Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2023/1216 E. 2026/2119 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2023/1216
Karar No
2026/2119
Karar Tarihi

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2023/1216 KARAR NO : 2026/2119

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 21/03/2023 NUMARASI : 2020/116 Esas 2023/207 Karar DAVANIN KONUSU : Tazminat BAM KARAR TARİHİ : 01/10/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 01/10/2026

Davalı.... Şirketi vekili tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı ... tarafından satışa sunulmuş olan .... plakalı, ... şasi numaralı, ...marka, .... model, ..(...) renkli aracın müvekkili tarafından 01.12.2017 tarihinde, 121.549,11 TL bedel karşılığında satın alındığı, ancak aracın müvekkil tarafından teslim alınması akabinde, araç çekiş performansının düşük olduğu ve bazı opsiyonların çalışmadığı gözlemlendiği, bunun yanı sıra aracın devamlı olarak yolda kalma problemi yarattığı görüldüğü, dava konusu aracın müvekkil tarafından teslim alınması sonrasında farklı zamanlarda toplam yedi kez aynı sebeplerle yetkili servise götürülmüş olup, yetkili servisler tarafından garanti kapsamında yapılan incelemeler sonucunda ise her defasında müvekkile, gerekli onarım ve tamiratın yapıldığı ve başka herhangi bir problemin bulunmadığı bildirilmiş olmasına rağmen hiçbir netice elde edilemediği, yetkili servisler tarafından araçta herhangi bir arızanın bulunmadığının ifade edilmesi üzerine araç müvekkil şirket yetkilileri tarafından çalışır vaziyette teslim alınmış, ancak kısa süre içerisinde aynı problemler nüksettiği ve servis tutanaklarında da görüleceği üzere aracın defalarca çekici marifetiyle servise gitmek zorunda kaldığını, dava konusu araç halihazırda yedek akü ve ara kablo bulundurulmaksızın kullanılamaz vaziyette olduğunu beyan ederek dava konusu aracın öncelikle ayıpsız bir misli ile değiştirilmesini, bunun mümkün olmaması durumunda ise araç bedelinden ayıp oranında indirim yapılarak, bu bedelin ticari faizi ile birlikte müvekkiline iadesini talep etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;davacı, aracın yolda kalma problemi ile 7 kez servise girdiği iddiasında olduğunu, ancak araç servis geçmişi incelendiğinde aracın servis giriş sayısı doğru olmakla birlikte; işbu servis girişlerinden 3'ünde işlem yapıldığı, diğer servis iş emirlerinin araç kontrolü ve araçta herhangi bir soruna rastlanmaması nedeniyle işlemsiz olarak kapatıldığı, araçta yalnızca 21.02.2018 tarihinde akü değiştiğini, 14.05.2019 tarihinde akü şarj edilmiş ve 23.09.2019 tarihinde akü test edilmiş ise de herhangi bir sorun görülmediği, nitekim, davacının arabuluculuk başvurusu üzerine de 27.01.2020 tarihinde tekrar servis iş emri açıldığı, araçta herhangi bir sorun tespit edilemediği sabit olup, aracın ayıplı olduğu iddiasını kabul etmenin mümkün olmadığı, akü boşalmasının çoğunlukla kullanım kaynaklı nedenlere bağlı olarak meydana gelmekte ise de; müşteri memnuniyeti kapsamında ücretsiz değişimi yapılan akü değişim, şarj gibi işlemler üretim hatasına bağlansa dahi, davacının onarım hakkını kullandıktan sonra başkaca bir talepte bulunması mümkün olmadığı, davacının dilekçesinde de bildirdiği üzere, dava konusu araçta meydana gelen tüm arızalarda davacı onarım talebi ile servise girmiş, onarım yapılarak araç davacıya teslim edildiği, T.B.K. 227/3 uyarınca onarım hakkını kullanan davacının, daha sonra bu talepten vazgeçerek diğer seçimlik haklarını kullanma hakkı mevcut olmadığı, davacının şikayeti akü kaynaklı olup, araçta devam eden mevcut bir sorun bulunmadığı, bulunsa dahi misli ile değişim talebinin yasal dayanağı olmadığı, aracın davacı elinde hasar gördüğü gibi araçla ilgili yükümlülükleri de yerine getirmediği, aracın sigorta kayıtlarında 21.07.2018 tarihinde kazaya karışan araçta hasar onarımı göründüğü, araçla ilgili yükümlülükleri dahi yerine getirilmeksizin kullanılan davacı kullanımında hasar görmüş ve herhangi bir arızası bulunmayan araçta misli ile değişim talep edilemeyeceği, akü değişiminin ise araçta değer kaybı yaratmayacağının açık olduğunu beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İhbar olunan ... vekili cevap dilekçesinde özetle; İhbar dilekçesinin 05.08.2021 tarihinde tebliğ edildiği, davacı Aralık 2017'de satın aldığı aracın ayıplı olduğu gerekçesi ile aracın ayıpsız misli ile değişimi talebi ile huzurdaki davayı açtığı, Müvekkili.... A.Ş aracın İthalatçısı olup, Ticari satışlarda Araç sahibinin sorumluluklarını yerine getirmesi şartı ile 3 yıl / 100.000 km üretimden kaynaklanan arızaların ücretsiz onarımı taahhüt edildiği, ancak araç servis geçmişi incelendiğinde aracın servis giriş sayısı doğru olmakla birlikte; işbu servis girişlerinden 3 ünde işlem yapıldığı, diğer servis iş emirlerinin araç kontrolü ve araçta herhangi bir soruna rastlanmaması nedeniyle işlemsiz kapatıldığı göründüğü, araçta yalnızca 21.02.2018 tarihinde Akü değişmiş, 14.05.2019 tarihinde akü şarj edilmiş ve 23.09.2019 tarihinde akü test edilmiş ise de herhangi bir sorun görülmediği, aracın ayıplı olduğu iddiası haksız olup, süresinde ayıp ihbarı da bulunmayan davada, davacı elinde 2 ayrı hasar almış aracın Misli ile değişimi istenemeyeceği gibi, tüm kullanım süresinde yalnızca aküsü değişen araçta, akü değişiminin değer kaybı yaratmayacağının açık olduğunu beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. MAHKEMECE: "...,Otomotiv Uzmanı .... ve Elektrik Mühendisi ....'nın 28/10/2021 Tarihli Bilirkişi Kök Raporunda; Araçta oluşan arıza ve ayıpların kullanıcıdan kaynaklarmadığı, araçtaki imalat hatası nedeniyle meydana geldiği, bu imalat hatasının normal bir kullanıcı tarafından aracın satın alınması aşamasında fark edilmesinin mümkün olmadığı, arızaların servis tarafından garanti kapsamında ve bedelsiz olarak giderilmeye çalışıldığı, ancak yetkili servisin incelemeleri ve yedek parça değişim (akü), test, kontrol, akü şarjı şeklinde çeşitli müdahalelerine rağmen aynı arızaların defalarca tekrarlandığı dikkate alındığında varolan arızaların giderilemediği, araçta kısa sürelerde periyodik olarak aynı arızaların sık sık tekrarlanması nedeniyle araçtan tahsis ve kullanım amacı bakımından değerini ve tüketicinin ondan beklediği faydaları azaltan maddi ve ekonomik bir eksiklik olarak sayılması gerektiği, arızalar neticesi serviste geçen süreler dikkate alındığında araçtan yararlanamamanın süreklilik arzettiği, 0 km olarak satın alınan bir araçta olması gereken özellikleri ve tüketicinin sıfır araçtanı beklentilerini karşılayacak niteliklere sahip olmadığı ve sonuç olarak araçta teknik açıdan değerlendirildiğinde imalattan kaynaklı gizli ayıp olduğu kanaatine varıldığı, dava konusu aracın 22.07.2018 tarihinde ve 16.570 km.de iken kazaya karıştığı, alınan darbeye bağlı olarak sağ ön çamurluğun değiştirilerek boyandığı, buna göre; araçta değer kaybı oluşacağı, aracın marka, model, tipi, kullanım şekli ve sınifı ile piyasa koşulları da dikkate alınarak yapılan değerlendirme sonucunda dava konusu araçta 5.000,00.-TL tutarında değer kaybı oluşacağı tespit edilmiştir. Otomotiv Uzmanı ... ve Elektrik Mühendisi ....'nın 11/02/2023 Tarihli Bilirkişi Ek Raporunda; Piyasa koşullarında yapılan inceleme ve araştırmalarda, bahse konu aracın marka, model, tipi, yakıt cinsi, vites durumu, kullanım şekline göre aracın ayıpsız değerinin 121.500,00 TL ve aracın ayıplı değerinin 110.000,00 TL olabileceği, davaya konu aracın ayıpsız değeri olan 121.500,00 TL'den aracın ayıplı değeri olan 110.000,00 TL'nin düşülmesi neticesinde; mutlak yönteme dava tarihi itibariyle değer kaybının 11.500,00 TL olabileceği, aracın 22.07.2018 tarihli hasarında sağ ön çamurluğun değiştirilerek boyanması ve bu nedenle 5.128,15 TL tutarındaki Tramer hasar kaydının bulunması ve ayrıca 11.07.2020 tarihli kasarında park halinde iken ara tampounun sol köşesinin darbelendiği dikkate alındığında aracın ayıplı değerinin 110.000,00 TL olabileceği, davaya konu aracın satış parası olan 121.549,11 TL'den aracın ayıplı değeri olan 110.000,00 TL nin düşürülmesi neticesinde tazminat yöntemine göre dava tarihi itibariyle değer kaybının 11.549,11 TL olabileceği, nispi yöntem ile hesaplandığında ise dava tarihi itibariyle bedelde yapılacak indirim miktarının 10.992,29 TL olabileceği tespit edilmiştir. Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; davacı tarafın davalı taraftan satın aldığı araçta gizli ayıp olduğu iddiası ile mahkememize açtığı dava neticesinde elektrik elektronik mühendisi ve otomotiv bilirkişilerince araca yapılan tüm işlemler de değerlendirilmek üzere yapılan keşifte araç bilirkişilerce kontrol edilmiş, araçtaki ayıbın gizli ayıp niteliğinde olduğunun tespiti yapılmış, araç davacı uhdesinde iken maruz kaldığı kazalar neticesinde araçta meydana gelen değer kaybı tazminatları belirlenmiştir. Bu bağlamda araçta gizli ayıbın bulunduğu, bu haliyle davacının aracın misliyle değişimini istemek hakkı olduğu, ancak dava konusu araçta davacı uhdesinde meydana gelen değer kayıplarından davalının sorumlu olamayacağı, davacının aracı tamir ettiği, bundan dolayı yalnızca değer kaybı tazminatının davalıya ödenmesi suretiyle davanın aracın misliyle değişimine yönelik kabulüne karar verilmesi(Y13HD 2017/2477E - 2019/758K, Y3HD 2022/3625E - 2022/5658K) gerektiği anlaşılmakla aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur," gerekçesi ile; "1)Davanın KABULÜNE, 2)5.000,00-TL nin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE, 3)... Marka ... model .. (...) renkli aracın ayıpsız bir misliyle değiştirilerek davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE,"şeklinde karar verilmiştir. Mahkeme kararına karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel mahkemenin de huzurdaki davayı, bilirkişiler gibi tüketici davası olarak değerlendirmiş ve T.T.K. kapsamında bir yargılama yapılmadığını, hükme esas alınan bilirkişi raporuna bakıldığında, "Değerlendirmeler" ve "Sonuç ve Kanaat" bölümünde bir tacir olan davacıdan sıklıkla "tüketici" olarak bahsedildiği, haliyle "tüketici" olduğu varsayılan davacı lehine yorum yapıldığının açıkça görüldüğünü, ancak davacının "tüketici" sıfatına haiz olmadığı gibi işbu davada uygulanacak mevzuatın da 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ("T.K.H.K.") olmadığını, davacının bir tacir olup davaya konu aracının da ticari amaçlarla kullanıldığını, davanın ticari alım - satım ilişkisinden kaynaklandığını, işbu davada uygulanacak mevzuatın 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ("T.T.K.") ve bu kanun yollaması ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu olduğunu, dolayısıyla, bilirkişi raporunda bilirkişilerin davacıya T.K.H.K. kapsamında tüketiciye bakılan korumacı gözle ve tüketici lehine yorum yapılan yaklaşımla yaklaşarak bir rapor tanzim etmeleri ve bu raporun hükme esas alınması kabul edilebilir olmadığını, yine ilk derece mahkemesinin hükümden önceki son paragrafta atıf yaptığı tüm kararların Yargıtay 3. ve 13. Hukuk Dairesinin Tüketici Mevzuatına ilişkin kararları olduğunu, davanın ticari bir dava olmasına rağmen, ilk derece mahkemesinin T.T.K hükümlerine ve yine ayıp ihbarı yönündeki itirazlara ilişkin hiçbir değerlendirme yapmadan işbu kararı verdiğini, bu bakımdan, yerel mahkemenin kararını T.T.K. değil, T.K.H.K. hükümlerine ve bu doğrultuda yapılan değerlendirmelere dayandırmasının, kararın kaldırılması nedeni olduğunu, kaldı ki, eldeki dava tüketici davası olsa dahi, bilirkişilerce araçta tespit edilmiş hiçbir arıza mevcut olmaması karşısında reddedilmesi gereken davanın delilsiz ve gerekçesiz bir şekilde kabul edildiğini, servis geçmişi kontrol edildiğinde; aracın sık servis girişi olduğu doğru olmakla birlikte; işbu servis girişlerinden 3 tanesinde işlem yapıldığı, diğer servis iş emirlerinin araç kontrolü ve araçta herhangi bir soruna rastlanmaması nedeniyle işlemsiz kapatıldığının açık olduğunu, araçta meydana gelen arızaların üretim kaynaklı olup olmadığı, giderilip giderilmediği, araçta halihazırda üretimden kaynaklanan bir arıza mevcut olup olmadığının açıklanmasının gerektiğini, bilirkişilerin ek rapor tanzim ederken de teknik bir inceleme yapmadıklarını, ayıbın varlığını rapor düzenlenmesinden itibaren yaklaşık bir buçuk yıl önce oluşan şikayete dayandırdıklarını, dolayısıyla bilirkişilerin gizli ayıp tespitinin teknik bir incelemeye dayanmayıp bu yorumun tek dayanağının aracın servis kayıtları olduğunu, hali hazırda bilirkişiler tarafından tespit edilmiş somut ve teknik incelemeye dayalı bir arıza bulunmayıp, bulunmasının da mümkün olmadığını, zira davaya konu aracın ayıplı olmadığını beyanla yerel mahkeme kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, ayıplı araç satımı iddiasına dayalı ayıpsız misli ile değişim, mümkün olmaması durumunda ise araç bedelinden ayıp oranında indirim istemine ilişkindir. İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır. Satıcının ayıptan sorumluluğu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 219-231. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Ayıp kavramının tanımı kanunda tam olarak bulunmamakla birlikte, ayıptan sorumluluk halleri bu maddelerde hüküm altına alınmıştır. Ayıp kavramı hakkındaki genel tanım, sözleşme gereği edimin taşıması gereken nitelik ile mevcut nitelik arasındaki fark şeklindedir. TBK. m. 219’da sözleşmeye aykırılık halinde iki ayrı durum mevcuttur. Bunların ilki, satıcının alıcıya birtakım nitelikler bildirmesi ve bu niteliklerin söz konusu şeyde bulunmamasıdır. İkincisi ise sözleşme konusu şeyden beklenen faydayı azaltan veya ortadan kaldıran durumların mevcut olmasıdır. Buna dürüstlük kuralı çerçevesinde karar verilmektedir. Alıcının beklediği faydanın dürüstlük kuralı çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Burada objektif değer baz alınır. Satıcının ayıptan sorumluluğunun doğması için aranan şartlar: a) Ortada bir ayıp bulunmalıdır Ayıp; maddi, ekonomik veya hukuki olabilir. Satılanın yırtık, bozuk, kırık, lekeli olması gibi haller maddi ayıp teşkil eder. Hukuki ayıp ise, satılanın değerini ve ondan beklenen faydaları etkileyen eksikliklerdir. Satıcının bildirimi yoksa fakat eşyanın niteliği gereği, eşyadan beklenen bir fayda varsa, dürüstlük kuralı çerçevesinde beklenen bu faydanın sağlanamaması durumunda ayıptan bahsedilebilir. b) Satılandaki ayıp önemli olmalıdır. Ayıp sonucunda, söz konusu şeyin değerinin veya elverişliliğinin önemli şekilde azalması veya tamamen ortadan kalkması gereklidir. Bu gibi durumlarda, satılan şeydeki ayıp önem kazanmış olur. Önemsiz ayıplardan dolayı satıcı sorumlu tutulamaz. c) Alıcı malın ayıplı olduğunu bilmiyor olmalıdır. Bu konu, TBK. m. 222’de düzenlenmiştir. Buna göre, “Satıcı, satış sözleşmesinin kurulduğu sırada alıcı tarafından bilinen ayıplardan sorumlu değildir. Satıcı, alıcının satılanı yeterince gözden geçirmekle görebileceği ayıplardan da, ancak böyle bir ayıbın bulunmadığını ayrıca üstlenmişse olur.” Böylece alıcı, sözleşmenin kurulması esnasında ayıpları biliyorsa, bunları kabul etmiş sayılır ve satıcı ayıptan sorumlu olmaz. Ancak bunların gerçekleşebilmesi için, alıcının sözleşmeden önce, satın aldığı şeyi gözden geçirme imkânını bulabilmesi gereklidir . Burada gözden geçirmeden kasıt, olağan bir muayenedir. Alıcının satın aldığı şeyde, dikkatli özeni gösterseydi fark edebileceği ayıplardan da satıcı sorumlu değildir. Alıcının, malın ayıplı olduğunu bilmiyor olması gerekmektedir. Gizli ayıplarda, alıcının malın ayıplı olduğunu bilmesi mümkün değildir. Olağan gözden geçirme, malın alınırken kabaca gözden geçirilmesidir. İlk bakışta görülebilecek olan ayıplar mevcutsa, satıcının ayrıca bunu üstlenmesine gerek yoktur. Bu gibi durumlarda, sorumluluk aranmaz. d) Ayıptan sorumluluk sözleşme ile kaldırılmıyor olmalıdır e) Alıcı ayıbı kabul etmemiş olmalıdır f) Alıcı ayıptan doğan sorumluluk hükümlerinden yararlanabilmek için kanunun kendisine yüklediği külfetleri yerine getirmiş olmalıdır Alıcıya kanunen yüklenen külfetler, satılanı gözden geçirme ve varlığı iddia edilen ayıpları satıcıya bildirme külfetleridir. Alıcı, satın aldığı malı gözden geçirmek ve herhangi bir ayıp halinde de bunu satıcıya bildirmek zorundadır . Bu zorunluluklar TBK. m. 223’te düzenlenmiştir. TBK. 223’e göre, “Alıcı, devraldığı satılanın durumunu işlerin olağan akışına göre imkân bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve satılanda satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse, bunu uygun bir süre içinde ona bildirmek zorundadır.” Burada kesin bir süre belirlenmemiştir, ancak alıcı ayıbı en kısa sürede bildirmekle yükümlüdür. Tacirler arası ticari satımlarda, satılanın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli değilse, alıcı teslimden itibaren 8 gün, diğer hallerde ise 2 gün içinde satılanın gözden geçirilmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu hüküm 6102 Türk Ticaret Kanununda düzenlenmiştir. TTK. m. 23/1.c’ye göre, “Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür. Diğer durumlarda, Türk Borçlar Kanununun 223’üncü maddesinin ikinci fıkrası uygulanır.” Bu durumda, TBK. m. 223 burada da uygulama alanı bulacaktır. TBK. m. 225’e göre, satıcının ağır kusurlu olması halinde ayıbın kendisine zamanında bildirilmediğini ileri sürerek sorumluluktan kurtulamayacaktır. Aynı hüküm, satıcılığı meslek edinmiş kişiler için de geçerlidir. Alıcı, satılanın durumunu gecikmeksizin usulüne göre tespit ettirmekle yükümlüdür. Bunu yaptırmazsa, ileri sürdüğü ayıbın, satılanın kendisine ulaştığı zamanda var olduğunu ispat yükü alıcıya düşer. Bir sözleşmede ayıbın şartları mevcut ise ve alıcı da kendisinden beklenen külfetleri yerine getirmişse, bu durumda alıcı TBK. m. 227’de kendisine tanınan haklardan birini kullanabilir. Bu haklar; -Sözleşmeden dönme, bedelde indirim talebi, satılanın ücretsiz onarımı talebi, imkân varsa, satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesi talebi (Kaynakça: ARAL, Fahrettin, Borçlar Hukuku (Özel Borç İlişkileri), 8. Baskı, Ankara, 2009- AVUZ, Cevdet, Borçlar Hukuku Dersleri (Özel H, 9. Baskı,) Davacı taraf, aracın teslim alınması sonrasında farklı zamanlarda toplam yedi kez aynı sebeplerle yetkili servise götürülmüş olup, yetkili servisler tarafından garanti kapsamında yapılan incelemeler sonucunda ise her defasında müvekkile, gerekli onarım ve tamiratın yapıldığı ve başka herhangi bir problemin bulunmadığı bildirilmiş olmasına rağmen hiçbir netice elde edilemediği, yetkili servisler tarafından araçta herhangi bir arızanın bulunmadığının ifade edilmesi üzerine aracın çalışır vaziyette teslim alınmış ancak kısa süre içerisinde aynı problemler nüksettiği ve servis tutanaklarında da görüleceği üzere aracın defalarca çekici marifetiyle servise gitmek zorunda kaldığını, dava konusu araç halihazırda yedek akü ve ara kablo bulundurulmaksızın kullanılamaz vaziyette olduğunu beyanla dava açmış; davalı davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiştir. Yukarıdaki açıklamalar ışığında; dosyadaki belgelere, kararın dayandığı delillerle, usul ve yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle hükme esas alınan bilirkişi heyeti raporu ve ek raporların oluşa, somut olayın özelliklerine uygun, açık, anlaşılır, taraf ve yargı denetimine uygun olmasına, araçta üretimden kaynaklı sistemsel bir teknik arıza olduğunun, yetkili servis müdahalelerine rağmen giderilemeyerek tekrar ortaya çıktığından dava konusu aracın ayıplı olarak satışının yapılmasına, davacı tarafından süresi içinde ayıp ihbarı yapılmış olmasına, yargılamada eksiklik bulunmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına göre; kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 21/03/2023 tarih, 2020/116 Esas ve 2023/207 Karar sayılı kararına karşı davalının istinaf başvuru sebeplerinin HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-İstinaf kanun yoluna başvuran davalı taraftan alınması gereken 8.303,01 TL istinaf nispi karar harcından başlangıçta alınan 2.075,76 TL'nin mahsubu ile eksik yatırılan 6.227,25 TL'nin davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 3-Davalı tarafından yapılan istinaf masrafının üzerinde bırakılmasına, 4-Artan gider avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine, 5-İstinaf yargılamasında duruşma açılmadığından karşı taraf yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 6-Kararın re'sen taraflara tebliğine, Dair, dosya üzerinde HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca yapılan inceleme sonucunda; HMK'nın 361/1. maddesi gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 01/10/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2023/1216, K. 2026/2119, T. 01.10.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2023-1216-e-2026-2119-k-a60e7313f5eb