Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2024/380 E. 2026/1210 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2024/380
- Karar No
- 2026/1210
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 22. HUKUK DAİRESİ
T.C. A N K A R A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ 22. H U K U K D A İ R E S İ
ESAS NO : 2024/380 ( KABUL KALDIRMA) KARAR NO : 2026/1210
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 15/12/2023 ESAS-KARAR NO : 2022/333 E 2023/783 K
DAVANIN KONUSU : Menfi Tespit KARAR TARİHİ : 25/09/2026 YAZILDIĞI TARİH : 25/10/2026
Taraflar arasında yukarıda bilgileri belirtilen kararın Dairemizce incelenmesi davalı ... vekili tarafından istenmiş, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca, yapılan ön inceleme sonucu, istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği ve eksiklik bulunmadığı anlaşıldığından inceleme aşamasına geçilmiştir. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildi. GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ İDDİANIN ÖZETİ Davacı vekili; davalı ... tarafından kambiyo takibine özgü icra takibi yapıldığını, davalı senette ciranta olup asıl hamil diğer davalının ... olduğunu, ...'nın ... ... damadı ve davacı ... ... kocası olduğunu, dava konusu takipte düzenleyenin ... ... olduğunu ancak takip öncesi vefat ettiğini, ... ... sağlığında hiç takip yapılmadığını vefatından sonra ise ödenmiş senedin mirasçılar aleyhine takibe konu edildiğini, borcun ...'ya ... ... tarafından yaklaşık 15 yıl önce ödendiğini, senet ödendikten sonra ... ..., damadı/yeğeni olan ...'nın yırttığını söyleyerek vermediğini, senedin ön yüzünde tanzim tarihinin altında damga pulu bulunduğunu ancak senetlerde damga pulunun 07/08/2001 tarihinde kalktığını senedin ödendiği gibi zamanaşımına da uğradığını, senet alacaklısının aslında ... olduğunu ancak başkası adına icra takibine konu edildiğini, davalı ...'nın daha önce de bedelsiz kalan senedi işleme koymaktan Ankara 21.Asliye Ceza mahkemesi 2005/82 sayılı dosyada yargılandığını ve ceza aldığını belirterek, Ankara 17. İcra Müdürlüğü 2020/7586 sayılı dosyadaki borçsuzlunun tespitine, icra takibinin durdurulmasını, %20 Kötü niyet tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. SAVUNMANIN ÖZETİ Davalı vekili; davacıların davasının hukuki mesnetten yoksun olduğunu, davacıların babaları ile, diğer davalı ve damatları olan ... arasında yaşananlardan dolayı davayı açtıklarını, müvekkilinin ciro yoluyla hamil olduğunu bildirerek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ Mahkemece; davaya ve Ankara 17. İcra Dairesinin 2020/7586 Esas sayılı dosyasında takibe konu edilen senedin, davacıların murisi müteveffa ... ... tarafından müteveffanın damadı davalı ... lehine düzenlendiği, bedelinin tanık beyanları ile de ispat edildiği üzere davacıların murisi tarafından ödenmiş olmasına ve davalı ... tarafından imha edildiği söylenmesine rağmen imha edilmemiş olduğu anlaşılan, müteveffanın vefatı sonrasında mirasçıları lehine davalı ...'nın ciro etmesi ile hamil olan diğer davalı ... tarafından davalı lehtar dışındakilere yönelik takibe geçilen senet olduğu, senedin düzenleme tarihinin sonradan doldurulduğu, zira düzenleme tarihi 11/04/2011 olmasına rağmen senedin üzerinde 2001 yılında uygulamadan kalkmış olun damga pulunun bulunduğu, senetle ispat zorunluluğunun istisnaları uyarınca dinlenen tanık beyanlarının hükme esas alınması gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne ve Ankara 17. İcra Dairesinin 2020/7586 Esas sayılı dosyasında takibe konu edilen keşidecisi davacıların murisi müteveffa ... ..., lehtarı davalı ..., düzenleme tarihi 11/04/2011, vade tarihi 13 /08/2018 olan 10.500,00 Amerikan doları bedelli bonodan dolayı davacıların borçlu olmadığının tespitine, ancak her ne kadar davalı ... tarafından senedin bedelsiz olduğu biliniyorsa da, davalı senedi takibe koyan davalı ...'ın takibe kötü niyetle giriştiği sabit olmadığından davacıların kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiş hükme karşı davalı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili; dava konusu senede davalıların ciro yoluyla hamil olduğunu, davacılar her ne kadar murislerinin damadı ve diğer davalı ... hakkında; senedin daha önce ödendiği hakkında tanık dinletmiş ise de tanık ifadelerinin müvekkilini bağlamayacağını, müvekkilinin alacaklı olmadığına karar verilemeyeceğini bildirerek ilk derece mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
UYUŞMAZLIK KONUSU OLAN HUSUSLAR Uyuşmazlık; davacıların murisi tarafından düzenlenip davalı lehtara verilen, bononun ödenmesi nedeniyle mükerrer tahsile çalışılıp çalışılmadığı bedelsiz kalıp kalmadığı hususuna ilişkindir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE Dava, davalıya ciro yolu ile verilen senedin dava dışı lehtara ödenmesine rağmen mükerrer davalı ciro yoluyla hamil tarafından takibe konulması nedeniyle menfi tespit istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355.madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Bedelsizlik iddiası, TTK’nın 687. maddesi anlamında bir kişisel def’îdir. Bedelsizlik bir kişisel def’î olduğundan düzenleyen tarafından kural olarak ancak senet lehtarına karşı ileri sürülebilir. Ancak borçlu, hamilin senedi bilerek kendi zararına devraldığını kanıtlamak şartıyla hamile karşı da bedelsizlik def’îni ileri sürebilir. Menfi tespit davasının konusunu oluşturan senedin bedelsizliğine dair iddiayı ispat yükü üzerinde olan senet borçlusu bu iddiasını, HMK’nın 201. maddesi gereğince ancak yazılı delille/kesin delille ispatlayabilir. Öte yandan avans olarak verildiğinden bedelsizliğe dair kişisel def’înin sonraki hamillere ileri sürülmesi, ancak TTK’nın 687. maddesi gereğince hamillerin, senedi iktisabında bile bile borçlunun zararına hareket etmiş olduğunun ispatıyla mümkündür. Bu itibarla gelinen aşamada kanun koyucunun takdiri hâkime bıraktığı “bile bile borçlunun zararına hareket” kavramı ve bu durumun ispatı hususuna değinmek yararlı olacaktır. Kambiyo senetlerinde kamu itimadına mazhar olma ilkesi çerçevesinde ortaya çıkmış olan kişisel def’îlerin sonraki hamillere ileri sürülememesinin bir istisnası olan bu kavram, TMK’nın 2. maddesinde düzenlenen iyiniyet kuralı ile ilişkilidir. İyiniyetin var olup olmadığının her somut olayın özelliğine göre belirlenmesi gerektiğinden bu kavramın içeriği uyuşmazlıklardaki oluşa göre farklılaşabilecektir. İspat konusunda ise; niteliği gereği bile bile borçlu zararına hareketin varlığının senetle ispatı aranmaz. Yani, borçlu, hamil olan davalıya karşı çeki iktisap ederken bile bile borçlunun zararına hareket ettiğini, kambiyo senedinin bedelsiz olduğunu bilebilecek durumda olduğunu tanık dâhil her türlü delille ispat edebilir. Bununla birlikte, ispat yükü senet borçlusunun üzerinde olup, borçlu tarafından hem def’îlerin varlığı (ki bu def'î bedelsizlik ise senede karşı senetle ispat kuralları gereği kesin delillerle ispatı gerekecektir) hem de bunların senedi iktisap ederken hamil tarafından bilindiğinin ispatlanması gerekmektedir. Bu kapsamda kişisel def’îlerin hamile karşı ileri sürülebilmesi için hamilin keşideci ile lehtar arasındaki ilişkiyi bilmesi yeterli olmayıp sırf borçluyu ızrar etmek maksadıyla hareket etmiş, başka bir deyişle bu amaçla lehtar ciranta ile gizli anlaşma içerisine girmiş olması da gerekir. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacıların murisinin olduğu keşidecisi olduğu senedin davalı lehtara verildiği ve anılan davalı tarafından da tahsil edilmesine rağmen ciro edilerek mükerrer takibe konu edildiği iddiasıyla açıldığı anlaşılmıştır. Davacı vekili bahse konu icra takibine dayanak senedin ödeme nedeniyle bedelsiz kaldığı ve bu sebeple anılan senet nedeniyle müvekkilinin borcu bulunmadığını, ayrıca senedin hamili davalının da bu durumdan haberdar olduğunu ve senedin müvekkiline zarar verme kastı ile iktisap edilip icra takibine konu edildiğini ileri sürerek eldeki menfi tespit davasını açmıştır. Dava konusunun bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası olduğu dosya kapsamı ile sabittir. Bilindiği üzere bedelsizliği ispat yükü davacı tarafa ait olup, davacı taraf taraflar arasındaki ilişki kapsamında ödendiği ve bedelsiz kaldığını ispat etmesi gerekir. Her ne kadar davacılar vekili bono üzerindeki damga pulunun eski olduğundan bahisle bononun kambiyo niteliğinin bulunmadığını ileri sürmüş ise de; damga pulu bononun yasal unsurları arasında olmadığından, bu yöndeki iddiaya hukuki sonuç bağlanamayacağından bu yöndeki iddia yerinde görülmemiştir. Davacı senedin üzerinde damga pulu olduğundan eski tarihli düzenlendiği halde tanzim tarihinin daha sonra atıldığını, senedin 10 yıl sonra işleme konu edildiğini ileri sürmüş ise de senet üzerinde damga pulu bulunması senedin tanzim tarihinde doldurulmamasının kambiyo senedi vasfına etkili değildir (Bkz.Yargıtay HGK'nın 10.03.2010 tarihli ve 2010/19-92 Esas-141 Karar sayılı kararı). Usul hukukumuzda senede karşı senetle ispat zorunluluğu ilkesi kabul edilmiştir. Senede bağlı olan her çeşit iddiaya karşı def'i ( savunma ) olarak ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler, tanıkla ispat olunamaz; ancak senet (kesin delil) ile ispat edilebilir. 6102 sayılı TTK'nun 773/2-f maddelerine göre bonolarda da uygulama olanağı bulunan aynı Kanun'un 680. maddesi uyarınca açık bono düzenlemesi mümkündür. Başka bir deyişle, keşideci imzası dışında tüm zorunlu unsurlar boş bırakılarak bono düzenlenebilir (senet tanzim tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK'nın 592. maddesi ). Bu durumda senet tedavüle çıktığında tüm unsurlarının bulunması zorunludur. Görünüşe itimat prensibi gereği boş bono veren borçlunun sonuçlarına katlanması gerekir. Nitekim uyuşmazlık konusu senette 6102 sayılı TTK'nın 776. maddesinde belirtilen tüm yasal zorunlu unsurlar bulunduğundan senet bono vasfındadır. Senede karşı ileri sürülen bedelsizlik def'i şahsi def'i olup HMK'nın 200/1. maddesi uyarınca yazılı delille ispatı gerekir. Davacılarının murisinin imzasının bulunduğu senet kambiyo vasfını taşıdığından ve kayıtsız şartsız para borcu ikrarını içeren bir belge olduğundan bu durumda davalı-alacaklı tarafından borç paranın verildiğinin kabulü gerekir. Davalı bu parayı verdiğini ispatla yükümlü olmadığı gibi bu parayı vermesine ekonomik gücünün yeterli olup olmadığı yönünde bir araştırmaya da gidilemeyecektir. Kambiyo hukukunun açık kuralları ve HMK'nın 200. maddesi uyarınca davacı tarafın senedin bedelsiz olduğu iddiasını aynı kuvvette usulüne uygun delille, yani yazılı delil veya yeminle ispatı gerekir. Davaya konu bono ihdas kaydını içermemekte olup; bedelsizlik bakımından açılan menfi tespit davasında da ispat yükü davacı borçludadır. Somut olayda, mahkemece yazılı belge ile kanıtlayamayan davacının yemin teklif hakkının da bulunduğu gözetilmesi gerekir. Davacı taraf dava dilekçesinde yemin deliline dayanmıştır. Bir vakıayı ispat yükü kendisine düşen taraf o vakıayı başka delillerle ispat edemezse diğer tarafa yemin teklif eder. Yemin teklifini ispat yükü kendisine düşen taraf yapar. Yemin teklifine dayanan taraf bunu dava dilekçesinde veya cevap dilekçesinde açıkça belirtmesi gerekir. Mahkeme ancak bu halde dava dilekçesinde yemin deliline dayanıldığının bildirilmesi halinde yemin teklifini hatırlatmakla yükümlüdür. Kendisine yemin teklif edilen taraf, yemin teklifinin kabulünden sonra, usulüne uygun biçimde (HMK m. 233) yemin eder ise, yemin teklif eden tarafın iddia ettiği vakıanın mevcut olmadığı kesin delil ile ispat edilmiş olur. Yemin teklif eden taraf, bundan sonra iddiasını ispat için başkaca delil gösteremez. Davanın esasıyla ilgili olarak gösterilen “uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin” toplanmaması ile anlaşılması gerekenin hakimin belirli bir yargıya vararak karar vermesinde etkili/esaslı nitelikteki deliller söz edilmekte olup bu özellikte delillerin toplanmaması tahkikatın büyük ölçüde yeniden yapılmasını gerektirir nitelikte ise HMK’nin 353/I-a-6. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Zira somut olayda olduğu gibi taraflar arasındaki uyuşmazlığı oluşturan çeklere ilişkin olarak davacının borçlu olup olmadığının belirlenmesi için açıklanan yönlerden tahkikat yapılması zorunlu olup anılan araştırma ile davacı yanın ileri sürdüğü vakıaya dair delilin toplanmaması ve bu delillerin değerlendirilmemiş olması halinde yargı sistemimiz bakımından benimsenmiş olan dar istinaf sisteminden uzaklaşılarak ilk derece mahkemesince değerlendirilmemiş olan konularda ilk defa istinaf mahkemesince bir delile ilişkin olarak tartışma yapılarak yargıya varılacaktır ki bu da iki dereceli yargılama olan istinaf yargı sistemi ile bağdaşmayacaktır. Bu bakımdan ilk derece mahkemesince davanın esasına yönelik uyuşmazlığın giderilmesi için yukarıda açıklanan delilin toplanmaması ve bu delille ilişkin her hangi bir değerlendirme yapılmamış olması bakımından davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nin 353/1-a-6. maddesi uyarınca kabulüne ilk derece mahkemesinin kararının anılan gerekçelerle kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM :Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile; Ankara 14. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2022/333Esas, 2023/783Karar ve 15/12/2023 tarihli kararının KALDIRILMASINA, 2-HMK.'nin 353/1-a-6.maddesi uyarınca davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye GÖNDERİLMESİNE, 3-İstinaf başvurma harcı dışında alınan istinaf karar ilam harcının istek halinde yatırana İADESİNE, 4-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından istinaf kanun yoluna başvuran lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 5-Davalı tarafça yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince verilecek nihai kararda dikkate alınmasına, 6-Kararın tebliğinin ilk derece mahkemesince yapılmasına, HMK'nin 362/1-g maddesi gereğince kesin olmak üzere dosya üzerinden yapılan inceleme sonucu 25/09/2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Başkan... e-imzalıdır
Üye... e-imzalıdır
Üye... e-imzalıdır
Katip... e-imzalıdır
NOT: BU BELGE ELEKTRONİK İMZA İLE İMZALANMIŞ OLUP, AYRICA FİZİKİ OLARAK İMZALANMAYACAKTIR. "5070 sayılı Kanun m. 5 ve 6098 sayılı TBK m. 15. uyarınca elektronik imza ile oluşturulan belgeler elle atılan fiziki imza ile aynı sonucu doğurur."