Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2023/596 E. 2026/1479 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2023/596
- Karar No
- 2026/1479
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2023/596 KARAR NO : 2026/1479
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 16/12/2021 NUMARASI : 2019/416 Esas 2021/866 Karar DAVA : ALACAK KARAR TARİHİ : 18/06/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 18/06/2026
İzmir 6. Asliye Hukuk Ticaret Mahkemesi'nin 2019/416 Esas ve 2021/866 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından ayrı ayrı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''...Davacı vekili Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesine verdiği dava dilekçesinde özetle; müvekkili firmanın 2015 yılı Aralık ayından 2017 yılı sonuna dek davalı ... AŞ'ye ait alışveriş merkezi ve şubelerine, çeşitli kalemlerde yaş ve kuru meyve ve sebze tedariki sağladığını ancak şu an taraflar arasında herhangi bir ticari ilişki bulunmadığını, davalı firmaya teslim edilen ürünlerin müvekkili tarafından faturalandırıldığını ve cari hesap şeklinde ticaret yapıldığını, kanuna aykırı olarak asıl ve büyük firma olma durumunu kötüye kullanarak davalı yanca "ciro primi, kasa yıkama bedeli, nakliye bedeli, denetim bedeli, analiz bedeli, mağaza açılış bedeli, fiyat farkı, miktar farkı, reklam, iade bedeli ve benzeri" ve açıklamasız olarak faturalar kesildiğini ve işbu faturaların cari alacaktan düşülerek ödemeler yapıldığını, çeşitli isimler altında taraflarına gönderilen ve cari hesaptan düşülen söz konusu faturaların ve bunlara ilişkin bedellerin kanuna aykırı olduğunu, Tedarik ve Genel Satın Alma Sözleşmeleri'nde yer alan "ciro primi, analiz bedeli ve benzer faturaların düzenlenmesine imkan veren düzenlemenin" 6585 sayılı Perakende Ticareti'nin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 6. Maddesinde yer alan emredici kanun hükmüne aykırı olduğunu ve düzenlemenin TBK M.27 hükmü uyarınca kesin hükümsüz olduğunun açık olduğunu, davalının emredici hükümde olan kanun maddelerine aykırı olarak çeşitli kalemler altında müvekkilinden yasal olmayan kesintileri taraflarına fatura ettiğini ve cari hesaptan düştüğünü, büyük mağaza ve zincir mağazalarının küçük çapta tedarikçilerden aldığı ürünlere ilişkin olarak yapabileceği kesintierin yasal olması gerektiğini, ürünün talebini doğrudan etkileyecek nitelikte olması gerektiğini, davalı yanca müvekkilinden talep edilen bedellerin hiçbirinin yasal unsurları taşımadığını, ürünün talebini doğrudan etkilemediği gibi yasal unsurları da barındırmadığını bildirerek müvekkili şirketten yasaya aykırı olarak yapılan kesintilere ilişkin fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000,00 TL alacağın dava tarihinden itibaren faizi ile birilkte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; ...A.Ş'nin ... A.Ş tarafından satın alındığını, 31.08.2018 tarihi itibariyle ...A.Ş'nin müvekkili şirket ile birleştiğini ve bu hususun Ticaret Sicil Müdürlüğüne tescil edildiğini, dolayısıyla devralma yoluyla gerçekleşen birleşme neticesinde ...A.Ş'nin tüm aktif ve pasifleri ile birlikte devrolması nedeniyle ticaret sicil kaydı resen terkin olunmakla tüzel kişiliği ortadan kalktığından davalı tarafın ... A.Ş olarak düzeltilmesini talep ettiklerini, taraflar arasındaki sözleşme gereği müvekkili şirketin defter ve kayıtlarının esas alınması gerektiğini, ilgili düzenlemeler çerçevesinde müvekkili şirketin ticari defter ve kayıtlarının tek delil olarak kabul edildiğine ilişkin olarak tarafların mutabık olduklarını, taraflar arasındaki sözleşme gereği sözleşmeden doğan uyuşmazlıkların çözümünde İzmir mahkemeleri ve icra dairelerinin yetkili olduğunu, davanın yetkisiz Karşıyaka Mahkemelerinde açıldığını, davacının 2015 yılından beri süre gelen bir ticari ilişki gereği kesilen ve bugüne kadar herhangi bir itirazda bulunmadığı faturalara kötüniyetli olarak itiraz ettiğini, davacının basiretli tacir olarak söz konusu sözleşmeyi ve yıllık anlaşma formunu imzaladığını ve 2015 senesinden bu yana bu faturalara ilişkin herhangi bir itirazda bulunmadığını, davalı tarafın sebze ve meyve tedariki ile ilgili olarak sadece müvekkili şirketle çalışan bir şirket olmadığını, müvekkili şirket dışında piyasada başka firmalara da mal verdiğini, dolayısıyla davacının kayıtlarına işlediği faturaların davacı tarafından kabul edilen faturalar olduğunu, davacı tarafın iddialarının aksine müvekkili davalı tarafından kesilen bir kısım faturaların kanuna aykırı olduğu iddiasının gerçek dışı olduğunu, Perakende Ticaretin Düzenlenmesi hakkında Kanun ve Sebze ve Meyveler ile Yeterli Arz ve Talep Derinliği Bulunan Diğer Malların Ticaretinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun ile alıcının tedarikçiden ürün talebini doğrudan etkilemeyen herhangi bir bedel talep edilemeyeceğini ve ürün bedelinden herhangi bir kesinti yapılamayacağını hükme bağladığını, müvekkili şirket tarafından davacı şirkete kesilen, ticari ilişkiye ve yasaya uygun olan faturaların 68585 sayılı yasanın 6. Maddesine aykırı olmadığının objektif bir inceleme ve değerlendirme ile görüleceğini, amacın tedarikçiyi hiçbir menfaat elde etmediği, hizmet almadığı suni bedelleri ödemekten korumak olduğunu ancak gerçekten hizmet aldığı durumlarda ise bu hizmetlerin bedelini ödenmesi gerektiğinin düzenlendiğini, müvekkili şirket tarafından kesilen hiçbir faturanın gerek kanuna, gerekse taraflar arasındaki sözleşme ve ticari teamül hükümlerine aykırılık teşkil etmediği gibi, kesilmiş olan faturaların ticari hayatın olağan akışına uygun ve müvekkili şirket tarafından davcıya nakliye, kasa yıkama v.b. hizmetlerin sağlanması nedeniyle kesilmiş ve bizzat davacı tarafından kabul edilerek cari hesaba işlen faturalar olduğunu, müvekkili şirketin davacıya hiçbir borcunun bulunmadığını, mahkeme huzurda alacak talebine konu edilen tutarın davacı şirketin haksız olarak talep ettiği ve hiçbir şekilde ispat edemeyeceği mesnetsiz bir iddiadan ibaret olduğunu, davacı şirketin alacak talebinin hukuki dayanağının bulunmadığını, alacaklı olduğunu iddia eden davacının bu mesnetsiz iddiasını ispatla mükellef olduğunu bildirerek davacı tarafın haksız ve mesnetsiz davasının reddine karar verilmesini talep etmiştir. Dosya Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/422 Esas 2018/542 Karar sayılı yetkisizlik kararı sonucu mahkememize tevzi edilmiştir. Genel Satın Alma sözleşmesi başlıklı 01/07/2015 tarihli sözleşme örneğinin incelenmesinde; sözleşmenin ... A.Ş'nin tedarikçiden satın alacağı ürünlerin satın alma koşulları ve sözleşmeye aykırılık halinde uygulanacak çerçeve hükümlerini belirlemek amacıyla düzenlendiği, tedarikçi anlaşma formu başlıklı 6.2.1. maddesinde tedarikçi anlaşma formunda belirlenen sürelerde belirlenen yüzdelik üzerinden hesaplanacak ciro pirimi alacaklarının tedarikçiye düzenleneceği düzenlemesinin bulunduğu, sözleşmede tedarikçinin davacı şirket olduğu belirlenmiştir. Davaya konu edilen ciro pirimi, kasa yıkama bedeli, nakliye bedeli, denetim bedeli, analiz bedeli, mağaza açılış bedeli, fiyat farkı, miktar farkı, reklam, iade bedeline ilişkin davacı cari alacağından yapılan kesintilere ilişkin dava konusu alacağı talep şartlarının mevcut olup olmadığı ve uyuşmazlık konusunda taraf kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesine karar verilmiş, bu yönde davacı tarafın defter ve kayıtları üzerinde talimat mahkemesi yoluyla bilirkişi incelemesi yaptırılmış, dosyaya verilen SMM bilirkişinin 11.07.2019 tarihli raporunda; davacı firmanın davalı firma adına tedarikçi firma olarak 2015 yılında çalışmaya başladığı ve 2017 yılı sonuna kadar çalışmaya devam ettiği, fakat 2018 ve 2019 yıllarında sadece alacağın devri nedeniyle cari hesap bakiyesi devrettiği, davacıya ait 2015, 2016, 2017 , 2018 ve 2019 yıllarına ait yasal defterlerin açılış ve kapanış tasdikine ilişkin beratlarının zamanında yapıldığı, 2015 yılı Kasım ayında 668.995,08TL'lik satış yapılıp davalı firma tarafından toplam tutarı 16.296,52TL lik muhtelif faturalar mahsup edilerek 652.698,56TL alacak ile kapattığı, 2016 yılında 2015 yılından devreden bakiyeye ilave olarak 7.532.050,77TL lik satış yaptığı, 7.601.974,26TL tutarında ödeme ve fatura mahsubu yapılarak 582.775,04 TL alacaklı olarak kapattığı, 2017 yılında 2016 yılından devreden bakiyeye ilave olarak 4.206.214,91 TL tutarında satış yaptığı, 4.788.038,72 TL tutarında ödeme ve fatura mahsubu yapılarak 951,23 TL alacaklı olarak kapattığı, 2018 yılında devreden 951,23 TL ye karşılık 100,98 TL tahsilat yaptığı ve 850,25 TL alacağın 2019 yılına devrettiği, halen aynı miktarda alacaklı olduğunun görüldüğü, davacı firmanın dava konusu yaptığı ciro pirimi ve kasa yıkanma bedellerine ait faturaları kanuni defterlerine gider ve maliyet olarak işlediği ve davalı firmaya ait alacağından mahsup ettiği, ciro pirimi ve kasa yıkama bedeli gibi bedellere ilişkin faturaların düzenlenmesinde Katma Değer Kanunu, Vergi Usul Kanunu ve Kurumlar Vergisi Kanunu açısından herhangi bir sakıncanın olmadığını, davacının 2016 ve 2017 yıllarına ait itiraz konusu yaptığı ciro primi ve kasa yıkama bedellerine ait faturaları kabul ettiği ve yasal defterlerine işlediği, davacı firmanın yasal defterlerinde 2017 yılında çalıştığı diğer firmalardan da ciro primine ait faturaların bulunduğu, davalı tarafın davalı taraf ile imzaladığı tedarikçi sözleşmesinin 6.2.1 maddesinde ciro primi ile ilgili madde konulduğu ve imzalandığı, davacının dava konusu faturalar için TTK / 21 maddesindeki sürelerde bir itirazının bulunmadığı, Ekim 2017'den sonra satış yapılmadığı alacaklarının büyük bir kısmı tahsil edildikten sonra dava açıldığının görüldüğü, itiraz edilen faturaların taraflar arasında düzenlenen sözleşme hükümlerine göre kabul edilmesine aykırı bir durum olmadığının sonuç ve kanaatine varıldığı bildirilmiştir. Davalı taraf defter ve kayıtları üzerinde yaptırılan bilirkişi incelemesi sonunda, SMM bilirkişi tarafından verilen 18.11.2019 tarihli raporda; davalının şekil şartlarına uygun olarak tutulmuş olan bu nedenle delil olarak kabul edilen ticari defterlerinin e-defter niteliğinde olduğunu, davacı ile ile davalı arasındaki ticari ilişkinin 2015 yılından başlayarak 2017 yılı sonuna kadar devam ettiği, 15.01.2018 tarihinde davacının bakiye borcu olan 100,98 TL'yi ödemesiyle cari hesabın kapandığı, davacının davalının kendisinden kesmiş olduğu ciro primleri ve kasa yıkama bedellerine ait faturalara itiraz ederek iadesini istediği, davacı ile davalı arasında imzalanan 01.07.2015 tarihli genel satın alma sözleşmesinin 6.2.1 maddesinde TAF'da belirlenen sürelerde TAF'a belirlenen yüzdelik oran üzerinden hesaplanacak ciro primi faturaları tedarikçiye düzenlenecektir" demekte olduğu, TAF sözleşmesinde bu oranın %4 olduğu , faturaların bu oran üzerinden düzenlendiği, davacının kesilmiş ve kendilerine gönderilmiş ve davalının kayıtlarındaki tutarı 465.847,76 TL olan bu ciro primi faturalarını davacının kabul etmediğine ilişkin bir itirazın dosyada bulunmadığı, davacının kesilmiş ve kendilerine gönderilmiş ve davalının kayıtlarındaki tutarı 92.185,84 TL olan kasa yıkama faturalarını davacının kabul etmediğine ilişkin bir itirazın da dosyada bulunmadığı, davacının fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla davalıdan talebinin 10.000,0 TL olduğunun bildirildiği görülmüştür. Aşamada davacı vekili 23/12/2019 tarihli dilekçesi ile talep edilen alacak miktarını 558.033,60TL olarak ıslah ettiklerini bildirmiştir. Davacı defterlerini inceleyen bilirkişiden davalı kayıtlarında tespit edilen 2015 yılına ait faturanın davacı kayıtlarında mevcut olup olmadığı hususunun tespiti yönünde ek rapor alınmasına karar verilmiş, SMM bilirkişi 12/01/2021 tarihli ek raporunda dosyada bulunan ve davalı tarafa ait kayıtlar incelenerek düzenlenen bilirkişi raporunun incelendiği, davacı tarafa ait kayıtların tekrar kontrol edildiği, davalı tarafından düzenlenen ve davalı tarafa ait inceleme raporunda tespit edilen 2015 yılına ait 17/12/2015 tarihli B 933851 no.lu faturanın davacı tarafından kabul edilerek defter kayıtlarına işlendiğinin tespit edildiği, davalı tarafa ait inceleme raporu ile tespit edilen 2017 yılına ait iki adet kasa yıkama faturasının davacı kayıtlarında bulunmadığı, toplamda 10.314,14 TL farkın bu faturalardan kaynaklandığı, dosya içerisinde davacının dava konusu faturalar için TK 21.maddesindeki sürelerde bir itirazının bulunmadığı bildirilmiştir. Davacı tarafa ait 2017 yılı Haziran ve Temmuz dönemine ait BA ve BS formları celp edilmiş, davacı kayıtlarını inceleyen bilirkişi raporunda belirtilen iki adet kasa yıkama faturasına ilişkin 13/06/2017 tarihli 5.001,31 TL ve 26/07/2017 tarihli 5.312,83 TL lik faturaların BA ve BS formlarında belirtilmediği anlaşılmıştır. Dosyaya toplanan deliller alınan bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından; Somut olayda davacı tarafça ... A.Ş 'ye 2015 yılı Aralık ayından 2017 yılı sonuna kadar yaş ve kuru meyve ve sebze tedariki sağlandığı, davalı yanca ciro pirimi, kasa yıkama bedeli, nakliye bedeli, denetim bedeli, analiz bedeli, mağaza açılış bedeli, fiyat farkı, miktar farkı, reklam, iade bedeli ve benzeri şekilde açıklamasız olarak faturalar kesilerek cari alacaktan düşülmek suretiyle ödemeler yapıldığı, cari hesaptan düşülen faturaların ve bedellerinin 6585 ve 5957 Sayılı Kanunlara aykırı olduğu bildirilerek yapılan kesintilere ilişkin olarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000,00 TL nin tahsiline yönelik iş bu davanın açıldığı, aşamada davanın 558.033,6 TL olarak ıslah edildiği, taraflar arasındaki tedarikçi anlaşma formu 6.2.1.maddesinde ciro pirimi faturalarının tedarikçiye düzenleneceğinin kabul edildiği, alınan bilirkişi raporuyla davacı tarafın 2016 ve 2015 yılı arasında ciro pirimi ve kasa yıkama bedeline ilişkin faturaları yasal ticari defterlerine işlediği nazara alındığında davalının belirtilen faturalardaki hizmetleri verdiğinin ve bu faturaların davacı tarafça benimsendiğinin kabulünün gerektiği, söz konusu faturaların taraflar arasındaki ticari ilişki çerçevesinde düzenlenebilecek faturalar niteliğinde olduğu ve bunlarla ilgili davalı tarafça yapılan kesintilerin taraflar arasındaki sözleşme kapsamına uygun olduğu, davalı kayıtlarında mevcut olup davacı kayıtlarında mevcut olmayan 13/06/2017 tarihli 5.001,31 TL ve 26/07/2017 tarihli 5.312,83 TL lik kasa yıkama bedeli faturalarına ilişkin hizmetin davalı tarafça verildiği hususunun ise sübut bulmadığı..." gerekçesi ile, Davanın kısmen kabulü ile; 10.314,14-TL nin (10.000,00-TL sine dava tarihinden 314,14-TL sine 18/02/2020 tarihinden itibaren ) yasal faizi ile birlikte davalı taraftan tahsili ile davacı tarafa verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş, verilen bu karara karşı davacı vekili ile davalı vekili tarafından ayrı ayrı istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kısmen red kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, davanın emredici hukuk kuralı olan 6585 sayılı yasanın 6. Maddesi ve Sebze Ve Meyve Ticareti Ve Toptancı Halleri Hakkında Yönetmelik'in 34. maddesinin 11. bendine dayanmakta olduğunu, 6585 sayılı Perakende Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 6. Maddesinde; (1) Büyük mağaza ve zincir mağazalar ile bayi işletme ve özel yetkili işletmeler; üretici veya tedarikçiden mağaza açılışı ve tadilatı, ciro açığı, banka ve kredi kartı katılım bedeli ve benzeri adlar altında ürün talebini doğrudan etkilemeyen herhangi bir prim veya bedel talep edemez.(2) Birinci fıkrada sayılan perakende işletmeler, satışa konu ürünün talebini doğrudan etkileyen reklam, anons veya raf tahsisi gibi hizmetlerden dolayı üretici veya tedarikçiden, sözleşmede türü ve oranı belirtilmedikçe prim ya da bedel talebinde bulunamaz. Bu hâlde, prim veya bedel talebinin sözleşme süresiyle sınırlı olması ve prim ya da bedel talebine konu olan ürünün sözleşme süresince rafta satışa sunulması zorunludur." ve Sebze Ve Meyve Ticareti Ve Toptancı Halleri Hakkında Yönetmelik'in 34. maddesinin 11. Bendinde;"Toptan veya perakende satmak üzere üretici, üretici örgütü, komisyoncu veya tüccardan mal satın alanlar, satın alınan malların alış bedelinden kanuni kesintiler dışında reklâm, stant, zayi ve diğer gerekçelerle herhangi bir kesinti yapamaz." denilmekte olduğunu, benzer konulu Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi 2017/119 Esas sayılı dosyasında alınan ve dosyaya sunulu Ticaret Hukuku öğretim görevlisi .....ve Mali Müşavir .... tarafından düzenlenen raporda, davaya konu faturaların yukarıda saydığımız emredici hukuk kurallarına aykırı olduğu açıkça tespit edildiğini ancak mahkemece söz konusu faturalar emredici hukuk kurallarına aykırı olmasına rağmen faturalara itiraz edilmemiş olması, ticari hayata ve sözleşmeye uygun faturalar olması nedeniyle davayı reddettiğini, kanun koyucunun ciroyu etkilemeyen değil, ürün talebini doğrudan etkilemeyen tüm kesintileri hukuksuz kabul ettiğini, Tedarik ve Genel Satın Alma Sözleşmeleri'nde yer alan " ciro primi, analiz bedeli v benzer faturaların düzenlenmesine imkan veren düzenlemenin" 6585 sayılı Perakende Ticareti'nin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 6. maddesinde yer alan emredici kanun hükmüne aykırı olduğunu ve düzenlemenin TBK m. 27 hükmü uyarınca kesin hükümsüz olduğunu, mahkemenin fahiş hatalı gerekçeli karar oluşturduğunu, 6585 sayılı Yasanın yürürlük tarihi 14.01.2015 olsa dahi, diğer dayanılan Sebze Ve Meyve Ticareti Ve Toptancı Halleri Hakkında Yönetmelik'in 07.07.2012 yürürlük tarihli olmasının göz ardı edildiğini, davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kısmen kabul kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, mahkemece uyuşmazlık konusunun doğru tespit edilmiş ise de gerekçeli kararda talebini aşar nitelikte karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, uyuşmazlıkta müvekkili şirket tarafından davacı şirket aleyhine düzenlenilen faturaların incelenerek 6585 Sayılı Kanun' a uygunluğunun tespit edilmesi olduğunu, mahkemenin kısmen kabul gerekçesi olarak gösterilen hususun, cari hesaba dayalı olarak bir alacak davasının konusu olabileceğini, mahkeme kararının gerekçesinde belirtilen faturalar nedeniyle müvekkil şirketin sorumlu tutulmasının mümkün olmadığını, 2017 yılına ait 2 adet kasa yıkama faturasının davacı kayıtlarında bulunmadığı, toplam 10.314,14.TL farkın bu faturalardan kaynaklandığı, işlenmeyen faturaların ilgili dönem BA formlarına da dahil edilmediği tespit edilmiş ise de, davacının önceki aylarda kesilen kasa yıkama bedellerine ait faturaları kayıtlarına aldığının bilirkişi raporu ile tespit edildiğini, davacının bu yönde bir hizmet aldığının kanıtlandığını, nitekim davacı ile aynı iddialarla müvekkili şirket aleyhine ikame edilen Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/119 Esas ve 2018/423 Esas sayılı dosyaları ile görülen davalarda; ciro primi, kasa yıkama bedeli gibi faturaların içerikleri gereği ticari hayata ve satış pazarlama sektöründe düzenlenen olağan fatura çeşitlerinden olduğu, ticari hayatın gereği düzenlenebilecek olağan faturalar olabileceği ve düzenlenen faturaların içerikleri gereği 6585 sayılı Kanun kapsamı dışında değerlendirilmesi gerektiği, bu faturalar nedeniyle ürün bedelinden yapılan kesintinin sözleşmeye ve hukuka uygun olduğu kanaatine varılarak hüküm tesis edildiğini, faturalar nedeniyle müvekkili şirketin sorumlu tutulmasının mümkün olmadığını, mahkeme kararının kendi içinde çelişkili olduğunu, davacının talep ve iddiasının 6585 sayılı Kanun'a aykırılık olduğunu, bu hususun mahkemece yapılan uyuşmazlığın tespitinde de açıkça belirtildiğini, mahkemenin talebi aşar nitelikte karar verdiğini, davanın tümden reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE: Dava, mal tedarik sözleşmesinden kaynaklanan ürün bedelindeki kesintilerin haksız olduğu iddiasına dayalı alacak istemine ilişkindir. İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır. TMK'nın 6. maddesinde ''Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.'' denmektedir. İspat yükü başlıklı HMK'nın 190. maddesi " (1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. (2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir. " şeklinde düzenlenmiştir. “Ticari defterlerin ibrazı ve delil olması” başlıklı 222. maddesi ; “(1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir. (2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. (3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz. (4) Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur. (5) Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır”. Şeklinde düzenlenmiştir. 28/07/2020 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 7251 sayılı Kanunun 23. maddesi ile yapılan değişiklik ile HMK’nın 222. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi” ibaresi “diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi” şeklinde değiştirilmiş ve fıkraya birinci cümleden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir: “Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz”. "..YİBBGK'nın 27.06.2003 tarih ve 2001/1 E., 2003/1 K. sayılı ilamında da açıklandığı üzere; Bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içerdiği bilgilere itiraz etme hakkına sahiptir. Aksi taktirde faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır. Bu hüküm, fatura içeriğinden kabul edilen hususlara ilişkin olarak, faturayı düzenleyenin lehine; adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirmektedir. Bu karine, faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır. Diğer anlatımla, fatura, düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi, kendisi faturayı düzenlemediği halde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir. Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani, faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi TTK'nın 23. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen ve yukarıda ayrıntısı açıklanan bu karineden kaynaklanmaktadır. Buna göre; fatura düzenleyen tacirin anılan karineden yararlanabilmesi için fatura tanzim edenle, adına fatura tanzim edilen arasında akdi ilişki bulunması, faturanın akdin ifasıyla ilgili olarak düzenlenmesi gerekir. Fatura sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerekir. TTK'nın 23. maddesinin 2 ve 3. fıkrasındaki karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir. İkinci fıkra gereği sekiz gün içinde faturaya itiraz edilmesi durumunda fatura münderecatının doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerekir. Taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa, düzenlenen belge fatura değildir. Bu belge, belki icap olarak kabul edilebilir ki, buna itiraz edilmemesi, anılan 23/2. madde hükmü anlamında sonuç doğurmaz. Öte yandan, sadece faturanın tebliğ edilmiş olması akdi ilişkinin varlığını ispatlamaz. Karşı tarafın akdi ilişkiyi inkâr etmesi halinde tacir, öncelikle akdi ilişkiyi başkaca delillerle ispatlamalıdır. Akdi ilişkinin ispatlanamaması halinde faturanın anılan fonksiyonundan yararlanma imkanı yoktur. Faturanın ispat aracı olması, ancak niteliği gereği faturaya geçirilmesi gereken bilgiler (olağan içerik) hakkında geçerlidir. Sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak düzenlenen faturanın şekli ve kapsamının ne olması gerektiği konusunda, Türk Ticaret Kanununda özel bir hüküm bulunmamakta, anılan yasanın 23. maddesinde neyi ifade ettiği açıklanmaksızın faturanın münderecatından söz edilmektedir. Faturanın zorunlu içeriği ve şekil şartlarına ilişkin ayrıntılı düzenleme Vergi Usul Kanunu'nda yer almaktadır. Faturanın olağan içeriği, akdin ifası ile ilgili hususlarla sınırlıdır (VUK m.230). Dolayısıyla, faturanın içeriği, faturanın bu temel niteliğine uygun olmadığı taktirde, sekiz günlük itiraz süresinin geçirilmesi bu hususları yazılı delil haline getirmez. Faturaya itiraz, faturanın teslim alındığı tarihten itibaren sekiz gün içinde yapılmalıdır. İtirazın sekiz gün içinde karşı tarafa varması şart değildir. Sekiz günlük süre, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi değildir. Sadece ispat yükünün yer değiştirmesi açısından önem taşır. Sekiz günlük süre içinde itiraz edildiği taktirde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunu ispat külfeti faturayı veren tarafa ait iken, sekiz günlük sürenin geçmesinden sonra itiraz edilmesi halinde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığını ispat külfeti faturayı alan tarafa ait olur. Faturayı alan her türlü delille bu külfeti yerine getirebilir. (Geniş bilgi için Bkz: Prof. Dr. Sami Karahan, Ticari İşletme Hukuku, 23. Baskı, Eylül 2012, Konya; Sh 111 vd.) TTK'nın 23/2. maddesi uyarınca tebliğe rağmen faturayı süresinde itiraz ve iade etmeyerek, ticari defterlerine borç kaydeden tacir, fatura münderecatını aynen kabul etmiş ve faturayı gönderen taraf, faturaya dayalı bu alacağının varlığını TTK'nın 84. ve 85. madde hükümleri (HMK 222) uyarınca ispatlamış olur." (Yargıtay 23.Hukuk Dairesi'nin 2014/10398 Esas ve 2015/140 Karar sayılı ilamı)"...I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 25.04.2013 tarihinden beri davalı ... A.Ş.'ne ait alışveriş merkez ve şubelerine yeşil sebze ve meyve tedariki yaptığını, davalı firmaya teslim edilen ürünlerin müvekkili tarafından faturalandırıldığını ve cari hesap şeklinde ticaret yapıldığını, davalının kanuna aykırı olarak, asıl ve büyük firma durumunu kötüye kullanarak kestiği ciro primi, kasa yıkama bedeli, nakliye bedeli, denetim bedeli, analiz bedeli ve açıklamasız çeşitli kalemler altında faturaları cari alacaktan düşerek ödemeler yapıldığını, büyük mağaza ve zincir mağazaların, küçük çapta tedarikçilerden aldığı ürünlere ilişkin olarak yapabileceği kesintilerin yasal, ürün talebini doğrudan etkileyecek nitelikte olması gerektiğini, davalı yanca müvekkilden talep edilen bedellerin hiçbir yasal unsuru taşımadığını, ürün talebini doğrudan etkilemediğini, yasal unsurları barındırmadığını, müvekkili tarafından davalıya tedarik edilen ürünlerin ve davalı yanca müvekkile yasaya aykırı fatura edilen ve yapılan kesintilerin dökümlerinin her iki tarafın ticari kayıtları incelendiğinde netlik kazanacağını ileri sürerek davalı tarafça yasa ve usule aykırı olarak faturalandırılan ve müvekkilinden yasaya aykırı yapılan kesintilerin şimdilik 10.000,00 TL'lik kısmının dava tarihinden itibaren faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiş, ıslah dilekçesi ile talebini 805.644,16 TL'ye yükseltmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; tacir olan taraflar arasında müzakere edilerek imzalanan Tedarik ve Genel Satın Alma Sözleşmesi ile tarafların hak ve yükümlülüklerinin düzenlendiğini, sözleşmenin “Ödeme” başlıklı 4.2 maddesinde müvekkilinin sözleşmeden kaynaklanan ve tedarikçiye fatura ettiği herhangi bir alacağını tedarikçiye yapılacak ödemeden mahsup etme hakkına sahip olduğunun, tedarikçinin ... tarafından yapılacak mahsup işlemini öğrenme tarihinden itibaren 10 takvim günü içerisinde itirazını destekleyen belgeler ile itiraz edebileceğinin, itiraz olmama veya itirazın belgelerle desteklenmediği durumda mahsup işlemini kabul etmiş sayılacağının hükme bağlandığını, davacının üzerinde düşen yükümlülükleri yerine getirmediğini, süresinde itirazını destekleyen belgeler ile birlikte mahsup işlemine itiraz etmediğini, sözleşmenin 4.3. maddesi uyarınca, tedarikçinin aralarındaki hesap özetlerinin teyidi gereği, 3 aylık periyotlarda ... ile hesap mutabakatı imzalayacağını kabul ve taahhüt ettiğini, hesap özetlerine ilişkin mutabakat tutarında farklılık bulunması halinde, söz konusu farkın ... ve tedarikçi tarafından düzenlenen hangi faturalardan kaynaklandığı tespit edilerek mutabakata ek olarak raporlanacağı, tedarikçi 3 aylık peryotlar halinde mutabakatı sağlamadığı takdirde hesap özeti ve cari hesaplara ilişkin farklılıklarda, ...'nın cari kayıtlarının esas alınacağını kabul etiğini, davalı şirketin ticari defter ve kayıtları esas alınarak hüküm kurulması gerektiğini, davacının ticari defter ve kayıtlarının delil olarak sunumunu kabul etmediklerini, sözleşmede davacının itiraz ettiği bir kısım faturaların davalı şirket tarafından düzenleneceğinin açıkça kararlaştırıldığını, bu kapsamda davacının itiraz ettiği ciro primi, analiz bedeli vs. tüm faturaların düzenleneceği davacının da kabulü dahilinde iken davacının haksız ve kötü niyetle alacak talebinde bulunarak davayı açtığını, davacının iddialarının soyut nitelikte olduğunu, dava dilekçesinde haksız olduğu belirtilen faturaların hangi faturalar olduğunun açıkça belirtilmediğini, müvekkili tarafından düzenlenen tüm faturaların davacıya tebliğ edildiğini, davacının bilgisi dahilinde olduğunu, davacının iddiasını ispatla yükümlü olduğunu savunarak davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 25.04.2013 tarihinden 31.12.2015 tarihine kadar davalı ... A.Ş.tarafından 628.902,08 TL tutarında 1250 adet fatura kesildiği, 109 adet ve 55.703,86 TL tutarındaki faturanın iptal edildiği, kalan 1141 adet ve 573.198,22 TL tutarında "adet farkı, analiz faturası, ciro primi, (elleçleme bedeli yok), fiyat farkı, mal iadesi, kasa yıkama bedeli, nakliye bedeli" açıklamalı faturaların davalı şirket hesap ekstresinde olduğu, bu faturalardan 83 adet 16.558,11 TL tutarındaki faturaların ........ hesap ekstresinde olmadığı, 6585 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği 29.01.2015 tarihine kadar ve 31.12.2015 tarihine kadar olmak üzere ayrıma tabi tutularak anılan tarihler içinde kesilen faturaların cinslerine göre sınıflandırıldığında; 29.01.2015 tarihine kadar .... A.Ş. tarafından 920 adet ve 285.877,04 TL tutarında çeşitli açıklamalar ile faturalar oluşturulduğu, bu faturalardan 8.602,23 TL'lik kısmını iptal ettiği, kalan 277.274,81 TL'lik faturaların 267.728,54 TL'lik kısmının davacı ..... Şti.'nin hesaplarına aldığı, bu faturaların 6585 sayılı Kanun'un yayımlanma tarihinden önce gerçekleştiği, imzalanan tedarik sözleşmesi kapsamı içinde olması ve davalı şirket tarafından düzenlenen faturaların davacı şirket tarafından hesaplarına işlendiği, ticari işlemlerde birçok faturanın genel açıklama ile detay verilmeden düzenlendiği, düzenlenen faturaların mağaza açılışı, kredi kartı komisyon katılım, reyon düzenlemesi gibi ciroyu direk etkilemeyen konularda değil, ticari faaliyet ve özellikle satış pazarlama alanında sıkça rastlanılan fatura içeriklerinden yani adet farkı, fiyat farkı, nakliye bedeli, gıda sektöründe yapılan bir iş olması sebebiyle ürün analizi, ürünlerin taşındığı kasaların temizlenmesi konularında düzenlenen faturalar olduğu, davacı vekili tarafından bu faturalar için detay talebinin olduğuna dair bir bulguya rastlanmadığı, faturaların içeriğinde faturaya konu işlem hakkında açıklayıcı bilgiye ulaşılır değil ise de, ticari hayatın gereği düzenlenebilecek olağan faturalar olması ve 6585 sayılı Kanun'un yayınlanma tarihinden önceki ticari işlemler sonucunda düzenlenmiş olduğu, bu durumda dava konusu bu faturalarla ilgili olarak davacıya ait ürün bedelinden yapılan kesintilerin ticari hayata, sözleşmeye ve hukuka uygun olduğu, ilgili dönemde davacı şirket hesap ekstresinde görülmeyen 59 adet 9.546,27 TL bedelli faturalar bedellerinin de bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiği, 6585 sayılı Kanun'un yürürlüğünden sonraki dönemde 29.01.2015-31.12.2015 tarihleri arasında davalı şirketin hesaplarında olup davacı şirketin hesaplarında olmayan faturalar hariç toplam 288.911,57 TL tutar ve 274 adet fatura olduğu, faturaların içeriğinde faturaya konu işlem hakkında açıklayıcı bilgiye ulaşılır olmadığı, içeriğinin kontrol edilebilir olmadığı, neye dayanarak, hangi nedenlerle, kaç adet için, kaç kasa için, hangi kamyon doluluk oranıyla ve sefer başına kaç TL bedel ile nakil edildiği, nakliye irsaliyeleri vb. bilgileri içerir şekilde belgelere dayandırılarak düzenlendiğine dair bir bulguya rastlanmadığı, ancak bu faturaların içerikleri gereği ticari hayatta ve satış pazarlama sektöründe düzenlenen olağan fatura çeşitlerinden olabileceği, ... A.Ş.'nin hesaplarında olan bu faturaların .... .. Şti. tarafından da kabul edilerek hesaplarına alınmış olduğu, 274 adet 288.911,57 TL tutarındaki faturanın ticari hayatın gereği düzenlenebilecek olağan faturalar olduğu, davalı şirket tarafından itiraz edilmeyip hesaplarına işlendiği için geçerli faturalar olduğu ve davacıya ait ürün bedelinden bu faturalar nedeniyle gerçekleştirilen kesintilerin de ticari ilişkinin mahiyetine ve kapsamına ve hukuka uygun olduğu, ilgili dönemde davacı şirket hesap ekstresinde görülmeyen 3 adet toplam 7.011,84 TL bedelli fatura bedellerinin de bu kapsamda değerlendirilmesi, taraflar arasında mal tedarik sözleşmesi çerçevesinde davacının davalıdan bakiye mal bedeli alacağının kalmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm, taraf vekillerince istinaf edilmiştir. IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı lehine ıslah edilen ve harcı yatırılan dava değerinin reddedilen miktarı üzerinden nispi vekalet ücreti takdir edilmesi gerekirken, maktu vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun esastan reddine, davalının istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmasına, davanın reddine karar verilmiş, karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, mal tedarik sözleşmesinden kaynaklanan sözleşme ve kanun dışında gerçekleştiği iddia edilen ürün bedelindeki kesintilerin iadesi istemine ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi aynı Kanun'un 369/1 hükmü ve 371. maddesinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir..." (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 17.09.2025 tarih ve 2024/6267 Esas 2025/5430 Karar sayılı ilamı) Dosyadaki belgelere, kararın dayandığı delillerle, usul ve yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle hükme esas alınan bilirkişi raporunun oluşa, somut olayın özelliklerine uygun, açık, anlaşılır, taraf ve yargı denetimine uygun olmasına, yargılamada eksiklik bulunmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına göre; kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekili ile davalı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 16/12/2021 tarih ve 2019/416 Esas 2021/866 Karar sayılı hükmü usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davacı vekili ile davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi uyarınca ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-İstinaf başvurusu sırasında alınması gereken 732,00.TL maktu karar harcından peşin olarak alınan 179,90.TL harcın mahsubu ile bakiye 552,10.TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf başvurusu sırasında alınması gereken 732,00.TL istinaf karar harcından peşin olarak alınan 179,90.TL harcın mahsubu ile bakiye 552,10.TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf kanun yolu başvurusunda bulunan taraflar tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 5-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadan karar verildiğinden taraflar yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 6-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ikmali ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine, 7-Kararın Dairemizce taraf vekillerine tebliğine, Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde davalı yönünden kısmen kabul edilen ve istinaf edilen miktar dikkate alınarak HMK'nın 362/(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere, davacı yönünden kısmen reddedilen miktar dikkate alınarak HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde Yargıtay’a temyiz yolu açık olmak üzere 18/06/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.