Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2023/1106 E. 2026/2102 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2023/1106
Karar No
2026/2102
Karar Tarihi

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2023/1106 KARAR NO : 2026/2102

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 17/03/2023 NUMARASI : 2021/545 Esas 2023/194 Karar DAVA : AYIPLI ARACIN AYIPSIZ MİSLİ İLE DEĞİŞİMİ KARAR TARİHİ : 01/10/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 01/10/2026

İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/545 Esas ve 2023/194 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''...Davacı vekili dava dilekçesi ile özetle; müvekkilinin .... plakalı .... model.... marka aracın sahibi olduğunu, aracın 2017 yılında davalıdan sıfır kilometre olarak alındığını ve tüm bakımlarının eksiksiz ve zamanında gerçekleştirildiğini, aracın müvekkili tarafından satın alınmasından bugüne kadar araçta değişik tarihlerde sorunlar yaşandığını ve yetkili servis tarafından bu sorunların giderilmeye çalışıldığını, ilk olarak 2019 yılında araçta 80.000 KM’de iken motor arızasının yaşandığını, garanti kapsamında aracın motorunun değiştirildiğini, 2021 yılında 127.000 KM’de iken tekrar aynı arızanın oluştuğunu, bu kez davalının “söz konusu arızanın garanti kapsamına girmediği” gerekçesiyle motorun ücretsiz değişimini kabul etmediğini, davalının müvekkiline “aracın arıza onarım bedelinin sadece % 40’ını karşılayacaklarını” bildirerek aracı müvekkiline teslim ettiğini, aracın hali hazırda kullanılamamakla birlikte şu an müvekkilinde olduğunu, araçtaki arıza giderilemediği için aracın çok uzun süre serviste kaldığını, müvekkilinin aracı verimli olarak kullanamadığını, ayıpların gizli ayıp olduğunu, İzmir 1. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2021/92 D.İş sayılı dosyasında araçtaki ayıpla ilgili tespit isteğinde bulunduklarını, dosyaya sunulan 07/07/2021 tarihli bilirkişi raporunda “araçta oluşan sorunun sürekli olduğu, hasarın tüm motor sisteminde olduğu ve üretim hatası olduğu” hususlarının belirlendiğini belirterek, ... plakalı ... şase numaralı ... model ... marka aracın ayıpsız misli ile değiştirilmesine, bunun mümkün olmaması halinde dava konusu aracın yapılacak keşif ile belirlenecek güncel rayiç bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsiline ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 209.729,76 TL olan servis tutarının şimdilik 146.810,00 TL’sinin ödeme tarihi olan 07/07/2021 tarihinden itibaren ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini istemiştir. Dava 146.810,00 TL harca esas değer üzerinden harç yatırılmak suretiyle açılmıştır. Davacı vekili 26/08/2021 tarihli bedel artırım dilekçesiyle; dava açıldıktan sonra müvekkili tarafından dava konusu araca ilişkin olarak 56.463,00 TL servis bedelinin daha davalı şirkete ödenmek zorunda kalındığını belirterek, daha önceden 146.810,00 TL üzerinden açtıkları servis tutarına ilişkin dava değerinin 56.463,00 TL artırılarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 203.273,00 TL’nin ödeme tarihinden işleyecek mevduata uygulanan en yüksek ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davacı vekili 02/02/2022 tarihli bedel artırım dilekçesiyle; dava açıldıktan sonra müvekkili tarafından dava konusu araca ilişkin olarak davalı tarafça bir kez daha 7.729,19 TL servis bedelinin istendiğini ve bu miktarın ödemesinin yapılmak zorunda kalındığını belirterek, daha önceden artırım yapılan 203.273,00 TL servis tutarına ilişkin isteklerinin 7.729,19 TL artırılarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 211.002,19 TL’nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek mevduata uygulanan en yüksek ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davacı vekili 02/06/2022 tarihli bedel artırım dilekçesiyle; 06/05/2022 tarihli raporda aracın rayiç değerinin 1.250.000,00 TL olarak belirtildiğini ve aynı raporda aracın misli ile değiştirilmesinin söz konusu aracın hali hazırda üretilmemesi sebebiyle mümkün olmadığını belirterek, 1.250.000,00 TL’nin tahsiline karar verilmesini istemiştir. CEVAP ; Davalı vekili cevap dilekçesi ile özetle; kabul anlamına gelmemek üzere dava konusu uyuşmazlığın 6502 sayılı yasa kapsamında zaman aşımına uğradığını, zamanaşımı süresinin teslimden itibaren 2 yıl olduğunu, aracın 10/04/2017 tarihinde satın alındığını ancak davanın 4 yılı aşan süre sonra açıldığını, davacının dava açma hakkının ortadan kalktığını; ayıp iddialarını kabul anlamına gelmemek üzere davacı tarafın Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunun ilgili maddesinde öngörülen hak düşürücü nitelikteki 30 günlük ayıp ihbar yükümlülüğüne ve süresine uymadığını, buna göre davayı açma hakkını kaybettiğini, davacı aracının davacı beyanlarına ve müvekkili şirket kayıtlarına göre 21/07/2020-23/07/2020 tarihlerinde yetkili servise girdiğini, gerek bu süre içerisinde gerek aracın 23/07/2020 tarihinde servise girişinin öncesinde veya sonrasında müvekkiline süresinde ve usulüne uygun bir ayıp ihbarında bulunulmadığını, davacının seçimlik haklardan hangisini kullanmak istediğini kesin olarak belirtmesi gerektiğini, bu hakkın terditli olarak istenmesinin hukuka aykırı olduğunu, yasa gereği bedel iadesi isteğinin fatura bedeline ilişkin olduğunu, davacının aracın rayiç bedelinin tespiti ve tahsili şeklinde bir seçimlik hakkının bulunmadığını, kaldı ki mahkemece böyle bir karar verilecekse dahi davacının araçtan 4 yıl boyunca edinmiş faydaların geri iadesinin gerektiğini; araçtaki gizli ayıp iddiasının gerçek dışı olduğunu, olayda herhangi bir servis kusurunun bulunmadığını, davacının yaşadığı sorunların kullanıcı hatasından kaynaklandığını, arıza tarihinde aracın garanti süresi bittiği halde müşteri memnuniyeti kapsamınad distrübitör firma ....ile görüşüldüğünü ve iyi niyet garantisi kapsamında müşteriye % 40 oranında indirim sağlanacağı hususunun iletildiğini ancak bu durumu kabul etmeyen ve aracın kullanılamamasına sebebiyet veren kişinin davacının kendisi olduğunu, bu durumda müvekkili sorumluluğunu yerine getirmiş olduğundan tanıyabileceği başka bir opsiyonunun bulunmadığını, ayıplı mal kavramının 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 8/1. maddesinde; “ayıplı mal, tüketiciye teslimi anında taraflarca kararlaştırılmış olan örnek ya da modele uygun olmaması ya da objektif olarak sahip olması gereken özellikleri taşımaması nedeniyle sözleşmeye aykırı olan maldır” düzenlemesine ve 8/2 maddesinde; “ambalajında, etiketinde, tanıtma ve kullanma kılavuzunda, internet portalında ya da reklam ve ilanlarında yer alan özelliklerinden bir veya birden fazlasını taşınamayan; satıcı trafından bildirilen veya teknik düzenlemesinde tespit edilen niteliğe aykırı olan; muadili olan malların kullanım amacını karşılamayan, tüketicinin makul olarak beklediği faytaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren mallar da ayıplı olarak kabul edilir” düzenlemesine yer verildiğini, yasada tanımlanan ayıplı mal ile davacı iddialarının birbiriyle örtüşmediğini, aldırılan tespit raporuna karşı itirazlarını dosyaya bildirdiklerini, raporun eksik ve yetersiz olduğunu, ortada üretim kaynaklı ve servis kaynaklı bir kusur, eksiklik ve ayıbın bulunmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. DELİLLER ; Trafik kaydı, İzmir 1. Sulh Hukuk Mahkemes’nin 2021/92 D.İş sayılı tespit dosyası, servis raporları, tanık anlatımları, bilirkişi raporu. GEREKÇE ; Dava; ayıplı aracın misli ile değiştirilmesi, olmadığı takdirde güncel değerinin ve servis giderlerinin tahsili istemine ilişkindir. 16/12/2021 tarihli ön inceleme duruşmasında taraflar arasındaki uyuşmazlığın; “davacı şirketçe davalı şirketten satın alınan .... model ....plakalı .... marka aracın 0 olarak alınmasına rağmen, davacının fiili egemenliğindeyken aracın, daha sonraki süreçte arızalarının bulunması, 2019 ve 2020 yıllarında defalarca motor arızası ve serviste kalması nedeniyle aracın verimli olarak kullanamaması nedeniyle araçta ayıbın bulunup bulunmadığı, varsa ayıbın gizli ayıp olarak nitelendirilip nitelendirilemeyeceği ve araçta varsa gizli ayıbın araçtaki üretim hatasından kaynaklanıp kaynaklanmadığı ve bu nedenle davacının ayıpsız misli ile değişimi, mümkün olmadığı halinde güncel belirlenecek rayiç bedelinin talep edilip edilemeyeceği ve defaten sürekli davalı tarafta aracın tamire gitmesi nedeniyle davalıya ödenen servis bedellerinin istenip istenemeyeceği, hangi tarihten itibaren, hangi faiz ile isteneceği, ayıp iddiasının zaman aşımına uğrayıp uğramadığı, davacı tarafça ayıp ihbarının süresi içinde yapılıp yapılmadığı, tacir olan davacı tarafça ayıp ihbarının süresi içinde yapılıp yapılmadığı, tacir olan davacının davalı şirketten almış olduğu araçla ilgili seçimlik haklarının neler olduğu ve satın aldıktan sonra araçtan 4 sene boyunca edinmiş olduğu faydaların geri iadesinin gerekip gerekmeyeceği, ayrıca davalının disbiritör firma ... ile görüşüp arıza tarihinde aracın garanti süresi bittiği halde müşteri memnuniyeti kapsamında ilgili firma ile görüşüp iyi niyet garantisi kapsamında davacıya % 40 oranında indirim sağlanacağının motor değişimi ile ilgili olarak iletilmesinin dava açılmasına neden olup olmadığı” konularında olduğu belirlenmiştir. Davaya konu ... plakalı araca ait trafik kaydı incelendiğinde; kullanım amacı “yolcu nakli- hususi” olan aracın davacı şirket adına kayıtlı olduğu, üzerinde ... Bankası TAO....Şubesi’nin 11/04/2017 tarihli 13975499 sayılı ön rehninin bulunduğu görülmüştür. Davaya konu araç üzerinde ....Bankası TAO .... Şubesi’nin 11/04/2017 tarihli 13975499 sayılı rehininin bulunması, rehin hakkı sebebiyle davacı araç sahibine yapılacak tazminat ödemelerinin davacı tarafından davaya konu edilmesi ya da dava sonunda hüküm altına alınacak tazminatın davacıya ödenebilmesi için rehin hakkı sahibinin açıkça olur vermesi gerektiğinden, davacı vekiline bankanın davaya muvafakatını (olurunu) sağlaması için süre verilmiştir. Davacı vekili 29/11/2022 tarihli dilekçesiyle; araç üzerindeki rehinin müvekkili tarafından ödenerek kaldırıldığını belirtmiş ve dilekçesi ekinde araca ilişkin EGM araç sorgu evrakını sunmuştur. 28/11/2022 tarihli EGM Araç Sorgu Ekranı çıktısı incelendiuğinde; davaya konu .... plakalı araç üzerinde herhangi bir rehnin bulunmadığı görülmüştür. İzmir 1. Sulh Hukuk Mahkemes’nin 2021/92 D.İş sayılı tespit dosyası incelendiğinde; makine mühendisi bilirkişi .... tarafından düzenlenen 07/07/2021 tarihli raporda sonuç olarak “tespite konu .... plakalı araçta meydana gelen sorunun sürekli olduğu, dizel partikül filtresi olarak adlandırılan parçanın daha az gaz salınımı için soğuk çalıştırılmak üzere dizayn edildiği, bu yüzden daha çok kurum birikimi yaptığı ve biriken bu kurumların zamanla filtreyi tıkaması ve yanmamış yakıtın bir kısmının yağa karışmasıyla beraber yağın akıcılığını kaybederek motora ve motor parçalarına zarar verdiği, bu sorunun sadece motorun değil tüm motor sisteminden meydana geldiği ve üretim hatası olduğu, aracın arızasının giderilmesi (motor değişimi) için işçilik dahil onarım bedelinin KDV dahil 188.542,18 TL olacağı” hususlarının bildirildiği görülmüştür. Davacı tanığı ... anlatımında; “Ben davacı şirkette 21 yıldan beri satın alma ve makinalarla ilgili bölümde çalışırım. Araç alındıktan 6-7 ay sonra bu sıkıntıyı yaşamaya başladı. Motorla ilgili servise 4-5 defa ben götürdüm. Davalı firmaya servise 4-5 defa ben götürdüm. Her seferinde garantiden yaptılar ama sorun çözülmedi, sürekli yenilendi, motor arızası devam etti. En son büyük bir arıza açtı ben çekici ile götürmek zorunda kaldım, araca zarara vermemek için, kurtarıcıyla indirdik. Davalı servisteki arkadaşlar 2017 yılındaki üretilen bu araçların hep aynı sorunla geldiklerini beyan ettiler. Servisteki çalışan arkadaşlardı isimlerini bilmiyorum. Büyük arızadan sonra tamir ettiler ama yeni motor yapılmasına rağmen arıza devam etmektedir, her hafta sürekli 1,5 litre su ilave etmekteyiz. Motorun arızasından kaynaklanmaktadır. Suyun nereye gittiğini bilmiyoruz ama su sürekli eksiliyor, içeriden suyun eksildiği ikaz ediyor. Bilgim ve görgüm bundan ibarettir.” demiştir. Davacı tanığı .... anlatımında; “Ben davacı firmada makine şefliği ve araç sorumluluğu bölümünde 7 yıldan beri çalışırım. Araç 2017 yılı sonlarına doğru sıfır olarak alındı. 2018'de arıza yaptı, servise gönderdik. Garanti kapsamında aracın arızası giderildi. Kısa süre sonra aynı arızayı yaptı. Yine gönderdik. Ben patronumuza bunun kronik bir arıza olduğunu söyledim. Servis tekrar yapılacağını söyledi. Davalı serviste araç uzun bir süre kaldı. Ben patronuma bu süreçte ikame araç kiraladım. Aradan uzun zaman geçtiği için süreyi tam hatırlamıyorum. Arızalar tekrar tekrar motor kısmından devam etti. Arızalar tespit edilmediği için motor komple davalı firma tarafından değiştirildi. Değiştirilmesine rağmen motordaki arıza halen devam etmektedir. Sürekli su eksiltmektedir. Arızanın devam ettiğini buradan anlamaktayız. Davalı firma tarafından arıza sürekli geçici olarak yapıldı, ötelendi. Ben bunu zaman kazanma olarak yapıldığını düşünüyorum. Son tamire gittiğinde davalı firma tarafından büyük bir miktar yani tamiratın tamamı istenildi, net hatırlamamakla birlikte tamiratın tamamının 180,000'in üzerinde olduğunu biliyorum daha sonra küçük bir indirim yapıp 140.000'nin üstünde davacı firma tarafından ödendi.” demiştir. Davalı tanığı .... anlatımında; “Ben, davalı ...’de yaklaşık 7 yıldır ilgili firmada atölye sorumlusu ve formen olarak çalışırım. İlgili araç bize ilk defa 26/03/2021 tarihinde, aracın gösterge panelinde, kırmızı renkli arıza DPF olarak geldi. Yaptığımız kontrolde, bu arızanın mühendislik eşiğinin üzerinde olduğu ve değiştirilmesi gerektiği tespit edildi. Limitin altında olsaydı biz, yol testinde üreticinin onayladığı cihaz ile temizlik yapabilirdik ama limitin üstünde olduğu için jenerasyon yapılmasına izin verilmediği için, değişim yapılmadı. Müşteri onay vermedi. Atölye formuna ve iş emrine not olarak aldık. Daha sonra 27/05/2021 tarihinde yine bize aynı şekilde geldi. Bizim kurum oranını kontrol ettiğimizde, 9,5 gr gibi kurum oranı gördük. Araç dışarıda yetkili olmayan bir serviste ya bunu temizlediler ya da temizleme yaparak başka bir yazılımla kurum oranını düşürmüşler. Yaptığımız kontrollerde, ayrıca emme manifoldunda hava kaçağının olduğunu gördük. Ayrıca DPF basınç sensörü ile ilgili arıza kayıtları gördük. Sonrasında müşteri onayı alınarak, öncelikli olarak DPF ve basınç sensörü değiştirildi. Daha sonra üreticinin onayladığı cihaz ile değişen parçalar tanıtıldı. Arıza kaydı silinip yol testi yapıldı. Yol testi sonunda arıza olmadığına dair temiz çıktısı alınıp davacıya verildi. Araç teslim edildi. Sonra araç 17/06/2021 tarihinde tekrar arıza ile geldi. Bu sefer araçta geç çalışma ve sarsıntılı çalışma şikayeti vardı. Yaptığımız kontrolde silindir, kompresyon değerlerini ölçtüğümüzde, silindir kompresyon değerlerinin düşük odluğunu gördük. Motor değişiminin olması gerektiği müşteriye söylenildi. Müşteri onay vermedi, aracı aldı. Araç sonrada, 23/08/2021 tarihinde müşteri onayı alınarak, iyi niyet olarak, bu kapsamda motorun değişmesine karar verildi. Bunun açılımı şudur; aracın km’sine ve yılına bağlı olarak ve müşterinin sadakat ve servisle olan hizmet ilişkisi değerlendirilerek genelde yarı oranında servisle müşteri arasında uzlaşma sağlanarak motor değişimi yapılmıştır. Müşteri onayı olmadan değiştirmemiz mümkün değildir. Benim teknik olarak söyleyecek başka birşeyim yoktur. Garanti kapsamında 2019 yılında teknik arıza ile geldiğinde garanti kapsamında geldiği için o tarihlerde benzer arızalar için gelmemiştir. Müşteriye söylenilmeden, garanti de olsa bile işlem yapılmamıştır. Ben 2019 yılından beri arıza geçmişini bilmiyorum. Genelde bakımlar aksatılırsa bu tür sorunlar ortaya çıkar, olabilir, üretimden kaynaklı kronik bir arıza denilemez” demiştir. Davalı tanığı ... anlatımında; “Ben, 1 yıldan beri davalı ....’de servis danışmanı olarak çalışırım. Teknik bilgilerim var. Dava konusu araca ilişkin bilgilerim vardır. Araç ilk geldiğinde ben karşılıyorum. Müşteri bana şikayetlerini bildiriyor. Tarihini hatırlamıyorum; iş emrini ben açtım. Dizel eksoz filtresi tıkalı ikazı vardı. İş emrini açtı. Servise aşağıya, atölye şefine teslim ettim. Onlar cihaza bağlayıp araç ile ilgili ölçümlerini yaptılar. DPF filtresinin arızası olduğunu, değişmesini gerektiğini söylediler. Ben müşteriye bilgi verdim, kabul etmedi, aracını alıp gitti. Yaklaşık 2-3 hafta veya 1 ay içinde, süreyi tam hatırlamıyorum aynı şikayetle geri geldi. Bu sefer DPF filtresini değiştirdik, onay verdi. Onay vermesi üzerine değiştirdik, teslim ettik. Her hangi bir problem olmadan teslim etti. 1 hafta 10 gün sonra çekici ile aynı araç tekrar motor arıza ikazı ile ve geç çalışmasından kaynaklı şikayet ile geldi. Ben iş emrini açıp atölyeye teslim ettim. Motor değiştirilmesinin gerektiği söylenildi. Müşteri kabul etmedi gitti. Tam hatırlamıyorum ama yaklaşık 1-2 hafta içerisinde aynı arıza ile geri geldi. Dışarıda yaptırıp yaptırmadığını bilmiyorum ama ikinci gelişinde motorun değiştirilmesi söylenerek kendisine iyi niyet teklifi sunuldu. Bunun açılımı; % 40 müşterinin karşılaması, % 60 da distiribitörün karşılamasıdır. Oranları tam hatırlamıyorum, tersi de olabilir (60-40). Ben iyi niyet açılımını somut dosyada şu an anlatıyorum, kabul edilmedi. Sonraki gelişinde onayladı. Kendisinden imza da aldık ve iyi niyet teklifi doğrultusunda motor değişti, arıza giderildi. Güzel bir şekilde teslim edildi. Motor değiştikten sonra herhangi bir sorun olmadı. Bakımlarının zamanında olması lazım. Bu tür hasar ve zararlar, aracın yapımından değil, kullanıma göre olur ve bakımlarının zamanında yapılmasına bağlıdır. Arazi aracı olduğu için çok hızlı kullanılmaması lazım. Bu dosyadaki aracın sıkıntıları kullanım ve servise götürülmemesinden kaynaklı, bakımının zamandı yapılmamasından kaynaklı olabilir. Üretim hatası olduğunu düşünmüyorum.” demiştir. Otomotiv uzmanı, makine mühendisi, mali müşavir ve nitelikli hesaplamalar uzmanı bilirkişilerden oluşan bilirkişi heyeti 06/05/2022 tarihli raporlarında özetle; davaya konu .. model sıfır kilometre alınmış aracın motorunun 05/08/2019 tarihli iş emri ve atolye formuna göre “kısıtlı performans” şikayetiyle yetkili servise 79.166 kilometrede başvurulduğunu, serviste yapılan kontrolde kompresyon/güç/performans düşüklüğü nedeniyle motorun komple sandık motor olarak değişimine karar verildiğini ve garanti kapsamında motorun ücretsiz olarak değiştirildiğini, anılan arızanın oluşumunda kullanım hatası bulunmayıp üretimden kaynaklı hata nedeniyle aracın motorunun komple değiştirildiğinin iş emirlerinden ve beyanlardan anlaşıldığını; ilk motor değişiminden sonra 25/03/2021 tarihli servis iş emri ve atolye formuna göre aracın “egzos filtresi arızası var, araç çekişten düşüyor” şikayetiyle yetkili servise 124.067 kilometrede başvurduğunu, serviste yapılan kontrolde dizel partikül filtre ve basınç sensörünün değişimine karar verildiğini, filtre değişimi ve 56.463,00 TL onarım bedeli değerlendirildiğinde; değişim kilometresinin 126.000 kilometreler olduğunu, bu km değerinin anılı filitrenin değişimi bakımından erken bir km değeri olduğunu, anılı filitrenin olağan ömründen daha kısa süre içerisinde değiştirilmek zorunda kalınma sebebinin dosya içeriğindeki iş emirleri, yapılan işlemler ve 79.166 km’deki (kompresyon düşüklüğüne bağlı) motor değişimi olduğunu, ardından yeni takılan motorda da performans/güç/kompresyon düşüklüğünün devam ettiğini, motorun bu şartlarda çalışmasının da partikül filitrenin aşırı dolmasına ve normalinden önce tıkanmasına sebep olduğunu, kompresyonu düşük motorda, segmanlar yeterince sıyıramayacağından ve kompresyon oluşturamayacağından, yanma sonunda daha çok yanmamış hidrocarbon kalacağından, bu yanmamış hidrokarbon kaynaklı partikülleri de DPF’de yoğun şekilde birikeceğinden DPF daha kısa sürede dolacağını ve kendi kendine temizlemeyeceğinden bir süre sonra (normal ömründen önce) değişiminin gerekeceğini, sonuç olarak davaya konu araçtaki DPF-Dizel Partikül Filitrenin erken (normal ömründen önce) değişim sebebinin ilk motor arızası sürecinde ve öncesinde ve ayrıca takılan 2.ci motor sürecinde de aynı şekilde aşırı partiküle maruz kalması olduğu yönünde görüş ve kanaate ulaştığıklarını, bu nedenle, bu parçanın değişiminin kullanım hatası ve şartları olmayacağını, açıklanan gerekçelerle ilk motor değişimi öncesindeki motorun arızası kaynaklı olduğundan (bu parça ve eklerinin değişimi kaynaklı 56.463,00 TL) onarım bedelinin davacıdan istenemeyeceğini, garanti kapsamında karşılanması gerektiğini; davacı vekilinin dava açıldıktan sonra verdiği iki adet dilekçesiyle filtre onarım tutarını ilkin 203.273,00 TL’ye daha sonra 211.002,19 TL’ye yükselterek bedel artırımı yaptığını; 7.729,19 TL onarım bedeli değerlendirildiğinde; bu ek onarım bedelinin ayrıntısına ilişkin, dosya içeriğinde belge görülemediğinden, bu ödemenin içeriği ve illiyeti ile ilgili olarak bir değerlendirme yapılamadığını; 03/06/2021 tarihli, SORD128729-29 nolu Servis İş Emri ve Atölye Formuna göre; davaya konu ... model aracın “Kısıtlı Performans/Güç Kompresyon Düşüklüğü” şikayeti ile yetkili servise 127.253 km’de başvurduğunu, serviste yapılan kontrolde (Kompresyon/Güç/Performans düşüklüğü nedeniyle) motorun komple (Sandık Motor olarak) değişimine karar verildiğini ve garanti kapsamında ücretsiz motorun değiştirildiğini, bu onarım için davacıdan tüm motor değişim bedeli yerine, iyi niyet uygulanarak onarımın yaklaşık % 40’ı oranında iyi niyet garantisi uygulanarak toplam 146.810,00 TL onarım bedelinin tahsil edidiğini, davaya konu aracın motoru ömür olarak; normal şartlarda 500.000 km üzerini görmesi gereken bir motor olduğunu, ancak araca bakıldığında ilkinin yaklaşık 80.000 km’de 2.sinin de yaklaşık 127.000 km’de değiştirilmek zorunda kalındığını, bu km değerlerinde bu kadar pahalı bir motorun değişiminin normal olmadığını, motorlarda kompresyon düşüklüğünün en temel nedenlerinden birinin silindir-segman-piston problemleri ve aşıntısı olduğunu, bir motorda segmanlar görevini yeterince yapmazsa kompresyon kaçağına ve düşüklüğüne neden olduğunu, motorun yağ yaktığını, güç ve performans düşüklüğü yaşandığını, eksoz emisyonunun davaya konu araçta olduğu gibi arttığını, motorda segmanların görevini yeterince yapmamasının en temel sebebinin aracın hararete maruz kalması, yağlama yetersizliği olması ve üretim hatası olması olduğunu, davaya konu aracın iş emirleri ve yetkili servisin hazırladığı raporlar incelendiğinde aracın kullanım kaynaklı hararete maruz kaldığı, yağlama yağının eksik olduğu, periyodik bakımlarının yetersiz ve düzensiz olduğuna dair hiç bir tespitin bulunmadığını, sonuç olarak; motordaki iki arızanın da kullanım kaynaklı olmadığı görüş ve kanaatine varıldığını, aracın 79.166 km’deki ve 126.253 km’deki arıza ve şikayetinin aynı nitelikte olduğunu, bu km’de iki motor değişimlerine rağmen giderilemediğini, 3. kez motor takıldığını, şu an üzerinde bulunan motorun (145.917 km araçta) bir problemi olmadığını, takılan son motor ile (yaptığımız yol testi neticesinde) bir problem bulunmadığını, araçtaki sorunun satın alma esnasında basit bir kontrol ya da (yasal süreç içinde) uzman bir servise kontrol ettirmekle anlaşılamayacağını, belli bir kullanım sonrası ortaya çıktığını, üretim kaynaklı olduğunu, gizli ayıplı olduğunu, aracın dava tarihindeki rayiç değerinin 1.250,000,00 TL olduğunu; davacının satılandaki gizli ayıbı uygun bir süre içinde davalı satıcıya bildirdiğini, satıcının ayıbı açık veya örtülü olarak ikrar etmesinin zamanaşımını keseceğini, davalı satıcının motor değişimi yaparak satılanı onarmakla motordakı ayıp yönünden borcunu ikrar etmiş sayıldığını ve 31/08/2019 tariihnde zamanaşımının kesilerek yeni bir zamanaşımı süresinin işlemeye başladığını (TBK’nın 156. maddesine göre), aracın motorunda aracın motorunda tekrar ortaya çıkabilecek ayıplar bakımından zamanaşımı süresinin 31/08/2021 tarihinde sona ereceğini, davacının davayı zamanaşımı süresinde açtığını, arabulucuya başvurulan tarih ile son tutanağın düzenlendiği tarih arasında da zamanaşımı süresinin duracağını, davacı TBK’nın 227. maddesi gereğince davacı-alıcının imkân varsa satılan ....model....marka model aracın ayıpsız benzeri ile değiştirilmesini, imkân yoksa, aracın rayiç değeri olan 1.250.000,00 TL’yi dava tarihinden itibaren işleyecek ticari işlerde uygulanacak avans faiz oranı üzerinden davalı-satıcıdan isteyebileceğini, davacı-alıcının ikinci motor değişimi için yapmış olduğu 203.273,65 TL tutarındaki masrafı tazminat olarak davalı-satıcıdan isteyebileceğini, davacı daha önce davalıyı temerrüde düşürmediğinden arabulucuk son tutanağının düzenlendiği tarihten itibaren ticari işlerde uygulanan avans faiz oranını isteyebileceğini bildirmişlerdir. Davacı vekili 31/05/2022 tarihli duruşmada; davaya konu aracın üretilmediğini, bu nedenle misli olarak değiştirilmesinin fiziken mümkün olmadığını, isteklerinin bedel yönünden olduğunu bildirmiştir. 17/03/2023 tarihli duruşmada ise; her ne kadar aracın güncel değerinin ödenmesini istemiş iseler de karşı tarafın "aracın aynısının üretilmediği" şeklindeki beyanı üzerine bu isteği ileri sürdüklerini; davayı öncelikle aracın misliyle değiştirilmesi, bunun mümkün olmaması halinde aracın güncel değerinin ödenmesi isteğiyle açtıklarını, şayet misli ile değişim mümkün ise öncelikli isteklerinin bu olduğunu, aracın misli ile değiştirilmesi yönündeki isteklerinden vazgeçme durumunun söz konusu olmadığını belirtmiştir. Bilirkişi heyeti 08/12/2022 tarihli ek raporlarında özetle; davaya konu aracın rayiç değerinin kök raporda 1.250.000,00 TL olarak belirlendiğini, dolayısıyla 146.810,00 TL araç onarım bedeli aracın 1.250.000,00 TL olan rayiç değerine oranlandığında yapılan masrafın fatura ile sabit olduğunu, dolayısıyla bu masrafın miktarının nisbi metoda göre belirlenmesine gerek olmadığını, davaya konu araçtaki arızanın motor kaynaklı olduğunu, motorun aracın en önemli aksamı olduğunu, bu nedenle motordaki ayıbın davacı alıcının satılanın ayıpsız benzeri ile değiştirilmesi, bu mümkün değilse sözleşmeden dönme yönündeki isteğini haklı kıldığını, ayrıca davaya konu aracın motorunun iki kez değiştirilmesine rağmen arızanın giderilmediği dikkate alındığında onarımının mümkün olduğu ve aşırı masraf gerektirmeyeceği gerekçesiyle dönme hakkının kullanılamayacağı sonucuna varmanın somut olay bakımından mümkün olmadığını bildirmişlerdir. Aldırılan kök ve ek rapor denetime ve hüküm kurmaya elverişli bulunmuştur. TTK’nın 23. maddesine göre göre tacirler arasındaki mal ve satış sözleşmelerinde Borçlar Kanunu hükümleri uygulanacaktır. TBK’nın 223. maddesinde ayıba ilişkin düzenlemeye yer verilmiştir. 6102 sayılı TTK'nın 23/son maddesine göre; malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde inceleme veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür. Diğer durumlarda ise Türk Borçlar Kanunu’nun 223. maddesinin ikinci fıkrası uygulanacaktır. 6098 sayılı TBK'nın 223. maddesinde; ("1) devraldığı satılanın durumunu işlerin olağan akışına göre imkân bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve satılanda satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse, bunu uygun bir süre içinde ona bildirmek zorundadır. Alıcı gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse, satılanı kabul etmiş sayılır. Ancak, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz. Bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmelidir; bildirilmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılır. (2) Gizli ayıp mevcut ise herhangi bir şarta ve sınırlamaya tabi olmaksızın alıcının seçimlik hakkını kullanması için yeterlidir. Satıcı ise tercih edilen seçimlik hakkı yerine getirmek zorundadır. Dolayısıyla ayıbın küçük, büyük veya orantılı olup olmaması sonucu değiştirmeyecektir." düzenlemesine yer verilmiştir. Bu düzenlemeye göre, tacirler arası ticari satışlarda gizli ayıplar bakımından 2 ve 8 günlük süreler uygulanmayacaktır. Buna göre de, alıcının gizli ayıp nedeniyle ayıptan doğan seçimlik haklarını kullanabilmesi için satılanda ortaya çıkan ayıbı derhal (uygun bir süre içinde) satıcıya bildirmesi zorunludur. Somut olayda; davacı, araçta meydana gelen arızalar nedeniyle aracı değişik tarihlerde yetkili servise götürmüş ve motorda meydana gelen ilk arızayı 05/08/2019 tarihinde, ikinci arızayı 14/04/2021 tarihinde davalıya bildirmiştir. Nitekim; 05/08/2019 tarihli başvuru sonrasında davalı tarafça aracın motoru yenisi ile değiştirilmiştir. Dolayısıyla TTK’nun 23/1-c maddesinin göndermesiyle TBK’nın 223. maddesi uyarınca süresinde davacı tarafça süresinde ayıp ihbarı yapılmış olduğundan, davalı tarafın "yasal süre içerisinde ayıp ihbarı yapılmadığı" yönündeki itirazı haklı bulunmamıştır. Davalı vekilinin zaman aşımı itirazına gelince; taraflarının tacir olması nedeniyle sözleşme TTK'nın 23. maddesi gereğince ticari satış sözleşmesidir. Bu nedenle de TTK'nın 23/1-c ve TBK'nın 219 ve devam eden maddeleri çerçevesinde değerlendirme yapılmalıdır. TBK'nın 154. maddesinde zamana aşımının hangi hallerde kesileceği düzenlenmiştir. Bunlardan biri de; borçlunun, borcunu ikrar etmiş olmasıdır. Bu durumda aynı kanunun 156. maddesi gereğince yeni bir süre işlemeye başlayacaktır. Somut olayda; davacı, aracın motorunda 2019 yılında meydana gelen arızayı 05/08/2019 tarihinde davalıya bildirmiş ve davalı 31/08/2019 tarihinde ücretsiz olarak motor değişimi yapmıştır. Davalının motor değişimi yaparak aracı ücretsiz onarması, davaya konu aracın motorundaki ayıp yönünden borcun ikrarı niteliği taşıdığından anılan düzenlemeye göre zaman aşımı süresi 31/08/2019 tarihinde kesilmiş ve yeni bir zamanaşımı süresi işlemeye başlamıştır. Yani aracın motorunda yeniden ortaya çıkabilecek ayıplar bakımından 31/08/2019 tarihinde yeniden bir süre başlamış olup, bu sürenin sona erme tarihi de 31/08/2021'tir. Davanın açıldığı 17/08/2021 tarih itibariyle bu süre yani 2 yıllık süre dolmamış olduğundan, diğer yandan; 6325 sayılı Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A/f.15 maddesine göre arabulucuya başvurulması zamanaşımı ve hak düşürücü süreleri durduracağından, davacının arabulucuya başvurduğu tarih 19/07/2021, anlaşamama tutanağının düzenlendiği tarih de 09/08/2021 olduğundan, bu süre zarfında da zamanaşımı süresi işlemeyeceğinden, davanın yasal süre içerisinde açıldığı kabul edilmiş, davalı vekilinin zaman aşımı itirazı da haklı bulunmamıştır. TBK 227. maddesinde alıcının seçimik hakları düzenlenmiştir. Bu maddenin 1. fıkrasında; “Satıcının satılanın ayıplarından sorumlu olduğu hâllerde alıcı, aşağıdaki seçimlik haklardan birini kullanabilir.” düzenlemesine yer verilmiş bu maddenin (4) numaralı başlığı altında da “İmkân varsa, satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteme” hakkı alıcının seçimlik hakları arasında sayılmıştır. Toplanan deliller ve tüm dosya içeriğine göre; davacının, .... plakalı ... model .. . marka aracı 10/04/2017 yılında sıfır kilometre olarak davalı şirketten satın aldığı, araçta 2019 yılında sorun oluşması üzerine garanti kapsamında 05/08/2019 tarihinde ücretsiz olarak motorunun değiştirildiği, 03/06/2021 tarihinde garanti kapsamında ikinci kez motor değişiminin yapıldığı, motor arızasının kullanımdan oluştuğuna ilişkin bir tespitin ve raporun bulunmadığı, motordaki arızanın üretim kaynaklı olduğu, aracın gerek 79.166 km’deki gerekse 126.253 km’deki arızalarının aynı nitelikte olduğu, ayıbın basit bir muayene ine anlaşılması mümkün olmayan, zamanla ve kullanın sonucu ortaya çıkması nedeniyle gizli ayıp olduğu, sonradan ortaya çıkan ayıp nedeniyle davacının tercih etmediği seçimlik hakkını kullanmaya zorlanması mümkün olmadığı, bilirkişi raporu ile de belirlenen ayıbın (arızanın) davacının aracın yenisi ile değiştirilmesi isteği için haklı bir sebep olarak kabul edilmesi gerektiği, satıcının, tercih edilen seçimlik hakkı yerine getirmek zorunda olduğu, TBK'nın 227. maddesine göre, satıcının satılanın ayıplarından sorumlu olduğu hâllerde alıcının "sözleşmeden dönme, bedelden indirim, ücretsiz onarım ve satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesi" haklarından birini kullanabileceği, davacının, TBK’nın 227/1-4 maddesi uyarınca aracın ayıpsız benzeri ile değişim hakkını kullandığı, aracın motorunun aracın en önemli aksamı olduğu dikkate alındığında, aracın ayıpsız benzeri ile değişimine karar verilmesinin hakkaniyete uygun olacağı..." gerekçesi ile, davanın KABULÜ; davaya konu .... plakalı... şase numaralı ... motor numaralı ... model ....marka aracın davalıya iadesi ile aracın davalı tarafından ücretsiz olarak misli ile değiştirilmesine, tüm masrafların davalı tarafından karşılanmasına, aracın mislinin temin edilememesi durumunda İİK’nın 24. maddesi gereğince işlem yapılmasına, 146.810,00.TL servis giderinin ödeme tarihi olan 07/07/2021 tarihinden itibaren ticari faiziyle birlikte davalıdan alınarak, davacıya verilmesine, davacı tarafın dava tarihinden sonra yaptığı servis gideriyle ilgili olarak ise; usulüne uygun olarak açılmış bir dava bulunmadığından, karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, verilen bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, ayıp iddiasını kabul anlamına gelmemek kaydıyla ihtilafın 6502 sayılı Yasa kapsamında malın tesliminden itibaren 2 yıllık süre geçtiğinden zamanaşımına uğradığını, davacı tarafından ayıp ve ihbar sürelerine ilişkin hiçbir yükümlülüğe uyulmadığını, davacının Tüketici Kanunu'ndan doğan seçimlik haklardan hangisini seçtiğini kesin olarak belirtmesi gerektiğini, seçimlik hakkını davacının terditli olarak talep etmesinin haksız ve hukuka aykırı olduğunu, araçta oluşan arızaların kullanıcı hatası olduğunu, araçta ayıp olup olmadığı hususunun somut dayanaklarının gösterilmediğini, bilirkişi raporunun yetersiz olduğunu ve hükme esas alınamayacağını, servis giderinin ödeme tarihinden itibaren ticari faiziyle birlikte davacıya ödenmesinin davacının sebepsiz zenginleşmesine neden olacağını, davaya konu araçta oluşan arızaların üretimden kaynaklı olmadığını, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE: Dava, ticari satıma konu aracın TBK m. 219 ve devamına göre ayıp nedeniyle ayıpsız misli ile değişimi istemine ilişkindir. İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır. Satıcının ayıptan sorumluluğu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 219-231. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Ayıp kavramının tanımı kanunda tam olarak bulunmamakla birlikte, ayıptan sorumluluk halleri bu maddelerde hüküm altına alınmıştır. Ayıp kavramı hakkındaki genel tanım, sözleşme gereği edimin taşıması gereken nitelik ile mevcut nitelik arasındaki fark şeklindedir. TBK. m. 219’da sözleşmeye aykırılık halinde iki ayrı durum mevcuttur. Bunların ilki, satıcının alıcıya birtakım nitelikler bildirmesi ve bu niteliklerin söz konusu şeyde bulunmamasıdır. İkincisi ise sözleşme konusu şeyden beklenen faydayı azaltan veya ortadan kaldıran durumların mevcut olmasıdır. Buna dürüstlük kuralı çerçevesinde karar verilmektedir. Alıcının beklediği faydanın dürüstlük kuralı çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Burada objektif değer baz alınır. Satıcının ayıptan sorumluluğunun doğması için aranan şartlar: a) Ortada bir ayıp bulunmalıdır Ayıp; maddi, ekonomik veya hukuki olabilir. Satılanın yırtık, bozuk, kırık, lekeli olması gibi haller maddi ayıp teşkil eder. Hukuki ayıp ise, satılanın değerini ve ondan beklenen faydaları etkileyen eksikliklerdir. Satıcının bildirimi yoksa fakat eşyanın niteliği gereği, eşyadan beklenen bir fayda varsa, dürüstlük kuralı çerçevesinde beklenen bu faydanın sağlanamaması durumunda ayıptan bahsedilebilir. b) Satılandaki ayıp önemli olmalıdır. Ayıp sonucunda, söz konusu şeyin değerinin veya elverişliliğinin önemli şekilde azalması veya tamamen ortadan kalkması gereklidir. Bu gibi durumlarda, satılan şeydeki ayıp önem kazanmış olur. Önemsiz ayıplardan dolayı satıcı sorumlu tutulamaz. c) Alıcı malın ayıplı olduğunu bilmiyor olmalıdır. Bu konu, TBK. m. 222’de düzenlenmiştir. Buna göre, “Satıcı, satış sözleşmesinin kurulduğu sırada alıcı tarafından bilinen ayıplardan sorumlu değildir. Satıcı, alıcının satılanı yeterince gözden geçirmekle görebileceği ayıplardan da, ancak böyle bir ayıbın bulunmadığını ayrıca üstlenmişse olur.” Böylece alıcı, sözleşmenin kurulması esnasında ayıpları biliyorsa, bunları kabul etmiş sayılır ve satıcı ayıptan sorumlu olmaz. Ancak bunların gerçekleşebilmesi için, alıcının sözleşmeden önce, satın aldığı şeyi gözden geçirme imkânını bulabilmesi gereklidir . Burada gözden geçirmeden kasıt, olağan bir muayenedir. Alıcının satın aldığı şeyde, dikkatli özeni gösterseydi fark edebileceği ayıplardan da satıcı sorumlu değildir. Alıcının, malın ayıplı olduğunu bilmiyor olması gerekmektedir. Gizli ayıplarda, alıcının malın ayıplı olduğunu bilmesi mümkün değildir. Olağan gözden geçirme, malın alınırken kabaca gözden geçirilmesidir. İlk bakışta görülebilecek olan ayıplar mevcutsa, satıcının ayrıca bunu üstlenmesine gerek yoktur. Bu gibi durumlarda, sorumluluk aranmaz. d)Ayıptan sorumluluk sözleşme ile kaldırılmıyor olmalıdır e)Alıcı ayıbı kabul etmemiş olmalıdır f) Alıcı ayıptan doğan sorumluluk hükümlerinden yararlanabilmek için kanunun kendisine yüklediği külfetleri yerine getirmiş olmalıdır Alıcıya kanunen yüklenen külfetler, satılanı gözden geçirme ve varlığı iddia edilen ayıpları satıcıya bildirme külfetleridir. Alıcı, satın aldığı malı gözden geçirmek ve herhangi bir ayıp halinde de bunu satıcıya bildirmek zorundadır . Bu zorunluluklar TBK. m. 223’te düzenlenmiştir. TBK. 223’e göre, “Alıcı, devraldığı satılanın durumunu işlerin olağan akışına göre imkân bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve satılanda satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse, bunu uygun bir süre içinde ona bildirmek zorundadır.” Burada kesin bir süre belirlenmemiştir, ancak alıcı ayıbı en kısa sürede bildirmekle yükümlüdür. Tacirler arası ticari satımlarda, satılanın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli değilse, alıcı teslimden itibaren 8 gün, diğer hallerde ise 2 gün içinde satılanın gözden geçirilmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu hüküm 6102 Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenmiştir. TTK. m. 23/1.c’ye göre, “Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür. Diğer durumlarda, Türk Borçlar Kanunu’nun 223’üncü .maddesinin ikinci fıkrası uygulanır.” Bu durumda, TBK. m. 223 burada da uygulama alanı bulacaktır. TBK. m. 225’e göre, satıcının ağır kusurlu olması halinde ayıbın kendisine zamanında bildirilmediğini ileri sürerek sorumluluktan kurtulamayacaktır. Aynı hüküm, satıcılığı meslek edinmiş kişiler için de geçerlidir. Alıcı, satılanın durumunu gecikmeksizin usulüne göre tespit ettirmekle yükümlüdür. Bunu yaptırmazsa, ileri sürdüğü ayıbın, satılanın kendisine ulaştığı zamanda var olduğunu ispat yükü alıcıya düşer. Bir sözleşmede ayıbın şartları mevcut ise ve alıcı da kendisinden beklenen külfetleri yerine getirmişse, bu durumda alıcı TBK. m. 227’de kendisine tanınan haklardan birini kullanabilir. Bu haklar; -Sözleşmeden dönme, bedelde indirim talebi, satılanın ücretsiz onarımı talebi, imkân varsa, satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesi talebi (Kaynakça: ARAL, Fahrettin, Borçlar Hukuku (Özel Borç İlişkileri), 8. Baskı, Ankara, 2009- AVUZ, Cevdet, Borçlar Hukuku Dersleri (Özel H, 9. Baskı, İstanbul, 2011) Satım sözleşmesine konu araç motorunun ayıplı olup olmadığı ve ayıp ihbarının yasal sürede yapılıp yapılmadığını kimin kanıtlaması gerektiğini bulabilmek için hukukumuzda “ispat yükü”nün nasıl düzenlendiğine bakmak gerekmektedir. İspat, bir olayın veya hukuksal durumun varlığı veya yokluğu hakkında hâkimde kanaat uyandırmak için girişilen, ispat yükü üzerinde olan tarafın deliller vasıtasıyla yürüttüğü inandırma faaliyetidir. İddia ve savunmaya dayanak gösterilen ve mahkemenin karar vermesinde etkili olacak olgulardan hangisinin kim tarafından ispat edileceği hususu ispat yükü kavramıyla ilgilidir. İspat yükünün ne şekilde dağılacağına ilişkin genel kural 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 6. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre: “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguları ispatla yükümlüdür.” Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun “İspat yükü” başlığını taşıyan 190. maddesinin 1. fıkrasında, ispat yükünün belirlenmesine ilişkin temel kural vurgulanmış; 2. fıkrada ise, karinelerin varlığı hâlinde ispat yükünün nasıl belirleneceği düzenlenmiştir. Buna göre “(1)İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. (2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.” İspat yükü üzerine düşen taraf ancak ispata “elverişli” deliller ile iddiasının haklılığını kanıtlayabilir. Kanun koyucu HMK’nın 200. maddesinde belli miktarın üzerindeki uyuşmazlıklar yönünden bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukukî işlemlerin senetle ispatını zorunlu kılmış ve bu miktar dâhilinde kalan bir alacağın takdiri delillerle ispatına imkân vermemiştir. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.09.2021 tarihli ve 2017/(19)11-936 E., 2021/1090 K. sayılı kararında da değinilmiştir. İspat yükü ilk önce kural olarak davacıya düşer; yani davacı davasını dayandırdığı olguları ispat etmelidir. Hâkimin kendisine ispat yükü düştüğünü bildirdiği taraf, uyuşmazlık konusu olguyu ispat edemezse davayı kaybeder. O taraf davacı ise davası reddedilir, davalı ise mahkûm edilir. Kendisine ispat yükü düşmeyen taraf, karşı (kendisine ispat yükü düşen) tarafın iddiasını (olguyu) ispat etmesini bekleyebilir. Kendisine ispat yükü düşen taraf iddiasını ispat edemezse, diğer (kendisine ispat yükü düşmeyen) tarafın onun iddiasının aksini (hilafını) ispat etmesine gerek yoktur; o olgu ispat edilmemiş (yani dava bakımından yok) sayılır. Bu açıklamalar ışığında; dosyadaki belgelere, kararın dayandığı delillerle, usul ve yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle hükme esas alınan bilirkişi heyet raporunun oluşa, somut olayın özelliklerine uygun, açık, anlaşılır, taraf ve yargı denetimine uygun olmasına, satıma konu araç motorunun üretimden kaynaklı gizli ayıplı olmasına, ayıp ihbarının yasal süresinde olmasına, yargılamada eksiklik bulunmamasına, yargılamada eksiklik bulunmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına göre; kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından, davalı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 17/03/2023 tarih ve 2021/545 Esas 2023/194 Karar sayılı hükmü usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-İstinaf başvurusu sırasında alınması gereken 95.416,09.TL nispi karar harcından peşin olarak alınan 23.854,02.TL harcın mahsubu ile bakiye 71.562,07.TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf başvurusu sırasında davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından davacı lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 5-Kararın kesinleştirme, harç ikmali ve gider/delil avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine, 6-Kararın Dairemizce taraf vekillerine tebliğine, Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay’a temyiz yolu açık olmak üzere 01/10/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2023/1106, K. 2026/2102, T. 01.10.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2023-1106-e-2026-2102-k-2f010794c25c