Yargıtay · 3. Hukuk Dairesi
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2026/25 E. 2026/3753 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 3. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2026/25
- Karar No
- 2026/3753
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/1406 E., 2025/1686 K.. İLK DERECE MAHKEMESİ : Kayseri 2. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2022/425 E., 2025/137 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, taraf vekilleri ve ihbar edilen vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 61. maddesi gereği davanın ihbarı, ihbar olunanı davanın tarafı haline getirmeyeceğinden, davada taraf sıfatı olmayan ve hakkında hüküm kurulmayan ihbar olunanın temyiz hakkı bulunmadığından temyiz dilekçesinin reddine karar verilerek, davacı vekili ve dahili davalılar vekilinin, gerekli şartları taşıdığı anlaşılan temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin ..... Noterliğinin 02.07.2021 tarihli ve ..... yevmiye numaralı araç satış sözleşmesi ...... plakalı..... marka ...... model aracı davalıdan satın aldığını, araç alındıktan sonra .... Cumhuriyet Başsavcılığının 2022/5645 soruşturma sayılı dosyası ile araca change olduğundan bahisle 15.04.2022 tarihinde el konulduğunu, savcılıkça yapılan inceleme sonucunda alınan 12.05.2022 tarihli rapora göre, müvekkilinin satın aldığı aracın siciline uygun olmadığı, şasi numarasında yapılan değişikliğin sahtecilik olduğu ve aracın kimliğinin değiştirildiği (change), aldatmaya haiz olduğu ve iğfal kabiliyetinin bulunduğunun tespit edildiğini, araca el konulduktan sonra zararların giderilmesi ve bedelin ödenmesi için davalıya.... Noterliğinin 28.07.2022 tarihli ve ... yevmiye nolu ihtarnamesinin gönderildiğini, davalının işbu ihtarnameye olumsuz cevap verdiğini, müvekkilinin aracı alırken ekspere gösterdiğini ve problem olmadığının belirtildiğini, davalının da aracın bir sıkıntısı olmadığını alım esnasında dile getirdiğini ileri sürerek; aracın el konulma tarihi olan 15.04.2022 tarihindeki değerinin alınacak bilirkişi raporuyla hesaplanarak şimdilik 5.000,00 TL alacağın 15.04.2022 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle davalıdan tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili; müvekkilinin davaya konu aracın change olduğunu ne devir esnasında ne de devirden sonraki süreçte bilmediğini, müvekkilinin davaya konu aracı 27.11.2019 tarihinde dava dışı ... isimli şahıstan satın aldığını, aracın alındığı esnada change olup olmadığı hakkında kendisine bilgi verilmediğini, devirden sonra müvekkilinin aracı aktif olarak kullandığını bilahare de ihtiyaçları sebebiyle davacıya sattığını, müvekkilinin kusurunun olmadığını, müvekkilinin aracı satın aldığı kişiye davanın ihbarını talep ettiklerini, aracın bütün muayenelerden sorunsuz olarak geçtiğini, davaya konu olayda aracın tescilleri esnasında gerekli denetim ve gözetimi yapmayan idare asli kusurlu olduğundan dosyanın ...'na ihbarını talep ettiklerini savunarak, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; Kayseri 3. Noterliğinin 02.07.2021 tarihli ve ... yevmiye numaralı araç satış sözleşmesi ile davaya konu aracın 160.000,00 TL bedelle davalı tarafından davacıya satıldığı, Büyükçekmece 3. Sulh Ceza Mahkemesinin 2022/2954 D. İş sayılı kararı ile davacının davalıdan ikinci el olarak satın aldığı araca el konulmasına karar verildiği ve kolluk marifetiyle araca el konulduğu, savcılık soruşturması sırasında alınan 12.05.2022 tarihli rapor ile aracın change olduğunun tespit edildiği, zapta karşı tekeffül hükümleri gereğince davacının satış bedelini akidi olan davalıdan isteyebileceği, dolayısıyla davacının noter satış senedinde belirlenen 160.000,00 TL'yi davalıdan talep edebileceği ancak davacı 5.000,00 TL talepte bulunduğundan 5.000,00 TL üzerinden davanın kabul edildiği ve davacının fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulduğu, aracın satış sözleşmesinde yazılı satış bedeli üzerinden hüküm kurulması gerektiğinden denkleştirici adalet ilkesine göre hesaplama yapılmadığı gerekçesiyle; davanın kabulüne, 5.000,00 TL'nin 15.04.2022 tarihinden itibaren işleyecek olan yasal faizi ile birlikte muris ... mirasçılarından Niğde 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2023/2299 Esas sayılı mirasçılık belgesindeki hisseleri oranında alınarak davacıya verilmesine, davacının fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulmasına karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili ve dahili davalılar vekili istinaf isteminde bulunmuşlardır. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlardır. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1.Davacı vekili; Mahkemece rapor alınmadan, keşif yapılmadan davanın esası hakkında hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, kararın çelişkili olduğunu, aleyhe hususları kabul etmemekle birlikte aksi düşünülse dahi satış sözleşmesindeki bedel üzerinden harcı tamamlamak üzere taraflarına süre verilmeden karar verilmesinin hatalı olduğunu, Mahkemece eksik hususların giderilmediğini ve delillerin yeteri kadar toplanmadığını ifade ederek; kararın bozulmasını talep etmiştir. 2.Dahili davalılar vekili; müteveffa müvekkili..., davaya konu aracın change olduğunu bilmediğinden kusurunun olmadığını, müvekkilinin aracı kullandığı süre boyunca aracını muayene ettirdiğini ve aracın bütün muayenelerden sorunsuz olarak geçtiğini, Danıştay'ın yerleşik içtihatları ile bir aracın sahte belgeler ve diğer bir takım sahte işlemlerle trafiğe çıkarılmasını idarenin hizmet kusuru olarak kabul ettiğini, hizmetin iyi işlememesi sonucu kişilerin zarara uğramaları halinde doğan zararların idare tarafından karşılanması gerektiğine karar verildiğini, dava konusu olaydaki asli kusurlunun, aracın tescilleri esnasında gerekli denetim ve gözetimi yapmayan idare olduğunu ifade ederek; kararın bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, satın alınan araca el konulması üzerine, zapta karşı tekeffül hükümleri kapsamında tazminat istemine ilişkindir. 1.Temyiz edilen kararın dayandığı bilgi ve belgelere, davacı ...'e satılarak teslim ve tescil edilen dava konusu araçta üçüncü kişi veya kamu gücünün zaptı sağlayacak bir ayni hakkının bulunduğu, bu hakkın mahkemenin el koyma kararıyla da tespit edildiği, bu hakkın varlığının davacı alıcı tarafından bilinmediği, böylece borçlunun tekeffülünün şartlarının somut olayda gerçekleştiği, alıcının, satılanın tamamen zaptı halinde satıcıya karşı ileri sürebileceği bu istemlerin kabul edilebilmesi için satıcının kusurlu olup olmamasının sonuca etkili olmadığı, satıcının bu konudaki sorumluluğunun kanundan doğan kusursuz sorumluluk olduğunun anlaşılmasına göre; dahili davalılar vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir. 2. Davacı ...'in 02.07.2021 tarihinde davalı müteveffa...'ten davaya konu aracı satın aldığı, satın aldıktan sonra dava konusu aracın change edildiği gerekçesiyle .... Cumhuriyet Başsavcılığının 2022/5645 Soruşturma numaralı dosyası ile muhafaza altına alındığı, Büyükçekmece 3. Sulh Ceza Mahkemesinin 2022/2945 Değişik İş sayılı dosyası ile 14.04.2022 tarihinde araca el konulmasına karar verildiği anlaşılmıştır. Somut olayda çözülmesi gereken uyuşmazlık tarafların bilmemesine rağmen satım anında aslında var olan bir tehlikeye karşı davalı satıcının sorumlu olup olmayacağı ve bu sorumluluğun zapta karşı tekeffül hükümleri doğrultusunda çözülüp çözülemeyeceğidir. 3.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 207. maddesine göre; satış sözleşmesi, satıcının, satılanın zilyetlik ve mülkiyetini alıcıya devretme, alıcının ise buna karşılık bir bedel ödeme borcunu üstlendiği sözleşmedir. Taşınır sözleşmesinde satıcının taşınırı teslim etmek ve mülkiyeti alıcının üzerine geçirmek gibi asıl borcu yanında satılan malı saklama ve gerektiğinde taşıma masraflarını ödeme borcu gibi tali nitelikte borçları da bulunmaktadır. Satıcının diğer bir borcu ise 6098 sayılı Kanunun 214 ilâ 218. maddelerinde düzenlenen ... karşı ... borcudur. .... karşı ..., satılan malın bir üçüncü kişi veya kamu gücünün iddia ettiği üstün bir hak yüzünden alıcının elinden alınmasından veya iddia olunan bu hak sebebiyle alıcının mülkiyet hakkını gereği gibi kullanamamasından dolayı satıcının sorumlu olmasıdır. Kanunun 214. maddesinde, satıcının, satılan şeyin bir üçüncü şahıs veya kamu gücü tarafından satım akdi zamanında var olan bir hak sebebi ile tamamen veya kısmen zapt edilmesinden, alıcıya karşı sorumlu olduğu açıklandıktan sonra, devamındaki maddelerde de bu yükümlülüğün koşulları ve zararın kapsamı konusunda açıklamalar getirilmiştir. Aynı Kanunun 217. maddesinde, satılanın tamamen zaptı halinde, satış sözleşmesinin kendiliğinden sona ereceği ve alıcının, satıcıdan aynı maddenin 1, 2, 3 ve 4. bentlerinde yazılı zararları isteyebileceği hükme bağlanmıştır. Bu hükümlere göre, satılanın tamamen zaptı halinde alıcı, satılandan elde ettiği veya elde etmeyi ihmal eylediği semereler düşülmek suretiyle, zapt tarihi itibarıyla aracın gerçek ve güncel müspet zararını faizi ile birlikte iadesini isteyebilir. Ancak bu hususta davacının ekonomik, sosyal durumu ve aracı kullanma şekli belirlenip ayrıca davalının da satış bedelini kullandığı gözetilerek bir değerlendirme yapılması gerekir. Satım sözleşmesine konu araç hususi araç ise, aracın kullanılma tarzına göre her gün kullanılarak gelir getirdiği düşünülemeyeceğinden, alıcının elde ettiği semere de söz konusu olmayacağından hükmedilecek tazminattan düşülemeyecektir. Örneğin; davacının aracını kiraya vermesi durumunda elde ettiği kira bedelleri hükmedilecek tazminattan düşülebilecektir. Hemen belirtilmelidir ki; aynı Kanunun 217/son maddesine göre alıcının, satılanın tamamen zaptı halinde satıcıya karşı ileri sürebileceği bu istemlerin kabul edilebilmesi için, satıcının kusurlu olup olmaması, sonuca etkili değildir. Zira satıcının bu konudaki sorumluluğu, kanundan doğan kusursuz sorumluluktur. Bununla beraber satıcı, müspet zarar dışında, hiçbir kusurun kendisine yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe alıcının, satılanın zaptı yüzünden uğradığı diğer her türlü zararlarını da ödemekle yükümlüdür. 4.Bu genel açıklamalar karşısında somut olay değerlendirildiğinde; aracın çalıntı veya change çıkması durumunda, devlet kamu gücünü kullanarak araca el koyar. Aracın müsadere edilmesi veya araca el konulması tam zapt hükümlerine tabidir. Çünkü burada satıcının mülkiyeti devir borcu, üçüncü kişinin veya kamunun üstün hakkı nedeniyle sakatlanmıştır. Taraflar arasında geçerli olarak kurulan araç satım sözleşmesinin konusunu oluşturan dava konusu araca, change olduğu gerekçesiyle el konulması hali zapt durumunu oluşturup, bu durum da davalı satıcının zapta karşı tekeffül sorumluluğunu doğurur. Dava konusu aracın davacı ...'e satılarak teslim ve tescil edildiği, üçüncü kişi veya kamu gücünün zaptı sağlayacak bir ayni hakkının bulunduğu ve bu hakkın mahkemenin el koyma kararıyla da tespit edildiği, bu hakkın satım sözleşmesinin kurulmasından önce ve kurulması sırasında da mevcut olduğu, bu hakkın varlığının davacı alıcı tarafından bilinmediği, böylece borçlunun tekeffülünün şartlarının somut olayda gerçekleştiği kabul edilmelidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu somut olayda olduğu gibi başlangıçta geçerli olarak kurulan ancak, sonradan hükümsüz hale gelen bir sözleşmede zararı; "Bir sözleşmenin başlangıçta geçerli olarak kurulmasına rağmen daha sonra ortaya çıkan nedenler dolayısı ile imkansız hale gelmesi durumunda, davacı gerçek ve güncel müspet zararını talep edebilmelidir." şeklinde belirtmiştir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 29.09.2010 tarihli ve 2010/14-386 E., 2010/427 K. sayılı ilamı). Buradaki ilke; zarar doğurucu eylem, zarar görenin malvarlığında ne miktarda bir azalmaya neden olmuş ise, zarar verenin tazminat borcu da, o miktarda olmalıdır. Öyle ise, oluşan gerçek zarar ne kadarsa, tazminat da o kadar olacaktır. Bir başka değişle, ödenecek tazminat o miktarda olmalıdır ki, eğer zarar verici eylem gerçekleşmemiş olsaydı, zarar görenin malvarlığı ne durumda olacak idiyse, ödenecek tazminatla, aynı durum tesis edilebilsin (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 05.03.2003 tarihli ve 2003/19-152 E., 2003/125 K.; 29.09.2010 tarihli ve 2010/14-386 E., 2010/427 K.; 15.12.2010 tarihli ve 2010/13-618 E., 2010/668 K. sayılı ilamları). 5.Hal böyle olunca İlk Derece Mahkemesince, davacı alıcı ile davalı müteveffa satıcı... arasında noterde yapılan araç satım sözleşmesinin başlangıçta geçerli olarak kurulduğu ve aracın davacıya teslim edilmesine rağmen bilahare üçüncü kişi veya kamu gücünün satım anında ve öncesinde mevcut olan, alıcı ve satıcının da bilmediği bir ayni hakka dayanarak aracın mahkeme kararı ile davacının elinden alınması söz konusu olduğundan, zapta karşı tekeffül hükümleri uyarınca davacı alıcı, zapt tarihi itibarıyla aracın gerçek ve güncel müspet zararını faizi ile birlikte isteyebileceğinden, alınacak bilirkişi raporuyla dava konusu aracın el konulma tarihindeki rayiç değeri belirlenip bu bedele hükmedilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.İhbar olunan Bakanlık vekilinin temyiz dilekçesinin REDDİNE, 2.Dahili davalılar vekilinin temyiz itirazlarının REDDİNE, 3.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373/1 maddesi uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA, 4. İlk Derece Mahkemesi Kararının 6100 sayılı Kanunun 371. maddesi uyarınca davacı yararına BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, Aşağıda yazılı bakiye temyiz karar harcının temyiz eden dahili davalılara yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 11.06.2026 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Dava, “....” hükümleri doğrultusunda, davacının elden çıkan aracın “rayiç bedelinin” talep edilip edilemeyeceği hususuna ilişkindir. 1.Somut olayda davacı dava dilekçesinde, davalılar murisinden 02.07.2021 tarihinde satın aldığı otomobile “change” çıkması nedeniyle 15.04.2022 tarihinde el konulması nedeniyle uğradığı zarar kapsamında aracın rayiç bedelini talep ettiğini ileri sürerek şimdilik 5.000 TL’nin tahsilini talep etmiştir. 2.İlkderece Mahkemesince,davacının ancak alım satım bedeli olan 160.000 TL’yi talep edebileceği kabul edilmiş, ancak taleple bağlı kalınarak 5.000 TL’nin tahsiline karar verilmiştir. Karar her iki tarafça da istinaf edilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince, istinaf istemlerinin esastan reddine karar verilmiştir. Bu karar sayın Daire çoğunluğu tarafından “aracın rayiç bedelinin alıcının “diğer” zararı olarak kabul edilmesi gerektiği halde, satış bedeline hüküm olunmasının isabetli olmadığı gerekçesiyle” bozulmuştur. Bu görüşü isabetli bulmuyorum. Şöyle ki; 3.Davacının satın aldığı aracın daha sonra change araç çıktığı ve aracın Mahkeme kararıyla davacının elinden alındığı, davalının “Tam Zapt” sebebiyle TBK’nın 217. Maddesi uyarınca davacının uğradığı zarardan sorumlu olduğu, bunun kapsamına aracın iyileştirilmesi için yapılan servis masraflarının da girdiği hususunda bir ihtilaf bulunmamaktadır. 4.TBK’nın 217. Maddesinde düzenlenen “zapta karşı tekeffül” halinde, sözleşme ileriye etkili olarak “kendiliğinden” (ipsoiure) fesh olmuş sayılacaktır. Sözleşmenin feshedilmesi için tarafların, TBK 123.maddesinde olduğu gibi her hangi bir bildirimde bulunması gerekmez. Ortada geçerli bir sözleşme kalmadığı için talep edilecek zarar “menfi zarar” niteliğindedir (Fikret Eren, Borçlar Hukuku Özel Hükümler, 5. Bası 2017, s.86). 5.TBK 217 m. uyarınca talep edilebilecek zarar kalemleri sınırlı sayılı (numerusclausus) olarak açıklanmıştır. Buna göre alıcı; “1. Satılandan elde ettiği veya elde etmeyi ihmal eylediği ürünlerin değeri indirilerek, ödemiş olduğu satış bedelinin faizi ile birlikte geri verilmesini. 2. Satılanı elinden alan üçüncü kişiden isteyemeyeceği giderleri. 3. Davayı satıcıya bildirmekle kaçınılabilecek olanlar dışında kalan bütün yargılama giderleri ile yargılama dışındaki giderleri. 4. Satılanın tamamen elinden alınması yüzünden doğrudan doğruya uğradığı diğer zararları. Satıcı, kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alıcının satılanın elinden alınması yüzünden uğramış olduğu diğer zararları da gidermekle yükümlüdür.” Şeklindeki düzenleme ile sadece Kanun tarafından belirlenen talepleri satıcıya karşı ileri sürebilecektir. Düzenleme uyarınca satıcı, “elde ettiği veya elde etmeyi ihmal ettiği semereleri (ürünleri) tenkis ederek, sadece satış bedelini” talep edebilecektir Alıcının, ayıplı ürün satışlarına ilişkin TBK’nın 227. Maddesinde olduğu gibi SEÇİMLİK HAKLARI YOKTUR. Diğer bir anlatımla, alıcı, araç bedeli yerine, aracın zapt tarihindeki “rayiç bedeli” talep etmesine imkan tanınmamıştır. Kanun’un açıkça düzenlediği bir hususta içtihat yoluyla farklı bir hükme gidilmesi isabetli değildir. 6.Öğretide de açıkça ifade olunduğu gibi, TBK 217/2 maddesindeki “alıcının doğrudan doğruya uğradığı diğer zarar” kavramı, alıcının tam zapt nedeniyle “ilk ve en yakın zararı” olarak kabul edilmelidir (VonTuhr/Peter, s.77, yöneliş: Fikret Eren, Özel Hükümler, s.92). Bu kavram, “yoksun kalınan kâr” çerçevesinde değerlendirilmelidir. 7.İsviçre Federal Mahkemesi’nin de dahil olduğu hâkim görüşe göre, TBK 217/2’deki “diğer zarar”, esasen müspet zarar kapsamında talep edilebilecek olan, menfi zararlarda ise sadece zapt nedeniyle getirilmiş olan “yoksun kalınan “kâr” olarak kabul edilmelidir (BGE 79... ; BGE 87... ). 8.Yoksun kalınan kâr, sözleşmenin kusurlu iptaline dayanan bir yaptırım türüdür. Nitekim, TBK 217/2’de açıkça “Satıcı, kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe” hükmü uyarınca, alıcının “diğer zarar” kapsamında “yoksun kalınan kârını” talep edebilmesi için satıcının kusuru şart koşulmuş, ispat yükü de satıcıya yüklenmiştir. Bu bağlamda, -davalının kusurlu olduğunun kabulü halinde- davacı, araç kirası için uzun süreli bir sözleşme yapmış olsaydı ve zapt nedeniyle bu gelirden mahrum kalsaydı, mahrum kalacağı bu bedeli “yoksun kalınan kâr” kapsamında davalı taraftan talep edebilecekti. Ancak davacının böyle bir talebi olmadığı için, ne davalının zapt nedeniyle kusurunun olup olmadığı, ne de TBK 217/II maddesindeki “diğer zararlar” bağlamında bir tazminata hüküm olunması söz konusu olmayacaktır. Aracın rayiç bedeli ise “yoksun kalınan kâr” olarak görülemez. 9.O nedenle, aracın rayiç bedeli yerine, satış bedelinin zarar olarak kabul edilerek belirleme yapılmasına dair İlkderece Mahkemesi kararının “onanması” yerine sayınDaire çoğunluğu tarafından bozma kararı verilmesini isabetli bulmuyorum.