Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2023/1160 E. 2026/2282 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2023/1160
- Karar No
- 2026/2282
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2023/1160 KARAR NO : 2026/2282
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : AYDIN ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 04/10/2022 NUMARASI : 2021/1403 Esas 2022/570 Karar DAVA : İTİRAZIN İPTALİ KARAR TARİHİ : 15/10/2026 KARAR YAZIM TARİHİ :15/10/2026
Aydın Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/1403 Esas ve 2022/570 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalılar vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''...Davacı vekili dava dilekçesinde özetle: Müvekkili .... tarafından davalı borçlular ...,... ve ...'a yönelik olarak Söke İcra Müdürlüğü'nün 2020/3137 E.sayılı dosyasında Zirai İlaç Sözleşmesi,Gübre Sözleşmesi,Nakdi Kredi Sözleşmesi, Yem Sözleşmesi, Akaryakıt Alım Destek Kredi Sözleşmesi'nden kaynaklanan alacakları nedeniyle icra takibi başlattığını, davalı borçluların icra takibinde %45 faiz oranın talebinde bulunulduğu, faizin fahiş olduğu, 2020 senesi için Merkez Bankası tarafından belirlenen faiz oranının yıllık %15 olduğunu ve bu paranın üzerindeki faizi kabul etmediklerini, ayrıca takiben dayanak belgeler arasında yer alan yem sözleşmesindeki mal tesliminin kendilerine yapılmadığını bu nedenle asıl alacak kalemleri arasında yer alan yem sözleşmesine konu 10500,00 TL ana para ve faizi kabul etmediklerini belirterek icra takibinin durdurulmasına karar verilmesini talep ettikleri Söke İcra Müdürlüğü tarafından 10500,00 TL ana para ve faizi yönünden ve icra takibinde %45 faiz oranı yönünden icra takibinin durdurulmasına karar verildiği, zorunlu arabuluculuğa başvurulduğu taraflar arasında anlaşma sağlanamadığı belirterek Söke İcra Müdürlüğünün 2020/3137 Esas sayılı dosyasına vaki itirazın iptali ile takibin kaldığı yerden devamına ve davalı borçluların %20 tazminat ödemeye mahkum edilmelerine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. SAVUNMA : Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle: Taraflar arasında imzalanan 14.05.2019 tarihli yem sözleşmesine konu mal tesliminin davalı müvekkillerine yapılmadığını, davacının dava dilekçesinde malın teslim edildiğine dair fatura olduğundan bahsetmediğini, davacının sözleşme gereği yerine getirmesi gereken teslimi müvekkillerine yapmaması sonucu, takibe konu belgeler arasında bulunan bu yem sözleşmesine dayalı 10.500 TL.ana para ve buna uygulanan faizi kabul etmediklerini, alacaklı icra takibinde yıllık %45 faiz talebinde bulunduğunu, ancak icra takibine konu borcun kaynağı olan sözleşmelerde belirlenen faiz oranı %45 'in altında olduğunu, sözleşmelerde belirlenen faiz oranı %45 in altında olsa bile %36 olarak belirlendiğini, bu oranın Merkez Bankası tarafından 2020 yılı için %15 olarak belirlenen faiz oranının çok üzeride olduğunu bu sebeple sözleşmede yazılan oranın yüksek olmasının yanında, davacının icra takibinde talebini daha da artarak faiz oranını %45 olarak talep etmesinin kabul edilebilir olmadığını, uygulanması gereken faiz oranı Merkez Bankası tarafından belirlenen %15 oranın üzerinde olmaması gerektiğini belirterek davalı müvekkilleri hakkında açılan itirazın iptali davasının reddine karar verilmesini ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER: Söke İcra Müdürlüğünün 2020/3137 Esas sayılı dosyasının UYAP sureti dosyamız arasına alınmıştır. Kooperatifler konusunda uzman hesap bilirkişi ....'ın 12/09/2022 tarihli raporunda sonuç olarak "Dosya kapsamına göre davacının 760.018,39 TL asıl alacak ve 316.129,35 TL işlemiş faiz olmak üzere takip tarihi itibari ile toplam 1.076.147,74 TL alacağı olduğunun hesap edildi" görüş ve kanaatini bildirir raporunu dosyaya ibraz ettiği görülmüştür. HUKUKİ NİTELENDİRME VE GEREKÇE : Dava; Söke İcra Müdürlüğünün 2020/3137 Esas sayılı takip dosyasına yapılan itirazın iptaline ilişkindir. Takip dosyasının incelenmesinde; davacı ve davalı taraf arasında yapılan sözleşme bedelleri ve faiz alacaklarının talep edilmiş olduğu; davalı tarafın 14.05.2019 tarihli yem sözleşmesi bedeli ve faiz oranlarına itiraz etmiş oldukları ve takibin bu nedenle durduğu anlaşılmıştır. Dosya kapsamındaki sözleşme ve faturaların incelenmesinde; davalı tarafın davacı kooperatif ile yapmış olduğu her sözleşme tarihinde fatura düzenlenmiş olduğu, bedellerin birbiri ile tutarlı olduğu, dava konusu edilen 14.05.2019 tarihli sözleşmenin de dosya içerisinde bulunup davalılarca imzalanmış olduğu görülmüştür. Her ne kadar davalı taraf 14.05.2019 tarihli sözleşme konusu malın kendilerine teslim edilmemiş olduğunu ayrıca faturaların irsaliyeli olmadığını savunmuş ise de dosya kapsamında bulunan sözleşme ve faturalardan taraflar arasında sözleşmenin yapıldığı sırada malın teslim edildiği ve faturanın düzenlendiği anlaşılmaktadır. Zira alınan bilirkişi raporu ile de sevk irsaliyesinin; malın taşınarak satılması halinde düzenleneceği, taraflar arasındaki alım-satım ilişkisinin ise davacının adresinden alma şeklinde yapıldığı, bu itibarla sevk bulunmadığından irsaliyeye de gerek bulunmadığı belirlenmiştir. Yine davalı tarafın faiz oranına yapmış olduğu itirazlar da değerlendirilmiştir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun temerrüt faizine ilişkin 120. maddesinde “Uygulanacak yıllık temerrüt faizi oranı, sözleşmede kararlaştırılmamışsa, faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre belirlenir. Sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık temerrüt faiz oranı, birinci fıkra uyarınca belirlenen yıllık faiz oranının yüzde yüz fazlasını aşamaz. Akdi faiz oranı kararlaştırılmakla birlikte sözleşmede temerrüt faizi kararlaştırılmamışsa ve yıllık akdi faiz oranı da birinci fıkrada belirtilen faiz oranından fazla ise, temerrüt faiz oranı hakkında akdi faiz oranı geçerli olur.” düzenlemesine yer verilmiştir. Dava konusu sözleşmeler incelendiğinde temerrüt faizinin Nakdi Kredi Sözleşmelerinde %45, diğer kredi sözleşmelerinde ise %36 olarak kararlaştırılmış olduğu, belirtilen kanun maddelerine göre bir aykırılık bulunmadığı kanaatine varılmış ve bilirkişi de raporunda bu doğrultuda hesaplama yapmıştır. Açıklanan nedenlerle davacının davasında haklı , alacak miktarının da belirlenebilir nitelikte olması nedeniyle likit olduğu..." gerekçesi ile, davanın KABULÜ İLE, Davalının Söke İcra Müdürlüğünün 2020/3137 Esas sayılı icra takibine itirazının iptaline, takibin aynen devamına, davacı tarafın icra inkar tazminatı talebinin kabulü ile: asıl alacak olan 10.500,00.TL üzerinden hesaplanacak %20 oranındaki icra inkar tazminatının davalılardan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, verilen bu karara karşı davalılar vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ: Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, borca ve faize itirazları sonucu Söke İcra Müdürlüğü tarafından faiz oranı ve yem sözleşmesine konu 10.500.TL. ana para ve faizi yönünden takibin durdurulmasına karar verildiğini, taraflar arasında imzalanan 14.05.2019 tarihli yem sözleşmesine konu mal tesliminin davalı müvekkillerine yapılmadığını, faturanın da sevk irsaliyeli fatura olmadığını, davacının malın teslim edildiğine dair yazılı bir belge ile ispatlaması gerektiğini, davacının sözleşme gereği yerine getirmesi gereken teslimi müvekkillerine yapmaması sonucu, takibe konu belgeler arasında bulunan bu yem sözleşmesine dayalı 10.500.TL.ana para ve buna uygulanan faizi kabul etmenin mümkün olmadığını, eksik inceleme yapıldığını, alacaklı tarafından icra takibinde yıllık %45 faiz talebinde bulunulmuş olsa da icra takibine konu borcun kaynağı olan sözleşmelerde belirlenen faiz oranının %45'in altında olduğunu, sözleşmelerde belirlenen faiz oranının %45'in altında olsa bile %36 olarak belirlendiğini, bu oranın Merkez Bankası tarafından 2020 yılı için %15 olarak belirlenen faiz oranının çok üzerinde olduğunu, uygulanması gereken faiz oranının Merkez Bankası tarafından belirlenen %15 oranın üzerinde olmaması gerektiğini, eksik inceleme neticesinde davanın kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğunu belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE: Dava, kooperatif tarımsal kredilerinden kaynaklanan alacağın tahsili için yapılan icra takibine yem sözleşmesi ve işlemiş faizi ile takipteki faiz ve faiz oranı yönünden itirazının iptali istemine ilişkindir. İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır. Taraflarca getirilme (hazırlama) ilkesinin uygulandığı davalarda deliller kural olarak taraflarca gösterilir, hâkim delillere kendiliğinden başvuramaz. Buna karşılık kendiliğinden (re'sen) araştırma ilkesinin uygulandığı davalarda, hâkim davanın ispatı için gereken bütün delillere kendiliğinden başvurur; taraflar da duruşma bitinceye kadar delil gösterebilirler. Dava ile ilgili olguların hazırlanmasında, tarafların yanında hâkimin de görevli olmasına, kendiliğinden araştırma ilkesi denir. Bu ilke kamu düzenini ilgilendiren çekişmeli davalarda ve çekişmesiz yargı işlerinde önem gösterir. Dava malzemesinin taraflarca getirilme ilkesi, dava malzemelerinin mahkemeye kimin tarafından getirileceğiyle ilgili bir ilkedir. Buna göre, hâkim kendiliğinden, taraflarca ileri sürülmemiş vakıaları araştıramaz, hükmüne esas alamaz. Mahkeme sadece tarafların getirdiği vakıalara göre talep sonucunu inceleyip karar verir. Taraflarca getirilme ilkesi 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 25. maddesinde şu şekilde ifade edilmiştir: “(1) Kanunda öngörülen istisnalar dışında, hâkim, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz. (2) Kanunda belirtilen durumlar dışında, hâkim, kendiliğinden delil toplayamaz”. Bu ilkenin bir sonucu olarak mahkeme, sadece taraflarca ileri sürülen vakıaları inceleyebilir. Buna kural olarak deliller de dâhildir (HMK m. 25/2). Hâkim, olayın aydınlatılması için taraflardan delil ikamesini isteyebilir ancak tarafa belli bir delili hatırlatamaz. Mahkemenin hüküm vermesi için kendisine yöneltilen talebin formüle edilmesi ve ileri sürülmesi tarafların görevi ise de, bunları anlamlandırmak veya gerektiğinde açıklattırmak hâkimin görevidir. Ancak bu durum, hâkimin tarafların ileri sürmediği vakıaları ileri sürmelerine imkân vermesi veya hatırlatması anlamını taşımaz. Burada mevcut olmayanın, talep edilmeyenin ortaya çıkartılması değil, talep edilenin netleştirilmesi, aydınlatılması, belirlenmesi söz konusudur. Taraflarca getirilme ilkesi, hâkimin soru sorma ve davayı aydınlatma ödevi (m. 31) çerçevesinde yumuşatılmıştır (Pekcanıtez, Hakan / Atalay, Oğuz / Özekes, Muhammet: Medeni Usul Hukuku, 2011, 11.Bası, s. 248 vd). Diğer taraftan HMK’nın “Hâkimin davayı aydınlatma görevi” başlıklı 31. maddesine göre; “Hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir; soru sorabilir; delil gösterilmesini isteyebilir”. Hâkimin davayı aydınlatma ödevi olarak ifade edilen bu düzenleme ile doğru hüküm verilebilmesi ve maddi gerçeğin bulunabilmesi amaçlanmıştır. Düzenlemede her ne kadar “açıklama yaptırabilir” denilmişse de, bunun, hâkimin davayı aydınlatması için bir “ödev” olduğunu kabul etmek gerekir. Çünkü davayı aydınlatma ödevi sayesinde hâkim, iddia ve savunmanın doğru ve tam olarak anlaşılmasını sağlayacak ve bu şekilde doğru olmayan bir kararın verilmesini önleyecektir (Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 248 vd). Görüldüğü üzere, hâkimin davayı aydınlatma ödevine ilişkin 31. maddede, hâkimin, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukukî açıdan belirsiz ya da çelişkili gördüğü konular hakkında taraflara açıklama yaptırabileceği, soru sorabileceği, kanıt gösterilmesini isteyebileceği belirtilmiştir. Kural olarak herkes iddiasını kanıtlamakla yükümlüdür. Kendisine ispat yükü düşen taraf iddiasını ispat edemezse, kendisine ispat yükü düşmeyen diğer tarafın onun iddiasının aksini ispat etmesine gerek yoktur; o olgu ispat edilmemiş sayılır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesi uyarınca, “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür”. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun “İspat yükü” başlığını taşıyan 190. maddesinde de; “(1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. (2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.” şeklinde düzenleme mevcuttur. Yukarıda belirtilen maddenin 1. fıkrasında, ispat yükünün belirlenmesine ilişkin temel kural vurgulanmıştır. Buna göre, bir vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran taraf ispat yükünü üzerinde taşıyacaktır. İkinci fıkrada ise, karinelerin varlığı hâlinde ispat yükünün nasıl belirleneceği düzenlenmiştir. İspat yükü üzerine düşen taraf ancak ispata “elverişli” deliller ile iddiasının haklılığını kanıtlayabilir. Kanun koyucu HMK’nın 200. maddesinde belli miktarın üzerindeki uyuşmazlıklar yönünden bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukukî işlemlerin senetle ispatını zorunlu kılmış ve bu miktar dâhilinde kalan bir alacağın takdiri delillerle ispatına imkân vermemiştir. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.09.2021 tarihli ve 2017/(19)11-936 E., 2021/1090 K. sayılı kararında da değinilmiştir. İspat yükü ilk önce kural olarak davacıya düşer; yani davacı davasını dayandırdığı olguları ispat etmelidir. Hâkimin kendisine ispat yükü düştüğünü bildirdiği taraf, uyuşmazlık konusu olguyu ispat edemezse davayı kaybeder. O taraf davacı ise davası reddedilir, davalı ise mahkûm edilir. Kendisine ispat yükü düşmeyen taraf, karşı (kendisine ispat yükü düşen) tarafın iddiasını (olguyu) ispat etmesini bekleyebilir. Kendisine ispat yükü düşen taraf iddiasını ispat edemezse, diğer (kendisine ispat yükü düşmeyen) tarafın onun iddiasının aksini (hilafını) ispat etmesine gerek yoktur; o olgu ispat edilmemiş (yani dava bakımından yok) sayılır. "...Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle bilirkişi incelemesi ve bilirkişiden rapor alınması konusuna değinmekte fayda vardır. 15. Bilirkişi raporu; bilirkişinin, hukuki değerlendirmeleri içermeyecek şekilde davanın çözümlenmesinde gereken teknik konulardaki açıklamalarını içeren mahkemeye sunduğu metindir. Bilirkişi raporu, mahkemenin uyuşmazlığı çözerken kullandığı kanıtlardan biri olup hâkim, bilirkişinin oy ve görüşünü öteki kanıtlarla birlikte serbestçe değerlendirir (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 164). 16. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 266 ncı maddesinin birinci fıkrasında bilirkişiye başvurulmasını gerektiren hâller; "Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez” şeklinde düzenlenmiştir. 17. Aynı Kanun’un 281 inci maddesinde; “(1) Taraflar, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilirler. (2) Mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden, yeni sorular düzenlemek suretiyle ek rapor alabileceği gibi, tayin edeceği duruşmada, sözlü olarak açıklamalarda bulunmasını da kendiliğinden isteyebilir. (3) Mahkeme, gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme de yaptırabilir” hükmüne yer verilmiştir. 18. 24.11.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu’nun 3 üncü maddesinde de; “(1) Bilirkişi, görevini dürüstlük kuralları çerçevesinde bağımsız, tarafsız ve objektif olarak yerine getirir. (2) Bilirkişi, raporunda çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamaz; hukukî nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamaz. (3) Genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. (4) Bilirkişi, kendisine tevdi olunan görevi bizzat yerine getirmekle yükümlü olup, görevinin icrasını kısmen yahut tamamen başka bir kimseye devredemez. (5) Bilirkişi, görevi sebebiyle kendisine tevdi edilen bilgi ve belgelerin veya öğrendiği sırların gizliliğini sağlamakla yükümlüdür. Bu yükümlülük, bilirkişilik görevi sona erdikten sonra da devam eder. (6) Çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren sorun açıkça belirtilmeden ve inceleme yaptırılacak konunun kapsamı ile sınırları açıkça gösterilmeden bilirkişi görevlendirilemez. (7) Aynı konuda bir kez rapor alınması esastır; ancak rapordaki eksiklik veya belirsizliğin giderilmesi için ek rapor istenebilir. (8) Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi ile bu Sisteme entegre bilişim sistemleri veya yazılımlar vasıtasıyla ulaşılabilen bilgiler veya çözülebilen sorunlar için bilirkişiye başvurulamaz” denilmektedir. 19. Anılan düzenlemeler gereğince mahkeme çözümü hukuk dışında özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden (resen) bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verebilir. 20. Şu hâlde, bilirkişi raporlarında görülen eksiklik ya da belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulması görevi mahkemeye ait olup, mahkemece raporu veren bilirkişilerden HMK’nın 281 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre ek rapor alınabileceği gibi, HMK’nın 281 inci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca yeni bir bilirkişi kurulu oluşturulup, tekrar inceleme yaptırılarak rapor da alınabilir. 21. Nitekim aynı hususlar Hukuk Genel Kurulunun 18.05.2021 tarihli ve 2018/15-540 Esas, 2021/560 Karar; 31.05.2022 tarihli ve 2019/(15)6-6 Esas, 2022/775 Karar; 20.09.2022 tarihli ve 2020/(15)6-642 Esas, 2022/1120 Karar; 27.09.2022 tarihli ve 2019/(15)6-573 Esas, 2022/1168 Karar sayılı kararlarında da benimsenmiştir. 22. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 282 nci maddesinde de hâkimin bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendireceği belirtilmiştir. Buradan hareketle bilirkişi incelemesi, HMK’da yer alan “kesin delil” ve “takdiri delil” şeklindeki tasnifte, takdiri deliller içerisinde yer almaktadır. Bir vakıanın doğruluğunun belirlenmesi için ileri sürülen takdiri delilin ispat gücü, hâkimin bu konuda vicdani kanaatiyle yapacağı değerlendirme ile belirlenir. Bu çerçevede takdiri deliller içerisinde yer alan bilirkişi incelemesinin dosyaya sağlamış olduğu özel veya teknik bilgi ya da tespit vasıtasıyla, inceleme konusu olan vakıalara dayalı iddiaların ispatı hususunda hâkimde oluşan kanaat neticesinde bir karar verilir. Bu aşamada hâkim, uyuşmazlık konusuyla ilgili kanun tarafından tanınan takdir yetkisi çerçevesinde, olumlu ya da olumsuz bir karar vermek için gerekli olan kanaatin oluşumunda, bilirkişi raporunu dosya kapsamındaki diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirerek bir karar tesis edecektir. 23. Bilirkişi raporunun serbestçe değerlendirilmesinde kastedilen; raporda ulaşılan sonuç hakkında taraflarca ileri sürülen iddiaların ispatına dair Kanun’da aranan düzeyde bir kanaatin oluşumu için hâkim tarafından yapılan muhakemedir. Ancak hâkim tarafından hukuka ve hakkaniyete uygun karar tesisinde gerekli olan kanaatin oluşumu için HMK’nın 282 nci maddesi çerçevesinde bilirkişi raporuna ilişkin olarak yapılacak değerlendirmenin, hukuki sınırlar içerisinde ve uyuşmazlık konusu somut vakıaya uygun niteliği haiz olması gerekir. 24. Başka bir anlatımla; hâkimin bilirkişi raporunu değerlendirirken dava konusu vakıaya ilişkin tutarlı, mantıklı ve hukuki gerekçeler ortaya koyması gerekmektedir. Bu kapsamda bilirkişinin uzmanlık alanı ve bilgisi, raporun mahkemece tanımlanan görev çerçevesinde düzenlenip raporda varılan sonucun somut olaya uygun ve anlaşılır olup olmadığı, raporun gerekçesi ve tutarlılığı gibi hususların bilirkişi raporunun değerlendirmesinde hâkim tarafından nazara alınması gerekmektedir (Ersin Erdoğan/ Sümeyye Hilal Üçüncü: Bilirkişilik Kurumu ve Bilirkişi Raporunun Delil Değerine İlişkin Bazı Sorunlar, Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2010, C. 10, S. 1, s. 372 vd.). Sözü edilen bu takdir hakkının kapsamı, hâkimin hukuki olmayan özel ve teknik bilgiye ilişkin konularda, doğrudan doğruya kendi yorumuna ve anlayışına göre hüküm verebileceği anlamına da gelmemektedir. Zira eksik inceleme ve araştırma ile hukuki olmayan yoruma dayalı olarak hatalı değerlendirme sonucu hüküm kurulamayacağı açıktır. 25. Mahkemece bilirkişi incelemesine başvurulduğunda; raporun, olayın özelliklerine ve uyuşmazlığın çeşidine göre yapılması gerekli olan inceleme ve değerlendirmeleri içermesi, raporda hâkimin uyuşmazlığı çözmesi için gerekli olan tüm özel ve teknik bilgilere ve açıklamalara usulünce yer verilmesi, tarafların iddia, savunma ve itirazlarının gerekçeleriyle ve olayın teknik özellikleriyle tartışılması, bu tartışmanın da denetime elverişli olması gerekmektedir. Anılan bilirkişi raporunun teknik özellikleri taşımaması, denetime elverişli olmaması, mevcut bilirkişi raporları ile çelişki oluşturması ya da verilen bilgilere göre somut olayın özellikleri ve var olan teknik verilere göre kendi içinde çelişki oluşturur tarzda olması hâlinde söz konusu rapor hükme esas alınamayacaktır. Hâkim bu durumda, davayı aydınlatma yükümlülüğünün de bir gereği olarak, eksiklik veya belirsizliğin ya da çelişkilerin giderilmesi ve gerçeğin ortaya çıkarılması için HMK’nın 281 inci maddesinde belirtilen yolu izlemelidir (Hukuk Genel Kurulunun 01.06.2021 tarihli ve 2017/11-2480 Esas, 2021/657 Karar sayılı kararı). 26. Çözümü hukuk bilgisi dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektirdiği için bilirkişiye başvurulan hâllerde mahkeme, bilirkişi raporunda noksan veya müphem gördüğü hususların tamamlanması veya açıklanması için kendiliğinden veya tarafların itirazı üzerine bilirkişiden, yeni sorular düzenlemek suretiyle ek rapor alabileceği gibi gerçeğin ortaya çıkması için önceki bilirkişi veya yeniden seçeceği bilirkişi vasıtasıyla tekrar inceleme de yaptırabilir. Zira bilirkişi raporları arasında çelişki varsa, çelişki giderilmeden karar verilemeyeceği gibi uzman olmayan bilirkişinin düzenlediği rapor esas alınarak da hüküm kurulamaz. 27. Bilirkişilerin inceleme konusunda uzman olmadıklarının tespiti nedeniyle var olan eksikliğin, belirsizliğin veya çelişkinin ek rapor ile giderilmesi mümkün değilse, mahkemece yeniden belirlenecek bilirkişi veya bilirkişi kurulu vasıtasıyla yapılacak inceleme sonucunda karar verilmesi gerekmektedir. Bir başka ifadeyle çözümü özel veya teknik bilgiyi gerektiren bir konuda raporu düzenleyen bilirkişilerin gerekli özel veya teknik bilgiden yoksun olmaları nedeniyle hazırladıkları raporun hükme esas alınacak nitelikte olmaması hâlinde, mahkemece yeni bir bilirkişi incelemesi yapılmaksızın karar verilemez..." (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 03.05.2023 tarih ve 2022/(13)3-631 Esas 2023/418 Karar sayılı kararı) Davacı tarafından davalılar aleyhine yapılan ilamsız icra takibine vaki itirazın 10.500.00.TL yem sözleşmesine dayalı asıl alacak ve toplam 320.292.06.TL işlemiş faize yönelik itirazın iptali yönünden açılan davada, taraflar arasındaki sözleşmelerde yıllık faizin 360 gün üzerinden hesaplanacağı yönünde özel hüküm olmadığı takdirde Yargıtay içtihatları da dikkate alınarak yıllık faiz hesabında yılın 365 gün kabul edilerek hesaplama yapılması gerekirken hükme esas alınan bilirkişi raporunda sözleşme hükümleri belirtilmeksizin ödeme gününden takip tarihine kadar faiz hesabı yıl 360 gün olarak yapıldığı ve işlemiş faizin 316.129.19.TL olduğu belirtilmesine rağmen mahkemece bilirkişi raporunda belirtilen toplam faiz miktarının neden kabul edilmediği de belirtilmeksizin, ek rapor veya yeni bir bilirkişi raporu alınmaksızın davanın kabulü ile davalının Söke İcra Müdürlüğü'nün 2020/3137 Esas sayılı icra takibine vaki itirazın iptaline, takibin aynen devamına karar verilmiştir. Yukarıdaki açıklamalar ışığında; tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda tarafların dosyaya sundukları belgeler, sözleşmeler, önceki bilirkişi raporu ile tüm dosya münderecatı üzerinde alanında uzman yeni bir bilirkişi marifetiyle inceleme yaptırılıp, yargı ve taraf denetimine açık, ayrıntılı ve gerekçeli bilirkişi raporu tanzimi sağlanarak hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken mahkemece eksik inceleme ile yukarıda yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, doğru görülmemiştir. Bu itibarla, davalılar vekilinin bu yönlere ilişkin istinaf itirazlarının kısmen kabulü ile 6100 sayılı HMK'nın 355 ve 353/(1).a.6. maddeleri gereğince kararın kaldırılmasına, kararın kaldırılma sebep ve şekline göre istinaf yoluna başvuran davalılar vekilinin sair istinaf itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, karar verilmiştir. HÜKÜM :Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalılar vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun KISMEN KABULÜ ile, Aydın Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 04/10/2022 tarih ve 2021/1403 Esas 2022/570 Karar sayılı hükmünün, 6100 sayılı HMK’nın 355 ve 353/(1)-a-6. maddeleri gereğince KALDIRILMASINA, 2-Dosyanın HMK 353/(1)-a maddesi gereğince Dairemiz kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE, 3-Kararın kaldırılma neden ve şekline göre davalılar vekilinin diğer istinaf itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, 4-Kararın kaldırılması nedeniyle başvuru sırasında alınan peşin harcın başvuru sahibi davalılara iadesine, 5-İstinaf başvurusu aşamasında başvuru sahibi davalılar tarafından yapılan yargılama giderlerinin mahkemesince verilecek nihai kararla hüküm altına alınmasına, 6-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından istinaf kanun yoluna başvuran davalılar yararına vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına, 7-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme ve harç iadesine ilişkin işlemlerin yerel mahkemesince yerine getirilmesine, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 353/(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere 15/10/2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.