Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1329 E. 2026/1300 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/1329
- Karar No
- 2026/1300
- Karar Tarihi
T.C.Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21.Hukuk Dairesi 2026/1329 Esas 2026/1300 Karar T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2026/1329 KARAR NO : 2026/1300
TÜRK MİLLETİ ADINA KARAR
İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ : ANKARA 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 06/08/2026 (Ara Karar) NUMARASI : 2026/646 Esas
TALEP : İhtiyati Tedbir TALEP TARİHİ : 05/08/2026 KARAR TARİHİ : 30/09/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 08/10/2026
Taraflar arasındaki haklı nedenle şirket müdürünün azli, şirkete kayyım atanması, şirket yöneticisinin sorumluluğundan kaynaklanan tazminat istemine ilişkin davanın yargılaması sırasında ilamda yazılı gerekçeyle ihtiyati tedbir talebinin reddine yönelik olarak verilen hükme karşı ihtiyati tedbir talep eden davacı vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TALEP İhtiyati tedbir talep eden davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı şirketin ortağı, davalı ...'ın ise davalı şirketin ortağı ve yetkili temsilcisi olduğunu, davalı ... tarafından davalı şirket hakkında icra takibi yapılarak tüm makinelere haciz konulduğunu, borçlunun talebi üzerine şirketin makinelerinin rızaen satışının yapıldığını, davalı ...'ın muvazaalı işlemleri ile üçüncü kişiye şirket makinelerinin rızai satışının yapıldığını, şirket yetkilisi tarafından yapılan tüm işlemlerin hukuka aykırı olduğunu, davalı şirket yetkilisinin şahsi alacağı için yetkilisi olduğu şirket aleyhine icra takibi yaptığını, takipte aralarında menfaat çatışması doğduğunu, şirketin aleyhine olacak şekilde hacizli tüm mallar haciz sırasında sağlam iken bu malların arızalı olduğunu beyan ederek malların toplam değerinin eksik tespit edilmesini sağladığını, alacaklılardan mal kaçırmak için rızaen satışın araç olarak kullanıldığını, şirket yetkilisi tarafından kıymet takdirine karşı konulmayarak borçlu şirketin savunulmadığını, şirketin mal varlığının yöneticinin eli ile yok edildiğini, icra takibinde tebligatın menfaat çatışması nedeniyle hukuken yetkisiz şirket yetkilisine yapılarak takibin kesinleştirildiğini, müvekkilinin katılmadığı bir genel kurul kararının 28/07/2026 tarihinde alınmış gibi gösterildiğini, şirket yetkilisinin usulsüz işlemler yaptığını, şirketi zarara uğratmaya devam ettiğini, şirketin uğradığı zararın tespiti gerektiğini belirterek haklı nedenle davalı şirket müdürünün azline, davalı şirkete kayyım atanmasına, şimdilik 10.000,00 TL'nin haksız fiil tarihinden itibaren ticari işlerde uygulanan faizi ile birlikte davalı ...'dan tahsil edilerek davalı şirkete ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiş, dava dilekçesinde ayrıca davalı şirket yetkilisinin şirketi zarara uğrattığının yaklaşık olarak ispatlandığını, hukuka aykırı işlemlerle şirket faaliyetinin tamamen durduğunu, ticari defter, banka hesapları veya mal varlığı üzerinde kötü niyetli işlemler yapan mevcut yöneticinin yapacağı işlemler nedeniyle şirketin kontrol edilmesinin imkansız hale geleceğini, gecikmede sakınca yaratan olguların var olduğunu belirterek şirket müdürünün temsil yetkisinin kaldırılarak tedbiren şirkete yönetim kayyımı atanmasına, aksi kanaatte ise tedbiren şirketi temsil etmek üzere temsil kayyımı atanmasına karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece; eldeki davada, davacı vekilince tedbir talebine esas olmak üzere dayanılan TTK'nun 235. maddesinin kollektif şirketlere ilişkin yasal düzenleme niteliğinde olduğu, tedbir talebinin konusunun yargılama süresinde davalı şirkete yönetim kayyımı atanmasına ilişkin bulunduğu, TMK'nun 427/1-4 maddesi uyarınca tüzel kişinin gerekli organlardan yoksun kalması ve yönetimin de başka yoldan sağlanamamış olması şartının, yasal yaklaşık ispat ölçüsünde gerçekleşen somut olayda bulunmadığı, davacı vekilinin davalı şirkete yargılamanın devamı süresince tedbiren yönetim kayyımı atanması yönündeki talebinin reddi gerektiği, davalı şirket müdürü tarafından şirket aleyhine icra takibi yapıldığı, bu nedenle açılan ve görülmekte olan Ankara 33. Asliye Hukuk Mahkemesine ait 2026/318 Esas sayılı dava dosyasında şirket ile şirket müdürü arasında menfaat çatışması doğduğu ileri sürülerek anılan dava doyasında şirketi temsil etmek üzere temsil kayyımı atanması tedbiren talep edilmiş ise de, davanın şirket yöneticisi aleyhine açılan tazminat davası ile müdürlük yetkisinin kaldırılması talebine ilişkin olduğu, menfaat çatışması nedeni ile temsil kayyımı atanması talebinin ilgili dava dosyalarına bakan mahkemelerden talep edilmesi gerektiği gerekçesiyle talebin reddine karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ İhtiyati tedbir talep eden davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; talep dilekçesinde sehven kolektif şirketlere dair TTK'nun 235. maddesi gereğince talepte bulunulmuş ise de mahkemece resen olaya uygulanacak maddeleri tespit etmek ve uygulamak durumunda olduğunu, bu nedenle kararda buna dair açıklama yapıldığını, talebin TMK'nun 427/1-4 maddesi gereğince reddedildiğini, mahkemece, dava dilekçinde delil olarak sundukları icra ve dava dosyalarını incelemeden karar verildiğini, mahkemenin tedbir talebini 07/08/2026 tarihli ara karar ile reddettiğini, ardından 07/08/2026 tarihli ve 10/08/2026 tarihinde onaylanarak Uyap'a kaydı yapılan müzekkereler ile söz konusu dosyaları talep ettiğini, kısaca dosyaların incelenmeden talebin reddine karar verildiğini, istenen dosyalar tedbirin reddine dair karardan sonra mahkeme dosyasına 11/08/2026 tarihinden itibaren geldiğini, kararın bu nedenle eksik incelemeye dayalı olarak verildiğini, mahkeme öncelikle TMK'nun 426. maddedeki "yasal temsilcinin görevini yerine getirmesine bir engel varsa" şartının gerçekleşip gerçekleşmediğini ve TTK'nun 626, 630 maddelerindeki koşulların gerçekleşip gerçekleşmediğini tespit etmek zorunda olduğunu, mahkemenin bu maddeleri yok sayarak hatalı karar verdiğini, Ankara 7. Genel İcra Dairesinin 2025/78682 sayılı dosyasında alacaklı olan ..., ... Ltd. Şti.'nin temsil ve ilzama yetkili kişisi olduğunu, yani şahsi alacağı için yetkilisi olduğu şirket aleyhine icra takibi yaptığını, şirket temsilcisi ile şirket arasında menfaat çatışması olması halinde şirkete temsil kayyımı atanması zorunlu olduğunu, şirket yetkilisi tarafından şirket aleyhine icra takibi başlatılması ile şirket ile şirket yetkilisi arasında menfaat çatışması doğduğunu, menfaat çatışmasının da yasal temsilcinin görevini yerine getirmesine bir engel olduğunu, mahkeme bu durumu dikkate almadan hatalı karar verdiğini, şirket yetkilisi şirketin menfaatlerini dürüstlük kuralı çerçevesinde gözetmekle ve sadakatle yükümlü olduğunu, temsilci ile şirket arasında dava veya takip nedeniyle menfaat çatışması doğmasının, şirketin temsil kayyımı ile temsilini gerektirdiğini, şirket müdürünün şirket menfaatini kendi menfaatinin üzerinde tutma yükümlülüğü bulunduğunu, söz konusu kararlarda aranan koşullar dava konusu olayda gerçekleşmiş olup şirkete genel bir temsil kayyımı tayini gerektiğin, buna rağmen mahkemece hatalı olarak tedbir talebinin reddedildiğini, her ne kadar mahkemenin Ankara 33. Asliye Hukuk Mahkemesine ait 2026/318 dosya gerekçe göstererek "menfaat çatışması nedeni ile temsil kayyımı atanması talebinin ilgili dava dosyalarına bakan mahkemelerden talep edilmesi gerekliği" iddia edilmiş ise de bu iddianın da dayanaksız olduğunu, söz konusu mahkemenin temsilci tayini gerektiğini kabul etse bile doğrudan bu mahkemelerce bir temsilci tayin edilemeyeceğini, bu şekilde temsilci tayin edilmesi için mahkemeye başvuruda bulunmak üzere davacıya yetki ve talimat vereceğini, bu yetki üzerine yine bir asliye ticaret mahkemesine müracaat edilerek işbu davada talep edildiği şekilde dava açılacağını, mahkeme kararının usul ekonomisi ve yargılamanın hızlıca sonuçlandırılması ilkelerine açıkça aykırı olduğunu, talep sadece bu dava dosyasına dosyasına ilişkin olmadığını, zira Ankara 7. Genel İcra Dairesinin 2025/78682 sayılı dosyası ve bu dosya ile bağlantılı olarak açılan (Ankara 33. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2026/318 sas sayılı dosyası ile Ankara 8. İcra Hukuk Mahkemesinin 2026/517 Esas sayılı dosyası) için de kayyım tayini gerektiğini, bu dosyalar için de olacak şekilde kayyım tayini talep edildiğini, asıl kayyım tayini gereken dosyanın icra dosyası olduğunu, icra dosyasında kendiliğinden icra müdürlüğünce kayyım tayin edilemeyeceğine göre zorunlu olarak mahkemeye başvuru yapıldığını, icra dosyası ile bağlantılı açılan dosyalar için de kayyım tayini gerektiğini, mahkemece sadece dava dosyaları için mahkemeye başvuru yapılmasını gerektiğini iddia ettiğini, ancak icra dosyası için kayyım tayininin neden reddedildiğine dair hiçbir açıklama yazmadığını, takip dayanağı belgeler ile ...'ın alacaklı olduğu kabul edilemeyeceğini, alacak yoksa, yapılan takibin de hukuka aykırı olduğunu, dayanak olarak sunulan belgelerde yapılan ödemenin hangi tarihte geri ödeneceğine dair herhangi bir açıklama da bulunmadığını, ödeme tarihine dair ayrı bir yazılı belge de sunulmadığını, davalının alacağının, hukuki dayanağı olmayan ve henüz muaccel olmamış bir alacak olduğunu, muaccel hale gelmemiş bir alacak için takip yapılmasının mümkün olmadığını, buna rağmen muaccel hale geldiğine dair hiçbir icra dosyasına belge sunulmayan alacak, şirket yetkilisi tarafından itiraz edilmemek suretiyle hukuka aykırı olarak icra dosyasında kesinleştirildiğini, şirket yetkilisi bu şekilde şirketi zarara uğrattığını, buna rağmen açıkça menfaat çatışması doğmuş olmasına rağmen mahkemece kayyım tayinini gerektiren yaklaşık ispatın gerçekleşmediğini kabul ettiğini, şirket aleyhine sonuç doğuracak şekilde işlem yaptığını, bu da şirket ile yetkilisi arasında menfaat çelişkisi olduğunu açıkça gösterdiğini, şirketin malvarlığının adeta şirket yöneticisi eli ile yok edildiğini, buna rağmen açıkça menfaat çatışması doğmuş olmasına rağmen mahkemece kayyım tayinini gerektiren yaklaşık ispatın gerçekleşmediğini kabul ettiğini, Ankara 7. Genel İcra Dairesinin 2025/78682 sayılı dosyasında yapılan tebligatın, menfaat çatışması olması nedeniyle hukuken yetkisiz şirket yetkilisine yapılarak takip kesinleştirildiğini, öncelikle bu şekilde takibin kesinleştirilmesinin hukuka aykırı olduğunu, şirket yetkilisinin muvazaalı işlemler yaptığını, bu işlemlerin düzeltilebilmesi için de şirkete temsilci tayininin zorunlu olduğunu, söz konusu satış işleminin muvazaalı ve mal kaçırma amacı ile alacaklılarını zarara sokmak maksadıyla yapıldığını, şirket yetkilisi rıazen satışı sağladıktan sonra, ortaklara herhangi bir çağrı ve tebligat yapmadan şirket müdürü sıfatıyla tek başına imzaladığı sözde genel kurul yaparak şirket adresini değiştirdiğini, 29.07.2026 tarihli ticaret sicil gazetesinde bu durumun ilan edildiğini, müvekkilinin katılmadığı bir genel kurul kararının, şirket müdürü olarak ... tarafından tek imza ile alınmış gibi gösterildiğini, rızaen satışa konu malların alıcıya 03.08.2026 tarihinde teslim edildiğini, şirket yetkilisinin, ...'den özel yetki ile şirket adına kiralanan yerde alıcının satın aldığı malların tutulmasına fiilen izin verdiğini, kirasını ödemekle yükümlü olduğu yerin, rızaen satış alıcısı tarafından kullanılmasına izin vererek şirketi zarara uğratmaya devam ettiğini, yöneticinin, özen ve bağlılık yükümü ile diğer kanunlardan ve şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihlal etmesi veya şirketin iyi yönetimi için gerekli yeteneği kaybetmesi haklı sebep olarak kabul edildiğini, şirket yetkilisi ile şirket arasında yapılan icra takibi nedeniyle menfaat çatışması olduğunu, icra dosyasında yapılan iş ve işlemlerle şirket yetkilisinin şirket aleyhine hareket ettiğini, şirkete ait tüm malların yok pahasına satıldığını, şirketin yönetici tarafından zarar uğratıldığı dikkate alınarak şirket yetkilisinin yönetim yetkisinin kaldırılarak yerine temsilci-kayyım tayin edilmesi için açılan davada tedbiren kayyım tayin edilmesinin talep edildiğini, şirket yöneticisinin şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihlal ettiğini açıkça gösterdiğini, buna rağmen yaklaşık ispatın gerçeklemediğinin kabul edildiğini, yasa koyucunun ihtiyati tedbir yönünden yaklaşık ispatının yeterli görüldüğünü, yapılan hukuka aykırı işlemlerle şirket faaliyeti tamamen durmuş olup, ticari defter, banka hesapları veya malvarlığı üzerinde kötüniyetli işlemler yapan mevcut yöneticinin yapacağı işlemler nedeniyle şirketin kontrol edilmesinin imkansız hale geleceğini, geri dönüşü zor işlemler yapılacağını, şirketi bağlayıcı borçlandırmalar ya da malvarlığının korunamaması gibi gecikmede sakınca yaratan olguların varlığı karşısında tedbir alınması gerektiğinin açık olduğunu belirterek ilk derece mahkemesi ara kararının kaldırılmasına, talebin kabulüne karar verilmesini istemiştir. HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Talep; HMK'nun 389 vd. maddeleri uyarınca ihtiyati tedbir istemine ilişkindir. HMK'nun 389/1. maddesi uyarınca, mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle bir hakkın elde edilmesi önemli ölçüde zorlaşacak ya da tamamen imkansız hale gelecek ise veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir. HMK'nun 390/1. maddesi uyarınca ihtiyati tedbir dava açılmadan önce esas hakkında görevli ve yetkili olan mahkemeden, dava açıldıktan sonra ise ancak asıl davanın görüldüğü mahkemeden talep edilebilecektir. İhtiyati tedbir kesin hükme kadar devam eden yargılama boyunca tarafların dava konusu ile ilgili olarak hukuki durumunda meydana gelebilecek zararlara karşı öngörülmüş geçici nitelikte geniş veya sınırlı hukuki korumadır. İhtiyati tedbir talep eden davacı vekili davalılar aleyhine açtığı işbu davada davalı şirket müdürünün ortağı olunan şirketi uğrattığı zararın tazmini, haklı nedenle şirket müdürünün azli talep edilmiştir. Gerek 6102 Sayılı TTK ve gerekse özel yasalarda limited şirkete temsil kayyımı, atanmasına ilişkin bir hüküm bulunmamakla birlikte 6102 Sayılı TTK'nun 1. maddesinde "Türk Ticaret Kanununun, Türk Medeni Kanununun ayrılmaz bir parçası" olduğuna ilişkin hükmü karşısında konu ile ilgili 4721 Sayılı TMK hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. TMK'nun 426. maddesinde temsil kayyımlığı, 427. maddesinde ise yönetim kayyımlığı düzenlenmiştir. Türk Medeni Kanunun 426. maddesinde düzenlenen temsil kayyımlığı müessesesi, gerçek kişiler esas alınarak getirilmiş bir kurum olmakla birlikte tüzel kişiler içinde temsil kayyımı atanabileceği gerek öğretide (Türk Medeni Hukukunda Kayyımlık-Mustafa Alper Gümüş-Sh. 103) ve gerekse yargı kararlarında (Yargıtay 11.H.D. 1988 tarih 65-3848 sayı vb.) kabul görmektedir. Mahkemece, 6102 sayılı Kanunun 630. maddesinde limited şirket müdürünün görevden alınması, yönetim ve temsil yetkisinin geri alınması ve sınırlanmasının düzenlendiği, haklı nedenin varlığında her ortağın şirket müdürünün görevden alınmasını, yönetim ve temsil yetkisinin geri alınmasını ve sınırlandırılmasını mahkemeden istemesinin mümkün olduğu, somut uyuşmazlıkta da birden ziyade vakıa ileri sürülerek şirket müdürünün azlinin dava edildiği, yaklaşık ispat koşulunun gerçekleşmediği, dosya içerisinde yer alan bilgi ve belgeler gözetilerek davacı vekilinin ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Öte yandan, somut dosyada davalı şirket ile şirket müdürü olan diğer davalı arasında menfaat çatışması bulunmamaktadır. İhtiyati tedbir talep eden davacının, davalı şirkete temsil kayyımı atanması gerektiğini ileri sürdüğü dosyalarda menfaat çatışması bulunup bulunmadığı, bu kapsamda davalı şirkete temsil kayyımı atanması gerekip gerekmediğinin bu dosyalar üzerinden değerlendirilmesi gerekeceğinden mahkemece davacı vekilinin temsil kayyımı atanması talebinin reddine karar verilmesi de isabetlidir. Tüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin ihtiyati tedbir talebinin reddi yönündeki ara kararında herhangi bir isabetsizlik görülmediğinden ihtiyati tedbir talep eden davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle; 1-İhtiyati tedbir talep eden davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/(1)-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-İhtiyati tedbir talep eden davacıdan alınması gerekli olan 732,00 TL istinaf karar harcı peşin yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, 3-İhtiyati tedbir talep eden davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından karşı taraf davalılar yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 362(1)-f maddesi uyarınca kesin olmak üzere dosya üzerinden oy birliği ile karar verildi. 30/09/2026
Başkan - Üye - Üye - Zabıt Katibi -
Bu belge 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu hükümlerine göre UYAP sistemi üzerinden elektronik imza ile imzalanmıştır.