Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2023/1149 E. 2026/2278 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2023/1149
- Karar No
- 2026/2278
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2023/1149 KARAR NO : 2026/2278
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 14/03/2023 NUMARASI : 2022/429 Esas 2023/176 Karar DAVA : İTİRAZIN İPTALİ KARAR TARİHİ : 15/10/2026 KARAR YAZIM TARİHİ:15/10/2026
İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/429 Esas ve 2023/176 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''...Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Taraflar arasındaki ticari alışveriş sebebiyle 25/07/2021 tarihi itibariyle müvekkil şirketin davalı şirketten 122.225,89 TL 26/02/2021 tarihli mal satış faturasından kaynaklanan, 44.484,83 TL 05/07/2021 tarihli vade farkı faturasından kaynaklanan, 107.207,63 TL 05/07/2021 tarihli vade farkı faturasından kaynaklanan toplam 273.918,35 TL muaccel alacağı bulunduğunu, İş bu alacağa dayalı olarak 7 örnek İcra takibinin, davalı şirketin itirazı üzerine durdurulduğunu, Davalı şirketin takibe, borç aslına, vade farkına, faize ve faiz oranına ilişkin itirazı haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olup, reddi gerekmekte olduğunu, Davalı şirketin takibe dayanak olan borcunun, kesinleşmiş faturalar ve tarafların ticari defter ve kayıtları ile sabit olduğunu, Takipte talep edilen ticari faiz oranı yasaya uygun olup, takip tarihinden itibaren talep edilen faize itirazın yersiz olduğunu, Takibin durdurulması sebebiyle müvekkil şirketin ticari alacağını tahsil edememiş olup, rehinle teminat altına alınmamış alacağı sebebiyle ticari riski ve zararının artmakta olduğunu, belirterek, Yukarıda açıklanan sebeplerle, İzmir 25.lcra Müdürlüğünün 2021/7506 E sayılı icra takibine ilişkin itirazın iptali ile takibin devamına, davalı borçlunun haksız itirazı sebebiyle 9620 icra inkar tazminatına hükmedilmesini, dava masrafları ile vekalet ücretinin davalı tarafa yüklenmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkil şirket aleyhine davacı/alacaklı tarafından; İzmir 25.İcra Müdürlüğünüzün 2021/7506 E. sayılı dosyası ile 28.07.2021 tarihinde 44.484,83 TL.sı ve 107.207,63 TL. tutarlarındaki 2 adet Vade Farkı Faturası ile 183.255,91 TL. Mal faturasından bakiye 122.225,89 TL.sı alacak olmak üzere toplam 273.918,35 TL.sı tutarındaki alacaklar için icra takibi başlatılarak, düzenlenen 7 örnek ödeme emri müvekkil şirkete 20.10.2021 tarihinde TK.35.maddesine göre tebliğ edildiğini, süresinde takibe itiraz edilmesi üzerine İlgili icra müdürlüğü tarafından takibin durdurulmasına karar verilmiş ve davacı/alacaklı tarafından arabuluculuk yoluna başvurulmuş bu aşamada da taraflar olarak anlaşamamamız üzerine davacı tarafından itirazın iptali talepli olarak iş bu dava açıldığını, dava dilekçesi 27.05.2022 tarihinde UETS üzerinden kendilerine tebliğ edilmiş olduğunu, Davacı/alacaklı yan ile müvekkil şirket arasında evvelce mevcut olan ticari ilişki bir süreden beridir kesintiye uğramış olduğunu, Davacı/alacaklı tarafından icra takibine de konu edilen 2 adet Vade Farkı faturalarına müvekkil şirket tarafından TTK.21/2 maddesi usulünce itiraz edilmek suretiyle İade edilmiş ancak aynı faturalar alacaklı tarafından müvekkil şirkete itiraz edilmesine karşın yeniden aynı faturalar gönderilmiş ve taraflar arasında Vade farkı adıyla ilave bir faturalandırma işlemine dair ne herhangi bir sözleşme ve protokol ne de başkaca bir mutabakat söz konusu olmamasına rağmen davacı alacaklı yan, hukuki ve ticari teamüllere aykırı bir şekilde bu yönlü bir alacak iddiasında bulunmaya başlamış ve yukarıda beyan ettiğimiz üzere Vade Farkı adı altında kesilen ve müvekkil şirkete gönderilen faturalar, müvekkil şirket tarafından İade edilmesine rağmen davacı/alacaklı tarafından aynı faturaların yeniden müvekkil şirkete gönderilmiş olduğunu, Davacı yanın ısrarla alacak iddiasında bulunduğu ve Vade Farkı faturaları adı altında müvekkile keşide ettiği faturaların hiç bir hukuki dayanağı olmadığı gibi ticari olarak da taraflar arasında bu yönlü bir sözleşme ve mutabakat söz konusu olmaması hasebiyle taraflarınca kabulünün mümkün olmadığını, Mevcut hali ile davacı/alacaklı yanın bu alacak iddiası taraflar arasındaki cari hesap ilişkisini de zedeleyen ve alacağı likit olmaktan çıkaran bir neticeye sebebiyet verdiğini belirterek, Arz ve izah olunan nedenler ile re'sen gözetilecek nedenlerden Davacı/alacaklının usul ve yasaya aykırı mesnetsiz davanın esastan reddi ile haksız ve kötüniyetli davacı alacaklı aleyhine 9620'den aşağı olmamak üzere tazminata, yargılama gideri ile ücret-i vekaletin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. KANITLAR:** Bilirkişi raporunda özetle ; Tarafların Ticari Defter Tasdikine İlişkin İnceleme; Davacı ve davalının 2020-2021 yılına ait ticari defterlerinin 213 sayılı VUK. 221. Ve 222.maddeleri uyarınca ve 6102 sayılı TTK'nun 64/3. maddesi uyarınca noter açılış onaylarının süresinde yaptırıldığı, 6100 sayılı H.M.K 222. Maddesine göre delil vasfı değerlendirmesinin takdiri Sayın Mahkeme'nizde olmak üzere; 6102 sayılı T.T.K 64/3. Maddesi uyarınca yapılması gereken kapanış tasdikinin 2020-2021 yılı yevmiye defterleri için süresinde yaptırıldığı, ticari defterlerin usulüne uygun tutulduğu ve birbirini doğruladığı, Davacı ve davalı ticari defter kayıtlarında; Taraflara ait ticari defter kayıtlarının birebir aynı olduğu, Davacının davalıya ; 30.06.2021 tarihli GEN2021000000211 nolu 107.207,63 TL ve 24.06.2021 tarih MEG2021000000002 nolu 44.484,83 TL tutarlı “vade farkı “ açıklamalı faturaları — düzenlediği, davalının bu faturalara - karşılık - 01.07.2021 - tarihli EG02021000000217 nolu 44.484,83 TL tutarlı ve 01.07.2021 tarihli E602021000000218 nolu 107.207,63 TL tutarlı “vade farkı iade “ açıklamalı faturaları düzenlediği, Davacının bu iadeden sonra davalıya takibe konu 05.07.2021 tarih GEN2021000000218 nolu 44.484,83 TL, 05.07.2021 tarih GEN2021000000219 nolu 107.207,63 TL tutarlı vade farkı açıklamalı faturaları düzenledi Takibe konu 26.02.2021 tarih 61 nolu 183.255,91 TL tutarındaki ve 05.07.2021 tarih GEN2021000000218 nolu 44.484,83 TL, 05.07.2021 tarih GEN2021000000219 nolu 107.207,63 TL vade farkı açıklamalı 3 adet faturanın taraf ticari defterlerinde kayıtlı olduğu, faturaların e fatura ve temel fatura senaryosu ile düzenlendiği, (E-faturanın Temel Fatura senaryosu iler düzenlenmesi durumunda reddetme seçeneği yoktur. Ancak GİB'de bulunan “E-Fatura İptal Portalı” üzerinden “Temel Fatura” senaryosuna göre düzenlenmiş olan e-faturanın iptal edilmesi ise mümkündür. Bunun için faturayı düzenleyen firmanın 8 gün içinde portal üzerinden iptal talebini oluşturması ve oluşturulan talebin de alıcıya gönderilmesi gerekmektedir.) Buna göre davacı ticari defter kayıtlarında takip tarihi itibariyle takibe konu faturalardan kaynaklı davalının davacıya 273.918,36 TL tutarında borçlu olduğu, davalı ticari defter kayıtlarında ise davalının 273.918,36 TL borçlu olduğu (0,01 bakiye farkı) takibin 273.918,35 TL üzerinden başlatıldığı, Vade Farkı Uygulamasına İlişkin Yapılan İnceleme; Yargıtay Yerleşik uygulaması ve hukuk daireleri arasındaki farknın talep edilebilmesi için yazılı bir sözleşmede kayıtlı olması veya taraflar arasındaki bu doğrultuda oluşmuş bir teamülün bulunması gerektiği yönünde olduğu, 27.06.2003 tarih, 2001/1 E ve 2003/1 sayılı kararla içtihadın birleştirilmesi yoluna gidildiği ve vade farkı uygulamasına ilişkin İçtihadı Birleştirme Kararının aşağıdaki gibi olduğu, 1. “Taraflar arasında mevcut yazılı sözleşmede vade farkı uygulanacağı kararlaştırılmış ise, gönderilen vade farkı faturası sadece karşı tarafa ihbar niteliğinde olup, süresi içerisinde itiraz edilmemesi hukuki sonuç doğurmayacak ve vade farkı istenebilecektir. Taraflar arasındaki yazılı sözleşmeye vade farkı uygulanacağı yönünde bir kayıt konmamış ise, gönderilen vade farkı faturasına sekiz gün içerisinde itiraz edilmese dahi, yazılı sözleşmenin asli unsuru olan bedelin tek taraflı iradeyle değiştirilmesi mümkün bulunmadığından bu durumda da yine vade farkı istenemeyecektir. Taraflar arasında vade farkı istenmeyeceğine dair sözleşme olmamasına rağmen, bu hususta taraflar arasında bir ticari teamül oluşmuş ise, karşı tarafa faturanın tebliği ile faturaya sekiz gün içerisinde itiraz edilmemesi halinde, vade farkı uygulanabilecektir. Taraflar arasında yazılı sözleşme yapılmamış veya teamül oluşmamış olmakla birlikte geçerli sözleşme ilişkisinde, faturaya vade farkına ilişkin ibare konularak karşı tarafa tebliği ve karşı tarafın bu faturaya sekiz gün içerisinde itiraz etmemesi halinde, bu durum sadece fatura içeriğinin kesinleşmesi sonucunu doğurup, vade farkının diğer tarafça istenebileceği sonucunu doğurmayacaktır.” Taraf ticari defterlerinde 2020-2021 yıllarında davacı firmaya ait kayıtlarda daha önce düzenlenip kayıtlara alınmış bir vade farkı faturasının olmadığı ve bu hususta bir teamülün oluşmadığı, taraflar arasında bu konuda yazılı bir sözleşmenin de bulunmadığı, Buna göre sayın mahkemece; * Davacının davalıya düzenlemiş olduğu vade farkı faturalarının kabulü halinde takip tarihi itibariyle davacının davalıdan 273.918,35 TL alacaklı olduğu, « Vade farkı faturalarının kabul edilmemesi halinde takip tarihi itibariyle davacının davalıdan 26.02.2021 tarih 61 nolu faturadan kaynaklı 122.225,89 TL alacaklı olduğu tespit edilmiştir. **Davalı vekili ticari defter ve kayıtlarının olduğu beyan dilekçesi sunmuştur. **Davacı vekili ticari defterlerinin yerini bildirir beyan dilekçesi sunmuştur. **İzmir Vergi Dairesinden Davalı tarafın BA-BS formları alınmıştır. **İzmir Vergi Dairesinden Davacı tarafın BA-BS formları alınmıştır. GEREKÇE : Dava; Alım satım ilişkisi kapsamında ticari satımdan kaynaklanan alacağın tahsili için yapılan icra takibine vaki itirazın iptali davasıdır. Dava, 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılmıştır. Öncelikle taraflar arasında hukuki ilişki olup olmadığı, varsa hukuki ilişkinin niteliğinin belirlenmesi gerekmektedir. Bu sebeble de davacı ve davalının ileri sürmüş olduğu iddialar, vakıalar ve bunları ispat edip etmedikleri ve ispat yükünün kimde olduğu hususuna değinmekte yarar vardır. HMK 190. maddesi ""İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir. " hükmü mevcuttur. İleri sürülen bir önermenin doğruluğu hususunda kanaat oluşturmak için bir nedenselliğin ortaya konulması olarak tanımlanabilen ispat, yargılama hukuku açısından dava konusu hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların var olup olmadıkları hakkında mahkemeye kanaat verilmesi işlemidir. İspatın konusu olan vakıalar, hukuk açısından doğrudan önem taşıyan veya dolaylı olarak önem taşıyan vakıalar olarak ayrılabilir. Hukuk açısından doğrudan önem taşıyan olaylar; hukuken hakların ve hukuksal ilişkilerin doğumu, değişmesi, işlemez duruma gelmesi, doğumunun engellenmesi veya doğduktan sonra düşmesine yol açan olaylardır. Hukuk açısından dolayısıyla önem taşıyan ve “emareler (belirtiler) ” olarak da tanımlanan olaylar ise; hak ve hukuksal ilişkilerde yukarıda belirtilen durumların meydana gelmiş olduğu, kendilerinden olağan yaşam deneyimleri kuralları uyarınca anlaşılabilen, bir başka deyişle bir eylemsel karine bağının kurulmasına olanak veren olaylardır. Emareler, ancak hâkimin delilleri serbestçe değerlendirme (takdir) serbestisinin bulunduğu (HMK madde 198), bu serbestinin özel kurallar ile sınırlanmamış olduğu (HMK madde 200 ve 201 gibi) durumlarda ispat konusu olabilir.( Bilge Umar; (1980), İspat Yükü, (2. Baskı), Büyükçekmece, Kazancı Matbaacılık Sanayi. sf. 19.) İspatın, doğrudan delil göstererek ispat ve dolaylı ispat olarak ayrıma tabi tutulup, dolaylı ispatın emareler ile ispat olarak değerlendirildiği, bu kapsamda emareyi bir delil vasıtası olarak değil, ispata yardımcı, kanuni maddi unsura uymayan yabancı vakıalar olarak nitelendirildiği de görülmektedir.( M. Kamil Yıldırım; (1990), Medeni Usul Hukukunda Delillerin Değerlendirilmesi, İstanbul, Kazancı Kitap Ticaret. sf. 120, 121.) İspat yükü belli bir olayın gerçekleşip gerçekleşmediğinin anlaşılamaması, yani olayın ispatsız kalması yüzünden hâkimin aleyhte bir kararıyla karşılaşma tehlikesidir. Bu tanımda asıl davayı kaybetmek tehlikesinden değil, hâkimin aleyhte bir kararı ile karşılaşma tehlikesinden bahsedilmesi dikkate değerdir. Zira yalnızca davanın asıl konusu bakımından değil, aynı zamanda bir ön sorun veya bir ara sorun hakkında da iki tarafın birbirine zıt olarak ileri sürdükleri olayların hiçbirinin ispat edilememesi olasılığı vardır. Bu durunda hâkimin yapacağı iş söz konusu sorun bakımından ispat yükünü taşıyan tarafın, o sorunda ileri sürdüğü istemi reddetmek olacaktır.(Umar; İspat Yükü, sf. 3) İspat yükü taraflar için bir yükümlülük (mükellefiyet) değil, sadece bir yüktür (külfettir). Taraf kendisi tarafından ispatı gereken bir vakıayı ispat edemezse, karşı taraf (ve mahkeme) onu mutlaka ispat etmesini isteyemez (yükümlülük). Bilâkis kendisine ispat yükü düşen taraf, o vakıayı ispat edememiş sayılır; meselâ, kendisine ispat yükü düşen ve fakat bunu yerine getiremeyen taraf davacı ise, davasını ispat edememiş sayılır ve dava bu nedenle reddedilir.(Kuru; Arslan; Yılmaz; sf. 370.) Davacı dava dilekçesinde, Taraflar arasındaki ticari alışveriş sebebiyle 25/07/2021 tarihi itibariyle davacı şirketin davalı şirketten 122.225,89 TL 26/02/2021 tarihli mal satış faturasından kaynaklanan, 44.484,83 TL 05/07/2021 tarihli vade farkı faturasından kaynaklanan, 107.207,63 TL 05/07/2021 tarihli vade farkı faturasından kaynaklanan toplam 273.918,35 TL muaccel alacağı bulunduğunu, davalı taraf cevap dilekçesi, davacı/alacaklı yan ile davalı şirket arasında evvelce mevcut olan ticari ilişki bir süreden beridir kesintiye uğramış olduğunu, davacı/alacaklı tarafından icra takibine de konu edilen 2 adet Vade Farkı faturalarına davalı şirket tarafından TTK.21/2 maddesi usulünce itiraz edilmek suretiyle iade edilmiş ancak aynı faturalar alacaklı tarafından davalı şirkete itiraz edilmesine karşın yeniden aynı faturalar gönderilmiş ve taraflar arasında vade farkı adıyla ilave bir faturalandırma işlemine dair ne herhangi bir sözleşme ve protokol ne de başkaca bir mutabakat söz konusu olmamasına rağmen davacı alacaklı yan, hukuki ve ticari teamüllere aykırı bir şekilde bu yönlü bir alacak iddiasında bulunmaya başladığını beyan etmiş olup ispat yükü davacı üzerindedir. Dosyaya sunulan bilirkişi raporunda "Davacının davalıya düzenlemiş olduğu vade farkı faturalarının kabulü halinde takip tarihi itibariyle davacının davalıdan 273.918,35 TL alacaklı olduğu, « Vade farkı faturalarının kabul edilmemesi halinde takip tarihi itibariyle davacının davalıdan 26.02.2021 tarih 61 nolu faturadan kaynaklı 122.225,89 TL alacaklı olduğu tespit" edilmiştir. Vade farkı faturasına ilişkin yapılan incelemede; Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 27.06.2003 tarihli ve E.2001/1, K.2003/1 sayılı kararına göra vade farkı kaydı, faturanın zorunlu içeriğinden değildir, yasal sürede itiraz edilmemesi durumunda TTK' 23/2 'deki karineden yararlanamaz. (bir faturayı alan kimse, aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde münderecatı hakkında bir itirazda bulunmamışsa, münderecatını kabul etmiş sayılmaktadır.) Çünkü fatura sözleşme olmadığı gibi, faturaya itiraz edilmemesi ona, sözleşmenin asli unsuru olan semeni değiştirme hakkı da vermez. Fatura sözleşmenin ifa aşamasıyla ilgilidir. Bu nedenle TTK'nın 23/2 maddesine göre süresinde itiraz edilmemek suretiyle kabul edildiği varsayılan hususlar ancak sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak faturada yer alması olağan sayılan; Satılan malın cinsi, yapılan işin adedi, türü, bedeli gibi hususlara ilişkin olabilir. Sözleşmenin kuruluşu aşamasında başlangıçta var olmayıp ifa ile ilgili hususlarda sözleşmeyi değiştiren kayıtların sonradan faturaya konulması ve bu kaydın faturanın zorunlu ve olağan içeriğinden sayılması mümkün değildir. Faturadaki mutad mündericat ifa ile ilgili hususlarla sınırlıdır. Faturaya sözleşmeyi değiştiren veya diğer tarafın durumunu ağırlaştıran kayıtlar konulsa bile, mutad olmayan bu hususlara itiraz edilmemesi, itiraz etmeyenin bu kayıtları kabul ettiği anlamına gelmez. Yani, satıcı tarafından vade farkı talep edilebilmesi için, ya taraflar arasında imzalanmış bulunan yazılı sözleşmede bu konuda bir hüküm bulunması ya da bu doğrultuda oluşmuş ticari teamülün bulunmasının şart olduğu belirtilmektedir. 23/09/2022 tarihli bilirkişi raporunda belirtildiği üzere Taraf ticari defterlerinde 2020-2021 yıllarında davacı firmaya ait kayıtlarda daha önce düzenlenip kayıtlara alınmış bir vade farkı faturasının olmadığı ve bu hususta bir teamülün oluşmadığı, taraflar arasında bu konuda yazılı bir sözleşmenin de bulunmadığı, ayrıca vade farkı uygulaması bulunduğuna yönelik ticari bir teamülün varlığından söz edilemeyeceği anlaşılmaktadır. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında davacının davalıya düzenlemiş olduğu vade farkı faturalarının kabul edilmemesi nedeniyle takip tarihi itibariyle davacının davalıdan 26.02.2021 tarih 61 nolu faturadan kaynaklı 122.225,89 TL alacaklı olduğu , davacının dava dilekçesinde talep ettiği bu miktarın davacı ticari defterlerinde de yer alması ve dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde davacının iddiasını kısmen ispatlamış olması nedeniyle davanın kısmen kabulüne karar vermek gerekmiştir. 2004 sayılı İİK'nun 67/2. Fıkrasına göre ;bir davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın (Değişik ibare:02/07/2012-6352 S.K./11.md.) yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir. Kanuni düzenlemeye göre davalı borçlunun icra inkar tazminatına mahkum edilebilmesi için takip tarihi itibari ile itirazında haksız bulunması yeterlidir. Diğer bir anlatımla kötüniyetli olması alacaklı bakımından getirilmiş bir koşuldur. Ancak itirazın haksızlığı tek başına icra inkar tazminatına hükmedilmesine elverişli değildir. Yani bu tazminata hükmedilmesi için takip konusu alacağın belirli, sabit olması, borçlu tarafından bilinmesi veya tayin ve tahkik edilmesinin mümkün nitelikte bulunması, hakimin takdirine bağlı olmaması gerekir. (Yargıtay HGK 13/12/1967 Tarih, 9/1344- 615) Diğer bir anlatımla alacağın likit ve belli olması gerekir. Alacak likit ve belirlenebilir olduğundan alacağın %20 si oranında icra inkar tazminatına karar verilmiş..." gerekçesi ile, davanın KISMEN KABULÜ ile; İzmir 25. İcra Müdürlüğü'nün 2021/7506 Esas sayılı dosyasında davalının 122.225,89.TL borca ilişkin İTİRAZIN İPTALİ ile takip talebindeki koşullarda TAKİBİN DEVAMINA, alacak likit ve hesaplanabilir olduğunda asıl alacağın %20 si oranında icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacının fazlaya ilişkin taleplerinin REDDİNE karar verilmiş, verilen bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kısmen red kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, taraflar arasındaki ticari ilişki sebebiyle takip tarihi itibariyle müvekkili şirketin davalı şirketten 122.225,89.TL 26/02/2021 tarihli mal satış faturasından kaynaklanan, 44.484,83.TL 05/07/2021 tarihli vade farkı faturasından kaynaklanan 107.207,63.TL, 05/07/2021 tarihli vade farkı faturasından kaynaklanan olmak üzere toplam 273.918,35.TL muaccel alacağı bulunduğunun bilirkişi raporundan da anlaşılacağı üzere tarafların ticari defter ve kayıtları ile sabit olduğunu, müvekkili şirkete ait tüm faturalar üzerinde 'vade tarihi' ile 'vadesinde ödenmeyen faturalar için %8 vade farkı uygulanacaktır' ifadesinin mevcut olduğundan davaya konu vade farkı faturalarının düzenlendiğini ve davalı tarafa tebliğ edildiğini, davalının faturalara herhangi bir itirazı ya da iadesinin olmadığını, davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE: Dava, fatura ve vade farkı faturasından kaynaklanan alacağın tahsili için yapılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır. ''...İtirazın iptali davası; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 67 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre; i) İlamsız takip yapılmış olması, ii) Borçlunun bu takibe itiraz etmesi, İii) İtirazın alacaklıya (davacıya) tebliğinden itibaren alacaklının, bir yıl içinde mahkemeye başvurmuş olması yasal koşullarının gerçekleşmesi gerekir. Takip alacaklısı tarafından ödeme emrine süresi içinde itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı açılan itirazın iptali davasının konusu, icra takibine konu edilen alacaklar olup, davanın amacı itirazla duran takibin devamını sağlamaktır. Bu dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir. Davalı borçlunun icra dosyasında ileri sürdüğü itirazlar dışındaki itirazlarını da bu dava içinde ancak cevap süresi içinde ileri sürmesi olanaklıdır. Eğer cevap süresi içinde davalı/borçlu diğer itirazlarını ileri sürmezse mahkeme bunları kendiliğinden göz önüne alamaz, takibe itiraz edilirken bildirilen sebeplerle sınırlı araştırma yapmak durumunda kalır. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.09.2019 tarihli ve 2017/19-824 E., 2019/885 K.; 25.11.2020 tarihli ve 2017/(19)11-894 E., 2020/942 K. sayılı kararlarında da değinilmiştir. Dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabi olduğundan; ispat külfeti normal bir alacak davasındaki ile aynıdır. Ancak her iki dava ispat yöntemleri ve hukukî sonuçları bakımından farklılıklar göstermektedir. Bu bağlamda belirtmek gerekirse; HMK’nın 190. maddesi gereğince ispat yükü, kanunda özel düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Bu genel kuralın dışında bazı hâllerde ispat yükü yer değiştirerek davalı tarafa geçer. Bu hâllerden birisi davalının ödeme savunmasında bulunmasıdır. Davacı ya da davalı iddiasını ya da savunmasını HMK’da belirtilen hükümlere göre ispat etmelidir. Buna göre yapılacak yargılama sonunda mahkemece verilecek karar ya davanın kabulü ya da reddine yönelik olacak; ancak takibin iptali ya da devamı hükmünü de içerecektir. Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere; itirazın iptali davası, icra takibine sıkı sıkıya bağlı, itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir...'' (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 24.06.2021 tarih ve 2017/(19)11-2742 Esas 2021/853 Karar sayılı Kararı) 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun ispat yükü başlıklı 190. maddesinde; “(1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. (2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir” şeklinde düzenleme getirilmiştir. Aynı Kanun’nun Ticari defterlerin ibrazı ve delil olması başlıklı 222. Maddesi; " (1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir. (2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. (3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz. (4) Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur. (5) Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır.” şeklindedir. Türk Ticaret Kanunu’nda faturanın tanımı yapılmamıştır. Vergi Usul Kanunu'nun 229. maddesinde yer alan tanımlama ise; "Fatura satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari bir vesikadır” şeklindedir. Bu durumda fatura; “ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflarını, ölçüsünü fiyatını ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri gösteren hesap pusulası olup, ticari bir belge niteliğindedir.” şeklinde tanımlanabilir. TTK'nın 21. maddesinde faturaya ilişkin "Ticari işletmesi bağlamında bir mal satmış, üretmiş, bir iş görmüş veya bir menfaat sağlamış olan tacirden, diğer taraf, kendisine bir fatura verilmesini ve bedeli ödenmiş ise bunun da faturada gösterilmesini isteyebilir. Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır. Telefonla, telgrafla, herhangi bir iletişim veya bilişim aracıyla veya diğer bir teknik araçla ya da sözlü olarak kurulan sözleşmelerle yapılan açıklamaların içeriğini doğrulayan bir yazıyı alan kişi, bunu aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde itirazda bulunmamışsa, söz konusu teyit mektubunun yapılan sözleşmeye veya açıklamalara uygun olduğunu kabul etmiş sayılır." şeklinde düzenlemeye yer verilmiştir. Bu yasal düzenlemelerden çıkan sonuç; fatura düzenlemesi için öncelikle taraflar arasında akdi bir ilişkinin bulunmasının gerekli olduğudur. Ticari işletmeye ilişkin olarak ve belli faaliyetlerde bulunma halinde tacirler tarafından o faaliyetle ilgili olan karşı taraf adına düzenlenmesi gereken ticari bir belge niteliğindeki fatura, sözleşmenin yapılması ile ilgili olmayıp, taraflar arasında yapılmış bir satım, hizmet, istisna ve benzeri sözleşmenin ifa safhası ile ilgili bir belgedir. Öyle ki, taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa düzenlenen belge fatura olmayıp, olsa olsa icap mahiyetinde kabul edilebilecek bir belge sayılacaktır. Anılan madde hükmü ile, faturanın özellikle tacirler arasında ifaya yönelik bir ispat aracı olduğu, süresinde itiraz edilmemekle münderecatından sayılan hususlar yönünden düzenleyen lehine, adına fatura düzenlenenin aleyhine, bir karine getirilmiştir. Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi yukarıda ayrıntısı açıklanan yasa hükmünden kaynaklı karineden kaynaklanmaktadır. Buna göre; fatura düzenleyen tacirin alınan karineden yararlanabilmesi için fatura tanzim edenle, adına fatura tanzim edilen arasında akdi ilişki bulunması, faturanın akdin ifasıyla ilgili olarak düzenlenmesi gerekir. Fatura sözleşmesinin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gereklidir. Maddede yer alan karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir. Fatura sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olduğu için süresinde itiraz olunmamak suretiyle kabul edildiği varsayılan fatura içeriği ancak sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak faturada yer alması olağan sayılan satılan malın cinsi veya yapılan işin adedi, türü, bedeli gibi hususlara ilişkin delil olabilir. Sözleşmenin kuruluşu aşamasında başta var olmayıp, ifa ile ilgili hususlarda sözleşmeyi değiştiren ve diğer tarafın durumunu ağırlaştıran kayıtların sonradan faturaya konulması durumundaki buna muhatabınca itiraz edilmese dahi bu kayıtların faturanın zorunlu ve olağan içeriğinden kabul edilmesi, düzenlemenin şekline olduğu kadar amacına da aykırı düşecektir. Sadece faturanın tebliğ edilmesi ve tebliğden itibaren sekiz gün içinde itiraz edilmemesi akdi ilişkinin varlığının kanıtı değildir. Bu nedenle akdi ilişkinin inkârı halinde faturayı düzenleyen kimsenin bu ilişkinin varlığını ve faturaya konu malların teslim edildiğini, hizmetin verildiğini kanıtlaması gerekir. 7251 sayılı Kanunu’nun 23. maddesi ile yapılan değişiklik ile 6100 sayılı Kanun’un 222. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi” ibaresi “diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi” şeklinde değiştirilmiş ve fıkraya birinci cümleden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir;“Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz”. ...6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun icra takibi ve dava tarihinde yürürlükte bulunan 222/3 maddesine göre, usulüne uygun tutulan ticarî defter kayıtlarının sahibi lehine delil olabilmesi için diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticarî defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerektiğinden mahkemece sadece davalı defterlerine dayalı olarak davanın reddi isabetli değildir...'' (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 24.06.2021 tarih ve 2017/(19)11-2742 Esas 2021/853 Karar sayılı Kararı) Dosyadaki belgelere, kararın dayandığı delillerle, usul ve yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle hükme esas alınan bilirkişi raporunun oluşa, somut olayın özelliklerine uygun, açık, anlaşılır, taraf ve yargı denetimine uygun olmasına, taraflar arasında vade farkı uygulanacağı yönünde yazılı sözleşme ve oluşan ticari teamülün bulunmamasına, davacının faturalarda vade farkı ödeneceği iddiasını ispatlayamamasına, yargılamada eksiklik bulunmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına göre; kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 11/05/2022 tarih ve 2022/429 Esas 2023/176 Karar sayılı hükmü usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davacı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-İstinaf başvurusu sırasında alınması gereken 732,00.TL maktu karar harcından peşin olarak alınan 2.590,00.TL harcın mahsubu ile fazla yatırılan 1.858,00.TL harcın yatıran davacıya iadesine, 3-İstinaf kanun yolu başvurusunda bulunan davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadan karar verildiğinden davalı yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 5-Kararın kesinleştirme, harç ve gider/delil avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine, 6-Kararın Dairemizce taraflara/vekillerine tebliğine, Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay’a temyiz yolu açık olmak üzere 15/10/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.