İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2024/448 E. 2026/107 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2024/448
- Karar No
- 2026/107
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Dosya No: 2024/448 Esas - 2026/107 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A Yargılama Yapmaya ve Hüküm Vermeye Yetkili
T.C. ANKARA 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2024/448 KARAR NO : 2026/107
... DAVA : Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan, Ayıba Karşı Tekeffül) DAVA TARİHİ : 13/06/2024 KARAR TARİHİ : 20/02/2026 G.K. YAZIM TARİHİ : 18/03/2026
Mahkememizde görülmekte olan; Ticari Satımdan Kaynaklanan, Ayıba Karşı Tekeffül Hükümlerine Dayalı Alacak Davasının yapılan açık yargılaması neticesinde, aşağıda belirtildiği şekilde hüküm tesis edilmiştir. I) DAVA : Davacı vekili tarafından sunulan dava dilekçesi kapsamında özetle; müvekkilinin davalı şirketten 1.1001.9963 .... Google model televizyonu 26.029,00.-TL bedelle satın aldığı; televizyonun kurulumu yapıldıktan sonra çalışmadığının fark edildiği; durumun davalıya bildirilmesine rağmen mağduriyetin giderilmediği; .....'ye başvurulduğu ve raporda anakart arızası tespit edildiği; ayıbın üretimden kaynaklandığı ve gizli ayıp niteliğinde olduğu ve ticari uyuşmazlık kapsamında arabuluculuğa başvurulduğu ancak anlaşılamadığı beyan edilmiş olup; dava konusu televizyonun ayıpsız misli ile ücretsiz olarak değiştirilmesine yahut sözleşmeden dönülerek 26.029,00.-TL ücretin avans faiziyle birlikte iadesine ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesi karar verilmesinin talep edildiği anlaşılmıştır. II) CEVAP : Davalı vekili tarafından sunulan cevap dilekçesi kapsamında özetle; dava dilekçesinin usulüne uygun hazırlanmadığı ve ispat yükünün yerine getirilmediği; terditli talebin yerleşik içtihatlara aykırı olduğu; dava konusu ürünün satışı sırasında hiçbir ayıbının bulunmadığı; ürünün 18/07/2022 tarihinde teslim alındığı ve arızanın kullanıcı hatasından kaynaklanabileceği; fatura tarihi ile yetkili servis raporu tarihi arasında 1 yıl 7 ay gibi uzun bir süre geçtiği ve ürünün yetkili servise bu denli geç gönderilmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu; üretim hatası olup olmadığının tespiti için bilirkişi incelemesi yapılması gerektiği beyan edilmiş olup; davanın reddine ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesinin talep edildiği anlaşılmıştır. Mahkememizce yürütülen yargılamanın ilerleyen sürecinde; davacı vekili tarafından, dava dilekçesinde belirtilen "İşbu televizyon müvekkil şirkete götürülüp kurulumu yapıldıktan sonra fişi prize takıldığında çalışmadığı fark edilmiştir" beyanının; davacı vekili tarafından 04/04/2025 tarihinde sunulan beyan dilekçesi kapsamında "Her ne kadar dava dilekçemizde davaya konu televizyonun, müvekkil şirkete götürülüp kurulumu yapıldıktan sonra çalışmadığı beyan edilmişse de, bu durum dilekçemizde sehven yanlış ifade edilmiş olup iş bu televizyon kullanım sırasında arızalanmıştır." şeklinde değiştirildiğinin tespit edilmiş olması nedeniyle davalı vekilinden muvafakatlerinin bulunup bulunmadığı hususunda beyanda bulunulması istenilmiş olup; davalı vekili tarafından sunulan açıklama beyanında, "davacı tarafın genişletme beyanına muvafakatlerinin bulunmadığı" hususunun belirtildiği anlaşılmıştır. III) DELİLLER : .... Referans Numaralı Servis Fişi. IV) DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE : a) Dava Konusu Uyuşmazlığın Tespiti : Mahkememiz nezdinde ikame olunan davanın; davacı....Kaynaklanan, Ayıba Karşı Tekeffül Hükümlerine Dayalı Alacak Davası olduğu anlaşılmıştır. Taraflar arasında; "18/07/2022 tarihinde ticari satım sözleşmesi akdedilmiş olduğu ve dava konusu ... model televizyonun davalıdan teslim alındığı" hususlarında, herhangi bir uyuşmazlık bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu doğrultuda uyuşmazlığın; taraflar arasında, 18/07/2022 tarihinde, 1.1001.9963 ... televizyon ile ilgili olarak imzalanan "Ticari Satım Sözleşmesi" akabinde, dava konusu televizyonda açık/gizli ayıp bulunup bulunmadığı; ayıp bulunduğunun tespiti halinde yasal süreler kapsamında ayıp ihbarında bulunulup bulunulmadığı; söz konusu ayıp ile ilgili olarak, davalının mes'uliyeti bulunup bulunmadığı ve bulunmakta ise ayıpsız misliyle değişim veya bedel iadesi şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği hususlarından ibaret olduğu anlaşılmıştır. b) Dava Şartları ve İlk İtirazların Değerlendirilmesi : Mahkememizce yürütülen yargılama kapsamında; öncelikle "dava şartlarının mevcut bulunup bulunmadığı” hususunda yapılan incelemede; 6102 Sayılı TTK.'nın 5/A maddesi uyarınca taraflar arasındaki arabuluculuk görüşmelerinin, usulüne uygun olarak gerçekleştirilmiş bulunduğu ve 6100 Sayılı HMK.'nın 114. maddesi kapsamında belirtilen dava şartlarında eksiklik bulunmadığı tespit edilmiştir. Bunun yanı sıra "ilk itirazlar" hususunda yapılan incelemede; davalı vekili tarafından sunulan cevap dilekçesi kapsamında "yetki" veya "tahkim" ilk itirazlarında bulunulmadığı anlaşılmakla, bu hususta Mahkememizce herhangi bir inceleme yapılmamıştır. c) Ticari Satım Sözleşmelerinde Ayıba Karşı Tekeffül Sorumluluğunun Hukuki Nitelendirmesi : Ayıba karşı tekeffül hükümlerinin uygulandığı uyuşmazlıklarda; tarafların "tacir sıfatını haiz" olması ve uyuşmazlığın "ticari nitelikteki satım sözleşmesinden" kaynaklandığının anlaşılması durumlarında; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun genel hükümlerinin yanı sıra 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (özel hükümler içeren) 23/1. maddesinin (c) bendinin birlikte uygulanması gerekmektedir. Bu doğrultuda; "ayıba karşı tekeffül" müessesesi ile ilgili olarak öncelikle, mevzuat kapsamında yapılan düzenlemelere genel olarak değinilmesi önem arz etmektedir. 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun "Ayıptan Sorumluluk - Konusu - Genel Olarak" başlıklı 219. maddesi, aşağıda belirtildiği şekildedir: "(1) Satıcı, alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi, nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu olur. (2) Satıcı, bu ayıpların varlığını bilmese bile onlardan sorumludur." 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun "Sorumsuzluk Anlaşması" başlıklı 221. maddesi, aşağıda belirtildiği şekildedir: "Satıcı satılanı ayıplı olarak devretmekte ağır kusurlu ise, ayıptan sorumluluğunu kaldıran veya sınırlayan her anlaşma kesin olarak hükümsüzdür." 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun "Gözden Geçirme ve Satıcıya Bildirme" başlıklı 223. maddesi, aşağıda belirtildiği şekildedir: "(1) Alıcı, devraldığı satılanın durumunu işlerin olağan akışına göre imkân bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve satılanda satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse, bunu uygun bir süre içinde ona bildirmek zorundadır. (2) Alıcı gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse, satılanı kabul etmiş sayılır. Ancak, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz. Bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmelidir; bildirilmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılır." 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun "Satıcının Ağır Kusurunun Sonuçları" başlıklı 225. maddesi, aşağıda belirtildiği şekildedir: "(1) Ağır kusurlu olan satıcı, satılandaki ayıbın kendisine süresinde bildirilmemiş olduğunu ileri sürerek sorumluluktan kısmen de olsa kurtulamaz. (2) Satıcılığı meslek edinmiş kişilerin bilmesi gereken ayıplar bakımından da aynı hüküm geçerlidir." 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun "Alıcının Seçimlik Hakları" başlıklı 227. maddesi, aşağıda belirtildiği şekildedir: "(1) Satıcının satılanın ayıplarından sorumlu olduğu hâllerde alıcı, aşağıdaki seçimlik haklardan birini kullanabilir: 1. Satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme. 2. Satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinde indirim isteme. 3. Aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme. 4. İmkân varsa, satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteme. (2) Alıcının genel hükümlere göre tazminat isteme hakkı saklıdır. (3) Satıcı, alıcıya aynı malın ayıpsız bir benzerini hemen vererek ve uğradığı zararın tamamını gidererek seçimlik haklarını kullanmasını önleyebilir. (4) Alıcının, sözleşmeden dönme hakkını kullanması hâlinde, durum bunu haklı göstermiyorsa hâkim, satılanın onarılmasına veya satış bedelinin indirilmesine karar verebilir. (5) Satılanın değerindeki eksiklik satış bedeline çok yakın ise alıcı, ancak sözleşmeden dönme veya satılanın ayıpsız bir benzeriyle değiştirilmesini isteme haklarından birini kullanabilir." 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun "Ticari Satış ve Mal Değişimi" başlıklı 23. maddesi aşağıda belirtildiği şekildedir: "(1) Bu maddedeki özel hükümler saklı kalmak şartıyla, tacirler arasındaki satış ve mal değişimlerinde de Türk Borçlar Kanununun satış sözleşmesi ile mal değişim sözleşmesine ilişkin hükümleri uygulanır. a) Sözleşmenin niteliğine, tarafların amacına ve malın cinsine göre, satış sözleşmesinin kısım kısım yerine getirilmesi mümkün ise veya bu şartların bulunmamasına rağmen alıcı, çekince ileri sürmeksizin kısmi teslimi kabul etmişse; sözleşmenin bir kısmının yerine getirilmemesi durumunda alıcı haklarını sadece teslim edilmemiş olan kısım hakkında kullanabilir. Ancak, o kısmın teslim edilmemesi dolayısıyla sözleşmeden beklenen yararın elde edilmesi veya izlenen amaca ulaşılması imkânı ortadan kalkıyor veya zayıflıyorsa ya da durumdan ve şartlardan, sözleşmenin kalan kısmının tam veya gereği gibi yerine getirilemeyeceği anlaşılıyorsa alıcı sözleşmeyi feshedebilir. b) Alıcı mütemerrit olduğu takdirde satıcı, malın satışına izin verilmesini mahkemeden isteyebilir. Mahkeme, satışın açık artırma yoluyla veya bu işle yetkilendirilen bir kişi aracılığıyla yapılmasına karar verir. Satıcı isterse satış için yetkilendirilen kişi, satışa çıkarılacak malın niteliklerini bir uzmana tespit ettirir. Satış giderleri satış bedelinden çıkarıldıktan sonra artan para, satıcının takas hakkı saklı kalmak şartıyla, satıcı tarafından alıcı adına bir bankaya ve banka bulunmadığı takdirde notere bırakılır ve durum hemen alıcıya ihbar edilir. c) Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür. Diğer durumlarda, Türk Borçlar Kanununun 223 üncü maddesinin ikinci fıkrası uygulanır." Öğretide "ayıp" kavramı; "satılanda, hasarın geçtiği anda, vaad edilen niteliklerin, bir diğer ifade ile bulunması gereken bir özelliği bulunmaması veya bulunmaması gereken bir kusurun/eksikliğin bulunması ya da dürüstlük kuralı gereğince üründen/hizmetten beklenen lüzumlu vasıfları taşımaması hali" olarak tanımlanmakta olup; kendi içinde farklı sınıflandırmalara tâbi tutulmaktadır. Bu sınıflandırmaların ilkinde "ayıp" kavramı; maddi, hukuki ya da ekonomik ayıp şeklinde üçlü bir ayrıma tâbi tutulmaktadır. "Maddi ayıp", bir mal veya hizmette, fiziken hata bulunması hali; "ekonomik ayıp", mal veya hizmetin iktisadi vasıflarında eksiklik bulunması hali; "hukuki ayıp" ise mal veya hizmette fiziken ya da ekonomik ayıp bulunmamasına rağmen, hukuki nedenlerle mal veya hizmetten yararlanılamaması veya kullanılamaması halidir. İkinci sınıflandırma kapsamında ise "ayıp" kavramı; açık ayıp ve gizli ayıp olarak ikili bir sınıflandırmaya tâbi tutulmaktadır. Bu kapsamda; ayıbın "ilk bakışta" ya da "yüzeysel bir muayene ile" tespit edilebilmesi halinde "açık ayıp" kavramından bahsedilmektedir. Bununla birlikte; "durumun gerekli kıldığı muayene ile anlaşılamayan" ayıplar ise, "gizli ayıp" olarak tanımlanmaktadır. Ayrıca belirtmek gerekir ki; 6102 sayılı TTK.'nın (tarafların, tacir sıfatını haiz olduğu ve uyuşmazlığın ticari nitelikteki satım sözleşmesinden kaynaklandığı durumlarda uygulanması gerekli özel hükümlerin düzenlendiği) 23. maddesi kapsamında; "malın muayene ve ihbar yükümlülüğü" düzenlenmiştir. Alıcının iğfal edildiği durumlara münhasır olmak üzere ise, TTK.'nın 225. maddesi kapsamında; satıcı bakımından ağırlaştırılmış sorumluluğu içerir hüküm düzenlenmekte; alıcıyı iğfal etmiş olan satıcının, "ayıbın kendisine vaktinde ihbar edilmemiş olduğunu ileri sürerek sorumluluktan kurtulamayacağı" belirtilmektedir. "Ayıba karşı tekeffül" müessesesinin şartlarının gerçekleştiği durumlarda; alıcının Kanun tarafından kendisine tanınan seçimlik haklarını kullanabilmesi, yine Kanun tarafından kendisine yükletilmiş külfetleri yerine getirmesine bağlıdır. Bu külfetler, "malın muayenesi" ve "tespit edilen ayıbın, satıcıya ihbarı" olarak düzenlenmiş olup; "Külfet" kavramının hukuki tanımının da dikkate alınması suretiyle alıcının, üzerine yüklenen külfetleri yerine getirmemesi halinde, Kanun tarafından kendisine tanınan seçimlik hakları kullanması imkanı bulunmamakta, alıcı tarafından "alıcının satılanı kabul etmiş sayılacağı" hususu, yasal bir karine olarak karşımıza çıkmaktadır. Yukarıda belirtilen açıklamalar kapsamında da belirtildiği üzere; "ayıba karşı tekeffül" müessesesinin, tacir sıfatını haiz taraflar arasında ve ticari nitelikteki satım sözleşmelerinden kaynaklandığı durumlarda, TBK.'nın genel hükümlerinin yanı sıra TTK.'nın 23/1 (c) maddesinde hükme bağlanan "özel hükümlerin de" birlikte uygulanması gerekmektedir. TTK.'nın 23/1 (c) maddesi kapsamında da belirtildiği üzere; uyuşmazlık konusu malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcının, "iki gün" içinde durumu satıcıya ihbar etme külfeti bulunmaktadır. Açıkça belli olmayan ayıplarda ise alıcı, emtiayı teslim aldıktan sonra "sekiz gün" içinde "muayene etmek veya ettirmek" ve bu muayene neticesinde emtianın ayıplı olduğunun anlaşılması halinde, haklarını korumak için durumu, "işbu sekiz günlük süreç içerisinde satıcıya ihbar etmek" külfetleri altındadır. Bununla birlikte; emtiada mevcut bir "gizli ayıbın sonradan ortaya çıkması" halinde ise; (TTK.'nın 23/1.c maddesi atfıyla) TBK.'nın 223. maddesi uygulama alanı bulacaktır. TBK.'nın 223/2. maddesinde; ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde bildirimin "derhal" yapılması aksi halde alıcının, malı "ayıp ile beraber kabul edilmiş sayılacağı" belirtilmiştir. Son olarak; "ihbar külfetinin" yasal süre içerisinde yerine getirilip getirilmediğinin kanıtlanması hususunda ise, "ispat yükü" ile ilgili genel hükümlerin dikkate alınması gerekmektedir. Bu doğrultuda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun “İspat Yükü" başlıklı 190. maddesi kapsamında belirtilen "(1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. (2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir." hükmü uyarınca ispat yükü; öncelikle davacı üzerindedir.
d) Dava Konusu Uyuşmazlık İle İlgili Değerlendirme : Mahkememiz nezdinde ikame olunan dava kapsamında; davacı vekilinin, davalıdan satın alınan televizyonun ayıplı olması sebebiyle ayıpsız misli ile değiştirilmesine; bunun mümkün olmaması halinde sözleşmeden dönülerek 26.029,00.-TL satış bedelinin avans faiziyle iadesine karar verilmesinin talep edildiği anlaşılmıştır. Davalı vekili tarafından sunulan cevap dilekçesi kapsamında ise özetle; fatura tarihi ile yetkili servis raporu tarihi arasında 1 yıl 7 ay gibi uzun bir süre geçtiğini belirtmiş ve ürünün yetkili servise bu denli geç gönderilmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu ve dava konusu üründe ayıp bulunmadığından bahisle davanın reddine karar verilmesinin talep edildiği anlaşılmıştır. Mahkememizce dosya üzerinde yapılan incelemede; uyuşmazlığın temelini, taraflar arasındaki ticari satım sözleşmesine konu ürünün "ayıplı" olduğu iddiasının ve buna dayalı olarak alıcının seçimlik haklarını kullanma talebinin oluşturduğu anlaşılmıştır. Bu noktada uyuşmazlığın çözümü; alıcının kanundan doğan külfetlerini (gözden geçirme ve bildirim) zamanında ve usulüne uygun şekilde yerine getirip getirmediğinin tespitine bağlıdır. Bilindiği üzere; 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 23/1-c maddesi uyarınca ticari satımlarda; ayıbın açıkça belli olmaması halinde dahi alıcının, malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür. Atıf yaptığı 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 223. maddesi gereğince de alıcı, devraldığı satılanın durumunu işlerin olağan akışına göre imkân bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve satılanda satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse, bunu uygun bir süre içinde ona bildirmek zorundadır. Alıcı gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse, satılanı kabul etmiş sayılır. Somut uyuşmazlıkta davacı tarafın; 18/07/2022 tarihinde satın aldığı ürünün kurulumu yapıldıktan sonra çalışmadığını (açık ayıp) ileri sürdüğü, yargılamanın ilerleyen aşamasında ise bu iddiasını değiştirerek televizyonun kullanım sırasında arızalandığını (gizli ayıp) iddia ettiği anlaşılmıştır. Davalı taraf ise bu genişletme beyanına HMK 141. maddesi kapsamında muvafakat etmemiştir. Bununla birlikte; ileri sürülen ayıp ister açık ayıp, ister gizli ayıp mahiyetinde olsun; alıcının kanuni süreler içerisinde ayıp ihbarında bulunduğunu ispat külfeti bizzat kendisine (davacıya) aittir. Mahkememizin 25/03/2025 tarihli ön inceleme duruşmasının (1) no'lu ara kararı ile davacı tarafa, dava konusu ayıbın ihbar belgesini sunmaları için iki haftalık kesin süre verilmiş ve sonuçları ihtar edilmiş; davacı tarafından ise, Mahkememizce verilen işbu kesin süre içerisinde dosyaya herhangi bir ihbar belgesi sunulmamış, yalnızca beyan dilekçesi vermek suretiyle tanık dinletme talebinde bulunmuştur. Bunun akabinde Mahkememizin 18/04/2025 tarihli celsesinde davacı tarafa tanık listesini sunması için yine iki haftalık kesin süre verilmiş, ancak 23/09/2025 tarihli celsede davacı tarafın bu kesin süreye riayet etmediği görülerek HMK'nın 94/3. maddesi uyarınca tanık deliline dayanmaktan vazgeçmiş sayılmasına karar verilmiştir. Tüm bu yargılama safahatı bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacı tarafın, işbu ticari satıma konu üründeki ayıp iddiasını satıcıya kanuni süreler içinde ihbar ettiğini (yazılı belge ile veya tanıkla) ispatlayamadığı anlaşılmış; TBK'nın 223/2. maddesinde açıkça ifade edildiği üzere, satılanı mevcut haliyle (ayıbıyla birlikte) kabul etmiş olduğu karinesinin dikkate alınması suretiyle davanın reddine dair aşağıda belirtildiği şekilde hüküm tesis edilmiştir. V) HÜKÜM : (Yukarıda Açıklanan Gerekçelerle) 1) Davanın REDDİNE,
2) Karar ve İlâm Harcı : a) Harçlar Kanunu uyarınca alınması gerekli 732,00.-TL peşin harçtan, davacı tarafından yatırılmış bulunan 427,60.-TL harcın mahsubu ile bakiye kalan 304,40.-TL peşin harcın; davacı taraftan tahsili ile HAZİNEYE GELİR KAYDINA, b) Davacı tarafından yatırılmış bulunan sair harcın; davacı taraf üzerinde BIRAKILMASINA, 3) Yargılama Gideri ve Gider Avansı : a) Davacı tarafından yatırılmış bulunan yargılama giderlerinin, davacı üzerinde BIRAKILMASINA, b) Arabuluculuk faaliyeti neticesinde, taraflar arasında anlaşma sağlanamadığı anlaşıldığından; Arabuluculuk Yönetmeliği'nin 26/2. maddesi uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 3.600,00.-TL arabuluculuk ücretinin, davacı taraftan tahsili ile HAZİNEYE GELİR KAYDINA, c) Taraflarca yatırılan gider avansından bakiye kalan kısmın; kararın kesinleşmesini müteakiben talep edilmesi halinde; HMK.'nın 333. maddesi uyarınca taraflara İADESİNE, 4) Vekâlet Ücreti : Davalı tarafın kendisini vekil ile temsil ettirdiği anlaşıldığından; Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 3, 13. maddeleri uyarınca (Mahkememizce reddine karar verilen 100,00.-TL üzerinden) takdir edilen 100,00.-TL vekalet ücretinin, davacıdan tahsili ile davalıya ÖDENMESİNE,
Dair; davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı vekilinin yokluğunda; dava değeri itibariyle KESİN nitelikte olmak üzere, yapılan açık yargılamada karar verildi. 20/02/2026
.... Gerekçeli Karar