Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/306 E. 2026/1100 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/306
Karar No
2026/1100
Karar Tarihi

T.C. TEKİRDAĞ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 4. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2026/306 KARAR NO : 2026/1100

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

BAŞKAN : ÜYE : ÜYE : KATİP : İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : .................. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : NUMARASI : .........../......... Esas - ........./....... Karar (Mahkemenin birleşen ....../........ E. Sayılı dosyası ) ASIL ve BİRLEŞEN DAVA DAVACISI : VEKİLİ : ASIL ve BİRLEŞEN DAVA DAVALISI : VEKİLLERİ : ASIL DAVA : İtirazın İptali BİRLEŞEN DAVA : Tazminat DAVA TARİHİ : BİRLEŞEN DAVA TARİHİ : KARAR TARİHİ : KARAR YAZIM TARİHİ : İstinaf incelemesi için Dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: A-TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ; Asıl Davada; TALEP: Davacı vekili asıl davada sunduğu dava dilekçesinde özetle; davacı iş sahibi şirket ................. tarihli sözleşme ile 4.750.000,00 TL+ KDV ile .....................'daki gıda fabrikası projesinin alt zeminlerinin nitelikleri belirtilen fayans karolarla kaplanması için malzeme temini ve malzeme uygulanması ve işçilik yapılmasında anlaştıklarını, davalı yükleniciye çeşitli çeklerle 4.275.000 TL ödendiğini, bu ödemelere istinaden davalıdan teminat olarak toplam 4.275.000 TL'lik 2 çek teslim aldığını, davalının yükümlülüklerini yerine getirmeden sözleşmeden haksız döndüğünü belirterek, davalı yükleniciye ödediği iş bedelinin iadesi için giriştiği takibe itirazın iptalini ve icra inkar tazminatının tahsilini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili asıl dosyada sunduğu cevap dilekçesinde özetle; Mahkemenin yetkisiz olduğunu, fabrikanın kaba inşaatı bitirilemeyip sözleşme konusu işin yapım aşamasına gelmediğinden yeri olmadığından malzemeleri teslim almak istemediğini, üretilen malın davacıya teslim edilmemesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, nakliyenin davacıya ait olup nakliye gönderildiğine ilişkin bir ihtar bulunmadığını, davacı şirketin sözleşme kapsamında aldığı teminat çekini tahsil amacı ile takasa sunarak sözleşmeden dönme aynen ve aynen ifadan vazgeçme iradesini ortaya koyduğunu, davacının zarar iddiasının haksız olduğunu, davalının tek rakibi firmadan aldığı şişirilmiş fiyatlarla zarar uydurmaya çalıştığını belirterek, haksız davanın reddini savunmuştur. Birleşen Davada; Davacı vekili birleşen dosyada sunduğu dava dilekçesinde özetle; yukarıda açıklanan asıl dosya vakıalarına dayanarak davalının sözleşmeden haksız dönmesi sebebiyle davacının ...................... firması ile 8.568.000,36 TL'ye yeni bir sözleşme imzaladığını ve 4.293.000,36 TL fiyat farkı oluştuğunu, iki sözleşme arasında 7 aylık zaman farkı olup bu sürede doların TL karşısında yüzde 50 değer kazanması, işçilik maliyetleri ile hammadde fiyatlarının artışı nedeniyle 5.000.000,00 TL civarı zararı olduğunu belirterek, davalının sözleşmeden haksız olarak dönmesi kısmi dava olarak şimdilik 100.000 TL'nin faiziyle davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili birleşen dosyada sunduğu cevap dilekçesinde özetle; yukarıda belirtilen asıl dosyadaki cevap dilekçesini tekrar ederek Davacının yüksek fiyata sözleşme imzaladığını belirttiği ................ firmasının piyasadaki tek rakipleri olduğunu, ilk sözleşmede o firma ile aradaki fark 100.000 TL civarında iken, 7 ay sonrasında o firma ile %100'ü aşan fark ile sözleşme yapılmasının davacının kötüniyetli olduğunu gösterdiğini, amacın davalıyı zarara uğratmak olduğunu, davacı vekilinin davalı şirketin, edimlerini yerine getirmediğinden "teminat çeklerini" takasa sunduklarını beyanının ikrar niteliğinde olup sözleşmeden dönmeye yönelik beyan olduğunu belirterek, haksız davanın reddini savunmuştur. B-)MAHKEMENİN KARAR ÖZETİ: "...Asıl dava açısından; sözleşmeden iş sahibi asıl ve birleşen dava davacısı tarafından eylemli olarak dönüldüğü kabul edilmiş olup sözleşmeden dönmenin etkisinin geçmişe etkili olduğu malum bulunmakla tarafların edindiğini sebepsiz zenginleşme oranında haklılığına göre iade ile yükümlülüğü de bulunduğundan; asıl dava davacısının itirazın iptali asıl davasına konu alacağının (sözleşmeden dönme nedeni ile ifa ettiği bedelin sebepsiz zenginleşme kapsamında iadesi gerekmekle) varlığını ve miktarını ispatladığı, ödeme emrine vaki asıl dava davalısının itirazının iptalinin gerektiği ancak teminat kapsamında yüklenici tarafından iş sahibine verilen çeklerin yükleniciye iade edilmediği sabit olmakla çeklerin de sözleşmeden dönme hükümleri gereği yükleniciye iadesinin gerektiği bu kapsamda taraflar lehine tazminat verilmesi şartlarının da oluşmadığına kanaat getirilmiş asıl davanın kabulüne, itirazın iptaline, çeklerin iadesine karar verilmiştir. Birleşen dava açısından; birleşen dava davacısının, çeklerin takasa verilmesi ile nakliye sorumluluğunun yerine getirilmemesi ve yer temininin yapılmaması nedeniyle eylemli bir şekilde sözleşmeden döndüğü tespit edilmekle sözleşmeden dönülmesinde davalı yükleniciye atfı kabil bir durumun isnat edilemeyeceğine kanaat getirilmiş bunun yanı sıra yukarıda izah olunduğu üzere menfi zarar şartları oluşmadığından birleşen davanın reddine..." karar verildiği görülmüştür. C-)İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF NEDENLERİ: Karara karşı her iki taraf vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Davacı vekilinin sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemenin birleşen davada tazminat taleplerinin reddini iki sebebe dayandırdığını, ilkinin müvekkilince satın alınan malzemelerin teslimi için yer sağlamadığı ile diğerinin ise teminat çeklerinin takasa verilmesi iddiası olduğunu, bu iki hususun Mahkemece yanlış değerlendirildiğini, davalıya gönderilen ihtarnamede; yüklenici her kadar sözleşmeden dönme taleplerini iletse de bunun kabul edilmeyip, sözleşme kapsamında satın alınan malzemelerin özellikleri yazılarak bu malzemelerin müvekkilinin adresine tesliminin istenip bu ihtarın değerlendirilmediğini, davalının cevabi ihtarnamede açık şekilde sözleşmeden döndüğünü ve ürünleri teslim etmeyeceğini ihtar edip sonraki ihtarnamelerde de ürünleri teslim etmek istediğini bildirmediğini, buna rağmen davalının nakliyenin davacıya ait olduğu ile malzemeleri teslim etmek istedikleri şeklinde savunmalarına itibar edilmemesi gerekirken Mahkemenin bu yönlü kabulünün hatalı olduğunu, Sözleşmede nakliyenin işverence ödeneceği, dilerse nakliyeyi üstlenirse işverence yapılacağının kararlaştırılıp, nakliyenin işverenin tercihine bırakıldığını, bu sebeplerle müvekkilinin nakliye için hazırlık yapmadığından ve yer temin etmediğinden bahsedilemeyeceğini, Davalının çeklerinin tahsil için takasa verilmeyip satın alınan malzemelerin 30/06/2023'e dek teslim edilmemesi sebebiyle davalı şirketin güvenilirliğini sordurmak için çekin bankaya teslim edilip akabinde müvekkilince müvekkiline teslimi için bankaya mail gönderildiğini, çekin tahsil edileceği gün takastan çekilip tahsilatının da yapılmadığını, çekin sordurulması sebebiyle davalının zararı oluşmayıp bununla davalının sözleşmeden dönme talebini ısrarla dile getirdiğini, oysa Mahkemece çekin takasa verilmesinin eylemli sözleşmeden dönme olarak değerlendirilmesinin gerekçelendirilmeden hüküm kurulduğunu, Sözleşmeye göre 30/06/2023'de teslimi gereken ürünler teslim edilmediğinden, müvekkilince davalıya peşin ödenen 4.275.000,00 TL için müvekkiline teminat olarak verilen çek tahsil edilse bile müvekkiline kusur atfedilemeyeceğini, Müvekkilinin sözleşmeyi eylemli olarak sonlandırmasında menfaati bulunmayıp ........................ firmasına 9 milyon TL ödediğini, sözleşmeden sonra malzeme fiyatlarında artışlar yaşanıp süreçte davalının müvekkilinden fark bedeli talep ettiğini, davacı bu bedeli ödemediği için davalının haksız gerekçelerle sözleşmeden dönmenin yollarını arayıp tahsil ettiği bedelden para kazandığını, Müvekkilinin, elindeki çekleri teslim etmek için gerekli işlemleri yapsa da davalının müvekkilini ibraya zorlayarak çekleri teslim almadığını, dinenen davalı tanıklarının da bu hususu doğruladığını, Davalının alacağın varlığını kabul edip sözleşmeden dönüldüğünü, malzemelerin teslim edilmeyeceği ile ibra şartıyla alacağın ödeneceğinin ihtar edildiğini, ikrar ile alacağın varlığının kabul edildiğinden ödenen paranın ihtilafsız hale geldiğini, alacağın likit ve kesin olup davalının ibra şartı veya sözleşmeden haklı olarak döndüğünü iddia ederek parayı ödememesinin alacağı ihtilaflı hale getirmediğini, Tüm bu hususların gerekçeli kararda irdelenmediğini belirterek, kararın bozularak icra inkar tazminatına hükmedilmesini, birleşen dava yönünden davanın kabulüne karar verilmesini, mümkün değilse yeniden incelenmek üzere yerel mahkemeye gönderilmesini talep etmiştir. Davalı vekilinin sunduğu istinafa cevap dilekçesinde özetle; davacının, hem müvekkilinin çekini tahsil amacı ile takasa sunup, hem de malların teslimini talep etmesinin çelişkili olup, çekin tahsil amacı ile takasa sunulmasının zaten sözleşmeden dönme iradesini yani aynen ifadan vazgeçtiğini ortaya koyduğunu, hem sözleşmeden dönme iradesi ortaya konulup hem de sözleşmenin aynen ifasının talep edilmesinin çelişkili olduğunu, çekin takasa sunulması ve çekin yazılmasına 1 dakika kala çek bedeli yatırıldıktan sonra çekin takastan çekilmesinin, taraflar arasındaki güveni ortadan kaldırdığını, TTK m. 798 gereğince çekin bir takas odasına ibrazının da ödeme için muhatap bankaya ibrazı yerine geçeceğini, eser sözleşmesinde yüklenici olan davalıya, ödeme külfeti yükletilmesinin yasaya aykırı olduğunu, davalı yüklenicinin borcunun, üstlendiği işi sözleşmeye uygun teslim etmekten ibaret olup, müvekkilinin temerrüt gerçekleşmeden teminat çekini ödeme yükümlülüğüne sokulmasının, sözleşmenin tam kusurlu ihlali olduğunu, sözleşme kapsamında davacının, 30/06/2023'e kadar malzemeyi fabrikadan teslim alması gerektiğini, nakliyenin de davacıya ait olduğunu, davacının bu tarihe kadar, fabrikanın kaba inşaatının bitirilmemesi yani sözleşme konusu işin yapım aşamasına gelmediğinden malzemeleri teslim almak istemediğini, üretilen malzemenin depolanması ve korunmasının ayrı maliyet gerektirdiğini, davalının sözleşmeye aykırı davranışı olmadığı halde çek bedeli dışındaki fiyat farkından sorumlu tutulamayacağını, ödemelerin tahsili için takip açan ve itirazın iptali davası açan davacının, aynen ifadan vazgeçtiğini, çekilen ihtarda; ödemenin iadesini talep etmiş olup, sözleşmeden dönen borçlunun, müspet zararını talep edemeyeceğini belirterek, birleşen davada davacının istinafının reddini talep etmiştir. Davalı vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; yargılamada davalının asıl alacak 4.275.000,00 TL'ye itiraz etmediğini, Çek asıllarının icra kasasına sunulmaması ile çek keşide tarihinin takipten sonraki 30/09/2023 olması nedeni ile mükerrer tahsilat riskiyle karşılaşan müvekkilinin takibe itirazının haklı olduğunu, davalının her iki çekin keşide tarihlerinde bedeli bankaya yatırıp yasal sürede bankada tuttuğunu, itiraz üzerine çek asılları icra dosyasına sunulsa bu bedelin çekilmesine muvafakat edeceklerini, keşide tarihi takipten sonraki ........................ tarihli 2.175.000,00 TL'lik çek nedeniyle mükerrer tahsil riski karşı karşıya olunduğu açık olduğundan asıl davada yargılamaya davalı sebebiyet vermediğinden yargılama gideri ve vekalet ücretinden sorumlu tutulmaması, faizin de karar tarihinden yürütülmesi gerektiğini, çek asılları davacı firmada iken davalıdan ödeme talep edilmesinin maddi ve yasal dayanağı bulunmadığını, davalının sözleşmeyi ihlal eden bir davranışı ve temerrüdü olmadığı halde davacı çeki takasa sunduğundan tam kusurlu olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasını, asıl davada asıl alacak dışındaki faiz, yargılama gideri ve vekalet ücret taleplerinin davalıya yükletilmesini, takibin karar tarihinden devamını talep etmiştir. D-)DELİLLER: ..................... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ................... T. ......../......... E. ........./.......... K. sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı. E-) İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ; Asıl dava, davacı iş sahibi şirket ile davalı yüklenici şirket arasındaki eser sözleşmesinden kaynaklı yükümlülüklerin yerine getirilmediği iddiasına dayalı ödenen bedelin iadesi için girişilen takibe itirazın iptali, birleşen dava ise iş sahibi şirketçe yükleniciye karşı davalı yüklenicinin sözleşmeden haksız döndüğünden bahisle uğranılan zararın tahsili için açılan tazminat talebine ilişkin kısmi davadır. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzeni yönünden yapılmıştır. Davacı iş sahibi asıl davada yeni gıda fabrikasında kaba inşaatta davalı yüklenici tarafından zeminlere fayans karo kaplaması için malzeme üretimi, uygulama ve işçilik için ................ tarihli sözleşmeyle 4.750.000,00 TL+ KDV bedelle anlaştıklarını, davalıya çeşitli çeklerle 4.275.000 TL ödendiğini, davalının haksız şekilde sözleşmeden döndüğünden bu bedelin iadesi için açtığı itirazın iptalini, birleşen davada ise davalı sözleşmeden haksız döndüğünden bahisle tazminat talep etmiş, davalı ise davacının kaba inşaatı bitiremeyip malzemeleri teslim alacak seviyeye getirilmediğini, nakliye de talep edilmediğini, ödenen bedelin teminatı için davalıya verilen çeklerin tahsil için bankada takasa verildiğini, bunun sözleşmeden dönme iradesi olduğunu, davalının tek rakip firması olan ................'in teklifi ile ilk sözleşme döneminde 100 bin TL fark varken, davacının daha sonra %100'ü aşan farkla bu firma ile sözleşme yaptığı iddiasının kötüniyetli olduğunu belirterek, haksız davaların reddini savunmuş, Mahkemece davacı iş sahibince çeklerin takasa verilmesi, nakliye sorumluluğunun yerine getirilmemesi ve yer temini yapılmadığından eylemli şekilde sözleşmeden dönüldüğü, sözleşmeden dönülmesinde davalı yükleniciye kusur yüklenemeyeceği, tarafların aldıklarını iade ile yükümlü olduğundan ve menfi zarar şartları oluşmadığından itirazın iptali ile icra inkar tazminatı talebinin reddine, birleşen davada tazminat talebinin reddine karar verilmiş, hüküm her iki taraf vekilince bedelini ödediğini ispat edemediğinden davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince istinaf edilmiştir. Eser sözleşmesi, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği bir sözleşme olup, tam iki tarafa borç yükleyen, rızaya dayalı, ivazlı ve kural olarak ani edim yükümlülüğü ve istisnai olarak da sürekli borç ilişkisi doğuran ve taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça, eserin teslimiyle iş sahibinin ediminin muaccel olduğu yine kural olarak herhangi bir şekle tabi olmayan bir sözleşme olarak nitelenmektedir. Eserde iş sahibinin borcu bedelin yükleniciye ödenmesi, yüklenicinin borcu ise eseri iş sahibinin amacına, fen ve sanata uygun imal ve teslim yükümlülüğüdür. Eser sözleşmelerinde, kural olarak yapılan işin miktar ve değerini ispat yükü yüklenicide, iş bedelinin ödendiğini ispat yükü ise iş sahibindedir. (Yargıtay 6.H.D'.nin 15/03/2023 T. 2023/516-1062) Yasalarda sözleşmenin feshinin bazı koşullara bağlı tutulduğu istisnalar dışında, sözleşmeden dönme (fesih), mahkeme kararına gerek olmaksızın ileri sürülebilen, karşı tarafın kabulüne bağlı olmayan, karşı tarafa ulaşmakla sonuç doğuran, karşı tarafa ulaştıktan sonra tek taraflı geri alınması mümkün bulunmayan bozucu yenilik doğuran tek taraflı irade beyanıdır. Genel kural bu olsa da kat karşılığı inşaat sözleşmesi, kira sözleşmesi, iş sözleşmesi gibi bazı sözleşmeler yönünden yasalarda öngörülen sınırlayıcı kurallardan doğan istisnalar da mevcuttur. Nakit bedel karşılığı eser sözleşmeleri yönünden ise sınırlayıcı istisnai bir kural bulunmadığından mahkeme kararına gerek olmaksızın tek taraflı irade beyanı ile sözleşmeden dönme mümkündür. YHGK'nın 08/11/2006 T. 2006/15-702 E. 2006/691 K. sayılı kararı ve Yargıtay 15. H.D.'nin 04.06.1998 T. 1998/513 E. 1998/2377 K. sayılı kararında da bedel karşılığı eser sözleşmesinden dönme için tek taraflı irade beyanının yeterli olduğu benimsenmiştir. Tek taraflı irade beyanı ile dönme (fesih) mümkün olmakla birlikte, sözleşmeyi haksız ya da kusuruyla fesheden taraf, fesih bildiriminin sonuçlarına da katlanmak durumundadır. Fesih sonucu zarara uğrayan kimse koşulları mevcutsa haksız fesih sebebiyle uğradığı zararlarının tazminini isteyebilir. Bu suretle fesih ile sona eren sözleşme nedeniyle hiç kimsenin sona eren sözleşme ile bağlı kalmaya zorlanamayacağından feshin iptaline karar verilemez. (Yargıtay 6. H.D.'nin 02/07/2024 T. 2023/1413 E. 2024/2393 K. sayılı ilamı.) Dönme beyanının açık olmasına gerek yoktur. (Yargıtay HGK 10/02/2010 T. 2010/19-38 ve 2010/69 sayılı kararı). Sözleşmeden dönme halinde taraflar karşılıklı olarak ifa yükümlülüğünden kurtulur ve daha önce ifa ettikleri edimleri geri isteyebilirler. Sözleşmenin fesih ya da dönme suretiyle sona ermesi halinde geriye etkili sonuç doğuracağı yani, sözleşme hiç yapılmamış gibi başa dönüleceğinden, taraflar sözleşme ile üstlendikleri borçlarını ifa etme yükümlülüğünden kurtulacakları gibi, daha önce ifa ettikleri edimleri, sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre isteyebileceklerdir. Menfi zarar uyulacağı ve yerine getirileceğine inanılan bir sözleşmenin hüküm ifade etmemesi ve yerine getirilmemesi yüzünden güvenin boşa çıkması dolayısıyla uğranılan zarardır. Başka bir anlatımla sözleşme yapılmasaydı uğranılmayacak olan zarardır. Menfi zarar borçlunun sözleşmeye aykırı hareket etmesi yüzünden sözleşmenin hüküm ifade etmemesi dolayısıyla ortaya çıkar (....., ..........., s. 427). Bu husus TBK''nın 125.maddesindeki (BK'nın 108) maddesindeki düzenlemeden kaynaklanmaktadır. Burada alacaklının sözleşmenin hükümsüzlüğünden kaynaklanan zararının tazmini söz konusudur. Menfi zarar kavramına, sözleşmenin yapılmasına ilişkin giderler, sözleşmenin yerine getirilmesi ve karşılık edanın kabulü için yapılan masraflar, sözleşmenin yerine getirilmesi dolayısıyla (gönderilen şeyin kaybolması gibi) uğranılan zarar, sözleşmenin geçerliğine inanılarak başka bir sözleşme fırsatının kaçırılması dolayısıyla uğranılan zarar, başka bir sözleşmenin yerine getirilmemesi dolayısıyla uğranılan zarar ve dava masrafları, noter masrafı, karar pulu, KİK payı, gerçekleştirilen imalat bedeli, personel gideri vb. kalemler örnek olarak verilebilir. Müspet zarar (olumlu zarar) ise, sözleşme tam olarak ifa edilmiş olsa idi alacaklının mal varlığının oluşacağı durum ile sözleşmeden dönülmüş olması nedeniyle mevcut durum arasındaki farktır. Dönme ve fesihte kusursuz olan yüklenicinin, kusurlu olan iş sahibinden olumlu zarar isteyebileceği kabul edilmekte ve yerleşik içtihat ve uygulamalarında kâr kaybının TBK'nın 480. maddesinin ikinci cümlesi (BK 325) kıyasen kesinti yöntemine göre hesaplanacağı kabul edilmektedir. (Örnek: Yargıtay 15. HD. 11.04.2007 T. 2006/4955 E. 2007/2372 K. ve Yargıtay 15. HD. 09.05.2013 T. 2012/7521 E. 2013/3029 K. ile Yargıtay 15. HD. 20.07.2011 T. 2011/864 E. 2011/4787 K. ) Son olarak eser sözleşmesi niteliği itibarıyla ani edimli bir sözleşmedir. Ani edimli bir sözleşmeye ilişkin borçlunun temerrüdü halinde alacaklının seçim hakları TBK 125. maddede düzenlenmiştir. Bu hükme göre; temerrüde düşen borçlu verilen süre içinde borcunu ifa etmemişse veya süre verilmesini gerektirmeyen bir durum söz konusu ise alacaklının; a) Her zaman borcun ifasını beklemek ve gecikme sebebiyle borçludan tazminat isteme b) Borcun ifasından ve gecikme tazminatı isteme hakkından vazgeçtiğini bildirerek, borcun ifa edilmemesinden doğan zararın giderilmesini isteme c) Sözleşmeden dönme hakları vardır. Yukarıda (a) bendinde belirtilen gecikme tazminatı ile (b) bendinde belirtilen borcun ifa edilmemesinden doğan zarar olumlu (müspet) zarardır. Sözleşmeden dönme hakkının kullanılması ve borçlunun kusurlu olması halinde menfi-olumsuz, yani sözleşme yapılmamış olsa idi uğranılmayacak zarar talep edilebilecek ancak ifa edilmemeden doğan müspet zararlar ve bu kapsamda olan gecikme tazminatı istenemeyecektir. Ayrıca TBK'nın 118. maddesinde temerrüde düşen borçlunun, temerrüde düşmede kusurlu olmadığını ispat etmedikçe, borcun geç ifasından dolayı alacaklının uğradığı zararı gidermekle yükümlü olduğu, gecikme tazminatı başlığı altında düzenlenmiş olup bu düzenleme şekli de gecikme tazminatının sözleşmenin, ayakta olması halinde istenebileceğini ortaya koymaktadır. Sözleşmenin feshi halinde hiç yapılmamış, gibi başa dönüleceğinden, bu sözleşmeye dayanılarak olumlu zarar niteliğindeki gecikme tazminatı, sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa istenemez. Ancak sözleşmede aksine hüküm varsa ya da temerrüde rağmen feshedilemeyen süre kararlaştırılmış ise sözleşme feshedilmiş olsa dahi bu süre ile sınırlı olarak gecikme tazminatı istenebilir. Alacaklının (alacaklının temerrütünde borçlunun) dönme hakkını kullanabilmesi, borçlunun (alacaklının temerrütünde alacaklının) temerrüde düşmede kusurlu olmasına bağlı değildir. Fakat menfi zararın istenebilmesi için, borçlunun kusurlu olması gerekir. Olumlu zarar (müspet zarar) talep edebilmek ve hak kazanabilmek için alacaklı borçlunun kusurunu kanıtlamak zorunda değildir. Sorumluluktan kurtulmak isteyen borçlunun kusursuz olduğunu ispat etmesi gereklidir. Alacaklı sadece zararın varlığını ve miktarını ispatlama külfeti altındadır. Yargıtay uygulamalarında dönmede tarafların ortak kusurlu olmaları halinde olumlu zarar talep edemeyecekleri kabul edilmiştir. (Yargıtay HGK. E. 2009/191 K. 2009/258 T. 10.6.2009) Yargıtay içtihatlarında; bedel nakit para olarak kararlaştırıldığı eser sözleşmelerinde yüklenicinin haksız ve kusurlu olarak sözleşmeden dönmesi halinde iş sahibinin yükleniciden isteyebileceği olumlu zararın, dönülen sözleşmedeki iş bedeli ya da dönme tarihinde kalan kısmın iş bedelinin sonraki yükleniciye aynı koşullarda makul süre içerisinde verilmesi halinde ödenecek ya da kalan kısmı tamamlanması için ödenecek bedeli arasındaki fark kadar olacağına işaret edilmiştir. (Yargıtay 15. H.D. 2016/1734 E. 2017/1669 K. 11.4.2017 T. ) Dosyadaki belgelerin incelenmesinde; taraflar arasında ..................... tarihinde anlaşma yapıldığı, sözleşmenin konusunın davacı ............'in "...............'da bulunan gıda projesinin alt zeminlerinin özellikleri belirtlen anti asit porselen karolar ile kaplama yapılması, işin toplam tutarının KDV hariç 4.750.000 TL olduğu, sipariş onayı ile KDV hariç toplam bedel üzerinden 4.250.000 TL Şubat, Mart, Nisan ve Mayıs aylarına ait çekler ile tahsil edileceği, KDV ödemelerinin fatura kesilmesini müteakip 14 gün içinde ödeneceği, davalı yüklenicinin sözleşme kapsamında aldığı 4.275.000 TL ödemeye karşılık, sözleşme sırasında 4.275.000 TL tutarında teminat çeki verdiği, malzeme tesliminde 1.teminat çekinin; iş bitiminde 2.teminat çekinin de yükleniciye iade edileceği, teminat çeklerinin 3.kişilere ciro ve temlik edilemeyeceğinin kararlaştırıldığı, sözleşme kapsamındaki işlerin tablolarda gösterildiği görülmüştür. İhtarlaşma süreci; 1) 10/07/2023 tarihli davacı ..............'in, davalı ..............'e gönderdiği noter ihtarnamesinde; 04/07/2023 tarihinde ........... yetkilisi ile yapılan telefon görüşmesinde üstlenilen işin yapılmayacağı ve sözleşmeden dönülme isteğinin bildirilmesi üzerine bu sözleşmeden dönme beyanının kabul edilmediği, sözleşme kapsamında bedeli ödenmiş tüm ürünleri ihtarnamenin tebliğinden itibaren 7 gün içinde davacı ...................Şti'ne ait un fabrikasının yapıldığı adres olan ............ Mah. ................ Cad. N 0:..../...... ................/.............. adresine teslim edilmesinin bildirildiği, 2-11/07/2023 tarihli ................'in .............'e gönderdiği noter ihtarnamesinde; sözleşme kapsamında ..............'ten aldıkları toplam 4.275.000 TL tutarlı çek karşılığında verilen .................... keşide tarihli 2.100.00 TL ve ................ keşide tarihli 2.175.000 TL tutarlı çeklerin teminat çeki olduğunu, çeklerin 3.kişilere ciro edilemeyeceği ve tahsilat işlemi başlatılmayacağının kararlaştırıldığını, kendilerine bugüne dek taleplerine rağmen ürün teslimi için yer gösterilmediğini, bu tarihe kadar ..............'in sözleşmeyi geciktirici veya ihlal edici davranışının olmadığı halde muhataba teslim edilmiş ................. keşide tarihli teminat çekinin takasa verilerek tahsil işlemlerinin başlatıldığını, (..............'ün tatil olması sebebiyle ilk iş günü) ..................'te saat .........:.......... itibarıyla çek bedelinin bankada hazır bulundurulduğunu, çekin tahsil amacı ile takasa verilmesinin sözleşmenin tam kusurlu ihlali olduğundan haklı olarak sözleşmeden dönülme talebinin muhataba sözlü olarak iletildiğini, sözleşme kapsamında mal teslim yükümlülüğünün bulunmadığını, aldığı tüm ödemelerin teminat çek takasa verildiğinden, oluşan zararı mahsup ettikten sonra teminat çeklerinin kendilerine geri verildiğinde parasal borcunu ödeyeceğini bildirmiştir. 3) ............... tarihli davacı ............'in, davalı ....................'e gönderdiği noter ihtarnamesinde; ....................'in sözleşmeden haksız olarak dönmesi nedeniyle yaklaşık 4.000.000 TL zararının oluştuğunu, ilk ihtarnamede bildirildiği üzere, teminat çekleri karşılığında ödenen çek bedellerinin iadesi için çeklerin teslim edileceği yerin bildirilmesini, çeklerin teslimiyle ödenmiş bulunan 4.275.000 TL'nin iadesini, sözleşmeden haksız olarak dönülmesi nedeniyle ödenen 4.250.000 TL çek bedeli dışında uğranılan tüm zararların tahsil edileceği, tebliğden itibaren 3 günde gereklerin yerine getirilmemesi halinde hukuki işlemlere başlanacağının ihtar edilip, ihtarnamenin muhataba ............................'de e-tebliğ edildiği görülmüştür. 4) ................ tarihli .................'in ...................... hitaben gönderdiği noter ihtarnamesinde; tarafların sözleşmenin tasfiyesi için 21/07/2023 günü görüşülerek sulh yolu ile tasfiyede anlaşmaya varıldığı, .....................'in bu görüşmenin aksine hareket ederek ..................'in sözleşmeye aykırı hiçbir davranışı olmadığı halde 4.000.000 TL tazminat talep edilmesini ve sözleşme kapsamında hiçbir tasfiye işlemi gerçekleşmeden 4.275.000 TL ödemenin talep edilmesini kabul etmediğini, bu tutumun kötü niyet olduğunu, muhatabın sözleşmeyi kendi kusuru ile ihlal ettikten sonra, sözleşmeye dayalı 4.275.000 TL'nin yanında, 4.000.000 TL tazminat talebinde bulunmasının kabul edilemeyeceği, muhatap firmanın sözleşme kapsamında kendisine verilen ve bankaya ibraz süresi geçen teminat çekini ikinci kez ............... tarihinde tahsil amacıyla bankaya ibraz etmek suretiyle ikinci kez tam kusurlu olarak ihlal ettiğini, müvekkil firmanın sözleşme gereği tahsil ettiği bedeli sözleşme kapsamında sulh ve tasfiye protokolünün tamamlanması, teminat çekinin takasa sunulması nedeniyle doğan kur zararının karşılanması ve teminat çeklerinin taraflarına iadesi halinde defaten muhatabın hesabına iade edileceğini cevaben bildirdiği görülmüştür. Davadışı ........................ bankası'nın ................ tarihli cevabında; "........................... Şti. adına kayıtlı ............... numaralı .................... keşide tarihli 2.100.000 TL bedelli çekin, ....................'de bankaya takas aracılığı ile ..................... Bankası'nca ibraz edilmiş olup, çek hamili tarafından muamelesiz (işlemsiz) iade talep edildiği, yine ....................... Şti. adına kayıtlı ................. numaralı .................. keşide tarihli 2.175.000,00 TL bedelli çekin bankaya ..............'de ................. Şti. tarafından ibraz edilip çek hamili tarafından muamelesiz (işlemsiz) iade talep edilmiştir." denildiği görülmüştür. Tarafların ticari defter ve kayıtlarına göre; davalı yüklenici tarafından keşide edilen 4.275.000,00 TL tutarındaki iki adet çekin, davacı iş sahibi tarafından yahut davadışı 3. kişilerce tahsil edildiği yönünde bir tespit yapılmadığı anlaşılmıştır. ................... İcra Dairesi'nin ................ tarihli ........../................ E. sayılı takibinde; asıl alacak 4.275.000,00 TL üzerinden başlatıldığı, davalı-borçlu tarafından ..................... tarihli itiraz dilekçesi ile taraflar arasındaki süreç anlatılarak "alacaklı şirket, takibe konu sözleşme ile ilgili mükerrer tahsil süreci başlatmıştır. Taraflar arasındaki uyuşmazlık ancak mahkeme kararı ile çözümlenmesi gerekirken, likit olmaya alacak ile ilgili müvekkil firma aleyhine ihtiyati haciz kararı alınmıştır...hiçbir temerrüt gerçekleşmeden likit olmayan alacaklı ile ilgili sözleşme kapsamında verilen teminat çekleri ilgili banka nezdinde takasa verilmek suretiyle başlatılan tahsil süreci devam ediyorken, haksız olarak mükerrer olarak başlatılan takip konusu alacağa ve tüm ferilerine itiraz ediyoruz..." denildiği görülmüştür. Sözleşmenin ........................ tarihinde ve temmuz ayı içerisinde fesih ile sona erdiği, fesih tarihine kadar davacı iş sahibi tarafından davalı yükleniciye 4.275.000,00 TL çek verildiği ve çek bedellerinin davalı yüklenici tarafından tahsil edildiği, davalı yüklenici tarafından ise sözleşme konusu iş ile ilgili olarak herhangi bir teslimin gerçekleştirilmediği, sözleşme konusu iki adet toplam 4.275.000,00 TL'lik iki adet teminat çekinin davacı iş sahibi yedinde bulunduğu ancak tahsil edilmediği konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Sözleşme fesih (dönme) ile sona ermiş olduğundan tarafların ifa yükü de sona ermiş olup sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre aldıklarını birbirlerine iade borcu doğduğu, buna göre de davalı yüklenicinin davacı iş sahibinden tahsil ettiği 4.275.000,00 TL iş bedelini iade etmesi, davacı iş sahibinin de yedindeki toplam 4.275.000,00 TL bedelli çek asıllarını davalı yükleniciye iade ederek sözleşmenin tasfiyesi gerekmektedir. Uyuşmazlık, taraflardan hangisinin işin ifasında temerrüte düştüğü ile bu kapsamda asıl davada davalının itirazının haklı olup olmadığı, alacağın likit olup olmadığı ile birleşen davada davacı iş sahibinin menfi zarar kapsamındaki talebinin haklı olup olmadığı noktalarındadır. Ayrıca, teminat çekinin davadışı Bankaya takasa verilmesinin, tek başına iş sahibinin yüklenicinin ifasını kabulden vazgeçerek sözleşmeyi sonlandırıcı bir eylem olup olmadığı, bu olgudan bahsedilebilmesi için tahsilatının gerçekleşmesinin gerekip gerekmediğinin belirlenmesi gerekir. Dosyada yukarıdaki tespit ve açıklamalara göre; TTK md. 18/3 anlamındaki sözleşmeden dönme beyanı, yüklenici tarafından keşide edilen ............................ tarihli ihtarnamede bulunmaktadır. Taraflar arasındaki teklifte (sözleşmede) davalı yüklenicinin işi yapması için öngörülen vade bulunmadığı, işin 2023 yılından sonra tamamlanabileceği teklifteki el yazısı ile kaleme alınan "işin süresi 2023 yılını aşması durumunda işveren işin kalan bakiyesini en geç 31/12/2023 yılına kadar ödemeyi taahhüt eder." şeklinde ifade edilmiştir. Davacı iş sahibinin bedel ödeme edimi yönünden iş bedeli bakiyesine (500.000,00 TL) ilişkin öngörülen vadenin 31/12/2023 olduğu, teklifin 4.maddesinde karoların (davalı yüklenicinin .......... .................'te bulunan deposundan) ve 16.maddesinde sarf malzemesi ve ekipman (davalı yüklenicinin ................ ......................'deki deposundan) davacı iş sahibine ait şantiyeye nakliyesi hakkında 0,00 TL teklif verilip, bu işin karşılanacağı yada yerine getirileceği yazılı olmakla birlikte, teklifte iş sahibinin nakliye ve işyerinin teslimi edimi için ögörülmüş vade bulunmadığı, davalı yüklenicinin işi tamamlaması işin davacı iş sahibinin karo, sarf malzemesi ve ekipmanların nakliyesi cinsinden ön hazırlık edimini tamamlaması gerekeceği, davacı iş sahibinin kendisine ait nakliye edimini talep etmeden, davalı yüklenicinin eserin inşasına başlaması edimin yerine getiremeyeceği kanaatine varılmıştır. Teklifte davacı iş sahibinin nakliye ve yer teslimi hakkında ön hazırlık edimi için ön görülmüş vade bulunmadığından öncelikle; bu konudaki vadenin belirli hale gelmesi gerektiği, bunun için de davalı yüklenicinin, davacı iş sahibine nakliye edimini ifa etmesi için mehil vererek vadeyi belirli hale getirmesinin gerektiği, iş sahibinin nakliye edimi için vade belirli hale geldikten sonra, bu vadede davacı iş sahibi nakliye edimini yerine getirmez ise; davalı yüklenicinin davacı iş sahibinin temerrüdünden doğan haklarını kullanabilmesi için TBK md. 123 hükmünce yeniden davacı iş sahibine mehil vermesi gerektiği, her iki taraf da tacir olduğu için TTK md. 18/3 hükmüne göre bu hususların kanundaki yazılı şekillerde ispatının gerektiği, davacı iş sahibi .................. tarihli ihtarname ile yükleniciden sözleşme konusu işin aynen ifasını talep etmişse de; davacı iş sahibinin tasarrufundaki nakliye cinsinden hazırlık edimini yerine getirmediğinden ve davalı yüklenicinin inşa edimi başlayamayacağından yüklenicinin eseri teslimini ifada temerrüde düştüğünün söylenemeyeceği, sözleşmede iş sahibi için öngörülmüş kesin yada belirli vade bulunmadığından ve davalı yüklenici tarafından da vade belirli hale getirilmediğinden, sözleşmenin davacı iş sahibinin hazırlık edimlerinde temerrütü nedeni ile davalı yüklenici tarafından feshi şartlarının oluşmadığı, tüm bu nedenlerle her iki tarafın da edimlerini ifada eşit kusurlu olduğu kanaatine varılmıştır. Ayrıca, davacı iş sahibince çekin takasa verilmesinin de eylemli olarak sözleşmenin feshedildiği, bu itibarla taraf iradelerinin sözleşmenin feshedilmesi yönünde uyuştuğu değerlendirilmiştir. Tüm bu hususlara göre, birleşen davada; davacı iş sahibinin, davalı yükleniciden dava dışı ..................... firması ile daha yüksek bir bedelle sözleşme yapmasından kaynaklı zararı olduğunu ileri sürdüğü, bu talebin niteliği itibari ile menfi zarar niteliğinde olduğu, tarafların sözleşmenin ifa edilememesinde eşit kusurlu oldukları anlaşıldığından, birleşen davanın reddine ilişkin ilk derece Mahkemesi hükmünün yerinde olduğu değerlendirilmekle, aksi yönlü davacı istinafı istinafının reddine karar verilmiştir. Asıl davada ise; alacağın likit olup olmadığı ile buna dayalı olarak icra-inkar tazminatı talebinin reddinin yerinde olup olmadığı irdelenmelidir. İcra ve İflas Kanunu’nun 67 nci maddesi uyarınca itirazın iptali davası, müddeabihi takip konusu yapılmış ve borçlunun itiraz etmiş olduğu alacak olan, normal bir alacak (eda) davasıdır. Takip alacaklısı tarafından süresi içinde ödeme emrine itiraz etmiş olan borçluya karşı açılır; yani davacı alacaklı, davalı ise takip borçlusudur. Davacı alacaklı itirazın iptali davasında, borçlunun itiraz etmiş olduğu alacağın mevcut olduğunu bildirerek, borçlunun itirazının iptaline karar verilmesini (ve istiyorsa, borçlunun icra inkâr tazminatına mahkûm edilmesini) talep eder (Baki Kuru, İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Ankara 2013, s. 251). Genel hükümlere göre açılan alacak davalarında, haklılık durumu dava tarihi itibarıyla tespit edilebilirse de; itirazın iptali davalarının sonuçları farklılık arz ettiğinden, bu davalarda haklılık durumunun takip tarihi itibarıyla ile belirlenmesi gerekir. Yargıtay Daireleri ile Hukuk Genel Kurulunun istikrar kazanmış uygulamalarına göre; itirazın iptali davalarında İİK’nın 67/2 nci maddesi çerçevesinde alacaklı yararına icra inkâr tazminatına hükmedilebilmesi için usulüne uygun şekilde yapılmış bir icra takibinin bulunması, borçlunun süresi içerisinde ödeme emrine itiraz etmesi, alacaklının ödeme emrine itirazın tebliğinden itibaren bir yıl içinde itirazın iptali davasını açması ve davasında haklı çıkarak icra inkâr tazminatı talep etmiş olması gereklidir. Burada, borçlu itirazının kötüniyetle yapılmış olması ve alacağın bir belgeye bağlanmış bulunması koşulları aranmaz. Bu yasal koşullar yanında, takibe konu alacağın likid olması da zorunludur. Her uyuşmazlığın kendine özgü somut özelliklerine göre değişmekle birlikte, bir uyuşmazlıkta alacağın likid olup olmadığı belirlenirken, alacak ve onun borçlusu birlikte değerlendirilmelidir. Buna göre, likid bir alacaktan söz edilebilmesi için ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi veya bilinmesinin gerekmekte olması; böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması gerekir. Gerek borç ve gerekse borçlu bakımından, bu koşullar mevcut ise ortada likid bir alacak bulunduğu kabul edilmelidir. Başka bir anlatımla, icra inkâr tazminatı, alacaklının genel mahkemede açtığı itirazın iptali davası sonucunda borçlunun itirazının haksızlığına karar verilmesi durumunda alacaklı yararına hükmolunan icra hukukuna özgü bir tazminattır. Borçlunun ne kadar borçlu olduğunun saptanması ve itirazında haklı olup olmadığının belirlenmesi ön koşuldur. Borçlunun ödeme emrine karşı itirazın yapıldığı andaki durumu itibariyle haksızlığı saptanacak ancak haklı çıkma durumuna uygun alacak miktarı esas alınarak alacaklı yararına icra inkâr tazminatına hükmedilmesi gerekecektir. Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 08.02.2022 tarihli ve 2018/18-1119 Esas, 2022/92 Karar; 03.06.2021 tarihli ve 2017/15-2332 Esas, 2021/665 Karar; 23.09.2020 tarihli ve 2017/4-1444 Esas, 2020/666 Karar; 14.07.2010 tarihli ve 2010/19-376 Esas, 2010/397 Karar; 26.02.2020 tarihli ve 2017/13-558 Esas, 2020/234 Karar sayılı kararlarında da vurgulanmıştır. ................ alacak bakımından aranan “borçlunun, talep edilen alacağı veya alacağın bütün unsurlarını bilmesi veya bilmek (kolayca hesap edebilmek) durumunda olması; bu bağlamda alacağın miktarının belirlenmesi için tarafların ayrıca mutabakata varmasına (anlaşmasına) veya mahkemenin tayin edeceği bilirkişi eliyle bir değerlendirme yapılmasına ihtiyaç bulunmaması, diğer bir anlatımla borçlunun, yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması” ölçütü birçok tartışmayı sona erdirmekle beraber, bir davada bilirkişi incelemesine gidilmesinin, alacağın likid olup olmadığı ile ilgili başlı başına bir kıstas olarak kabul edilmesi de doğru değildir. Çünkü mahkeme uygulamasında “hesap işi”, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren hâllerden olduğundan borçlunun, kendi başına hesaplayabilecek durumda olduğu asıl alacak ve temerrüt faizine itiraz etmesi hâlinde, mahkemenin, alacaklının alacağının miktarını, bizzat tespit etmeyip bilirkişi vasıtasıyla belirleyeceğinden, likid olan bir alacağın sırf bilirkişi incelemesi yapıldığı gerekçesi ile likid sayılmaması doğru olmayacaktır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17/10/2012 tarih ve E.2012/9-838, K.2012/715 sayılı; 29/03/2023 tarih ve E.2022/6-1019, K.2023/267 sayılı kararları da bu yöndedir.) Tüm bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında; alacağın taraflar arasındaki eser sözleşmesinde davacı iş sahibince, davalı yükleniciye iş bedeli olarak ödenen 4.275.000 TL olduğu, bu bedelin sözleşmede de yer aldığı, hatta bu bedel karşılığında davalı yüklenici tarafından, davacı iş sahibine 4.275.000 TL toplam bedelli iki adet teminat çeki dahi verildiği, bu hâliyle alacak miktarının likit; yani hesap edilebilir/belirlenebilir olduğu gözetildiğinde, davalının hüküm altına alınan 4.275.000 TL asıl alacağın %20 oranında 855.000 TL icra inkâr tazminatına mahkûm edilmesi gerekirken, davacının icra inkâr tazminatı talebinin yazılı şekilde reddine karar verilmesi doğru olmamış, asıl dosyada davacı vekilinin istinaf başvurusu bu yönüyle yerindedir. Buna göre de; asıl davada dava açıldığındaki haklılık duruma göre yargılama gideri ve vekalet ücreti yönünden davalı vekilinin istinaf başvurusu da yerinde bulunmamıştır. Açıklanan nedenlerle, birleşen davada hüküm isabetli ise de, asıl davada icra-inkar tazminatı yönünden isabetsiz olup, birleşen dava yönünden davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-(b-1) bendi gereğince esastan reddine, davalı vekilinin asıl davadaki istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-(b-1) bendi gereğince esastan reddine, asıl davada davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-(b-2) bendi gereğince kabulü ile ilk derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve yeniden hüküm kurulmasına karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-)Birleşen davada davacı vekilinin .................. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ................... T............./........... E. ........./........... K. sayılı; İlk derece mahkemesinin kararına ilişkin istinaf başvurusunun, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-(b-1) bendi gereğince ESASTAN REDDDİNE, 2-) Asıl davada davalı vekilinin ................ Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ................... T. ............/........ E. ........./........ K. sayılı; ilk derece Mahkemesinin kararına ilişkin istinaf başvurusunun, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-(b-1) bendi gereğince ESASTAN REDDDİNE, 3-) Asıl davada davacı vekilinin .......... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ................... T. ......../......... E. ......./........ K. sayılı; ilk derece Mahkemesinin kararına ilişkin istinaf başvurusunun, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-(b-2) bendi gereğince ESASTAN kabulü ile anılan kararın KALDIRILMASINA, Yeniden Yargılama Yapılması Gerekmediğinden Aşağıdaki Şekilde Hüküm Kurulmasına; 1-) Asıl davada davanın KABULÜ ile; .............. İcra Dairesi'nin ....../....... E. sayılı takipte ödeme emrine davalının vaki itirazının İPTALİNE, takibin kaldığı yerden aynı şartlarla devamına, davacının icra-inkar tazminat talebinin kabulü ile asıl alacağın (4.275.000,00-TL) %20'si oranında; 855.000 TL icra inkâr tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davalının kötüniyet tazminatı talebinin şartları oluşmaması nedeniyle REDDİNE, davacı yed'inde bulunan toplam 4.275.000,00-TL bedelli sözleşme kapsamında davalı tarafından davacıya verilen çeklerin asıllarının davalıya İADESİNE, 2-) Birleşen davada davanın REDDİNE, 3-) Asıl dava yönünden; a-Karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi uyarınca davalıdan alınması gereken karar ve ilam harcı 292.025,25-TL olup; davacı tarafından dava açılırken yatırılan 51.631,32-TL peşin harçtan mahsubu ile bakiye 240.393,93-TL harcın, davalıdan tahsili ile Hazine'ye irat kaydına, b-Davacı tarafından yatırılan mahsup edilen 51.631,32-TL harç gideri ile davacı tarafından posta masrafı, bilirkişi ücreti ve tebligat gideri olarak sarf edilen (20.593,42-TL yargılama masrafının; asıl ve birleşen davalar yönünden adil şekilde garameten bölüşülmesi gerektiği taktiri ile) 10.296,71-TL olmak üzere toplam 61.928,03-TL yargılama giderinin, davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, c-Davalı tarafından sarf edilen 350,00-TL yargılama giderinin (700-TL yargılama giderinin asıl ve birleşen davada adil şekilde garameten bölüşülmesi gerektiği taktiri ile), davalı üzerinde bırakılmasına, ç-Yargılama gideri için tahsil edilen gider ve delil avansının kullanılmayan kısmının, HMK’nın 333. maddesi uyarınca hükmün kesinleşmesinden itibaren mahkeme yazı işleri müdürü tarafından ilgililerine iadesine, d-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirmiş olduğundan, karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. uyarınca davanın kabul değeri üzerinden hesaplanan nispi 486.000,00-TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, e-Adalet Bakanlığı bütçesinde Arabuluculuk ücreti olarak ödenen 3.120,00 TL'nin, davalıdan tahsili ile Hazine'ye irad kaydına, 4-) Birleşen ........./.......... E. Sayılı dosyası yönünden; a-Karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi uyarınca davacıdan alınması gerekli 732,00-TL harcın davacı tarafından dava açılırken yatırılan 1.707,75-TL harçtan mahsubu ile 975,75 TL harcın, karar kesinleştiğinde talebi halinde davacıya iadesine, b-Davalı tarafından sarf edilen 350,00-TL yargılama gideri (700-TL yargılama giderinin asıl ve birleşen davada adil şekilde garameten bölüşülmesi gerektiği taktiri ile) bulunmakla davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine, c-Yargılama gideri için tahsil edilen gider ve delil avansının kullanılmayan kısmının, HMK’nın 333. maddesi uyarınca hükmün kesinleşmesinden itibaren mahkeme yazı işleri müdürü tarafından ilgililerine iadesine, ç-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirmiş olduğundan karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. uyarınca davanın red değeri üzerinden hesaplanan 157.570,52-TL vekalet ücretinin, davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine, d-Adalet Bakanlığı bütçesinde Arabuluculuk ücreti olarak ödenen 3.120,00 TL'nin, davacıdan tahsili ile Hazine'ye irad kaydına, 4-)Birleşen davada davacı ....................... Ltd. Şti.'nin istinaf incelemesi yönünden harç ve yargılama masrafları: a-)İstinaf kanun yoluna başvurma harcının, Hazine'ye irat kaydına, b-)Birleşen dosya davacısı yönünden;Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi uyarınca alınması gereken 732,00 TL harç olup; peşin alınan 116,60 TL harcın birleşen dosya davacısı ............................... Şti.'nden alınarak Hazineye irat kaydına, c-)İstinaf kanun yoluna başvuru için yaptığı masrafların, istinaf eden üzerinde bırakılmasına, ç-)İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından, vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, d-)Artan istinaf avanslarının, İlk Derece Mahkemesi tarafından HMK m.333'e uygun iadesine, e-)6100 sayılı HMK'nın 359/4. maddesi uyarınca; temyizi kabil kararın Dairemizce taraflara tebliğine, 5-)Asıl davada davalı ............................ Şti.'nin istinaf incelemesi yönünden harç ve yargılama masrafları; a-)İstinaf kanun yoluna başvurma harcının, Hazine'ye irat kaydına, b-)Asıl dosya davalısı yönünden; karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi uyarınca alınması gereken 292.025,25 TL harç olup; peşin alınan 73.006,40 TL harcın mahsubu ile 219.018,85 TL bakiye karar harcının, asıl dosya davalısı ........................... Şti.'nden alınarak Hazine'ye irat kaydına, c-)İstinaf kanun yoluna başvuru için yaptığı masrafların, istinaf eden üzerinde bırakılmasına, ç-)İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından, vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, d-)Artan istinaf avanslarının, İlk Derece Mahkemesi tarafından HMK m.333'e uygun iadesine, e-)6100 sayılı HMK'nın 359/4. maddesi uyarınca; temyizi kabil kararın Dairemizce taraflara tebliğine, 6-)Asıl davada davacı ........................ Şti.'nin İstinaf İncelemesi Yönünden Harç ve Yargılama Masrafları; a-)Yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının, Hazine'ye irat kaydına, b-)Asıl davada davacı tarafından yatırılan 1.683,10 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcının, davalıdan alınarak davacıya verilmesine, c-)İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından, vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, ç-)Artan istinaf avanslarının, ilk derece mahkemesi tarafından HMK m.333'e uygun iadesine, d-)6100 sayılı HMK'nın 359/4. maddesi uyarınca; temyizi kabil kararın Dairemizce taraflara tebliğine, Dair; dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 361. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay İlgili Hukuk Dairesi nezdinde temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 30/09/2026

Başkan E-imza

Üye E-imza

Üye E-imza

Katip E-imza

Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/306, K. 2026/1100, T. 30.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-306-e-2026-1100-k-5a9ee4d3193e