Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2023/1159 E. 2026/2281 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2023/1159
Karar No
2026/2281
Karar Tarihi

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2023/1159 KARAR NO : 2026/2281

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 14/04/2023 NUMARASI : 2022/1005 Esas 2023/285 Karar DAVA : İTİRAZIN İPTALİ KARAR TARİHİ : 15/10/2026 KARAR YAZIM TARİHİ:15/10/2026

İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/1005 Esas ve 2023/285 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''...Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ile davalı şirket arasında araç (otobüs) satışı için anlaşma yapıldığı ve 20.06.2022 tarihinde müvekkili tarafından davalı şirket hesabına 50.000TL 'araç satış bedeli avans ödemesi' notu ile gönderildiği, aradan geçen süre zarfında müvekkile herhangi bir araç satışı veya teslimi yapılmadığı, müvekkilin defalarca talebine rağmen davalı şirket tarafından herhangi bir dönüş yapılmadığı, ödediği bedelin iadesinin yapılmadığı için müvekkili tarafından davalı şirket aleyhine İzmir 1. İcra Müdürlüğü'nün 2022/10071 esas sayılı dosyası ile cebri icra takibine girişildiği, davalı şirketin icra takibine 15.08.2022 tarihinde haksız ve hukuka aykırı olarak itiraz ettiği, 2918 sayılı Kanunun 20/d maddesi uyarınca harici satışların geçersiz olduğu, hukuken geçersiz sözleşmelerde tarafların aldıklarını aynı anda iade etmekle mükellef oldukları, bu kapsamda şekil şartına uyulmadan yapılan sözleşme kapsamında davalı şirkete ödenen 50.000TL araç satış bedeli avans ödemesinin müvekkile iadesi gerekli olduğunu belirterek davalı-borçlunun vaki itirazının iptaline, icra inkar tazminata mahkum edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP VE SAVUNMA: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının taleplerinin haksız olup reddi gerektiği, öncelikle davacının iddiasının aksine müvekkili şirket tarafından araç satış veya tesliminin gerçekleştirilmediği olgusunun doğru olmadığı, bilakis davacının kendisi tarafından alım satım işinden vazgeçildiği, bu doğrultuda ödenen paranın davacının iddiasının aksine sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre değerlendirilemeyeceği, zira ödenen paranın cayma parası olduğu, davacı tarafından bizzat alım satım işinden vazgeçildiğinden cayma parasının iadesinin mümkün olmadığı, kaldı ki icra takibi açılmadan önce davacının müvekkili şirket ile iletişime geçmediği, doğru düzgün herhangi bir bilgi vermediği, ayrıca takip öncesi müvekkili şirkete paranın iadesi talepli herhangi bir bildirim yapmadığı veya ihtarname göndermediği, zira dava konusu alacak likit olmayıp yargılamaya muhtaç olduğundan yerleşik Yargıtay kararları gereği icra inkar tazminatına hükmedilmesinin mümkün olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. DAVA: Dava ticari satım kapsamında yapılan avans ödemesinin iadesi amacıyla girişilen icra takibine vaki itirazın iptali isteğine ilişkindir. DELİLLER: -İzmir 1. İcra Dairesinin 2022/10071 esas sayılı takip dosyası, -İzmir Vergi Dairesinin 30/12/2022 tarihli yazısı ve eki, -İzmir Ticaret Sicil Müdürlüğünün 04/01/2023 tarihli yazısı, -İzmir Esnaf ve Sanatkarlar Odasının 30/12/2022 tarihli yazısı, -Davacı tarafından sunulan ödeme dekontu. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili yasal düzenlemelerin ve kavramların irdelenmesinde yarar vardır. Türk Borçlar Kanunu’nun “Genel Hükümler” başlıklı birinci kısmının “Borç İlişkilerinde Özel Durumlar” başlıklı dördüncü bölümünün üçüncü ayrımında bağlanma parası, cayma parası ve ceza koşulu (TBK m. 177-182) bir arada düzenlenmiştir. Kanun koyucunun bu üç farklı kurumu aynı çatı altında düzenlemiş olmasının sebebi, aralarındaki benzerliklerdir. Bu üçü, aralarında birçok yönden benzerlikler bulunmasına rağmen, aslında nitelik olarak birbirinden farklı kavramlardır. Özellikle ceza koşulu diğer kurumlardan epey farklı özellikler taşımaktadır. Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 156. maddesinde, hem pey akçesi (bağlanma parası) hem de cayma parası düzenlenmiştir. Daha önce tek bir maddede düzenlenen bu iki kurum TBK’da iki farklı maddede kaleme alınmıştır. TBK’nın 177. maddesinde bağlanma parasına yer verilirken, 178. maddesinde ise cayma parası açıklanmıştır. Somut olaya uygulanması gereken TBK’nın “Bağlanma parası” başlıklı 177. maddesi; “Sözleşme yapılırken bir kimsenin vermiş olduğu bir miktar para, cayma parası olarak değil sözleşmenin yapıldığına kanıt olarak verilmiş sayılır. Aksine sözleşme veya yerel âdet olmadıkça, bağlanma parası esas alacaktan düşülür.” şeklinde olup; Türk Borçlar Kanunu'nun “Cayma parası” başlıklı 178. maddesi; “Cayma parası kararlaştırılmışsa, taraflardan her biri sözleşmeden caymaya yetkili sayılır; bu durumda parayı vermiş olan cayarsa verdiğini bırakır; almış olan cayarsa aldığının iki katını geri verir.” hükmünü içermektedir. Bağlanma parası (pey akçesi), sözleşme yapılırken bir kişinin vermiş olduğu paradır. Kaparo olarak da adlandırılan bu para cayma parası değildir. Sözleşmenin yapıldığına kanıt olarak verilmiş sayılır. Aksine sözleşme veya yerel adet olmadıkça bu para, alacaktan düşülür (Türk Hukuk Lûgatı, Ankara 2021, s. 119, 120). Bağlanma parasının (pey akçesi) amacı, hem sözleşmenin yapıldığına delil oluşturmak hem de kısmi ifadır (Akman, Sermet/Burcuoğlu Halûk/Altop Atillâ: Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 1993, s. 338). Bağlanma parası, sözleşmenin geçerli olması için gerekli bir şekil şartı olmayıp sözleşmenin kurulduğu yönünde ispat aracıdır. Sözleşme yapılır yapılmaz taraflardan birinin diğerine bir miktar para vermesinin ne gibi bir maksada dayandığı açık bir şekilde anlaşılamıyorsa verilenin bağlanma parası (pey akçesi) olduğu karine olarak kabul edilir (Akman/Burcuoğlu/Altop, s. 339). Verilen paranın cayma parası olduğunu iddia eden taraf bunu ispatlamak durumundadır. Borçlar Kanunu’nda, aksi sözleşmede belirtilmedikçe veya yerel âdet aksini göstermedikçe, bu paranın esas alacaktan düşülmeksizin alacaklıya bırakılacağı düzenlenmiş olmasına karşın TBK’da, BK’daki bu düzenlemeden vazgeçilerek bağlanma parasının asıl alacaktan mahsup edileceği belirtilmiştir [(BK m. 156/2), Yavuz, Nihat: Borçlar Hukuku, Ankara 2018, s. 525)]. Sözleşmenin butlan veya iptal gibi nedenlerle geçersiz hâle gelmesi durumlarında ise verilmiş olan bağlanma parasının akıbetini ortaya koymak gerekir. Bu durumda, bağlanma parası olarak parayı alan kişinin, aldığı parayı sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre (TBK m. 77-82) iade etmesi gerekecektir. Çünkü bağlanma parası tahakkuk etmeyen bir sebep dolayısıyla verilmiş olacaktır. Bağlanma parası fer’î (yan) bir hak olması nedeniyle bağlı olduğu asıl sözleşme geçerli değilse, yan hak olan bağlanma parası da geçerli olmayacaktır (Yavuz, s. 525; Akman/Burcuoğlu/Altop, s. 340). Cayma parası ise; kişiye sözleşmenin yapılması sırasında verdiği şeyi (parayı) yitirme pahasına dilediği zaman sözleşmeden dönme hakkını sağlayan bir paradır, şeklinde tanımlanmaktadır (Türk Hukuk Lûgatı, s. 206). Sözleşmenin yapılması sırasında taraflardan biri diğerine bir miktar para verir ve aralarındaki açık ya da örtülü anlaşmaya göre parayı veren verdiği parayı karşı tarafta bırakması karşılığında sözleşmeden cayma yetkisine sahip olursa, burada cayma parası söz konusu olur. Cayma parası taraflara sözleşmeden dönme yetkisi verir. Cayma parasını veren taraf, verdiğini karşı tarafa bırakmak suretiyle, karşı taraf ise aldığının iki katını, cayma parasını verene vermek suretiyle sözleşmeden dönebilir. Görüldüğü üzere, cayma parası taraflardan her ikisine de sözleşmeden cayma hakkı vermektedir. Asli edim ifa edildikten sonra, sözleşmeden dönmek mümkün değildir. Taraflar sözleşmeden dönmezlerse, cayma parası onu alanın alacağına mahsup edilir (Nomer, Haluk: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 2021, s. 527). Bu noktada cayma parasının taraflara seçimlik bir yetki vermesi özelliği karşımıza çıkmaktadır. Bu seçimlik yetki şu şekildedir: Taraflar isterlerse sözleşmeyi ifa ederler, isterlerse cayma parasını ödeyerek sözleşmeden cayabilirler. Bağlanma parasında olduğu gibi cayma parasının istenebilmesi için de sözleşmenin geçerli olması gerekmektedir. Çünkü cayma parası da bir fer’î (yan) bir borçtur. Bu sebeple, sözleşme herhangi bir nedenle geçersiz ise, artık cayma parasından da söz edilemeyecektir. Sözleşme geçersiz olmasına rağmen, cayma parasının verilmesi durumunda, alınmış cayma parasının sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre iade edilmesi gerekecektir. Nitekim anılan hususlara Hukuk Genel Kurulunun 10.03.2022 tarihli ve 2019/(19)11-722 E., 2022/297 K. sayılı kararında da değinilmiştir. İtirazın iptali davası ise; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 67 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre; i) İlamsız takip yapılmış olması, ii) Borçlunun bu takibe itiraz etmesi, iii) İtirazın alacaklıya (davacıya) tebliğinden itibaren alacaklının, bir yıl içinde mahkemeye başvurmuş olması yasal koşullarının gerçekleşmesi gerekir. Takip alacaklısı tarafından ödeme emrine süresi içinde itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı açılan itirazın iptali davasının konusu, icra takibine konu edilen alacaklar olup, davanın amacı itirazla duran takibin devamını sağlamaktır. Bu dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir. Davalı borçlunun icra dosyasında ileri sürdüğü itirazlar dışındaki itirazlarını da bu dava içinde ancak cevap süresi içinde ileri sürmesi olanaklıdır. Eğer cevap süresi içinde davalı/borçlu diğer itirazlarını ileri sürmezse mahkeme bunları kendiliğinden göz önüne alamaz, takibe itiraz edilirken bildirilen sebeplerle sınırlı araştırma yapmak durumunda kalır. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 22.09.2021 tarihli ve 2017/(19)11-1663 E., 2021/1070 K. sayılı kararında da değinilmiştir. Dava yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabi olduğundan; ispat külfeti normal bir alacak davasındaki ile aynıdır. Ancak her iki dava ispat yöntemleri ve hukukî sonuçları bakımından farklılıklar göstermektedir. Bu bağlamda belirtmek gerekirse; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 190. maddesi gereğince ispat yükü, Kanun’da özel düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Bu genel kuralın dışında bazı hâllerde ispat yükü yer değiştirerek davalı tarafa geçer. Bu hâllerden birisi davalının ödeme savunmasında bulunmasıdır. Davacı ya da davalı iddiasını ya da savunmasını HMK’da belirtilen hükümlere göre ispat etmelidir. Buna göre yapılacak yargılama sonunda mahkemece verilecek karar ya davanın kabulü ya da reddine yönelik olacak; ancak takibin iptali ya da devamı hükmünü de içerecektir. Bu açıklamalar göstermektedir ki, itirazın iptali davası, icra takibine sıkı sıkıya bağlı; itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir. Yukarıda yapılan açıklamalar ve tüm dosya kapsamı bir arada değerlendirildiğinde; davacının, davalı aleyhinde ticari satım sözleşmesinden kaynaklanan (avans iadesi) alacağına istinaden İzmir 1. İcra Dairesi'nin 2022/10071 esas sayılı dosyasında 50.000,00 TL alacak üzerinden takip başlattığı, ödeme emrinin davalı borçluya 14/08/2022 tarihinde tebliğ edildiği, davalı borçlunun tarihinde yasal süresi içerisinde 18/05/2022 tarihinde borca ve ferilerine itiraz ettiği, aynı tarihte icra müdürlüğünce takibin durdurulmasına karar verildiği, takibin durduğu, davalı borçlunun takibe itirazı üzerine davacının iş bu itirazın iptali davasını ikame ettiği ve davalının itirazının takibe konu asıl alacak üzerinden iptalini talep ettiği, davacının davalı ile ticari araç satımına ilişkin anlaşma yaptığı, bu anlaşma kapsamında davalıya 50.000,00 TL avans ödemesi yaptığı, davalının aracın satışını ve teslimini yapmadığı, davalıya yapılan başvuruların sonuçsuz kaldığı, davalıdan alacağının bulunduğu ve takibe yapılan itirazın haksız olduğunu iddia ettiği, davalının ise davacının alım satım işinden kendisinin vazgeçtiği, davacıdan tahsil edilen paranın cayma parası olduğu, cayma parasının iadesinin mümkün olmadığı, bildirim ve ihtar olmadan icra takibine girişilmesinin kötü niyetli olduğunu savunduğu, taraflar arasında ticari satım ilişkisi bulunduğu, davacının davalıya 50.000,00 TL ödeme yaptığı ve satıma konu malın davacı alıcıya teslim edilmediği ihtilafsız olup, davacının bu ilişki kapsamında yapmış olduğu ödemenin iadesini isteyip isteyemeyeceği, davalının söz konusu ödemeyi cayma parası olarak alıkoyma hakkı bulunup bulunmadığı, davacının alacaklı olup olmadığı, alacaklı ise alacaklı olduğu miktarın ne kadar olduğu, takipte talep edilen faiz oranının uygun olup olmadığı ve takibe yapılan itirazın haksız olup olmadığı hususlarında ihtilaf bulunduğu anlaşılmıştır. Mahkememizce yapılan araştırmada davacının ticaret sicil ve esnaf kaydının bulunmadığı ancak geliri itibariyle 2.sınıf tacir olarak vergi kaydının bulunduğu ve tacir sayılan kişilerden olduğu anlaşılmakla her iki tarafı tacir olan ve tarafların ticari işletmesini ilgilendiren, ticari satımdan kaynaklanan nispi ticari dava niteliğindeki uyuşmazlıkta mahkememizin görevli olduğu belirlenmiştir. Davacının dava dilekçesi ekinde sunduğu 20/06/2022 tarihli ödeme dekontuna göre davacının aynı tarihte davalıya "araç satış bedeli avans ödemesi" açıklaması ile davalıya 50.000,00 TL ödeme yaptığı görülmüştür. Davalının davacı tarafından yapılan ödemenin cayma parası olduğunu savunduğu, verilen paranın cayma parası olduğunu iddia eden davalının bunu ispatlamak durumunda olduğu, davalı tarafından bu hususta davacıdan sadır herhangi bir yazılı delil sunulmadığı, davalının cevap dilekçesinde yemin deliline dayandığı, mahkememizce bu husus nazara alınarak davalıya yemin hakkının hatırlatıldığı, davalının 10/03/2023 tarihli dilekçesi ile yemin deliline başvurduğu ve yemin metnini sunduğu, davacı asilin 14/04/2023 tarihli celseye bizzat katılarak yeminini eda ettiği, davalıya yapılan ödemenin kaparo olduğu, cayma parası olmadığını bildirdiği, ayrıca davacı tarafından sunulan ödeme dekontunda söz konusu bedelin avans olarak ödendiğine ilişkin kayıt bulunduğu, bu nedenle bu ödemenin niteliği itibariyle pey akçesi (bağlanma parası) olduğu, bağlanma parasının (pey akçesi), sözleşme yapılırken bir kişinin vermiş olduğu para olduğu, kaparo olarak da adlandırılan bu paranın cayma parası olmadığı, sözleşmenin yapıldığına kanıt olarak verilmiş sayıldığı, aksine sözleşme veya yerel adet olmadıkça bu paranın alacaktan düşüldüğü, bağlanma parasının (pey akçesi) amacının, hem sözleşmenin yapıldığına delil oluşturmak hem de kısmi ifa olduğu, bağlanma parasının, sözleşmenin geçerli olması için gerekli bir şekil şartı olmayıp sözleşmenin kurulduğu yönünde ispat aracı olduğu, Borçlar Kanunu’nda, aksi sözleşmede belirtilmedikçe veya yerel âdet aksini göstermedikçe, bu paranın esas alacaktan düşülmeksizin alacaklıya bırakılacağı düzenlenmiş olmasına karşın TBK’da, BK’daki bu düzenlemeden vazgeçilerek bağlanma parasının asıl alacaktan mahsup edileceğinin belirtildiği, sözleşmenin butlan veya iptal gibi nedenlerle geçersiz hâle gelmesi durumlarında verilmiş olan bağlanma parasını alan kişinin, aldığı parayı sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre (TBK m. 77-82) iade etmesi gerektiği, çünkü bağlanma parasının tahakkuk etmeyen bir sebep dolayısıyla verilmiş olacağı, davalı tarafından davacıya satımı taahhüt edilen aracın teslim edilmemiş olması sebebiyle davacının davalıya yapmış olduğu ödemenin iadesini talep edebileceği, bunun için davalıya takip öncesinde ihtar veya bildirimde bulunmasının zorunlu olmadığı, davacının takip öncesi dönem yönünden işlemiş faiz talebinin bulunmadığı, takip tarihinden itibaren yasal faiz talebinin bulunduğu, davalının takip ile temerrüde düştüğü, tarafların tacir olmasına göre davacı tarafından talep edilebilecek faizin avans faizi olduğu ancak davacı tarafından takipte yasal faiz talep edilmekle taleple bağlı kalınması gerektiği, ayrıca uyuşmazlığa konu alacak miktarı likit olduğundan davacının icra inkar tazminatı talebinin yasal şartlarının oluştuğu..." gerekçesi ile, davanın KABULÜ ile, İzmir 1. İcra Müdürlüğü'nün 2022/10071 esas sayılı takip dosyasına davalı borçlu tarafından yapılan itirazın iptali ile takibin aynen DEVAMINA, 50.000,00.TL alacak üzerinden %20 oranında hesaplanan 10.000,00.TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE karar verilmiş, verilen bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, taraflar arasındaki araç alım satım anlaşmasından davacının vazgeçtiğini, davacının iddiasının aksine ödenen paranın sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre değerlendirilemeyeceğini, ödenen paranın cayma parası olduğunu ve davacı tarafından bizzat alım satım işinden vazgeçildiğinden cayma parasının iadesinin mümkün olmadığını, mahkemece bu konuda gerekli araştırmaların yapılmadığını, takip öncesi davacının müvekkili şirkete paranın iadesi talepli herhangi bir bildirim yapmadığını veya ihtarname göndermediğini, davacının yemin metninde geçenlerin hepsi üzerinde yemin etmediğini, alacağın likit olmadığını, yargılama gerektirdiğini, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE: Dava, araç alım satımının gerçekleşmemesi nedeniyle avans ödemesinin iadesi için yapılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır. "... Bağlanma parası (pey akçesi), sözleşme yapılırken bir kişinin vermiş olduğu paradır. Bu cayma parası değildir. Sözleşmenin yapıldığına kanıt olarak verilmiş sayılır. Aksine sözleşme veya yerel adet olmadıkça bu para, alacaktan düşülür (Türk Hukuk Lûgatı, Ankara 2021, s. 119, 120). 16. Türk Borçlar Kanunu’nun “Genel Hükümler” başlıklı birinci kısmının “Borç İlişkilerinde Özel Durumlar” başlıklı dördüncü bölümünün üçüncü ayrımında bağlanma parası, cayma parası ve ceza koşulu (TBK m. 177-182) bir arada düzenlenmiştir. Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 156. maddesinde ise, hem pey akçesi (bağlanma parası) hem de cayma parası düzenlenmiştir. Daha önce tek bir maddede düzenlenen bu iki kurum TBK’da iki farklı maddede kaleme alınmıştır. TBK’nın 177. maddesinde bağlanma parasına yer verilirken, 178. maddesinde ise cayma parası açıklanmıştır. 17. Türk Borçlar Kanunu'nun “Bağlanma parası” başlıklı 177. maddesi; “Sözleşme yapılırken bir kimsenin vermiş olduğu bir miktar para, cayma parası olarak değil sözleşmenin yapıldığına kanıt olarak verilmiş sayılır. Aksine sözleşme veya yerel âdet olmadıkça, bağlanma parası esas alacaktan düşülür.” hükmüne ver verilmiştir. 18. Bağlanma parasının (pey akçesi) amacı, hem sözleşmenin yapıldığına delil oluşturmak hem de kısmi ifadır (Akman, Sermet/Burcuoğlu Halûk/Altop Atillâ:,Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 1993, s. 338). Bağlanma parası, sözleşmenin geçerli olması için gerekli bir şekil şartı olmayıp sözleşmenin kurulduğu yönünde ispat aracıdır. 19. Sözleşme yapılır yapılmaz taraflardan birinin diğerine bir miktar para vermesinin ne gibi bir maksada dayandığı açık bir şekilde anlaşılamıyorsa verilenin bağlanma parası (pey akçesi) olduğu karine olarak kabul edilir (Akman/Burcuoğlu/Altop, s. 339). Verilen paranın cayma parası olduğunu iddia eden taraf bunu ispatlamak durumundadır. 20. Anılan düzenleme, BK’da tam tersine, aksi sözleşmede belirtilmedikçe veya yerel âdet aksini göstermedikçe, bu paranın esas alacaktan düşülmeksizin alacaklıya bırakılacağı düzenlenmişti [(BK m. 156/2), Yavuz, Nihat: Borçlar Hukuku, Ankara 2018, s. 525)]. TBK’da, BK’daki bu düzenlemeden vazgeçilerek bağlanma parasının asıl alacaktan mahsup edileceği belirtilmiştir. 21.Bağlanma parası verilen sözleşme geçersizse veya sonradan ortadan kalkarsa, yerine getirilmiş diğer edimler gibi bağlanma parası olarak verilen para da geri istenebilecektir (Yavuz, s. 525; Akman/Burcuoğlu/Altop, s. 340). 22.Türk Borçlar Kanunu’nun “Alıcının Temerrüdü” başlıklı “Satıcının dönme hakkı” alt başlıklı 235. maddesi, “Satılanın, ancak satış bedeli ödendikten sonra veya ödenme anında devredilmesi gereken durumlarda alıcı temerrüde düşerse satıcı, herhangi bir işlem gerekmeksizin satıştan dönebilir. Bu hakkını kullanmak isteyen satıcı, durumu gecikmeksizin alıcıya bildirmek zorundadır. Satılanın zilyetliği satış bedeli ödenmeden alıcıya devredilmişse, alıcının temerrüdü sebebiyle satıcının dönme hakkını kullanarak satılanı geri alması, bu hakkın sözleşmede açıkça saklı tutulmasına bağlıdır.” şeklinde düzenlenmiştir. 23. Türk Borçlar Kanunu’nun 235/1. maddesi ile, satılanın ancak bedelin ödenmesinden sonra veya ödenmesi anında alıcıya devredilmesi gereken hâllerde, alıcının ödemede temerrüde düşmesi hâlinde, satıcının süre vermeden sözleşmeden dönebileceği kabul edilmektedir. Ancak satıcı bu durumda, dönme hakkını kullandığını alıcı temerrüde düşünce derhâl alıcıya bildirmelidir (TBK m. 235/2). Satılan alıcıya teslim edilmişse, satıcı sözleşmeden dönme hakkını açıkça saklı tutmadığı takdirde, sözleşmeden dönüp malı geri isteyemez (TBK m.235/3). 24. Türk Borçlar Kanunu’nun “Alıcının Temerrüdü” başlıklı “Zararın hesaplanma ve giderimi” alt başlıklı 236. maddesi ise, “Borcunu ifa etmeyen alıcı, satıcının bu yüzden uğradığı zararı gidermekle yükümlüdür. Satıcı, satış bedelini ödemede temerrüde düşmüş olan alıcıdan, bu bedel ile satılanın başkasına dürüstlük kurallarına uygun olarak satışından elde ettiği bedel arasındaki farka göre hesaplanacak zararın giderilmesini isteyebilir. Satılan, borsada kayıtlı veya piyasa fiyatı bulunan mallardan ise satıcı, böyle bir satışa gerek kalmaksızın alıcıdan, satış bedeli ile malın belirlenmiş ödeme günündeki fiyatı arasındaki farka göre hesaplanacak zararın giderilmesini isteyebilir.” hükmünü haizdir. 25. Anılan maddede, alıcının temerrüde düşmesi hâlinde satıcının zararını hesaplamak için soyut ve somut yöntemler kabul edilmiştir. Somut zararın hesaplanmasında satıcı, bedeli ödemede direnime düşen alıcıdan, bu bedel ile satılanın başkasına dürüstlük kurallarına uygun olarak satışından elde ettiği bedel arasındaki farka göre hesaplanacak zararın giderilmesini isteyebilir (TBK m.236/2). 26. Eğer satılan şey borsada kayıtlı veya piyasa fiyatı bulunan mallardan ise, bunu eylemli olarak başkasına satmaya dahi gerek yoktur. Bu takdirde satıcı satılanın satış bedeli ile malın belirlenmiş ödeme günündeki fiyatı arasındaki farkı alıcıdan giderim (tazminat) olarak isteyebilir; bu da satıcının soyut zararını oluşturur. İkame satımını daha elverişli şartlarla yapmak olanaklı olsa bile alıcı borsada kayıtlı veya piyasa fiyatı olan mallar için soyut metoda başvurma hakkına sahiptir (Yavuz, s. 688, 689). 27. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; taraflar arasında ikinci el streç film makinesinin satışı hakkında sözlü olarak satış akdi ilişkisi kurulduğu, davacı alıcının davalı satıcıya 50.000Euro karşılığı 137.200TL’yi havale ettiği, ancak sonrasında davacı, davalıya gönderdiği 18.03.2014 tarihli ihtarname ile, piyasa koşulları ve gerek görülen sebeplerle makinenin alımından vazgeçtiğini belirtilerek sözleşmeden dönmek suretiyle davalıya ödediği bedelin iadesini talep ettiği, davalı tarafından gönderilen cevabî ihtarnamede de, söz konusu makinenin teslim alınmak üzere çalışmasının durdurulduğu ve üretimden çekildiği, bu nedenle üretimden kaynaklanan zararın oluştuğu belirtilerek ödenen bedelin iade edilmeyeceğinin ihtar edildiği anlaşılmaktadır. 28. Taraflar arasındaki satış sözleşmesi kapsamında, davacı tarafından davalıya gönderilen paranın TBK’nın 177. maddesinde düzenlenen bağlanma parası olduğu anlaşılmaktadır. Zira bu husus Bölge Adliye Mahkemesi ile Özel Daire arasında uyuşmazlık konusu da değildir. TBK’nın 177/1. maddesi uyarınca, sözleşme yapılırken alıcının verdiği para, cayma parası olarak değil sözleşmenin yapıldığına kanıt olarak verilmiş sayılır ve aksine sözleşme veya yerel âdet olmadıkça, bağlanma parası esas alacaktan düşülür. 29. Davalı satıcı, bağlanma parasını iade etmeme nedenini üretim kaybı nedeniyle zarar olarak belirtilmiştir. TBK’nın 236. maddesinde düzenlenen zararın hesaplanma yöntemleri, alıcının ödeme temerrüde düşmesi hâlinde satıcının isteyebileceği zararın hesaplanmasına yönelik olup, somut olayda alıcının sözleşmeden döndüğü dikkate alındığında, davalı satıcının üretim kaybına ilişkin zarar iddiası, TBK’nın 236. maddesinde düzenlenen zarar türü kapsamında değerlendirilemeyeceği gibi davalı satıcı, üretim kaybı nedeniyle zararı bulunduğu yönündeki iddiasını da ispatlayamamıştır. 30. Hâl böyle olunca, sözleşmenin feshi nedeniyle davacının ödediği bağlanma parasının iade edilmesi gerektiği yönündeki bölge adliye mahkemesince verilen direnme kararı yerindedir..." (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 10.03.2022 tarih ve 2019/(19)11-722 Esas 2022/297 Karar sayılı kararı) Dosyadaki belgelere, kararın dayandığı delillerle, usul ve yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle taraflar arasındaki sözlü araç satış sözleşmesi kapsamında, davacı tarafından davalıya gönderilen (araç satış bedeli avans ödemesi açıklamalı) paranın TBK’nın 177. maddesinde düzenlenen bağlanma parası olmasına ve sözlü sözleşmenin gerçekleşmemesinden dolayı davacı tarafından davalıya ödenen avansın iadesinden davalının sorumlu olmasına, yargılamada eksiklik bulunmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına göre; kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından, davalı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 14/04/2023 tarih ve 2022/1005 Esas 2023/285 Karar sayılı hükmü usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-İstinaf başvurusu sırasında alınması gereken 3.415,50.TL nispi karar harcından peşin olarak alınan 854,00.TL harcın mahsubu ile bakiye 2.561,50.TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf başvurusu sırasında davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından davacı lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 5-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ikmali ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 362/(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere 15/10/2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2023/1159, K. 2026/2281, T. 15.10.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2023-1159-e-2026-2281-k-06e95f92997b