Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/866 E. 2026/1422 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/866
- Karar No
- 2026/1422
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2026/866
KARAR NO: 2026/1422
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İSTANBUL ANADOLU 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 13/01/2026
NUMARASI: 2025/313 Esas - 2026/37 Karar
DAVA: Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 09/07/2026
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı ve davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili olan şirketin "... Plaka sayılı, .... / .... .... ... Marka, ... şasi numaralı” aracı satıcı ".... A.Ş." den; 27/02/2024 tarihli, ... numaralı faturaya istinaden 720.000,00-TL bedel karşılığında satın almış olduğunu, davalı taraf olan "... A.Ş." ise iş bu araca ait garanti belgesini ithalatçı/ distribütör firma sıfatıyla imzalamış olduğunu, 11/03/2024 tarihinde; yine satıcı olan ".... A.Ş." den iş bu araca ilişkin " ..." hizmeti de satın alınmış olduğunu, ve böylece müvekkil aracının tüm bakım ve onarım işlemlerini (parça değişimleri ve işçilik ücretleri de dahil olmak üzere) davalı ithalatçının ... yetkili servislerinde bila bedel yaptırabilme imkanına sahip olduğunu, müvekkilinin yakın bir tarihte satın aldığı uyuşmazlığa konu olan bu aracın 27/11/2024 tarihinde arıza vermesi üzerine yetkili servis ".... A.Ş." ye götürülmüş olup servis tarafından yapılan incelemede de "araçta şanzıman arızasının bulunduğu, şanzıman sistemine bağlı bazı parçaların garanti kapsamında değişmesine ... A.Ş.'nin onay vermediği" bilgisi iletilmiş olduğunu, ardından da davalı ithalatçı firmanın garanti kapsamında onarılmasına onay vermediği parçalar için müvekkiline 33.952,74- TL'lik iş teklif formu gönderildiğini, müvekkilinin "Henüz 22.069 km' de olan ve ilk bakımları da tamamlanan bir aracın şanzımanının nasıl arıza verdiğini, arızanın neden kaynaklandığını, parçaların neden garanti ve "full servis" hizmeti kapsamına girmediği" hususlarını sorgulamış olsa da ilgili servisten herhangi bir dönüş alamamış olduğunu, bunun üzerine herhangi bir gecikmeye mahal vermek istemeyen ve arızanın nedenini kesin olarak açıklığa kavuşturmak isteyen müvekkilinin, araç halen yetkili serviste bulunmaktayken; delil tespiti talep edilerek araç üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırmış olduğunu, Ankara 9. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2024/110 D.İş. Sayılı dosyasından alınan tespit raporunda da aynen "Delil tespit isteyen .... Şti. adına kayıtlı, ......plakalı, ..., ... şase Numaralı, 2023 model, kamyonet (...) araç üzerinde yapılan 19/12/2024 tarihli keşif işlemleri sonucunda; Aracın manuel şanzımanında arıza/ayıp olduğu, arızalı/ayıplı parçaların ürün kaynaklı ve gizli ayıp niteliğinde arızalar olduğu" değerlendirme sine varılarak aracın gizli ayıplı olduğu hususu saptanmış olduğunu, sonrasında davalı yanın aracı garanti kapsamı içerisinde ücretsiz tamiratının gerçekleştirilmiş olduğunu, aracın tamirde kaldığı süre boyunca hak mahrumiyetinin oluştuğunu, müvekkilinin mağduriyetinin davalılar tarafından giderilmesi gerektiğini beyanla; davanın kabulünü, yargılama ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesini talep ve dava etmiştir.
Davacı vekili 04/11/2025 tarihli ıslah dilekçesi ile 119.000,00- TL araç mahrumiyet zararı bedelinin temerrüt tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte, yargılama giderlerinden sayılan 11.112,40 TL delil tespit masrafının da ödeme tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; şirketin davada sorumluluğu olmadığını, husumet yokluğu nedeni ile davanın kendileri açısından ret edilmesi gerektiğini, davacının iddialarının gerçeği yansıtmadığını, bahse konu aracın ücretsiz garanti kapsamında onarımının yapılmış olduğunu, davacının iddialarını ispatlaması gerektiğini, 15.000 TL hak mahrumiyetinin oluşmayacağını beyanla, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " Somut olayda davacının dava dışı ... ... plakalı aracı 27/02/2024 tarihinde satın aldığı, aracın ayıplı olduğu, ayıpların garanti kapsamında olduğu, davalının ise garanti belgesi sebebiyle ithalatçi/distribütör sıfatıyla sorumlu olduğu, aracın onarımının uzun sürmesi sebebiyle araç mahrumiyet zararının davalıdan tahsilini talep ettiği görülmüştür.
Mahkememizce alınan bilirkişi raporunda aracın periyodik bakımlarını zamanında yapıldığı, aracın imalatına dayalı gizli ayıp bulunduğu, aracın tamirinin 7 gün sürmesi gerekirken 109 gün sürdüğü, davacının 119.900 TL araç mahrumiyet zararının doğduğu tespit edilmiştir. 13/6/2014 tarih ve 29029 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Satış Sonrası Hizmetler Yönetmeliği’nin 4/a maddesinde azami tamir süresinin bu yönetmeliğe ekli listede yer alan her mal grubu için tespit edilen süreleri kapsadığı, 10/4.maddede kullanım ömrü süresince malın yetkili servis istasyonlarındaki bakım ve onarım süresinin azami tamir süresini geçemeyeceği, 14/1.maddede üretici veya ithalatçıların yetkili servis istasyonlarının ayrı bir tüzel kişiliği olsa dahi satış sonrası hizmetlerin sağlanmasından ve yürütülmesinden yetkili servis istasyonları ile birlikte müteselsilen sorumlu oldukları düzenlenmiş, yönetmelik eki listede de binek otomobiller için azami tamir süresinin 45 iş günü olduğu yer almıştır.
Davacının araçtaki gizli ayıp sebebiyle tamir hakkının kullandığı, Satış Sonrası Hizmetler Yönetmeliği’nin 4/a maddesinde belirlenen 45 iş gününden sonra aracın davacıya teslim edildiği, davacının araç mahrumiyet zararının doğduğu dosya kapsamı ile sabittir. Her ne kadar bilirkişi tarafından aracın tamirde kaldığı tüm süre üzerinden araç mahrumiyet zararı hesaplanmış ise de davacının ancak azami süreyi aşan tamir süresi kadar araç mahrumiyet zararı isteyebileceği, Yargıtay 11. HD.nin 2022/3888 Esas, 2023/3016 Karar sayılı kararı ve Bursa BAM 5. HD. 2022/2303 E., 2025/1551 K. Sayılı kararının da aynı doğrultuda olduğu anlaşılmakla 45 günlük azami tamir süresini aşan 64 gün üzerinden mahkememizce hesaplanan araç mahrumiyet zararı yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup davalının dava öncesinde usulüne uygun olarak temerrüde düşürülmemesi sebebiyle dava tarihinden itibaren avans faiz işletilmiştir.
Davalı taraf aracın satıcı olmayıp ithalatçısı olması sebebiyle kendisinin sorumluluğuna gidilemeyeceğini iddia etmiştir. Davalı ... firmasının ise aracın ithalatçısı olduğu, araçtaki onarımın garanti kapsamında yapıldığı anlaşılmaktadır. İstanbul BAM 12. HD.'nin 2025/451 E., 2025/597 K. Sayılı kararında da belirtildiği üzere ithalatçı firmanın ayıplı araçtan ötürü sorumlu olması için araca ait garanti belgesinde garanti vermesi gerekir. Dosya kapsamındaki garanti belgesinin 24. Sayfasında davalı ... firmasının imzasının bulunduğu ve 22. Sayfada da üretici ve ithalatçinin ayıplardan müşterek ve müteselsilen sorumlu olduğu yazıldığından davalının bu yöndeki itirazları yerinde görülmemiştir.
Davanın kısmen kabulü ile, 70.400,00 TL araç mahrumiyet zararının dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ..." karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemece hukuki nitelendirme konusunda hataya düşüldüğünü, davalının ayıbın kullanıcı hatası kaynaklı olduğunu iddia ederek onarım yükümlülüğünü kabul etmekten kaçındığı ve aracın onarımına dair herhangi bir eylemde bulunmadığı dönemin azami tamir süresi kapsamında değerlendirilmesi hem yönetmeliğin amacına hem de dürüstlük kurallarına aykırı düştüğünü, mahkemece dikkate alınan yargı kararlarının somut olayla bağdaşır bir yanı bulunmadığını, Mahkemenin de kabulünde olduğu üzere; dava konusu araç davalının tamire onay vermemesi üzerine yetkili serviste 3 ayı aşkın süre boyunca bekletilmiş, ardından davalının 11/03/2025 tarihinde onay vermesi üzerine de; bilirkişi raporunda da makul olarak tespit edilen 7 günlük süre içerisinde onarılıp davacıya teslim edildiğini, hal böyleyken; aracı ticari faaliyetlerinde kullanmak amacı ile satın almış olan müvekkil de bu tarihler aralığında büyük bir kayba uğradığını, her ne kadar kararda birtakım yargı kararlarına atıf yapmak suretiyle; Satış Sonrası Hizmetler Yönetmeliği’nde belirlenen azami 45 günlük süre, zarar hesabından dışlanmış olsa da; bu yönetmelikte belirtilen sürenin fiilen tamir sürecinin başlatıldığı tarihten itibaren işlemeye başlayacağını açık olup, Mahkemenin gerekçe kısmına eklediği yargı kararlarında da; tamirden imtina gibi özel bir durumun mevcut olmadığı, tamir süresinin fiili tamir süresi olarak hesap edildiğini beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; huzurdaki davanın husumet yokluğu nedeniyle reddi gerektiğini, itirazlarının gözardı edildiğini, davacının, söz konusu taleplerini yalnızca satıcı konumundaki kimseye karşı yöneltebileceğini, davacının hak iddiası bakımından tek muhatabının Borçlar Kanunu hükümleri uyarınca dava konusu aracı satın alındığı firma olup davalı şirket aleyhindeki talep ve hükmün hukuka uygunluğu bulunmadığını, arabuluculuk yolunun usulüne uygun tüketilmediğini, husumet itirazının baki olmakla birlikte davalı şirkete yapılmış usule uygun bir bildirim olmadığını, bu ihbar süreleri açık ayıpta aracın tesliminden sonra iki gün, gizli ayıpta ise aracın tesliminden sonra sekiz gün olduğunu, davacının yasal yükümlülüklerine aykırı davranarak kendisine tanınan yasal süre içerisinde davalı şirkete herhangi bir bildirimde bulunmadığını, öyle ki, dava konusu aracın güncel olarak 1 yıldan uzun süredir kullanılıyor olduğu ve davacının iddiaları dikkate alındığında, davalı şirkete süresinde bir bildirim yapılmadığının görüleceğini, hükme dayanak edilen bilirkişi raporu, yargıtay içtihadına aykırı usulde tek bir bilirkişi eliyle hazırlanmış, dosyanın teknik üniversitelerin otomotiv ana bilim dalı öğretim üyelerinden oluşan bir heyete tevdii edilmesi gerektiğini, alınan bilirkişi raporu yargı ve taraf denetimine elverişli olmadığını, yüksek mahkeme kararları doğrultusunda; dava konusunun otomobil olması nedeniyle, teknik üniversitelerin otomotiv ana bilim dalı öğretim üyelerinden bilirkişi heyeti oluşturulması ve davalı şirket’in de katılımı ile birlikte keşif yapılmak suretiyle incelenmesi gerektiğini, buna karşın dosya muhteviyatındaki hükme dayanak alınan 08.102025 tarihli bilirkişi incelemesi makina ve mekatronik bilgi teknoloji uzmanı tarafından gerçekleştirilmiş olup görüldüğü üzere makine mühendisi dahi olmayan tek bir bilirkişi tarafından oluşturulan bilirkişi raporu uyarınca hüküm kurulması hukuka açıkça aykırılık teşkil ettiğini, bilirkişi tarafından eksik inceleme ve yetersiz araştırma neticesinde kullanıcı hatası bulunmadığı yönünde kanaat bildirildiğini, keşif dahi yapılmaksızın oluşturulan hukuka aykırı tespitlerin hükme esas alınması mümkün olmayıp işbu rapor dayanak alınarak tesis edilen kararın kaldırılması gerektiğini, 08/10/2025 tarihli bilirkişi raporunda sayın bilirkişi, eksik inceleme neticesinde "gizli ayıp" yönünde görüş bildirilmiş ve araçtaki problemin kaynağı, sorunun kullanıcı kaynaklı olup olmadığı ve arızanın çözüm yöntemine ilişkin hiçbir değerlendirmede bulunulmadığını, rapor bu yönüyle de denetime elverişsiz olup keşif yapmadan, araç üzerinde hiçbir bilimsel test ve inceleme gerçekleştirmeden bilirkişi raporu tanzim edildiğini, bilimsel bir temele dayanmayan, varsayımsal ifadeler üzerinden tespitler içerir bilirkişi raporu denetime elverişli olmadığı kadar hukuka aykırı olduğunu, bilirkişi raporundan beklenen hususun; aracın arızalı hali üzerinde keşif gerçekleştirerek, teknik ve bilimsel açıdan bir inceleme sunmasıdır. buna karşın davacı yanın delil tespiti dosyasından gelen değişik iş bilirkişi raporuna dayanarak özünde yeni olmayan bir rapor tanzim edilmiş ve harici hiçbir işlem yahut eylemde bulunulmadığını, bu halde eksik incelemenin, huzurdaki dosyada bir bilirkişi raporu aldırılmasından beklenen faydanın önüne geçtiği de izahtan vareste olup bununla birlikte bilirkişinin araç üzerinde hukuka uygun şekilde inceleme gerçekleştirmeksizin bilimsel verilerden uzak bir şekilde dava konusu araçta arıza bulunduğu yönünde değerlendirmeler yaptığını, bilirkişi tarafından dava konusu araç keşif yapılmadan sadece dosya üzerinden incelenerek bilimsellikten uzak tespitler uyarınca ve cevap dilekçesindeki savunmalarının değerlendirilmeksizin salt davacı yanın beyanlarına itibar edilerek rapor tanzim edilmesi hukuka aykırılık teşkil ettiğini, kaldı ki; bilirkişi tarafından araçta arıza bulunduğu yönünde bir tespit yapılmış olsa da iddia olunan arızanın nedeninin ne olduğu, işbu arızanın nasıl meydana geldiği veya kaynağının ne olduğuna ilişkin herhangi bir inceleme yapılmamış olup bilirkişi raporunun işbu haliyle hükme esas alınmasının mümkün olmadığını, dava konusu araçta üretim kaynaklı bir problem bulunmayıp eksik inceleme ve hatalı değerlendirme ile bildirilen gizli ayıp tespitine dayalı mahrumiyet bedeli hesap ve kararında hukuka uygunluk bulunmadığını, davacının araç mahrumiyet bedeli taleplerinin tümden reddine karar verilmesi gerektiğini, bilirkişi tarafından tespit edilen gizli ayıp yönündeki tespit yukarıda izahına çalıştığımız üzere hatalı olup, hukuken kabul edilebilir nitelikte olmadığını, dava konusu araçta üretim kaynaklı bir problem bulunmamakla birlikte, davacının dava konusu araçta meydana geldiğini iddia ettiği problem yetkili servis nezdinde müşteri memnuniyeti kapsamında ücretsiz olarak davacının bilgisi ve rızası dahilinde giderildiğini, hal böyle iken, araç kiralama bedelinin ve sair maddi taleplerin ileri sürülmesi ve mahkemece söz konusu talebin kabulüne karar verilmesi hukuka, hakkaniyet ve dürüstlük kuralına açıkça aykırı olduğunu, zarar gören tarafın zararını ve zarar verenin kusurunu ispat etmesi gerektiğini, davacının zararını, malvarlığındaki azalmayı somutlaştırmamış ve aracın serviste geçirdiği süreye dayalı talebinin haklılığını ortaya koyar somut bilgi ve belge sunmadığını, davacıya, talep ettiği tazminat tutarına karşılık gelen malvarlığındaki eksilmenin sebepleriyle birlikte açıklattırılması gerektiği tarafımızca beyan ve talep edilmişse de dosyada bu yönde bir araştırma ve değerlendirme yapılmaksızın mahrumiyet bedeli tesisine gidildiğini, mahkemece halihazırda hatalı şekilde gözetilen mahrumiyet bedeli hesabı, kendi içinde de tutarlı nitelikte değildir. nitekim azami tamir süresinin 45 iş günü olduğu kabulü ile artık zamana ilişkin mahrumiyet belirlenmesi gerektiğine hükmeden yerel mahkeme, araç tamirinin 109 gün sürdüğü tespiti doğrultusunda azami sürenin 64 gün aşıldığına kanaat getirdiğini, 45 iş günü sürenin, kaç güne tekabül ettiği gözetilmeksizin, doğrudan (109-45) gün hesabı üzerinden 64 günlük mahrumiyet bedeline hükmedilmesinde, tüm itirazlarımız baki olmak kaydı ile kendi içinde tutarlılık bulunmadığı da izahtan vareste olduğunu beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
GEREKÇE : Dava, garanti sözleşmesi kapsamında bulunan aracın onarılması süresince araç mahrumiyeti zararının tazmini davasıdır. İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, araç mahrumiyeti zararının oluşup oluşmadığı ve davalının bu zarardan sorumlu olup olmadığı noktasındadır.
Davacı, dava dışı .... A.Ş.' den ... plakalı 27/02/2024 tarih ve ... numaralı fatura karşılığında 720.000,00 TL bedel ile satın almıştır. Bu araca ilişkin olarak garanti sözleşmesi davalı ithalatçı ... A.Ş. (... A.Ş.) tarafından imzalanmıştır.
Davacı tarafça, garanti kapsamında onarılan aracın servise teslim edildiği süre ile onarımın tamamlandığı süre arasında dönem için araç mahrumiyeti zararının oluştuğu iddiasıyla bu zararın tazminine karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır. Davacı tarafça, satılanın ayıplı olması nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemiyle eldeki dava açılmıştır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu(TBK)'nun 219/1. Maddesine göre, satıcı, alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi, nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu olur.
Görüldüğü üzere ayıba karşı tekeffül satıcının satış sözleşmesine dayalı bir yükümlülüğü olup, somut olayda davalı, dava konusu aracın satıcısı olmadığından (davanın tarafları arasında dava konusu aracın alım-satımına ilişkin bir sözleşme bulunmadığından) Türk Borçlar Kanununda düzenlenen ayıptan sorumluluk(ayıba karşı tekeffül) hükümlerinin eldeki davada uygulanma olanağı yoktur.
Davalı tarafça, aracın tüketiciye teslim tarihinden 3 yıl garanti verilmiş ve davaya konu arıza garanti kapsamında onarılmıştır. Davalının garanti sorumluluğuna dayanıldığı hallerde, davalının sorumluluğu garanti süresi ve garanti sözleşmesindeki şartlarla sınırlıdır. Yani taraflar arasında satış sözleşmesi bulunmadığı hallerde aracın garanti kapsamında olması, ayıptan sorumluluk hükümlerinin uygulanabileceği anlamına gelmemektedir.
Dava konusu araca ilişkin garanti sözleşmesinin genel şartlarının 3. maddesinde(22. sayfa) kullanım ömrü süresince, aracın tamir süresinin en fazla 45 (kırkbeş) iş günü olduğu belirtilmiştir. İlk derece mahkemesince alınan bilirkişi raporunda aracın serviste 27/11/2024-17/03/2025 tarihleri arasında 109 gün kaldığı tespit edilmiştir.
Davaya konu aracın garanti edilen süreden sonra onarılması nedeniyle 45 iş gününü aşan süre boyunca davacının araç mahrumiyeti zararından davalı garanti veren sorumludur. Zira, dava konusu aracın garanti kapsamında onarılması edimi garanti veren davalıya ait olup, bu edimini aracın yetkili servis aracılığıyla(onarımına onay verdiği) yerine getirmesi nedeniyle, aracın serviste beklemesi ve onarımının gecikmesi nedeniyle oluşan zarardan davalı sorumludur.
Ayrıca, davalı tarafça, onarım için gerekli parçanın temininin ne kadar süre alacağı, yurt dışından gelecek parçanın normal temin süreci, yetkili servisin siparişi hangi tarihte verdiği ve parçaların geliş tarihi gözetilerek makul tamir süresinin tespitinin gerektiği ileri sürülmüş ise de, bu hususlar davalının kendi işleyişi ile ilgili olup, garanti sözleşmesindeki açık taahhüt karşısında bu itirazlar yerinde değildir. Arabuluculuk tutanağında açıkça araç mahrumiyet bedeli ihtilaf konusu olarak yer almış olup, arabuluculuk dava şartı yerine getirilmiş durumdadır.
Dava konusu aracın servise bırakıldığı 27/11/2024 tarihinden itibaren 45 iş günü(54 gün-Cumartesi iş günüdür) 20/01/2025 tarihinde sona ermekte olup, aracın teslim alındığı 17/03/2025 tarihine kadar 55 gün araç garanti sözleşmesindeki süreyi aşar şekilde serviste kalmıştır. Buna göre davacının araç mahrumiyeti zararı 60.500,00 TL(55*1.100,00)'dir. İlk derece mahkemesince iş günleri nazara alınmaksızın hükümde yazılı olduğu gibi davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.
HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesinin davanın kısmen reddine dair kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine; buna karşın iş günleri nazara alınmaksızın davanın kısmen kabulüne karar verilmesi isabetli görülmemiş ve bu nedenle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılmasına gerek bulunmadığından Dairemizce ilk derece mahkemesi kararı düzeltilerek yeniden esas hakkında aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;
Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE; istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,
1-Davanın kısmen KABULÜ ile, 60.500,00 TL araç mahrumiyet zararının dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
2-Başlangıçta peşin olarak alınan 615,40 TL harcın ıslah harcı 1.777,00 TL ile birlikte, alınması gerekli olan 4.132,76 TL harçtan mahsubu ile bakiye 1.740,36 TL karar ve ilam harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,
3-Arabuluculuk aşamasında Adalet Bakanlığı tarafından ödenen arabulucu ücreti 4.700,00 TL'nin, davacı yan davasında kısmen haklı çıktığından dava konusunun toplam değerinin redle sonuçlanan kısma oranı sonucu bulunan 2.310,50 TL'sinin davacıdan alınarak Hazineye irat kaydına; dava konusunun toplam değerinin kabulle sonuçlanan kısma oranı sonucu bulunan 2.389,50 TL'sinin davalıdan alınarak Hazineye irat kaydına,
4-Davacı tarafın yargılama sırasında yapmış olduğu başvuru harcı 615,40 TL, posta ve tebligat gideri 420,00 TL, bilirkişi ücreti 7.500,00 TL, delil tespiti dosyasında yapılan masraf 11.112,40 TL olmak üzere toplam 19.647,8 TL yargılama masrafının, davacı yan davasında kısmen haklı çıktığından dava konusunun toplam değerinin kabulle sonuçlanan kısma oranı sonucu bulunan 9.989,01 TL yargılama masrafına, peşin harç 615,40 TL, ıslah harcı 1.777,00 TL ile birlikte eklenerek sonuç olarak 12.381,41 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, dava konusunun toplam değerinin redle sonuçlanan kısma oranı sonucu bulunan 9.658,79 TL yargılama masrafının davacı üzerinde bırakılmasına,
5-Davacı taraf yargılama sırasında kendini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T uyarınca 45.000,00 TL avukatlık ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
6-Davalı taraf yargılama sırasında kendini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T uyarınca 45.000,00 TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 7-Karar kesinleştiğinde, HMK Gider Avansı Tarifesinin 5. maddesi uyarınca artan gider avansının davacı tarafa; davalı tarafından yatırılan ve artan delil avansının kendisine iadesine,
8-İstinaf Yargılamasına İlişkin Olarak;
a-Davalı vekilince yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine,
b-Davalı tarafça istinaf aşamasında yapılan istinaf başvuru harcı 2.002,00 TL'nin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
c-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,
d-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
9-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 09/07/2026