Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2023/606 E. 2026/1485 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2023/606
Karar No
2026/1485
Karar Tarihi

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2023/606 KARAR NO : 2026/1485

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 13/12/2022 NUMARASI : 2021/296 Esas 2022/873 Karar DAVA : İTİRAZIN İPTALİ KARAR TARİHİ : 18/06/2026 KARAR YAZIM TARİHİ:18/06/2026

İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/296 Esas ve 2022/873 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından ayrı ayrı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''...Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; Davacı tarafından davalı yana taraflar arasındaki ticari ilişki sebebiyle toplam bedeli 233.630,13-TL olan 3 adet fatura kesildiğini, davalı tarafından davacının banka hesabına iş başında 45.000,00-TL ve 50.000,00-TL olmak üzere 95.000,00-TL lık kısmi ödeme gerçekleştirildiğini, kalan bakiye borcun ödenmemesi üzerine davalı aleyhine İzmir 10.İcra Müdürlüğünün 2021/1560 sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davalının takibe ve borcu nedeniyle takibin durdurulduğunu, davalının haksız itirazının iptaline, takibin devamına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili, cevap dilekçesinde özetle; Davalı şirketin 06.12.2019 tarihli müşterisi ile yapılan teklif ve onay formu kapsamında anlaştığını, alınan iş nezdinde mermer vs. malzemelerin kullanılacak olması nedeniyle davacı şirket ve dava dışı firmalardan malzeme satın alındığını, davacı şirketin ortağı olduğu bilinen ... ile alım konusunda anlaşıldığını, bu tarihlerde davalı şirketin vergi yapılandırmasına başvurusu olması nedeniyle şirket hesaplarına bloke işlemi yapılma ihtimaline karşı davalı hesabından davalı şirket yetkili müdürü .... hesabına 150.000.TL para çıkışı yapıldığını, bu bedelden ...’nın hesabına farklı tarihlerde 3 seferde 120.000.TL ödeme yapıldığını, yapılan bu ödemelerin alınan malzemelerin hazır edilebilmesi için davacı şirkete ödenen avans ödemeler olduğunu, yine ödemelerin davacı şirket yetkilisi .... bilgisi dahilinde ve onun belirttiği hesaplara ödendiğini, yine ilerleyen zamanlarda davalı şirketten ... hesabına ve dava dışı ... (yeni unvan ...) firmasına 160.345,11.TL tutarında ödemelerin yapıldığını, davaya konu ve davacı yanca dosyaya ibraz edilen faturaların bir kısmı ile sevk irsaliyeleri incelendiğinde bu belgelerin üzerinde ....ve... ibarelerinin birlikte yer aldığının görüldüğü, iş bu durumun da davacı ile dava dışı firmalar arasında organik bir bağ olduğu, olaylar bütününe bakıldığında davacı şirketin dürüstlük kurallarına aykırı davrandığını, davacının davalı aleyhine başlattığı icra takibinde haksız ve kötü niyetli olduğunu, işbu itirazın iptali davasının esastan reddine, takibinde haksız ve kötü niyetli olması nedeniyle alacaklı aleyhine takip konusu alacağın % 20 sinden az olmamak üzere tazminata hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER: İzmir 10. İcra Dairesi'nin 2021/1560 sayılı dosyası, ticari defter ve kayıtlar, bilirkişi raporu, tanık beyanı, ticaret sicili kayıtları delil olarak değerlendirilmiştir. Bilirkişiden alınan 12/01/2022 tarihli raporun sonuç kısmına göre; "... 1- a) Davacı .... Şti.'ın 2020 yılı ticari defter açılış ve kapanış tasdiklerini süresi içerisinde yaptığı, tutulan defterlerin usule uygun olduğu, ticari defterlerin kendi içerisinde birbirini teyit eder nitelikte olduğu ve lehe delil teşkil edebilecek güce sahip olduğu, 2- Maddi koşullar bakımından ise, yukarıda ilgili başlıklar altında gerekçeli ve ayrıntılı olarak belirtildiği üzere, a) Davacı defterlerine göre, davalı ile aralarında ticari ilişkinin mevcut olduğu, takibe ve davaya konu edilen faturaların kayıtlı olduğu, davacı yanın 23.3630,13 TL satışına karşılık davalı yanın 90.000 TL ödemesinin kayıt edildiği, takip tarihi itibarıyla davacı yanın 138.630,13 TL alacağının olduğu, b) Davalı ortağı .... ve bizzat davalı tarafından ... adına yapılan ödemelerin defterlerde kayıtlı olmadığı, yine davalı tarafından dava dışı .... (Yeni ismi .... olan) firmaya yapılan ödemelerin davacı yana virman edildiğinin davacı defterlerinden tespit edilemediği, davalı defterleri incelenemediğinden dolayı davalı yanın .... firması ile olan ticari ilişkisinin bilinmediği, c) davacı yanın asıl alacak talebinde bulunmasından ötürü takip tarihine kadar işlemiş faiz hesaplanmadığı,..." şeklinde rapor sunulduğu görülmüştür. Bilirkişiden alınan 12/04/2022 tarihli raporun sonuç kısmına göre; "...Sayın Mahkemenin görevi doğrultusunda davalı ...Şti.nin yasal defterleri kapsamında davacı şirket ile olan ticari çalışmasının ve bu çalışma kapsamında davacı firmaya yaptığı ödemelerin ve ayrıca bu çalışma içerisinde davacının organik bağının olduğu iddia edilen dava dışı ... .. şirketine yapılan var ise ödemelerin nasıl ve ne şekilde ve neye istinaden yapıldığı hususlarının tetkiki ve tespiti yönünde davalı şirkete ait 2020 yılı yasal defter ve dayanağı belgeleri ile cari hesap ekstrelerinin ibrazı/temini hususunda sayın davalı vekilince 11.10.2021 kaydiye tarihli dilekçe ile irtibat bilgileri verilen davalı şirket muhasebecisi SMMM .... (...) ile görüşülmüş yasal defter ve cari hesap ekstrelerinin temini istenmiş ise de geçen uzun süreç kapsamında istenen yasal defter ve dayanak belgelere ulaşılamadığından karar vermeye elverişli bir rapor tanzimi mümkün olmamıştır..." şeklinde rapor sunulduğu görülmüştür. Bilirkişiden alınan 26/10/2022 tarihli rapora göre; "...Dosya içerisinde yer alan 12.01.2022 havale tarihli bilirkişi raporu ile davaci şirketin dava konusu borca/alacağa ilişkin olarak 2020 yılına ait yasal belgelerin tetkik edlildiği, davacı şirketin yasal defterlerine göre davacı ile davalı arasında ticari bir ilişkinin olduğu, davacı yanın 236.630,13.TL lık satışına karşılık davalı yanın 90.000.TL ödemesinin defterlerinde mevcut olduğu, takip tarihi itibarıyla davacının davalıdan 138.630,13-TL alacağının olduğu, davalı ortağı ....ve bizzat davalı tarafından ... adına yapılan ödemelerin yasal defterlerde kayıtlı olmadığı, yine davalı tarafından dava dışı .... firmasına yapılan ödemelerin davacı yana virman edildiğinin davacı defterlerinde tespit edilemediği, -Davacının davalı adına tanzim ettiği 233.630,11.TL lık 3 adet fatura borcuna karşılık davalı tarafından davacı ... adına banka aracılığıyla yapılan ödeme konusunda herhangi bir ihtilafın olmadığı, davalının davacı yana yaptığı ödemelerin bu ödeme ile sınırlı tutulması halinde davalının davacı yana takip tarihi itibarıyla (233.630,11.TL -95.000.TL=) 138.630,11.TL tutarında borçlu olduğu, -Davalı.... şirketi tarafından ve ....şirket müdürü .... tarafından ....ortağı ve müdürü ... adına, gerekse dava dışı... .... adına banka aracılığıyla yapılan toplamda 185.345,11.TL lık ödemelerin davalı .... ödemeleri olarak kabul edilip edilmeyeceği hususunda İtakdir sayın Mahkemeye ait olup, şayet sayın Mahkemece bu ödemelerin davalı ... şirketinin davacı .... şirketine olan borcu ile bağlantılı olduğu yönünde karar verme durumunda davalının davacı yana takip ve dava tarihi itibarıyla herhangi bir borcunun olmayacağı görüş ve kanaatine varılmış olup takdir sayın Mahkemenindir..." şeklinde rapor sunulduğu görülmüştür. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE; 1-Dava İİK 67.Maddesi uyarınca açılmış itirazın iptali davasıdır. 2-Davacı vekili dava dilekçesinde 3 farklı fatura içeriği satış işleminden dolayı davalı şirket adına toplan 233.630,13-TL tutarlı 3 adet fatura düzenlendiğini, davalı tarafın 95.000,00-TL tutarlı kısmi ödeme gerçekleştirdiğini ancak bakiye tutarı ödemediğini, bakiye 138.630,13-TL alacak bulunduğunu, davalının takibe haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek itirazın iptalini ve davalı aleyhine %20 oranında icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir. 3-Davalı vekili cevap dilekçesinde davalı şirket ile davacı şirket arasındaki ticari ilişkinin davacı şirketin ortağı olarak bilinen ... isimli kişiyle sağlanan anlaşma sonrasında başladığını, avans ödemelerinin ...'ya yapıldığını, davalı şirket yetkisili tarafından ve davalı şirket hesaplarından ...'ya, davacı şirket hesabına ve ... Şirketi ve ... Şirketi hesaplarına çeşitli ödemeler yapılarak fatura bedellerinin ödendiğini, davacı şirket ile ....Şirketi'nin davacı şirket ile bağlantısının bulunduğunu, ...(Sonraki ünvanı ...) şirketinin davacı şirket ortağı ... ile ...'non 1/2 ortaklığı ile kurulduğunu, talep üzerine ödemenin ... Şirketi hesaplarına ve ... hesaplarına gönderildiğini, davacının kötü niyetli olarak davayı ikame ettiğini ileri sürerek davanın reddini ve %20 oranında kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir. 4-Tarafların iddia ve savunmaları ile incelenen ticari defter kayıtlarına göre gerek davalının savunmasına esas teşkil eden cevap dilekçesinde fatura içeriği mal veya hizmeti almadığını savunmamış olması, ödeme savunmasında bulunması gerekse ticari ilişkinin gerçekleştirildiği 2019 ve 2020 yılı ticari defterlerinin davalı tarafça ibraz edilmemiş olması nedeniyle davacının toplam değeri 233.630,11-TL tutarlı fatura içeriği malı davalı şirkete teslim ettiğini ispat ettiği değerlendirilmiştir. 5-Esasen davalı tarafın fatura içeriği malların teslim edilmemesine yönelik bir savunması bulunmamakta olup, taraflar arasındaki uyuşmazlık davalı şirket tarafından dava dışı ... ve .... Şirketi hesaplarına yapılan ödemelerin dava konusu fatura bedellerine istinaden yapılıp yapılmadığı, davalının yaptığı bu ödemelerin açık hesap ilişkisinde davacıya yapılmış bir ödeme olarak kabul edilip edilemeyeceği noktasında toplanmaktadır. 6-Taraflarca sunulan ticaret sicili kayıtlarından ve mahkememizce taraf iddiaları doğrultusunda Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde yapılan ilanların incelenmesinde davacı şirketin tek ortağı ve yetkilisi olan .... ile dosyada tanık olarak dinlenen ...'nın 1/2 oranında ortaklık ile.... Şirketi'ni kurdukları, kuruluş ilanının 24/03/2020 tarihli Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde yayımlandığı, davacı şirket yetkilisi olan ....'in ve ...'nın ayrı ayrı temsile yetkili şirket müdürü olarak seçilmiş oldukları, şirket ünvanının 16/07/2020 tarihli şirket genel kurulu kararı ile ... .. Şirketi olarak değiştirildiği ve değişikliğin 12/08/2020 tarihli Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde yayımlandığı görülmüştür. 7-Davalı tarafça dava konusu faturalara istinaden yapıldığı ileri sürülen ve dekontları dosyaya sunulan ödemelerle ilgili olarak yapılan incelemede;...(Davalı şirket yetkilisi)...(dava dışı ... şirketi yetkilisi ve ortağı) .... şirketi( ... şirketi ünvan değişikliği sonrası)

Tarih Gönderen Hesap Alıcı Hesap Miktar 1-26/12/2019 ... ... 30.000,00-TL 2-13/01/2020 ... ... 45.000,00-TL 3-28/01/2020 Davalı Şirket Davacı Şirket 45.000,00-TL 4-06/04/2020 Davalı Şirket ... 22.000,00-TL 5-06/04/2020 .... ... 5.000,00-TL 6-06/05/2020 Davalı Şirket .... 50.000,00-TL 7-06/05/2020 Davalı Şirket Davacı Şirket 50.000,00-TL 8-15/06/2020 Davalı Şirket ... 11.545,11-TL 9-26/06/2020 Davalı Şirket .... 10.000,00-TL 10-21/10/2020 Davalı Şirket ... 11.800,00-TL TOPLAM 280.345,11-TL

8-Davalı tarafça dava konusu faturalarla ilgili olarak 10 farklı işlem ile toplam 280.345,11-TL tutarında ödeme yapıldığı savunularak bunlara ilişkin dekontlar sunulmuştur. 3 ve 7 sıra nolu ödemeler doğrudan davalı şirket tarafından davacı şirkete gönderilmiş olup davacı şirket tarafından bu ödemelerin ticari defterlere işlendiği ve fatura bedellerinden mahsup edildiği görülmüştür. 6-06/05/2020 Davalı Şirket .... Şti. 50.000,00-TL 8-15/06/2020 Davalı Şirket ...Şti. 11.545,11-TL 9-26/06/2020 Davalı Şirket ...Şti. 10.000,00-TL 10-21/10/2020 Davalı Şirket ...Şti. 11.800,00-TL

Sıralarda yer alan 4 adet ödeme ise davalı şirket hesabından davacı şirketin isteği doğrultusunda .... şirketine gönderildiği ileri sürülmüştür. Davalı savunmaları, ticaret sicili kayıtları, dosyaya davacı tarafça 03/05/2021 tarihli delil dilekçesi ekinde yer alan sevk irsaliyelerinde büyük puntolarla "...." ve "...." ibarelerinin yan yana yer aldığı, davacı şirketin yetkilisi ...'in .... Şirketinin 1/2 oranında ortağı ve yetkilisi olduğu hususları birlikte değerlendirildiğinde davalı şirket tarafından .... şirketine ve ünvan değişikliği sonrasında ....Şti.'ne yapmış olduğu ödemelerin dava konusu fatura borçlarına istinaden yapıldığı ve davacı şirket yetkilisinin denetim ve gözetim imkanına sahip olduğu .... Şirketi ile ... Şirketi'ne yapılan ödemeler üzerinde tasarruf edebileceği dikkate alınarak bu ödemelerin geçerli bir ödeme olarak kabul edilmesi gerektiği değerlendirilmiştir. Kaldı ki davacı şirket tarafından yargılama boyunca davalının dava dışı .... ve ... şirketlerine ödeme yapmasını gerektirir başka bir ticari ilişkisi bulunduğu da savunulmamış olup sevk irsaliyelerinde "...." ibaresine yer verilmesi ve şirket ortaklığı itibariyle grup şirketi intibası uyandırıldığı, dosyaya sunulan ticaret sicili kayıtları, ortaklık kayıtları ve davacının bu yönde izlenim yaratması sonucu davalı şirketin .... ve ... şirketlerine yaptığı ödemelerin kendisine yapılmış sayılması gerektiği değerlendirilmiştir. ...ŞTİ.'nin ünvan değişikliği sonrasında davacı şirket yetkilisi....'e ait hisseler ...'ya devredilmiş ve 21/10/2020 tarihli ödeme tarihinde şirketin tek yetkilisi ... ise de davalı şirketin yaptığı ödemenin aynı İban adresine yapılmış olduğu ve geçen sürede davacı şirket tarafından ortaklık yapısı nedeniyle ödemelerin .... şirketi hesabına yapılması gerektiği yönünde bir talep bulunduğunun ispat edilemediği dikkate alındığında değişen ortaklık yapısından davalının sorumlu tutulamayacağı, yapılmış ödemenin muteber kabul edilmesi gerektiği değerlendirilmiştir. 1, 2 ve 5 nolu ödemeler davalı şirket yetkilisinin şahsi hesabından yapılmış olup doğrudan dava dışı ...'ya yapılmıştır. Davalı şirket tarafından yapılan ödemelerin fatura içeriği borca istinaden yapıldığı savunulmuş ise de ... ile davacı şirketin doğrudan bir ortaklığının bulunmadığı, davalı tanığı olarak dinlenen ...'nın ödemenin yarısını .... yani davacı şirkete yarısını ise .... şirketine gönderilmesini istediklerini beyan ettiği ancak kendisine şirket borcuna istinaden ödeme yapıldığını beyan etmediği, tanık beyanının bir hukuki işlem olan ödeme konusunda davacı aleyhinde sonuç doğurmayacağı ancak davalının kendi delili olan tanığının beyanları da dikkate alındığında davalı şirket yetkilisinin kendi şahsi hesabından ...'nın şahsi hesabına yapılan ödemelerin davacı şirkete yapılmış sayılmasının mümkün olmadığı, zira davacı şirket yetkilisinin .... Şirketi üzerinde yetkili olması nedeniyle bu şirketin hesap ve kayıtlarında denetim imkanı var ise de ...'nın şahsi hesaplarına yapılmış ödemeleri bilmesi mümkün olmadığı gibi ...'nın .... şirketi adına hareket ettiği zannı uyandıracak bir işlem de bulunmadığı gözetilerek 1, 2 ve 5 nolu ödemelerin davacı şirket açısından bağlayıcı olmayacağı değerlendirilmiştir. 9-Ayrıntıları yukarıda açıklandığı üzere, davalı şirket tarafından dava dışı ...Şti. Ve ....Şti. Hesaplarına yapıldığı anlaşılan toplam 83.345,11-TL tutarlı ödemenin davacı açısından bağlayıcı olacağı ve bu miktarın borçtan mahsubu gerektiği değerlendirilmiş, davalı şirketin davacı şirket defterlerinde kayıtlı ödemeleri olan 95.000,00-TL tutarın eklenmesi ile toplam 178.345,11-TL davalı ödemesi bulunduğu, davacı şirketin düzenlediği faturalara istinaden 233.630,11-TL alacağının bulunduğu ve yapılan 178.345,11-TL tutarlı ödemelerin mahsubu sonrası bakiye 55.285-TL alacaklı olduğu anlaşıldığından itirazın bu miktar esas alınmak suretiyle kısmen iptaline karar verilmiştir. 10-Davacı tarafça icra inkar tazminatı ve davalı tarafça kötü niyet tazminatı talebinde bulunulmuş ise de dava konusu uyuşmazlıkta her iki tarafın düzenlenen fatura içeriğine yönelik bir itirazının bulunmadığı, ancak davalı şirket tarafından yapılan bir kısım ödemelerin davacı şirket açısından muteber bir ödeme olarak kabul edilip edilmeyeceği hususunda ihtilaf bulunduğu, ödemelerin geçerli sayılıp sayılamayacağı hususunun yargılamayı gerektirdiği dikkate alındığında her iki taraf lehine veya aleyhine tazminat verilmesi koşullarının oluşmadığı..." gerekçesi ile, davanın KISMEN KABULÜ ile, davalının İzmir 10.İcra Dairesi'nin 2021/1560 Esas sayılı icra takibine yaptığı itirazının 55.285,00-TL asıl alacak yönünden iptali ile takibin bu miktar üzerinden devamına, asıl alacak miktarına takip tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesine, fazlasına dair istemin reddine, alacağın varlığı yargılamayı gerektirdiğinden inkar tazminatına ve kötü niyet tazminatına hükmedilmesine yer olmadığına karar verilmiş, verilen bu karara karşı davacı vekili ile davalı vekili tarafından ayrı ayrı istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kısmen red kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, mahkemece öncelikle verilen kesin sürelerde (2 defa) davalı tarafından bilirkişi incelemesi için ticari defterlerin sunulmamış olmasına rağmen, aldırılan bilirkişi raporuna göre karar verilmesinin usule aykırı olduğunu, yerel mahkemece her ne kadar dava dışı .... (....) şirketine davalı tarafından yapılan ödemelerin, müvekkili şirkete yapılmış gibi sayılmasına karar verilmiş ise de işbu kararın çelişkili olduğunu, nitekim Mahkemece yine dava dışı ...'ya davalı şirket tarafından yapılan ödemelerin içeriğinin irdelenmediğini, bahsi geçen dava dışı şahıs ile dava dışı şirketin ve davalının ticari ilişkilerinin irdelenmediğini ancak dava dışı...şirketine yapılan ödemelerin incelenerek sanki organik bağ varmış gibi karar verildiğini, dekontların davalı şirket ile dava dışı ...'nın başkaca ticari ilişkileri olduğunu kanıtlar nitelikte olduğunu, kaldı ki davalı tarafça dava dışı kişi ve şirketlere yapılan şahsi ödemelerin eldeki dava miktarlarıyla dahi örtüşmediğini, davalının yaptığı diğer ödemelerin başkaca işler sebebiyle yapılmış olabileceğinin açık ve net olduğunu, davacı müvekkilinin şirketin tek ortağı olup, davacı müvekkili şirket yetkilisinin başkaca şirketlerde ortaklığının olmasının organik bağ anlamına gelmeyeceğinin de açık olduğunu, davacı müvekkili şirket yetkilisinin, dava dışı .... isimli şirketteki paylarını 30/07/2020 tarihinde devrettiğini ve bu devrin Ticaret Sicil Gazetesinde yayınlandığını, kabul anlamına gelmemek kaydıyla zaten bu tarihten sonra yapılan ödemelerin hesaba katılmasının da mümkün olmadığını, tanık ... ve tanığın yetkilisi dava dışı.... (....) şirketi ile müvekkili şirket arasında birden fazla dava olduğundan menfaat çatışması bulunduğundan organik bağın olmadığının açık ne net ispatı olduğunu, müvekkili şirket alacağının likit olmasına rağmen icra inkar tazminatına hükmedilmemesinin hatalı olduğunu, davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kısmen kabul kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, müvekkili şirketin iş kolu için gereken malzemelerin satın alınması aşamasında davacı şirketin ortağı olduğu bilinen ... ile tanışıldığını ve bir kısım malzemenin alımı konusunda anlaşıldığını, ...'nın davacı şirketin yetkilisi .... ile ortak şirket kuracağını söyleyerek avans ödemeleri ve malzeme tedariki başlattığını, müvekkili şirketin vergi yapılandırmasına başvurusunun olması ve şirket hesaplarına bloke işlemi yapılma ihtimali nedeniyle 26.12.2019 tarihinde müvekkili şirket hesabından şirket yetkili müdürü ....'a 150.000,00-TL para çıkışı yapılarak bu bedelden aynı tarih olan 26.12.2019'da .... ...dan ...'nın hesabına 30.000,00-TL ön avans ödemesi yapıldığını yine avans olarak 13.01.2020 tarihinde .. .'dan ...'ya 45.000,00-TL ve 28.02.2020 tarihinde müvekkili şirketten davacı şirket hesabına 45.000,00-TL ödeme gerçekleştirildiğini, kullanılacak malzemelerin doğal taş olup mevcutta bulunmaması nedeniyle müvekkilinin faaliyet gösterdiği bu iş kolunda malzemelerin çıkartılarak kesiminin yapılabilmesi için satın alınanlara avans niteliğinde ödemeler yapıldığını, avans gönderilmeden ticari işin yapılmasının mümkün olmadığını, avans ödemelerinin davacı şirket yetkilisi ...'in bilgisi dahilinde ...'ya ve onun belirttiği hesaplara yapıldığını, davacı şirketçe tanzim edilen ilk fatura tarihinin 29.02.2020 olup malzemelerin sevk tarihinin de aynı gün olduğunu yine davacı yanca kabul edilen ödeme tarihinin 28.02.2020 olduğunu, fatura düzenlemeden önce ödemenin yapılmış olması ve 1 gün içerisinde malzemelerin kesilip hazırlanıp teslim edilmesi mümkün olmayıp önceki ödemelerin de davacı şirkete yapıldığının açık olduğunu, daha sonra, 06.04.2020 tarihinde müvekkil şirketten ...'ya 22.000,00-TL, 06.04.2020 tarihinde ... ..'dan ...'ya 5.000,00-TL, 06.05.2020 tarihinde müvekkil şirketten ... Şti'ye 50.000,00-TL, 06.05.2020 tarihinde müvekkil şirketten davacı şirkete 50.000,00-TL, 15.06.2020 tarihinde müvekkil şirketten .... Şti'ye 11.545,11-TL, 26.06.2020 tarihinde müvekkil şirketten .... Şti'ye 10.000,00-TL, 21.10.2020 tarihinde müvekkil şirketten.... Şti. (Eski ticari ünvanı ... Şti)'ye 11.800,00-TL ödemeler gerçekleştirildiğini, 24.03.2020 tarihli ticaret sicil gazetesinde görüleceği üzere bir kısım ödemelerin yapıldığı .... Şti.'nin ... ve ... birlikte 1/2 ortaklık ile kurulmuş olup iki isim de şirketin yetkili müdürü olarak belirlendiğini, müvekkili şirket ile alınan malzemeler kapsamında yalnızca ... iletişim halinde olduğunu, ödemeler, malzeme sevki, banka hesap numaraları gibi tüm irtibat kendisi ile kurulduğunu, bu iletişim dışında davacı şirket adına başkaca hiç kimsenin müvekkili şirket ile iletişim kurmadığını, herhangi bir arama, mail vs. ile irtibata geçilmediğini, dosyaya sunulu ... ve müvekkili şirket arasında gerçekleşen whatsapp görüşme resminden anlaşılacağı üzere 06.05.2020 tarihli toplam 100.000,00-TL ödemenin yarısının davacı şirket ...'a diğer yarısının .. ..'a yapılmasının istendiğini, bu ödemeleri gösterir dekontların incelenmesinde bu ödemelerin 06.05.2020 tarihinde 13:25 ve 13:28 saatlerinde yani 3 dk ara ile yapıldığının açık olduğunu ayrıca müvekkili şirketin,...'dan herhangi bir mal ve hizmet almadığını ve buna dair herhangi bir faturanın da düzenlenmediğini, ayrıca davaya konu ve davacı tarafından dosyaya ibraz edilen faturaların bir kısmı ile sevk irsaliyeleri incelendiğinde bu belgelerin üzerinde "... .." ve "..." ibarelerinin birlikte yer aldığının görülmekte olduğunu, yalnızca bu yazılı delilin dahi aralarındaki organik bağ ve yönetim birliğini ispatlamakta olduğunu, resmi fatura ve sevk irsaliyelerinde iki şirketin ismi ve logosunun olduğunu gören müvekkili şirketin ödemeleri bu şekilde yapmasının olağan karşılanması gerektiğini, iki şirketin muhasebelerinin dahi aynı muhasebeci vasıtası ile tutulmakta olup grup şirketi olarak bilindiklerini, müvekkili şirket iyiniyetli davrandığını ancak davacı şirketin TMK m.2'de düzenlenen "dürüst davranma" yükümlülüğünü açıkça ihlal ettiğini, davacının kötüniyetli olduğunu, davacı aleyhine kötüniyet tazminatına karar verilmesi gerektiğini, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE: Dava, faturadan kaynaklanan bakiye alacağın tahsili için yapılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır. ''...İtirazın iptali davası; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 67 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre; i) İlamsız takip yapılmış olması, ii) Borçlunun bu takibe itiraz etmesi, İii) İtirazın alacaklıya (davacıya) tebliğinden itibaren alacaklının, bir yıl içinde mahkemeye başvurmuş olması yasal koşullarının gerçekleşmesi gerekir. Takip alacaklısı tarafından ödeme emrine süresi içinde itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı açılan itirazın iptali davasının konusu, icra takibine konu edilen alacaklar olup, davanın amacı itirazla duran takibin devamını sağlamaktır. Bu dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir. Davalı borçlunun icra dosyasında ileri sürdüğü itirazlar dışındaki itirazlarını da bu dava içinde ancak cevap süresi içinde ileri sürmesi olanaklıdır. Eğer cevap süresi içinde davalı/borçlu diğer itirazlarını ileri sürmezse mahkeme bunları kendiliğinden göz önüne alamaz, takibe itiraz edilirken bildirilen sebeplerle sınırlı araştırma yapmak durumunda kalır. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.09.2019 tarihli ve 2017/19-824 E., 2019/885 K.; 25.11.2020 tarihli ve 2017/(19)11-894 E., 2020/942 K. sayılı kararlarında da değinilmiştir. Dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabi olduğundan; ispat külfeti normal bir alacak davasındaki ile aynıdır. Ancak her iki dava ispat yöntemleri ve hukukî sonuçları bakımından farklılıklar göstermektedir. Bu bağlamda belirtmek gerekirse; HMK’nın 190. maddesi gereğince ispat yükü, kanunda özel düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Bu genel kuralın dışında bazı hâllerde ispat yükü yer değiştirerek davalı tarafa geçer. Bu hâllerden birisi davalının ödeme savunmasında bulunmasıdır. Davacı ya da davalı iddiasını ya da savunmasını HMK’da belirtilen hükümlere göre ispat etmelidir. Buna göre yapılacak yargılama sonunda mahkemece verilecek karar ya davanın kabulü ya da reddine yönelik olacak; ancak takibin iptali ya da devamı hükmünü de içerecektir. Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere; itirazın iptali davası, icra takibine sıkı sıkıya bağlı, itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir. Eldeki davada, uyuşmazlığın her iki tarafı tacir olup, uyuşmazlık konusu iş her iki tarafın da ticarî işletmesi ile ilgilidir. Bu nedenle fatura, faturaların delil olma niteliği üzerinde de durmakta yarar vardır. Dava konusu faturanın düzenleme tarihi itibariyle somut olay bakımından uygulanması gereken 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) fatura tanımlanmamıştır. Vergi Usul Kanunu’nun (VUK) 229. maddesinde "Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır" hükmünü haizdir. Bu hüküm çerçevesinde, 24.12.2003 tarihli ve 25326 Sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunun 27.06.2003 tarihli ve 2001/l E., 2003/l K. sayılı kararında fatura; “Ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflarını, ölçüsünü, fiyatını ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri gösteren hesap pusulası olup, ticari belge niteliğindedir” şeklinde tanımlanmıştır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 21. maddesine göre; fatura düzenlenmesi için öncelikle taraflar arasında akdî bir ilişkinin bulunması gerekir. Madde hükmüne göre faturanın bir alacağın mevcudiyetine delil teşkil etmesi, karşı tarafa tebliğinden itibaren sekiz gün içinde hiçbir itiraza uğramamış olması koşuluna bağlıdır. Bunun için de öncelikle taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkinin varlığının kanıtlanmış olması gerekir. Davalının sözleşmesel ilişkiyi inkâr etmesi durumunda davacının öncelikle aralarındaki akdî ilişkiyi yani alım-satım ilişkisini ispat etmesi gerekmektedir. Bu nedenle, bir satım ilişkisinde davacı taraf sattığı malın miktarını ve alıcıya teslimini, davalı taraf ise yaptığı ödemeleri usulüne uygun bir şekilde ispat etmek zorundadır. Tek başına fatura düzenlenmesi akdî ilişkinin varlığını ispat etmeye yeterli değilse de, satıcı tarafından gönderilen faturanın alıcı tarafından ticarî defterlerine kaydedilmesi durumunda, alıcı ile satıcı arasındaki akdî ilişkinin var olduğu kabul edilebilir. Ancak, eğer fatura, alıcının ticarî defterlerinde kayıtlı değilse, satıcı alacak iddiasını diğer delillerle ispat etmelidir. Davanın açıldığı tarihte ve yargılama sırasında yürürlükte bulunan HMK’nın “Ticari defterlerin ibrazı ve delil olması” başlıklı 222. maddesi; “(1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir. (2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. (3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz. (4) Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur. (5) Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır”.şeklindedir 7251 sayılı Kanunu’nun 23. maddesi ile yapılan değişiklik ile 6100 sayılı Kanun’un 222. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi” ibaresi “diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi” şeklinde değiştirilmiş ve fıkraya birinci cümleden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir;“Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz”...'' (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 24.06.2021 tarih ve 2017/(19)11-2742 Esas 2021/853 Karar sayılı Kararı) Ayrıca, İcra ve İflas Kanunu’nun 67. maddesinin 2. fıkrası hükmünce, icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için, borçlunun takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi ve alacaklının alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması yasal koşullardandır. Borçlunun itirazının kötüniyetli olması ise yasal koşul değildir. İcra inkar tazminatı, aleyhindeki icra takibine itiraz eden ve işin çabuk bitirilmesine engel olan borçluya karşı konulmuş bir yaptırımdır. Bunlardan başka, alacağın likit ve belli olması da gerekir. Alacağın gerçek miktarı belli, sabit veya borçlu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurlar bilinmekte ya da bilinmesi gerekmekte, böylece borçlu tarafından borcun tutarının tahkik ve tayini mümkün ise; başka bir ifadeyle borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda ise alacağın likit ve muayyen olduğunun kabulü zorunludur. Öte yandan, alacağın muhakkak bir belgeye bağlı olması da şart değildir. Yukarıdaki açıklamalar ışığında; dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve özellikle hükme esas alınan bilirkişi raporunun oluşa, somut olayın özelliklerine uygun, açık, anlaşılır, taraf ve yargı denetimine uygun olmasına, alacağın miktarının yargılama gerektirmesine, davacının kötüniyetli olduğunun ispatlanamamasına, yargılamada eksiklik bulunmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına göre; kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekili ile davalı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 13/12/2022 tarih ve 2021/296 Esas 2022/873 Karar sayılı hükmü usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davacı vekilinin ve davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi uyarınca ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-İstinaf başvurusu sırasında alınması gereken 732,00.TL maktu karar harcından peşin olarak alınan 944,13.TL harcın mahsubu ile fazla yatırılan 212,13.TL harcın karar kesinleştiğinde davacıya iadesine, 3-İstinaf başvurusu sırasında alınması gereken 3.776,51.TL nispi karar harcından peşin olarak alınan 944,13.TL harcın mahsubu ile bakiye 2.832,38.TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf kanun yolu başvurusunda bulunan davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 5-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadan karar verildiğinden davalı yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 6-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ikmali ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 362/(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 7-Kararın kesinleştirme, harç ikmali ve gider/delil avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine, 8-Kararın Dairemizce taraf vekillerine tebliğine, Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay’a temyiz yolu açık olmak üzere 18/06/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2023/606, K. 2026/1485, T. 18.06.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2023-606-e-2026-1485-k-d9f7a0b390d2