Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2025/561 E. 2026/1702 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2025/561
- Karar No
- 2026/1702
- Karar Tarihi
T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2025/561 - 2026/1702 T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2025/561 KARAR NO : 2026/1702
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN : ...(...) ÜYE : ...(...) ÜYE : ...(...) KATİP : ...(...)
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : KOCAELİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 13/02/2025 NUMARASI : 2022/520 Esas - 2025/84 Karar
DAVACI : ... AMBALAJ GERİ DÖNÜŞÜM SANAYİ VE TİCARET LİMİTED ŞİRKETİ - 0440058831600001 - .... Arifiye/SAKARYA VEKİLİ : Av. ... - ..... Serdivan/SAKARYA
DAVALI : ... MAKİNA SANAYİ VE TİCARET ANONİM ŞİRKETİ - .... Başiskele/KOCAELİ VEKİLİ : Av. ... - ..... Başiskele/KOCAELİ
DAVA TÜRÜ : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 19/10/2022 KARAR TARİHİ : 01/10/2026 KR. YAZIM TARİHİ : 26/10/2026 İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekilinin dava dilekçesinde özetle; davalı ... MAKİNA SAN. VE TİC. A.Ş. ile davacı şirket arasında ikinci el ve sıfır palet alım ve satımına ilişkin bir cari hesap mevcut olduğunu, dilekçe ekinde yer alan cari hesap ekstresinde yer alan bakiye alacak miktarının tahsil edilememesi neticesinde davaya konu Kocaeli İcra Dairesi 2022/82332 Esas Sayılı İcra takibi başlatıldığını, ancak davalı şirket herhangi bir borcu olmadığından bahisle icra takibine itiraz ettiğini, davacı şirketin muhasebe kayıtları ve ticari defterlerinden davalı şirketin 299.084,46 TL davacı şirkete borçlu olduğu açık bir şekilde görülmesine rağmen davalı şirket icra takibi öncesinde ve sonrasında borcunu ödememekte direndiğini, davaya konu icra takibine yapılan itirazın iptali ile icra inkar tazminatı konulu ticari arabuluculuk başvurusunda bulunulduğunu, yapılan görüşmeler neticesinde 07.10.2022 tarihinde anlaşamama tutanağı düzenlendiğini, sonuç olarak davanın kabulüne, Kocaeli İcra Dairesi 2022/82332 Esas Sayılı İcra Takip Dosyası vaki itirazın iptaline ve takibin devamına, asıl alacağın %20’ sinden aşağı olmamak üzere, davalı aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesine, karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekilinin sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; alacak iddiasının dayanağını oluşturan ahşap ürünlerden kaynaklanan böceklenme nedeniyle satışa konu ihracatın tamamlanamadığı, ürünün yurt dışına ihracı için harcanan gidiş dönüş, ardiye, nakliye, navlun, demuraj, gümrük masrafları, danışman maliyetleri ve kar kaybı için harcanan toplam "42.018,40 USD + 11.941,05TL" üzerinden davalının zarar gördüğü ve bu miktarda davalının alacak hakkı olduğu gözetilerek, Kocaeli İcra Müdürlüğü'nün 2022/82332 E. sayılı icra dosyası üzerinden yapmış olduğumuz takas ve mahsup taleplerimizin şartları dâhilinde incelenmesine ve davacının alacağının bu zarar nispetinde sona erdiği ve ortadan kalkması nedeniyle davacının tüm taleplerinin; nihayetinde davasının reddine, karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARAR ÖZETİ : İlk derece mahkemesince yapılan yargılama ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; " ... 1-Davanın KISMEN KABULÜ ile 2-Davalı borçlu tarafından Kocaeli İcra Müdürlüğünün 2022/82332 Esas sayılı takip dosyasında yapılan itirazın kısmen iptali ile takibin 241.573,28 TL asıl alacak miktarı üzerinden devamına, asıl alacağa takip tarihinden alacağın tahsiline kadar ticari temerrüt faiz işletilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, 3-İtirazın iptaline karar verilen asıl alacak miktarının %20'si oranına isabet eden 48.314,65 TL icra inkar tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine ... " karar verilmiştir. Bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalının ışıl işlem mührünün olmadığı yönünde bir itirazı olmadığı gibi bu mühür olmaksızın Amerika'ya ihracat işlemlerinin de yapılamayacağı bilinen bir gerçek olduğunu, diğer bir deyişle işaretleme yönünden gözden geçirme yükümlülüğünü yerine getirdiği ancak ahşap ambalaj malzemesi içerisinde zararlı organizma ve izi bulunması hususunun basit bir gözden geçirme ile tespit edilebilecek bir eksiklik olmadığı ortada olduğunu, söz konusu tespitinin gizli ayıp olduğu barizken davalının tacir olduğu gerekçesi ile damga numarasına ilişkin yükümlülüklerin yerine getirilmediği gerekçesi hatalı olduğunu, ürünün derhal imha edileceğinin bildirildiği resmi makamlarca tutulan bir tutanağın varlığına rağmen davalı şirket tarafından ayıbın ispat edilemediği değerlendirmesi hakkaniyete aykırı olduğunu, mahkeme tarafından işbu tespitin nasıl yapıldığına ilişkin resmi makamlara hiçbir müzekkere yazılmaksızın, ABD gümrük işlemleri konusunda uzman bir bilirkişiden rapor alınmaksızın eksik araştırma ile kurulan işbu hükmün hukuken hatalı olduğu ortada olduğunu, davayı kabul anlamına gelmemekle, davalı şirket tarafından yapılan ödemeler dikkate alınmaksızın yapılan hesap bilirkişi raporunun hükme esas alınması bozmayı gerektirdiğini, davaya konu alacak likit alacak nitelikli olmadığını, bu nedenle davacının icra inkar tazminatı talebi hukuka aykırı olduğunu, kötüniyet tazminatı talebinin reddine karar verilmesi hukuka aykırı olduğunu beyan ile; yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, karar verilmesini talep ederek, istinaf başvurusunda bulunmuştur. Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın yargılamanın eksik bir şekilde tamamlandığı, ürünlerin ayıplı olduğu gerekçesiyle yerel mahkeme kararını istinaf ettiğini, ancak yargılama aşamasında alınan farklı uzmanlarca hazırlanan bilirkişi raporlarında ürünlerin ayıplı olduğuna yönelik somut bir değerlendirmeye yer verilmediğini, yargılama aşamasında alınan bilirkişi raporları ve değerlendirmeleri neticesinde davalının icra takibini durdurmasının haklı bir gerekçesi olmadığı ortaya çıkmasına rağmen davalının istinaf dilekçesinde bu durumun kaldırılmasını talep etmesinin kabulünün mümkün olmadığını beyan ile; davalı tarafın istinaf istemlerinin reddine, karar verilmesini, talep ederiz. DELİLLER: Kocaeli 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 13/02/2025 Tarih - 2022/520 Esas - 2025/84 Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava; alım satımdan kaynaklanan alacak için yapılan icra takibine itirazın iptali ve icra inkar tazminatı istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiş karara karşı davalı tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İstinaf incelemesi 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzeni yönünden yapılmıştır. Davacı vekilince sunulan dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında ikinci el ve sıfır palet alım satımından kaynaklanan cari hesap ilişkisi bulunduğu, cari hesap bakiyesinden doğan alacağın tahsil edilmemesi üzerine Kocaeli 1. İcra Müdürlüğü'nün 2022/82332 E. sayılı dosyasıyla icra takibi başlatıldığı, davalının borca itiraz ederek takibi durdurduğu, davacının ticari defter ve kayıtlarına göre davalıdan 299.084, 46 TL alacaklı olduğu ileri sürülerek itirazın iptaline karar verilmesinin talep edildiği, davalı vekilince sunulan cevap dilekçesinde ise, davacının alacak iddiasına konu ahşap ürünlerde meydana gelen böceklenme nedeniyle ihracat işleminin gerçekleştirilemediği, bu nedenle gidiş dönüş, ardiye, nakliye, navlun, gümrük, danışmanlık ve sair masraflar ile kâr kaybından oluşan zararların bulunduğu, zarar miktarının 42.142,18 USD ile 11.941 05 TL olduğu belirtilerek bu alacağın takas ve mahsubun talep edildiği, sonrasında ise davacının alacağının söz konusu zarar oranında sona erdiği ileri sürülerek davanın reddine karar verilmesinin istenildiği, ilk derece mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verildiği, verilen karara karşı davalı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır. İcra Takibine İtiraz etmek isteyen borçlu, itirazını, ödeme emrinin tebliği tarihinden itibaren yedi gün içinde dilekçe ile veya sözlü olarak icra dairesine bildirmeye mecburdur (2004 sayılı kanun 62.madde). Takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir. Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir (2004 sayılı kanun 67.madde). İtirazın iptali davası, itirazın hükümden düşürülmesi ana başlığı altında düzenlenmekle takip hukuku içinde ve takip talebiyle sıkı sıkıya bağlantılı ele alınması gereken, sonucuyla takibin devamına etkili bir dava türü olarak karşımıza çıkmaktadır ve takip talepnamesinde dayanılan borç ve borcun sebebi ile bağlılık asıldır. Öyle ki, genel hükümlere göre harca tabi olan itirazın iptali davasında alacaklı taraf isterse takip talebinde bulunurken yatırmış olduğu binde beş harcı geri alabilir ve itirazın iptali davası harcına mahsubunu isteyebilir (492 sayılı Harçlar Kanunu m. 28/a, 29/I, III). Bu davada, ispat yükü kural olarak davayı açan alacaklıda olup, alacaklı alacağını ispatla yükümlüdür. Genel hükümler dairesinde her türlü delille ispat edilecek alacak da yine takip talebine konu olan ve borçlu tarafça itiraza uğrayan alacaktır. Zira aynı maddede itirazın haksızlığı borçlu açısından, takibin haksız ve kötü niyetli yapılması da alacaklı açısından tazminat müeyyidesine bağlanmıştır (HGK 2017/(19)11-1309 Esas. 2021/377 Karar). İtirazın iptali davaları takip hukuku kaynaklı, icra takibine sıkı sıkıya bağlı ve alacağın varlığını maddi hukuk kuralları çerçevesinde belirlemeye yarayan kendine özgü davalardır. Dava ile takip arasındaki bu sıkı ilişki nedeniyle dava konusu, ancak takip talepnamesinde yazılı alacak dayanağı, tutar ve benzeri talepler olabilir ve kural olarak ispat vasıtaları da bu çerçevede değerlendirilir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 222-(3) maddesine göre, usulüne uygun tutulan ticarî defter kayıtlarının sahibi lehine delil olabilmesi için diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticarî defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekmektedir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesi uyarınca herkes iddiasını ispatla yükümlüdür. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 190. maddesine göre; “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir”. Alacak davasında ispat yükü kural olarak alacaklı olduğunu iddia eden tarafa yani davacıya düşer. Zira hukuki ilişkinin varlığını iddia eden ve bundan dolayı alacaklı olduğunu ileri süren taraf davacı olduğu için 4721 sayılı TMK’nın 6. maddesi (HMK. md. 190) uyarınca ispat külfeti davacı alacaklıdadır. Kuşkusuz bu kuralın uygulanabilmesi için davalı borçlunun dava konusu hukuki ilişkiyi inkar etmesi ve borcun hiç doğmadığını ileri sürmesi gerekmektedir. Dava konusu faturaların düzenleme tarihi itibariyle somut olay bakımından uygulanması gereken 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) fatura tanımlanmamıştır. Vergi Usul Kanunu’nun (VUK) 229. maddesinde "Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır" hükmünü haizdir. Bu hüküm çerçevesinde, 24.12.2003 tarihli ve 25326 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunun 27.06.2003 tarihli ve 2001/l E., 2003/l K. sayılı kararında fatura; “Ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflarını, ölçüsünü, fiyatını ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri gösteren hesap pusulası olup, ticari belge niteliğindedir” şeklinde tanımlanmıştır. 6102 sayılı TTK’nın 23. maddesine göre fatura düzenlenmesi için öncelikle taraflar arasında akdi bir ilişkinin bulunması gerekir. Madde hükmüne göre faturanın bir alacağı mevcudiyetine delil teşkil etmesi, karşı tarafa tebliğinden itibaren sekiz gün içinde hiçbir itiraza uğramamış olması koşuluna bağlıdır. Bunun için de öncelikle taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkinin varlığının kanıtlanmış olması gerekir. Davalının sözleşmesel ilişkiyi inkâr etmesi durumunda davacının öncelikle aralarındaki akdi ilişkiyi yani alım-satım ilişkisini ispat etmesi gerekmektedir. Bu nedenle, bir satış/hizmet ilişkisinde davacı taraf sattığı malın miktarını ve alıcıya teslimini/hizmet verdiği, davalı taraf ise yaptığı ödemeleri usulüne uygun bir şekilde ispat etmek zorundadır. Tek başına fatura düzenlenmesi akdi ilişkinin varlığını ispat etmeye yeterli değilse de, satıcı tarafından gönderilen faturanın alıcı tarafından ticari defterlerine kaydedilmesi durumunda, alıcı ile satıcı arasındaki akdi ilişkinin var olduğu kabul edilebilir. Ancak, eğer fatura, alıcının ticari defterlerinde kayıtlı değilse, satıcı alacak iddiasını diğer delillerle ispat etmelidir (HGK 2017/(19)11-944 e. 2021/197 k. Sayılı ilamı). Yine davalının davacı tarafından gönderilen faturayı alıp kayıtlı olduğu vergi dairesine BA olarak bildirmiş olması halinde de fatura konusu hizmeti aldığının kabulü gerekir (Benzer yönde Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 2017/3854 esas 2019/1521 karar sayılı ilamı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2021/8630 esas 2023/2818 karar sayılı ilamı). Eldeki davada; davacı taraf davaya konu faturalar nedeniyle alacaklı olduğunu iddia etmiş, davalı taraf ise; faturalara konu bedellerin temelini oluşturan ticari ilişkide davacının kendisine sattığı ürünlerin ayıplı olması nedeniyle zararının olduğunu ve bu zararın takas edildikten sonra davacıya herhangi bir borcunun bulunmayacağını savunmuştur. Eldeki davada; İlk derece mahkemesince, taraflar arasında palet alım satımından kaynaklanan ticari ilişkinin ve taşınır satım sözleşmesinin bulunduğu, davacının takip tarihi itibariyle alacağını, ticari defter ve kayıtları ile faturalar ve tarafların BA-BS kayıtları kapsamında ispat ettiği, davalının ise ayıp ve buna bağlı zarar iddiasını usulünce kanıtlayamadığının kabul edildiği görülmüştür. Eldeki davada; her iki tarafın da tacir olması nedeniyle uyuşmazlıkta öncelikle 6102 sayılı TTK’nın 23. maddesiyle 6098 sayılı TBK'nın satım sözleşmesine ilişkin hükümlerin uygulanmasının gerektiği, 6102 sayılı TTK’nın 23-(1) maddesi uyarınca ticari satışlarda ayıp ihbarının süresinde yapılması ve ayıbın varlığının usulünce ortaya konulması; 6098 sayılı TBK'nın 219. maddesi ve devamı hükümleri uyarınca da satıcının ayıptan sorumluluğuna ilişkin koşulların gerçekleştiğini ispatlamasının gerektiği değerlendirilmiş; ancak somut olayda davalının, satıma konu paletlerin ayıplı olduğunu yeterli ve denetlenebilir delillerle ispatlayamadığı anlaşılmıştır. Eldeki davada; dosya arasına alınan bilirkişi raporlarında, paletlerin tamamı üzerinde inceleme yapılamadığı, böceklenme iddiasının ancak uygun laboratuvar incelemesiyle kesin olarak belirlenebileceğinin belirtildiği; ABD gümrük makamlarınca düzenlenen tutanağın ise böceklenmenin kaynağı ve niteliği konusunda tek başına kesin ve denetlenebilir bir tespiti içermediği görülmüştür. Ayrıca davanın paletleri iade etmeyerek imha ettiğini bildirmesi nedeniyle ayıp iddiasının doğrudan incelenmesinin de eldeki dosyada mümkün olmadığı anlaşılmıştır. Öte yandan, davacının, alacağının ticari defter ve kayıtlar, faturalar ile tarafların BA-BS kayıtlarıyla desteklendiği ve takip tarihi itibariyle, davacının 241.573,28 TL alacağının bulunduğunun bilirkişi incelemesiyle belirlenmiş olduğu anlaşılmaktadır. Yine, işlemiş faiz yönünden ise; yalnızca fatura düzenlenmiş olmasının temerrüt için yeterli olmayıp davalının usulünce temerrüte düşürüldüğün ayrıca kanıtlanması gerektiğinden, faiz talebinin de bu kapsamda değerlendirilmesinin yerinde olduğu görülmüştür.
Bu itibarla; davalının ayıp ve takas savunmalarının ispatlanamadığı, davacının, takip tarihi itibariyle alacağının bulunduğu ve alacağının miktarının bilirkişi incelemesiyle belirlendiği gözetildiğinde, ilk derece mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı,ayrıca, davalı vekilince yapılan istinaf başvurusunda; mahkemece hükmedilen İcra İnkar tazminatının haksız ve yersiz olduğu iddia edilmiş ise de; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunun 67-(2) maddesi uyarınca, borçlunun itirazının haksız olması ve alacağın likit olması, bir diğer bir ifadeyle belirlenebilir nitelikte bulunması gerektiğinden, davacının alacağının ticari defter ve kayıtlar ve fatura üzerinden belirlenebilir nitelikte bulunduğundan, davalı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesinde de usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı değerlendirilmiştir. Açıklanan nedenlerle; dosya kapsamına, kararın dayandığı delillerle, yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmamasına, 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca; kamu düzenine ilişkin konularda da kararın esasına etkili bir aykırılık bulunmaması nazara alınarak davalı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden istinaf başvurusunun esastan reddine, karar vermek gerekmiştir. H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-6100 sayılı HMK'nın 353-(1)-b)-1) maddesi uyarınca; Davalının İSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESASTAN REDDİNE, 2-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi uyarınca alınması gereken 16.501,88 TL İstinaf Karar Harcından, istinafa gelirken peşin alınan 4.126,00 TL'nin mahsubu ile bakiye 12.375,88 TL istinaf karar harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına, harç tahsili ve harç tahsil müzekkeresi yazılması işlemlerinin 6100 sayılı HMK'nın 302-(5) maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi tarafından yerine getirilmesine, 3-İstinaf Kanun Yoluna Başvurma Harcının hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf kanun yoluna başvuru için yaptığı masrafların, istinaf eden taraf üzerinde bırakılmasına, 5-İstinaf eden tarafından yatırılan, istinaf avansından kullanılmayan kısmın HMK'nın 333. maddesi uyarınca; ilk derece mahkemesince istinaf edene iadesine, 6-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 7-Gerekçeli kararın tebliği işlemlerinin kararın temyize tabi bulunması nedeniyle Dairemiz tarafından yerine getirilmesine, İlişkin; Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 6100 sayılı HMK'nın 361. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren (2) hafta içerisinde Yargıtay İlgili Hukuk Dairesi'ne TEMYİZ yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 01/10/2026
Başkan ... e-imzalıdır
Üye ... e-imzalıdır
Üye ... e-imzalıdır
Katip ... e-imzalıdır
* Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*