İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2026/670 E. 2026/674 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2026/670
- Karar No
- 2026/674
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2026/670 Esas KARAR NO : 2026/674
DAVA : Tazminat DAVA TARİHİ : 03/02/2022 KARAR TARİHİ : 22/09/2026
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: TALEP: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Fazlaya ilişkin her türlü dava ve talep hakkı saklı kalmak üzere, yeni araç bedelinden pert bedeli düşüldükten sonra kalan kısım için (HMK(107) kapsamında şimdilik 10.000,00 TL maddi tazminat, ...açılmaması nedeniyle müvekkilin hayal kırıklığı yaşaması, korkması ve markaya olan güvenini yitirmesi nedeniyle 20.000,00 TL manevi tazminat olmak üzere, şimdilik (maddi tazminat için HMK 107 kapsamında belirsiz alacak davası) toplam 30.000,00 TL tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı şirkete yükletilmesine karar verilmesi talep ve dava edilmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; ... plakalı ve ..._... şase numaralı aracın davacı şirket adına kayıtlı olması nedeniyle ticari bir iş niteliği taşıdığını, bu sebeple 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında tüketici işlemi bulunmadığını ve davanın görevli Asliye Ticaret Mahkemelerinde görülmesi gerektiğini, davacı tarafın tacir sıfatıyla hareket ettiğini ve uyuşmazlığın genel mahkemelerin görev alanına girdiğini, davacı tarafından eksik harç yatırıldığını, Türk Ticaret Kanunu'nun 23/c ve Türk Borçlar Kanunu'nun 223/II maddeleri uyarınca davacının süresinde ayıp ihbarında bulunmadığını, bu nedenle dava hakkının düştüğünü, aracın teslim alındığı 2020 yılından itibaren usulüne uygun bir ihbar yapılmadığını, davacının talep ettiği maddi tazminatın yasal seçimlik haklar arasında yer almadığını ve sebepsiz zenginleşmeye yol açacağını, davacı tarafın delillerini tebliğ etmediğini ve bu sebeple delillerin kabul edilmemesi gerektiğini, hava yastıklarının açılmamasının üretimsel bir ayıp olmadığını, hava yastığı sisteminin belirli hız ve açıdaki darbelerde devreye girecek şekilde tasarlandığını, somut olayda bu teknik koşulların oluşmadığını, aracın gösterge panelinde herhangi bir arıza ikazı bulunmadığını, hava yastıklarının ikincil bir güvenlik sistemi olduğunu, manevi tazminat şartlarının oluşmadığını, davacının kişilik haklarına veya bedensel bütünlüğüne bir zarar gelmediğini, talep edilen manevi tazminat miktarının fahiş olduğunu belirterek davanın usulden ve esastan reddini talep etmiştir. DELİLLER VE GEREKÇE: Hakimler ve Savcılar Kurulu'nun... tarih ve ... sayılı kararı ile ... 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 10/07/2026 tarihi itibariyle faaliyetinin durdurulmasına ve ... 3. Asliye Ticaret Mahkemesinde görülmekte olan dava ve işler ile arşiv dosyalarının ... 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'ne devrine karar verilmiş olup söz konusu karar uyarınca ... 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin...Esas sayılı dosyasının İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'ne devredilerek söz konusu dava dosyasının .. 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin yukarıdaki esasına kaydının yapıldığı görülmüştür. Tarafların aktif ve pasif dava ehliyetleri denetlenip uyuşmazlık konuları re'sen belirlenerek taraflarca gösterilen deliller toplanmış ve konunun incelenmesinde uzmanlık gerektiren yönler olduğundan bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle dava sonuçlandırılmıştır. HMK'nın 320/2. maddesi uyarınca taraflar arasındaki uyuşmazlık konularının; davacı tarafından davalıdan satın alınan aracın ayıplı olarak satılıp satılmadığı; araçta ayıp varsa ayıbın açık ayıp mı gizli ayıp mı olduğu; davacının ayıp ve ihbar yükümlülüğüne aykırı davranıp davranmadığı; davacı tarafından maddi ve manevi tazminat talebinde bulunup bulunulamayacağı; bulunabilecekse tutarının ne olduğu konularında toplandığı tespit edildi. Mahkememiz dosyasına 21/12/2023 tarihinde ... tarafından sunulan bilirkişi raporunda; 14.06.2021 tarihinde meydana gelen kazada ... plakalı aracın hava yastıklarının açılmadığının belirtildiği, bu durumun üretim kaynaklı gizli ayıp niteliği taşıdığının ifade edildiği, 28.11.2020 tarihli kaza ile birlikte değerlendirildiği, dava dışı ... Sigorta ile davacı firma arasında 660.000 TL tutarında mutabakat sağlandığının görüldüğü, bu bedelin piyasa rayiçlerine uygun olduğunun anlaşıldığı, davacı firmanın herhangi bir hak kaybı yaşamadığı kanaatine varıldığı tespit edilmiştir. Mahkememiz dosyasına 04/08/2025 tarihinde ... tarafından sunulan bilirkişi ek raporunda;14.06.2021 tarihinde meydana gelen kazada ... plakalı aracın hava yastıklarının açılmadığının tespit edildiğini, bu durumun 28.11.2020 tarihli kaza ile birlikte değerlendirildiğinde üretim kaynaklı gizli ayıp niteliği taşıdığını, aracın kaza tarihindeki liste fiyatının 737.200 TL olarak belirlendiğini, dava tarihi itibarıyla 2021 model liste fiyatının 1.190.000 TL olduğunu, 2022 model liste fiyatının ise 1.250.000 TL seviyesinde bulunduğunu, bilirkişi raporundaki kanaatin geçerliliğini koruduğu kanaatine varıldığı tespit edilmiştir. Mahkememiz dosyasına 11/06/2026 tarihinde..., ... ve...tarafından sunulan bilirkişi raporunda; Dava konusu olayda hava yastıklarının açılması için gerekli şartların oluşmadığı, Aracın hava yastığı sisteminde gizli ayıp niteliğinde bir imalat hatasının tespit edilemediği, Aracın kaza geçirmesinde ve hasara uğramasında aracın hava yastığı sisteminin herhangi bir etkisinin olmaması ve kazanın tamamen sürücünün kusurlu sürüş şekli nedeniyle meydana gelmiş olması, hava yastıklarının açılmaması ile kazanın meydana gelmesi arasında herhangi bir ilişki olmaması nedeniyle davacının davalı şirketten talep edebileceği bir maddi zararının olmadığı, Aracın hava yastıklarının açılmamasının, aracın kazadan sonraki sovtaj değerinin daha da düşmesini engellediği (hava yastıkları açılsaydı aracın hurdası daha düşük bedelle satılırdı), hususları tespit edilmiştir. Huzurda görülen dava, 6098 sayılı TBK'nın 227. maddesine dayalı menkul satışına dayalı alıcının ayıba karşı seçimlik haklarının kulanılması talebine ilişkindir. Türk Ticaret Kanununun "5. Ticari satış ve mal değişimi" kenar başlıklı 23. maddesine göre, “(1)Bu maddedeki özel hükümler saklı kalmak şartıyla, tacirler arasındaki satış ve mal değişimlerinde de Türk Borçlar Kanununun satış sözleşmesi ile mal değişim sözleşmesine ilişkin hükümleri uygulanır. a)Sözleşmenin niteliğine, tarafların amacına ve malın cinsine göre, satış sözleşmesinin kısım kısım yerine getirilmesi mümkün ise veya bu şartların bulunmamasına rağmen alıcı, çekince ileri sürmeksizin kısmi teslimi kabul etmişse; sözleşmenin bir kısmının yerine getirilmemesi durumunda alıcı haklarını sadece teslim edilmemiş olan kısım hakkında kullanabilir. Ancak, o kısmın teslim edilmemesi dolayısıyla sözleşmeden beklenen yararın elde edilmesi veya izlenen amaca ulaşılması imkânı ortadan kalkıyor veya zayıflıyorsa ya da durumdan ve şartlardan, sözleşmenin kalan kısmının tam veya gereği gibi yerine getirilemeyeceği anlaşılıyorsa alıcı sözleşmeyi feshedebilir. b)Alıcı mütemerrit olduğu takdirde satıcı, malın satışına izin verilmesini mahkemeden isteyebilir. Mahkeme, satışın açık artırma yoluyla veya bu işle yetkilendirilen bir kişi aracılığıyla yapılmasına karar verir. Satıcı isterse satış için yetkilendirilen kişi, satışa çıkarılacak malın niteliklerini bir uzmana tespit ettirir. Satış giderleri satış bedelinden çıkarıldıktan sonra artan para, satıcının takas hakkı saklı kalmak şartıyla, satıcı tarafından alıcı adına bir bankaya ve banka bulunmadığı takdirde notere bırakılır ve durum hemen alıcıya ihbar edilir. c)Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür. Diğer durumlarda, Türk Borçlar Kanununun 223 üncü maddesinin ikinci fıkrası uygulanır." İfa kavramı, borçlar hukukunun sistematiği içerisinde borcun sona erme sebepleri arasında asli ve en doğal sona erme biçimini ifade eder. Öğretide genel kabul gören tanıma göre ifa, borçlanılan edimin borcun içeriğine uygun biçimde yerine getirilmesi suretiyle borç ilişkisinin ortadan kaldırılmasıdır. Nitekim hem Türk Borçlar Hukuku öğretisinde hem de Alman Medeni Kanunu’nun 362. maddesinde ifa, borcun konusunu oluşturan edimin gerçekleştirilmesi ile borç ilişkisinin sona ermesi olarak düzenlenmiştir. İfanın hukuki temeli ise ahde vefa (pacta sunt servanda) ilkesine dayanmaktadır. Bu ilke, tarafların özgür iradeleriyle kurdukları sözleşmelerin bağlayıcı olduğunu ve tarafların üstlendikleri edimleri dürüstlük kuralı çerçevesinde yerine getirmekle yükümlü olduklarını ifade eder. Modern borçlar hukukunda sözleşme serbestisi ile birlikte değerlendirilen ahde vefa ilkesi, ekonomik güvenliğin ve ticari istikrarın sağlanması, olası risklerin önlenmesi açısından vazgeçilmez bir fonksiyon üstlenmektedir. Borcun gereği gibi ifası, yalnızca edimin fiilen yerine getirilmesinden ibaret değildir; aynı zamanda ifanın tarafları, zamanı, yeri, miktarı ve niteliği bakımından sözleşmeye uygun şekilde gerçekleştirilmesini gerektirir. Bu kapsamda ifa, hem objektif hem de sübjektif unsurları bünyesinde barındıran bir kavramdır. Objektif unsur, edimin borç ilişkisinde kararlaştırıldığı şekilde yerine getirilmesi iken; sübjektif unsur, borçlunun ifayı dürüstlük kuralına uygun biçimde gerçekleştirmesidir. Öğretide “gereği gibi ifa” kavramı, borçlanılan edimin eksiksiz ve sözleşmeye uygun olarak yerine getirilmesini ifade etmekte olup, bu şartların gerçekleşmemesi hâlinde ifa olgusundan değil, ifa etmeme veya gereği gibi ifa etmeme hâlinden söz edilir. Bu ayrım, borçlunun sorumluluğunun belirlenmesi bakımından büyük önem taşımaktadır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 112. maddesi, borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi halinde borçlunun sorumluluğunu düzenleyen temel normdur. Söz konusu hüküm, kusur karinesi esasına dayanmakta olup borçluya yüklenen sorumluluğun objektif nitelik taşıdığı kabul edilmektedir. Buna göre borçlu, borcun ifa edilmemesinden doğan zararı gidermekle yükümlü olup ancak kusursuzluğunu ispat ettiği takdirde sorumluluktan kurtulabilir. Öğretide bu düzenleme, borçlunun edimini ifa borcu yanında alacaklının menfaatini koruma yükümlülüğünün de bulunduğunun bir göstergesi olarak değerlendirilmektedir. Nitekim sözleşme ilişkisi yalnızca edimin yerine getirilmesiyle sınırlı olmayıp, tarafların karşılıklı güven ve menfaatlerini koruyan bir hukuki bağ niteliği taşımaktadır. Eksik ifa kavramı, özellikle eser sözleşmeleri ve satış sözleşmeleri bakımından önem arz eden bir ifa bozukluğu türüdür. Eksik ifa, sözleşme veya dürüstlük kuralı gereği yapılması gereken işlerin bir kısmının hiç yapılmaması ya da kararlaştırılan kapsamda tamamlanmaması halini ifade eder. Eksik ifa ile ayıp kavramı her ne kadar uygulamada sıklıkla karıştırılsa da doktrinde ve yerleşik Yargıtay içtihatlarında bu iki kavramın farklı olduğu kabul edilmektedir. Eksik ifada edim nicelik bakımından eksikken, ayıpta edim yerine getirilmiş olmakla birlikte niteliksel bir bozukluk söz konusudur. Bu ayrım, alıcının seçimlik haklarının belirlenmesi ve satıcının sorumluluğunun kapsamının tespit edilmesi açısından belirleyici bir rol oynar. Ayıp kavramı, satış sözleşmesinin merkezinde yer alan ve satıcının sorumluluğunu doğuran temel unsurlardan biridir. Ayıp, satılan malın sözleşmede kararlaştırılan nitelikleri taşımaması veya objektif olarak bulunması gereken özelliklerden yoksun olması şeklinde tanımlanır. Öğretide ayıp değerlendirmesi yapılırken öncelikle tarafların açık irade beyanları dikkate alınmakta, açık bir düzenleme bulunmayan hallerde sözleşmenin yorumu ve dürüstlük kuralı esas alınmaktadır. Bu yaklaşım, sözleşme özgürlüğü ile dürüstlük kuralı arasındaki dengeyi korumayı amaçlamaktadır. Nitekim taraflar belirli özellikleri açıkça kararlaştırmışlarsa, malın bu özellikleri taşımaması doğrudan ayıp olarak kabul edilir; sözleşmede açık hüküm bulunmadığı hâllerde ise malın objektif kullanım amacına uygunluğu esas alınır. Ayıplar, açık ayıp ve gizli ayıp şeklinde ikiye ayrılmaktadır. Açık ayıp, basit bir inceleme ile fark edilebilen niteliksel bozuklukları ifade ederken; gizli ayıp, teslim anında mevcut olmakla birlikte olağan inceleme ile fark edilemeyen ve kullanım sırasında ortaya çıkan kusurları ifade eder. Gizli ayıp hallerinde alıcının ihbar yükümlülüğü, ayıbın öğrenildiği andan itibaren başlar. Satıcının ayıptan sorumluluğunu ortadan kaldıran sorumsuzluk anlaşmaları TBK'nın 221. maddesi kapsamında belirli şartlara bağlanmıştır. Satıcının ağır kusuru halinde sorumsuzluk kayıtları geçersizdir. Ayrıca hasarın alıcıya geçiş anı da sorumluluğun belirlenmesinde önemlidir; taşınır satışlarında hasar kural olarak zilyetliğin devriyle alıcıya geçse de, teslimden önce mevcut gizli ayıplar bakımından satıcının sorumluluğu devam eder. Satıcının, ayıplı ifadan dolayı sorumlu olabilmesi için satılandaki ayıp, yarar ve hasarın alıcıya geçişinden önce mevcut olmalıdır. Yarar ve hasarın alıcıya geçtikten, yani satılan teslim edildikten sonra doğan ayıplardan kural olarak satıcı sorumlu olmaz. Fakat bu ayıplar da sözleşme kurulmadan önceki bir nedenden kaynaklanıyorsa satıcı yine sorumlu tutulabilir. Satım sözleşmeleri bakımından maldaki yarar ve hasarın geçiş anı, TBK'nın 208. maddesinde düzenlenmiştir. TBK'nın 208/1. maddesi hükmü; “Kanundan, durumun gereğinden veya sözleşmede öngörülen özel koşullardan doğan ayrık haller dışında, satılanın yarar ve hasarı; taşınır satışlarında zilyetliğin devri, taşınmaz satışlarında ise tescil anına kadar satıcıya aittir.” şeklindedir. TBK'nın 208. maddesi hükmünde geçen zilyetliğin devri kavramının amaca uygun sınırlama çerçevesinde satılanın alıcıya teslim edilmiş olarak anlaşılması ve bu şekilde okunması gerekmektedir. Yarar ve hasarın alıcıya geçtiği esnada ayıp sebebinin mevcut olması TBK'nın 219. maddesi anlamında ayıbın varlığı için yeterli görülmektedir. Hasarın geçmesinden sonra ortaya çıkan ayıplar, önceden mevcut sebeplerden ileri gelmedikçe, satıcıyı sorumlu kılmaz. Örneğin satın alınan bir dizüstü bilgisayarı daha önceden üretim hatası içeriyorsa ve bu hata yüzünden sürekli arızalanıyorsa satıcı bundan sorumlu olur; buna karşılık, satım konusu deri ceket, hasarın geçmesinden sonra normal olarak eskimeye bağlı olarak rengi solarsa tekeffül söz konusu olmaz. Diğer bir anlatımla satılandaki hasarın alıcıya geçmesinden sonra ortaya çıkan ayıplar, daha önceki mevcut sebeplerden ileri gelmedikçe satıcı sorumlu olmaz. Örneğin, satılan makine üretim sırasında hasara uğradıysa ve bu hasar sonucu makine kullanılırken bozuluyorsa satıcı bundan sorumlu olur. Buna karşılık, örneğin satılan meyveler hasarın alıcıya geçmesinden sonra normal olarak zamanının geçmesi sebebiyle çürürse bu durumda satıcı ayıptan sorumlu olmaz ya da kullanma hatası veya kötü kullanma neticesinde satılanda bir arıza veya zarar meydana gelirse, bundan satıcı sorumlu olmayacaktır. (Bkz. Doğan, Nazlı, Tacirler Arası Ticari Satım Sözleşmelerinde Satıcının Ayıba Karşı Tekeffül Borcu, İstanbul 2017, s.39 vd. ve orada anılan yazarlar) Alıcının, ayıptan doğan sorumluluk hükümlerine başvurabilmesi için, gerekli muayene/ihbar külfetini yerine getirmiş olması gerekmekte olup bu külfet ayıptan sorumluluğun şekli şartları arasında yer alır. TBK'nın 223. maddesine göre alıcı, teslimden sonra malı makul süre içinde incelemeli ve ayıp tespit ettiğinde satıcıya bildirmelidir. Ticari satışlarda TTK'nın 23. maddesi hükümleri uygulanmakta olup, uygulamada garanti süresi içinde yapılan servis başvurularının ihbar niteliğinde olduğu kabul edilmektedir. Ayıplı mal halinde alıcının sahip olduğu seçimlik haklar TBK'nın 227. maddesinde düzenlenmiştir. Bu haklar sözleşmeden dönme, bedelden indirim, ücretsiz onarım ve ayıpsız misliyle değiştirme olarak belirlenmiş olup seçimlik hakkın kullanımı dürüstlük kuralı çerçevesinde değerlendirilir. Sonuç olarak ifa kavramı ile ayıp sorumluluğu arasındaki ilişki, borçlar hukukunun sistematiği içerisinde önemli bir yer tutar. Gereği gibi ifa edilmemiş bir edim ayıplı ifa niteliği taşıyacağından satıcının sorumluluğu doğar ve somut olayın teknik özellikleri ile sözleşmesel beklenti birlikte değerlendirilerek sonuçlandırılır. Dosya ve tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde; taraflar arasında araç alım satımına ilişkin sözleşme kurulduğu ancak davalı tarafından satışı yapılan araçta üretimden kaynaklı gizli ayıp olduğu iddiası ile huzurda görülen dava açılmıştır. Davacı tarafından yapılan tek taraflı trafik kazası neticesinde satışa konu araç perte çıkarılarak kasko bedeli dava dışı sigorta firması tarafından davacıya ödenmiştir. Davacı tarafından yaşanan trafik kazası sırasında hava yastıklarının açılmadığı, bu nedenle söz konusu araçta üretimden kaynaklı gizli ayıbın var olduğu iddia edilerek davalıdan maddi ve manevi tazminat talep edilmiştir. Mahkememizce ... 10. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin ... Değişik iş sayılı dosyası ile hasar dosyası ilgili sigorta şirketinden celp edilmiş olup uyuşmazlığın çözümünün uzmanlık gerektirmesi nedeniyle bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilmiştir. Ancak dava konusu aracın perte çıkartılması nedeniyle araç üzerinde bilirkişi incelemesi yapılması mümkün olmadığından dosya üzerinden bilirkişi incelemesi yapılmıştır. Her ne kadar dosyada mübrez delil tespiti raporu ile bilirkişi ...tarafından düzenlenen bilirkişi raporlarında araçta gizli ayıp olduğu yönünde tespitte bulunulmuş ise de söz konusu tespitlerin bir kısım varsayımlara dayalı olduğu görülmüş olup ayıp iddiasının net bir şekilde davacı tarafça ispat edilmesinin gerekmesi karşısında söz konusu raporların tekniğine uygun ve denetime elverişli düzenlenmediği kanaati ile mahkememizce söz konusu raporlara itibar edilmemiştir. Mahkememizce ...öğretim üyelerinden oluşturulan 3 kişilik bir bilirkişi heyetinden; 14/06/2021 tarihinde meydana gelen trafik kazasında; dava konusu aracın perte ayrılmış olması nedeni ile araç üzerinde inceleme yapılamayacağı da gözetilerek aracın hava yastıklarının açılmaması nedeninin (üretim hatası ya da kullanıcı hatası) net bir şekilde tespitinin mümkün olup olmadığı, araçta üretimden kaynaklı bir ayıp var ise ayıbın gizli ayıp olup olmadığı hususlarının tespiti istenilmiştir. Bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen 11/06/2026 tarihli raporda; araçtaki hasarın tamamen sürücüsünün hava ve yol şartlarına uygun hızda seyretmemesi nedeniyle meydana geldiği, hasarın oluşumunda aracın kaza anındaki sürücüsünün %100 oranında tamamen kusurlu olduğu, her ne kadar 21.12.2023 tarihli bilirkişi raporunda araçta hava yastıklarının açılmasını gerektiren şartlar oluşmasına rağmen açılmadıkları tespit edilmiş ise de, hava yastıklarının sürücü ve yolcular için ilave güvenlik tedbiri olduğu, dolayısıyla sürücü ve yolcunun esas güvenliğinin emniyet kemeriyle sağlandığı, aracın iç kısmını gösteren fotoğrafların incelenmesinden aracın yolcu kabininde bir deformasyon, küçülme, sıkışma etkisinin meydana gelmediği, orijinal boyutlarını koruduğu, bu durumda sürücü ve yolcuların aracın iç kabininin daralması nedeniyle tehlikeye girmediği, dolayısıyla aracın şasi ve gövdesinde şiddetli bir hasar oluşmadığının tespit edildiği, bu durumun aracın kaza sırasında hava yastıklarının açılmasını gerektirecek şiddette bir darbeye maruz kalmadığını gösterdiği, nitekim aracın kaza anında spin atarak bariyerlere çarptığı, doğrudan seyir halindeyken bir çarpışmanın meydana gelmediği, bu çarpışma şeklinin, aracın aldığı darbenin şiddetini azaltan bir etkiye neden olduğu, dolayısıyla darbelerin hava yastıklarının açılmasını gerektirecek derecede olmadığı, bu nedenle araçtaki hava yastıklarının gizli ayıplı olduğu yönünde bir değerlendirme yapılması mümkün görülmediği hususları tespit edilmiştir. Söz konusu raporun tekniğine uygun ve denetime elverişli olarak düzenlendiği anlaşıldığından 11/06/2026 tarihli bilirkişi heyeti raporuna mahkememizce itibar edilerek dava konusu araçta üretimden kaynaklı herhangi bir ayıbın bulunmadığı kabul edilerek davacı tarafça açılan maddi ve manevi tazminat davalarının reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-AÇILAN DAVANIN REDDİNE, 2-Harçlar kanunu gereğince alınması gereken 732,00-TL harcın mahsubu ile fazladan alınan 292,65-TL'nin yatıran tarafa iadesine, 3-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiginden A.A.Ü.T.'ye göre hesaplanan 30.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 5-Davalı tarafından yapılan herhangi bir yargılama gideri bulunmadığından bu konuda hüküm kurulmasına yer olmadığına, 6-Kullanılmayan gider avansının bulunması halinde kararın kesinleşmesinden sonra HMK’nun 333. maddesi uyarınca resen yatırana İADESİNE, 7-6235 sayılı Hukuki Uyuşmazlıklarda Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A maddesinin 13. fıkrası uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen ve yargılama giderinden sayılan Arabuluculuk ücreti olan 680,00 TL'nin davacıdan tahsili ile Hazineye İRAT KAYDINA, Dair; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341. ile 360. madde hükümleri uyarınca mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye verilecek dilekçe ile kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde veya istinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf, başvuru hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye vereceği cevap dilekçesi ile iki hafta içerisinde İSTİNAF yolu açık olmak üzere davacı vekili ile davalı vekilinin yüzlerine karşı verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 22/09/2026
Katip e-imzalı
Hakim e-imzalı