İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2024/523 E. 2026/611 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2024/523
Karar No
2026/611
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2024/523 Esas KARAR NO : 2026/611

DAVA : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 23/08/2024 KARAR TARİHİ : 07/07/2026

Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA/ Davacı vekili tarafından sunulan dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin, ürünü ayakkabı mağazası olarak kullanılmakta olan mağazanın zeminine döşeneceğinin belirttiğini, Satıcı tarafından ürünün zemin kaplama malzemesi olduğunu, herhangi bir sorun yaşanmayacağını, ürünün leke tutmadığını beyan ettiğini, Müvekkilinin güvenerek ürünü satın aldığını, ürünün mağazaya uygulandığını, Mağazanın dekorasyonunu tamamlanıp, mağaza faaliyete başladığında zemindeki taşın siyahlaştığını, lekeli göründüğünü, normal temizlik malzemesi ile silindiğinde lekenin çıkmadığının fark edildiğini, durumun derhal satıcıya bildirildiğini, satıcı tarafından özel ürünler ile temizlenmesi gibi bir öneride bulunulduğunu, ürünün uygulandığı alanın mağaza olduğunu, günde çok sayıda kişinin içeri girip çıktığını, özel ürünler ile sık sık temizlenmesinin mümkün olmadığı gibi, mağaza zemin taşının bu kadar sık temizlik gerektirmesinin de normal olmadığını, satın alınan ürünün ayıplı olduğunu, ayıbın ürün kullanıldıkça ortaya çıkan gizli ayıp olduğunun açık olduğunu, Gizli ayıbın tespit edildiği anda satıcı davalıya bildirilerek ayıp ihbarı yapıldığını, Davalı yanca, ayıp ihbarına rağmen herhangi bir çözüm üretilmediğini, Özel ürünle temizlenmesi gerektiğinin belirtilmesine rağmen, herhangi bir öneride yapılmadığını, ürünün mağaza zemininde halen durduğunu, ancak kullanılmasının çok çirkin görüntüye sebep olduğunu, Ürünü bu şekilde kullanmaya müvekkilinin zorlanamayacağını, Ürünün tamamen zeminde sökülüp atılacağı için, ürünün tüm bedelinin tahsilinin talep edildiğini, Davalı yan aleyhine ... 8 İcra Müdürlüğü... Esas sayılı dosya ile icra takibi başlatıldığını, Davalı yanca borca itiraz edildiğini, İtiraz üzerine duran takibin devamı için dava şartı arabuluculuğa başvurulduğunu, yapılan müzakere sonucunda anlaşmama tutanağı tutulduğunu, Davalı yanca yapılan itirazda bir özelliğin belirtilmediğini, Ürünün ayıplı olup olmadığının yargılamayı gerektirdiğinin belirtildiğini, Ürünün halen kullanılmakta olduğunu, yapılacak keşif ile ayıplı olduğunun ispat edilebileceğini, Tüm bu nedenlerle, Davalının ... 8. İcra Müdürlüğü ...Esas sayılı dosyaya yaptığı itirazın iptaline, takibin devamına, Haksız itiraz eden davalının alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. SAVUNMA/ Davalı vekili tarafından sunulan cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafça huzurda açılan davanın haksız ve hukuka aykırı olduğunu, reddinin gerektiğini, dava dilekçesinin sonuç kısmı incelendiğinde davacının bedel iadesi istediği ve sözleşmeden dönme talep ettiği görülsede, T.T.K.md 18 uyarınca müvekkili şirkete usulüne uygun gönderilmiş ayıp ihbarı veya sözleşmeden dönme ihtarnamesi bulunmadığından, Yerleşik Yargıtay İçtihatları gereği davanın usulden reddinin gerektiğini, diğer taraftan davacı tarafın dilekçesinde ürünün uygulandığı alanın mağaza olduğu, çok sayıda giriş çıkış yapıldığını ve sık sık temizlenmesinin mümkün olmadığının belirtildiğini, ancak davacının satın almış olduğu ürünün beyaz renkli porselen bazlı ürün olduğunu, ayakkabı ile gezilen bir mağazada ürünün temiz tutulabilmesi için günde 1-2 kere temizlenmesinin gayet normal olduğunu, ürünün kullanımdan kaynaklı ve yeterince sık temizlik yapılmamasından ötürü kirlenmiş olabileceğini düşündüklerini, Davacı tarafın Mayıs 2023 tarihinde aldığı ve mağaza zemininde kullandığı beyaz renkli ürünü yaklaşık 1,5 sene kullandıktan sonra üründe gizli ayıp olduğunu iddia ettiğini, bu durumun hayatın olağan akışına aykırı olup, kullanımdan kaynaklı bir durum söz konusu olduğunun da açık olduğunu, müvekkili şirketin üretmiş olduğu ürünler "Hitit Seramik" markası çatısı altında çoğunluğu yurt dışına ihraç edilen ürünler olup, bugüne kadar hiçbir müşteri şikayeti alınmadığını, dava konusu alacak likit olmamakla yargılamayı gerektiren bir konu olduğunu, Bu bakımdan davacının icra inkar tazminatı talebinin hukuka aykırı olduğunu, işbu taleplerinin de reddinin gerektiğini, tüm bu nedenlerle haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER VE GEREKÇE/ Dava, İİK m.67 kapsamında itirazın iptali davasıdır. Dava konusu uyuşmazlığın, taraflar arasında akdedilen satım sözleşmesine konu zemin döşeme malzemesinin gizli ayıplı olduğu iddiasına dayalı ayıplı üründen kaynaklandığı iddia olunan zararın tazminine ilişkin ... 8. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasından başlatılan takibe vaki itirazın iptali ve icra inkar tazminatı istemine ilişkin hususlarından kaynaklandığı görülmüştür. Mahkememizce celp edilen ... 8. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı takip dosyasının incelenmesinde davacı/takip alacaklısı tarafından, davalı takip borçlusu aleyhine 31/07/2024 tarihinde 60.058,70 TL toplam asıl alacak üzerinden takip başlatıldığı, borcun dayanağı olarak "03.05.2023 ve 12.05.2023 tarihli faturalarda belirtilen zemin kullanımı için satın alınan karo taş malzemelerin ayıplı olması sebebiyle ödenen bedellerin iade istemi" gösterildiği, davalı tarafından süresi içerisinde takibe itiraz edildiği, davacı tarafından işbu davanın açıldığı görülmüştür. Mahkememizin 18/02/2025 tarihli duruşmasının 1 nolu ara kararı ile Dosyanın mahkememizce resen seçilecek 1 Yapı malzemeleri konusunda uzman bilirkişi ve 1 borçlar hukuku konusunda uzman nitelikli hesap uzmanı bilirkişiye tevdi ile tarafların iddia ve savunmaları, sunulan deliller kapsamında dava konusu zemin döşeme malzemesinin ayıplı olup olmadığı, ayıplı olması halinde ayıbın açık ayıp mı gizli ayıp mı olduğu, ürünün mevcut hali ile kullanılmasının mümkün olup olmadığı, ayıp ihbarı konusunda davacının üzerine düşen yükümlülüğü yerine getirip getirmediği ve var ise oluştuğu iddia olunan zararın miktarının hesaplanması konusunda rapor alınmasına karar verilmiş, mahkememiz dosyası bilirkişiler ... ve ...'ye tevdi edilmiş ve bilirkişiler tarafından müştereken hazırlanan 27/06/2025 tarihli raporda özetle; " Yukarıda sıraladığım dosyasından yapılan incelemeler sonunda elde edilen veriler ve varılan kanaat neticesindeki sonuçlar aşağıda belirtilmiştir. Detaylı anlatıldığı gibi olayın nasıl vuku bulduğunun anlaşılabilmesi için renk değiştiren bir seramiğin sökülerek yapıştırma malzemesinin renginin belirlenmesi bu olayın tespitine yardımcı olacaktır, Yardımcı olacaktır dememin sebebi porselen seramiklerde su emme oranı %0,1 ile 0,5 arasında olduğundan bu renk değişiminin porselenin derz kısımlarında daha fazla olacağı kanısındandır. Kapilarite özelliği fazla ise yapıştırma için kullanılan malzemenin mineraller ininde yukarı çıkarak sarımsı bir iz bırakabilir. Beyaz yerine gri ya da koyu renkli yapıştırıcı kullanıldı ise porselenin içinden ışık geçirgenliği ile beraber sarımsı veya kirli bir görüntü oluşabilir. Gri renkli yapıştırıcılar bazı durumlarda porselenin şır altı yüzeyinde alkali veya metal oksit kaynaklı sararmada yapabilir. Yanlış kimyasal temizlik örneğin çamaşır suyu, tuz ruhu veya amonyaklı deterjanlar uzun vadede kimyasal reaksiyona girip sararmalara neden olabilir. Renk değiştirme sebebi kesin olarak tespit edilmesinden sonra sökülecek defolu miktarın tespit edilmesi ve ona göre yukarıda detaylı keşfi çıkarılmış bedel üzerinden maliyetin tespiti gerekmektedir. Ayıbın gizli ayıp mı yoksa açık ayıp mı olduğu bu tespitten sonra ortaya çıkacaktır. Davacının da döşeme sırasında doğru yapıştırıcı kullanıp kullanmadığı, renk değiştiren bir porselenin sökülmesi ile net ortaya çıkacaktır. Zararın ne kadar olduğu yukarıda hesaplanan m2 bedel üzerinden ne kadar kısmın söküleceğinin belirlenmesinden sonra ortaya çıkacaktır. Borçlar Mevzuatı Yönünden Sonuçlar; Uyuşmazlığın satış sözleşmesine konu ürünlerin ayıplı olduğu yönündeki iddialardan kaynaklandığı, davacının sözleşmeden dönerek ödenen bedeli istediği, Talep konusu bedel ile satın alınan toplam bedelinin uyumlu olduğu, toplam faturan bedelinin ve davacının iadesini talep ettiği bedelin 60.058,70 TL olduğu, ayıp ihbarı için geçerlilik şekil şartının bulunmadığı, davacı tanıklarının derhal ihbar yapıldığı yönünde beyanlarının olduğu, yerinde inceleme yapılmadığı için ayıbın varlığı/niteliği/gizli olup olmadığının değerlendirilemediği, mahkeme ara kararı gereğince yerinde incelemenin yapılması gerektiği ancak kendisine ulaşılması gerektiği ve bunun yerine getirilmediğinden bahisle yapılmadığı, bu yönde teknik bilirkişiyle ayrık görüşte olunduğu, mahkeme ara kararı gereğince resen yerinde incelemenin yerine getirilmesi gerektiği " yönünde rapor düzenlendiği görülmüştür. Mahkememizin 18/11/2025 tarihli duruşmasının 1 nolu ara kararı ile Taraf vekillerinin itirazları ve mahkeme ara kararına rağmen yerinde inceleme yapılmadan eksik hazırlanan bilirkişi raporunun denetime elverişli olmadığı anlaşıldığından inşaat mühendisi bilirkişi tarafından 18/02/2025 tarihli mahkeme ara kararına istinaden yerinde inceleme yapılarak raporun tamamlanmasının istenilmesine, bu suretle dosyanın yeniden bilirkişi heyetine tevdi ile yerinde inceleme yapıldıktan sonra ek rapor alınmasına karar verilmiş, mahkememiz dosyası yeniden bilirkişilere tevdi edilmiş ve bilirkişiler tarafından müştereken hazırlanan 10/04/2026 tarihli raporda özetle; " Seramik orijininde pürüzlü bir seramik olup dışarıdan ayak yolu ile getirilen çamur, toz gibi partiküller seramik yüzeyindeki pürüzlülükten dolayı aralarında birikmekte ve bu görünümü oluşturmaktadır. Seramik pürüzlü olduğundan ayakkabıların altındaki siyah plastik taban aşınma yolu ile seramiğin üzerinde iz bırakmaktadır. Özet olarak kanımca bu tür pürüzlü seramiklerin dükkân türü iç mekanlarda kullanılması uygun değildir. Seçilen temizlik malzemesi ile bir ilişki bulunmamaktadır. İş yerinin seramik temizliklerinin yapılması ile bu hali ile kullanılmasında bir engel yoktur. Ama tekrar ayni durum ortaya çıkacaktır. Renk değişikliğinin Seramik yapıştırıcı rengi ile de bir ilişkisi bulunmamaktadır. Görülen grimsi renk kirdir silince çıkmaktadır. Seramikler de herhangi bir çatlak bulunmamaktadır. Sonuç olarak seramiğin imalat yönünden herhangi bir bozukluğu bulunmamaktadır, malzeme seçim hatasıdır." şeklinde görüş bildirildiği görülmüştür. Dava, TBK m.227/1 kapsamında ayıp nedeniyle satış sözleşmesinden dönülmek suretiyle ödenmiş olan satış bedelinin faizi ile birlikte iadesi davasıdır. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, satım sözleşmesine konu ürünlerin ayıplı olup olmaması ve ayıplı ise davacının zararının tazminine dairdir. Dosyaya sunulan 2 adet faturanın toplam değeri 60.058,70 TL olp, davacı yan, icra takibi ile bu bedelin iadesini istemiştir. TTK m.23/1 düzenlemesi ile TTK'da açık hüküm bulunmayan hallerde ticari satış sözleşmeleri de TBK hükümlerine tabi tutulmuştur. TTK m.23/c düzenlemesi ile satılanın ayıp bakımından muayenesi ve ayıbın ihbarı açık ayıplar bakımından 2 gün, açıkça belli olmayan ayıplar bakımından ise 8 gün ile sınırlı tutulmuştur. Ancak satılandan olağan bir gözden geçirme ile ortaya çıkarılamayacak gizli ayıp bulunması halinde satıcı ayıbın süresinde bildirilmediği def'inde bulunamaz. Bunun dışında ayıp TBK m.219'da tanımlanmış olup ayıp halinde alıcının seçimlik hakları TBK m.227'de düzenlenmiş olup bu haklar m.231 düzenlemesi ile 2 yıllık zamanaşımına tabi tutulmuştur. Tarafların tacir olması, uyuşmazlığın ticari nitelikte ilgili olması ve satış sözleşmesinin tarafların kabulünde olması karşısında ihtilaf, satılanın ayıplı olup olmadığı, ayıbın niteliği ve süresinde ihbar edilip edilmediği, sözleşmeden geri dönmek suretiyle bedelin iadesinin talep edilip edilemeyeceği noktalarında toplanmaktadır. İstanbul BAM 14. HD ...Esas ... Karar sayılı ilamı dikkate alındığında "...Taraflar arasında ticari satım ilişkisi bulunduğundan uyuşmazlığın TBK'nın satım sözleşmesini düzenleyen hükümlerine göre çözümlenmesi gerekmektedir. Bu noktada uyuşmazlığın temelini oluşturan “ayıp ve ayıba karşı tekeffül” kavramları üzerinde durmakta yarar vardır: Satıcının ayıptan sorumluluğu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 219-231. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Ayıp kavramının tanımı kanunda tam olarak bulunmamakla birlikte, ayıptan sorumluluk halleri bu maddelerde hüküm altına alınmıştır. Ayıp kavramı hakkındaki genel tanım, sözleşme gereği edimin taşıması gereken nitelik ile mevcut nitelik arasındaki fark şeklindedir. TBK. m. 219’da sözleşmeye aykırılık halinde iki ayrı durum mevcuttur. Bunların ilki, satıcının alıcıya birtakım nitelikler bildirmesi ve bu niteliklerin söz konusu şeyde bulunmamasıdır. İkincisi ise sözleşme konusu şeyden beklenen faydayı azaltan veya ortadan kaldıran durumların mevcut olmasıdır. Buna dürüstlük kuralı çerçevesinde karar verilmektedir. Alıcının beklediği faydanın dürüstlük kuralı çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Burada objektif değer baz alınır. Satıcının ayıptan sorumluluğunun doğması için aranan şartlar: a) Ortada bir ayıp bulunmalıdır Ayıp; maddi, ekonomik veya hukuki olabilir. Satılanın yırtık, bozuk, kırık, lekeli olması gibi haller maddi ayıp teşkil eder. Hukuki ayıp ise, satılanın değerini ve ondan beklenen faydaları etkileyen eksikliklerdir. Satıcının bildirimi yoksa fakat eşyanın niteliği gereği, eşyadan beklenen bir fayda varsa, dürüstlük kuralı çerçevesinde beklenen bu faydanın sağlanamaması durumunda ayıptan bahsedilebilir. b) Satılandaki ayıp önemli olmalıdır. Ayıp sonucunda, söz konusu şeyin değerinin veya elverişliliğinin önemli şekilde azalması veya tamamen ortadan kalkması gereklidir. Bu gibi durumlarda, satılan şeydeki ayıp önem kazanmış olur. Önemsiz ayıplardan dolayı satıcı sorumlu tutulamaz. c) Alıcı malın ayıplı olduğunu bilmiyor olmalıdır. Bu konu, TBK. m. 222’de düzenlenmiştir. Buna göre, “Satıcı, satış sözleşmesinin kurulduğu sırada alıcı tarafından bilinen ayıplardan sorumlu değildir. Satıcı, alıcının satılanı yeterince gözden geçirmekle görebileceği ayıplardan da, ancak böyle bir ayıbın bulunmadığını ayrıca üstlenmişse olur.” Böylece alıcı, sözleşmenin kurulması esnasında ayıpları biliyorsa, bunları kabul etmiş sayılır ve satıcı ayıptan sorumlu olmaz. Ancak bunların gerçekleşebilmesi için, alıcının sözleşmeden önce, satın aldığı şeyi gözden geçirme imkânını bulabilmesi gereklidir . Burada gözden geçirmeden kasıt, olağan bir muayenedir. Alıcının satın aldığı şeyde, dikkatli özeni gösterseydi fark edebileceği ayıplardan da satıcı sorumlu değildir. Alıcının, malın ayıplı olduğunu bilmiyor olması gerekmektedir. Gizli ayıplarda, alıcının malın ayıplı olduğunu bilmesi mümkün değildir. Olağan gözden geçirme, malın alınırken kabaca gözden geçirilmesidir. İlk bakışta görülebilecek olan ayıplar mevcutsa, satıcının ayrıca bunu üstlenmesine gerek yoktur. Bu gibi durumlarda, sorumluluk aranmaz. d) Ayıptan sorumluluk sözleşme ile kaldırılmıyor olmalıdır e) Alıcı ayıbı kabul etmemiş olmalıdır f) Alıcı ayıptan doğan sorumluluk hükümlerinden yararlanabilmek için kanunun kendisine yüklediği külfetleri yerine getirmiş olmalıdır Alıcıya kanunen yüklenen külfetler, satılanı gözden geçirme ve varlığı iddia edilen ayıpları satıcıya bildirme külfetleridir. Alıcı, satın aldığı malı gözden geçirmek ve herhangi bir ayıp halinde de bunu satıcıya bildirmek zorundadır . Bu zorunluluklar TBK. m. 223’te düzenlenmiştir. TBK. 223’e göre, “Alıcı, devraldığı satılanın durumunu işlerin olağan akışına göre imkân bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve satılanda satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse, bunu uygun bir süre içinde ona bildirmek zorundadır.” Burada kesin bir süre belirlenmemiştir, ancak alıcı ayıbı en kısa sürede bildirmekle yükümlüdür. Tacirler arası ticari satımlarda, satılanın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli değilse, alıcı teslimden itibaren 8 gün, diğer hallerde ise 2 gün içinde satılanın gözden geçirilmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu hüküm 6102 Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenmiştir. TTK. m. 23/1.c’ye göre, “Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür. Diğer durumlarda, Türk Borçlar Kanunu’nun 223’üncü maddesinin ikinci fıkrası uygulanır.” Bu durumda, TBK. m. 223 burada da uygulama alanı bulacaktır. Alıcı, satılanın durumunu gecikmeksizin usulüne göre tespit ettirmekle yükümlüdür. Bunu yaptırmazsa, ileri sürdüğü ayıbın, satılanın kendisine ulaştığı zamanda var olduğunu ispat yükü alıcıya düşer. Bir sözleşmede ayıbın şartları mevcut ise ve alıcı da kendisinden beklenen külfetleri yerine getirmişse, bu durumda alıcı TBK. m. 227’de kendisine tanınan haklardan birini kullanabilir. Bu haklar; -Sözleşmeden dönme, bedelde indirim talebi, satılanın ücretsiz onarımı talebi, imkân varsa, satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesi talebi (Kaynakça: ARAL, Fahrettin, Borçlar Hukuku (Özel Borç İlişkileri), 8. Baskı, Ankara, 2009- AVUZ, Cevdet, Borçlar Hukuku Dersleri (Özel H, 9. Baskı, İstanbul, 2011) Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihat ve uygulamalarında eser sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda ayıp ihbarının her türlü delile ve bu arada tanık beyanı ile de kanıtlayabileceği kabul edilmektedir. Somut olayda, davacı tarafından bildirilen, mahkememizce dinlenilen davacı şirketin dışarıdan mimari işlerini yaptığını beyan eden tanığın beyanına göre, seramikteki kirliliklerin yani ayıpların, ürünün satın alındıktan yaklaşık 3 ay sonra ortaya çıktığını, kendisinin bunu öncelikle davacı firmaya daha sonra davalı firmaya bildirdiğini beyan ettiği, davacı şirket yetkilisinin şoförü olarak çalıştığını beyan eden tanığın beyanına göre ise, mağazaya taş döşendikten sonra aşağı yukarı bir, bir buçuk ay sonra taşların kararmaya başladığını, kararmanın sürekli arttığını, taşları temizlenmesinden sonra dahi yine aynı şekilde kir tutmaya başladığını, bunun üzerine davlı firmaya kararmaya başladıktan hemen sonra hiç vakit kaybetmeden davalı şirkete ürünün iade olup olmayacağını sorduklarını, taşlar ilk karardıktan yaklaşık 1 buçuk ay sonra davalı şirkete bildirim yapıldığını beyan ettiği görülmekle, dava dosyasındaki tanık anlatımlarından ayıbın ortaya çıkmasından sonra hemen ihbarın yapıldığı yönünde beyanları ve yukarıda belirtilen Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihat ve uygulamaları dikkate alındığında davacının derhal ayıp bildiriminde bulunduğu ve ayıp ihbarı külfetini yerine getirdiği kanaatine varılmıştır. Satım sözleşmesine konu seramik ürünlerinin teslimi ile ayıplı olup olmadığı, ürünün mağazaya uygun olup olmadığı, malzeme seçiminde hatanın kimden kaynaklandığının tespiti için hukukumuzda “ispat yükü”nün nasıl düzenlendiğine bakmak gerekmektedir. İspat, bir olayın veya hukuksal durumun varlığı veya yokluğu hakkında hâkimde kanaat uyandırmak için girişilen, ispat yükü üzerinde olan tarafın deliller vasıtasıyla yürüttüğü inandırma faaliyetidir. İddia ve savunmaya dayanak gösterilen ve mahkemenin karar vermesinde etkili olacak olgulardan hangisinin kim tarafından ispat edileceği hususu ispat yükü kavramıyla ilgilidir. İspat yükünün ne şekilde dağılacağına ilişkin genel kural 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 6. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre: “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguları ispatla yükümlüdür.” Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun “İspat yükü” başlığını taşıyan 190. maddesinin 1. fıkrasında, ispat yükünün belirlenmesine ilişkin temel kural vurgulanmış; 2. fıkrada ise, karinelerin varlığı hâlinde ispat yükünün nasıl belirleneceği düzenlenmiştir. Buna göre "(1)İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. (2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.” İspat yükü üzerine düşen taraf ancak ispata “elverişli” deliller ile iddiasının haklılığını kanıtlayabilir. Kanun koyucu HMK’nın 200. maddesinde belli miktarın üzerindeki uyuşmazlıklar yönünden bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukukî işlemlerin senetle ispatını zorunlu kılmış ve bu miktar dâhilinde kalan bir alacağın takdiri delillerle ispatına imkân vermemiştir. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.09.2021 tarihli ve ... E., 2...K. sayılı kararında da değinilmiştir. İspat yükü ilk önce kural olarak davacıya düşer; yani davacı davasını dayandırdığı olguları ispat etmelidir. Hâkimin kendisine ispat yükü düştüğünü bildirdiği taraf, uyuşmazlık konusu olguyu ispat edemezse davayı kaybeder. O taraf davacı ise davası reddedilir, davalı ise mahkûm edilir. Kendisine ispat yükü düşmeyen taraf, karşı (kendisine ispat yükü düşen) tarafın iddiasını (olguyu) ispat etmesini bekleyebilir. Kendisine ispat yükü düşen taraf iddiasını ispat edemezse, diğer (kendisine ispat yükü düşmeyen) tarafın onun iddiasının aksini (hilafını) ispat etmesine gerek yoktur; o olgu ispat edilmemiş (yani dava bakımından yok) sayılır. ( İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi ... Esas ... Karar) Yapılan yargılama, toplanan deliller, alınan bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, İnşaat Mühendisi Bilirkişisi tarafından yerinde inceleme sonucu düzenlenen 10/04/2026 tarihli bilirkişi raporu dikkate alındığında, satıma konu seramik ürününün, pürüzlü bir seramik olduğu, dışarıdan ayak yolu ile getirilen çamur, toz gibi partiküllerin seramik yüzeyindeki pürüzlülükten dolayı aralarında birikme yaparak kirli görüntü oluşturduğunu, seramiğin üzerinde iz bıraktığını, satıma konu ürünün dükkân türü iç mekanlarda kullanılmasının uygun olmadığı, iş yerinin seramik temizliklerinin yapılması ile bu hali ile kullanılmasında bir engel bulunmadığını, ancak tekrar aynı durumun ortaya çıkacağını, renk değişikliğinin seramik yapıştırıcı rengi ile de bir ilişkisinin bulunmadığını, seramikler de herhangi bir çatlağın bulunmadığını, sonuç olarak seramiğin imalat yönünden herhangi bir bozukluğu bulunmadığı, malzeme seçim hatasının mevcut olduğuna dair tespitler ışığında yapılan değerlendirmeye göre ürünün ayıplı olmadığı, malzeme seçiminin hatalı olduğu anlaşılmış, davacı vekili tarafından malzeme seçimi hatasından kaynaklanan sorumluluğun davalı firmada olduğunu,kendilerini davalı firmanın yönlendirdiğini, bunun tanık beyanları ile ispatlandığı bu nedenle davanın kabulü aksi takdirde müterafik kusur gereği bedelde indirim yapılması talep edilmiş ise de, dava konusu edilen alacağın miktar itibariyle HMK’nın 200/1. maddesi gereğince senetle ispat kuralına tabi olduğu; senetle ispat zorunluluğu bulunan durumlarda tanık dinlenebilmesi için HMK’nın 200/2. maddesine göre karşı tarafın tanık dinlenmesine açıkça muvafakat etmesi ya da 202. maddede düzenlenen delil başlangıcının yahut 203. maddesinde sayılan istisnalardan birinin mevcut olması gerekir. Dosya kapsamında, dava konusu ürünlerin davalı şirket yönlendirmesi ile satın alındığına dair davacı tanık anlatımlarından başka delil bulunmadığı, yazılı delil başlangıcı mahiyetinde dosyada başkaca bir delile de rastlanılmadığı, her ne kadar ayıp ihbarına ilişkin yukarıda yapılan değerlendirmede tanık anlatımlarına itibar edilmiş ise de, ayıbın varlığına ilişkin veya malzeme hatasından kaynaklanan sorumluluğun davalı firma üzerinde olduğunun ispatı bakımından salt tanık deliline dayanılamayacağı, tarafların tacir olduğu, TTK 18/2 maddesi gereğince basiretli tacir gibi hareket etmelerinin beklendiği, tacirlerin sözleşmede kararlaştırılan düzenlemelerin hüküm ve sonuçlarını öngörebilecek konumda olması gerektiği Mahkememizce kabul edilmiş olup, davacı tarafından ispatlanamayan davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-)Davanın REDDİNE, 2-)Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi gereğince alınması gereken 732,00 TL karar harcının peşin yatırılan 554,59-TL harçtan mahsubu ile bakiye 177,41-TL harcın karar kesinleştiğinde davacıya iadesine, 3-)Davalı vekili lehine karar tarihinde yürürlükte bulunan avukatlık asgari ücret tarifesi gereğince reddedilen kısım üzerinden hesaplanan 45.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalı tarafa verilmesine, 4-)Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, 5-)6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu m.18/A gereğince Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 3.600,00-TL arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, tahsilat ve gereği için Mahkeme Yazı İşleri Müdürlüğünce ilgili vergi dairesine müzekkere yazılmasına 6-)Taraflarca yatırılan bakiye gider avansının kararın kesinleşmesi halinde yatırana iadesine, Dair taraf vekillerinin yüzüne karşı, mahkememiz gerekçeli kararının HMK 345 maddesi gereğince taraflara tebliği tarihinden itibaren 2 hafta içerisinde mahkememize veya mahkememize gönderilmek üzere başka yer mahkemesine dilekçe verilmek ve istinaf harcı ile gerekli giderlerin tamamı ödenmek suretiyle, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi İlgili Hukuk Dairesince incelenebilmesi için tarafların istinaf yoluna başvuru hakkı açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 07/07/2026

Katip ¸e-imzalıdır

Hakim ¸e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2024/523, K. 2026/611, T. 07.07.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2024-523-e-2026-611-k-a2ce77aeb871