İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2021/713 E. 2026/787 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2021/713
- Karar No
- 2026/787
- Karar Tarihi
T.C. ANTALYA 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2021/713 Esas KARAR NO : 2026/787
DAVA : Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli) DAVA TARİHİ : 25/11/2021 KARAR TARİHİ : 20/10/2026
Mahkememizde görülmekte olan Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : TALEP : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ... tarihinde davalı şirket merkezinde yapılan 2020 yılına ilişkin 2. olağan genel kurul toplantısında alınan kararlar; ana sözleşmeye, yasaya, hukuka, objektif iyi niyet ve dürüstlük kurallarına aykırı olduğundan, davaya konu ... tarihli genel kurul toplantı tutanağına ilgili her karar nezdinde muhalefet şerhi düşüldüğünü, iptalleri gerektiğini, ... tarihli 2. olağan (genel kurul toplantısının (...) nolu maddesi ile alınan ibra kararları usul ve yasaya aykırı olduğunu, yönetim kurulu başkanı ...'nun ve yönetim kurulu üyesi ...'in ibra edilmesine ilişkin kararda oydan yoksun kişiler usulsüzce oy kullanıldığını, ilgili kararın iptal edilmesi gerektiğini, yönetim kurulu üyesi ... ...'nun temsilcisi olduğu ... Şti. ile davalı şirket arasında kaynağı tespit edilemeyen yüksek tutarlı hesap hareketleri mevcut olduğunu, işbu hesap detaylarının içeriği belirlenmeden ... ... hakkında ibra kararı verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacı ... Şti. adına atanan yönetim kurulu üyesi ... ... hiçbir yönetim kurulu toplantısına çağrılmadığını, hiçbir yönetim kurulu kararı kendisinin katılımı ile müzakere edilmemiş olmasına karşılık, ... ...'ın ibra edilmemiş olması dürüstlük kuralı ile bağdaşmadığını, ... tarihli 2. olağan genel kurul toplantısının (...) nolu maddesi ile alınan (3) yıl süre ile görev yapmak üzere yeni yönetim kurulu üyeliklerine; ... Şti.'ni temsilen ... ..., ... ... ve ... ...'nun seçilmeleri kararı da hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, söz konusu kararın iptaline karar verilmesi gerektiğini, ... tarihli 2. olağan genel kurul toplantısının (...) nolu maddesi ile alınan yönetim kurulu üyelerine asgari ücretin brüt tutarının iki katı aylık net huzur hakkı ödenmesine ve kar payı dağıtılmamasına karar verilmesi hukuka aykırılık teşkil ettiğini, işbu (...) nolu kararın da iptali gerektiğini, dava konusu karar ile yönetim kuruluna zorunlu olmayan huzur hakkı dağıtılmak suretiyle bir kısım yönetim kurulu üyeleri kendilerine örtülü kar payı dağıtarak menfaat elde ettiğinden, işbu kararın iptali gerektiğini, kar payının görüşülmesine ilişkin (...) nolu madde gündemi de usulüne uygun olarak oluşturulmadığını, ortakların vazgeçilmez haklarından olan kar payının dağıtılmaması yönündeki kararın iptaline karar verilmesi gerektiğini, ... tarihli 2. olağan genel kurul toplantısının (...) nolu maddesi ile alınan sermayenin ... tl'den ... TL çıkarılması kararının iptali gerektiğini, sermaye artırım kararı azınlık pay sahiplerinin hisselerinin ketmedilmesi amacını taşıdığından açıkça kötüniyetli işbu kararın iptali gerektiğini, davalı şirket ile dava dışı ... Şirketi arasında yüksek miktarlı ve sürekli nitelik kazanmış hesap hareketleri ile şirket hesapları birbirine karıştırıldığını ve davalı şirket dava dışı şirkete borçlandırılmak suretiyle hisselerinin ele geçirilmesi amaçlandığını, ... ... ile davalı şirket arasında yüksek miktarlı, uzun süredir devam eden ve sürekli nitelik kazanmış olan hesap hareketlerinin bulunması aynı zamanda “Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında ... Sayılı Karar”a uygun olmadığını; işbu durum dava dışı şirket ile davalı şirketin yasa dışı mali ilişki içerisinde olduğunu gösterdiğini, davalı şirkete ve davacı şirket ile davacı şirket imza yetkilisine ait taşınmazlar üzerinde şirkete finansman sağlamak için çeşitli tarihlerde bakımından ipotek işlemleri tesis edildiğini, sermaye artırım kararı sonrasında davacı kredi yükü azaltılmadığı gibi, alınan karar yasal zorunluluklara da uyulmadan tesis edildiğini, ... tarihli 2. olağan genel kurul toplantısının ... maddesi ile; 6102 sayılı TTK'nın 399. maddesi kapsamında 2021 yılı için bağımsız denetim yaptırılması ve bağımsızlığında şüphe bulunan ... ... A.Ş.'nin bağımsız denetçi olarak seçilmesi kararının da iptali gerektiğini, belirterek davalı şirketin Davalı Şirketin ... tarihinde gerçekleşen 2020 Yılı 2. Olağan Genel Kurul Toplantısında alınan (...), (...), (...), (...), (...). Maddelerin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı şirketin yetkilisi ... ... ise ilk hissesini aldığı 2014 yılından taki dava konusu ... tarihli genel kurula kadar yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptığını, davacı şirket yetkilisi ... ... kendisine verilen göreve rağmen, bu dönemde şirket borçlarının veri ödemesi ve üçüncü kişilere verilen çeklere imza atmayacağını beyan ederek kendisine ait imza sirküsünü yapmayacağını bildirdiğini, ancak yönetim kurulu başkanlık yardımcılığı ve temsil ilzam kararından kendini uygulama dışı bıraksa da istifa etmediğini, kararlarla ve ödemelerle ilgilenmediğini, toplantılara bilgi verilmesine karşın katılmadığını, ... tarihinde genel kurul yapılması kararı alındığını, ... tarihli genel kurul öncesinde davacı şirket hissesini ... ... isimli bir şahsa devrettiğini, o tarihte bu kişinin vekili olarak genel kurula davacı vekillerinin katıldığını ve bilançoları inceleme fırsatlarının olmadığını belirterek genel kurulun ertelenmesi talebinde bulunduklarını ve genel kurul erteleme talebini kabul ederek genel kurulu ... tarihine ertelendiğini, finansal tabloların ile belgelerin verilmediği - bilgi alınamadığı iddialarının yerinde olmadığını, ibra kararının gerekli oy nisabı ile aldığını ve hukuka uygun olduğunu, yönetim kuruluna seçilen insanlar deneyimli ehil kişiler olduğunu, davacı şirket yetkilisinin aday olmadığını; belirlenen huzur hakkının çok düşük olduğunu, dağıtılacak bir kar olmadığından kar payı dağıtımı yapılamadığını, davalı şirketin sermaye arttırımına gitmemesi halinde borca batık hale geleceğini, davalının personel ödemeleri, doktor ödemeleri çek ödemeleri vs nedeni ile sürekli ödeme yaptığını, Bağımsız denetim yaptırılması yönünde alınan kararda herhangi bir şekilde kanuna aykırılık bulunmadığını, kullanılan kredi taksitleri bitmediğinden ipoteklerin kaldırılmasının mümkün olmadığını, davacının bilgi ve belge talebine ilişkin her hangi bir talebinin ve ihtarının olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. DAVA : Dava, anonim şirket genel kurul kararının iptali istemli istemine ilişkin davadır. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ: Dava, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 445. maddesinde belirtilen görev ve yetki kurallarına uygun olarak görevli ve yetkili Antalya Asliye Ticaret Mahkemesinde açılmıştır. Davalı şirkete ait ticaret sicil dosyası ile tarafların tutundukları tüm deliller celp edilmiştir. Vergi Başmüfettişi Vergi, Muhasebe ve Hesap Uzmanı ... ...'nın ... tarihli bilirkişi raporunda özetle; "İbra kararına ilişkin oylamanın yasaya uygun yapıldığı, Kanunda ki yoksunluk halinin gerçekleşmesi için, gündem maddesinin, pay sahibi veya eşi veya usul ve füru ile şirket arasındaki şahsi bir işe yahut Kanunda sayılan diğer hallere dair olması gerektiği, yönetim kurulu üyelerinin ibrasının kişisel bir iş olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı yönünde verilen kararlar ışığında, oydan yoksunluk halinin söz konusu olmadığı, ibra edilme kararının kanuna, ana sözleşmeye ve objektif iyi niyet kurallarına uygun olduğu; Yönetim kurulu üyesinin ibra edilmemesine dair alınacak kararın somut ve makul bir gerekçeye dayanıyor olması ve iyiniyet kurallarına aykırılık teşkil etmemesi gerektiği, ibra edilmemesine rağmen davacı şirket yetkilisi ... ... hakkında sorumluluk davası açılması yolunda alınmış genel kurul kararı bulunmadığı ve Yargıtayın yerleşik içtihatlarına göre, haklarında sorumluluk davası açılması yolunda alınmış genel kurul kararı bulunmadan ibra edilmeme kararının iptalinin talep edilmesinin mümkün olmadığı göz önüne alındığında, genel kurul kararında gerekçeleri belirtilmeyen ibra edilmeme kararının kanuna, ana sözleşmeye ve objektif iyi niyet kurallarına aykırı olduğu, yönetim Kurulu üyesi seçimine ilişkin oylamanın yasaya uygun yapıldığı, yönetime seçilen kişilerin faaliyet alanında uzman ve gerekli niteliklere haiz kişiler olduğu kanaatine varıldığından, kararın kanuna, ana sözleşmeye ve objektif iyi niyet kurallarına uygun olduğu, Ortalama ... personelle çalışan hastaneyi yönetmek üzere görevlendirilen kişilerin üstlendikleri sorumluluk ve görevin gerektirdiği yoğun mesai ile sahip oldukları sosyal statüleri ve ödenmesi kararlaştırılan ücretlerin miktarı ile şirkete maliyeti birlikte değerlendirildiğinde Yönetim Kurulu Üyelerine asgari ücretin brüt tutarının iki katı aylık net huzur hakkı ödenmesi kararının kanuna, ana sözleşmeye ve objektif iyi niyet kurallarına uygun olduğu, 2020 yılında şirket faaliyetlerinin zararla sonuçlanmış olması nedeniyle kar payı dağıtılmaması kararının kanuna, ana sözleşmeye ve objektif iyi niyet kurallarına uygun olduğu, 2020 yıl sonu itibariyle üç yıllık geçmişi olan şirketin gelişme döneminde olduğu ve yatırımlarına devam ettiği kabul edilecek olursa zarar ediyor olmasının ticari icaplara uygun olduğu, şirketin yatırımlarına devam edebilmesi ve borç ödemelerini gerçekleştirebilmesi için daha fazla sermayeye ihtiyacı olduğu, Sermayenin ...-TL'den ...-TL’ye çıkarılması kararının kanuna, ana sözleşmeye ve objektif iyi niyet kurallarına uygun olduğu, Denetime tabi olan şirketlerin finansal tablolarının Kurumca yayımlanan uluslararası denetim standartlarıyla uyumlu Türkiye Denetim Standartlarına göre denetlendiği ve yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporu içinde yer alan finansal bilgilerin, denetlenen finansal tablolar ile tutarlı olup olmadığı ve gerçeği yansıtıp yansıtmadığının da denetim kapsamı içinde olduğu dikkate alındığında Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu tarafından yetkilendirilen ... ... A.Ş.'nin Bağımsız Denetçi olarak seçilmesi kararının kanuna, ana sözleşmeye ve objektif iyi niyet kurallarına uygun olduğu, Sermaye artırım kararı sonrasında davacının kredi yükünün azaltılmadığı iddiasına ilişkin yapılan incelemede, davacı yanın hisse oranının % 17,67 olduğu, Aktif toplamı kıstas olarak kabul edildiğinde davacının katlanabileceği ipotek yükünün ...-TL olabileceğinin hesaplandığı, davacı yan ve temsilcisi ... ... üzerindeki ipotek yükünün ...-TL olduğu, davalı şirkete ait hastanenin bulunduğu taşınmazların değerleme raporundaki güncel değeri dikkate alındığında davacı yanın katlandığı ipotek yükünün hisse oranının oldukça altında kaldığı, Bilgi alma ve inceleme hakkının engellendiği iddiasına ilişkin yapılan inceleme neticesinde, bilgi alma ve inceleme hakkının 6102 sayılı TTK'nun 392. ve 437. maddelerinde düzenlendiği, davacı yanın bilgi alma ve inceleme hakkı kapsamında ihtaren talep ettiği bilgilere, davalı yanın Antalya ... Noterliğinin ... yevmiye sayılı ve ... tarihli yazısı ile cevap verdiği, kanunda sayılan bilgi ve belgelerin davacıya verildiğinin anlaşıldığı, bilgi alma ve inceleme hakkının sınırsız olmadığı, kanunda sayılan bilgi ve belgeler dışındaki kayıtlar üzerinde inceleme yapılmasının genel kurulun ve yönetim kurulu başkanının iznine tabi kılındığı, davacı yan temsilcisinin bilgi alma, soru sorma ve inceleme yapma isteminin reddedildiğine dair yönetim kurulu toplantısı talebinde bulunduğu veya isteminin reddi nedeniyle mahkemeye başvurduğuna dair dosyada bilgi ve belge bulunmadığı dikkate alındığında bilgi alma ve inceleme hakkının engellenmediği," belirtilmiştir. Vergi Başmüfettişi Vergi, Muhasebe ve Hesap Uzmanı ... ...'nın ... tarihli bilirkişi raporunda ek özetle; kök rapora yapılan itirazlar cevaplanmiştir. YMM-Bilirkişi ... ...'nin ... tarihli bilirkişi raporunda özetle; "genel kurul kararına istinaden yapılması planlanan huzur hakkı ödemelerinin emsallerine uygun olup olmadığı konularının tespiti amacıyla Davacı şirketin yasal defter ve belgeleri üzerinde, sözkonusu defterlerin bulunduğu ... ilinde, inceleme yapılması gerektiği, Davalı şirketin ... Şti.'den aldığı borca işletmede gerçekten ihtiyaç duyup duymadığı ve kullanılan borç nedeniyle tahakkuk ettirilen ... faizi oranının piyasa emsallerine uygun olup olmadığı konularında şirket defter belgeleri üzerinde sözkonusu defterlerin bulunduğu ... ilinde, inceleme yapılması gerektiği," belirtilmiştir. Borçlar mevzuatından kaynaklı nitelikli hesaplamalar uzmanı ... ...'in ... tarihli bilirkişi raporunda özetle; "Dağıtımı şirketin kar elde etmesine dayanan kar payının dağıtılmaması ancak ödenmesi için şirketin kar elde etmesine ihtiyaç duyulmayan huzur hakkı ödenirken yasaya ve usule aykırılık durumunun söz konusu olmadığı, Yönetim kurulu üyelerinin ibrası için 1. Derece yakınlarının oy kullanmasının TTK 436. Maddenin geniş yorumlanması gerekmesi nedeniyle Yönetim Kurulu Başkanı ... ... ve Yönetim Kurulu Üyesi ... ... ibrası takdir mahkemenin olmak üzere hukuka ve usule uygun bulunmadığı, ancak Yönetim Kurulu Üyeliği için yapılan seçimde oylamanın hukuken uygun olduğu, seçilen üyelerin alanında uzman ve nitelikli kişiler oldukları, Bilgi edinme hakkının engellendiği iddiasına rağmen davacı tarafın bu konu ile alakalı mahkemeye başvurduğuna dair dosya kapsamında bir bilgiye ulaşılamaması nedeniyle bilgi edinme hakkının engellendiğine dair bir kanıya varılamadığı" belirtilmiştir. Muhasebe Bilirkişi ... ...'nin ... tarihli bilirkişi raporunda özetle; " İnceleme konusu finansal tablolar, bilanço ile kâr/zarar tablolarının gerçeği yansıtmadığına ilişkin olarak dosya kapsamındaki belge ve kayıtlar üzerinde yapılan incelemede somut bir aykırılık tespit edilemediği; Şirketin 2020,2021,2023 ve 2024 yıllarında faaliyetlerini zararla, 2022 yılını ise kâr ile sonuçlandırdığı, bu nedenle kâr payı dağıtılmamasının mali veriler bakımından açıklanabilir nitelikte olduğu, Kâr dağıtımından söz edilebilmesi için şirketin dağıtılabilir kâr elde etmesi gerektiği, 2020,2021,2023 ve 2024 yıllarında şirket faaliyetlerinin zararla sonuçlandığı, 2022 yılının ise kârla sonuçlandığı dikkate alındığında, kâr payı dağıtılmaması yönündeki kararın kanuna, ana sözleşmeye ve objektif iyi niyet kurallarına aykırı olmadığı, Davacının bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde ileri sürdüğü, ... tarihi itibarıyla banka hesabında mevcut ... TL tutarındaki bakiyeye ilişkin olarak; davalının 2021 yılı yevmiye defteri kayıtlarında ... tarih ve ... yevmiye numaralı kayıt ile, ... tarihinde ... A.Ş.’den alınan ... TL tutarındaki banka kredisinin ... TL’lik kısmının “... ... ...-...” açıklaması ile kaydedildiği tespit edildiği, Ayrıca, ... tarihi itibarıyla banka hesabında mevcut ... TL tutarındaki bakiyeye ilişkin olarak; davalının 2023 yılı yevmiye defteri kayıtlarında ... tarih ve ... yevmiye numaralı kayıt ile, ... Şti.’ne ... yatırımları kapsamında verilen sipariş avansı için ... TL ödeme yapıldığı, ... ... numaralı kur korumalı ... TL tutarında hesap açılışı yapıldığı tespit edildiği, Davalı şirket ortağı ... ... Şti. bakımından, 2020-2024 yılları arasında devirler dâhil toplam ... TL borç bakiyesi bulunduğu, bu tutarın ... TL’lik kısmının ödendiği, dönem sonu itibarıyla ... TL tutarında borç devri bulunduğu, verilen borçlar nedeniyle toplam ... TL + KDV = ... TL tutarında ... /faiz faturası düzenlendiği, Söz konusu borçların; satıcılara olan borçların ödenmesinde, doktor ve personel ücretlerinin karşılanmasında, sosyal güvenlik primi ve vergi ödemelerinde, ayrıca çek ödemeleri, finansal kiralama, kredi ve faiz ödemelerinde kullanıldığı anlaşıldığı, ... Şti.’nden 2020-2024 yılları arasında temin edilen ... TL tutarındaki borç için ... TL ... /faiz hesaplandığı, buna göre finansman maliyet oranının (... / ... =) yaklaşık %12,97 olduğu; buna karşılık aynı dönemde bankalardan kullanılan ... TL kredi için ... TL faiz ödendiği, banka kredilerinin finansman maliyet oranının ise (... / ... =) yaklaşık %21,40 olarak gerçekleştiği, bu itibarla ortak kaynaklı finansmanın banka kredilerine kıyasla daha düşük maliyetli olduğu anlaşıldığı; bu kapsamda, ... Şti.’nden sağlanan finansman nedeniyle hesaplanan .../faiz yükünün, aynı dönemde kullanılan banka kredilerine ilişkin faiz yükünden daha düşük olduğu değerlendirildiği, Netice itibarıyla; davalı şirketin 2020-2024 dönemine ait mali verileri, kısa ve uzun vadeli borçlanma yapısı ile finansal kiralama yükümlülükleri birlikte incelendiğinde, şirketin faaliyetlerini sürdürebilmek ve mevcut ödeme yükümlülüklerini yerine getirebilmek amacıyla ortaklardan finansman temin etme yoluna başvurduğu, bu durumun şirketin mali yapısı ve ticari faaliyetleri çerçevesinde açıklanabilir nitelikte olduğu" belirtilmiştir. Dava konu olayla ilgili hukuk kuralları şunlardır; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 27. maddesi, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 331., 359., 394., 399., 418., 423., 424., 436., 445., 446., 447. maddeleri. Bir genel kurulu kararının yokluğu, başlangıçtan itibaren bir genel kurul kararının olmadığını ifade eder. Bir genel kurul kararının varlığından bahsedilebilmesi için iki unsurun birlikte olması gerekir; bunlar toplantının yapılmış olması ve kararın alınmış olmasıdır. Bunlardan birinin olmaması halinde karar hiç doğmamış yani meydana gelmemiş sayılır. Toplantı tutanaklarının imzalanmamış olması, yetkisiz kişilerce toplantıya çağrı, yasada öngörülen toplantı ve karar yeter aykırı genel kurul kararları yoklukla malûldür. Butlan ise bir hukuki işlemin, hukuk düzeni tarafından öngörülen geçerlilik şartlarını içermemesi nedeniyle başlangıçtan itibaren hüküm ve sonuç doğurmamasıdır. Yoklukla malul genel kurul kararı ile batıl genel kurul kararı arasındaki farklılık sonuçta değil, sebeplerindedir. Buna göre, yoklukla malûl genel kararları "kurucu unsurları içermemesi" nedeniyle yok sayılmakta, buna karşın batıl genel kurul kararı ise kurucu unsurları içermekle birlikte "kanunda öngörülen geçerlilik unsurlarını içermemesinden" dolayı ölü doğmuştur (Pulaşlı, Hasan; Şirketler Hukuku Genel Esaslar 6. Baskı, Ankara 2020, s. 351 vd.). Karar nisabının sağlanamadığında alınan karar yok hükmündedir (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 21/05/2024 tarih 2023/295E. 2024/4130K. sayılı kararı). Butlan sebepleri 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 27. maddesinde “Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür.” şeklinde genel olarak sayılmış olup 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 447. maddesinde de “Genel kurulun, özellikle; pay sahibinin, genel kurula katılma, asgari oy, dava ve kanundan kaynaklanan vazgeçilemez nitelikteki haklarını sınırlandıran veya ortadan kaldıran, pay sahibinin bilgi alma, inceleme ve denetleme haklarını, kanunen izin verilen ölçü dışında sınırlandıran, anonim şirketin temel yapısını bozan veya sermayenin korunması hükümlerine aykırı olan, kararları batıldır.” şeklinde daha özel ve somut olarak sayılmıştır. Genel kurul kararlarının iptal sebepleri ise 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 445. maddesinde düzenlenmiş olup, buna göre 446. maddede belirtilen kişiler, kanun veya esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olan genel kurul kararları aleyhine, karar tarihinden itibaren üç ay içinde, iptal davası açabilecektir. Yine aynı Kanun'un 446. maddesinde ifade edildiği üzere, toplantıya katılsın yada katılmasın, çağrının usulüne göre yapılmadığını ve bu aykırılığın genel kurul kararı alınmasında etkili olduğunu ileri süren pay sahipleri bunu iptal davasına konu edebilecektir. Sözleşmenin hukuka, ahlâka aykırı olması ya da ifasının imkansız olması bir geçersizlik sebebidir. Buradaki geçersizlik ağır bir geçersizliktir. Bu nedenle, butlan türünde bir geçersizlik söz konusudur (Kılıçoğlu, Ahmet M.; Borçlar Hukuku Genel Hükümler 4. Baskı, Ankara 2004, s. 69). Butlan halleri 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunnu 447. maddede düzenlenmiştir. Buna göre; " (1) Genel kurulun, özellikle; a) Pay sahibinin, genel kurula katılma, asgari oy, dava ve kanundan kaynaklanan vazgeçilemez nitelikteki haklarını sınırlandıran veya ortadan kaldıran, b) Pay sahibinin bilgi alma, inceleme ve denetleme haklarını, kanunen izin verilen ölçü dışında sınırlandıran, c) Anonim şirketin temel yapısını bozan veya sermayenin korunması hükümlerine aykırı olan, kararları batıldır." 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 445. maddesi şöyledir; "446 ncı maddede belirtilen kişiler, kanun veya esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olan genel kurul kararları aleyhine, karar tarihinden itibaren üç ay içinde, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinde iptal davası açabilirler." 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 446/1 çerçevesinde toplantıda hazır bulunan pay sahibinin iptal davası açma hakkını kullanabilmesi için dört şartı yerine getirmesi gerekmektedir. Bunlar: a. Pay sahibi sıfatına sahip olma b. Toplantıda hazır bulunma c. Gündem maddesiyle ilgili olumsuz oy kullanma d. Muhalefetini toplantı tutanağına geçirtme. Kanun koyucu pay sahibinin iptal davası açabilmesi için alınan karara ilişkin muhalefetini toplantı tutanağına geçirtmesini şart olarak aramıştır. Söz konusu muhalefet şerhi alınan kararın uygulanmasına engel teşkil etmediği gibi, bu kararın geçerliliğine de etki etmez. Muhalefet şerhinin amacı, alınan karara karşı çıkıldığını ve iptal davası açılma olasılığı bakımından pay sahiplerinin, yönetim kurulu üyelerinin ve ortaklıkla işlem yapacak üçüncü kişilerin dikkatlerini çekmektir. Muhalefet şerhi, pay sahibinin iptal davası açması için bir külfet niteliğindedir. Bunun sonucu olarak, pay sahibi muhalefet şerhi şartını yerine getirmezse iptal davası açma hakkını kaybeder. Yoksa onun muhalefet şerhi vermemesi bir yükümlülük olmadığından, onun sorumluluğu söz konusu olmaz (Yıldırım, Ali Haydar; Anonim Ortaklık Genel Kurul Kararları Aleyhine Toplantıda Hazır Bulunan Pay Sahibinin İptal Davası Açmasının Şartları ve Özellikle Muhalefet Şerhi; İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi Cilt:7 Sayı:2 Yıl 2016, s. 383 vd.). Genel kurul gündeminde, bilançonun onaylanması dışında ibraya ilişkin ayrı bir madde varsa, artık genel kurulda bilançonun onaylanarak kabul edilmesi 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 424. maddesi kapsamında ibra sonucunu doğurmaz. Böyle bir durumda ibra ve bilançonun onaylanması olguları birbirinden ayrı ve bağımsız kararlar ortaya çıkar (Okan, Neval; Şirketler Hukuku Şerhi C. II, (editör; Şenocak, Kemal), Ankara 2023, s. 2332 vd). Bilanço ile ibra konularının ayrı ayrı tartışılıp oylanması halinde, bilançonun kabulü ibrayı kapsamayacağından, yönetim kurulu üyelerinin bilançonun oylamasına katılmalarına yasal bir engel bulunmamaktadır (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 17/04/1980 tarih 1980/1714E. 1980/2024K. sayılı kararı). Her ticaret ortaklığı gibi anonim ortaklığın da nihai amacı kar elde edip ortaklarına dağıtmaktır. Bu amaç, anasözleşmelerde yer almaz, çeşitli kanunlardaki kişi birliklerini ayıran, “müşterek gaye” kıstasından ve “ortaklık” kavramından doğar. Başka bir deyişle “Anonim şirketler, kanunen yasaklanmamış her türlü ekonomik amaç ve konular için kurulabilir” (6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 331. maddesi) ve kâr elde etmek ve paylaştırmak nihai amacını elde etmek hedefine yönelir ve bu yolda çaba harcar. Ortaklığın bütün organları bu nihai amaca uygun kararlar almak zorundadır. İşte, şirketin kâr elde etmek ve dağıtmak nihai amacından doğan kar payı, bir vazgeçilmez haktır. Şirketin nihai amacının kar elde edip ortaklara dağıtması esas olmakla birlikte anasözleşmeye konulacak hükümler yanında kanunda gösterilen nedenler bu genel ilkenin istisnalarını oluşturmaktadır. Bu istisnaların en önemlisi 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 523/2. maddesindeki düzenlemedir. Anılan düzenleme gereğince; Aktiflerin yeniden sağlanabilmesi için gerekliyse, bütün pay sahiplerinin menfaatleri dikkate alındığında, şirketin sürekli gelişimi ve olabildiğince kararlı kâr payı dağıtımı yönünden haklı görülüyorsa, Kanunda ve esas sözleşmede öngörülenlerden başka yedek akçe ayrılmasına da karar verebilir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 523. madde yedek akçe ayrılmasına ilişkin şirket menfaatinin varlığını yeterli görülmemiş olmasının, aynı zamanda tüm pay sahiplerinin menfaatlerinin de dikkate alınacağının belirtilmiş olması da, şirket menfaatleri ile pay sahipleri arasında menfaat dengesinin kurulması gerektiğini göstermektedir. Dolasıyla, menfaatler arasında oransızlık bulunması sadece dürüstlük kuralına değil, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 523. madde aykırılık teşkil edeceği için, kararın kanuna aykırılık sebebiyle iptal edilmesi gerekecektir (Sayılgan, Güven; Şirketler Hukuku Şerhi C. III, (editör; Şenocak/Kemal), Ankara 2023, s. 3498 vd). Anonim şirket genel kurul kar payı dağıtılması hususunda takdir hakkını kullanırken, objektif iyi niyet kurallarına uygun davranmalıdır (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 21/06/2005 tarih 2005/6096E. 2005/6565K. sayılı kararı). 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 436. maddesi şöyledir; "(1) Pay sahibi kendisi, eşi, alt ve üstsoyu veya bunların ortağı oldukları şahıs şirketleri ya da hâkimiyetleri altındaki sermaye şirketleri ile şirket arasındaki kişisel nitelikte bir işe veya işleme veya herhangi bir yargı kurumu ya da hakemdeki davaya ilişkin olan müzakerelerde oy kullanamaz. (2) Şirket yönetim kurulu üyeleriyle yönetimde görevli imza yetkisini haiz kişiler, yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmelerine ilişkin kararlarda kendilerine ait paylardan doğan oy haklarını kullanamaz." Yönetim kurulu üyesi olan pay sahipleri, kendilerinin yanı sıra diğer yönetim kurulu üyelerinin ibrasında oy kullanamazlar (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 08/10/2018 tarih 2017/223E. 2018/6103K. sayılı kararı; Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 31/05/2016 tarih 2015/9554E. 2016/5992K. sayılı kararı; Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 25/02/2016 tarih 2015/4695E. 2016/2079K. sayılı kararı). İbra kararı, bizzat yönetim kurulu üyesine veya yöneticilerine yönelik bir karar olmakla kişisel nitelikte olsa da ortaklık dışı bir karar değildir. Bu açıdan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 436/2 madde uyarınca oydan yoksunluk yalnızca pay sahibinin bizzat kendisen yönelik kararlarda söz konusu olabilir; yoksa birinci fıkrada sayılan yakınları hakkındaki ibra kararlarında pay sahibi oy hakkını kullanmaktan mahrum bırakılamaz, aynı şekilde 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 436/2. madde fıkrası uyarınca oydan yoksun pay sahiplerinin birinci fıkrada gösterilen ve aynı zamanda pay sahibi olan yakınları da ibra kararınında oydan yoksun değildir (Cenkci, Esra; Şirketler Hukuku Şerhi C. II, (editör; Şenocak/Kemal), Ankara 2023, s. 2468 vd). Yönetim Kurulu üyelerinin ibrasının "şahsi bir iş" olarak değerlendirilmesi mümkün olmadığından, anılan yönetim kurulu üyesinin çocuklarının, babalarının da aralarında bulunduğu yönetim kurulu üyelerinin ibrası konusunda oy hakkından yoksunluk hali olarak değerlendirilmesi mümkün değildir (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 23/11/2007 tarih 2006/7658E. 2007/14806K. sayılı kararı; Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 09/04/2014 tarih 2013/17440E. 2014/6975K. sayılı kararı). Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 16/12/2024 tarih 2023/5361E. 2024/9065K. sayılı kararında; "... Dairemizin konu ile ilgili ilamları irdelendiğinde bir kısım kararlarda, sadece ibra edilmeme yönünde karar verilip sorumluluk davası açılmasına karar verilmediği hallerde, bu durumun tek başına uygulanabilir bir karar olmadığı, haklarında sorumluluk davası açılması yolunda alınmış genel kurul kararı bulunmadan önceki bir aşamada bu kararın iptalinin talep edilebilmesinin mümkün görülmediği, sorumluluk kararı ve davası için makul bir sürenin geçmesi beklenilmeden açılan davanın dinlenilemeyeceği kabul edilmiştir. Bazı kararlarda ise, sorumluluk davası açılmasına karar verilmemiş olsa bile ibra edilmeme kararının iptali için dava açmakta hukuki yararın bulunduğu (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 26.10.2023 tarihli, 2022/3989 E. ve 2023/6219 K. sayılı kararı) kabul edilmiştir. Diğer bir kısım kararlarda, davacı hakkında genel kurulda alınan ibra edilmeme kararına dayanılarak alınmış bir sorumluluk davası açılması kararı ile açılmış bir sorumluluk davası bulunup bulunmadığının araştırılması gerektiği, davacı hakkında açılmış bir sorumluluk davasının mevcut olduğunun belirlenmesi hâlinde, davacı hakkında verilen ibra edilmeme kararının açılmış sorumluluk davasında değerlendirilecek olması karşısında, davacının bu davayı açmakta hukuki yararı bulunmadığının kabulü ile davanın reddi gerektiği, ancak, davacı hakkında açılmış bir sorumluluk davası bulunmadığının ve makul bir süre geçmesine rağmen bu davanın açılmadığının anlaşılması hâlinde ise alınan ibra edilmeme kararının, kanun, ana sözleşme hükümleri ve iyi niyet esaslarına aykırı bulunup bulunmadığı yönlerinden tarafların dayandıkları deliller de değerlendirilmek suretiyle ortaya çıkacak sonuca göre davacının istemi hakkında bir karar verilmesi gerektiğine karar verilmiştir. Bir kısım kararlarda ise, bir yönetim kurulu üyesinin kendisinin ibra edilmemesine dair genel kurul kararının iptali davası açabilmesi için bu kararın alındığı tarihten itibaren makul bir süre geçtiği hâlde aleyhine sorumluluk davası açılmaması gerektiği, aksi hâlde yani bir sorumluluk davası açılması hâlinde, yöneticinin kendisinin ibra edilmemesine dair kararın iptalini istemekte hukuki yararı bulunmadığı, zira anılan ibra edilmeme kararının yerinde olup olmadığının, açılmış bulunan bu sorumluluk davasında somut nedenleriyle birlikte incelenip değerlendirileceği, ancak davacının ibra edilmemesi kararının yanında, aynı zamanda davacı hakkında sorumluluk davası açılmasına da karar verildiği bir durumda, davacı yönetim kurulu üyesinin dava açmakta hukuki yararının bulunduğu içtihat edilmiş olup konuya ilişkin yerleşik bir uygulamanın bulunmadığı anlaşılmıştır. Yargı kararlarının yeknesak olması, birbiriyle çelişkili kararların bulunmaması gerek hukuk güvenliği gerekse kamu düzenini yakından ilgilendiren bir husustur. Somut vakıa vesilesiyle günümüze dek farklı şekillerde çıkan kararların ilkesel biri çerçeveye oturtulması ve bundan böylede uygulamanın bu şekilde yürütülmesi sonucuna varılmıştır. Açıklanan bu hususlar çerçevesinde; yönetim kurulu üyesi hakkında sadece ibra edilmeme kararı alındığı bir durumda, pay sahibi ilgili yönetim kurulu üyesinin ibra edilmeme kararının iptali için dava açmakta hukukî yararı bulunmaktadır. Yönetim kurulu üyesi hakkında ibra edilmeme ve sorumluluk davası açılmasına karar verildiği bir durumda sorumluluk davası açılmamışsa, pay sahibi ilgili yönetim kurulu üyesinin ibra edilmeme ve sorumluluk davası açılması yönündeki kararın iptali için dava açmakta hukukî yararı bulunmaktadır. Yönetim kurulu üyesi hakkında ibra edilmeme ve sorumluluk davası açılmasına karar verildiği bir durumda sorumluluk davası açılmışsa, artık pay sahibi yönetim kurulu üyesinin kararın iptali için dava açmakta hukukî yararının bulunmadığı kabul edilmelidir. Zira açılacak sorumluluk davasında ilgili yönetim kurulu üyesi iptal davasında gündeme getireceği tüm itiraz ve def'ilerini ileri sürme imkân ve kabileyetine sahip olacağından müstakilen iptal davası açmasında usul ekonomisi yönünden de hukuki yarar bulunmayacaktır..." denilmiştir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 09/05/2016 tarih 2015/10277E. 2016/5229K. sayılı kararında; "... Dava konusu genel kurulda diğer yönetim kurulu üyeleri ibra edilmesine rağmen davacı ibra edilmemiştir. İbra edilmeme kararı alınırken de somut nedenler ortaya konulmamıştır. Mahkemece, davacının ibra edilmemesine dair alınan genel kurul kararının iyiniyet kurallarına aykırı olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne 4. maddenin iptaline diğer taleplerin reddine karar verilmiştir. Ancak anonim şirketlerde, şirket ile yönetim kurulu üyeleri arasındaki hukuki ilişkide yönetim kurulu üyelerinin, ortaklığın yönetimi ve iş yılı sonunda hesap verme yükümlülüğü bulunmakla birlikte ibra edilmeyi talep hakkı da vardır. Genel kurulun ibra konusunda geniş taktir yetkisi bulunmaktadır. Fakat bu yetki sınırsız değildir. Genel kurul sorunsuz bir bilanço ve yıllık raporla faaliyet dönemine ait işlemlerin hesabını veren bir yönetim kuruluna ibra vermekle yükümlüdür. Ortada somut nedenler yokken ibradan kaçınılması dürüstlük kurallarına aykırı düşer (ÇAMOĞLU, Ersin, Anonim Ortaklık Yönetim Kurulu Üyelerinin Hukuki Sorumluluğu, 2. Baskı, syf.231). Mahkemece, öncelikle davacı hakkında genel kurulda alınan ibra edilmeme kararına dayanılarak alınmış bir sorumluluk davası açılması kararı ile açılmış bir sorumluluk davası bulunup bulunmadığının araştırılması gerekmektedir. Davacı hakkında açılmış bir sorumluluk davasının mevcut olduğunun belirlenmesi halinde, davacı hakkında verilen ibra edilmeme kararının açılmış sorumluluk davasında değerlendirilecek olması karşısında, davacının bu davayı açmakta hukuki yararı bulunmadığının kabulü ile davanın reddi gerekir. Ancak, davacı hakkında açılmış bir sorumluluk davası bulunmadığının ve makul bir süre geçmesine rağmen bu davanın açılmadığının anlaşılması halinde ise bu davada alınan ibra edilmeme kararının TTK ve ana sözleşme hükümleri gereğince kanun, ana sözleşme hükümleri ve iyi niyet esaslarına aykırı bulunup bulunmadığı yönlerinden tarafların dayandıkları deliller de değerlendirilmek suretiyle ortaya çıkacak sonuca göre davacının istemi hakkında bir karar verilmesi gerekirken..." denilmiştir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 359. maddesi şöyledir; "(1) Anonim şirketin, esas sözleşmeyle atanmış veya genel kurul tarafından seçilmiş, bir veya daha fazla kişiden oluşan bir yönetim kurulu bulunur. (Mülga son cümle: 26/6/2012-6335/43 md.) (…) (2) Bir tüzel kişi yönetim kuruluna üye seçildiği takdirde, tüzel kişiyle birlikte, tüzel kişi adına, tüzel kişi tarafından belirlenen, sadece bir gerçek kişi de tescil ve ilan olunur; ayrıca, tescil ve ilanın yapılmış olduğu, şirketin internet sitesinde hemen açıklanır. Tüzel kişi adına sadece, bu tescil edilmiş kişi toplantılara katılıp oy kullanabilir. (3) Yönetim kurulu üyelerinin ve tüzel kişi adına tescil edilecek gerçek kişinin tam ehliyetli olmaları şarttır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle: 26/6/2012-6335/43 md.) (4) Üyeliği sona erdiren sebepler seçilmeye de engeldir. (5) (Ek: 28/3/2013-6455/79 md.) Devlet, il özel idaresi, belediye, köy ile diğer kamu tüzel kişilerinin pay sahibi olduğu şirketlerde, sayılan tüzel kişiler veya bunların gerçek kişi temsilcileri yönetim kuruluna seçilebilir. Yönetim kurulu üye sayısı ikiden fazla olan şirketlerde üyelerin tamamının aynı kamu tüzel kişisinin temsilcisi olmaması şartıyla kamu tüzel kişisini temsilen birden fazla gerçek kişi yönetim kuruluna seçilebilir." 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 359. madde hükmü seçilecek ya da atanacak yönetim kurulu üyelerinin taşıması gereken niteliklere ilişkin kapsamlı belirlemelere yer vermemektedir. Sadece hükmün üçüncü fıkrasında yönetim kurulu üyelerinin ve tüzel kişi adına tescil edilecek gerçek kişinin tam ehliyetli olmaları şartına yer verilmiştir. Dördüncü fıkrada ise üyeliğe son erdiren sebeplerin seçilmeye engel olacak hükmü bağlanmıştır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunundan farklı olarak yönetim kurulu üyesi olabilmeyi gerçek kişi koşuluna bağlanmamıştır (Eminoğlu, Cafer; Şirketler Hukuku Şerhi C. II, (editör; Şenocak/Kemal), Ankara 2023, s. 1660 vd). Anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin sona erdiren haller seçilme engelidir (TTK 359/4). Yönetim kurulunu üyeliğini sona erdiren nedenler TTK 363/2. maddede düzenlenmiştir. Buna göre; "Yönetim kurulu üyelerinden birinin iflasına karar verilir veya ehliyeti kısıtlanır ya da bir üye üyelik için gerekli kanuni şartları yahut esas sözleşmede öngörülen nitelikleri kaybederse, bu kişinin üyeliği, herhangi bir işleme gerek olmaksızın kendiliğinden sona erer." Mahkeme şirketin iyi yönetilmediği gerekçesiyle yönetim kayyımı atayamaz; diğer bir anlatımla hakim şirket yönetiminde “yerindelik” denetimi yapamaz (Çamoğlu, Ersin; Anonim Ortaklığa Yönetim Kayyımı Atanması, İstanbul Barosu Dergisi Cilt: 91 Sayı: 5 Yıl: 2017, s. 24) (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 24/02/2015 tarih 2014/4548E. 2015/2472K. sayılı kararı). Şirket müdürü seçimine yönelik genel kurul kararının iptali talebinde mahkemece yerindelik denetimi yapılamaz (Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi'nin 11/12/2025 tarih 2024/995E. 2025/1428K. sayılı kararı). 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 394. maddesi şöyledir; "(1) Yönetim kurulu üyelerine, tutarı esas sözleşmeyle veya genel kurul kararıyla belirlenmiş olmak şartıyla huzur hakkı, ücret, ikramiye, prim ve yıllık kârdan pay ödenebilir." 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 394. maddesinde, yönetim kurulu üyelerine tutarı esas sözleşme veya genel kurul kararıyla belirlenmiş olmak şartıyla huzur hakkı, ücret, ikramiye, prim ve yıllık kârdan pay ödenebileceği hükmü düzenlenmiştir. Huzur hakkı her toplantı için ayrı ayrı belirlenebileceği gibi aylık olarak belirli bir ücret biçiminde de tespit edilebilir. Ücretin miktarı ise şirketin mali yapısı, şirketin bu yöndeki uygulaması, yönetim kurulunun bu iş için harcadığı emek ve mesai ile orantılı olmalıdır. Yönetim kurulu üyeleri için belirlenen ücretlerin fahiş olup olmadığı değerlendirilirken genel kurulun yapıldığı dönemde şirketin ortaklık yapısı, finansal durumu, şirketin geçmiş uygulamaları, ortaklık yapısı ve mali durum açısından davacı şirketle aynı-benzer durumda bulunan şirketlerin yöneticilerinin aldığı emsal ücretler göz önünde bulundurulup karşılaştırılmak suretiyle yönetim kurulunun harcadığı emek ve mesai ile orantılı, pay sahiplerinin vazgeçilmez nitelikteki kârdan pay alma haklarını da ihlal etmeyecek şekilde tespiti gerekmektedir (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 08/01/2020 tarih 2019/1419E. 2020/164K. sayılı kararı). Yönetim kurulu üyeleri için belirlenen ücret pay sahiplerinin vazgeçilmez nitelikteki kârdan pay alma haklarını da ihlal etmeyecek şekilde tespiti gerekir (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 11/12/2019 tarih 2019/336E. 2019/8055K. sayılı kararı). Her ticaret ortaklığı gibi anonim ortaklığın da nihai amacı kar elde edip ortaklarına dağıtmaktır. Bu amaç, anasözleşmelerde yer almaz, çeşitli kanunlardaki kişi birliklerini ayıran, “müşterek gaye” kıstasından ve “ortaklık” kavramından doğar. Başka bir deyişle “Anonim şirketler, kanunen yasaklanmamış her türlü ekonomik amaç ve konular için kurulabilir” (6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 331. maddesi) ve kâr elde etmek ve paylaştırmak nihai amacını elde etmek hedefine yönelir ve bu yolda çaba harcar. Ortaklığın bütün organları bu nihai amaca uygun kararlar almak zorundadır. İşte, şirketin kâr elde etmek ve dağıtmak nihai amacından doğan kar payı, bir vazgeçilmez haktır. Şirketin nihai amacının kar elde edip ortaklara dağıtması esas olmakla birlikte anasözleşmeye konulacak hükümler yanında kanunda gösterilen nedenler bu genel ilkenin istisnalarını oluşturmaktadır. Bu istisnaların en önemlisi 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 523/2. maddesindeki düzenlemedir. Anılan düzenleme gereğince; Aktiflerin yeniden sağlanabilmesi için gerekliyse, bütün pay sahiplerinin menfaatleri dikkate alındığında, şirketin sürekli gelişimi ve olabildiğince kararlı kâr payı dağıtımı yönünden haklı görülüyorsa, Kanunda ve esas sözleşmede öngörülenlerden başka yedek akçe ayrılmasına da karar verebilir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 523. madde yedek akçe ayrılmasına ilişkin şirket menfaatinin varlığını yeterli görülmemiş olmasının, aynı zamanda tüm pay sahiplerinin menfaatlerinin de dikkate alınacağının belirtilmiş olması da, şirket menfaatleri ile pay sahipleri arasında menfaat dengesinin kurulması gerektiğini göstermektedir. Dolasıyla, menfaatler arasında oransızlık bulunması sadece dürüstlük kuralına değil, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 523. madde aykırılık teşkil edeceği için, kararın kanuna aykırılık sebebiyle iptal edilmesi gerekecektir (Sayılgan, Güven; Şirketler Hukuku Şerhi C. III, (editör; Şenocak/Kemal), Ankara 2023, s. 3498 vd). Anonim şirket genel kurul kar payı dağıtılması hususunda takdir hakkını kullanırken, objektif iyi niyet kurallarına uygun davranmalıdır (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 21/06/2005 tarih 2005/6096E. 2005/6565K. sayılı kararı). 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 408/2-d maddesi gereğince kâr payını dağıtma konusunda münhasır yetkili organ genel kuruldur. Ancak genel kurulun yıllık bilançoya göre belirlenen yıllık kâr dağıtımına ilişkin yetkinin sınırını, keyfilik ve hakkın kötüye kullanılması teşkil etmektedir. Bu nedenle pay sahibinin, anonim şirketin salt kâr gütme amacına dayanan mutlak nitelikteki bu hakkı, sadece keyfi olarak hiç dağıtılmaması halinde değil, aynı zamanda yeteri kadar dağıtılmamasında da ihlal edilmiş olur. Dolayısıyla genel kurulun yıllık kârın dağıtımına ilişkin hakkını hiç ve yeteri kadar dağıtmayacak ve özellikle azınlığı zarara sokacak şekilde kullanması, pay sahibinin kâr payı hakkını ihlal edecektir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 18/10/2022 tarih 2020/11-674E. 2022/1291K. sayılı kararı). 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 456. maddesi şöyledir; "(1) İç kaynaklardan yapılan artırım hariç, payların nakdî bedelleri tamamen ödenmediği sürece sermaye artırılamaz. Sermayeye oranla önemli sayılmayan tutarların ödenmemiş olması sermaye artırımını engellemez. (2) Artırıma, esas sermaye sisteminde 459 uncu maddeye göre genel kurul; kayıtlı sermaye sisteminde, 460 ıncı madde gereğince, yönetim kurulu karar verir. Esas sözleşmenin ilgili hükümlerinin, gerekli olduğu hâllerde izni alınmış bulunan değişik şekli, genel kurulda değiştirilerek kabul edilmişse, bunun Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca onaylanması şarttır. (3) Artırım, genel kurul veya yönetim kurulu kararı tarihinden itibaren üç ay içinde tescil edilemediği takdirde, genel kurul veya yönetim kurulu kararı ve alınmışsa izin geçersiz hâle gelir ve 345 inci maddenin ikinci fıkrası uygulanır. (4) 353 ve 354 üncü maddeler ile 355 inci maddenin birinci fıkrası tüm sermaye artırımı türlerine kıyas yoluyla uygulanır. (5) Sermayenin artırılması kararının tesciline, aşağıdaki özel hükümler saklı kalmak kaydıyla, 455 inci madde uygulanır." Anonim şirketlerde sermaye artırımı esas sözleşmede yer alan esas sermaye miktarının kanunda öngörülen usul izlenerek yükseltilmesidir. Esas sermaye artırımının geçerli olabilmesi için bir gerekçenin veya gerekçelerin gösterilmesi gerekli değildir. Gerekçenin gösterilmesi zorunluluğunun bulunmaması kuralı kararın ve işlemin sırf bu sebeple iptal edilmemesi demektir. Yoksa bu ilke artırımın gerekçesinin genel kurul'a sunulmasına gerek yoktur; gerekçenin genel kurulda ve mahkemede sorulmaması sorgulanıp yargılanmaması anlamına gelmez. Her esas sermaye artırma kararı 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 445. maddede gösterilen sebeplerle denetlenir ve bu çerçevede arttırım gerekirse dürüstlük kuralları bakımından değerlendirilir. Dürüstlük kuralı modern hukukta şeffaflığı sakınarak karar almayı onun ortaklığın selameti için ortak menfaati gözetmeyi bilgi alma ve inceleme hakkını saklanmamasından içerir (Poroy, Reha/ Tekinalp, Ünal/ Çamoğlu, Ersin; Ortaklıklar Hukuku C. 2. 15. Bası, İstanbul 2023, s. 217 vd.). Sermeye artırımı gerekip gerekmediği hususunda bilirkişiden rapor alınmalıdır (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 09/02/2016 tarih 2015/3161E. 2016/1198K. sayılı kararı). 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 437/1. maddesi şöyledir; "(1) Finansal tablolar, konsolide finansal tablolar, yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporu, denetleme raporları ve yönetim kurulunun kâr dağıtım önerisi, genel kurulun toplantısından en az onbeş gün önce, şirketin merkez ve şubelerinde, pay sahiplerinin incelemesine hazır bulundurulur. Bunlardan finansal tablolar ve konsolide tablolar bir yıl süre ile merkezde ve şubelerde pay sahiplerinin bilgi edinmelerine açık tutulur. Her pay sahibi, gideri şirkete ait olmak üzere gelir tablosuyla bilançonun bir suretini isteyebilir." 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 437/1 maddesi gereğince finansal tablolar en az 15 gün öncesinden şirket merkezinde ve şubelerinde pay sahiplerinin incelemesine hazır tutulacağı düzenlenmiş olup, bilgi alma hakkının kullandırılması ayrı bir davanın konusudur. Öte yandan aynı fıkrada her pay sahibinin masrafı şirkete ait olmak üzere gelir tablosu ve bilançonun bir suretini isteyebileceği öngörülmüşse de, tebliği zorunluluğu ön görülmemiştir (Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi'nin 17/05/2023 tarih 2022/1862E. 2023/461K. sayılı kararı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 16/09/2024 tarih 2023/4182E. 2024/6429K. sayılı kararı) Davacı ortağın bilgi alma hakkının ihlali nedeniyle genel kurul toplantısında yanlış bir kararın alınmış olması, diğer bir anlatımla bilgi vermeme ile alınan kararlar arasında illiyet bağının bulunması halinde ancak alınan kararların iptali söz konusu olabilir. Bu durumda, mahkemece, davalıya alınan kararlarla davacının bilgi edinme hakkının ihlali arasında bir nedensellik bulunmadığını kanıtlama imkanı tanınmadan, salt bilgi edinme hakkının ihlalinden bahisle, bilanço ve kar/zarar hesabının kabulüne, denetçi ve yönetim kurulu üyelerinin ibrasına, karın dağıtılmamasına ilişkin ve sermaye artırımına ilişkin gündem maddelerinin iptaline karar verilmesi doğru değildir (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 19/07/2007 tarih 2006/2171E. 2007/10775K. sayılı kararı). 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 418. maddesi şöyledir; "(1) Genel kurullar, bu Kanunda veya esas sözleşmede, aksine daha ağır nisap öngörülmüş bulunan hâller hariç, sermayenin en az dörtte birini karşılayan payların sahiplerinin veya temsilcilerinin varlığıyla toplanır. Bu nisabın toplantı süresince korunması şarttır. İlk toplantıda anılan nisaba ulaşılamadığı takdirde, ikinci toplantının yapılabilmesi için nisap aranmaz. (2) Kararlar toplantıda hazır bulunan oyların çoğunluğu ile verilir." Davamıza gelince; davacı davalı şirketin ... tarihli genel kurulunda alınan kararlarının iptali ve özel denetçi atanması istemi ile dava açmıştır. Davalı şirket ... Ticaret Sicil Müdürlüğü'nün ... sicil numarasında kayıtlı olup, kaydı devam etmektedir. Genel kurulunun toplantı tutanağının (...) numaralı gündem maddesi ile alınan, yönetim kurulu üyesi "... ..." ve "... ..."in ibrasına ilişkin karar yönünden; 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 436/2. maddesi gereğince anonim şirket yönetim kurulu üyeleriyle yönetimde görevli imza yetkisini haiz kişiler, yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmelerine ilişkin kararlarda kendilerine ait paylardan doğan oy haklarını kullanamazlar. Yönetim kurulu üyesi olan pay sahipleri, kendilerinin yanı sıra diğer yönetim kurulu üyelerinin ibrasında oy kullanamazlar. İbra kararı, bizzat yönetim kurulu üyesine veya yöneticilerine yönelik bir karar olmakla kişisel nitelikte olsa da ortaklık dışı bir karar değildir. Bu açıdan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 436/2 madde uyarınca oydan yoksunluk yalnızca pay sahibinin bizzat kendisen yönelik kararlarda söz konusu olabilir; yoksa birinci fıkrada sayılan yakınları hakkındaki ibra kararlarında pay sahibi oy hakkını kullanmaktan mahrum bırakılamaz, aynı şekilde 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 436/2. madde fıkrası uyarınca oydan yoksun pay sahiplerinin birinci fıkrada gösterilen ve aynı zamanda pay sahibi olan yakınları da ibra kararınında oydan yoksun değildir. Genel Kurul Toplantısında yönetim kurulu üyesi "... ..." ve "... ..."in ibraya ilişkin alınan kararların, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 418. maddesine uygun olarak, sermayenin en az dörtte birini karşılayan payların sahiplerinin katılımı ve hazır bulunan oyların çoğunluğu ile alındığı, ibra oylamasında olumlu oy kullanan ... ... ve ... ...’nun Yönetim Kurulu Üyesi ... ...'nun 1. derece yakını olan alt soyları olduğu, Yönetim Kurulu Üyelerinin yapılan ibra oylamasında sahip oldukları paylardan doğan oy haklarını kullanmadıkları, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 436/1. maddesi ile getirilen, Pay sahibi kendisi, eşi, alt ve üstsoyu veya bunların ortağı oldukları şahıs şirketleri ya da hâkimiyetleri altındaki sermaye şirketleri ile şirket arasındaki kişisel nitelikte bir işe veya işleme veya herhangi bir yargı kurumu ya da hakemdeki davaya ilişkin olan müzakerelerde oy kullanamaz, şeklindeki kural uyarınca, Kanunda ki yoksunluk halinin gerçekleşmesi için, gündem maddesinin, pay sahibi veya eşi veya usul ve füru ile şirket arasındaki şahsi bir işe yahut Kanunda sayılan diğer hallere dair olması gerektiği, yönetim kurulu üyelerinin ibrasının kişisel bir iş olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı, davalı şirketin ticari defter ve belgelerini inceleyen Muhasebe Bilirkişi ... ...'nin ... tarihli bilirkişi raporunda, finansal tablolar, bilanço ile kâr/zarar tablolarının gerçeği yansıtmadığına ilişkin olarak dosya kapsamındaki belge ve kayıtlar üzerinde yapılan incelemede somut bir aykırılık tespit edilemediği; ortak kaynaklı finansmanın banka kredilerine kıyasla daha düşük maliyetli olduğu anlaşıldığı; bu kapsamda, ... ... Şti.’nden sağlanan finansman nedeniyle hesaplanan .../faiz yükünün, aynı dönemde kullanılan banka kredilerine ilişkin faiz yükünden daha düşük olduğu değerlendirildiği, Netice itibarıyla; davalı şirketin 2020-2024 dönemine ait mali verileri, kısa ve uzun vadeli borçlanma yapısı ile finansal kiralama yükümlülükleri birlikte incelendiğinde, şirketin faaliyetlerini sürdürebilmek ve mevcut ödeme yükümlülüklerini yerine getirebilmek amacıyla ortaklardan finansman temin etme yoluna başvurduğu, bu durumun şirketin mali yapısı ve ticari faaliyetleri çerçevesinde açıklanabilir nitelikte olduğu, yönetim kurulu üyelerini ibra edilmemesi için sair nedenlere rastlanmadığı anlaşılmakla; ilgili genel kurul kararının "kurucu unsurları içermemesi" nedeniyle yok sayılması gereken veya kurucu unsurları içermekle birlikte "kanunda öngörülen geçerlilik unsurlarını içermemesinden" dolayı ölü doğmuş sayılması gereken bir karar da bulunmadığından dava konusu genel kurul kararının yoklukla malûl olduğundan söz etmek mümkün olmadığı gibi, kararın kanuna, ahlaka, adaba, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı ya da, imkânsız olmadığından butlandan da söz etmek mümkün olmadığı; genel kurulca gerekli nisapla alındığı, sair iptal sebeplerinin de bulunmadığı anlaşılmakla bu gündem maddesinin ibraya ilişkin iptali talebinin reddine karar verilmesi gerekmiştir. Genel kurulunun toplantı tutanağının (...) numaralı gündem maddesi ile alınan, yönetim kurulu üyesi "... ..."ın ibra edilmemesi ilişkin karar yönünden; yönetim kurulu üyesi hakkında sadece ibra edilmeme kararı alındığı bir durumda, pay sahibi ilgili yönetim kurulu üyesinin ibra edilmeme kararının iptali için dava açmakta hukukî yararı bulunmaktadır. Dava konusu genel kurulda diğer yönetim kurulu üyeleri ibra edilmesine rağmen davacı şirket temsilcisi sadece ibra edilmemiştir. Bu bağlamda davacının genel kurul kararının iptalini istemekte hukuki yararı bulunmaktadır. Genel kurul kararında ibra edilmemesinin gerekçesi belirtilmemiş; ibra edilmeme kararı alınırken somut nedenler ortaya konulmamıştır. Anonim şirketlerde, şirket ile yönetim kurulu üyeleri arasındaki hukuki ilişkide yönetim kurulu üyelerinin, ortaklığın yönetimi ve iş yılı sonunda hesap verme yükümlülüğü bulunmakla birlikte ibra edilmeyi talep hakkı da vardır. Genel kurulun ibra konusunda geniş taktir yetkisi bulunmaktadır. Fakat bu yetki sınırsız değildir. Genel kurul sorunsuz bir bilanço ve yıllık raporla faaliyet dönemine ait işlemlerin hesabını veren bir yönetim kuruluna ibra vermekle yükümlüdür. Ortada somut nedenler yokken ibradan kaçınılması dürüstlük kurallarına aykırı düşer. Yönetim kurulu üyesi tarafından hükmen ibra talebinde bulunulması halinde bu davanın hukuki niteliği itibariyle bir menfi tespit davasıdır. Yönetim kurulu üyesi hakkında genel kurulda ibra etmeme kararı alınmış ve makul süre içinde sorumluluk davası açılması konusunda bir genel kurul kararı alınmamış veya karar alınmış olmakla birlikte yine makul süre içinde sorumluluk davası açılmamışsa, yönetim kurulu üyesinin bu koşullarla mahkemeden hükmen ibra talebinde bulunmakta hukuki yararının olduğu kabul edilir. İbra edilmeme kararın somut ve makul bir gerekçeye dayanmadığı; genel kurul tutanağında gerekçeye ilişkin her hangi bir değerlendirme ve tespitin bulunmadığı; ortada somut nedenler yokken ibradan kaçınılmasının dürüstlük kurallarına aykırılık teşkil edeceğinden ibra edilmeme kararının iptaline karar verilmesi gerekmiştir. Genel kurulunun toplantı tutanağının (...) numaralı gündem maddesi ile alınan, yönetim kurulu üye seçimine ilişkin karar yönünden; 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 359. madde hükmü seçilecek ya da atanacak yönetim kurulu üyelerinin taşıması gereken niteliklere ilişkin kapsamlı belirlemelere yer vermemektedir. Sadece hükmün üçüncü fıkrasında yönetim kurulu üyelerinin ve tüzel kişi adına tescil edilecek gerçek kişinin tam ehliyetli olmaları şartına yer verilmiştir. Dördüncü fıkrada ise üyeliğe son erdiren sebeplerin seçilmeye engel olacak hükmü bağlanmıştır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunundan farklı olarak yönetim kurulu üyesi olabilmeyi gerçek kişi koşuluna bağlanmamıştır. İflasına karar verilen, ehliyetinin kısıtlanan, esas sözleşmede öngörülen müdürlük şartlarını taşımayan, 5237 sayılı TCK'nın 53/1-d. maddesi hapis cezası gerektiren bir suçtan mahkum olan kişiler (hapis cezasının infazının tamamlanmasına kadar) ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanunun 28. maddesi gereğince de devlet memurları anonim şirket yönetim kurulu üyesi olamaz. Yönetim kuruluna seçilen kişilerde bu şartların bulunmadığı iddia ve ispat olunmuş değildir. Mahkemenin şirket yönetiminde “yerindelik” denetimi yapamayacağı; yönetim kurulu seçimine ilişkin sair butlan sebeplerinin de bulunmadığı; ilgili genel kurul kararının "kurucu unsurları içermemesi" nedeniyle yok sayılması gereken veya kurucu unsurları içermekle birlikte "kanunda öngörülen geçerlilik unsurlarını içermemesinden" dolayı ölü doğmuş sayılması gereken bir karar da bulunmadığından dava konusu genel kurul kararının yoklukla malûl olduğundan söz etmek mümkün olmadığı gibi; kararın kanuna, ahlaka, adaba, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı ya da, imkânsız olmadığından butlandan da söz etmek mümkün olmadığı; genel kurulca gerekli nisapla alındığı, sair iptal sebeplerinin de bulunmadığı anlaşılmakla bu gündem maddesinin iptali talebinin reddine karar verilmesi gerekmiştir. Genel kurulunun toplantı tutanağının (...) numaralı gündem maddesi ile alınan, yönetim kurulu üyelerine huzur hakkı ödenmesine ilişkin karar yönünden; 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 394. maddesinde, yönetim kurulu üyelerine tutarı esas sözleşme veya genel kurul kararıyla belirlenmiş olmak şartıyla huzur hakkı, ücret, ikramiye, prim ve yıllık kârdan pay ödenebileceği hükmü düzenlenmiştir. Huzur hakkı her toplantı için ayrı ayrı belirlenebileceği gibi aylık olarak belirli bir ücret biçiminde de tespit edilebilir. Ücretin miktarı ise şirketin mali yapısı, şirketin bu yöndeki uygulaması, yönetim kurulunun bu iş için harcadığı emek ve mesai ile orantılı olmalıdır. Yönetim kurulu üyeleri için belirlenen ücretlerin fahiş olup olmadığı değerlendirilirken genel kurulun yapıldığı dönemde şirketin ortaklık yapısı, finansal durumu, şirketin geçmiş uygulamaları, ortaklık yapısı ve mali durum açısından davacı şirketle aynı-benzer durumda bulunan şirketlerin yöneticilerinin aldığı emsal ücretler göz önünde bulundurulup karşılaştırılmak suretiyle yönetim kurulunun harcadığı emek ve mesai ile orantılı, pay sahiplerinin vazgeçilmez nitelikteki kârdan pay alma haklarını da ihlal etmeyecek şekilde tespiti gerekmesi davalı şirketin defterini de inceleyen bilirkişi raporunda, Ortalama ... personelle çalışan hastaneyi yönetmek üzere görevlendirilen kişilerin üstlendikleri sorumluluk ve görevin gerektirdiği yoğun mesai ile sahip oldukları sosyal statüleri ve ödenmesi kararlaştırılan ücretlerin miktarı ile şirkete maliyeti birlikte değerlendirildiğinde Yönetim Kurulu Üyelerine asgari ücretin brüt tutarının iki katı aylık net huzur hakkı ödenmesi kararının kanuna, ana sözleşmeye ve objektif iyi niyet kurallarına uygun olduğu, şirketin kar elde etmesine ihtiyaç duyulmayan huzur hakkı ödenirken yasaya ve usule aykırılık durumunun söz konusu olmadığı, ilgili genel kurul kararının "kurucu unsurları içermemesi" nedeniyle yok sayılması gereken veya kurucu unsurları içermekle birlikte "kanunda öngörülen geçerlilik unsurlarını içermemesinden" dolayı ölü doğmuş sayılması gereken bir karar da bulunmadığından dava konusu genel kurul kararının yoklukla malûl olduğundan söz etmek mümkün olmadığı gibi; kararın kanuna, ahlaka, adaba, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı ya da, imkânsız olmadığından butlandan da söz etmek mümkün olmadığı; genel kurulca gerekli nisapla alındığı, sair iptal sebeplerinin de bulunmadığı anlaşılmakla bu gündem maddesinin iptali talebinin reddine karar verilmesi gerekmiştir. Genel kurulunun toplantı tutanağının (...) numaralı gündem maddesi ile alınan, kar payı dağıtmamaya ilişkin karar yönünden; anonim ortaklığın da nihai amacı kar elde edip ortaklarına dağıtmaktır. Şirketin nihai amacının kar elde edip ortaklara dağıtması esas olmakla birlikte anasözleşmeye konulacak hükümler yanında kanunda gösterilen nedenler bu genel ilkenin istisnalarını oluşturmaktadır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 523/2. maddesindeki düzenlemedir. Anılan düzenleme gereğince; Aktiflerin yeniden sağlanabilmesi için gerekliyse, bütün pay sahiplerinin menfaatleri dikkate alındığında, şirketin sürekli gelişimi ve olabildiğince kararlı kâr payı dağıtımı yönünden haklı görülüyorsa, Kanunda ve esas sözleşmede öngörülenlerden başka yedek akçe ayrılmasına da karar verebilir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 523. madde yedek akçe ayrılmasına ilişkin şirket menfaatinin varlığını yeterli görülmemiş, aynı zamanda tüm pay sahiplerinin menfaatlerinin de dikkate alınacağının belirtildiği, şirket menfaatleri ile pay sahipleri arasında menfaat dengesinin kurulması gerektiği, genel kurul kar payı dağıtılması hususunda takdir hakkını kullanırken, objektif iyi niyet kurallarına uygun davranmasının gerektiği; 2020 yılında şirket faaliyetlerinin zararla sonuçlanmış olması nedeniyle kar payı dağıtılmaması kararının kanuna, ana sözleşmeye ve objektif iyi niyet kurallarına uygun olduğu, 2020 yıl sonu itibariyle üç yıllık geçmişi olan şirketin gelişme döneminde olduğu ve yatırımlarına devam ettiği kabul edilecek olursa zarar ediyor olmasının ticari icaplara uygun olduğu, şirketin yatırımlarına devam edebilmesi ve borç ödemelerini gerçekleştirebilmesi için daha fazla sermayeye ihtiyacı olduğunun bilirkişi raporu ile belirlendiği, ilgili genel kurul kararının "kurucu unsurları içermemesi" nedeniyle yok sayılması gereken veya kurucu unsurları içermekle birlikte "kanunda öngörülen geçerlilik unsurlarını içermemesinden" dolayı ölü doğmuş sayılması gereken bir karar da bulunmadığından dava konusu genel kurul kararının yoklukla malûl olduğundan söz etmek mümkün olmadığı gibi; kararın kanuna, ahlaka, adaba, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı ya da, imkânsız olmadığından butlandan da söz etmek mümkün olmadığı; genel kurulca gerekli nisapla alındığı, sair iptal sebeplerinin de bulunmadığı anlaşılmakla bu gündem maddesinin iptali talebinin reddine karar verilmesi gerekmiştir. Genel kurulunun toplantı tutanağının (...) numaralı gündem maddesi ile alınan, sermaye arttırımına ilişkin karar yönünden; Anonim şirketlerde sermaye artırımı esas sözleşmede yer alan esas sermaye miktarının kanunda öngörülen usul izlenerek yükseltilmesidir. Esas sermaye artırımının geçerli olabilmesi için bir gerekçenin veya gerekçelerin gösterilmesi gerekli değil ise de gerekçenin genel kurulda ve mahkemede sorulmaması sorgulanıp yargılanmaması anlamına gelmez. Sermeye artırımı gerekip gerekmediği hususunda bilirkişi raporu alınarak, alınan kararın yasaya, anasözleşmeye, objektif iyiniyet kurallarına aykırı olup olmadığı değerlendirilerek, neticesine göre bir karar vermek gerekir. Alınan bilirkişi raporu ile; şirketin 2020 yılındaki Borç-Özkaynak Oranının (... TL / ... TL =) ... olarak hesaplandığı, oranın ideal oran olan 1 oranından yüksek olması yatırımların finansmanının daha çok yabancı kaynaklar ile yapıldığını gösterdiği; davalı şirkete ait Hastanenin 2018 yılında, yüksek oranda dış kaynak ile faaliyete başladığı, şirketin yatırımlarına devam edebilmesi ve borç ödemelerini gerçekleştirebilmesi için daha fazla sermayeye ihtiyacı olduğu belirlendiği; bu hali ile sermaye arttırımının gerekli olduğu anlaşılmakla, ilgili genel kurul kararının "kurucu unsurları içermemesi" nedeniyle yok sayılması gereken veya kurucu unsurları içermekle birlikte "kanunda öngörülen geçerlilik unsurlarını içermemesinden" dolayı ölü doğmuş sayılması gereken bir karar da bulunmadığından dava konusu genel kurul kararının yoklukla malûl olduğundan söz etmek mümkün olmadığı gibi; kararın kanuna, ahlaka, adaba, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı ya da, imkânsız olmadığından butlandan da söz etmek mümkün olmadığı; genel kurulca gerekli nisapla alındığı, sair iptal sebeplerinin de bulunmadığı anlaşılmakla bu gündem maddesinin iptali talebinin reddine karar verilmesi gerekmiştir. Genel kurulunun toplantı tutanağının (...) numaralı gündem maddesi ile alınan, bağımsız denetim yaptırılması, ... ... Şirketi ile sözleşme yapmak için yönetim kuruluna yetki verilmesine ilişkin karar yönünden; 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 399. Maddesi denetçinin seçimi, görevden alınması ve sözleşmenin feshi konularına açıklık getirmektedir. Denetim bir yanıyla yönetimin denetlenmesi anlamına geldiği için denetçinin seçimi genel kurula verildiği kanunun gerekçesinde belirtilmektedir. Genel kurulun bu yetkisi devredilemez niteliktedir. Denetime tabi olan şirketlerin finansal tablolarının Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunca yayımlanan uluslararası denetim standartlarıyla uyumlu Türkiye Denetim Standartlarına göre denetlendiği ve yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporu içinde yer alan finansal bilgilerin, denetlenen finansal tablolar ile tutarlı olup olmadığı ve gerçeği yansıtıp yansıtmadığının da denetim kapsamı içinde olduğu dikkate alındığında Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu tarafından yetkilendirilen ve seçilen kişilerde bu şartların bulunmadığı ispat olunmuş değildir. Mahkemenin şirket yönetiminde “yerindelik” denetimi yapamayacağı; bağımsız denetim seçimine ilişkin sair butlan sebeplerinin de bulunmadığı; ilgili genel kurul kararının "kurucu unsurları içermemesi" nedeniyle yok sayılması gereken veya kurucu unsurları içermekle birlikte "kanunda öngörülen geçerlilik unsurlarını içermemesinden" dolayı ölü doğmuş sayılması gereken bir karar da bulunmadığından dava konusu genel kurul kararının yoklukla malûl olduğundan söz etmek mümkün olmadığı gibi; kararın kanuna, ahlaka, adaba, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı ya da, imkânsız olmadığından butlandan da söz etmek mümkün olmadığı; genel kurulca gerekli nisapla alındığı, sair iptal sebeplerinin de bulunmadığı anlaşılmakla bu gündem maddesinin iptali talebinin reddine karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1. Davacının davasının kısmen KABUL kısmen REDDİNE, 2. ... Ticaret Sicilinin ... - ... sicil numarasında kayıtlı davalı şirketin ... tarihli genel kurulun (...) numaralı gündem maddesi ile alınan, yönetim kurulu üyesi "... ..."ın ibra edilmemesi ilişkin gündem kararının İPTALİNE, 3. Sair gündem maddelerin iptal talebinin REDDİNE, 4. Karar kesinleştiğinde bir örneğinin ... Ticaret Sicil Müdürlüğü'ne gönderilmesine, 5. 492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince hesaplanan alınması gerekli ... TL karar ve ilam harcından peşin alınan ... TL'nin mahsubu ile bakiye ... TL'nin davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 6. Davacı tarafından yapılan ... TL başvurma harcı, ... TL karar ve ilam harcının davalıdan alınarak davacıya verilmesine. Davacı tarafından yapılan ... TL posta ve bilirkişi masrafı ile ... TL keşif harcı olmak üzere toplam ... TL ibaret yargılama giderlerinin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 326/1. maddesi gereğince kabul ve ret oraları nazara alınarak takdiren ... TL'sinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, bakiye masrafların davacılar üzerinde bırakılmasına, 7. Davalı yargılama gideri yapmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, 8. Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 330. maddesi ve karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince hesap ve takdir olunan ... TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 9. Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 330. maddesi ve karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince hesap ve takdir olunan ... TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 10. Kararın kesinleşmesine müteakip davacının ve davalının yatırdığı yargılama giderinin artması durumunda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 333. maddesi gereğince giderleri yatıran davacıya ve davalıya iadesine, 11. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 301/1., "Bölge Adliye Ve Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Cumhuriyet Başsavcılıkları İdarî Ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmelik" in "İlâm ve suretlerin verilmesi, kesinleşme kaydı ile harçların tahsili" başlıklı 216/1. maddesi gereğince, Hâkimin re’sen harekete geçtiği hâller ile kanunlardaki özel hükümler saklı kalmak kaydıyla taraflardan birinin talebi hâlinde hükmün bir nüshası makbuz karşılığında talep eden tarafa verilmesine ve varsa bir nüshasının da diğer tarafa tebliğine, Dair, davacı vekilinin ve davalı vekilinin yüzüne karşı, 6100 sayılı HMK.'nun 341/1-a, 342 ve 345. maddeleri gereğince Mahkememiz gerekçeli kararının tebliğ tarihinden itibaren 2 HAFTALIK SÜRE İÇERİSİNDE Mahkememize veya Mahkememize gönderilmek üzere başka bir yer mahkemesine verilecek dilekçe ile, ANTALYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİNE İSTİNAF KANUN YOLU açık olmak üzere oy birliği ile verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 20/10/2026
Başkan ... ¸e-imzalıdır Üye ... ¸e-imzalıdır Üye ... ¸e-imzalıdır Katip ... ¸e-imzalıdır