Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2023/605 E. 2026/1484 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2023/605
- Karar No
- 2026/1484
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2023/605 KARAR NO : 2026/1484
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 27/12/2022 NUMARASI : 2022/98 Esas 2022/924 Karar DAVA : İTİRAZIN İPTALİ KARAR TARİHİ : 18/06/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 18/06/2026
İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/98 Esas ve 2022/924 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''...Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkili tarafından, davalı-borçlu şirket aleyhine İzmir 17.lcra Müdürlüğü'nün 2021/10625 E. sayılı dosyasıyla başlatılan icra takibi sebebiyle davalıya 7 örnek ödeme emri gönderildiğini, davalı-borçlu şirket 05.10.2021 tarihli dilekçesi ile, alacaklı müvekkile borçlu olduğunu kabul ettiğini ancak bu borcun vadelerinin gelmediği gibi herhangi bir şekilde muaccel hale geldiği hususunun da söz konusu olmadığını belirtilerek borcun tamamına, faizine ve tüm fer'ilerine itiraz ettiğini, davalı-borçlu şirketin işbu İtirazı neticesinde İzmir 17.İcra Müdürlüğü'nün 2021/10625 E. sayılı icra takibinin durdurulduğunu, Davalı-borçlu şirketin, aleyhine başlatılan icra takibine yapmış olduğu itirazın; haksız, mesnetsiz, kötüniyetle, müvekkilin alacağının tahsilini zorlaştırmak ve geciktirmek amacıyla yapıldığını, Öyle ki; davalı-borçlu şirketin itirazında borcu olduğunu açıkça kabul ettiğini, dosyada bulunan takibe dayanak fatura suretlerinde de açıkça anlaşılacağı gibi borcun muaccel hale geldiğinin sabit olduğunu, gerçekten de cari hareket dökümündeki borçların davalı-borçlu şirket tarafından belirli bir vadede ödeneceğine ilişkin taraflar arasında düzenlenmiş herhangi bir sözleşme de bulunmadığını, tarafların ticari defterlerinin incelenmesi neticesinde müvekkilin başlatmış olduğu takibin haklı olduğu ve müvekkilin, davalı-borçlu şirketten takip ve davada belirtilen miktar kadar alacaklı olduğunun anlaşılacağını, müvekkilinin yine ticari ilişki nedeniyle davalı-borçlu şirket tarafından kendisine verilen ... A.Ş.'nin .. ..Şubesi'ne ait keşide ederek verdiği 149.890,69 TL. bedelli, 20.09.2021 keşide tarihli çekin ödenmediğini ve müvekkil tarafından 20.09.2021 tarihinde karşılıksız kaşesi vurulduğunu, bunun üzerine de 01.10.2021 tarihinde davaya konu icra takibinin başlatıldığını , bu nedenlerle davalı-borçlu şirketin icra takibine yapmış olduğu haksız, mesnetsiz, kötüniyetli itirazının iptaline, icra takibinin devamına, haksız ve kötüniyetli itiraz nedeniyle %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatının davalı-borçlu taraftan alınarak davacı müvekkiline verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili, cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin davacıdan ürünler almakta olup, uzunca bir süredir bu şekildeki ticari ilişkisinin devam ettiğini, davacının 01.10.2021 tarihli ödeme emri ile, İzmir 17.İcra Müdürlüğünün 2021/10625 esasına kayden 84.350,90 TL tutarlı cari alacağı için takip başlatmış olup, Müvekkili şirket tarafından bu takibe yasal itiraz süresi içinde olmak üzere 05.10.2021 tarihli dilekçe ile, "ödeme emrinin düzenlendiği tarihte, cari borç vadesinin gelmemiş olması ve herhangi bir şekilde Muacceliyet de kazanmamış olması” nedeni ile itiraz edilmiş olup, takip itirazları üzerine durdurulmuş, müvekkili şirketin uzun yıllardır davacı ile çalışmakta olduğunu ve bu ilişkilerinde açık hesap tutulduğunu, açık hesap (Cari hesap) işlemleri uygulamada taraflar arasında yapılacak yazılı veya sözlü bir anlaşmaya göre yapılabileceğini, muhasebe uygulamaları açısından taraflar arasında açık hesap ilişkisi herhangi bir yazılı sözleşmenin varlığına bağlı olmadığını, diğer bir ifadeyle ticari hayatta ve bunun kayıtlara yansıtılması noktasında muhasebe uygulamalarında açık hesap çalışmanın daha çok karşılıklı güven unsuruna dayalı olarak işleyen bir müessese olduğunu, açık hesap çalışan işletmelerin, başlangıçta birbirlerini tanıyıncaya veya güven unsuru oluşuncaya kadar işlemlerini peşin olarak yapabileceklerini, işletmeler zamanla birbirlerine karşı güven duymaya başladıklarında açık hesap işlemlerinin başladığını, satıcının satış bedelini ileri bir tarihte tahsil etmek koşuluyla alıcıyla gerçekleştirdiği mal ya da hizmet satışıyla açık hesap işleminin başlatılmış olduğunu, yapılan açık hesap işlemlerinde her zaman taraflardan birisi alacaklı olurken diğerinin borçlu olduğunu, gerçekleşen satışların bedelinin alıcı ve satıcı arasında yapılan anlaşmaya göre tahsil edildiğini, satıcı alıcıdan olan alacağını nakit para, çek veya senet olarak tahsil edebileceğini, Satıcının banka hesabına havale veya EFT yoluyla para aktarabileceğini, bu kapsamda müvekkil şirket ile davacı şirket arasındaki uzun süreli ticari ilişki kapsamında, alınan mal ve hizmet karşılığı davacı tarafça düzenlenen faturalar açık hesaba işlenmekte ve ortalama üç-dört aylık periyotlarla hesaplanan borç kısmen nakit ve kısmen de vadeli çeklerle ödenmekte olduğunu, ek'te sunulan 2021 yılına ait, müvekkil şirketle, davacı şirketin açık hesap dökümünden anlaşıldığı üzere, 01.01.2021-12.07.2021 tarihleri arasındaki dönem itibariyle oluşan borç 09.07.2021 tarihinde ödenen 10.00,00 TL, 12.07.20221 tarihinde ödenen 30.000,00 TL ve 15.07.20221 tarihinde verilen 20.09.2021 vadeli 149.890,69 TL tutarlı çek ile ödendiğini, 19.07.2021 tarihinden itibaren açık hesapta oluşan 84.350,90 TL tutarlı borcun ödenmesi, 16.11.20211 tarihinde başlayacak şekilde vadelendirilmiş iken davacı tarafça vade tarihi başlamadan içra takibi başlatılmış olduğunu, Ek'te sunulu 2021 yılı cari hesap dökümünde açıkça görüleceği üzere, müvekkil şirketçe 15.07.2021 tarihli son hesap kesimine göre verilen çekten sonra, davacı tarafça kesilen ilk fatura tarihi 19.07.2021 günü olup 2.754,71 TL tutarlı olduğunu, bu faturanın vade tarihinin 16.11.2021 günü olarak belirlendiğini, davacı şirketin bu 19.07.2021 tarihli faturası sonrası kesilen faturaları da 16.11.2021 tarihinden sonrasında ödemek üzere vadelenmiş olmasına rağmen davacı tarafça 01.10.2021 tarihli ödeme emri ile, İzmir 17.İcra Müdürlüğünün 2021/10625 esasına kayden icra takibi başlatılmış olduğunu, 01.10.2021 tarihi itibarıyla ödeme vadeleri gelmemiş olduğunu, kaldı ki davacı taraf, aralarındaki bu mutat uygulamaya rağmen, 19.07.2021 tarihli faturası ve sonrası kesilen faturaları da içerecek şekilde, toplam 84.350,90 TL tutarlı alacağının derhal ödenmesi talepli bir ihtarnameyi müvekkile keşide ederek bildirimde de bulunmadığı ve bu suretle aralarındaki teamüle uygun ödeme dışında bir ödeme şekli talep etmediği halde, icra takibine konu tutarda bir alacak için icra takibi başlatmış ve üstelik bu alacağa takip tarihinden itibaren ticari reeskont faizi uygulanmasını talep etmiş olduğunu, davacı tarafça başlatılan icra takibi tarihinde takibe konu borcun vadesinin gelmediği davacı tarafça da bilinmekte olup nitekim ek'te sunulan takibe konu faturala incelendiğinde, vadesinde ödenmeyen faturalar için 963 vade farkı uygulanacağı" yönünde, fatura altında, şart bulunduğunun anlaşılmakta olduğunu, Oysa davacı tarafça başlatılan icra takibinde alacaklı olduklarını ileri sürdükleri ana alacak üzerine, faturada düzenlenen vade farkının uygulanmadığını, talep dahi edilmediğinin görülmekte olduğunu, Bunun nedeni davacı tarafın da icraya koyduğu faturaların ilki itibarı ile ödeme vadesinin 16.11.2021 tarihinde başlayıp takip eden diğerleri yönünden de bu tarihten sonra olduğunu bilmeleri olup, icra takibinin başlatıldığı 01.10.2021 tarihi itibarı ile bu faturaların ödeme vadelerinin gelmemiş olduğunu, bu hali ile gerek muaccel hale getirilmemiş borç ve talep edilen faiz gibi ferileri yönünden, icra takibine yapılan itiraz haklı ve geçerli olduğunu, icra konusu yapılan tutarın vadesinin gelmemiş ve muacceliyet kazanmamış olması nedeni ile davanın reddine karar verilmesi ile konunun yargılamayı gerektiren bir hususa dayalı olması da göz önüne alınarak, müvekkili şirketin kötü niyetinden bahsedilemeyecek olması nedeni ile aleyhe bir tazminata hükmolunmasını talebininde reddine karar verilmesini talep etmiştir, DELİLLER: İzmir 17. İcra Müdürlüğü'nün 2021/10625 E sayılı dosyası, ticari defter ve kayıtlar, bilirkişi raporu, yemin, delil olarak değerlendirilmiştir. Bilirkişi heyetinden alınan raporun sonuç kısmına göre; "...Sayın Mahkemenizin verdiği talimat doğrultusunda; taraf ticari defterleri ve dayanağı belgeleri üzerinde yapılan inceleme ve Raporun “İnceleme Ve Değerlendirmeler” bölümünde yapılan açıklamalar doğrultusunda; * Dosyada taraflar arasında TTK 89.mad. göre düzenlenmiş yazılı bir cari hesap sözleşmesinin bulunmadığı, tarafların ticari defterlerinde açık hesap şeklinde çalıştıkları, takdirinin sayın mahkemenizde olduğu, Davacının Ticari Defter Tasdikine İlişkin İnceleme; * Davacının 2020-2021 yılına ait ticari defterlerin 213 sayılı VUK. 221. ve 222.maddeleri uyarınca ve 6102 sayılı TTK'nun 64/3. maddesi uyarınca noter açılış onaylarının süresinde - yaptırıldığı, 6100 sayılı H.M.K 222. Maddesine göre delil vasfı değerlendirmesinin takdiri Sayın Mahkeme'nizde olmak üzere; 6102 sayılı T.T.K 64/3. Madldesi uyarınca yapılması gereken kapanış tasdikinin 2020-2021 yılı yevmiye defterleri için süresinde yaptırıldığı, ticari defterlerini usulüne uygun tutulduğu ve birbirini doğruladığı, Davacı ticari defter kayıtlarında; * Davacının davalıya ait cari hesabı hem 120 hem 320 hesapta takip ettiği, 2020 yılından 2021 yılına 120 Alıcılar hesabında 3.191,90 TL davacı alacağının, 320 Satıcılar hesabında 2.100,40 TL davacı borcunun devrettiği, (aradaki fark olan 1.091,90 TL 'nin davalı borcu olduğu) * Davacının davalıya 2021 yılında toplamı 273.150,09 TL olan 43 adet fatura düzenlediği, davalının davacıya 40.000,00 Tlsı Eft, 149.890,69 TL'sı çek olmak üzere toplam 189.890,69 TL ödemede bulunduğu, 2020 yılından devreden davacı alacağı olan 3.191,90 TL ile 2020 yılından devreden davacı borcu olan 2.100,40 TL'nin mahsup edilmesi ile ( 273.150,094 3.191,90 — 2.100,40 - 189.890,69 - 84.350,09 TL ) 84.350,09 TL davacı alacağının kaldığı, ancak 149.890,69 TL tutarındaki çekin karşılıksız çıktığı, bu çeke ait takibin bu davanın konusu olmadığı ve ticari defterlerde 128-Şüpheli Alacaklar hesabına aktarıldığı, bu dava konusu olan 84.350,09 TL tutarındaki davacı alacağının da 128-Şüpheli Alacaklar hesabına aktarıldığı, * Takip tarihi itibariyle davacının davalıdan 84.350,09 TL alacaklı olduğu, takibin de bu tutar üzerinden başlatıldığı, Davalının Ticari Defter tasdikine İlişkin İnceleme * Davalının 2021 yılında e-defter kapsamında olduğu, 1 Sıra Nolu Elektronik Defter Genel Tebliği'nde hüküm altına alındığı üzere; Açılış Onayı: Hesap döneminin ilk ayına ilişkin olarak alınan elektronik defter beratını, Kapanış Onayı: Hesap döneminin son ayına ilişkin olarak alınan elektronik defter beratını ifade ettiği, buna göre davacının açılış onayı yerine geçen 2021-0cak ayı E-defter beratlarını ve kapanış onayı yerine geçen 2021 yılı Aralık ayı yevmiye e-defter beratlarını yasal süresinde aldığı, envanter defterinin incelemeye sunulmadığı, 2021 yılına ait yevmiye ve defteri kebirin 213 sayılı VUK. 221. ve 222. maddeleri uyarınca ve 6102 sayılı TTK'nun 64/3. maddesi uyarınca noter açılış onaylarının süresinde yaptırıldığı, 6100 sayılı H.M.K 222. Maddesine göre delil vasfı değerlendirmesinin takdiri Sayın Mahkeme'nizde olmak üzere; 6102 sayılı T.T.K 64/3. maddesi uyarınca yapılması gereken kapanış tasdikinin 2021 yılı yevmiye defterleri için süresinde yaptırıldığı, incelemeye sunulan ticari defterlerin (yevmiye ve defteri kebirin) usulüne uygun tutulduğu ve birbirini doğruladığı, Davalıya ait Ticari Defter Kayıtlarında; * 2020 yılından 2021 yılına 1.091,50 TL davalı borcunun devrettiği, davacının 2021 yılında davalıya düzenlediği toplamı 273.150,09 TL olan 43 adet faturanın davalı ticari defterlerinde kayıtlı olduğu, davalının toplamı 189.890,69 TL ödemede bulunduğu (149.890,69 TL çek * 40.000,00 TL Eft) bu ödemeden sonra davalının davacıya 84.350,90-TL tutarında borcunun kaldığı, ( davacı defterlerinde bulunan karşılıksız çek kaydının davalı ticari defterlerinde bulunmadığı) * Takip tarihi itibariyle davalı ticari defterlerinde 84.350,90 TL tutarında davacıya borcunun bulunduğu, takibin de bu tutar üzerinden başladığı tespit edilmiştir..." şeklinde rapor sunulduğu görülmüştür. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE; 1-Dava İİK 67.Maddesi uyarınca açılmış itirazın iptali davasıdır. 2-Taraflar arasında dava konusu fatura alağının mevcudiyeti konusunda bir ihtilaf bulunmamakta olup uyuşmazlık icra takip tarihi itibariyle fatura bedellerine ilişkin alacakların muaccel olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. 3-Davalı tarafça icra takibine itirazda ve davaya cevap süresi içinde sunulan cevap dilekçesinde davacı ile süren ticari ilişkide vadeli ödeme uygulaması bulunduğunu, önceki dönemlerde oluşan borçların fatura tarihinin uzun süre sonrasında ödendiğini, taraflar arasında bu yönde bir teamül bulunduğunu savunmuştur. 4-Davacı tarafça taraflar arasında vadeli ödeme yönünde bir sözleşme veya uygulama bulunmadığı ileri sürülmüş, davalının bu yöndeki savunmaları kabul edilmemiştir. 5-Mahkememizce tarafların ticari defter ve kayıtları SMMM bilirkişi aracılığı ile incelenmeiş, dosyaya sunulan 09/09/2022 tarihli bilirkişi raporunda her iki tarafın ticari defterlerinde yer alan kayıtların bakiye alacak miktarı yönünden uyumlu olduğu, açık hesap ilişkisinde davacının takip konusu 84.350,90-TL tutarında alacaklı göründüğü yönünde görüş bildirilmiştir. 6-Yukarıda da değinildiği üzere davalı tarafça borcu oluşturan alacağa yönelik bir itirazda bulunulmamış olup, nitekim davacının alacaklı olduğu miktar davalı ticari defter kayıtlarında da mevcut olduğu görülmüştür. Ancak davalı tarafça takip tarihinde alacağın muaccel olmadığı yönünde savunmada bulunulmuştur. Taraflar arasındaki ilişki satış sözleşmesinden kaynaklanmakta olup kural olarak malın teslimi anında alıcının mal bedelini satıcıya ödeme borcu doğmaktadır. Taraflar arasında ödemenin belirli bir vadede veya talep üzerine yapılacağı yönünde bir anlaşma var ise vadeden önce veya alacaklının talebi olmaksızın borcun muaccel hale gelmeyeceği açıktır. Böyle bir vade sözleşmesinin yazılı olarak yapılmış olması gerekmemekte, taraflarca artık teamüle dönüşmüş bir uygulama varsa bunun da vade sözleşmesi gibi borçluya hak tanıdığı değerlendirilmektedir. Genel kuralın istisnası niteliğinde olan vade uygulamasında ispat külfeti borçlu üzerindedir. Somut olayda davalı borçlu bu yönde bir anlaşma bulunduğuna dair yazılı delil sunmamıştır. Yukarıda da değinildiği üzere yazılı delil bulunmasa dahi taraflar arasında ticari teamüle dönüşmüş bir vade uygulaması mevcut ise bunun da taraflara hak ve yükümlülükler yüklediğinin kabulü gerekmektedir. Bu nedenle mahkememizce tarafların ticari defter ve kayıtlarında yer alan fatura tarihleri ve ödeme tarihleri incelenmiş, vade uygulaması bulunup bulunmadığı yönünde değerlendirme yapılmıştır. Buna göre, tarafların ticari ilişkilerinin 20/08/2020 tarihinde davalıya düzenlenen davacı faturası ile başladığı, 20/10/2020 tarihine kadar çeşitli miktarlarda faturalar düzenlendiği ve davalının 20/10/2020 tarihinde 79.000,00-TL tutarlı çeki ile ödeme yapıldığı, sonraki süreçte yine faturaların kesildiği ve bir sonraki ödemenin 20/05/2021 tarihli 80.460,85-TL bedelli çek ile yapıldığı, 2021 yılı içerisinde yine farklı tarih ve tutarlarda faturalar düzenlendiği ve davalı tarafından 09/07/2021 tarihinde 10.000,00-TL tutarlı EFT, 12/07/2021 tarihli 30.000,00-TL tutarlı EFT ve 20/09/2021 tarihli 149.890,69-TL tutarlı çek ile ödemede bulunulduğu, sonraki süreçte de faturalar düzenlendiği, 149.890,69-TL tutarlı çekin karşılıksız çıkması üzerine yeni fatura düzenlenmediği ve çekin icra takibine konu edildiği, ayrıca açık hesapta bulunan alacak miktarının da icra takibine konu edildiği görülmüştür. Tüm bu hususların birlikte değerlendirilmesinde, davacı ile davalı arasındaki ticari ilişkinin 1 yıl civarında sürdüğü, bu süre zarfında düzenlenen faturaların bedellerinin açık hesapta derhal ödenmediği ve üzerinden farklı süreler geçtikten sonra çek ile veya nakit-EFT yoluyla ödemeler bulunduğu görülmekte ise de taraflar arasında fatura bedellerinin belirli bir vadenin sonrasında ödemeye konu edileceği yönünde teammülleşmiş bir uygulamanın varlığı için uzun sürelerde aynı şekilde uygulama yapılmasının gerekli olduğu, davacı ile davalı arasındaki ticari ilişkinin toplam süresi ile düzenlenen fatura bedellerinin miktarı dikkate alındığında ödemelerin belirli aralıklarla toplu olarak yapılmış olmasının taraflar arasında vadeli ödeme teamülü oluştuğu yönünde değerlendirilemeyeceği, zira yukarıda da değinildiği üzere taraflar arasındaki ticari ilişkinin toplam süresi dikkate alındığında satıcının ödeme kolaylığı sağlamış olmasının fatura bedelini mal teslim anında talep etme hakkından vazgeçme şeklinde yorumlanması için uygulamanın daha uzun ve süreklilik göstermesi gerektiği değerlendirildiğinden taraflar arasında bu yönde bir uygulama bulunmadığı, takip tarihinde takibe konu edilen miktardaki alacağın muaccel olduğu değerlendirilmiştir. Kaldı ki bir an taraflar arasında vadeli ödeme uygulaması bulunduğu düşünülse dahi davalı tarafça davalıya ödeme aracı olarak verilen 149.890,69-TL tutarlı çekin karşılıksız olduğu .... A.Ş.'nin 14/05/2022 tarihli müzekkere cevabı ile sabit olup, hem çek bedeli hem de açık hesaptaki bakiye alacak miktarının 01/10/2021 tarihinde takibe konu edildiği, takibe konu faturaların Haziran 2021-Eylül 2021 tarihleri aralığında düzenlendiği ve takibin fatura tanzim tarihlerinin üzerinden oldukça zaman geçtikten sonra, çekin karşılıksız çıkması sonrasında takibe konu edildiği dikkate alındığında, davacının vadeli ödeme yönünde teamül bulunsa dahi somut olayın şartlarına göre gerek fatura düzenleme tarihlerinin üzerinden geçen zaman gerekse açık hesap borcuna istinaden düzenlenen çekin karşılıksız çıkmış olması nedeniyle bakiye alacak için icra takibinde bulunabileceği değerlendirilmiştir. 7-Davalı taraf delil olarak yemin deliline dayanmış olup, davalının vadeli ödeme uygulamasına yönelik savunmasını diğer delilleriyle ispat edemediği değerlendiğinden yemin delili hatırlatılmış, davalının davacıya yemin teklifi üzerine davacı mahkememiz huzurunda taraflar arasında vadeli ödeme teamülü bulunmadığı hususunda yemin etmiştir. Davalı taraf yemin deliliyle de savunmasını ispat edememiş olup takip konusu alacağın her iki taraf ticari defterleriyle sabit olduğu anlaşıldığından davanın kabulüne karar verilmiştir. Davacı tarafça takipte yasal faiz talep edilmiş olup mahkememizce taleple bağlı kalınarak asıl alacağa takip tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesi yönünde hüküm kurulmuştur. 8-Dava konusu alacak faturaya dayanmakta olup her iki tarafın ticari defterlerinde kayıtlı olan fatura miktarlarının aynı miktarda alacak-borç bakiyesi verdiği, davalının borçlu olduğu miktarı tespit edebilecek olduğu görülmüştür. Her ne kadar davalı tarafça alacağın muaccel olmadığı ileri sürülerek itirazda bulunulmuş ise de davalının vadeli ödeme yapılacağına dair somut bir delilinin bulunmadığı ve ödeme için davacıya verilen çekin karşılıksız çıkması neticesinde başlatılan takibe karşı itirazın niteliği dikkate alındığında davalının itirazına konu savunmasının yargılamayı gerektirir nitelikte olmadığı, davalının düzenlenen fatura bedellerine konu miktar kadar vadesi gelmiş borcu olduğunu bilebilecek durumda olduğu ve alacağın likit nitelikte olduğu..." gerekçesi ile, davanın KABULÜ ile, davalının İzmir 17.İcra Dairesi'nin 2021/10625 Esas sayılı icra takip dosyasına yapmış olduğu itirazının iptali ile takibin itiraz öncesi koşullarda devamına, asıl alacak miktarına takip tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesine, alacak likit nitelikte görülmekle hükmedilen dava değerinin %20'si oranında hesaplanan 16.870,18-TL inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, verilen bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, taraflar arasındaki açık hesap ilişkisinde, ödeme emrinin düzenlendiği tarihte borç vadesinin gelmediğini yani muaccel olan herhangi bir borcun bulunmadığını, itirazlarının da borç miktarından ziyade borcun vadesinin gelmediğine yönelik olduğunu, davacı ile davalı arasındaki ticari ilişkinin süresi bir, iki ay gibi kısa kabul edilebilecek bir süre olmadığı gibi bir iki fatura gibi az ve istisnai bir alış verişe dayanmadığını, aksine bir yıldan fazla süren ticari bir ilişki ve 43 fatura kesimi gibi sık, yoğun ve sürekliklilik arz eden bir ticari ilişkide, hiç bir faturanın mal tesliminde ödenmemesi ve tüm ödemelerde mahkemecede kabul edilen "vade" uygulanmış olması karşısında "taraflar arasında ticari teamüle dönüşmüş bir vade uygulaması mevcut olduğunun" kabulü gerekmekte iken mahkemece yanlış değerlendirme ile bunun kabul edilmemiş olmasının, dosya içeriği faturalara, bilirkişice yapılan incelemeye, hatta mahkemenin kendi kabullerine aykırı olduğunu, mahkemenin gerekçesinin yanlış ve çelişkili olduğunu, dava konusu alacak/borç ilişkisine konu olmayan, davalı tarafından davacıya verilen 20.09.2021 tarihli 149.890,69.TlL bedelli çekin süresinde ödenmemesinin, bu dava ile bağlantısının bulunmadığını, alacağın muaccel olup olmadığının somut uyuşmazlıkta belirlenmesi gerektiğini, icra inkar tazminatına hükmedilmesinin de hatalı olduğunu, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE: Dava, faturadan kaynaklanan alacağın tahsili için yapılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır. ştır. ''...İtirazın iptali davası; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 67 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre; i) İlamsız takip yapılmış olması, ii) Borçlunun bu takibe itiraz etmesi, İii) İtirazın alacaklıya (davacıya) tebliğinden itibaren alacaklının, bir yıl içinde mahkemeye başvurmuş olması yasal koşullarının gerçekleşmesi gerekir. Takip alacaklısı tarafından ödeme emrine süresi içinde itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı açılan itirazın iptali davasının konusu, icra takibine konu edilen alacaklar olup, davanın amacı itirazla duran takibin devamını sağlamaktır. Bu dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir. Davalı borçlunun icra dosyasında ileri sürdüğü itirazlar dışındaki itirazlarını da bu dava içinde ancak cevap süresi içinde ileri sürmesi olanaklıdır. Eğer cevap süresi içinde davalı/borçlu diğer itirazlarını ileri sürmezse mahkeme bunları kendiliğinden göz önüne alamaz, takibe itiraz edilirken bildirilen sebeplerle sınırlı araştırma yapmak durumunda kalır. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.09.2019 tarihli ve 2017/19-824 E., 2019/885 K.; 25.11.2020 tarihli ve 2017/(19)11-894 E., 2020/942 K. sayılı kararlarında da değinilmiştir. Dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabi olduğundan; ispat külfeti normal bir alacak davasındaki ile aynıdır. Ancak her iki dava ispat yöntemleri ve hukukî sonuçları bakımından farklılıklar göstermektedir. Bu bağlamda belirtmek gerekirse; HMK’nın 190. maddesi gereğince ispat yükü, kanunda özel düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Bu genel kuralın dışında bazı hâllerde ispat yükü yer değiştirerek davalı tarafa geçer. Bu hâllerden birisi davalının ödeme savunmasında bulunmasıdır. Davacı ya da davalı iddiasını ya da savunmasını HMK’da belirtilen hükümlere göre ispat etmelidir. Buna göre yapılacak yargılama sonunda mahkemece verilecek karar ya davanın kabulü ya da reddine yönelik olacak; ancak takibin iptali ya da devamı hükmünü de içerecektir. Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere; itirazın iptali davası, icra takibine sıkı sıkıya bağlı, itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir. Eldeki davada, uyuşmazlığın her iki tarafı tacir olup, uyuşmazlık konusu iş her iki tarafın da ticarî işletmesi ile ilgilidir. Bu nedenle fatura, faturaların delil olma niteliği üzerinde de durmakta yarar vardır. Dava konusu faturanın düzenleme tarihi itibariyle somut olay bakımından uygulanması gereken 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) fatura tanımlanmamıştır. Vergi Usul Kanunu’nun (VUK) 229. maddesinde "Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır" hükmünü haizdir. Bu hüküm çerçevesinde, 24.12.2003 tarihli ve 25326 Sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunun 27.06.2003 tarihli ve 2001/l E., 2003/l K. sayılı kararında fatura; “Ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflarını, ölçüsünü, fiyatını ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri gösteren hesap pusulası olup, ticari belge niteliğindedir” şeklinde tanımlanmıştır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 21. maddesine göre; fatura düzenlenmesi için öncelikle taraflar arasında akdî bir ilişkinin bulunması gerekir. Madde hükmüne göre faturanın bir alacağın mevcudiyetine delil teşkil etmesi, karşı tarafa tebliğinden itibaren sekiz gün içinde hiçbir itiraza uğramamış olması koşuluna bağlıdır. Bunun için de öncelikle taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkinin varlığının kanıtlanmış olması gerekir. Davalının sözleşmesel ilişkiyi inkâr etmesi durumunda davacının öncelikle aralarındaki akdî ilişkiyi yani alım-satım ilişkisini ispat etmesi gerekmektedir. Bu nedenle, bir satım ilişkisinde davacı taraf sattığı malın miktarını ve alıcıya teslimini, davalı taraf ise yaptığı ödemeleri usulüne uygun bir şekilde ispat etmek zorundadır. Tek başına fatura düzenlenmesi akdî ilişkinin varlığını ispat etmeye yeterli değilse de, satıcı tarafından gönderilen faturanın alıcı tarafından ticarî defterlerine kaydedilmesi durumunda, alıcı ile satıcı arasındaki akdî ilişkinin var olduğu kabul edilebilir. Ancak, eğer fatura, alıcının ticarî defterlerinde kayıtlı değilse, satıcı alacak iddiasını diğer delillerle ispat etmelidir. Davanın açıldığı tarihte ve yargılama sırasında yürürlükte bulunan HMK’nın “Ticari defterlerin ibrazı ve delil olması” başlıklı 222. maddesi; “(1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir. (2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. (3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz. (4) Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur. (5) Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır”.şeklindedir 7251 sayılı Kanunu’nun 23. maddesi ile yapılan değişiklik ile 6100 sayılı Kanun’un 222. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi” ibaresi “diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi” şeklinde değiştirilmiş ve fıkraya birinci cümleden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir;“Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz”...'' (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 24.06.2021 tarih ve 2017/(19)11-2742 Esas 2021/853 Karar sayılı Kararı) İcra ve İflas Kanunu’nun 67. maddesinin 2. fıkrası hükmünce, icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için, borçlunun takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi ve alacaklının alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması yasal koşullardandır. Borçlunun itirazının kötüniyetli olması ise yasal koşul değildir. İcra inkar tazminatı, aleyhindeki icra takibine itiraz eden ve işin çabuk bitirilmesine engel olan borçluya karşı konulmuş bir yaptırımdır. Bunlardan başka, alacağın likit ve belli olması da gerekir. Alacağın gerçek miktarı belli, sabit veya borçlu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurlar bilinmekte ya da bilinmesi gerekmekte, böylece borçlu tarafından borcun tutarının tahkik ve tayini mümkün ise; başka bir ifadeyle borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda ise alacağın likit ve muayyen olduğunun kabulü zorunludur. Öte yandan, alacağın muhakkak bir belgeye bağlı olması da şart değildir. Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve özellikle hükme esas alınan bilirkişi raporunun oluşa, somut olayın özelliklerine uygun, açık, anlaşılır, taraf ve yargı denetimine uygun olmasına, davacı şirket tarafından kesilen faturaların, alacak bakiyesinin davalı şirket ticari defterlerinde kayıtlı olmasına, davalı şirket tarafından bakiye borç bedelinin ödendiğinin, borcun muaccel olmadığının ispatlanamamasına, alacağın likit ve belirlenebilir olmasına, yargılamada eksiklik bulunmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına göre; kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 27/12/2022 tarih ve 2022/98 Esas 2022/924 Karar sayılı hükmü usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-İstinaf başvurusu sırasında alınması gereken 5.762,00.TL nispi karar harcından peşin olarak alınan 1.441,00.TL harcın mahsubu ile bakiye 4.321,00.TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf başvurusu sırasında davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından davacı lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 5-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ikmali ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 362/(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere 18/06/2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.