Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2023/611 E. 2026/1488 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2023/611
- Karar No
- 2026/1488
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2023/611 KARAR NO : 2026/1488
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : KARŞIYAKA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 29/12/2022 NUMARASI : 2022/51 Esas 2022/991 Karar DAVA : RÜCUEN TAZMİNAT KARAR TARİHİ : 18/06/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 18/06/2026
Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/51 Esas ve 2022/911 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''...Davacı vekili dava dilekçesi ile, müvekkilinin parçası olduğu .... A. Ş.- .... Şti. Ortak Grişim Grubu ile .... A.Ş. arasında sözleşme imzalanarak "Malzeme İkmal Ana Ambarların Beton- Prefabrike İnş. Mont." işinin yapımının üstlenildiğini, ardından .... A. Ş.- ..... Şti. Ortak Grişim Grubu ile davalı arasında tarihinde sözleşme imzalanarak anılan işin yapımı "anahtar teslim" olarak davalı şirkete devredildiğini ve davalı şirketin çalışmalara başladığını, çalışmanın devamı esnasında davalı şirket çalışanlarından ....’in 11.12.2011 tarihinde iş kazası geçirdiğini, iş kazası sonrasında kazazede işçinin ..... A. Ş., ... Şti., ...A.Ş., ..... .. A.Ş., . .. ve .. ...’i taraf göstererek Karşıyaka 1. İş mahkemesinin 2014/4 esas sayılı dosyasından maddi ve manevi tazminat talebinde bulunduğunu, yargılamanın 16/12/2020 tarihinde sonuçlandığını, İlgili kararda; davacının olay nedeni ile maluliyeti oranının % 70 olduğu, tanzim olunan 17.04.2018 tarihli kusur raporunda; “kaza olayının meydana gelmesinde; kazalı .... % 50 (Yüzde Elli), ....A.Ş % 25 (yüzde yirmibeş),....% 5 (yüzde beş ), ....AŞ % 10 (yüzde on), ....Şti. % 10 (yüzde on),” oranında kusurlu oldukları tespit edildiği, mevcut deliller ışığında dosya ele alındığında davacının geçirmiş olduğu iş kazasındaki kusur durumu, maluliyet oranı, mesleği ve yaşı dikkate alındığında işlemiş aktif dönem, sürekli iş göremezlik devresi, bilinen iskontolu dönem, bilinen iskontosuz dönem, işleyecek bilinmeyen iskontolu dönem kazanç kaybı ve pasif dönem kazanç kaybında yapılan hesaplamalar doğrultusunda davacının maddi zararının toplamda 181.423,44-TL olduğu sonucuna varıldığı, kazalının ve aile üyelerinin olay nedeniyle yaşamış oldukları üzüntü, acı ve psikolojik sorunlar dikkate alınarak manevi tazminat için gerekli şartların oluştuğu gerekçesiyle kazazede ve ailesine maddi- manevi tazminata hak kazandığına yönelik hüküm kurulduğunu, söz konusu kararın kazazede işçi tarafından İzmir 23. İcra Dairesi 2021/11 E. dosyasıyla icra takibi başlatıldığını, müvekkili şirketin sözleşme kapsamında tazminatı davalı şirketin ödemesi gerektiğinin bildirilmesine rağmen davalının ödeme yapmayacağını bildirmesi üzerine haciz tehdidi altında müvekkili şirketin, davalı şirket tarafından ödenmeyen 210.184.00.TL bakiye borcu sonradan davalı şirketten rücu edileceği davalı şirkete bildirilmek üzere taksitler halinde ....'in avukatına ödendiğini, İzmir 23.İcra Müdürlüğünün 11.01.2021 tarih ve 2021/11 E. Sayılı dosyasıyla başlatılan takip borcunun toplam 520.683.34.TL olup müvekkili şirket tarafından ödenen miktar 210.184.00.TL olduğunu, taraflar arasında imzalanan sözleşmede Aliağa mahkemelerinin yetkili mahkeme ve icra müdürlükleri olarak belirlendiğini, taraflar arasında imzalanan sözleşmeyle dava konusu işin davalıya anahtar teslimi olarak devredilmesi nedeni ile müvekkili şirketin bir sorumluluğunun bulunmadığını, davalının alt işveren ve müvekkilinin de asıl işveren konumunda olmadığını, işin anahtar teslimi davalıya devri nedeni ile müvekkilinin işveren sıfatına haiz olmadığını, ve işçi tarafından talep edilen tazminatlardan da sorumluluğunun olmadığını, taraflar arasında imzalanmış bulunan sözleşme kapsamında dava konusu borçtan sadece davalı tarafın sorumlu olduğunu, sözleşmenin 5. Maddesinin "iş ortaklığı, ana sözleşme ile iş sahibi'ne karşı ifasını taahhüt ettiği işin, yukarıda açıklanan bölümün yapımını taşeron'a tevdi etmiştir. taşeron, ana sözleşme ve eklerini, şartnameleri, çizimleri v.b. tüm ilgili ve yeterli dökümanı tam olarak okumuş, anlamış, işyerini ve çevresini, ulaşım, yerleşim, fiziksel gerçekleri, zemin yapısını ve iklim koşullarını tetkik etmiş ve sözleşme, ana sözleşme ve eklerini ve işleri ve genel olarak teklife tesir edebilecek her türlü risk, ihtimal ve koşullarla ilhişiolarak her türlü değerlendirmeyi yaparak sözleşmeyi imzalanmıştır." Hükmünü ihtiva ettiğini, yani davalının sözleşmenin anlamanı ve şartlarını bilerek kabul ettiğini, sözleşmenin 15. Maddesine göre “TAŞERON işyerinde çalıştıracağı işçilerin emniyet ve güvenlik içinde çalışmasını sağlayacak tüm tedbirleri eksiksiz almak ve işçileri ilgili mevzuat hükümlerine, ANA SÖZLEŞME’nin ekinde yer alan diğer güvenlik ve ilgili hükümlere uygun olarak seçip çalıştırmakla yükümlüdür. TAŞERON ve/veya istihdam ettiği şahısların işçi sağlığı, iş güvenliği ve iş yeri emniyet kurallarına, ANA SÖZLEŞME’nin ekinde yer alan diğer güvenlik ve ilgili hükümlere uymamalarından veya sair eylemlerinden meydana gelecek her türlü hasar, kaza ve iş kazalarından veya MÜTEAHHİT ve personeline veya üçüncü şahıslara iras olunacak her türlü zarar verici olaylara ilişkin maddi, manevi ve cezai sorumluluk TAŞERON’a aittir ve TAŞERON bu zarar ve ziyanları tazmin etmekle yükümlüdür. MÜTEAHHİT’ın bu nedenlerle ödemek ve tazmin etmek zorunda kaldığı bedeller ve uğradığı zararlara ilişkin rücu hakkı saklıdır. TAŞERON kendi işçilerine karşı İŞYERİ, İŞ ile ilgili ve İş Kanunu, sair mevzuat, idare veya sair merci kararları veya hizmet akitlerinden doğan yükümlülüklerden sorumlu olduğundan; MÜTEAHHİT aleyhine açılacak her türlü dava ve takiplerin yürütülmesinde TAŞERON, MÜTEAHHİT’ın yanında yer alacak, ayrıca istenecek her türlü bilgi ve belgeleri geciktirmeden derhal temin edecektir. Bu sorumluluğundan dolayı MÜTEAHHİT aleyhine münferiden veya TAŞERON ile birlikte açılacak her türlü dava veya takip sonucunda, MÜTEAHHİT aleyhine hükmedilecek meblağ, eklenti, faiz vb. ile birlikte, ayrıca ihtar çekmeye, rücu davası açmaya gerek kalmaksızın TAŞERON, ilk talebinde MÜTEAHHİT’a nakden ve defaten ödeyecektir. TAŞERON’un temerrüdü halinde MÜTEAHHİT Mahkemece, ya da ilgili merci tarafından hükmedilen miktarı ve fer’ilerini TAŞERON’a yapılacak ödemeler, hakedişinden veya teminat bedellerinden mahsup ve tahsil edebilecektir.” 26. Maddesine göre “TAŞERON, SÖZLEŞME konusu İŞLER’de çalıştırdığı işçilerin (teknik ve idari personel dâhil) İş Kanunu hükümlerine göre; • çalışanların hakları ve çalışma şartları, • çalışanların sağlık işleri, • çalışanların kazaya uğraması, • çalışan yiyeceği ve içeceği, barınmaları, • çalıştırdığı kişilerin uygunsuzlukları ve uyumsuzlukları, • çalışanların sosyal ihtiyaçları ve benzeri durumlardan sorumludur. Bu sorumlulukların yerine getirilmemesi halinde ilgili yasa hükümlerine göre işlem yapılacaktır. MÜTEAHHİT üzerinde doğabilecek herhangi bir sorumluluk da TAŞERON’a ait olacaktır ve TAŞERON’un MÜTEAHHİT’dan bu konuda bir talepte bulunma hakkı bulunmamaktadır. Hükümlerdende açıkça anlaşılacağı üzere iş kazaları sonucu meydana gelecek taminatlardan makemenin belirlediği kusur oranına bakılmaksızını davacı sorumlu olacağı açıktır.” Hükümlerini ihtiva ettiğini, söz konusu maddeler kapsamında işin anahtar teslim sözleşmesi olduğu, taşeronun çalışanlarının emniyet ve güvenlik tedbirleri alınarak ve işçileri ilgili mevzuat hükümlerine uygun olarak çalıştırmakla yükümlü olduğu, bu kapsamda meydana gelecek her türlü hasar, kaza ve iş kazalarından veya müteahhit ve personeline veya üçüncü şahıslara iras olunacak her türlü zarar verici olaylara ilişkin maddi, manevi ve cezai sorumluluktan taşeron’un sorumlu olduğu, müteahhit aleyhine hükmedilecek meblağ, eklenti, faiz vb. ile birlikte, ayrıca ihtar çekmeye, rücu davası açmaya gerek kalmaksızın müteahhit’e nakden ve defaten ödeneceğinin taşeron tarafından kabul edildiğini, her ne kadar iş mahkemesince müvekkilinin asıl işveren sıfatının bulunduğu gerekçesi ile müvekkili şirkete kusur izafe etmiş ise de sözleşme hükümlerine göre müteahhit aleyhine münferiden ya da taşeron ile birlikte açılacak her türlü dava veya takip sonucunda, müteahhit aleyhine hükmedilecek meblağ, eklenti, faiz vb ile birlikte ayrıca ihtar çekmeye rücu davası açmaya gerek olmaksızın davalı taşeron tarafından ödeneceğinin açıkça düzenlendiğini, müvekkili şirket tarafından ödenen tutarın rücuen tahsili amacı ile Ankara 18. Noterliği 20.01.2021 tarihli 1774 yevmiye numaralı ihtarname keşide edildiğini ancak davalı tarafça ödeme yapılmadığı gibi ihtara cevap da verilmediğini, arabuluculuk görüşmelerinden sonuç alınamadığını, davacı yanın borcu ifadan kaçınması, farklı şehirlerde olunması ve mal kaçırma ihtimalinin bulunması karşısında müvekkilinin hak ve alacaklarının güvence altına alınması için ihtiyati haciz kararı verilmesini talep ettiklerini beyanla fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile Davanın Kabulü ile müvekkili tarafından ödenen rücuya konu alacağın şimdilik 10.000-TL'sinin ödenme tarihinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, Mahkememizin 10/03/2022 tarihli ara kararı ile “davacının dava dışı şirket ile birlikte adi ortaklık oluşturduğu, adi ortaklığa ait dava hakkının yukarıdaki hükümler çerçevesinde tüm ortaklar tarafından birlikte kullanılması gerektiği, ortakların ortaklığa ilişkin iş ve işlemlere yönelik tek başına dava açamayacağı, davacının da dava dilekçesinde sözleşme hükümlerine dayandığı bu itibarla dava dışı.... Şti. ile davacı şirket arasında zorunlu dava arkadaşlığı olduğu görüş ve kanaatine ulaşılarak Davacı vekiline dava dışı şirket .... Şti.’nin açılan davaya muvafakatinin bulunduğuna dair belgeyi sunmak üzere 2 haftalık kesin süre verilmesine, kesin süre içerisinde sunulmadığı takdirde davanın 6100 sayılı HMK’nun 1148/1-d ve 115/2 fıkraları uyarınca ehliyet dava şartı yokluğundan reddine karar verileceğinin ihtarına” karar verildiği, davacı vekilince ara karar gereği adi ortaklığın diğer tarafı olan .... Şti.’nin açılan davaya muvafakat verdiğine dair belgeyi verilen kesin süre içerisinde ibraz etmiş, Mahkememizin 25/03/2022 tarihli ara kararı ile teminat karşılığında dava değeri üzerinden davacının ihtiyati haciz talebinin kabulüne karar verilmiştir. CEVAP :Davalı vekili cevap dilekçesi ile, müvekkili şirketin adresinin Alsancak/İzmir olduğunu, yetkili mahkemelerin İzmir mahkemeleri olduğunu, davaya konu alacağın zamanaşımına uğradığını, davacı ile dava dışı .... A.Ş. arasında imzalanan sözleşme gereği üstlenilen işin tamamının anahtar teslim şeklinde müvekkiline devredilmediğini, davacının dava dilekçesinde iddia ettiği gibi anahtar teslimi iş devrinin söz konusu olmadığını, iş mahkemesinde hükme esas alınan raporda taraflar arasında alt işveren asıl işveren ilişkisinin bulunduğunun tespit edildiği SGK başmüfettişinin idari inceleme raporunda da .... - .... ortak girişim grubunun SGK nezdinde ambar inşaatı ile ilgili olarak iş yeri kaydının olduğu ve bu kayda bağlı olarak da .....A.Ş.'nin ortak girişim grubunun 1 numaralı taşeronu olarak tescilinin yapıldığı hususunun tespitinin yer aldığını, bu doğrultuda İSG önlemlerini almak, denetimleri yapmak konusunda kusur izafe edildiğini, davacının işin sözleşme ile devrinden sonra el çekildiği iddiasının doğru olmadığını bu hususun sözleşmenin 14. Maddesinde vurgulandığını ve açık bir biçimde el çekmek bir yana dursun, müvekkili şirketin hangi esas ve usullerde çalışacağı, davacının emir ve talimatı altında olduğu vurgulandığı ve hatta iş ortaklığının işe uygun olmayan işçilerin işine son vermeye yetkili olduğunun dahi yer aldığını, TBK’nun 27. Maddesine göre sözleşmenin 15. Ve 25. Maddelerinde düzenlendiği gibi kanun tarafından asıl işverene yüklenen sorumluluğun sözleşme ile kaldırılmasının mümkün olmadığını, davacının meydana gelen olayda kusurunun bulunduğunun sabit olduğunu, davacının diğer şirket ile ortaklığının bulunduğunu bu nedenle alacaklı olduğunu iddia ettiği tutarın ancak ½’sini talep edebileceğini, müvekkilinin haciz tehdidi altında takip borcunun ½’sini ödemek zorunda kaldığını beyanla davacının davasının reddine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE : Dava, rücuen tazminat istemine ilişkindir. Davacı vekili delil olarak, Karşıyaka 1. İş Mahkemesi 2014/4 E., 2020/290 K. Sayılı dosyası, Banka kayıtları, ödeme dekontu, taraflar arasındaki sözleşme, ihtarname, tarafların ticari defter ve kayıtları, bilirkişi incelemesi, gerekirse keşif, tanık, yemin deliline dayanmıştır. Davalı vekili karşı delil olarak, Karşıyaka 1.İş Mahkemesi 2014/4 Esas sayılı dosyası, İzmir 23.İcra Müdürlüğü 2021/11 E. Sayılı dosyası, banka kayıtları ve ödeme dekontları, taraflar arasında imzalanan taşeronluk sözleşmesi, tanık, ticari defter ve kayıtlar, bilirkişi incelemesi, Yargıtay Kararları, Yemin deliline dayanmıştır. Tarafların anlaşamadıkları ve çözülmesi gereken hususların dava konusu uyuşmazlık ile ilgili mahkememizin yetkili olup olmadığı, davaya konu alacağın zaman aşımına uğrayıp uğramadığı, taraflar arasında imzalanan sözleşme kapsamında sözleşmeye konu işin davalıya anahtar teslimi şeklinde devrinin yapılıp yapılmadığı, davacı ile davalı arasındaki ilişkinin alt işveren asıl işveren statüsünde olup olmadığı, davacının ödemiş olduğu tutarı sözleşme kapsamında davalıdan talep hakkının bulunup bulunmadığı, davacının ödemiş olduğu tazminat ile ilgili kusuru oranında tazminattan sorumlu olup olmadığı, davacının talep hakkının bulunması halinde tazminatın tamamının mı yoksa ½’sini mi talep edebileceği noktalarında olduğu tespit edilmiştir. İzmir 23.İcra Müdürlüğünün 2022/11 Esas sayılı dosyası uyap üzerinden celbedilmiş, Karşıyaka 1.İş Mahkemesinin 2014/4 Esas sayılı dosyası uyap üzerinden celbedilmiştir. Mahkememizin 30/06/2022 tarihli duruşmasında davalı tanığı .... ve ....'nin beyanları alınmış, Dosyanın hesap bilirkişisine verilerek uyuşulamayan noktalar ile dava dışı işçiye taraflarca ödenen tazminat miktarları da dikkate alınarak davacının davalıya rücu edebileceği miktar bulunup bulunmadığı (hukuki takdir hakkı mahkememize ait olmak üzere sözleşme şartları ve kusur oranları dikkate alınarak alternatifli hesaplama yapılmak sureti ile), bulunmakta ise miktarının hesaplanmasının istenilmesine karar verilmiş, Bilirkişi .... tarafından sunulan 08/11/2022 tarihli raporda, 1.SEÇENEK OLARAK ; mahkeme tarafından davacı şirketin davalında, iş kazası sebebi ile ödemiş olduğu tazminatlardan kaynaklı rücu hakkının olduğu kanaatine varılmış ise ; davacı, İzmir 23.İcra Müdürlüğünün 2021/11 Esas sayılı takip dosyasında 520.683,34 TL toplam borçtan 210.184,00 TL ödeme yapıldığını iddiası üzerine, iş kazasında tarafların kusur oranları Karşıyaka 1.İş Mahkemesinin 2014/4 Esas ve 2020/290 sayılı kararı ile belirlendiği, kusur oranları, davacı şirket için % 25 , davalı şirket için ise % 10 olarak Belirlendiği, kusur oranları üzerinden hesaplama yapıldığında Toplam Borç : 520.683,34 TL, 260.341,67 TL davacı şirketin toplam borçtan payına düşen bedel olarak hesaplandığı, davacı şirketin, 01.02.2021 tarihinde 41.600 TL, 01.03.2021 tarihinde 41.600 TL, 01.04.2021 tarihinde 41.600 TL, 03.05.2021 tarihinde 41.600 TL, 01.06.2021 tarihinde 41.5600 TL ödeme yapıldığının tespit edilmesi sebebi ile ödeme tarihinden dava tarihine kadar yasal faiz üzerinden faiz hesaplaması yapılacağı, 208.000,00 TL Ana Para + 15.355,52 TL faiz olmak üzere toplam 223.355,52 TL, davacının davalı şirketten alacaklı bedeli olarak hesaplandığı, 2.SEÇENEK OLARAK ; mahkeme tarafından davacı şirketin davalında, iş kazası sebebi ile ödemiş olduğu tazminatlardan kaynaklı rücu hakkının olmadığı kanaatine varmış ise ; toplam 50 10055 520.683,34 - TL olarak hesaplandığı, e davacı şirketin kendi payına düşen rakamın 260.341,67 TL olduğu ve fazladan bir ödeme yapmadığı hatta 52.341,57 TL eksik ödemesinin olduğunun hesaplandığı bildirilmiştir. Taraflar arasındaki sözleşmenin incelenmesi sonrasında, davacı ile dava dışı şirket ile davalı arasında imzalanan sözleşme ilişkisinde, davacı ile dava dışı şirketin adi ortaklık vasfında olduğu bu itibarla iş bu davayı birlikte ikame edebilecekleri ya da diğer ortağın muvafakat vermesi gerektiği anlaşılmış ve davacı vekiline 10/03/2022 tarihli ara karar ile bu yönde süre verilmiştir. Davacı vekilince adi ortaklığın diğer ortağının davaya muvafakat verdiğine dair belge, verilen süre içerisinde sunulmuştur. Taraflar arasındaki sözleşme dikkate alındığında, davacı ve dava dışı şirketin oluşturduğu adi ortaklık ile davalı arasındaki ilişkinin asıl-alt işveren ilişkisi olup, taraflar iş kanunundan kaynaklanan yükümlülükler nedeniyle, dış ilişkide müteselsilen sorumludur. İç ilişkide ise, bu hususta nihai sorumluluğun hangi tarafa ait olduğu konusunda taraflar kendi aralarında sözleşme yapabilmektedir. TBK'nın 167. maddesinde “Aksi karşılaştırılmadıkça veya borçlular arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça, borçlulardan her biri, alacaklıya yapılan ifadan, birbirlerine karşı eşit paylarla sorumludurlar. Kendisine düşen paydan fazla ifada bulunan borçlunun, ödediği fazla miktarı diğer borçlulardan isteme hakkı vardır. Bu durumda borçlu, her bir borçluya ancak payı oranında rücu edebilir.” hükmüne yer verilmiştir. İşte müteselsilen sorumlu olan borçlular arasındaki iç ilişkide, bu konudaki sorumluluğun tamamen borçlulardan birine ait olacağı yönünde bir sözleşme yapılmış ise, tarafların serbest iradeleri ile düzenlemiş oldukları sözleşme hükümleri kendilerini bağlayacağından, dış ilişkide kanundan doğan teselsül gereğince borcu ödemiş olan müteselsil borçlunun, ödediği miktarın iç ilişkide borcun nihai yükümlüsü olan borçludan rücuen tahsilini talep edebileceği kabul edilmelidir. Taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 15. Maddesine göre “TAŞERON işyerinde çalıştıracağı işçilerin emniyet ve güvenlik içinde çalışmasını sağlayacak tüm tedbirleri eksiksiz almak ve işçileri ilgili mevzuat hükümlerine, ANA SÖZLEŞME'nin ekinde yer alan diğer güvenlik ve ilgili hükümlere uygun olarak seçip çalıştırmakla yükümlüdür. TAŞERON ve/veya istihdam ettiği şahısların işçi sağlığı, iş güvenliği ve iş yeri emniyet kurallarına, ANA SÖZLEŞME'nin ekinde yer alan diğer güvenlik ve ilgili hükümlere uymamalarından veya sair eylemlerinden meydana gelecek her türlü hasar, kaza ve iş kazalarından veya İŞ ORTAKLIĞI ve personeline veya üçüncü şahıslara iras olunacak her türlü zarar verici olaylara ilişkin maddi, manevi ve cezai sorumluluk TAŞERON'a aittr ve TAŞERON bu zarar ve ziyanları tazmin etmekle yükümlüdür. İŞ ORTAKLIĞI'nın bu nedenlerle ödemek ve tazmin etmek zorunda kaldığı bedeller ve uğradığı zararlara ilişkin rücu hakkı saklıdır.” Görüldüğü üzere, taraflarca imza altına alınan sözleşmeye göre, iç ilişkide söz konusu borçtan dolayı davalı sorumlu olup davacının ödediği bedeli davalıdan rücuen talep hakkı bulunmaktadır. Ancak, davacı tarafça dava 10.000,00-TL yönünden açılmış olup mahkememizce yukarıda yapılan açıklamalar ve taleple bağlılık ilkesi..." gerekçesi ile, davanın KABULÜ İLE, 10.000,00-TL alacağın 01/02/2021 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, verilen bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, cevap dilekçesinde ve yargılama sırasındaki tüm yazılı ve sözlü beyanların da belirttiği üzere her ne kadar davacı taraf işin tamamının anahtar teslim olarak devredildiğini iddia etmişse de taraflar arasında imzalanan sözleşmenin "5. SÖZLEŞMENİN KAPSAMININ TAM OLARAK ANLAŞILIP KABUL EDİLMESİ" başlıklı maddesinde "iş ortaklığı, ana sözleşme ile iş sahibi'ne karşı ifasını taahhüt ettiği işin, yukarıda açıklanan bölümünün yapımını taşerona tevdi etmiştir." denilmekte olduğunu, Karşıyaka 1.İş Mahkemesi 2014/4 Esas sayılı dosya ile yapılan yargılama sırasında alınan ve sayın mahkemece hükme esas alınan 17.04.2018 tarihli kusur raporunda, .....A.Ş. - .....Şti ortak girişim grubu ile müvekkil şirket arasında asıl işveren - alt işveren ilişkisinin bulunduğunun SGK kayıtları ve taraf beyanlarından anlaşıldığı tespit edildiğini Zira SGK Başmüfettişinin dosyada yer alan idari inceleme raporunda; .... - .... ortak girişim grubunun SGK nezdinde ambar inşaatı ile ilgili olarak iş yeri kaydının olduğu ve bu kayda bağlı olarak da .....A.Ş.'nin ortak girişim grubunun 1 numaralı taşeronu olarak tescilinin yapıldığı hususunun tespit edildiğini, ve bu tespit doğrultusunda İSG önlemlerini almak, denetimleri yapmak konusunda kusur izafe edildiğini, sözleşmeye göre davacı tarafın işten el çekmediğini, sözleşmenin "14. TAŞERONUN İŞİN YAPILMASI SIRASINDA UYACAĞI ESASLAR" maddesinde açıkça görüleceği üzere; el çekmek bir yana dursun, müvekkili şirketin hangi esas ve usullerde çalışacağının belirtildiğini, davacının emir ve talimatı altında olduğunun vurgulandığını ve hatta iş ortaklığının işe uygun olmayan işçilerin işine son vermeye yetkili olduğu dahi yer aldığını, sözleşmenin "15. İŞ EMNİYETİ VE ÖZEL SİGORTA" başlıklı maddesinde "...işçi sağlığı, iş güvenliği ve iş yeri emniyet kurallarına, ...meydana gelebilecek her türlü hasar, kaza ve iş kazalarından veya ...ilişkin maddi, manevi cezai sorumluluk taşerona aittir ve taşeron bu zarar ve ziyanları tazmin etmekle yükümlüdür." denildiğini, yine "25. İŞÇİ HAKLARI" başlıklı maddede çalışanların kazaya uğramasından dolayı tüm sorumluluğun taşerona yani müvekkil şirkete ait olduğunun belirtildiğini, yukarıda belirtilen her iki madde de davacı tarafın tamamen kendini sorumluluk hukuku açısından kurtarmaya yönelik olduğunu, asıl işverene yüklenen sorumluluk İş Kanunu md.2'de kesin ve açık bir şekilde ifade edildiğini ve emredici hüküm olduğunu, Zira Türk Borçlar Kanunu Md. 27- "Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür. Sözleşmenin içerdiği hükümlerden bir kısmının hükümsüz olması, diğerlerinin geçerliliğini etkilemez." hükmü yer almakta olup, kanun tarafından asıl işverene yüklenen sorumluluğun sözleşme ile kaldırılmasının mümkün olmadığını, Karşıyaka 1.İş Mahkemesi 2014/4 Esas sayılı dosya ile yapılan yargılama sırasında alınan bilirkişi raporunda davacının da içinde olduğu iş ortaklığına %20 oranında kusuru izafe edildiğini, bir tüzel kişiliği olmaması nedeniyle de kusurun hem davacı .....'ya hem de dava dışı ....'a %10 - %10 olarak şekilde paylaştırıldığını, davacı şirket ile dava dışı ... bir iş ortaklığı oluşturduğunu ve birlikte iş ve işlemleri yapmakta olduğunu, dolayısıyla da davacı alacaklı olduğunu iddia ettiği miktarların ancak 1/2'sini (yarısını) talep edebileceğini, yine davayı kabul anlamına gelmemek üzere, her ne kadar mahkemece 10/03/2022 tarihli ara kararı üzerine, davacı vekilince ara karar gereği adi ortaklığın diğer tarafı olan .... Şti.’nin açılan davaya muvafakat verdiğine dair belgeyi verilen kesin süre içerisinde ibraz etmiş ise de verilen belgenin mahkeme ara kararını karşılayacak nitelikte olmadığını zira bahsi geçen belgeyi düzenleyen ve imzalayan ....GRUBU yetkilisi....'ün aynı zamanda davacı ....A.Ş.'nin yönetim kurulu başkanı olduğunu, ortak girişim grubunun bir tüzel kişiliğinin bulunmadığını, ayrı tüzel kişilikleri bulunan iki ayrı şirketten birinin açmış olduğu davaya, ortak girişim grubundaki diğer şirketin tüzel kişiliğini temsilen yetkilisinin veya yetkililerinin düzenleyeceği belge ile muvafakat etmesi gerekli olduğunu ancak sayın mahkemeye sunulan belge incelendiğinde, ... grubu adına davacı şirket yönetim kurulu başkanının muvafakati imzaladığının görülmekte olduğunu dolayısıyla 10.03.2022 tarihli ara kararın gereği verilen kesin süreye rağmen yerine getirilmemiş olup, mahkemece 6100 sayılı HMK’nun 114/1-d ve 115/2 fıkraları uyarınca ehliyet dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmesi gerekirken hatalı şekilde karar verildiğini, davayı kabul anlamına gelmemek üzere, müvekkil şirket de dava dışı kazazede işçi .... tarafından başlatılan ilamlı icra takibi neticesinde haciz tehdidi altında kalınarak takip borcunun 1/2'sini ödemek mecburiyetinde kaldığını, Aliağa 2. Asliye Hukuk Mahkemesi 2021/586 Esas 2021/686 Karar sayılı dosya ile yapılan yargılama sonucunda GÖREVSİZLİK kararı verildiğini, Yine bununla beraber "Kararın niteliği bakımından harç, vekalet ücreti ve yargılama giderinin esas hakkındaki kararla birlikte görevli mahkemece değerlendirilmesine" karar verilmiştir. Fakat Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi 2022/51 Esas 2022/991 Karar sayılı dosya ile yapılan yargılama sonucunda mahkeme kararın gerekçesinde bu husustan hiç bahsetmediği gibi müvekkili davalı lehine vekalet ücretine hükmetmesi gerekirken yine hatalı karar verildiğini, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE: Dava, iş kazasına dayalı olarak rücuen tazminat istemine ilişkindir. İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır. ''...Adi ortaklık sözleşmesi, iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir (TBK 620/1. madde). Ortaklığın kararları, bütün ortakların oybirliğiyle alınır. Sözleşmede kararların oy çokluğuyla alınacağı belirtilmişse çoğunluk, ortak sayısına göre belirlenir (TBK 624. madde). Ortaklık için edinilen veya ortaklığa devredilen şeyler, alacaklar ve ayni haklar, ortaklık sözleşmesi çerçevesinde elbirliği hâlinde bütün ortaklara ait olur. Ortaklık sözleşmesinde aksine bir hüküm bulunmadıkça, bir ortağın alacaklıları, haklarını ancak o ortağın tasfiyedeki payı üzerinde kullanabilirler. Ortaklar, birlikte veya bir temsilci aracılığı ile, bir üçüncü kişiye karşı, ortaklık ilişkisi çerçevesinde üstlendikleri borçlardan, aksi kararlaştırılmamışsa müteselsilen sorumlu olurlar (TBK 638. madde). Kanun veya kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyeti, elbirliği mülkiyetidir. Elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı, ortaklığa giren malların tamamına yaygındır (TMK 701. madde). Elbirliği mülkiyetinde, ortakların hakları ve yükümlülükleri, topluluğu doğuran kanun veya sözleşme hükümleri ile belirlenir. Kanunda veya sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadıkça, gerek yönetim, gerek tasarruf işlemleri için ortakların oybirliğiyle karar vermeleri gerekir. Sözleşmeden doğan topluluk devam ettiği sürece, paylaşma yapılamaz ve bir pay üzerinde tasarrufta bulunulamaz. Ortaklardan her biri, topluluğa giren hakların korunmasını sağlayabilir. Bu korumadan bütün ortaklar yararlanır (TMK 702. madde). Mecburi dava arkadaşları, ancak birlikte dava açabilir veya aleyhlerine de birlikte dava açılabilir. Bu tür dava arkadaşlığında, dava arkadaşları birlikte hareket etmek zorundadır. Ancak, duruşmaya gelmiş olan dava arkadaşlarının yapmış oldukları usul işlemleri, usulüne uygun olarak davet edildiği hâlde duruşmaya gelmemiş olan dava arkadaşları bakımından da hüküm ifade eder (HMK 60/1). Belirtilen bu hükümlerin sonucu olarak dava açan adi ortaklar elbirliği mülkiyeti hükümlerine göre davada mecburi dava arkadaşı durumundadır. Adi ortaklıkta davanın tüm ortaklar tarafından açılması gereklidir. Birlikte dava açılmadığı takdirde diğer ortaktan davaya muvafakat alınması, muvafakat vermeyen ortak olursa onun hakkında da dava açılması ve bu suretle taraf teşkilinin tamamlanması gerekir. Aksi takdirde davanın dinlenme imkanı yoktur (YHGK'nın 17.01.1990 gün Esas 3-457, Karar 2 sayılı kararı). Açılan davaya muvafakatın sağlanması, olmadığı takdirde taraf teşkili için diğer adi ortağın davalı olarak davada yer almasının sağlanması yoluyla davanın görülebilir hale gelmesi şeklinde bir uygulamanın benimsenmesi, Anayasanın hak arama özgürlüğünü düzenleyen 36. maddesine uygun yorumla, hukukun ve adaletin amacını sağlamaya yönelik olan temel hukuk ilkeleri yönünden de bir zorunluluktur. Muvafakat etmeyen adi ortak aleyhine husumet yöneltilmesine imkan tanınmaksızın davanın reddi gerektiğinin kabulü; ortaklardan bir kısmının hak arama özgürlüğünün, diğer bazı ortakların insiyatif ve vicdanına bırakılması yanında, ortaklığın ve bu kapsamda ortaklardan bir kısmının haklarının hukuk önünde korunamayarak, uyuşmazlığın çözümsüz ve ortada bırakılabileceği anlamına gelir ki, bu da hukukun adaleti sağlama amacıyla hiçbir şekilde bağdaşmaz... ...Adi ortaklığın tüzel kişiliği olmadığı gibi taraf ehliyeti de bulunmamaktadır. Adi ortaklığın taraf olduğu işlemlerden doğan davaların tüm ortaklar tarafından açılması gerekir. Ortaklar arasında zorunlu dava arkadaşlığı mevcuttur. Bu halde adi ortaklık ile sözleşme yapılarak bu sözleşmeden kaynaklanan bedel talep edildiğinde davanın adi ortaklığı oluşturan tüm gerçek ya da tüzel kişiler tarafından açılması veya dava açmayan ortağın sözleşmeden doğan haklarını dava açan ortağa temlik etmesi ya da açılan davaya muvafakatinin sağlanması gerekir. İtirazın iptâli davaları da itiraz üzerine duran takibin devamı için açılan davalar olduğundan itirazın iptâli davası için geçerli olan muvafakat, icra takibine muvafakatı da kapsar. Muvafakatın temin edilememesi halinde ise taraf teşkili bakımından muvafakat vermeyen diğer ortak ya da ortaklar aleyhine asıl dava ile birleştirilmek üzere dava açtırılıp, açılacak davanın bu davayla birleştirilerek taraf teşkili sağlandıktan sonra için esasının incelenmesi gerektiği kabul edilmektedir...'' (Bknz. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 01.03.2022 tarih ve 2021/3455 Esas 2022/1085 Karar, Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 21.09.2020 tarih ve 2019/3674 Esas 2020/2487 Karar, Yargıtay 23.Hukuk Dairesi'nin 27.02.2014 tarih ve 2013/8432 Esas 2014/1407 Karar, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 08.10.2003 tarih ve 2003/12-574 Esas 2003/564 Karar sayılı ilamları) "...Adi ortaklık 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 620 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre “Adi ortaklık sözleşmesi, iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir. Adi ortaklık, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) kapsamında yer alan ortaklıklardan farklı olarak tüzel kişiliği haiz değildir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 51. maddesinde dava ehliyetinin medeni hakları kullanma ehliyetine göre belirleneceği düzenlenmiştir. Adi ortaklıkların, tüzel kişilikleri bulunmadığı için fiil ehliyeti ve taraf ehliyeti bulunmamaktadır. Bu nedenle adi ortaklık halinde yönetici ortağa dava açmaya özel yetki verilmesi halleri dışında adi ortaklığın fiil ve taraf ehliyetleri bulunmamaktadır. HMK’nun "Mecburi dava arkadaşlığı" başlıklı 59. maddesinde ise; "Maddi hukuka göre, bir hakkın birden fazla kimse tarafından birlikte kullanılması veya birden fazla kimseye karşı birlikte ileri sürülmesi ve tamamı hakkında tek hüküm verilmesi gereken hâllerde, mecburi dava arkadaşlığı vardır." hükmü düzenlenmiş bulunmaktadır. Mecburi dava arkadaşları, ancak birlikte dava açabilir veya aleyhlerine de birlikte dava açılabilir. Bu tür dava arkadaşlığında, dava arkadaşları birlikte hareket etmek zorundadır. Ancak, duruşmaya gelmiş olan dava arkadaşlarının yapmış oldukları usul işlemleri, usulüne uygun olarak davet edildiği halde duruşmaya gelmemiş olan dava arkadaşları bakımından da hüküm ifade eder (HMK'md. 60/1). Adi ortaklığın, tüzel kişiliği bulunmadığı için fiil ehliyeti ve taraf ehliyeti bulunmamaktadır. Adi ortaklık tarafından açılacak davalar bakımından, adi ortaklığı oluşturan kişilerin TBK’nun 638. maddesi uyarınca taraf olarak birlikte hareket etmeleri gerekmektedir. Diğer bir ifade ile adi ortaklığa ilişkin davaların ortakların hepsi tarafından birlikte ikame edilmesi veya açılan davada ortakların tamamının taraf olarak yer alması gerekir. Kısaca adi ortaklığın taraf olduğu hukuki işlem ve eylemlerde dava açma ehliyeti elbirliği mülkiyeti kuralları gereğince (6098 Sayılı TBK'nun 638., 818 Sayılı BK'nun 534., TMK'nun 702. maddeleri) mecburi dava arkadaşı olarak bütün ortaklar tarafından birlikte kullanılması gerekir. Taraf ehliyeti 6100 sayılı HMK 'nun 114/ 1-d maddesi uyarınca dava şartlarından olup yine aynı yasanın 115/1 maddesi gereğincede kamu düzenine ilişkin olduğundan taraflarca ileri sürülmese dahi kendiliğinden gözönüne alınmalıdır. Ancak yine aynı yasanın 115/2 maddesi gereğince dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verilmeli, bu süre içinde bu dava şartı noksanlığının giderilmemesi halinde davanın dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilmelidir. Adi ortaklık tarafından açılacak davaların, el birliği mülkiyeti kuralları gereğince bütün ortaklar tarafından birlikte açılması gerekir. Bütün ortaklar tarafından açılacak dava, adi ortaklık adına değil, bütün ortaklar adına açılır ve hüküm de ortaklar hakkında verilir. Aktif ve pasif taraf ehliyeti tüm ortaklara aittir. Adi şirket ortakları arasında mecburi dava arkadaşlığı bulunmaktadır. Bu açıklamalardan anlaşılacağı gibi adi ortaklık alacaklısına karşı açılacak davaya tüm ortakların katılımının sağlanması şarttır. Ortaklarca birlikte dava açılmadığı takdirde adi ortaklardan bir kısmınca açılan davaya dava açmayan diğer ortakların davaya katılımının ya da muvafakatlerinin sağlanması, olmadığı takdirde davanın dava şartı noksanlığı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekmektedir..." (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 17.02.2020 tarih ve 2019/6074 Esas 2020/1331 Karar sayılı ilamı) 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)'nun “İspat yükü” başlığını taşıyan 190. maddesinde; “(1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. (2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.” şeklinde düzenleme mevcuttur. Yukarıda belirtilen maddenin birinci fıkrasında, ispat yükünün belirlenmesine ilişkin temel kural vurgulanmıştır. Buna göre, bir vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran taraf ispat yükünü üzerinde taşıyacaktır. İkinci fıkrada ise, karinelerin varlığı hâlinde ispat yükünün nasıl belirleneceği düzenlenmiştir. Bilindiği üzere hakim, davada hangi vakıaların ispat edilmesini tespit ettikten sonra, bu vakıaların kimin tarafından ispat edilmesi gerektiği sorusuyla karşılaşır; buna ispat yükü denir. Kendisine ispat yükü düşen taraf için, bu bir yükümlülük(mükellefiyet) değil, sadece bir yüktür(külfettir). Taraf kendisinin ispat etmesi gerektiği vakıayı ispat edemezse karşı taraf ve mahkeme onu mutlaka ispat etmesini isteyemez, bilakis kendisine ispat yükü düşen taraf, o vakıayı ispat edememiş sayılır.(Kuru, Medeni Usul Hukuku, 2016, sy 319) 6100 sayılı Hukuk Muhakemesi Kanunu’nun (HMK) 201. maddesinde [1086 sayılı Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu (HUMK) m. 290] ‘Senede karşı tanıkla ispat yasağı’ başlığı altında; “Senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler ikibinbeşyüz Türk Lirasından az bir miktara ait olsa bile tanıkla ispat olunamaz.” hükmü düzenlenmiştir. Senede karşı ileri sürülen hukuki işlemlerin senetle ispatı zorunludur. Senede bağlı olan her çeşit iddiaya karşı defi (savunma) olarak ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler, ispat sınırından az bir miktara ilişkin olsa bile tanıkla ispat olunamaz; ancak senet (kesin delil) ile ispat edilebilir. Senede karşı senetle ispat zorunluğu da, 290. maddede açıkça yazılı olduğu gibi, ancak ispat edilecek iddianın hukuki işlem olması halinde uygulanır. Buna karşılık, senede karşı ileri sürülen iddia (savunma) bir hukuki fiil ise, bu hukuki fiil tanıkla ispat olunabilir (Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, 6. Baskı, s. 2325)...Hukuki fiil terimi, hukuki işlem teriminin karşıtıdır. Hukuki fiil de, hukuki işlem gibi hukuki sonuçlar doğurur. Bu bakımdan hukuki fiil, hukuken önemi olmayan diğer fiillerden ayrılır ve hukuki işleme yaklaşır (benzer). Fakat hukuki fiil, hukuki işlemden ayrıdır. Hukuki fiiller, ekseriya bir irade beyanını içermezler. İstisna olarak, hukuki fiil bir irade beyanını içerse bile, bu irade beyanı (hukuki işlemdeki gibi) belli bir hukuki sonuç doğurmaya yönelmiş değildir. Yani, hukuki fiiller, bir hukuki sonuç doğurmakla beraber, o hukuki sonucu doğurmak iradesiyle (amacıyla) yapılmaz. İşte, hukuki fiiller belli bir hukuki sonuç doğurmak iradesiyle yapılmadıkları ve hele bu irade beyanının karşı tarafa ulaşması şart olmadığı için, hukuki fiil (meselâ haksız fiil) hakkında senet alınması (düzenlenmesi) imkânsızdır. Bu nedenle, hukuki fiiller HMK’nın 200 ve 201. maddeleri (HUMK m. 288 ve 290) kapsamı dışında kalır; yani tanıkla ispat edilebilir. Uygulamada, hukuki fiil yerine daha çok maddi vakıa terimi kullanılmaktadır. Maddi vakıa terimi, hukuki fiil teriminin tam karşılığı olmadığı için, yanıltıcıdır. Hukuki işlemin içinde de maddi vakıalar vardır; başka bir deyimle, her hukuki işlem maddi bir vakıaya dayanır. Hukuki işlemin kendisi değil de, içindeki maddi vakıalar üzerinde durulursa, maddi vakıaların ispatı bahanesi ile hukuki işlemin tanıkla ispatı mümkün olduğu gibi yanlış bir sonuca varılabilir. Örneğin, bir borcu ödemek, maddi bir vakıadır. Fakat ödeme, bir borcu sona erdirmek amacıyla yapıldığı için, bir hukuki fiil değil, hukuki işlemdir. Bu nedenle, ispat sınırından bir borcun ödendiği, tanıkla ispat edilemez; ancak senet (kesin delil) ile ispat edilebilir. O hâlde, senetle ispat zorunluluğu olup olmadığını belirlerken, ispat edilmek istenen hususun maddi vakıa olup olmadığını değil, hukuki fiil mi yoksa hukuki işlem mi olduğunu araştırmak gerekir: Hukuki işlem ise tanıkla ispat edilemez; hukuki fiil ise tanıkla ispat edilebilir (Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, 6. Baskı, s. 2317 vd.)(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu' nun 04.02.2020 tarih ve 2017/13-543 Esas 2020/64 Karar sayılı Kararı) Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve özellikle taraflar arasında yapılan ve geçerli olan sözleşme gereğince davacı şirketin dava dışı işçiye ödediği iş kazası tazminatını davalı şirketten talep edebileceğine, yargılamada eksiklik bulunmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına göre; kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 29/12/2022 tarih ve 2022/51 Esas 2022/991 Karar sayılı hükmü usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-İstinaf başvurusu sırasında alınması gereken 732,00.TL istinaf karar harcından peşin olarak alınan 179,90.TL harcın mahsubu ile bakiye 552,10.TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf başvurusu sırasında davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından davacı lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 5-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ikmali ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 362/(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere 18/06/2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.