Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2022/2067 E. 2026/1264 K.
Konu: Genel Kurul Kararının İptali
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2022/2067
- Karar No
- 2026/1264
- Karar Tarihi
- Konu
- Genel Kurul Kararının İptali
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2022/2067
KARAR NO:2026/1264
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ:27.04.2022
NUMARASI:2021/294 Esas - 2022/354 Karar
DAVA:Genel kurul kararının iptali
Taraflar arasındaki genel kurul kararının iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulü ile genel kurulun 6 nolu maddesinin iptaline, diğer maddelere ilişkin iptal isteminin reddine dair verilen karara karşı, davacılar vekili ve davalı şirket vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
Davacılar vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin davalı şirketin % 38 oranında hissesine sahip olduklarını, şirketin 17.03.2021 tarihinde yapılan 2020 yılı olağan genel kurul toplantısında müvekkillerinin vekâleten temsil edildiklerini, şirketin çoğunluk hisse sahibi olan ...'in ...ve ailesi tarafından yönetildiğini, şirketin kuruluşundan beri yönetimde yer alan müvekkili ...'in 24.05.2019 tarihli genel kurul toplantısında yönetim kurulu üyeliğinden çıkarıldığını, ortaklar aralarındaki husumetin artması ile müvekkilinin şirket binasına ve şubelerine girmesinin engellendiğini, müvekkilinin grup şirkette çalışan çocuklarının işten çıkarıldığını, hakaret ve tehdit boyutlarında tartışmalar yaşandığını, karşılıklı suç duyurusunda bulunulduğunu ve çeşitli davalar ikame edildiğini, aile arasında olayların büyümemesi ve şirketin zora girmemesi için müvekkilinin çabalarıyla sulh çabaları başlatıldığını, 18.12.2019 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında kâr dağıtımı ve ibra kararı alındığını, suç duyurularının karşılıklı olarak geri çekildiğini ve davalardan karşılıklı olarak feragat edildiğini, ancak devamında sulhün sağlanamadığını ve ortaklar arasındaki husumetin daha da şiddetlendiğini, müvekkilinin davalı şirket ve diğer grup şirketler ile bağlarını tamamen koparmak için 28.10.2020 tarihinde ihtarname keşide ederek hisselerinin satışı için öneriler getirdiğini, bu öneriler arasında müvekkiline ait payların halka arz edilerek satılmasının da yer aldığını, bu gelişmelerden sonra yapılan dava konusu genel kurul toplantısında müvekkilinin muhalefetine rağmen kanuna ve dürüstlük kurallarına aykırı kararlar alındığını, genel kurul toplantısında gündemin ikinci maddesi ile faaliyet raporunun görüşüldüğünü ve oy çokluğuyla kabul edildiğini, şirketin yönetim kurulu üyelerinin 2018 yılında aynı konuda faaliyet göstermek üzere kurulan ... ... Şirketi’nin de yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptıklarını, faaliyet raporunda rekabet yasağına aykırı faaliyette bulunulmadığının belirtildiğini, ancak başkaca şeffaf bir açıklama yapılmadan genel açıklama yapılması nedeniyle faaliyet raporuna muhalefet edildiğini, gündemin dördüncü maddesinde görüşülen 2020 yılına ait fînansal tabloların Türkiye Muhasebe Standartlarına ve somut gerçekliğe aykırı olduğunu ve maddenin müvekkillerinin olumsuz oylarına rağmen oy çokluğuyla kabul edildiğini, 2019 yılında likidite oranı yeterli olduğu halde 2020 yılında 9.500.000,00 TL kısa/ uzun vadeli kredi alınmasının sebebinin anlaşılamadığını, müvekkillerinin talep ettiği konularda açıklamalar yapılmışsa da bunlara dair belge sunulmadığını, bilgi alma hakkının engellendiğini, gündemin altıncı maddesinde şirket net kârının 22.283.304,00 TL olarak açıklandığı halde sadece 2.400.000,00 TL tutarında kâr dağıtımına karar verildiğini, azınlık pay sahiplerinin mağdur edildiğini, dağıtılmayan kârın ne şekilde kullanılacağının soyut ifadeler ile açıklandığını, Covid 19 salgınının bahane olarak gösterildiğini, oysa davalı şirketin bulunduğu sektörün salgından etkilenmediğini, genel kurulda gündemin yedinci maddesinde yönetim kurulu üyelerinden her birine aylık brüt 5.800,00 TL huzur hakkı verilmesinin oy çokluğuyla kabul edildiğini, şirket doğru yönetilmediğinden bu kadar huzur hakkının fazla olduğunu, gündemin sekizinci maddesinde ... Şirketinin bağımsız denetçi olarak seçildiğini, bu kuruluşun şirketin hakim hissedarı ile uzun yıllara dayanan ilişkileri olduğunu, bu nedenle tarafsız ve objektif rapor hazırlaması konusunda endişe duyulduğunu, müvekkillerinin gündeme getirdiği özel denetçi tayini talebinin de oy çokluğuyla reddedildiğini, bu kararın da iptalinin talep edildiğini, redde gerekçe olarak bilgi alma hakkının zamanında kullanılmamasının gösterildiğini ileri sürerek, davalı şirketin 17.03.2021 tarihli 2020 yılı olağan genel kurul toplantısında alınan 2020 yılına ilişkin faaliyet raporunun kabulü ve tasdikine, 2020 yılına ilişkin fınansal tabloların kabul ve tasdikine, kârın kullanım şeklinin, dağıtılacak kâr ve kazanç paylarının belirlenmesine, yönetim kurulu üyelerinin ücretleri ile huzur hakkı, ikramiye ve prim gibi hakların belirlenmesine, bağımsız denetçi seçimine, özel denetçi tayin edilmemesine ilişkin kararların iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili, savunmasında özetle; müvekkili şirketin diğer grup şirketler ile birlikte bir şirketler topluluğu oluşturduğunu, davacı ...’in şirketin yönetim kurulu başkanı...'in kardeşi olduğunu, ... Şirketlerinin çok sayıda ülkeye ihracat yaptığnı, 2020 yılına ilişkin olağan genel kurul toplantısının 17.03.2021 tarihinde yapıldığını, toplantıya ait ilanların 24.02.2021 tarihli Sicil Gazetesinde ve şirketin internet sitesinde yayımlandığını, ayrıca 24.02.2021 tarihinde tüm pay sahiplerine davet mektubu gönderildiğini, 2020 yılına ilişkin yönetim kurulu faaliyet raporunun, finansal tabloların, ... raporunun, kâr dağıtımı teklif metninin 26.02.2021 tarihinden itibaren şirket merkez ve şubelerinde bulundurulduğunu ve bu belgelerin 04.03.2021 tarihinde davacıların vekili tarafından teslim alındığını, Bakanlık Temsilcisinin de toplantıya nezaret ettiğini, toplantıda tam nisap sağlandığını, davacıların taleplerinin hukuka aykırı ve mesnetsiz olduğunu, davacıların yönetim kuruluna itirazlarının aralarındaki husumetten kaynaklandığını, gündemin ikinci maddesinde yönetim kurulu faaliyet raporu hakkında bir karar alınmadığından iptalinin istenemeyeceğini, genel kurulda sekizinci maddesi görüşüldükten sonra ...’in vekili tarafından özel denetçi tayin edilmesinin talep edildiğini ve talebin oy çokluğuyla reddedildiğini, davacının bu kararın iptalini talep etmekte hukuki menfaatinin bulunmadığını, muhalefet şerhi de yazılmadığını, TTK’nın 439. maddesinde genel kurulun özel denetim istemini reddetmesi halinde sermayenin en az onda birinin üç ay içinde şirket merkezinin bulunduğu yerin Asliye Ticaret Mahkemesinden özel denetçi atanmasını isteyebileceğin düzenlendiğini, davacıların da özel denetçi atanması talebiyle İstanbul Anadolu 13. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/301 Esas sayılı dosyasında dava açtıklarını, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 24.06.1982 tarihli E. 1982/2952, K. 1982/3061 sayılı kararında, özel denetçi atanması talebinin reddi halinde özel denetçi atanması talebiyle dava açılabileceğinden söz konusu kararın iptalinin talep edilemeyeceğine hükmedildiğini, davacıların bu husus görüşülürken muhalefet şerhi de yazmadıklarını, muhalefet şerhinin Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 25.09.2017 tarihli E.2016/2285 ve K.2017/4681 sayılı kararına göre dava şartı olduğunu, finansal tabloların Büyük ve Orta Boy İşletmeler İçin Finansal Raporlama Standardına (BOBİ FRS)’ye göre hazırlanıp ... Şirketine sunulduğunu, bu hususun Kamu Gözetimi Kurumu (KGK) kararına uygun olduğunu, davacıların kredi alınmasını da eleştirdiklerini, kredinin Covid-19 salgını nedeniyle Kamu Garanti Fonu kapsamında verilen uygun faizli kredilerden olduğunu, 6 ay ödemesiz, 36 ay vadeli ve yıllık % 7,5 faizli olarak kullanıldığını, mevduat faiz oranının % 18 olduğu dönemde kredinin çok uygun şartlarla alındığını, bu kredi ile hammadde temin edildiğini, davacılara istedikleri bilgilerin verildiğini, Yargıtay 11. HD'nin 28.09.2017 tarih ve E.2016/5401 K.2017/3832 sayılı kararında bilgi alma ve inceleme hakkının ihlali sebebiyle finansal tabloların tasdikine ilişkin genel kurul kararlarının iptal edilebilmesi için bilgi vermeme ile alınan karar arasında illiyet bağının bulunması gerektiğinin belirlendiğini, 2020 yılı kârının brüt 2.400.000 TL kısmın dağıtılmasına ilişkin genel kurul kararının piyasa koşullarındaki belirsizliğin ve devam eden Covid-19 salgınının ekonomiye etkisinin göz önünde bulundurularak alındığını, öz kaynakların güçlendirilmesi amacının güdüldüğünü, davacıların diğer grup şirketlerden de kâr payı aldıklarını, yönetim kuruluna verilen huzur hakkının emsallerine uygun olduğunu, önceki yıla nazaran artırım yapılmadığını, ... Şirketinin TTK’nın 400/1 ve2. maddesine uygun seçildiğini, ... ... Şirketinin kurulduğu günden beri gayri faal bir şirket olduğunu ve bu nedenle davalı şirket ile rekabet etmesinin söz konusu olamayacağını savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "..Davaya konu edilen 17/03/2021 tarihli 2020 yılına ait genel kurul toplantı tutanağı ve hazerun cetveli incelendiğinde tüm payların asaleten ve vekaleten olmak üzere toplantıda temsil edildiği, toplantı gündeminin görüşülmesine geçilerek 1 nolu gündem maddesi ile toplantı başkanı, tutanak yazmanı ve oy toplama memurunun seçildiği, kararın oy birliği ile alındığı anlaşılmıştır.Davacı yan 2 nolu gündem maddesi ile alınan kararın iptalini talep etmiş olup davalı yan ise bu madde ile 2020 yılı faaliyet raporunun kabul ve tastik edilmesine ilişkin karar alınmadığından iptal edilecek bir karar da bulunmadığını savunmuştur. Genel kurul tutanağı incelendiğinde 2 nolu gündem maddesinin yönetim kurulu tarafından hazırlanan 2020 yılına ait faaliyet raporunun okunması ve müzakere edilmesine ilişkin olduğu, madde hakkında konuşmaların yapıldığı ancak oylama yapılıp herhangi bir karar alınmadığı anlaşılmıştır. Bu durumda oylama yapılarak alınmış bir karar bulunmadığından bu maddenin iptali yönündeki davacı talebi mahkememizce yerinde görülmemiştir.(Emsal mahiyette İstanbul BAM 13. Hukuk Dairesi 2018/1894 Esas 2020/619 Karar sayılı kararı) Dava konusu 17/03/2021 tarihli genel kurul toplantısında alınan iptali talep edilen 4 nolu gündem maddesinin 2020 yılına ait finansal tablolarının okunması, müzakeresi ve tasdiki hususuna ilişkin olduğu, 6 nolu gündem maddesinin kârın kullanım şeklinin, dağıtılacak kâr ve kazanç payları oranının belirlenmesi hususuna ilişkin olduğu, yine 7 nolu gündem maddesinin yönetim kurulu üyelerinin ücret, huzur hakkı, ikramiye ve prim gibi haklarının belirlenmesi, 8 nolu gündem maddesinin de bağımsız denetçi seçilmesine ilişkin olduğu, bu 4 maddenin oylanmasında davacıların olumsuz oy kullanarak muhalefet şerhlerini tutanağa yazdırdıkları anlaşılmıştır. Davalı şirketin 2020 yılından geriye doğru 2015 yılı dahil olmak üzere tüm ticari defter ve dayanak kayıtları üzerinde bilirkişiler vasıtasıyla inceleme yaptırılarak kararlaştırılan huzur hakkı ödemesinin TTK 394 maddesi hükmü uyarınca şirketin mali durumuna, genel uygulamasına uygunluğu, yönetim kurulunun bu iş için harcayacağı emek ve mesai ile orantılı olup olmadığı, yine 6 nolu gündem maddesi ile alınan karar uyarınca pay sahiplerinin kardan pay alma haklarının ihlal edilip edilmediği, kar dağıtım kararının şirketin mali-ekonomik yapısıyla örtüşüp örtüşmediği, yine atanan bağımsız denetçi yönünden alınan kararın da değerlendirilip iptal koşullarının oluşup oluşmadığının tespiti yönünde rapor düzenlenmesi istenmiştir. Alınan 11/03/2022 tarihli raporda davalı şirketin 2020 yılı net satış tutarının 308.522.938,55 TL, satış maliyetlerinin 254.972.208,30 TL olup faaliyet ve diğer giderlerin düşülmesi ve vergi sonrası net dönem karının ise 26.266.166,43 TL.olduğu, 2019 yılı net karının ise 9.207.670,56 TL olup 2020 yılında önceki yıla nazaran cironun %32, karın ise %285 oranında arttığı, şirketin 2020 yılı bilançosunda 154.267.407,06 TL'lik varlığının göründüğü, borçlarının toplamının ise 76.911.770,42 TL olup bunun 9.621.236,49 TL'lik kısmının uzun vadeli borç olduğu, bu bilgilere göre özvarlığının 77.355.636,64 TL olarak hesaplandığı ve şirket sermayesinin yaklaşık 10 kat fazlası ile korunduğu şirketin cari oranının da 1.70 olup yeterli seviyede olduğundan şirketin borçlarının ödenmesinde bir güçlükle karşılaşma ihtimalinin bulunmadığı, şirketin toplam borçlar / toplam aktifler rasyosuna göre de tüm varlıklarının yarısı kadar borçlanmış olup mali olarak bir güçlükle karşılaşmasının mümkün olmadığı, mali tabloların şirket muhasebe kayıtlarının sonuçlarını yansıttığı, yasaya uygun olarak hazırlanan mali tabloların denetime elverişli olduğu, dava konusu genel kurul toplantısının 6.maddesi ile tüm pay sahiplerine 1.ci temettü olarak brüt 377.500,00 TL, 2.ci temettü olarak brüt 2.022.500,00 TL olmak üzere toplam 2.400.000,00 TL dağıtılmasına karar verilmiş olup dağıtılacak karın dönem net karının %10'undan daha az olduğu, kar dağıtımının düşük tutulmasına gerekçe olarak Covid 19 salgını, ekonomideki daralma ve dövizdeki belirsizliğin gösterildiği, şirket mali yapısı ile karşılaştırıldığında şirketin öz kaynakları içindeki oranın da %3,1 olduğu, Covid 19 salgınının en yoğun olduğu dönemde dahi 7244 sayılı kanun ile TTK'ya eklenen Geçici 13.madde ile 30/09/2020 tarihine kadar dağıtılacak nakit kar payı tutarının net dönem karının %25'i ile sınırlı tutulduğu, daha sonra bu sürenin 31/12/2020'ye kadar uzatıldığı, davaya konu genel kurul toplantısının 17/03/2021 tarihinde yapılmış olmasına rağmen kar dağıtımının salgının en yoğun olduğu dönemin bile altında tutulmasının iyi niyet kurallarına aykırılık teşkil etttiği, genel kurulun 7 nolu gündem maddesi ile yönetim kurulu üyelerinden her biri için belirlenen aylık brüt 5.800,00 TL huzur hakkı ödemesinin şirket mali yapısı ve emsallerine uygun olduğu, 8.madde ile seçilen bağımsız denetçi yönünden davacının somut bir iddia ileri sürmediği, bu şartlar altında gündemin 6 nolu maddesi hariç diğerleri yönünden iptal koşullarının oluşmadığı belirtilmiştir. Alınan rapor ile davalı yönünden yapılan tespitler gerekçeli ve denetlenebilir nitelikte olduğundan mahkememizce hükme esas alınmıştır.Şirketin finansal tablolarının, şirket defter ve kayıtları ile şirket mali yapısına uygun ve denetime elverişli olduğu, yine gündemin 7 nolu maddesi ile yönetim kurulu üyelerine dağıtılması kabul edilen huzur hakkı tutarının şirket mali yapısı için makul düzeyde kaldığı, dürüstlük kurallarına aykırılık teşkil eden bir yönünün bulunmadığı, şirketin genel uygulaması ile de uyumlu olduğu, şirket ortaklarının kardan pay alma haklarını ihlal edici nitelik taşımadığı, şirketin ekonomik-mali yapısına göre yöneticilerin harcayacakları emek ve mesai ile de orantılı olduğu, yine gündemin 8 nolu maddesi ile atanan bağımsız denetçi yönünden bu şirketin ... Şirketleri ve hakim hissedar ...ile uzun yıllara dayalı ilişkilerinin bulunmasının görevini yaparken objektiflikten uzaklaşacağının göstergesi olamayacağı, atanan denetçi firma yönünden somut bir sebep gösterilmediği anlaşıldığından davacı yanın bu maddelere yönelik iptal talebi de yerinde görülmemiştir. Genel kurul toplantısında 6 nolu karar ile karın kullanım şekli ve dağıtılacak kar ve kazanç payları belirlenmiş olup bilirkişi heyeti kararlaştırılan dağıtım oranının düşük kaldığını ifade etmiştir. Her ticaret ortaklığı gibi anonim şirketlerde de nihai amaç kar elde edip ortaklara dağıtmaktır. Ortaklığın tüm organlarının da bu amaca uygun karar alma yükümlülüğü vardır. Ancak genel kurul aktiflerin yeniden sağlanabilmesi için gerekir ise bütün pay sahiplerinin menfaatini gözeterek şirketin sürekli gelişimi ve olabildiğince kararlı kar dağıtımı yönünden haklı sebepleri olmak kaydıyla kanun ve esas sözleşmede öngörülenler dışında da yedek akçe ayrılmasına karar verebilecektir. Somut olayda ise şirketin 2020 yılı mali verilerine göre çok düşük oranda kar payı dağıttığı, şirketin yeterli likiditeye sahip olduğu, karara gerekçe olarak gösterdiği Covid 19 salgını, ekonomik daralma ve dövizdeki belirsizlik hususları ile şirketin 2020 yılı net ciro ve kar oranları karşılaştırıldığında alınan kararın iyiniyet ve dürüstlük kurallarına uygun olmadığı, genel kurulun 6 nolu gündem maddesi uyarınca alınan kararın iptali gerektiği sonucuna varılmıştır. Dava konusu genel kurul toplantısında gündemde olmayan ancak davacıların talebi ile oylanarak özel denetçi tayin edilmemesi yönünde oy çokluğu ile alınan genel kurul kararının da iptali için dava açılmış olup, özel denetçi tayini talebi genel kurulda reddedildikten sonra ilgililerin mahkemeye başvurarak özel denetçi tayin edilmesini talep edebilecekleri, bu durumda genel kurulda alınan kararın iptali için dava açmakta hukuki yararlarının bulunmadığı, kanun koyucunun genel kurulda talebin reddi halinde kararın iptali yolunu değil özel denetçi seçimi için mahkemede dava açma yolunu kabul ettiği (Emsal mahiyette Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2014/391 Esas 2014/19499 Karar, İstanbul BAM 14. Hukuk Dairesi 2018/1238 Esas - 2019/1249 Karar sayılı kararı) gözetilerek davacı yanın bu maddeye yönelik talebinin ..." gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile davalı şirketin 17.03.2021 tarihli genel kurul toplantısında alınan şirkete özel denetçi tayin edilmesi talebinin reddine dair karara ilişkin açılan davanın reddine, aynı genel kurul toplantısında alınan 2,4,7,8 nolu gündem maddeleri yönünden açılan davanın reddine, davalı şirketin 17.03.2021 tarihli genel kurul toplantısında alınan 6 nolu gündem maddesine ilişkin davanın kabulü ile 6 nolu gündem maddesinin iptaline, karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacılar vekili ve davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacılar vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;Gündemin 2, 4, 7 ve 8 nolu maddelerine ilişkin ret kararının hatalı olduğunu, 2 nolu maddenin 2020 yılına ait faaliyet raporunun okunması ve müzakere edilmesine ilişkin olduğunu, bu maddedeki görüşmelerde oylama yapılmamasına karşın görüşmenin diğer maddelerin temeli olduğunu, Faaliyet Raporu Yönetmeliği'ne tamamen aykırı hazırlanan raporun iptali gerektiğini, şirket faaliyetlerinin her yönüyle finansal durumunun, doğru, eksiksiz, dolambaçsız, gerçeğe uygun ve dürüst bir şekilde yansıtılmadığını, şirket ile hakim şirket ve diğer iştirak şirketler arasındaki hukuki ilişkinin üstünkörü bir şekilde incelendiğini, somut bilgi verilmediğini, raporun yönetmelik madddelerine aykırı, özensiz ve şeffaflıktan uzak olduğunu ve bu hususun genel kurulda ifade edildiğini, mahkemenin bu nedenleri incelemeden faaliyet raporuna ilişkin bir karar alınmadığından iptaline gerek olmadığına karar verilmesinin patalı olduğunu,Gündemin 4 numaralı maddesine yönelik talebin reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, gerekçenin aksine defter ve kayıtların davalı şirketçe tutulduğunu, bu nedenle bilirkişilerin defter incelemesi yapmadan bunlara ilişkin verileri incelemesi gerektiğini, sadece şirketçe tutularak sunulan defterlerdeki tutarlar ile finansal tabloların uyumlu olmasından hareket edilerek rapor hazırlanamayacağını, raporda davalı şirketin grup şirketleri ve ilişkili kişileri ile hiçbir işlemi olmamıştır şeklindeki açıklama yapıldığını, ancak davalı şirketin 2020 hesap dönemi kurumlar vergisi beyanının detay kısımlarında da yer aldığı üzere, şirketin 2020 hesap döneminde alış işlemlerinde 38.289.895,40 TL, satış işlemlerinde 185.239.366,75 TL transfer fiyatlandırmasına konu işlemi bulunduğunu, bunlara ilişkin bilirkişi raporunda değerlendirme yapılmadığını, itirazların dikkate alınarak ek rapor da alınmadığını, 2020 hesap dönemi finansal durum tablosunda anlamlı şekilde kar artışı sağlandığı gözükse de, karın nakit akışlar yönünden şirket aktifinde yer almadığı, şirketin ticari alacaklarının 20.492.714,00 TL'den 46.638.636,00 TL’ye çıktığı aradaki 26.145.922,00 TL farkın dönemin net karı olan 22.283.304 TL’den bile fazla olduğu, dolayısıyla söz konusu bu hususun şirketin ilişkili kişileri ile olan 38.289.895,40 TL alış ve 185.239.366,75 TL satış işlemleri ile karşılaştırılmasında, şirketin esasen vadeli (ticari alacak grubu) satışlarının nakit olarak işletmeye girmediği, şirketin ilişkili kişileri ile olan işlem büyüklüğü dikkate alındığında, mali anlamda şirketin zararına neden olduğunu, müvekkillerin finansal tabloları bilgi alma ve inceleme haklarının usule uygun bir şekilde kullandırılmadığını, baştan savma şekilde cevap verildiğini,Gündemin 7 numaralı maddesine yönelik talebin reddinini hatalı olduğunu, sunulan dilekçelerde, şirketin bir grup şirketi olduğu ve her grup şirketinden bu şekilde huzur hakkı, ikramiye, prim ve ücret alındığını, salt davalı şirketten alınan ücretler ile hakkaniyet dengesinin örtüştürülmeye çalışılması yerine, tüm grup şirketlerinden alınan ücretler ile hakkaniyet ve orantılılık ölçütlerinin değerlendirilmesi gerektiğinin belirtildiğini, şirketin yönetim kulunu başkan ve üyelerinin davalı şirket haricinde ... Şirketlerinin 2 şirketinden daha (... A.Ş. ile ... A.Ş.) huzur hakkı ve ücret aldıklarını, mahkemece işin özüne, yani şirketin mali yapısı, şirketin kuruluş amacı, kuruluş yapısı, müvekkili ile abisinin arasındaki centilmenlik anlaşmasının göz önünde bulundurmadan, salt davalı şirketin düşünülerek yönetim kurulu üyelerinin aldıkları ücretin emsale uygun olduğunun kabul edildiğini, müvekkilinni yönetimden çıkarılmasından sonra ...ve kızlarının kendilerine birden bire fahiş meblağlar ile huzur hakkı almak için kararlar aldığını, bir çok şirketten bu şekilde alınan paraların birlikte değerlendirilmesi halinde bunların fahiş olduğunun anlaşılacağını, alınan paraların emsallerine de uygun olmadığını, dilekçede sunulan tablolardan anlaşılacağı üzere müvekkilinin çıkarılmasından sonra davalı şirket yönetim kurulu başkan ve üyelerinin fahiş miktarda huzur hakkı ve ücret aldıklarını, şirketin grup şirketi olması nedeniyle ve dava konusu kararın sadece davalı şirket üzerinden tek bir huzur hakkı şeklinde yaklaşılması doğru olmadığını, beş şirketten oluşan grup şirketleri bakımından bir değerlendirme yapılması gerektiğini, alınan kararların açıkça dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, huzur hakkına ilişkin 7 numaralı gündem maddesinin genel kurul kararının iptalini gerektiren hallerden olan dürüstlük kuralı incelemesi yapılarak bu inceleme 6 numaralı gündem maddesinde görüşülen ve bilirkişi kurulunca dürüstlük kuralına aykırılık tespit edilen kar payının dağıtılmasına ilişkin gündem maddesi ile birlikte bir incelemesi gerektiğini, anılan madde ile izaha muhtaç ve makyajlı bir örtülü kazanç aktarımı yapıldığını, davalı şirketin kurucu ortak..., eşi ve kızlarının doğrudan ve dolaylı %60 hissesi, kurucu ortak ...ile eşi ...'in doğrudan ve dolaylı %40 hissesine sahip aile şirketi olduğunu, 2019'a kadar davalı şirket ve ... Şirketlerinde huzur hakkı ve ücret uygulaması bulunmadığını, ...ve ailesinin çoğunluğa sahip olması nedeniyle müvekkilini yönetimden çıkardıklarını, aynı toplantıda ...ve kızlarının 3 adet ... şirketinden huzur hakkı ve ücret aldığını, kar payını ise dürüstlük kuralına aykırı şekilde düşük yaptıklarını, buna göre herhangi bir dürüstlük kuralı incelemesi yapılmaksızın, hangi emsale uygun olduğu gösterilmeksizin eksik ve denetime elverişsiz bir incelemeyle, bir grup şirketi olan davalı şirket yönetim kurulu üyelerinin almış oldukları huzur hakkının tek bir şirket üzerinden değil, 3 grup şirketlerinden almış oldukları huzur hakkı ücretinin tespit edilerek emsallere oranlanması ve alınan huzur hakkının hakkaniyet dengesi ile bağdaşıp bağdaşmadığının irdelenmesi gerekirken, sadece emsallere ve şirketin mali yapısına uygun olduğu gerekçesiyle bu talebin reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu,
Gündemin 8 nolu maddesi ile denetçi seçimine ilişkin alınan kararın iptalinin istendiğini, gerekçenin aksine denetçi seçilen şirketin ortağının, davalı şirketin halihazır yönetim kurulunun rekabet yasağına aykırı olarak kurdukları ... A.Ş'nin de denetimini gerçekleştirdiğini, bu hususun tek başına davalı şirket ile dava dışı yönetim kurulu üyelerince kurulan şirket arasındaki transferlerin örtülü bir şekilde gerçekleştirip gerçekleştirilmeyeceğine ilişkin akıllara şüphe getirdiğini, özel denetçiye ilişkin gerekçenin de hatalı olduğunu, pay sahiplerinin genel kurulda alınan kararlara karşı usuli şartların sağlanması halinde özel denetçi atanmasını istemelerinin mümkün olduğunu, bu talebin reddi halinde de iptal davası açılabileceğini, özel denetçi tayini talepli dava ve özel denetçi atanmasının reddine karşı ikame edilen genel kurul kararının iptali davası talep sonuçları yönünden ayrı davalar olmakla, pay sahiplerinin her iki yol ile alınan bu karara karşı dava açma hakkının bulunduğunu,Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve genel kurulunun 2,4,7 ve 8 nolu maddelerine ilişkin davanın da kabulüne karar verilmesini istemiştir.Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Gündemin 6 nolu maddesine ilişkin kararının hatalı olduğunu, TTK'nın 523/2. maddesine göre, genel kurulun aktiflerin yeniden sağlanabilmesi için gerekliyse, bütün pay sahiplerinin menfaatleri dikkate alındığında, şirketin sürekli gelişimi ve olabildiğince kararlı kâr payı dağıtımı yönünden haklı görülüyorsa, kanunda ve esas sözleşmede öngörülenlerden başka yedek akçe ayrılmasına da karar verebileceğini, 2020 yılında özellikle kur dalgalanmaları ve Covid-19 salgınının ekonomiye olan olumsuz etkisi nedeniyle piyasa koşullarında ciddi bir belirsizlik oluştuğu dikkate alınarak, 2020 yılı olağan genel kurul toplantısında 2020 yılı net karından brüt 2.400.000 TL’nin dağıtılmasına karar verildiğini, bu kararın, şirketin o dönemki mevcut ekonomik koşullar altında sürekli gelişimi ve olabildiğince fazla kâr payı dağıtması amacıyla kar dağıtımında ihtiyatlı davranması gerektiği ortayla koyduğunu, müvekkilinin dahil olduğu ... Şirketleri’nin entegre şirketler olduğunun, 1000’e yakın çalışanı, 100’den fazla bayisi ve çok sayıda tedarikçisi olduğunu, bu nedenle ... Şirketleri’nin özkaynaklarının güçlendirilmesi çalışanlar, tedarikçiler, bayiler dahil tüm paydaşların menfaatine olduğunu, buna rağmen bilirkişi kurulunca hatalı tespitler yapıldığını, mahkemece, müvekkili şirketin sermaye ihtiyacı olmamasına rağmen 2020 yılında elde edilen net kar üzerinden yalnızca 2.400.000.-TL’nin pay sahiplerine temettü olarak dağıtılmasına ilişkin kâr payı dağıtım teklifinin dürüstlük kuralına ve hakkaniyete aykırı olduğuna kanaat getirilmesine karşın, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2018/4050 E.- 2020/2455 K. sayılı kararında aksinin belirtildiğini, dava konusu 2020 yılı olağan genel kurul toplantısında karın tamamının dağıtılmamasına değil, müvekkil şirketin bağımsız denetimden geçen ve genel kurula sunulan 2020 yılı finansal durum tablolarına göre 2020 yılı net karının 22.283.304 TL yaklaşık %11’ine denk gelen bir tutarın 2.400.000 TL dağıtılmasına karar verildiğini, bilirkişi raporunda ise eksik ve hatalı değerlendirme yapıldığını, kararın Yargıtay içtihatlarına uygun olduğunu, şirketin kar dağıtım politikasının belirlenmesi bakımından geçmiş yıllarda yapılan ve davacıların da olumlu oy kullandığı kar dağıtım kararlarının incelenmesi ve dava konusu kar dağıtım kararıyla karşılaştırılması gerektiği halde bu inceleme ve karşılaştırmaya yer vermeksizin hazırlanan bilirkişi raporunun eksik olduğunu, raporda müvekkili şirketin kısmi kar dağıtma kararının şirket menfaatine değerlendirilmediğini, bu kararın piyasa koşullarındaki belirsizlik, kur dalgalanmaları ve Covid-19 salgınının ekonomiye etkisi göz önünde bulundurularak müvekkil şirket özkaynaklarının güçlendirilmesi amacıyla alındığından, söz konusu kar dağıtım kararının iyiniyet ve dürüstlük kurallarına uygun olduğunu, kar dağıtım kararı neticesinde, sadece davacılara ödenen temettü tutarının brüt 873.298,96 TL, ... Şirketleri’nin tamamından davacılara 2020 yılı net dönem karından ödenen toplam temettü tutarının ise brüt 1.725.973,33 TL olduğunu, davacıların ısrarla karın tamamı dağıtılmayarak mağdur edildiklerini iddia etmelerine karşın ... Şirketleri’nin tümünün kar dağıtımı yapmak suretiyle pay sahiplerinin mağduriyetine yol açmayacak şekilde yüksek bir tutarda kar dağıtıldığını, bu dağıtımdan tüm pay sahiplerinin yararlandığını, 24.02.2020 tarihinde yapılan ve davacı dahil tüm pay sahiplerinin oybirliği ile alınan genel kurul kararı ile; müvekkil şirketin 2019 yılı net karından şirketin ödenmiş sermayesinin %5’i oranındaki ve brüt 310.000,00-TL tutarındaki 1. temettünün dağıtılmasına karar verildiğini, şirketin geçen seneki olağan genel kurul toplantısında tüm pay sahiplerinin oy birliği ile alınan 1. temettü dağıtım kararından farklı olarak, bu sene 375.500-TL tutarındaki 1. temettünün yanı sıra 2.022.500-TL tutarında 2. temettü dağıtılmasının da teklif ettiğini ve şirket karı dağıtırken pay sahiplerinin de menfaatini gözettiğini, davacıların bu dönem daha fazla temettü almasına rağmen mağdur olduklarını iddia etmesinin dürüstlük kurulanı aykırı olduğunu,Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE
Dava, davalı şirketin, 17.03.2021 tarihinde yapılan 2020 yılı olağan genel kurul toplantısında alınan yönetim kurulu faaliyet raporuna ilişkin ikinci maddesi, finansal tabloların onaylanmasına ilişkin dördüncü maddesi, kârın dağıtım şekli ve dağıtılmasına ilişkin altıncı maddesi, yönetim kurulu üyelerinin huzur hakkının belirlenmesine ilişkin yedinci maddesi, denetçi seçimine ve özel denetçi atanması talebinin görüşülmesine ilişkin sekizinci maddesi ile alınan kararların iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, kâr payı dağıtımına ilişkin altıncı maddeye yönelik davanın kabulü ile bu maddenin iptaline, diğer maddelere yönelik talebin reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacılar vekili ve davalı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. TTK'nın 445. maddesinde ''446. maddede belirtilen kişiler, kanun ve esas sözleşme hükümlerine özellikle dürtüstlük kuralına aykırı olan genel kurul kararları aleyhine karar tarihinden itibaren üç ay içinde şirket merkezinin bulunduğu yerdeki Asliye Ticaret Mahkemesinde iptal davası açabilirler'' hükmüne yer verilmiştir. TTK'nın 446. maddesinde ise iptal davası açabilecek kişiler sayılmış ve toplantıda hazır bulunup da karara olumsuz oy veren ve bu muhalefetini tutanağa geçirten, toplantıda hazır bulunsun ya da bulunmasın, olumsuz oy kullanmış olsun ya da olmasın, çağrının usulüne uygun yapılmadığını, gündemin gereği gibi ilan edilmediğini, genel kurula katılma yetkisi bulunmayan kişilerin veya temsilcilerinin toplantıya katılıp oy kullandıklarını, genel kurula katılmasına veya oy kullanmasına haksız olarak izin verilmediğini ve yukarıda sayılan aykırılıkların genel kurul kararının alınmasında etkili olduğunu ileri süren pay sahipleri, yönetim kurulu ve yönetim kurulu üyelerinden her birinin iptal davası açabileceği belirtilmiştir. Buna göre genel kurul kararlarına karşı iptal davası açılabilmesi için iptali istenen karara olumsuz oy vermenin dışında TTK'nın 446. maddesi gereğince muhalefet şerhinin de tutanağa geçirilmesi gerekmektedir. Somut olayda, davacılar iptali istenilen 17.03.2021 tarihli genel kurula katılmışlardır. Genel kurulu şirket ortaklarının tamamının asaleten veya temsilen katılımı ile toplanarak, davacıların olumsuz oyu ve oy çokluğuyla iptali istenilen 2, 4, 6, 7 ve 8 nolu kararları almıştır. Davacılar iptali talep edilen gündem maddeleri ile ilgili oylama sonrasında, muhalefet şerhini tutanağa yazdırmışlardır. Bu durumda, muhalefet beyanının tutanağa geçirildiği ve davanın 3 aylık hak düşürücü süre içerisinde açılmış olduğunun kabulü gerekmiştir. Davacıların iptalini talep ettiği ilk madde yönetim kurulu tarafından hazırlanan 2020 yılına ilişkin faaliyet raporunun okunması ve müzakeresine ilişkindir. Belirtilen maddedeki faaliyet raporu okunmuş, davacılar bu faaliyet raporuna karşı görüşlerini ayrıntılı şekilde toplantı tutanağına yazmışlardır. Ancak genel kurulda bu hususta oylama yapılarak herhangi bir karar alınmamıştır. Genel kurulca bir karar alınmadığından, doğal olarak alınmış bir karardan ve bu kararın iptalinden söz edilemeyeceğinden, ilk derece mahkemesi kararı yerindedir. İstinaf başvurusuna konu edilen gündemin ikinci maddesine ilişkin hususlar ortada bir karar bulunmadığından, bu davanın konusunu oluşturmamaktadır. Herhangi bir karar alınmadan şirket faaliyet raporunun görüşülmesi başlı başına, karar alınmayan bir maddenin iptalini gerektirmeyeceğinden, davacıların vekilinin bu yöne ilişkin istinaf başvuru nedenlerinin reddine karar verilmiştir. Dava konusu genel kurulun dört nolu gündem maddesiyle 2020 yılına ilişkin şirket finansal tablolarının okunması, müzakeresi ve onaylanması hususu görüşülmüş ve davacıların olumsuz oyu ve oy çokluğu ile karar alınmıştır. Bu karar yönünden şirket defter ve kayıtları üzerinde inceleme yapılarak bilirkişi raporu alınması gerektirdiğinden, mahkemece bu madde ve devam eden maddelerdeki mali konulara ilişkin bilirkişi raporu alınmıştır. Bilirkişi kurulu raporunda, şirketin finansal tablolarında iptali gereken somut bir bulgu tespit edilmemiştir. Tüzel kişi olan şirketin seçilmiş organları aracılığıyla temsil edileceği yasada düzenlenmiştir. Bu durumda şirketin bilanço, defter ve gelir giderlerinin seçilmiş yöneticileri eliyle tutulması gerektiğinden, bu kişilerce tutulan defterlere kural olarak itibar edilmesi gerekmektedir. Bilirkişilerce yapılan mali incelemede şirketin mali kayıtlarının gerçeğe uygun şekilde hazırlandığı, bunların süresi içerisinde şirket merkezinde ve şubelerinde ortakların incelenmesine açıldığı, yapılan mali işlemlerin davacıların da katıldığı önceki genel kurullarda alınan kararlara uygun olduğu,TTK'nın 420. maddesi gereğince, finansal tablolar nedeniyle bununla bağlantılı maddelerin ertelenmesinin talep edilmediği anlaşılmakla, ilk derece mahkemesince anılan maddeye ilişkin yapılan inceleme, bu inceleme sonucu yapılan tespit ve değerlendirme usul ve yasaya uygun olduğundan, davacılar vekilinin dördüncü maddeye yönelik istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. Dava konusu genel kurulun yedi nolu kararıyla, şirket yöneticilerine huzur hakkı ve ücret ödenmesine karar verilmiştir. Şirket işleriyle ilgilenen ortak veya dışarıdan atanan yönetim kurulu üyelerinin emek ve mesaileri, yaptıkları işlerin nitelikleri, şirketin hacmi ve emsal şirketlerin belirlediği huzur hakkı ve ücretlere uygun bir hak belirlenmesi gerekmektedir. Bu durum angaryanın yasaklanmasına ilişkin Anayasal hükme de uygundur. Geçmiş dönemde yönetim kurulu üyelerinin huzur hakkı veya ücret almamış olması, bundan sonra da bu haktan sonsuza kadar feragat edildiği anlamına gelmemektedir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus takdir edilecek ücretin örtülü sermaye artırımı anlamına gelmemesi, şirketin faaliyetinin büyüklüğüne ve sarf edilen çabaya uygun olması gerekir. Mahkemece alınan bilirkişi raporunda da takdir edilen ücretin bu kriterleri karşıladığı, örtülü sermaye artırımı anlamına gelen bir karar alınmadığı ve alınan kararın benzer şirketlerdeki ücret veya kâr paylarına uygun olduğu belirlenmiştir. Gerçekten de dosyada hükmedilen rakamlar, şirketin mali bilançosuna ve dağıtılan kâr payına göre uygun görülmüştür. Şirketin bir grup şirketi olması ve başka grup şirketlerinden de aynı yöneticilerin huzur hakkı alması, bu şirketten huzur hakkı alınmasına engel değildir. Zira birden fazla şirketin yöneticiliğinin yapılması ile her bir şirket bakımından ayrı ayrı emek ve mesai sarf edileceği dikkate alınarak ücretin belirlenmesi gerekmektedir. Mahkemece yapılan tespit ve değerlendirme şirket bilançosuna ve dosyadaki delillere uygun olduğundan, davacılar vekilinin bu maddeye yönelik istinaf başvuru nedeninin yerinde olmadığı anlaşıldığından, reddine karar verilmiştir.
Davacıların genel kurulun sekiz nolu maddesine yönelik istinaf başvurusunun incelenmesinde, anılan maddesinde denetçi seçimi denetçiye sunulacak finansal tabloların hazırlanmasında uygulanacak finansal raporlara standartlarının tespiti hususu görüşülmüştür. Yapılan görüşme sonucu ... AŞ'nin seçilmesine karar verilmiştir. Belirtilen şirket daha öncede davacıların olumlu oy verdiği genel kurul toplantısında bağımsız denetçi seçilmiştir. Davacılar soyut olarak bağımsız denetçinin aynı zamanda şirketle rekabet için kurulan bir şirketin de denetimini yaptığı belirtilmiş ise de somut olarak şirketle rekabet yapıldığının kanıtlanmadığı anlaşılmıştır. Önceki dönemlerde de aynı şirketin bağımsız denetçi seçilmesi, davacı ...'in bu dönemde yönetici olması, her iki davacının bu kararlara karşı bir muhalefetinin bulunmaması, iptali istenen genel kurulda aynı şirketin bağımsız denetçi seçilmesine ilişkin somut bir iptal nedeninin ileri sürülerek ispatlanmaması karşısında, bu yöne ilişkin istinaf başvurusu yerinde değildir. Davacılar bu madde görüşülürken ayrıca özel denetçi tayini talep etmişlerdir. Ancak özel denetçi talebinin reddi halinde ortağa TTK'nın 438 ve devamı maddelerinde başvuracağı yolların belirlenmesi ve mahkeme aracılığıyla özel denetçi istenmesine olanak sağlanması, davacıların da bu genel kurul kararı üzerine özel denetçi istemi için talepte bulunması karşısında davacıların vekilinin bu maddeye ilişkin istinaf başvuru nedenleri yerinde görülmeyerek reddine karar verilmiştir.Davalı vekilinin iptal edilen altıncı maddeye ilişkin istinaf başvurusunun incelenmesinde, anonim şirketlerin temel amacı kar elde ederek bu karın ortaklara dağıtılmasıdır. Düzenli şekilde kâr payı dağıtımı yapmayan şirketlerin devamında bir fayda bulunmadığından, feshi dahi talep edilebilir. Genel kurulun 6.maddesi ile şirketin 2020 kârından bir kısmın dağıtılmasına, bir kısmın da olağanüstü yedek akçelere ayrılmasına karar verilmiştir. TTK'nın 523.maddesine göre genel kurul, aktiflerin yeniden sağlanabilmesi için gerekliyse, bütün pay sahiplerinin menfaatleri dikkate alındığında, şirketin sürekli gelişimi ve olabildiğince kâr payı dağıtımı yönünden haklı görülüyorsa, kanunda ve esas sözleşmede öngörülenden başka yedek akçe ayrılmasına karar verilebilir. Görüldüğü gibi şirketin yasa ve ana sözleşmeyle ayırması gereken yedek akçelerinin yanı sıra, şirketin ileride karşılaşabileceği ekonomik şoklar ve piyasa dalgalanmalarından daha az etkilenmesi, ani durumlarda borçlanmanın azaltılması ve istikrarlı kâr dağıtımı için kimi zaman daha fazla yedek akçe ayrılmasına ihtiyaç duyulabilir. Burada dikkate alınması gereken husus ortak ve ortakların menfaatleri ile şirketin muhtemel ihtiyaçlarıdır. Bu husus teknik incelemeyi gerektirdiğinden, mahkemece bilirkişi raporu alınmıştır. Bilirkişi raporunda, şirketin dağıttığı kârın eksik olduğu, genel kurulun yapıldığı tarihte Covid 19 salgını nedeniyle kâr payı dağıtılmasının kısıtlanmasına ilişkin mevzuatın yürürlükte olmadığını, bu kararla salgın sırasında dağıtılandan daha düşük kâr payı dağıtıldığının belirlendiği görülmüştür. Ortaklar arasındaki uyuşmazlıklar dikkate alındığında, bu kararın şirketin menfaatleri ve piyasa koşullarının gerekleri nedeniyle alınmadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle mahkemece anılan maddenin iptaline karar verilmesi yerindedir. Davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda sözü edilen Yargıtay 11 Hukuk Dairesinin 2018/4050 Esas - 2020/2455 Karar sayılı ilamındaki, kâr payının oransal olarak tespit edildiği durumda mahkemenin müdahalesinin mümkün olmadığına ilişkin bozma kararı sonrası Dairemizin 2020/868-640 E.K. sayılı ilamıyla bu karara karşı direnildiği ve Dairemiz kararının Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2020/11674 Esas - 2022/1291 Karar sayılı ilamıyla onandığı görülmüştür. Belirtilen kararda tespit edildiği üzere genel kurulun kâr dağıtımı konusunda münhasır yetkili olduğu, ancak bu kâr dağıtım yetkisini keyfi şekilde kullanamayacağı, pay sahibinin, anonim şirketin salt kâr gütme amacına dayanan mutlak nitelikteki hakkının, sadece keyfi olarak hiç dağıtılmaması halinde değil, aynı zamanda yetersiz dağıtılması halinde de ihlal edilebileceği, bu nedenle kâr payının eksik dağıtılması halinde de objektif iyi niyet kurallarına göre dağıtıma ilişkin maddenin iptal edilebileceği tespiti yapılmıştır. Belirtilen bu tespitler karşısında, genel kurulca yapılan kâr payı dağıtımının anonim şirket ve ortaklığının temel yapısına, şirketin mali yapısı ile borçlanma ve piyasa koşullarına uygun olmadığının tespit edilmesi nedeniyle iptal edilmesi yerinde olduğundan, davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi gerekmiştir.Sonuç olarak mahkemece yapılan yargılama ve toplanan delillere göre, genel kurul kararlarının TTK'nın 455.maddesine göre kanun, şirket esas sözleşmesi ve dürüstlük kurallarına uygun olup olmadığının delillere uygun şekilde belirlendiği, dosyadaki deliller ve bilirkişi raporuna göre iptali istenilen 2, 4, 7 ve 8 nolu gündem maddelerine ilişkin ret gerekçelerinin HMK'nın 297/1.c maddesine göre yerinde olduğu, aynı şekilde kâr payı dağıtımına ilişkin 6.maddenin dürüstlük kurallarına aykırı ve ortakların kâr payından faydalanma ilkesine aykırı ve bu hakkı orantısız şekilde sınırlandırıldığının tespiti ile karar verilmesinin usul ve hukuka uygun olduğu anlaşılarak taraf vekillerinin yerinde görülmeyen tüm istinaf başvuru nedenlerinin reddine karar verilmiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, davacılar ve davalı vekillerinin istinaf başvuru nedenleri ile sınırlı olarak dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkemesinin kararında ve gerekçesinde yasaya ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacılar ve davalı vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, davacılar vekilinin ve davalı vekilinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine,
2-Davacılar tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 651,30 TL istinaf karar harcının davacılardan tahsiline, Hazineye gelir kaydına,
3-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 651,30 TL istinaf karar harcının davalıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına,
4-Taraflarca yapılan kanun yolu giderlerinin kendilerinin üzerinde bırakılmasına,
5-Gerekçeli kararın Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 02.07.2026 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.
KANUN YOLU:HMK'nın 361. maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açıktır.