Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2024/2874 E. 2026/2548 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2024/2874
Karar No
2026/2548
Karar Tarihi

T.C. ADANA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/2874 - 2026/2548 T.C. ADANA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2024/2874 KARAR NO : 2026/2548

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

BAŞKAN : ÜYE : ÜYE : KATİP :

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 12/03/2024 NUMARASI : 2022/288 Esas, 2024/275 Karar

DAVACI : VEKİLİ : Av. DAVALI : ... VEKİLİ : Av. DAVANIN KONUSU : Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat

KARAR TARİHİ : 12/10/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 12/10/2026

... Asliye Ticaret Mahkemesinin 12.03.2024 tarih ve 2022/288 Esas, 2024/275 Karar sayılı kararı aleyhine, istinaf başvurusunda bulunulmuş ve Mahkemece dosya Dairemize gönderilmiş olmakla HMK 352. maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Tarafların iddia ve savunmalarının özeti: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 22.10.2021 tarihinde meydana gelen trafik kazası neticesi müvekkilinin eşi ...'ın vefat ettiğini, kazanın ... plaka sayılı aracın kusuru neticesi meydana geldiğini, kazaya sebebiyet veren ... plaka sayılı aracın KZMMS poliçesi ... Sigorta AŞ tarafından keşide edildiğini, geride yasal mirasçı olarak müvekkilinin kaldığını, müteveffa ... vefat etmeseydi hayatı boyunca müvekkiline destek olacağını, müvekkilinin destekten yoksun kalması sebebi ile davalı ... Sigorta şirketine bu hususta tazminat talebi başvurusu yaptığını ancak olumlu herhangi bir cevap verilmediğini, müvekkilinin yoksun kaldığı destek miktarının tespiti ve tazminat davalarının kabulü ile, fazlaya dair her türlü hakları saklı kalmak kaydı ile davacı için şimdilik 50.000,00 TL destekten yoksun kalma maddi tazminatı ve yine fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 100,00 TL cenaze defin gideri tazminatının, haksız fiil tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ve her türlü yargılama harç ve giderleri vekâlet ücretinin davalı şirketten tazminine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. ISLAH : Davacı vekili 19.01.2023 e-imza tarihli dilekçesi ile dava değerini 430.000,00 TL'ye ıslah etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; kaza tespit tutanağı ile her ne kadar müvekkili Şirket nezdinde sigortalı aracın sürücüsünün kusurlu olduğu iddia edilmiş ise de bu tespiti kabul etmediklerini, vefat edenin sürücü belgesinin bulunmadığını, gerçekleşen kazada vefat edenin tam kusurlu olduğunu, cenaze ve defin gideri ile tedavi gideri taleplerinin reddini talep ettiklerini, kazanın gerçekleştiği/poliçe tarihinde geçerli mevzuat uyarınca davayı kabul anlamına gelmemek kaydıyla bu taleplerin poliçe kapsamında olmadığını, davacıların cenaze ve defin giderini belediyeler karşılamakla, davacıların böyle bir zararları varsa dahi miktarını bilmeleri beklendiğini, bu gidere yönelik bir delil ibrazı olmadığını, sonradan sunulmasına muvafakatlerinin olmadığını, müteveffanın kaza esnasında kask takmadığını, vefatın ise trafik kazası nedeniyle kafa tramvasına bağlı beyin kanaması ve batın içerisinde organ hasarına bağlı iç kanama olduğu belirtildiğini, böylece vefat edenin kusurundan kaynaklandığını, öncelikle sigortalı aracın kusuruyla arasındaki illiyeti kestiğinden davanın tümden reddini aksi hâlde dahi zararın oluşmasında vefat edenin müterafik kusuru söz konusu olacağından bu sebeple tespit edilecek tazminatı kabul etmemekle tazminattan en az %40 oranında müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini, davanın usulden reddine, usulden ret taleplerinin yerinde görülmemesi hâlinde haksız açılan davanın esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile; 430.000,00 TL (İnfaz aşamasında önceki ödemeler dikkate alınarak mükerrer ödemeye sebep olunmaması hususuna dikkat edilmesine) destekten yoksun kalma tazminatının davalının temerrüt tarihi olan 19/11/2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, cenaze ve defin giderleri talebine yönelik davanın reddin karar verildiği görüldü. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF NEDENLERİ: Karara karşı davalı vekili verdiği istinaf dilekçesinde özetle; dava devam ederken taraflarınca asıl alacağın tamamının davacı vekilinin haricen bildirdiği hesap numarasına ödendiğini, böylece davanın reddine karar verilmemesi halinde davanın konusuz kalmasının amaçlanmış olduğunu, davanın konusuz kalmasında 2/3 oranında karar harcı alınması gerekmekte ise de, yerel mahkemece tarafından karar harcının tamamına hükmedildiğini ve kararın hatalı olduğunu, ilamın icrasında da her ne kadar ödemelerin infaz aşamasında dikkate alınması gerektiği belirtilmişse de icra dairesi tarafından bu hususun nasıl dikkate alınacağı açıklanmamış, alacaklı tarafından takibe konulma aşamasında dikkate alınmazsa yaşanacak uyuşmazlıklara zemini olacak halde yazılmış olduğunu, müvekkilinin temerrüde düşmediğini, mahkeme tarafından hükmedilen faizin ve faizin tüm alacak için başlangıç tarihinin hukuka aykırı olduğunu, aktüer raporunun hatalı olduğunu, müterafik kusur indirimi taleplerinin reddinin hatalı olduğunu, harç ve vekalet ücreti ile yargılama gideri hesaplarının da hatalı olduğunu beyan ederek kararın kaldırılması ile talepleri doğrultusunda karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, ölümlü trafik kazası nedeniyle destekten yoksun kalan davacının maddi tazminat talebi ve cenaze gideri istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesi tarafından davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karar davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir. Davalı vekilinin usule uygun başvuru yapılmadığına ve temerrüte düşmediklerine yönelik istinaf başvurusunun incelenmesinde; Davalı vekili dava tarihinden önce davacının usulüne uygun bir şekilde başvuruda bulunmadığını ileri sürmüş ise de, davacının davadan önce davalı sigorta şirketine usulüne uygun şekilde başvuru yaptığı, davacının başvuru dilekçesi ve eklerinin davalıya 08.11.2021 tarihinde tebliğ edilmiş olduğu, davalının ise bu başvuruya uygun şekilde dava tarihinden önce davacıya herhangi bir ödeme yapmadığı anlaşıldığına göre davacı tarafından davadan önce usulüne uygun şekilde yapılan başvuru neticesinde ödeme yapılmaması nedeni ile eldeki davayı açmış olmasında herhangi bir yanlışlık bulunmamaktadır. Diğer yandan davacı vekilinin, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesinin birinci fıkrasında; "İlgili kanunlarda arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı olarak kabul edilmiş ise arabuluculuk sürecine ilişkin aşağıdaki hükümler uygulanır." hükmü gereği arabulucuya başvurduğu ve taraflar arasında yapılan arabuluculuk görüşmesi neticesinde, düzenlenen 27.01.2022 tarihli arabulucuk son tutanaklarından tarafların anlaşamadıkları görülmüş ve her iki taraf vekilinin de iş bu görüşmede hazır bulunduğu ve arabuluculuk son tutanağı anlaşmamazlık belgeleri üzerinde imzalarının bulunduğu görülmekle taraflar arasında yapılan müzakerelere ilişkin olarak davalı sigorta şirketi temsilcisi ile davacı vekili ve arabulucu tarafından imzalanan bir son tutanak bulunduğuna göre davalı sigorta şirketine yazılı olarak başvuru yapılmadığı söylenemeyecektir. Bu nedenle davalı vekilinin bu yönlü istinaf başvurusu yerinde görülmemiştir. Davalı vekilinin hesap raporuna yönelik istinaf başvurusunun incelenmesinde; Anayasa Mahkemesinin 2019/40-2020/40 E.K sayılı 17/07/2020 günlü kararı sonrasında Yargıtay 17. Hukuk ve sonrasında Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin istikrarlı kararlarında (örneğin 17/06/2021 gün ve 2021/9757 Esas ve 2021/3262 karar sayılı kararları, 2021/3173 Esas ve 2944 Karar sayılı kararları) davacının gerçek zararının belirlenmesi noktasında davacının muhtemel bakiye yaşam süresinin TRH 2010 Yaşam Tablosu'na göre belirlenerek ve prograsif rant tekniği kullanılmak suretiyle tazminat miktarının hesaplanması gerektiğine işaret edilmiştir. Buna göre eldeki dosyaya baktığımızda mahkemesince hükme esas alınan hesap raporunda TRH 2010 ve prograssif rant yöntemi kullanılmak sureti ile asgari ücret baz alınarak, bakiye yaşam sürelerinin, pay oranlarının içtihatlara göre yerinde belirlendiği, müteveffanın çalışırken kazanın meydana gelmesi karşısında davacı eşine farazi destek olacağının kabulü ile davacının zararının belirlendiği anlaşılmakla raporun bu yönüyle hüküm kurmaya elverişli olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Davalı vekilinin faiz başlangıç tarihine yönelik istinaf başvurusunun incelenmesinde; Davalı vekili, açılan davanın belirsiz alacak davası olarak açılmadığını, bu nedenle ıslahla arttırılan kısma ilişkin olarak ancak ıslah tarihinden itibaren faiz uygulanabileceğini ileri sürmüştür. Somut olayda uyuşmazlık, haksız eylemden kaynaklanmaktadır. Haksız eylem faili, ihtar ve ihbara gerek olmaksızın, zararın doğduğu anda, başka bir anlatımla haksız eylem tarihinden itibaren zararın tamamı için temerrüde düşmüş sayılır. Dolayısıyla, zarar gören, gerek kısmi davaya, gerekse sonradan açtığı ek davaya veya ıslaha konu ettiği kısma ilişkin olarak haksız eylem tarihinden itibaren temerrüt faizi isteme hakkına sahiptir. Sigorta şirketinin poliçe kapsamında sorumlu olduğu tazminatı 2918 sayılı KTK 99. maddesi gereğince başvuru tarihinden itibaren 8 iş günü içerisinde ödemesi gerekmektedir. Bu süre içinde ödeme yapılmaz ise bu süre sonra erdikten sonra 9.gün sigorta şirketinin temerrüde düştüğü kabul edilir. Davacı tarafın davadan önce sigorta şirketine bir başvuruda bulunmaması halinde yada başvuru ispatlanmadığı hallerde davalı sigorta şirketinin dava tarihi itibari ile temerrüte düştüğü kabul edilerek bu tarihten itibaren faize hükmolunması gerekmektedir. Davacı tarafından davalıya başvurunun 08.11.2021 tarihinde yapılmış olup 8 iş günü sonrası 19.11.2021 tarihinde davalının temerrüte düştüğünün kabulü gerekir. Bu nedenle Mahkemesince hükmolunan tazminata temerrüt tarihinden itibaren faiz uygulanmasına karar verilmesinde bir yanlışlık bulunmadığından bu yöndeki istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir. (Benzer yönde Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 2016/15261 E, 2018/146 Sayılı, 2016/10972 E, 2017/9087 sayılı kararı )

Davalı vekilinin müterafik kusura yönelik istinaf başvurusunun incelenmesinde; Davalı vekilince müteveffanın koruyucu ekipman ve kask takıp takmadığı hususunun araştırılması ve sürücü belgesiz şekilde seyahat etmekte olduğundan zararın artmasına sebebiyet verdiği, bu nedenlerle hükmedilen tazminat miktarından müterafik kusur sebebiyle indirim yapılması gerektiği iddia edilmiş, mahkemece, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 52.maddesi (818 sayılı BK 44) gereğince desteğin müterafik kusurunun bulunup bulunmadığı ve tazminattan indirim yapılıp yapılmaması gerektiği hususu tartışılarak davalı vekilinin talebinin reddine karar verilmiş olduğu anlaşılmıştır. Zararın meydana gelmesinde veya artmasında zarar görenin de kusurunun bulunması halinde söz konusu olan müterafik kusur 6098 sayılı TBK'nın md. 52. maddesinde (Borçlar Kanunu'nun 44.) düzenlenmiştir. Zarar görenin kusurunun, zararın meydana gelmesinde başlıca etken olması halinde zarar verenin sorumluluğunun kalkması söz konusu olabileceği gibi belirlenen kusura göre zarar ve ziyandan indirim yapılmasını da gerektirebilir. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu ve trafik mevzuatı uyarınca sürücü ve yolcuların araçların kullanılması sırasında koruyucu tertibatları kullanması zorunludur. Yargıtay 4. H.D'nin 20.02.2023 tarihli 2021/23184 E. 2023/2035 K. Sayılı ilamı ile; "2918 sayılı Kanun'un "Sürücülerin ve yolcuların koruyucu tertibat kullanma zorunluluğu" kenar başlıklı 78 inci maddesi şöyledir; "Belirli sürücülerin ve yolcuların, araçların sürülmesi sırasında koruyucu tertibat kullanmaları zorunludur. Kullanma ve yolların özelliği gözetilerek hangi tip araçlarda sürücülerinin ve yolcularının şehiriçi ve şehirlerarası yollarda hangi şartlarda hangi koruyucu tertibatı kullanacakları ve koruyucuların nitelikleri ve nicelikleri ile emniyet kemerlerinin hangi araçlarda hangi tarihten itibaren kullanılacağı yönetmelikte belirtilir." Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 150/1-a bendi gereğince; motosikletle gerek sürücü gerekse de yolcu olarak seyir halinde iken zorunlu olan koruyucu ekipmanların kullanılmaması zararın doğmasına veya artmasına sebebiyet veren etkenlerdendir. Özellikle de motosiklet gibi bir araçla seyir halinde iken mevzuata göre yolcuların takmak zorunda olduğu koruma başlağı (kask) hayati öneme sahiptir. Bu nedenle müteveffanın kaza anında kaskının bulunup bulunmadığı, buna göre müterafik kusuru olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmiştir. Öncelikle müteveffanın sürücü belgesinin bulunmadığı dosya kapsamından anlaşılmış ve davalı vekilince müteveffa sürücünün motosiklet ile ehliyetsiz bir şekilde araç kullanmasının mütarafik kusur teşkil ettiği belirtilmiş ise de, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu ve trafik mevzuatı uyarınca ehliyeti olmayan sürücülerin araç kullanması yasaktır. Zira ehliyeti olmayan kimsenin gerekli eğitimleri almaması sebebiyle tehlikeli bir şekilde araç kullanma ve hata yapma riski yüksektir. Ancak bu husus, yani, ehliyetsiz bir kişinin trafiğe çıkmış olması trafik cezasını gerektiren eylem olup, müterafik kusur indirim sebebi olmadığından bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Diğer yandan dosya kapsamı incelendiğinde, müteveffanın kask takıp takmadığı tespit edilememiş ise de, ölümünün kafa kemiği kırığı sonucunda oluşan solunum depresyonundan husule geldiği anlaşılmıştır. Nitekim Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 2014/16106 E- 2016/11047 K, 2016/7611 E- 2016/6717 K, 2015/18011 E., 2017/2430 K. sayılı kararı, 16/05/2017 tarih ve 2016/1864 E., 2017/5519 K. sayılı kararlarında da belirtildiği üzere, her ne kadar kaza tespit tutanağında ve dosya kapsamında müteveffa motosiklet sürücüsünün kask takıp takmadığına ilişkin bir bilgi yok ise de, dosya kapsamına göre müteveffanın ölümünün kafa travmasına bağlı kafatası kemiği kırıkları sonucu husule geldiği anlaşıldığından müteveffanın kaza sırasında kask takmadığı, bu durumun müterafik kusur oluşturduğunun kabul edilmesi ve Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin istikrarlı uygulamalarına göre BK.nın 52. maddesi uyarınca tazminattan %20 oranında indirim yapılması gerektiği kanaatine varılmıştır. Ancak hükme esas alınan 22.12.2022 tarihli hesap raporunda davacının zararının 1.259.275,82 TL olarak hesaplandığı, bu miktar üzerinden %20 müterafik kusur indirimi yapıldığında yine sonuç miktarın davalı sigorta şirketinin poliçe teminat limiti olan 430.000,00 TL'nin üstünde kaldığı anlaşılmakla davalı vekilinin bu yönlü istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir. Davalı vekilinin davanın konusuz kaldığına yönelik istinaf başvurusunun incelenmesinde; Davalı vekili asıl alacak talebi yönünden davanın konusuz kaldığını, karar ilam harcının da 2/3 oranında alınması gerektiğini ileri sürmüştür. Dosya kapsamı incelendiğinde, davanın 01.02.2022 tarihinde açılmış olduğu, davalı tarafça dosyaya sunulan ... Bankası ödeme dekontu incelendiğinde 05.09.2023 tarihinde davacı vekili hesabına (yargılama giderleri dahil) 433.634,88 TL ve avukatlık hizmetleri için ayrıca 47.400,00 TL ödenmiş olduğu anlaşılmıştır. Hükme esas alınan 22.12.2022 tarihli hesap raporunda davacının destek tazminatının 1.259.275,82 TL olarak hesaplandığı ancak davalı sigorta şirketinin sorumluluğunun 430.000,00 TL'lik poliçe teminat limiti ile sınırlı olduğu, buna göre davalı tarafça asıl alacağın tamamının dava açıldıktan sonra ödenmiş olduğu anlaşılmakla asıl alacak talebi yönünden davanın konusuz kaldığı anlaşılmıştır. Ancak davacının faiz talebine yönelik dosyada davacıya ödeme yapılmış olduğuna ilişkin bir ödeme belgesi ve açıklama bulunmadığından davacının temerrüt tarihinden dava tarihine karar işlemiş yasal faizi talep etme hakkının bulunduğu anlaşılmakla asıl davanın konusuz kaldığı anlaşılmakla esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına, (davalının poliçe limiti olan 430.000,00 TL üzerinden) temerrüt tarihi olan 19.11.2021 tarihinden dava tarihi olan 01.02.2022 tarihine kadar işlemiş yasal faizin davalıdan alınarak davacıya verilmesine yönelik karar verilmesi gerektiğinden davalı vekilinin bu yönlü istinaf başvurusunun kabulü gerekmiştir. HMK'nın 355. Maddesi gereği, kamu düzenine aykırılık teşkil eden hususlar hariç tutularak, istinaf neden ve gerekçeleri ile sınırlı olmak üzere yapılan incelemede; Açıklanan ve benimsenen nedenlerle dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye göre, ilk derece mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de, asıl alacak yönünden dava konusuz kaldığından esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına, (davalının poliçe limiti olan 430.000,00 TL üzerinden) temerrüt tarihi olan 19.11.2021 tarihinden dava tarihi olan 01.02.2022 tarihine kadar işlemiş yasal faizin davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğundan, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile, HMK 353/1-b-2 maddeleri gereği ilk derece mahkemesi kararının düzelterek yeniden hüküm kurulmak üzere ortadan kaldırılmasına karar verilmesi gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KISMEN KABULÜ ile; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b/2. maddesi hükmü uyarınca düzelterek yeniden esas hakkında karar verilmek üzere ... Asliye Ticaret Mahkemesinin 12.03.2024 tarih ve 2022/288 Esas, 2024/275 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353.maddesinin 1.fıkrası (b) bendinin 2.maddesi uyarınca düzelterek yeniden esas hakkında karar verilmesi gerektiği anlaşılmakla; 2-Davanın poliçe limiti olan (430.000,00 TL) miktara temerrüt tarihi olan 19.11.2021 tarihinden dava tarihi olan 01.02.2022 tarihine kadar işlemiş yasal faizi üzerinden KABULÜ ile; bu tarihler arasında işlemiş olan toplam faizin davalıdan tahsili ile davacıya ÖDENMESİNE, 430.000,00 TL asıl alacak yönünden davalı tarafça yapılan ödeme nedeniyle dava konusuz kaldığından KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, 3-a-)Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL karar harcının, peşin ve ıslah olarak yatırılan toplamda 1.468,78 TL harçtan düşümü ile fazla yatırıldığı anlaşılan 736,78 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep edilmesi halinde ilk derece mahkemesince davacı tarafa iadesine, b-)İlk derece mahkemesince 15.05.2024 günlü karar ile davalı taraftan tahsiline karar verilen harcın tahsil edilmemiş olması ve fakat harç tahsil müzekkeresi çıkartılmış olması halinde söz konusu harç tahsil müzekkeresinin tahsil edilmeksizin iadesinin ilk derece mahkemesince istenilmesine, harcın tahsil edilmiş olması halinde ise karar kesinleştiğinde ve talep edilmesi halinde harcın ilk derece mahkemesince davalı tarafa iadesine, 4-a-)Başvuru tarihi itibariyle Hazine tarafından karşılanan 1.320,00 TL Arabulucu ücretinin davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına, b-)İlk derece mahkemesince 15.05.2024 günlü karar ile davalı taraftan tahsiline karar verilen arabuluculuk ücretinin tahsil edilmemiş olması ve fakat harç tahsil müzekkeresi çıkartılmış olması halinde söz konusu harç tahsil müzekkeresinin tahsil edilmeksizin iadesinin ilk derece mahkemesince istenilmesine, arabuluculuk ücretinin tahsil edilmiş olması halinde ise dairemizce kurulan hükümde tahsil edilecek miktar değişmediğinden işlem yapılmasına yer olmadığına, 5-Taraflarca yapılan yargılama giderlerinin tarafların üzerinde bırakılmasına, 6-Taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 7-HMK'nın 333. maddesi uyarınca hükmün kesinleşmesinden sonra taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avanslarının bulunması halinde ilgililerine iadesine, İstinaf giderleri açısından; 8-Davalı tarafça yatırılan istinaf karar harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde ilk derece mahkemesince yatırana iadesine, 9-İstinaf aşamasında duruşma yapılmadığından istinaf incelemesi için vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 10-Davalı tarafından yatırılan istinaf avansının kullanılmadığı anlaşıldığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 11-Davacı tarafın avansından kullanılan dosyanın istinafa gönderim ücretine ilişkin 320,00 TL yargılama giderinin davacının üzerinde bırakılmasına, gerekçeli kararın tebliği için sarf edilen 20,00 TL tebligat ücretinin ise davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,

Dair, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 361. maddesi gereğince; Dairemizin kararının taraflara tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde kararı veren Adana Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi'ne, yahut temyiz edenin bulunduğu yer Bölge Adliye Mahkemesi ilgili Hukuk Dairesine veya Dairemize gönderilmek üzere İlk Derece Mahkemesi'ne verilebilecek bir dilekçe ile YARGITAY'A TEMYİZ YOLU AÇIK olmak üzere dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda oy birliği ile karar verildi. 12.10.2026

Başkan

e-imzalıdır

Üye

e-imzalıdır

Üye

e-imzalıdır

Katip

e-imzalıdır

İş bu karar 5070 Sayılı Yasa hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2024/2874, K. 2026/2548, T. 12.10.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2024-2874-e-2026-2548-k-aca95e1981eb