizzat yönettiği ve takip ettiği, bunun için dava dışı ... şirketi ile anlaşıldığı ve davacı/karşı davalı tarafından bu şirkete bir kısım ödemeler yapıldığı anlaşılmaktadır. Davacı/karşı davalı taraf ruhsatın alınamayacak olmasını en başından ihtimal dâhilinde görerek davalı/karşı davacıyı bundan sorumlu tutmadığı gibi, ruhsat alma sürecini dahi ücret ödeyerek kendisi takip etmiştir. Zaten ruhsatta alınmıştır.

Dolayısı ile ruhsatın alınıp alınamayacağını ya da muhtemel alınma zamanını davalı/karşı davacıdan daha önce bilebilecek durumdadır. Üstelik davacı/karşı davalı yan ruhsat süresinin bitiminden sonra, imzalanan ek protokollerle satış yetkisine sahip mevcut bölgelere yeni bölgeler ilave ettirmiştir. Hal böyle iken, ruhsatın verilmesine yakın günlerde davacı/karşı davalının, davalı/karşı davacının ruhsat süresini uzatma yükümlülüğünü yerine getirmediği gerekçesiyle sözleşmeyi feshetmesi haklı fesih olarak değerlendirilemez. Bu aynı zamanda dürüstlük kuralına da aykırıdır (MK m. 2).TBK'nın 126/1. Maddesine göre, ifasına başlanmış sürekli edimli sözleşmelerde, borçlunun temerrüdü hâlinde alacaklı, ifa ve gecikme tazminatı isteyebileceği gibi, sözleşmeyi feshederek, sözleşmenin süresinden önce sona ermesi yüzünden uğradığı zararın giderilmesini de isteyebilir.

Sözleşme sürecinde davacı-karşı davalı tarafça sözleşmenin 3.14 maddesi ile aylık 2.000 kg alım garantisi/taahhüdü verdiği, 02/11/2012 tarihli protokolün 3.2. Maddesi ile de alım taahhüdünün 5.000 KG daha ilave edildiği anlaşılmaktadır. Sözleşmedeki bu hükmü gereği gibi yerine getirmeyen davacı-karşı davalı, davalı karşı davacının bu yüzden uğradığı zararı karşılamakla yükümlüdür. Bu iddianın sözleşmenin süresinden önce feshedilmesi akabinde ileri sürülmesi hakkın kötüye kullanılması olarak nitelendirilemez. İlk derece mahkemesince bu talebin reddine karar verilmesi isabetli olmamıştır.

Sözleşmenin feshinden sonraki dönem için talep edilen kar mahrumiyeti ise bir tarafın kusuruna bağlı olarak sözleşmenin devam ettirilememesi nedeniyle elde edilemeyen net gelir olup, kâr mahrumiyeti talep edilebilmesi için davalının borca aykırı davranması ve bu borca aykırı davranış nedeniyle davacının sözleşmeyi feshetmesi ya da davalının haklı sebep olmadan sözleşmeyi feshetmiş olması gerekmektedir. Kâr kaybı zararının müspet zarar kapsamında bulunduğu şüphesizdir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 12.05.2010 gün ve 2010/14-244-260 sayılı ilamı).

Taraflar arasındaki sözleşmedeki düzenlemeler ve TBK'nın 126/1 maddesi uyarınca, bayilik sözleşmesini haklı bir sebep olmamdan fesheden davacı/karşı davalı, davalı-karşı davacının sözleşmenin süresinden önce feshinden kaynaklı kar mahrumiyeti zararından sorumludur. Ancak Yargıtayın yerleşik içtihatlarına göre sözleşmenin fesih tarihi ile sözleşme süresi sonuna kadar geçen dönem için değil, davalı-karşı davacı şirket tarafından aynı bölgede yeni bir bayiilik ilişkisinin tesisi için geçirebileceği makul süre baz alınarak kar mahrumiyetinin belirlenmesi gerekir. (Emsal Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2020/6242 E. 2022/3579 K. ve 2012/10019 E. 2012/14239 K. Sayılı ilamları) ilk derece mahkemesince bu husus gözden kaçırılarak kurulan hükümde isabetli değildir.

Birleşen Dava Yönünden: Türk Medeni Kanunu’nun 6. ve HMK’nın 190/1. Maddeleri kapsamında davalının rekabet etmeme şartına ve haksız rekabete ilişkin herhangi bir eyleminin birleşen davacı yanca ispat edilmediği anlaşılmaktadır. Bu durumda kaldırma gerekçeleri doğrultusunda sektör uzmanı ve mali müşavir bilirkişi heyetinden alım taahhüdünden kaynaklı tazminat ile fesih sonrası dönem için kar mahrumiyeti konusunda sözleşme hükümleri de dikkate alınarak alınacak denetime elverişli rapor alınarak yapılacak tahkikat sonucu karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve hatalı değerlendirme ile k arar verilmesi isabetli görülmemiştir.

HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda, Mahkemece eksik inceleme ile davanın sonuçlandırılması isabetli görülmemiş ve bu nedenle davacı karşı davalı ve davalı karşı davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir.

HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle:

1-Davacı karşı davalı ve davalı karşı davacı vekilinin istinaf başvurularının KABULÜ İLE, istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)a-6 maddesi uyarınca USULDEN KALDIRILMASINA, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine,

2-Davacı karşı davalı ve davalı karşı davacı tarafça yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendilerine iadesine,

3-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince yapılacak yargılama sırasında değerlendirilmesine,

Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. 02/07/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2023/901, K. 2026/1366, T. 02.07.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2023-901-e-2026-1366-k-91b1fcc2ded4