Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2025/723 E. 2026/1771 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2025/723
- Karar No
- 2026/1771
- Karar Tarihi
T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2025/723 - 2026/1771 T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2025/723 KARAR NO : 2026/1771
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN : ...(...) ÜYE : ...(...) ÜYE : ...(...) KATİP : ...(...)
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : SAKARYA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 18/02/2025 NUMARASI : 2023/633 Esas - 2025/102 Karar
DAVACI : ... MOTORLU ARAÇLAR SERVİS HİZMETLERİ SANAYİ TİCARET ANONİM ŞİRKETİ -...Erenler/SAKARYA VEKİLİ :Av. ... - ... Adapazarı/SAKARYA DAVALI : ... (T.C. NO:....) - .... Akdeniz/MERSİN VEKİLİ : Av. ... - ... Akdeniz MERSİN
DAVA : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 17/11/2023 KARAR TARİHİ : 08/10/2026 KR. YAZIM TARİHİ : 08/10/2026 İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirket ile davalı şahıs firması arasında ticari işlerden kaynaklı olarak cari hesaba konu alacak doğduğunu, ve bu alacağın Sakarya 2. İcra Dairesinin 2023/16092 No'lu takibine konu edildiğini, davalı tarafın takibe itiraz ettiğini ve takibin durduğunu, davalı borçlu tarafından davacı şirkete verilen zarar alacağın tahsil edilememesi sebebiyle her gün arttığını, davalının kötü niyetli yaptığı bu itiraz için İİK gereği %20den az olmamak üzere tazminat ödemeye yükümlü tutulmasını, Davalı borçlu tarafından yapılan itirazın iptaline takibin devamına ; davalının haksız itiraz sebebiyle İİK m. 67/2 uyarınca davalı aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; öncelikle görev ve yetki itirazında bulunduklarını, davalının davacıya borcunun bulunmadığını, davacının iddialarının yersiz ve mesnetsiz olduğunu, davanın reddine karar verilmesini ayrıca kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI ÖZETİ: İlk derece mahkemesince; "...1-Davanın KABULÜ ile; davalının Sakarya 2. İcra Müdürlüğü’nün 2023/16092 Esas sayılı takip dosyasına yaptığı itirazın iptali ile, takibin aynen devamına, 2-Davalının takibe yapılan itirazın kabul edilen miktarca haksız olması nedeniyle asıl alacak miktarı olan 49.006,77 TL 'nin %20'si oranında icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, ..." şeklinde hüküm kurulmuştur. İlk derece mahkemesince verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalının takibe dayanak faturaya itiraz ettiği, söz konusu fatura nedeniyle borçlu olmadığı hususunun ticari defter kayıtları ve bilirkişi raporlarıyla sabit olduğu, taraflar arasında akdi ilişkinin varlığının da ispatlanamadığını; davaya konu faturanın altında imzası bulunan ...'ın faturanın imza edildiği tarihte davalının çalışanı olmadığını, davacı tarafından mal ve hizmet tedarikinde uyulması gereken usul ve esaslara riayet edildiği hususunun ispatlanamadığını, tehiri icra taleplerinin kabulüne; belirterek; istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur. Davacı vekili tarafından istinaf başvurusuna karşı cevap dilekçesi verilmemiştir. DELİLLER:Sakarya Asliye Ticaret Mahkemesinin 18/02/2025 tarih, 2023/633 Esas - 2025/102 Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava; taraflar arasındaki faturadan kaynaklanan alacağın tahsiline yönelik icra takibine vaki itirazın iptali istemine yöneliktir. İlk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiş karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İnceleme; 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosyanın incelenmesinde; davacı ... Motorlu Araçlar Servis Hizmetleri Sanayi Ticaret Anonim Şirketi'nin davalıya ait ... ve ... plakalı araçlara servis hizmeti sunduğu, hizmet karşılığında davalının iş yerinde fatura tarihi öncesinde ve sonrasında bir süre işçi olarak çalıştığı SGK kayıtları ile tespit edilen ...'ın imzasını taşıyan 11/05/2023 tarihli 48.190,00 TL bedelli faturanın tanzim edildiği, davalı tarafından aynı gün iade faturası düzenlendiği, davacı tarafından 15/05/2023 tarihinde 15/05/2023 tarihinde aynı tutarlı bir fatura daha tanzim edildiği, davalının bu faturaya karşı 16/05/2023 tarihli iade faturası düzenlediği, davacının en son 25/07/2023 tarihinde aynı açıklama ile bu sefer 49.006,79 TL bedelli fatura düzenleyerek davalıya gönderdiği, davalı ise bu faturaya karşılık iade faturası kesmediği gibi herhangi bir itirazda da bulunmamasına rağmen davacıya ödeme yapmaması nedeniyle bu tutar üzerinden Sakarya 2. İcra Dairesinin 2023/16092 numaralı dosyası üzerinden ilamsız icra takibi başlatıldığı, davalının süresinde icra takibine itiraz etmesi üzerine davacı tarafından itirazın iptali ile icra inkar tazminatı talepli dava açtığı görülmüştür. İtirazın iptali davası, itirazın hükümden düşürülmesi ana başlığı altında düzenlenmekle takip hukuku içinde ve takip talebiyle sıkı sıkıya bağlantılı ele alınması gereken, sonucuyla takibin devamına etkili bir dava türü olarak karşımıza çıkmaktadır ve takip talepnamesinde dayanılan borç ve borcun sebebi ile bağlılık asıldır. Öyle ki, genel hükümlere göre harca tabi olan itirazın iptali davasında alacaklı taraf isterse takip talebinde bulunurken yatırmış olduğu binde beş harcı geri alabilir ve itirazın iptali davası harcına mahsubunu isteyebilir (492 sayılı Harçlar Kanunu m. 28/a, 29/I, III). Bu davada, ispat yükü kural olarak davayı açan alacaklıda olup, alacaklı alacağını ispatla yükümlüdür. Genel hükümler dairesinde her türlü delille ispat edilecek alacak da yine takip talebine konu olan ve borçlu tarafça itiraza uğrayan alacaktır. Zira aynı maddede itirazın haksızlığı borçlu açısından, takibin haksız ve kötü niyetli yapılması da alacaklı açısından tazminat müeyyidesine bağlanmıştır (HGK 2017/(19)11-1309 Esas. 2021/377 Karar). İtirazın iptali davaları takip hukuku kaynaklı, icra takibine sıkı sıkıya bağlı ve alacağın varlığını maddi hukuk kuralları çerçevesinde belirlemeye yarayan kendine özgü davalardır. Dava ile takip arasındaki bu sıkı ilişki nedeniyle dava konusu, ancak takip talepnamesinde yazılı alacak dayanağı, tutar ve benzeri talepler olabilir ve kural olarak ispat vasıtaları da bu çerçevede değerlendirilir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 222-(3) maddesine göre, usulüne uygun tutulan ticarî defter kayıtlarının sahibi lehine delil olabilmesi için diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticarî defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekmektedir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 6. maddesi uyarınca herkes iddiasını ispatla yükümlüdür. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 190. maddesine göre; “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir”. Alacak davasında ispat yükü kural olarak alacaklı olduğunu iddia eden tarafa yani davacıya düşer. Zira hukuki ilişkinin varlığını iddia eden ve bundan dolayı alacaklı olduğunu ileri süren taraf davacı olduğu için 4721 sayılı TMK’nın 6. maddesi (HMK. md. 190) uyarınca ispat külfeti davacı alacaklıdadır. Kuşkusuz bu kuralın uygulanabilmesi için davalı borçlunun dava konusu hukuki ilişkiyi inkar etmesi ve borcun hiç doğmadığını ileri sürmesi gerekmektedir. Dava konusu faturaların düzenleme tarihi itibariyle somut olay bakımından uygulanması gereken 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) fatura tanımlanmamıştır. Vergi Usul Kanunu’nun (VUK) 229. maddesinde "Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır" hükmünü haizdir. Bu hüküm çerçevesinde, 24.12.2003 tarihli ve 25326 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunun 27.06.2003 tarihli ve 2001/l E., 2003/l K. sayılı kararında fatura; “Ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflarını, ölçüsünü, fiyatını ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri gösteren hesap pusulası olup, ticari belge niteliğindedir” şeklinde tanımlanmıştır. 6102 sayılı TTK’nın 23. maddesine göre fatura düzenlenmesi için öncelikle taraflar arasında akdi bir ilişkinin bulunması gerekir. Madde hükmüne göre faturanın bir alacağı mevcudiyetine delil teşkil etmesi, karşı tarafa tebliğinden itibaren sekiz gün içinde hiçbir itiraza uğramamış olması koşuluna bağlıdır. Bunun için de öncelikle taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkinin varlığının kanıtlanmış olması gerekir. Davalının sözleşmesel ilişkiyi inkâr etmesi durumunda davacının öncelikle aralarındaki akdi ilişkiyi yani alım-satım ilişkisini ispat etmesi gerekmektedir. Bu nedenle, bir satış/hizmet ilişkisinde davacı taraf sattığı malın miktarını ve alıcıya teslimini/hizmet verdiği, davalı taraf ise yaptığı ödemeleri usulüne uygun bir şekilde ispat etmek zorundadır. Tek başına fatura düzenlenmesi akdi ilişkinin varlığını ispat etmeye yeterli değilse de, satıcı tarafından gönderilen faturanın alıcı tarafından ticari defterlerine kaydedilmesi durumunda, alıcı ile satıcı arasındaki akdi ilişkinin var olduğu kabul edilebilir. Ancak, eğer fatura, alıcının ticari defterlerinde kayıtlı değilse, satıcı alacak iddiasını diğer delillerle ispat etmelidir (HGK 2017/(19)11-944 e. 2021/197 k. Sayılı ilamı). Yine davalının davacı tarafından gönderilen faturayı alıp kayıtlı olduğu vergi dairesine BA olarak bildirmiş olması halinde de fatura konusu hizmeti aldığının kabulü gerekir (Benzer yönde Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 2017/3854 esas 2019/1521 karar sayılı ilamı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2021/8630 esas 2023/2818 karar sayılı ilamı). 6098 sayılı TBK'nın 40. maddesine göre yetkili temsilde, temsil olunanın sözleşme ile bağlı olması "Yetkili bir temsilci tarafından bir başkası adına ve hesabına yapılan hukuki işlemin sonuçları, doğrudan doğruya temsil olunanı bağlar." şeklinde ifade edilmiştir. Yetkili ve yetkisiz temsilci 6098 sayılı TBK'nın 40 vd. maddelerinde düzenlenmiştir. Eldeki davada; davacı taraf davaya konu faturalar nedeniyle alacaklı olduğunu iddia etmiş, davalı taraf ise faturalara konu ticari ilişkiyi inkar etmiştir. İlk derece mahkemesince, tarafların defterlerinin usulüne uygun olarak tutulmasına rağmen dava konusu ilişki açısından birbirleriyle tutarlı olmadıklarının taraf defter ve kayıtlarının ayrı ayrı incelendiği muhasebeci bilirkişi raporları ile tespit edildiği gerekçesiyle davacının alacağını dayandırdığı hizmetin verilip verilmediği hususunda araştırma yapıldığı, faturaya konu 33 CET 51 ve ... plakalı araçların faturanın düzenlendiği tarihte malikinin davalı olduğu, fatura altında imzası olan ...'ın fatura tarihinde olmasa da öncesinde ve sonrasında davalının sigortalı işçisi olduğu konuları birlikte değerlendirildiğinde davalının davacıdan hizmet almadığı ve ...'ın imzasından dolayı sorumlu olmadığı yönündeki itirazlarının hayatın olağan akışına aykırı olduğunun kabulünde herhangi bir isabetsizlik bulunmamasına karşın hükme esas alınan Samet Sallanbaş imzalı fatura tutarı 48.190,00 TL olmasına rağmen daha sonra tanzim edilen ve KDV oranının değişmesinden kaynaklanan artış ile 49.006,79 TL bedelli düzenlenen fatura üzerinden davanın kabulüne karar verilmesi hatalı ise de bu hususta davalının açık istinaf başvurusu bulunmadığından kaldırma nedeni yapılmamıştır. İİK’nın 67/2. maddesi uyarınca icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için borçlunun takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi ve alacaklının alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması gerekir. Burada borçlunun kötüniyetli itiraz etmiş bulunması yasal koşullardan değildir. İnkar tazminatı, aleyhinde yapılan icra kovuşturmasını itiraz ile durduran ve işin itirazla çabuk bitirilmesine engel olan borçluya karşı konulmuş bir yaptırımdır. Bunlardan ayrı, alacağın likit ve belli olması gerekir. Daha geniş bir açıklama ile borçlu tarafından alacağın gerçek miktarı belli, sabit ve belirlenmek için bütün unsurlar bilinmesi mümkün nitelikle olması yeterlidir. Borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda ise, alacağın likit ve muayyen olduğunun kabulü zorunludur. Öte yandan, alacağın muhakkak bir belgeye bağlı olması da şart değildir. Açıklanan yasal kuralların ışığında kabul edilen alacak değerlendirildiğinde, borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilecek konumda bulunması nedeniyle alacağın likit ve muayyen nitelikte olduğunun kabulü ile icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerekir. O halde, kabul edilen asıl alacak bakımından, davacının bu istemi hakkında kabul kararı verilmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmamaktadır. Tüm bu açıklamalara, dosya kapsamına, kararın dayandığı delillerle, yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında; mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmamasına, HMK'nın 355. maddesi uyarınca; kamu düzenine ilişkin konularda da kararın esasına etkili bir aykırılık bulunmaması nazara alınarak, davalının istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir. H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davalının istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi uyarınca; ESASTAN REDDİNE, 2-İstinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Alınması gereken 3.347,65-TL istinaf karar harcından, istinafa gelirken peşin alınan 836,91-TL'nin mahsubu ile kalan 2.510,74-TL istinaf karar harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına, harç tahsili ve harç tahsil müzekkeresi yazılması işlemlerinin HMK'nın 302/5 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi tarafından yerine getirilmesine, 4-İstinaf eden tarafından istinaf kanun yoluna başvuru için yapılan masrafların kendi üzerinde bırakılmasına, 5-İstinaf eden tarafından yatırılan istinaf avansından kullanılmayan kısmının HMK'nın 333. maddesi uyarınca; karar kesinleştikten sonra ilk derece mahkemesince istinaf edene iadesine, 6-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 7-6100 sayılı HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca; kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, 8-Dosyanın mahkemesine gönderilmesine, İlişkin; 6100 sayılı HMK'nın 362. maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda KESİN olmak üzere oy birliği ile karar verildi.08/10/2026
Başkan ... e-imzalıdır
Üye ... e-imzalıdır
Üye ... e-imzalıdır
Katip ... e-imzalıdır
* Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*