Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2023/2248 E. 2026/1311 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2023/2248
- Karar No
- 2026/1311
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2023/2248
KARAR NO:2026/1311
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ:22/12/2022
NUMARASI:2019/454 Esas - 2022/1266 Karar
DAVA:Limited şirket ortaklığından çıkma, ayrılma akçesinin tahsili
Taraflar arasındaki limited şirket ortaklığından çıkmaya izin ve ayrılma akçesinin tahsili davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin gümrük müşaviri olduğunu ve davalı şirkette şirket müdür olarak çalışırken Bakırköy ....Noterliğinin 20.02.2012 tarih ve ... nolu hisse devir sözleşmesi ile ortaklardan ...'ın hisselerini devir alarak şirketin ortağı ve temsile yetkili müdürü olduğunu, müvekkilinin resmiyette %1 oranında hisse sahibi olarak görünmesine rağmen gerçekte şirketin %25 payının sahibi olduğunu, müvekkilinin ayrıca %15 oranında yönetim payı da bulunduğunu, paya ilişkin dava açma hakkının saklı tutulduğunu, ortaklık ilişkisinin devamının çekilmez hale gelmesi nedeniyle ayrılma için haklı sebeplerin zaman içinde oluştuğunu, yaklaşık 7 senedir devam eden ortaklık sürecinin özellikle son bir senesinde diğer ortakların baskı ve yıldırma politikaları nedeniyle ortaklığın müvekkili açısından çekilmez hale geldiğini, şirket ortaklarından ... tarafından verilen sözlerin tutulmadığını, müvekkilinin şirkete girmesine engel olunduğunu, şirket hesaplarının hakkında bilgi verilmediğini, 2016 yılından bu yana kar payı dağıtılmadığını, müşterilere gönderilen vekâletnamelerde müvekkilin ismine yer verilmediğini, şirket ortağı ve müdürü olduğu halde müşterilerle ve şirket çalışanları ile diyaloğunun engellenmeye çalışıldığını, fiiliyatta var olan ve tarafların da kabulünde olan %25 ortaklık payının bir çok kez talep edilmesine rağmen, verilmediğini, müvekkilinin şirketten soyutlanmaya çalışıldığını ileri sürerek, müvekkilinin şirket ortaklığından çıkarılmasına, ayrılma payının gerçek değeri üzerinden belirlenerek faiziyle birlikte tahsiline, şirketin mal varlığının ihtiyati tedbir yoluyla korunmasına, müvekkilimin şirket ortağından kaynaklanan hukuki ve cezai sorumlulukları ile yükümlülüklerinin dondurulmasına, dava süresince davalı şirkette iş yapamayacağından dava süresince tedbiren kendi adına iş yapabilmesine, şirket kurabilmesi ve davalı şirketten bağımsız olarak gümrük müşavirliği yapabilmesine izin verilmesi hususunda ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, savunmasında özetle; davacının müvekkili şirkette gerçekte bir hisse sahibi olmadığını, gümrük mevzuatından kaynaklanan zorunluluk nedeniyle ve sembolik olarak %1 hisse verildiğini, iddia edilen %25 oranının ise kardan kendisine ödeneceği sözlü olarak vaat edilen ve şimdiye kadar kesintisiz olarak ödenen ve hala ödenmeye devam edilen kar payı ortaklığı olduğunu, davacının çeşitli zamanlarda ortaklığı bozma girişimlerinde bulunduğunu, şirket ortağı olmayan davacının ayrılma akçesi talebinin kötü niyetli olduğunu, yönetim ve kar payı olarak %15 ile 25 oranlarının müvekkilince kabul edildiğini, davacının ayrılmasına sıcak bakılmakla birlikte yönetici olan davacının görev sorumlulukları, sır tutma ve sadakat gibi yükümlülüklerini usulüne uygun devir etmeden ayrılmak istemesi nedeniyle ayrılma talebinin uygun görülmediğini, davacının ilerde kuracağı şirketi düşünerek personel arasında ayrımcılık yaptığını, yeni bir iş yeri kurarak müşterileri ile irtibata geçtiğini, müdürlerin şirkete karşı olan sorumluluklarının davacı tarafından ihlal edildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...İncelenen tüm dosya kapsamına, tarafların iddia ve savunmalarına içeriğine göre; 6102 sayılı TTK'nun 638/2 hükmü gereğince her ortak, haklı sebeplerin varlığında şirketten çıkmasına karar verilmesi için dava açabilir. Mahkeme istem üzerine, dava süresince, davacının ortaklıktan doğan hak ve borçlarından bazılarının veya tümünün dondurulmasına veya davacı ortağın durumunu teminat altına alınması amacıyla diğer önlemlere karar verebilir. İspat kuralına ilişkin TMK. m. 6 hükmüne göre: 'Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla
yükümlüdür'. HMK. m. 190/1 hükmüne göre: 'İspat Yükü, kanunda özel bir düzenleme
bulunmadıkça, iddia edilen vahaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran
tarafa aittir.' Bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf o vakıayı ispat
etmeye mecburdur. Anılan ispat kuralları gereği, dinlenen tanık beyanları ve tüm dosya kapsamı bir bütün olarak incelendiğinde; davacı tarafından, imzaları noterce onaylanmış yazılı bir pay devriyle dava konusu payların kendisine devredildiğini ve bu devir keyfiyetinin genel kurul tarafından onaylandığını geçerli delillerle ispat edilmesi gerektiği, davacı tarafından bu hususta yazılı delil sunmadığı, davacının iddiasının ispata muhtaç olduğu, bu haliyle davacının TTK 638/2 maddesine açmış olduğu ortaklıktan çıkma talebine ilişkin davada, davalı ... yönünden davacı ortaklıktan çıkmayı gerektirecek haklı sebeplerin varlığını ispat edemediğinden davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.Mahkememizin 2021/138 esas sayılı dosyasında davalı şirketin defter ve belgeleri incelenmiş olduğundan ve mahkememizin 7 numaralı celsesinin 1 nolu ara kararı gereği davacı vekilinin bilirkişi incelemesini talebi yerinde görülmemiş olup, davacı vekilinin bekletici mesele yapılması talebinin, mahkememizin 7 numaralı celsesinin 1 nolu ara kararı, dava dilekçesi, mahkememizin 2021/138 esas sayılı dosyasındaki ıslah talebi ve TTK hükümleri dikkate alınarak reddine karar verilmiştir..." gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;Müvekkilinin ortaklıktan çıkmakta haklı sebepleri bulunduğunu, uzun yıllardır kar payı dağıtılmamasının başlı başına ayrılma için yeterli olmasına rağmen bu hususun gözetilmeyerek eksik inceleme ile karar verildiğini, müvekkilinin davalı şirkette müdür olarak çalışırken ortaklardan ...'a ait hisselerin tamamını devralarak ortak olduğunu, müvekkilinin resmiyette %1 oranında hissesi görünmesine rağmen gerçekte %25 oranında hissesi bulunduğunu, müvekkilinin ayrıca %15 oranında yönetim payı da bulunduğunu, tanık olarak dinlenen ... ve ...'ün de davacının şirketteki gerçek hissenin %25 ve yönetim payının %15 olduğunu ifade ettiklerini, 8 yıllık ortaklıkta, son yıllarda diğer ortakların müvekkiline baskı kurduklarını, tanık ...'ın da yönetici olan davacıya oda tahsis edilmediğini, personelle birlikte oturmasının istendiğini, davacıya verilen müşteri paylarında ve sayısında azalma olduğunu, buna karşın ...'nin müşteri paylarında ve sayısında artma olduğunu ve davacıya payının verilmediğini ifade ettiğini, ...'ün ise davalı şirketin yeni taşındığı yerde davacının odasının ve yerinin olmadığını beyan ederek davacıya uygulanan baskı ve yıldırma politikalarına ilişkin talebin haklılığını ortaya koyduklarını,Ortak olan tanık ...'nin ise, davacının ortaklıktan çıkması için haklı sebeplerinin olduğunu ve bu nedenle şirketten ayrılma sürecinin başladığını, ...'nin kızı ..., damadı ..., davacı ve kendisinin de katılımı ile toplantı yaptıklarını, sürecin yaklaşık 8 ay boyunca devam ettiğini, davalı şirketin listeleri, davacı aleyhine değiştirdiğini, oranı düşürdüğünü, müşteri vekaletnamelerinden davacının isminin görüşme sürecinde veya ondan sonraki süreçte çıkartılmaya başlandığını, davacının son 1 veya 1,5 senedir maaş alamadığını, davacının 2006 ya da 2007 yılından beri davalı şirkette hissesi olduğunu, resmiyette bu hissenin %1 olarak işletildiğini, fiilde ise %25 olarak işlem gördüğünü, bu durumu aldığı paralardan ve kar paylarından dolayı bildiğini söylediğini, şirkette muhasebe sorumlusu olarak çalışan ...'ın da davalı şirket ortaklarının şirkete gelmediklerini ve şirketi davacının tek başına idare ettiğini, bu dönemlerde dahi diğer şirket ortaklarının haklarını eksiksiz bir şekilde aldıklarını, buna karşın davacının 2015 yılından davalı şirketten ayrıldığı 2018 yılına kadar kar paylarını almadığını, davacının ayrılmasından sonra diğer şirket ortaklarının bu kar paylarını davacıyı saf dışı bırakarak kendi aralarında dağıttıklarını, davacının hak etmiş olduğu maaş gibi ödemelerin ise belli bir dönem için zaman zaman ödendiğini, ancak sonrasında hiçbir ödeme yapılmadığını, davalı şirketten iş sözleşmeleri feshedilerek ayrılan personellerin tazminat, ücret gibi ödemelerin şirket hesabından ödenmesi yerine davacının carisinden diğer şirket ortaklarının talimatı ile ödendiğini beyan ettiğini, tanıkların beyanları ile müvekkilinin 2018 yılından itibaren baskı ve yıldırmaya maruz kaldığı, şirket ortaklarından ...'nin müvekkiline verdiği sözleri tutmaması nedeniyle müvekkilinin ekonomik ve ortaklık hakları bakımından kısıtlandığı, çalışma koşullarında ayrımcılığa maruz kaldığı, müdür olmasına rağmen oda tahsis edilmediği, Gümrük Kanun'u uyarınca ortaklıktan çıkmadan başka bir şirkete çalışabilmesinin mümkün olmadığı, yetki belgesinin davalı şirket adına kayıtlı alması nedeniyle müvekkilinin kendi işini yapamadığının anlaşıldığını,Tanık anlatımlarıyla belirlenen %25 ortaklık payının, bir çok kez talep edilmesine rağmen, devir edilmeyerek müvekkilinin şirketten soyutlanmaya çalışıldığını, ortaklar arasındaki güven ilişkisinin zedelendiğini ve müvekkilinin ortak olarak devam etmesinin mümkün olmadığını, kaldı ki ... tarafından verilen sözlerin tutulmayarak müvekkilinin ekonomik ve ve ortaklık hakları bakımından kısıtlandığını, müvekkilinin şirkete girmesine engel olunduğunu, şirket hesaplarının kendisine bildirilmediğini, 2016 yılından bu yana kar payı dağıtılmadığını, Gümrük Müşavirliği ile iştigal eden şirketin müşterileri ile olan hizmet ilişkisinde gerekli vekâletnamelerin çıkarılması için müşterilere gönderilen vekâletnamelerde müvekkilin ismine yer verilmediğini, şirket ortağı ve müdürü olduğu halde müşterilerle ve şirket çalışanları ile diyaloğu engellenmeye çalışıldığını ve bu durumun tanık anlatımlarıyla belirlendiğini, Nitekim davalının da cevap dilekçesinde 2016 yılı Nisan ayından itibaren kar payı dağıtılmadığını kabul ettiğini, ortaklık payının gerçek hale getirilmesi, şirket hesaplarının incelenmesi, 2016 yılından bu yana dağıtılmayan karların hesaplanması ve dağıtımı, müşterilerin paylaşımı, müvekkile ait hakların ödenme koşulları gibi konularda görüşmeler yapıldığını ancak ...'nin uzlaşmaz tutumu nedeniyle bir sonuç alınamadığını, 4458 sayılı Gümrük Kanunu'nun 229/2. maddesi uyarınca gümrük müşaviri ve gümrük müşavir yardımcısı birden fazla tüzel kişiliğe ortak olamayacağını ve müvekkilinin bu nedenle başka iş yapamadığını, yapılan görüşmelerin anılan ortağın tutumu nedeniyle sonuçsuz kaldığını, müvekkilinin ortaklığının devamının mümkün olmaması ve başka bir şekilde mesleğini icra edememesi nedeniyle mahkemeye başvurulması gerektiğini, tanık beyanlarından da kar payının dağıtılmadığının anlaşılacağını, azlığın kar payının azaltılmasının TTK'nın 531. maddesinde fesih nedeni olarak gösterilmişken uzun yıllar kar payı dağıtılmamasının çıkma nedeni olduğunu, Taraflar arasında süregelen hukuki uyuşmazlıkların ortaklığın devamını imkansız kaldığını, bu kapsamda şirket tarafından Bakırköy 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/972 Esas sayılı dosyası ile müvekkili aleyhine haksız rekabetten kaynaklanan tazminat davası açtığını, buradaki yargılamada şirketin tazminat talebinin 21.09.2023 tarihinde reddedildiğini, şirketçe Büyükçekmece 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2023/472 Esas sayılı dosyası ile müvekkili aleyhine haksız iddialarla çek bedelleri ve havale bedellerine ilişkin maddi zararın tahsili davası açıldığını ve davanın derdest olduğunu, bu dosyada ayrıca müvekkili hakkında şikayetçi olunduğunun da belirtildiğini, taraflar arasında birden fazla dava olması nedeniyle ortaklığın devamının çekilmez hale geldiğini,Mahkemenin dosyadaki delilleri görmezden gelerek karar verdiğini, taraflar arasındaki mail yazışmaları ve protokol taslakları bulunduğunu, şirket ortaklarından ... tarafından 17.12.2018 tarihinde gönderilen ortaklıktan çıkma ve müşteri paylaşım listelerine ilişkin mailler, şirket ortaklarından ... tarafından müvekkiline atılmış mail ve müvekkil tarafından 01.11.2018 tarihinde davalı ...'ye gönderilen cevabi mail, şirket ortaklarından ... tarafından 06.03.2019 tarihinde gönderilen ortaklıktan çıkma ve müşteri paylaşım listelerine ilişkin taslak rekabet yasağı sözleşmeleri, müvekkilince ...'ye 11.03.2019 tarihinde gönderilen revize edilmiş rekabet yasağı sözleşmesine dair mail, Bakırköy .... Noterliğinin 30.04.2019 tarihli ve ... yevmiye nolu ihtarnamesi gibi belgelerin değerlendirilmediğini, ihtarda kar payı dağıtılmamasının sebebi olarak davacının gösterilmesine rağmen Bakırköy ... Noterliğinin 30.04.2019 tarihli ve ... yevmiye nolu ihtarnamesinden anlaşılacağı üzere müvekkilinin bir çok kez kar payı dağıtımını için ortaklara çağrı yaptığını, ancak %98 ortak olarak görünen ...'nin buna yanaşmadığını, bu kişinin katılımı olmaksızın karar alınamayacağını, şirketin gümrük müşterilerine çıkarttırılan vekaletnamelerde müvekkilinin adına yer verilmediğini, önceki vekaletlerin incelenmesi halinde 2018 ve 2019 tarihli yeni vekaletnamelerde müşterilere müvekkilinin adının bildirilmediği ve böylelikle müvekkilin iş ve işlemlerde dışlanmaya çalışıldığının anlaşılacağını,Davacının iddialarını kesin olarak kanıtlayan delillerin mahkemece görmezden gelindiğini, pay devrinin noterden yapılmış sözleşme ile kanıtlanması gerektiğine ilişkin gerekçenin hatalı olduğunu, oysa müvekkili ile paylarını devir eden ... arasındaki e-mail yazışmaları, müvekkili ile şirket ortakları arasındaki yazışmalar ve sözleşme taslakları ve bunların kötü niyetle imzalanması dikkate alındığında müvekkilinin %25 oranında payı ve kardan % 15 oranında yönetim payı alması gerektiğinin kanıtlandığını, taraflar arasında şirketin hesaplarının çıkarılması, 2016 yılından bu yana dağıtılmayan karların hesaplanması ve dağıtımı, müşterilerin paylaşımı, müvekkile ait hakların ödenme koşulları gibi konularda görüşmeler yapıldığını, bu sürecin hakim ortak tarafından kasıtlı şekilde uzatıldığını, bu amaçla hazırlanan sözleşme taslaklarının karşılıklı gönderildiğini, uzlaşmaya varılmasına rağmen bunların imzalanmayarak müvekkilinin mağdur edildiğini, ...'nin 30.07.2018 tarihinde davacıya gönderidği mailde ayrılığın nasıl olacağı hususunu görüşlerini yazarak bir çerçeve belirlediğini, ...’nin kızı olan şirket ortaklarından ... tarafından müvekkilinin %25 ortaklık payı ve %15 yönetim payı kapsamındaki hak edişi hesap edilmiş ve müvekkile mail olarak gönderildiğini, ... ve ... ... tarafından müvekkile gönderilen e-maillerde ve yine müvekkile iletilen yukarıda yer alan hesaplama tablosunda, müvekkilin davalı şirketin % 25 oranında pay sahibi olduğu ve bunun dışında ayrıca şirket karından % 15'inin müvekkiline yönetim yapı olarak ödeneceğinin yazıldığını, bu maillerin yazılı delil başlangıcı olduğunu ve tanık anlatımı ile müvekkilinin payının kanıtlandığını, tüm tanık anlatımlarında müvekkilinin %25 payı ile %15 yönetim payı bulunduğunun kanıtlandığını, Davalı şirkette usulsüz işlemler yapılmasının da çıkma için haklı neden olduğunu, yeni verilen bilgilere göre müvekkiline karşı yapılan hukuka aykırı işlemlerin yanı sıra başka kişilere karşı da hukuka aykırı işlemler yapıldığın bilgisinin alındığını, bu kapsamda şirket aleyhine Bakırköy 50. İş Mahkemesinin 2022/269 Esas sayılı dosyasında açılan davada 20.06.2023 tarihli celsede şirket ortaklarından ...'nin tanık olarak dinlendiğini ve "davacının davalı iş yerine ortak olmak istediğini, son aşamada evrak ticaret siciline gidecek iken babası ...'nin davacının yerine imza attığını" beyan ettiğini, tanık ...'ün ise "şirket ortağı olmak için davacının yerine ...'nin imza attığını" beyan ettiğini, bu beyanlara göre sahte işlemler yapıldığını, şirketin şeffaflıktan uzak yönetildiğini, bilgi verme yükümlülüğünü yerine getirmediğini, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE
Dava, TTK'nın 638/2. maddesi uyarınca, şirket ortaklığından çıkma ve çıkma payı alacağının tahsili istemlerine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Dosya içerisinde bulunan davalı şirkete ait sicil kaydının incelenmesinde, muamele merkezinin Beylikdüzü ilçesi olması nedeniyle, mahkemenin yetkili olduğu anlaşılmaktadır. Sicil kaydına göre şirket ortaklarının ..., ..., ... olduğu, 3 ortağın da şirketi münferiden temsile yetkili olduğu anlaşılmıştır. Şirketin incelenen sicil kaydında dava tarihinden sonra da pay devirleri bulunduğu ve sermaye artırımı yapıldığı, davacının 460 paya sahip olduğu anlaşılmaktadır. Davacı, bu davadaki vakıaları arasında şirketin gerçekte %25 payı ile %15 oranında yönetim kuruluna sahip olduğunu ileri sürmektedir. Dava dilekçesinde buna ilişkin talep ve dava haklarının saklı tutulduğunu belirtmiştir. Nitekim mahkemece dosya içerisine getirtilen Bakırköy 7. ATM'nin 2021/138 Esas sayılı dosyasında davacı ... tarafından ..., ... ve ... Şti. aleyhine ortaklık tespiti için dava açtığı ve davanın bekletici mesele yapılması talebinin mahkemece kabul edilmeyerek bu dosyaya ilişkin bilirkişi raporunun dosyaya getirtilmesi hakkında 09.12.2021 tarihinde ara karar oluşturulduğu, bilirkişi raporunun sunulmaması üzerine 09.06.2022 tarihinde aynı kararın yerine getirilmesi hususunda ara karar oluşturulduğu, rapor ibraz edilince bu dosyada-, 22.12.2022 tarihinde anılan dosyanın bekletici mesele yapılma ve bilirkişi incelemesi yapılması talebinin reddine karar verilerek bu davada hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır.Mahkemece dinlenen tanık beyanlarından ortaklıkla ilgili bir takım sorunların yaşandığı, taraf tanıklarının anlatımı ile belirlenmiştir. Diğer yandan taraflar arasında karşılıklı hukuk davaları bulunduğu, ayrıca bu davalardaki beyanlardan da davacı hakkında şirketçe suç duyurusunda bulunulduğu belirlenmiştir. Cevap dilekçesinde, davacının ortaklıktan ayrılmasına kategorik olarak karşı çıkılmadığı ifade edilmiştir. TTK'nın 638/2.maddesi, "Her ortak, haklı sebeplerin varlığında şirketten çıkmasına karar verilmesi için dava açabilir. Mahkeme istem üzerine, dava süresince, davacının ortaklıktan doğan hak ve borçlarından bazılarının veya tümünün dondurulmasına veya davacı ortağın durumunun teminat altına alınması amacıyla diğer önlemlere karar verebilir." hükmünü içermektedir. Aynı Yasanın 636/3. maddesinde ise, "Haklı sebeplerin varlığından, her ortak mahkemenin şirketin feshini isteyebilir. Mahkeme, istem yerine, davacı ortağı payını gerçek değerinin ödenmesini ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına ve duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedilebilir." düzenlemesi bulunmaktadır.Her iki maddede haklı sebeplerden söz edilmiş olup bu sebeplerin neler olduğu yasada açıklanmamıştır. Haklı sebep, ortaklık ilişkisini çekilmez hâle getiren ve dürüstlük kurallarına göre ortak açısından bu ilişkinin sürdürülmesinin kendisinden istenemeyeceği nedenlerdir. Haklı sebep ve haklı sebepten ne anlaşılacağı konusunda TTK'da kollektif şirketlere ilişkin 245. Maddesinden örnekseme yoluyla yararlanılarak ve bu konuda emsal Yargıtay içtihatları dikkate alınarak haklı sebebin somut olayda mevcut olup olmadığının hâkim tarafından takdiri gerekir. Bu takdir yapılırken somut olaydaki tüm koşullar değerlendirilmelidir. Bu durumda şirket kavramının doğuşu ve şirketlerin kuruluş gayesi dikkate alınarak; aynı amaç için birlikte sermaye koyup emek vererek çalışma, dayanışma ve karşılıklı güven ortamının sağlanması gayelerine aykırı düşen; şirketin çalışmasını, devamını, ortaklarına kazanç sağlamasını ve kuruluş amacının gerçekleşmesini imkansız hale getiren davranışların haklı neden olarak kabulü gerekmektedir. Kuşkusuz haklı nedenler sınırlı olmayıp, iddia edilen eylemlerin haklı neden oluşturup oluşturmadığı her somut olayın özelliğine ve koşullarına göre değerlendirilmelidir. Kâr payı bakımından, kârın dağıtımına ilişkin gerek şirket ana sözleşmelerinde gerekse kanunda özel hükümler bulunmaktadır. Kâr payının ne zaman ve nasıl dağıtılacağına ilişkin açıkça hüküm bulunmasına rağmen şirket tarafından bu usule uyulmamış ve usulüne uygun kâr payı dağıtılmamış ise kâr dağıtımı konusunda hakkaniyete aykırı hâllerin haklı sebep teşkil edeceği açıktır.Bu durumda, mahkemece şirketin kayıt ve belgeleri üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmalıdır. Yapılacak incelemede kâr payı dağıtımına ilişkin işlemler incelenmeli ve dürüstlük kuralına aykırı şekilde kâr payı verilmemesi işlemi yapılıp yapılmadığı ile diğer ortaklarla davacı arasında iddia edilen kâr payının dağıtımı hususunda bir farklılık yaratılıp yaratılmadığı değerlendirilmelidir. Ayrıca yapılacak incelemede, şirket ortaklığının gerektirdiği amaca aykırı şekilde davacı ortak ile diğer ortaklar arasında özellikle dava dilekçesinde belirtilen, müşteri vekaletlerinin verilmemesi iddialarının doğruluğu araştırılmalıdır. Mahkemece bilirkişi incelemesi için aynı mahkemenin 2021/138 Esas sayılı dosyasındaki bilirkişi incelemesinin yeterli görülerek bu rapor dosyaya konmuştur. Ancak her iki davanın konusununu ve dolayısıyla araştırılacak hususların farklı olduğu, bu davada çıkma için haklı nedenlerin araştırılması gerekirken, diğer davada davacının, şirkette daha fazla payının bulunup bulunmadığı, bu kapsamda pay miktarı açısından inançlı işlem veya muvazaa bulunup bulunmadığı değerlendirilecektir. Bu nedenle diğer davada alınan bilirkişi raporunun, eldeki davada araştırılması gereken hususlara ilişkin bir inceleme içermemesi nedeniyle bu bilirkişi raporu yeterli görülerek karar verilemez. Diğer yandan, davacı şirketteki ortaklık payının daha yüksek olduğunu belirtmiş ve buna ilişkin dava haklarını saklı tutmuştur. Nitekim yukarıda sözü edilen Bakırköy 7.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/138 Esas sayılı dosyasında payın tespiti davası açılmıştır. Çıkma payının belirlenmesinde, pay miktarı önemli olduğundan mahkemece belirtilen bu dosyanın kesinleşmesinin beklenerek yargılama yapılması gerekmektedir. Dairemizce yapılan incelemede ilk derece mahkemesinin davanın reddine ilişkin verdiği 16.03.2023 tarih, 2021/138 Esas - 2023/280 Karar sayılı ilamı ile davanın reddine karar verildiği, davacı vekilinin istinaf başvurusu üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinin 2023/1564 Esas - 2026/759 Karar sayılı ilamıyla istinaf başvurusunun reddine karar verildiği ve kararın temyiz edilmesi nedeniyle henüz kesinleşmediği anlaşılmıştır. Eldeki davamız açısından bu davanın kesinleşmesinin beklenmesi gerekmektedir. Mahkemece şirket ortaklığından çıkmaya ilişkin genel açıklamalar yapıldıktan sonra, gerekçeli kararın 4. sayfasında somut dosyaya ilişkin açıklamalar yapılmış ve davacının daha fazla payı konusunda kanıt sunmadığı belirtilmiştir. Oysa davacının bu davadaki iddiasına esas vakıalar arasında, gerçek payın verilmemesinin yanı sıra, dava dilekçesindeki özetten anlaşılacağı üzere kâr payının dağıtılmaması, müşterilere verilen vekalette davacının ismine yer verilmemesi, diğer müdürlerle özellikle yer konusunda ayrıma tabi tutulması, müşteri ve şirket çalışanlarıyla irtibatının engellenmesi gibi hususlar da dava konusu yapılmıştır. Ancak gerekçeli kararın delillerin değerlendirildiği 2 ve 3. sayfalarında çıkma kurumuna ilişkin genel açıklamalar yapılıp, 4.sayfasının 2. paragrafında "İncelenen tüm dosya kapsamına ..." cümlesi ile başlayan kısımda bu vakıaların değerlendirilmediği, bu hâliyle hükmün HMK'nın 297/1.c. maddesine uygun düzenlenmediği anlaşılmaktadır. Belirtilen şekilde delillerin toplanarak inceleme yapılması gerekirken, özellikle bu vakıaların esasına ilişkin bilirkişi incelemesi yapılmadan ve bir kısım vakıalar hiç değerlendirilmeden davanın reddine karar verilmesi usule aykırı bulunmuş ve ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması gerekmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına ve davanın yukarıdaki açıklamalar ışığında yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki karar verilmiştir.
KARAR:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
1-HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına,
2-Yukarıdaki açıklamalar ışığında davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine,
3-Davacı tarafça yatırılan istinaf peşin karar harcının, talepleri hâlinde, ilk derece mahkemesince davacıya iadesine,
4-Kaldırılan kararın icrasıyla ilgili olarak İİK'nın 36. maddesi uyarınca yatırılan teminatların, yatıran taraflara iadesine,
5-Davacı tarafça yapılan kanun yolu giderlerinin, ilk derece mahkemesince, yeniden verilecek hükümle birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine dair;HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi. 08.07.2026
KANUN YOLU:HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca karar kesindir.