İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2024/837 E. 2026/613 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2024/837
Karar No
2026/613
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2024/837 Esas KARAR NO : 2026/613

DAVA : Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 29/12/2024 KARAR TARİHİ : 07/07/2026

Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA/ Davacı vekili tarafından sunulan dava dilekçesinde özetle; müvekkili aleyhine ... Banka Alacakları İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı takip dosyası üzerinden müvekkili aleyhine kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip başlatıldığını, bu kapsamda kendisine ait kep adresine tebliğ edilen 06/11/2024 tarihli ödeme emri gönderildiğini, ödeme emri ekinde takip dayanağı belgenin gönderildiğini, müvekkilinin elektronik tebligat sistemi ile kendisine yapılan tebligattan süresinde haberdar olmadığını, 5 günlük süre içerisinde icra hukuk mahkemesi nezdinde şikayet yoluna başvurmadığını, bu nedenle menfi tespit davası açıldığını, dava konusu çekin kambiyo vasfına haiz olmadığını, müvekkili tarafından ... Şirketi aleyhine menfi tespit davası açıldığını, davanın ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ...Esas sayılı dosya ile derdest olduğunu, çekteki şerhe konu olan 10/06/2024 tarihli ara kararın ibraz edildiğini, takibe konu çekin arkasında çekin 15/06/2024 tarihinde ibraz edildiğinin şerh edildiğinin görüldüğünü, anılan tarihin cumartesi gününe denk geldiğini, o tarihte bir çekin ibraz edilmesinin veya herhangi bir işleme tabi tutulmasının mümkün olmadığını, olayın niteliği ve konuya ilişkin yasal mevzuat incelendiğinde, dava konusu takip dayanağı belgenin kambiyo vasfının bulunmadığı gibi müvekkiline müracaat hakkının da bulunmadığını, dava konusu çekin kambiyo vasfının olmaması nedeniyle davalı alacaklının sebepten mücerretlik ilkesinden faydalanmasının mümkün olmadığını, çekin bedelsiz olduğunu, müvekkilinin dava konusu çeki keşide ederek teslim ettiği ... Şirketi'ne bir borcunun bulunmadığını, dava konusu çekin adı geçen firma tarafından ciro edilerek davalıya alacaklıya teslim edilmişse de müvekkilinin adı geçen firmaya bir borcunun bulunmadığından ve ortada bir kambiyo taahhüdü olduğundan bahsedilemeyeceğinden davalı alacaklının müvekkilinden talep edebileceği bir alacağının bulunmadığını, ... Şirketi firmasına karşı ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin... Esas sırasında kayıtlı menfi tespit davası açıldığını, açılan nedenlerle davalı alacaklıya karşı da müvekkilinin borçlu olmadığının tespiti için işbu davanın açılmasının gerektiğini, takibin durdurulması taleplerinin bulunduğunu, müvekkilinin de aralarında bulunduğu borçlular hakkında takip başlatıldığını, takibin yürütülmesi ve müvekkili aleyhine icrai hacizlerin uygulanması halinde mağduriyet yaşayacağının her türlü izahtan vareste olduğunu, tüm bu nedenlerle, ... Banka Alacakları İcra Dairesi'nin ... esas sayılı takip dosyası kapsamında müvekkilinin davalı alacaklıya borçlu olmadığının tespitine, icra işlemlerinin yürütülmesinin müvekkilinin telafisi güç veya imkansız mağduriyetine sebebiyet vereceği dikkate alınarak takibin durdurulmasına, bu hususta ihtiyati tedbir mahiyetinde karar verilmesine, davalı alacaklının kötüniyet tazminatına mahkum edilmesine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalı alacaklı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. SAVUNMA/ Davalı vekili tarafından sunulan cevap dilekçesinde özetle ; Söz konusu çekin 15.06.2024 tarihinde takas odasına ibraz edildiğini, ... Asliye Ticaret Mahkemesi ... E. (Yeni Esas ... 15. Asliye Ticaret Mahkemesi...) Sayılı dosyadan verilen ödeme yasağı bulunduğu gerekçesi ile zorunlu karşılık tutarının ödenmediğini, Takip konusu çekin ibrazı üzerine ... Banka Alacakları İcra Dairesi’nin ... E. sayılı dosyası üzerinden keşideci.... Ltd. Şti.,... (TCKN:...) ve ciranta ... Tic A.Ş. hakkında kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takibe geçildiğini, senet asıllarının icra dosyası kasasında mübrez olduğunu, Davacının 29.12.2024 tarihli dilekçe ile takip dayanağı çekin kambiyo vasfını kaybettiğini, çekin bedelsiz olduğunu ve müvekkili bankanın müracaat hakkına itiraz ettiğini, takibe konu çekin kambiyo vasfına haiz olduğunu, takip konusu çekin kambiyo senedi vasfında olduğu iddiaları saklı olmak kaydıyla davacının platin kimya firmasına borçlu olmadığı iddiasının gerçek dışı olduğunu, davacı borçlunun alacağın %20’sinden az olmamak üzere tazminata hükmolunması taleplerinin bulunduğunu, bu nedenlerle, haksız, hukuki ve fiili dayanaktan yoksun davanın reddine, Davacının % 20'den az olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine, Yargılama giderleri ve yasal vekalet ücretinin davacıya yükletilmesinE karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER VE GEREKÇE/ Dava, Menfi tespit davasıdır. Dava konusu uyuşmazlığın, davalı tarafından ... Banka Alacakları Dairesi'nin ... Esas Sayılı takip dosyasına ... Bankası ... Şubesi'ne ait, ... Seri numaralı, 15/06/2024 keşide tarihli, 646.300,00 TL bedelli çek yönünden davacının borçlu olmadığının tespitine ilişkin menfi tespit istemine ilişkin hususlarından kaynaklandığı görülmüştür. Davalı/ takip alacaklısı tarafından ... Banka Alacakları İcra Dairesi'nin...Esas sayılı takip dosyası üzerinden davacı aleyhine Kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip başlatıldığı, ödeme emri ekinde, takip dayanağı belge olarak ...Bankası Anonim Şirketi ... Şubesine ait, ... seri numaralı, 15.06.2024 keşide tarihli, 646.300,00-TL tutarlı Çek" sunulduğu, davalının süresi içerisinde takibe itiraz etmediği ve işbu davanın açıldığı görülmektedir. Dava konusu çek incelendiğinde; çeki tahsil için ibraz edenin, davalı alacaklı ... Bankası A.Ş. olduğu; çekin alacaklıya ... Şirketi'nden ciro yolu ile geçtiği ve yine bu kapsamda davalı alacaklı tarafından davacının da dahil olduğu cirantalara karşı icra takibi başlatıldığı görülmektedir. ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ...E. Sayılı dosyasından verilen 10/06/2024 tarihli tedbir kararı ile yalnız dava dşı... A.Ş. Yönünden üçüncü kişilerin haklarının ihlal edilmemesi kaydı ile dava konusu çek hakkında ödeme yasağı kararı verildiği görülmüştür. Davacı tarafından, ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin... E. Sayılı dosyasından, dava dışı ...Tic A.Ş.'ne karşı temel borç ilişkisi bakımından dava konusu ...Bankası ... Şubesi'ne ait, ... Seri numaralı, 15/06/2024 keşide tarihli, 646.300,00 TL bedelli çek yönünden çekin bedelsiz kaldığına ilişkin menfi tespit davası açıldığı, dosyanın görevsizlik kararı ile ... 15 ATM'nin...Esas sırasına kaydedildiği ve dosyanın halen derdest olduğu görülmüştür. Kural olarak çek bir ödeme aracı olup, mevcut bir borcun tasfiyesi amacıyla verilmektedir. Çekin ödeme dışında başka bir amaçla (örneğin avans olarak) verildiğini iddiasının davacı tarafça (HMK’nın 200. maddesi gözetilerek) ispatlanması gerekmektedir. Davacı tarafından varlığı iddia edilen bir hukukî ilişkinin mevcut olmadığının (yok olduğunun) tespiti için açılan davaya menfi (olumsuz) tespit davası denir (Kuru, Baki: İcra ve İflâs Hukuku El Kitabı (Kuru-El Kitabı), İstanbul 2013, s. 346). Menfi tespit davası, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun (İİK) 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında ya da icra takibinden sonra borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. Bu dava maddi hukuk ve usul hukuku bakımından genel hükümlere dayalıdır ve normal bir hukuk davası olarak açılır. Menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer. Davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, yani bu hukukî ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukukî ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıya düşer (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 190; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m.6). Fakat, menfi tespit davasını açan davacı (borçlu), davalının (alacaklı) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkinin hiç doğmadığını iddia etmeyip, bilakis bu ilişkinin doğduğunu bildirerek başka bir nedenle hukukî ilişkinin geçersiz olduğunu veya son bulduğunu ileri sürmekte ise bu iddiayı ispat yükü TMK’nın 6. maddesi gereğince davacıya düşer. Örneğin; alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer. Bunun gibi, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya düşer (Kuru-El Kitabı, s.370 ilâ 372). Çek, Kanun’da öngörülen sıkı şekil şartlarına bağlı olarak düzenlenen, para borçlarını ödeme amacına özgülenmiş, yazılı ve soyut bir havaledir. Çek kanunen emre yazılıdır (nama veya hamiline de yazılabilir). Çek açıkça emre kaydını içermese bile ciro ve zilyetliğin geçirilmesi yoluyla devredilir. Çek düzenleyen muhataba belirli bir bedeli lehtara ödeme, lehtara da tahsil yetkisi veren bir kambiyo senedidir. Çek bir ödeme aracıdır. Ancak poliçe ve bonodaki gibi kredi işlevine haiz değildir. Çek bir ödeme aracı olduğundan çekte vade olmaz, ibraz süreleri kanunda olabildiğince kısa tutulmuştur. Çek muhatap bankaca görüldüğünde ödenir (Poroy, Reha/ Tekinalp, Ünal: Kıymetli Evrak Hukuku Esasları, Ankara 2018, s. 309 vd.). Ticarî hayatta yaygın olarak ileri tarihli çek düzenlenerek çekin kredi veya teminat aracı olarak kullanıldığı görülmektedir. Bu kullanım şeklinin dahi çekin ödeme aracı olma özelliğini ortadan kaldıramayacağı unutulmamalıdır. Çek muhatap banka tarafından görüldüğünde meşru hamil olan kişiye nakden ödenir. Çekin muhatap bankaya ibrazı, çekin, ödenmesi için bankaya, dolayısıyla bankanın incelemesine sunulması, zilyetliğin geçici olarak bankaya bırakılmasıdır (Poroy/ Tekinalp, 379, 381). Her senedin düzenlenmesinin altında yatan bir neden/ilişki vardır. İlletten mücerret olan kambiyo senetleri “ifa amacıyla” ya da “ifa yerine” düzenlenebilir. İfa amacıyla düzenlendiğinde, taraflarca aksi kararlaştırılmadığı sürece asıl borç ilişkisi ortadan kalkmaz. Kambiyo senedinin bu iki nedenden hangisi için düzenlendiğinin açıkça belirtilmediği durumlarda, kambiyo senedinin ifa amacıyla düzenlendiği kabul edilir. Bir başka anlatımla, kambiyo senedinin mevcut asıl borç ilişkisinden doğan alacağın ifasını teminen, bu alacağın ifasının gerçekleştirilmesi uğruna düzenlenmesi esastır (Bozer, Ali/Göle, Celal: Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara 2018, s.68). Kambiyo senetleri mücerret kıymetli evrak niteliğine sahip olduklarından bu senetlerde yer alan hak, temel borç ilişkisinden bağımsızdır. Ancak kambiyo taahhüdünde bulunmanın temelinde -şart olmamakla birlikte- genellikle satım, bağışlama, kira, taşıma gibi bir borçlandırıcı işlem vardır. Böyle bir borçlandırıcı işlem yoksa senedin hatır için verildiği varsayılır. Temel borç ilişkisinin taraflarından birinin bir kambiyo senedi düzenleyip lehtara vermesiyle kambiyo ilişkisi diye adlandırılan ve temel borç ilişkisinden bağımsız olan ikinci bir borç ilişkisi doğar. Zira bir borç ilişkisi için kambiyo taahhüdünde bulunulması tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça borcun yenilenmesi sonucunu doğurmaz; kambiyo senedinin ifa yerine değil ifa uğruna verilmiş olduğu kabul edilir. Dolayısıyla bir borç hakkında kambiyo senedi düzenlendiği takdirde, taraflar arasında biri temel borç ilişkisi, diğeri kambiyo ilişkisi olmak üzere iki çeşit ilişki bulunur. Aynı durum, kambiyo senedinin tedavülü hâlinde de karşımıza çıkar. Bir kambiyo senedi ciro edildiği zaman ciranta ile ciro edilen kişi arasında kural olarak bir temel ilişki (asıl borç ilişkisi) bulunmaktadır. Ayrıca, bu iki kişi arasında kambiyo hukukundan doğan bir kambiyo ilişkisi de mevcuttur. Bu sebeple taraflar arasındaki temel borç ilişkisindeki bozukluklar kambiyo ilişkisini etkilemez. Temel borç ilişkisinden doğan def’îler, temel borç ilişkisi ile kambiyo ilişkisinin taraflarının aynı olması ve bile bile borçlu zararına hareket edilmesi hâlleri dışında, kambiyo ilişkisinde ileri sürülemez. Zira temel borç ilişkisi kendi hukukuna, kambiyo ilişkisi de kendi hukukuna tabidir. Borçlu, kambiyo senedi nedeniyle alacaklıya karşı, genel olarak ya kambiyo taahhüdünün hükümsüz olduğunu ya da temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek menfi tespit talebinde bulunabilir. Başka bir deyişle borçlunun kambiyo senedi borcundan dolayı sorumlu olmaması, doğrudan doğruya kambiyo senetleri hukukundan doğan nedenlerden kaynaklanabileceği gibi, temel borç ilişkisine yönelik nedenlere de dayanabilir. Bununla birlikte borçlunun takas def’îni kullanması hâlinde ise ne temel borç ilişkisine ne de kambiyo senedi borcuna dayanılmakta; borçlu, kambiyo senedinden doğan borcu ile hamildeki alacağını takas etmektedir. Borçlunun, temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek açtığı menfi tespit davası, öğreti ve uygulamada bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası olarak adlandırılmaktadır. Bedelsizlik ise, bir kambiyo senedinin ihdasına neden olan temel alacağın herhangi bir nedenle mevcut olmamasıdır (İnan, Nurkut: Türk Hukukunda Hatır Senetleri ve Özellikle Hatır Bonoları, Ankara, 1969, s.16). Başka bir deyişle bir kambiyo taahhüdünün temel alacağı geçersizse ya da sona ermişse, o kambiyo taahhüdü bedelsiz demektir. Bu anlamda senedin bedelsiz sayılmasında esas alınan husus, temel borç ilişkisinin kendisi değil, bu temel borç ilişkisinden doğan temel alacaktır. Bu itibarla bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası ile maddi hukuk bakımından borcun mevcut olup olmadığının tespiti amaçlanmakta; borçlu olmadığını iddia eden borçluya, genel hükümlere göre bu durumu tespit imkânı verilmektedir. Dava neticesinde borçlu olunmadığının tespiti hâlinde ise davacı (borçlu) hakkında bir icra takibi başlatılması engellenmiş olacak veya başlatılan ve devam eden icra takibi iptal edilerek, davacının mevcut olmayan bir borcu ödemesi engellenmiş olacaktır. Bedelsizlik iddiası,6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m.687) maddesi anlamında bir kişisel def’îdir. Bedelsizlik bir kişisel def’î olduğundan düzenleyen tarafından kural olarak ancak senet lehtarına karşı ileri sürülebilir. Ancak borçlu, hamilin senedi bilerek kendi zararına devraldığını kanıtlamak şartıyla hamile karşı da bedelsizlik def’îni ileri sürebilir. Bedelsizliğe dayalı menfi tespit davasının yasal dayanağı 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 77 vd. maddelerinde düzenlenen sebepsiz zenginleşmedir. Zira kambiyo senetlerinde geçerli olan mücerretlik (soyutluk) ilkesi gereğince, temel alacağın mevcut olmaması veya geçersiz olması, kambiyo senedinin hükümsüzlüğü sonucunu doğurmamakta; buna karşılık temel ilişkideki sakatlık, kambiyo borçlusuna, borçlu olmadığının tespitiyle birlikte, alacaklıya karşı sebepsiz zenginleşme def’ini dermeyan etme hakkını vermektedir. Kambiyo senedinin teminat amacıyla düzenlenmiş olması hâlinde ve de senet ciro edilmişse hamil senedin teminat senedi olduğunu biliyor ve borçlunun zararına hareket ediyorsa, anılan def’înin hamile karşı da öne sürülmesi mümkündür. Menfi tespit davasının konusunu oluşturan senedin bedelsizliğine dair iddiayı ispat yükü üzerinde olan senet borçlusu bu iddiasını, HMK’nın 201. maddesi gereğince ancak yazılı delille/kesin delille ispatlayabilir. Zira bir kambiyo senedine bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler, değeri ne olursa olsun tanıkla ispat olunamayacaktır. Senede karşı senetle ispat kuralı olarak adlandırılan bu kuralın karşı tarafın muvafakati ve HMK’nın 202. maddesinde düzenlenen delil başlangıcı olarak adlandırılan iki istisnası mevcut olup anılan iki durumun gerçekleşmesi halinde senede karşı tanıkla ispat mümkündür. Öte yandan senedin teminat olarak verildiğinden bedelsizliğine dair kişisel def’înin sonraki hamillere ileri sürülmesi ancak TTK’nın 687. maddesi gereğince hamillerin, senedi iktisabında bile bile borçlunun zararına hareket etmiş olduğunun ispatıyla mümkündür. Bu itibarla gelinen aşamada kanun koyucunun takdiri hâkime bıraktığı “bile bile borçlunun zararına hareket” kavramı ve bu durumun ispatı hususuna değinmek yararlı olacaktır. Kambiyo senetlerinde kamu itimadına mazhar olma ilkesi çerçevesinde ortaya çıkmış olan kişisel def’îlerin sonraki hamillere ileri sürülememesinin bir istisnası olan bu kavram, TMK’nın 2. maddesinde düzenlenen iyiniyet kuralı ile ilişkilidir. İyiniyetin var olup olmadığının her somut olayın özelliğine göre belirlenmesi gerektiğinden bu kavramın içeriği uyuşmazlıklardaki oluşa göre farklılaşabilecektir İspat konusunda ise; niteliği gereği bile bile borçlu zararına hareketin varlığının senetle ispatı aranmaz. Yani, borçlu, hamil olan davalılara karşı kambiyo senedini iktisap ederken bile bile borçlunun zararına hareket ettiğini, kambiyo senedinin bedelsiz olduğunu bilebilecek durumda olduğunu tanık dâhil her türlü delille ispat edebilir. Bununla birlikte, ispat yükü senet borçlusunun üzerinde olup, borçlu tarafından hem def’îlerin varlığı (ki bu def'î bedelsizlik ise senede karşı senetle ispat kuralları gereği kesin/yazılı delillerle ispatı gerekecektir) hem de bunların senedi iktisap ederken hamil tarafından bilindiğinin ispatlanması gerekmektedir. Bu kapsamda kişisel def’îlerin hamile karşı ileri sürülebilmesi için hamilin keşideci ile lehtar arasındaki ilişkiyi bilmesi yeterli olmayıp sırf borçluyu ızrar etmek maksadıyla hareket etmiş, başka bir deyişle bu amaçla senet lehtarıyla gizli anlaşma içerisine girmiş olması da gerekir. Somut olayda davacı, dava konusu takip dayanağı belgenin kambiyo vasfının bulunmadığı, dava konusu çekin kambiyo vasfının olmaması nedeniyle davalı alacaklının sebepten mücerretlik ilkesinden faydalanmasının mümkün olmadığını, çekin bedelsiz olduğunu, dava dışı ... Şirketi'ne bir borcunun bulunmadığını, dava konusu çekin adı geçen firma tarafından ciro edilerek davalıya alacaklıya teslim edilmişse de, davacı şirketin dava dışı firmaya bir borcunun bulunmadığından ve ortada bir kambiyo taahhüdü olduğundan bahsedilemeyeceğinden davalı alacaklının davacıdan talep edebileceği bir alacağının bulunmadığını, ... Şirketi firmasına karşı ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas sırasında kayıtlı menfi tespit davası açıldığını, anılan nedenlerle davalı alacaklıya karşı davacının borçlu olmadığının tespitini iddia etmiştir. Uyuşmazlığa konu çekin emre yazılı olarak düzenlenmiş olması ve ilk cironun da dava dışı lehdar tarafından yapılmış olması karşısında dava konu çekin ciro silsilesinde kopukluk bulunmadığı,TTK md. 781 hükmünden yapılan atıfla TTK md. 780/1 fıkrasında sayılan unsurları taşımayan bir senedin çek sayılmayacağından bahsedilmiş olup dava konusu çek incelendiğinde senet metninde "çek" kelimesi, kayıtsız şartsız belirli bir bedelin ödenmesi için havaleyi, muhatabın ticaret unvanı, ödeme yerini, düzenleme tarihi ve yerini, düzenleyenin imzasını, banka tarafından verilen seri numarası ve karekodunu içerdiği, şekil şartlarında herhangi bir eksiklik bulunmayan çekin kambiyo senedi vasfına haiz olduğu, davacı bedelsizlik def’îni yazılı delille ispat edemediğinden çekin hamili davalı bankanın, bile bile davacının zararına hareket ederek senedi iktisap etmiş olduğu iddiasının ispatı da söz konusu değildir. Zira TTK’nın 778/1-a maddesi atfıyla uygulanacak olan aynı Kanun’un 687. maddesi gereğince; bedelsizlik şeklinde ortaya çıkan kişisel def’înin senet hamiline karşı ileri sürülebilmesi için öncelikle, senedin bedelsizliğine dair def’înin yazılı delille ispatlanması zorunlu olup bu iddia davacı tarafından usulüne uygun olarak ispatlanamamıştır. Bu nedenle davanın reddine, İspatlanamayan kötü niyet tazminatı talebinin de reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-)Davanın REDDİNE, 2-) İspatlanamayan kötü niyet tazminatı talebinin reddine, 3-)Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi gereğince alınması gereken 732,00 TL karar harcının peşin yatırılan 14.427,58-TL harçtan mahsubu ile bakiye 13.695,58-TL harcın karar kesinleştiğinde davacıya iadesine, 4-)Davalı vekili lehine karar tarihinde yürürlükte bulunan avukatlık asgari ücret tarifesi gereğince reddedilen kısım üzerinden hesaplanan 45.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalı tarafa verilmesine, 5-)Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, 6-)Taraflarca yatırılan bakiye gider avansının kararın kesinleşmesi halinde yatırana iadesine, Dair davacı ve davalı vekilinin yüzüne karşı, mahkememiz gerekçeli kararının HMK 345 maddesi gereğince taraflara tebliği tarihinden itibaren 2 hafta içerisinde mahkememize veya mahkememize gönderilmek üzere başka yer mahkemesine dilekçe verilmek ve istinaf harcı ile gerekli giderlerin tamamı ödenmek suretiyle, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi İlgili Hukuk Dairesince incelenebilmesi için tarafların istinaf yoluna başvuru hakkı açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 07/07/2026

Katip ¸e-imzalıdır

Hakim ¸e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2024/837, K. 2026/613, T. 07.07.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2024-837-e-2026-613-k-9cff41bd55dc