Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2024/992 E. 2026/1312 K. – Alacak
Konu: Alacak
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2024/992
- Karar No
- 2026/1312
- Karar Tarihi
- Konu
- Alacak
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2024/992
KARAR NO:2026/1312
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ:08.11.2023
NUMARASI:2021/143 Esas - 2023/900
DAVA:Alacak
Taraflar arasındaki alacak davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı, davalıların vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin müşterisi olan davalı şirkete 30.01.2020 tarihli genel kredi sözleşmesi çerçevesinde mevduat rehini ve nakit blokaj karşılığında 5.000.000,00 TL kredi kullandırıldığını, kredinin teminatı olarak şirketin bankadaki ... nolu hesabında bulunan 2.000.000,00 TL üzerine rehin konulması hususunda imzalanan mevduat rehin senedinin son olarak 21.12.2020 tarihi itibariyle yeniden düzenlendiğini, rehin sözleşmesi kapsamında davalı şirketin hesabında bulunan 2.000.000,00 TL'nin bloke edilmesine yönelik işlemlerin sürdüğü kısa süreç içinde, şirkete verilen internet bankacılığı şifreleri kullanılarak hesaptaki paranın davalı şirketin ... Bankası A.Ş. ... Şubesindeki hesabına aktarıldığı, ulaşılan şirket yetkilisi ...'ın işlemlerden haberdar olmadığını ve işlemlerin bilgisi dışında gerçekleştirildiğini ifade ettiği, yapılan araştırmada paranın 1.700.000,00 TL'sinin ... T.A.Ş. ... Şubesindeki davalı şirketin ticari vekili konumundaki ...'ın eşi olan davalı ... hesabına, 300.000,00 TL'sinin davalı şirketin finans müdürü olan davalı ...'ın ... T.A.Ş. ... Şubesindeki hesabına gönderildiğinin öğrenildiğini, bu nedenle davalılar hakkında bilişim sistemlerinin banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık iddiasıyla şikayetçi olunarak hesapların bloke edilmesinin istendiğini, İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığının paranın bulunduğu hesaplara bloke koyduğunu, 30.01.2020 tarihli genel kredi sözleşmesinin 2.3 maddesi uyarınca müvekkili bankanın, krediyi mevduat rehni karşılığında kullandırmasını gerektiğini düzenlediğini, 21.12.2020 tarihli rehin sözleşmesi ile davalının, müvekkili bankanın ... Şubesindeki hesabında bulunan 2.000.000,00 TL'yi işlemiş ve işleyecek faizleri ile birlikte müvekkili bankaya gayrikabili rücu olarak rehin ettiğini, davalı şirketin, müvekkil bankanın rehin hakkı bulunan parayı vade sonu ve blokaj yenileme işleminin gerçekleştirildiği kısa süreçte hesaptan çıkartmasının krediyi teminatsız bırakmak kasıtıyla ve kötü niyetle gerçekleştirdiğini, kredinin teminatsız kalmasının müvekkilinin BDDK nezdindeki kanuni mükellefiyetlerini etkilediğini, müvekkilinin bu nedenle uğrayabileceği zarardan davalının sorumlu olduğunu, davalı şirket hesabında bulunması gerekirken sözleşmeye ve hukuka aykırı şekilde hesaptan kaçırılan bu tutarın, müvekkilinin rehin hakkı sahibi olduğu hesaba iadesinin şirketin yükümlülüğü olduğunu, müvekkilinin sözleşmelerden kaynaklanan diğer hakları ile davalıların akde ve hukuka aykırı eylemleri nedeniyle uğranılan zararların da ayrıca talep edilebileceğini ileri sürerek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2020/216486 Soruşturma sayılı dosyasında tesisi edilen blokaj kararı çerçevesinde davalıların ... T.A.Ş. ... ve ... Şubelerindeki hesaplarında bulunan paralardan 2.000.000,00 TL tutarındaki kısma tedbir konulmasına, davalıların hesaplarında bulunan paraların 2.000.000,00 TL'sinin müvekkili banka nezdinde davalı şirket adına açılacak vadeli bir hesaba bloke edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... .... Şti. vekili, savunmasında özetle; müvekkilinin marketler zincirine sahip kredibilitesi yüksek bir şirket olduğunu, banka ile imzalanan 30.01.2020 tarihli genel kredi sözleşmesi kapsamında kullandırılan 1.750.000,00 TL kredinin 60 ay taksitle vadelendirildiğini ve taksitlerin aksatılmadan ödendiği, sözleşmenin devamı sırasında müvekkiline ait 2.000.000,00 TL'nin davacı banka nezdindeki vadeli hesapta bulundurduğun, 21.12.2020 tarihinde davacı banka nezdindeki hesapta nemalandırılmakta 2.018.000,00 TL'nin müvekkili şirket yetkilisi ... tarafından davacı bankanın daha evvel vermiş olduğu internet bankacılığı şifresi kullanılarak, müvekkili şirketin ... Bankası ... şubesindeki hesabına aktarıldığını, ardından müvekkili şirketin banka aracılığıyla borçlu olduğu davalılardan ...'a 300.000,00 TL, ...'a 1.700.000,00 TL borç ödemesi yapıldığını, davacının bu işlemler üzerine haksız ve asılsız şikayette bulunduğunu ve diğer davalıların hesabındaki paralara bloke konduğunu, tedbirin genel kredi sözleşmesine bağlı 21.12.2020 tarihinde yenilenen rehin sözleşmesine rağmen paranın hesaptan çıkarılarak başka hesaplara aktarılması, hesaplardaki paranın bu şekilde buharlaştırılarak bankanın zarara uğratıldığının gösterildiğini, genel kredi sözleşmesinin 30.01.2020 tarihinde imzalandığını ve 1.750.000,00 TL kredinin 06.02.2020 tarihinde kullandırıldığını, bankanın genel kredi sözleşmesi kapsamında teminata aldığı müvekkiline ait taşınmaz dışında 21.12.2020 günü nakit teminat bulunmadığı, müvekkiline ait 2.000.000,00 TL nakit para üzerinde 21.12.2020 tarihinde rehin bulunmadığını, dava dosyasına sunulan rehin sözleşmesinin müvekkili şirketçe imzalanmadığını, savcılığın ısrarlı talebine rağmen rehin sözleşmesinin aslının soruşturma dosyasına sunulmadığını, soruşturma dosyasına imzasız suret ve fotokopi sunuluğunu, takipsizlik kararı üzerine müvekkili tarafından imzalanmamış olan bir sözleşme metni düzenlenerek dosyaya sunulduğunu, bir rehin olduğu varsayılsa dahi, paranın çekildiği tarihte rehnin olmadığını, davacı bankanın müvekkilinin hesabına bloke koymadığını, bloke/rehin gibi koruyucu tedbirleri alma sorumluluğunun bankaya ait olduğunu, bankanın kendisinin kaldırdığı bir blokeyi veya rehni yeniden tesis edebilmesi için müvekkilin muvafakatinin gerektiğini, müvekkilinin kendi parasıyla borçlarını ödediği savunarak, ihtiyati tedbir kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı ... vekili, savunmasında özetle; tüm hukuki işlemlerin davacı ile davalı şirket arasında yapıldığını, müvekkili ile davacı arasında rehin veya kredi sözleşmesi bulunmadığını, banka ile kredi kullanan şirket arasındaki hukuki ihtilaf nedeniyle Cumhuriyet Savcılığınca koşuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiğini, müvekkilinin davalı şirkete olaydan bir yıl önce borç verdiği, şirketin dava konusu havale ile müvekkiline olan borcunu ödediği savunarak, müvekkilinin ... ... Şubesindeki 1.700.00,00 TL'sın konulan tedbirin kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.Davalı ... vekili, savunmasında özetle; davacı ile davalı şirket arasında imzalanan genel kredi sözleşmesine müvekkilinin taraf olmadığını, müvekkili ile davacı banka arasında imzalanmış herhangi bir sözleşme bulunmadığını, müvekkilinin davalı şirket ile yaptığı ticaret nedeniyle 336.500 TL alacaklı olduğunu, müvekkilinin davalı şirketin çalışanı ya da finans müdürü olmadığı, alacağının 300.000,00 TL'lik kısmının senetli olduğunı, davalı şirketçe düzenlenen 10.09.2020 vade tarihli 150.000,00 TL, 20.11.2020 vade tarihli 150.000,00 TL bedelli senetlerin müvekkili emrine düzenlendiği, davacı bankanın, mevduat rehin senedinin en son 21.12.2020 tarihinde yenilendiği, nakit blokaj işlemlerinin yapıldığı sırada 22.12.2020 tarihinde paranın davalıların hesabına aktarıldığını iddia ederek aslında nakit blokaj koyma konusunda ihmal gösterdiğini ikrar ettiğini, davacı bankanın soruşturma dosyasına sunduğu 21.12.2020 tarihli 09.KRE.FR.2266 numaralı “Müşteriden Alınacak Tek Rehin Senedi” başlıklı belgede davalı şirketin imzası, içeriği yazı, hesap numaraları ve miktarlar bulunmadığını, ancak mahkemeye sunulan aynı tarih ve numaralı belgede ise davalı şirketin imzası, içeriği yazı, hesap numaraları ve miktarlar bulunduğunu, bu durumun da rehin senedinin davacı bankaca imzalandığını gösterdiğini, Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığın 09.02.2021 tarih 2020/216486 soruşturma ve 2021/15124 karar numaralı karar ile müvekkili ve diğer şüpheliler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verdiğini, davalı şirketin cevap dilekçesinde davacı bankadan çektiği kredinin 1.750.000,00 TL olduğunu ve kredinin teminatı için bankaya ipotek verildiğini belirttiğini savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Dava, taraflar arasında imzalanan sözleşmede tanınan rehin hakkı uygulamasının koşullarının oluşup oluşmadığı, rehin senedinin geçerliliğini ortadan kaldıran bir durum olup olmadığı, eğer rehin hakkının varlığı tespit edilirse banka tarafından bloke etme işleminin sözleşmeye ve risk durumuna süresinde yapılıp yapılmadığı, bu bağlamda bankanın herhangi bir ihmalinin olup olmadığı, bankanın ihmali davranışı varsa bu ihmalin davalı şirketin eylemini hukuka uygun hale getirip getirmediği, davalı gerçek kişilerin kredi sözleşmesinin tarafı davalı şirketten havale işlemlerinden önce alacaklı olup olmadıkları, borçlu davalı şirket ile işbirliği içinde kötü niyetle hareket edip etmedikleri, dolayısıyla davacının kredi teminatının azaltılarak yok edilmek istendiğine ilişkin iddiası kapsamında davalı gerçek kişilerin birlikte hareket etmek suretiyle hukuki sorumluluk doğurucu nitelikte eylemi gerçekleştirip gerçekleştirmedikleri, rehin sözleşmesindeki imzanın davalı şirket yetkilisine ait olup olmadığı, arabuluculuk sürecinin usul ve yasaya uygun olarak tamamlanıp tamamlanmadığı, davanın arabulucuya tabi olup olmadığı ve halıhazırda davalı gerçek kişilerin hesaplarında tedbir yolu ile teminat altında bulunan paranın davalı şirket adına davacı banka şubesinde açılacak bir hesapta bloke edilmesi yolundaki talebin kabulü şartlarının oluşup oluşmadığına ilişkindir.
Rehin sözleşmesindeki imzanın şirket yetkilisi ... eli ürünü olup olmadığı hususunda İstanbul Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen raporda özetle; '...İnceleme konusu 3 sayfadan oluşan belgede ... ŞTİ kaşe izleri üzerlerinde atılı imzalar ile şirket yetkilisi ...'ın mukayese imzaları arasında; tersim biçimi, işleklik derecesi, alışkanlıklar, istif, eğim, doğrultu, seyir, hız ve baskı derecesi bakımından uygunluk ve benzerlikler saptandığından söz konusu imzaların ...'ın eli ürünü olduğu hususlarını bildirir KANAAT RAPORUDUR' belirtilmiştir. Rehin sözleşmesindeki imzanın davalı şirket yetkilisine ait olduğu anlaşılmıştır.Mahkememizce taraf delilleri toplanmış uzman bilirkişilerden alınan kök raporda özetle; "....Uyuşmazlık Konusu, Davacı banka nezdindeki davalı Şirketin ... Iban sayılı hesabında paranın çekildiği tarih itibarıyla ile mevduat rehni olup-olmadığı; buna göre çekilen 2.000.000,00 TL'nin tekrar davacı banka tarafından blokesinin istenip istenemeyeceğinin uyuşmazlık konularını teşkil ettiği,
2. Genel Olarak Alacak rehinin kurulması için kanun koyucu yazılı bir rehin sözleşmesi yapılmasını zorunlu kılmıştır. TMK.m.955'e göre senede bağlanmış olan ya da olmayan alacakların rehni için rehin sözleşmesinin yazılı şekilde yapılması ve senede bağlı alacaklarda senedin teslim edilmesi gerekir. Hem sözleşmenin yazılı şekilde yapılması koşulu hem de senede bağlı alacaklarda senedin teslimi koşulu nedeniyle, doktrinde alacak rehninin alacak devrine benzediği belirtilmektedir.Hesap açıldıktan sonra üzerine TMK.m.954 vd. hükümlerine rehin tesis edilmiş hesaplara rehinli hesaplar denilmektedir. Hesap üzerindeki rehin teminat teşkil ettiği alacağa karşılık rehnin paraya çevrilmesi usulüne göre, hak sahibine rüçhanlı olarak ödenecektir.Rehin devam ettiği sürece, hak sahibinin hesap üzerinde her türlü tasarrufu yasaklamış bulunmaktadır.Bloke hesap, hesap sahibinin hesap üzerindeki tasarruf yetkisinin kanundan veya sözleşmeden veya idari bir karardan doğan bir sebeple kısıtlandığı hesaplardır.TMK.m.954/f.2 aksine bir hüküm bulunmadıkça, alacak rehnine teslime bağlı rehin hükümlerinin uygulanacağını, bu nedenle geçerli bir rehin hakkından bahsedebilmek için TMK m.939.m uyarınca hesap sahibinin hesap üzerindeki tasarruf imkânının kaldırılmış olması gerektiği; uygulamada bunun blokaj uygulanmak suretiyle gerçekleştirildiğini, hal böyle olunca, geçerli bir mevduat rehininin kurulabilmesi ancak mevduat hesabı sahibinin söz konusu hesap üzerindeki tasarruf hakkının kaldırılması gerektiği;Gerek vadesiz gerek vadeli ve ihbarlı hesaplarda, mevduatın üzerinde rehin mevcutsa, haciz veya tedbir konulmuşsa veya mevduat alacak olarak başkasına temlik edilmişse veya hesap bloke hesaba dönüştürülmüşse, hesaptan para çekmek yani hesap üzerinde tasarrufla bulunmak mümkün değildir.Rehinli alacaklı konumundaki bankanın, aynı zamanda borçlu konumunda bulunduğu; rehin edenin bankadan bir alacağı (bir mevduat alacağı) söz konusu ve bu alacağı aynı bankaya (somut olayda davacıya) rehin ettiğinde, kuşkusuz ihbara gerek bulunmadığı; zira bu durumda bankanın şahsında borçlu ve rehinli alacaklı sıfatı birleştiği ve aynı zamanda borçlu konumundaki banka en baştan beri alacak üzerinde rehin tesis edildiğini zaten bildiği;3. Somut Olayın İncelenmesiA) Paranın Çekildiği Saatler İtibarıyla Hesap Üzerinde Rehin Olup-Olmadığının İrdelenmesi;Yukarıda teorik bölümde açıklandığı üzere rehin sözleşmesinin yazılı yapılması gerektiği; davacı bankanın dava yazısı ekinde 21 Aralık 2020 tarihli rehin sözleşmesi örneği sunduğu; hesaptaki paraların da aynı gün çekildiği Her ne kadar davacı banka, daha öncesinde de geçerli şekilde kurulmuş rehin sözleşmesi bulunduğu ancak, rehinin süreli olduğu; rehinin yenileneceği sırada bir oldu bitti ile paranın internet bankacılığı aracılığıyla çekildiğini ileri sürmüş ise de 21 Aralık 2020 tarihli rehin sözleşmesi öncesinde rehin bulunduğuna ilişkin herhangi bir delinin dosyaya sunulmadığı; Kredi borcunun teminatı olarak rehin sözleşmesi yapılan hallerde, kredi riski devam ettiği müddetçe rehinin devamının kararlaştırılmasının genel kural olduğu; aylık ya da belirli dönemlere dayalı öncesinde rehin sözleşmesi olduğu hususunun ve rehinin yenilenmesi anında internet üzerinden paranın çekilmesi olayının ispatlanması gerektiği; Eğer 21 Aralık 2020 tarihi öncesinde geçerli şekilde kurulmuş süreli rehin sözleşmesi var ise, yenilenme nedeniyle oluşan boşluk sırasında internet bankacılığı aracılığıyla paranın çekilmesi halinde, davalı şirketin bilgisi dahilinde rehin olacağından, işlemin sözleşmeye aykırılık oluşturacağında duraksama bulunmadığı;Davada yaslanılan 21 Aralık 2020 tarihli rehin sözleşmesinden başka ve öncesinde rehin bulunmaması halinde, 21 Aralık 2020 tarihli rehin sözleşmesinin imzalandığı saatin önem kazanacağı; bu bağlamda davacı bankadan havalelerin gerçekleştiği saatlerini gösterir (eğer geceden eft talimatı girilmiş ise tevsik eden) bir şekilde dekontların ibrazının istenmesi gerektiği
B) Rehin Sözleşmesi Varlığının Benimsenmesi Halinde Davalıların Sorumluluğunun İrdelenmesi
a) Genel Olarak TMK.m.943/1'de 'Taşınır rehni, alacaklının zilyet olmaktan çıkması ve onu zilyet olan üçüncü kişiden geri alamaz hale gelmesiyle son bulacağı' düzenlemesini içerdiği;
TMK.m.939/f.2'de 'Rehnedende tasarrufta bulunma yetkisi olmasa bile, rehin konusu taşınıra iyiniyetle zilyet olan kimse, zilyetlik hükümlerine göre edinimi korunduğu ölçüde rehin hakkı kazanır. Üçüncü kişilerin önceki zilyetlikten doğan hakları saklıdır.' düzenlemesi bulunduğu;
Yukarıda sayılı bentte rehin sözleşmesinin varlığına yönelik işaret edilen seçenekli durumların takdiri Sayın Mahkemeye ait olmak üzere, internet bankacılığı aracılığıyla para çekilme işleminin gerçekleştiği saatleri itibariyle geçerli bir rehin sözleşmesi bulunduğunu ya da öncesinde rehin sözleşmesi olduğunun usulen ispatlanması halinde, bankanın blokaj koymayı unutmuş olmasının sonucu etkisi bulunmadığı; zira davalı şirketi bu durumda rehin sözleşmesini bildiğinden, sözleşmeye aykırı davranması sebebiyle davacı bankanın diğer koşulların gerçekleşmesi halinde, tedbire konu paraların blokesini talep edilebileceği, buna göre davalılar bazında durumun ayrı ayrı incelendiği;
a) ... Yönünden Mali incelemede detayları gösterildiği üzere, 10.01.2020 tarihli (defter kaydı 01.10.2020) elden tahsilat makbuzu ile 398 adet çeyrek altın, 231 adet cumhuriyet altını, 759 gram altın bilezik karşılığı 868.433,00 TL tahsilat yapıldığı, 31.12.2020 tarihinde virman açıklaması ile 831.367,00 TL alacak kaydedildiği,( bu kayıt işleminin '...'dan daha önce alınan altınların geri ödeme tarihindeki farkının kayıtlara yansıtılması' olduğunun düşünüldüğü) 21.12.2020 tarihinde davalı şirketin ... Bankasındaki hesabından toplam 1.699.800,00 TL tutarında 6 adet transfer yapılmak suretiyle cari hesabın sıfırlandığı;Dava yazısı ekinde sunulu vekâletname örneğine nazaran, ...'ın eşi olduğu anlaşılan ...'ın davalı şirketin vekili olduğu; bankalarda hesap açma, para çekme yetkisi bulunduğu; dolayısıyla rehinin varlığının tespiti halinde, durumu bilmeyen 3 kişi kabul edilemeyeceği; buna göre davalı ...'nın da ...'ın eşi olmasına göre TMK.m.939/f.2 korumasından yararlanamayacağı;Bu ihtimalde ise, bankanın tedbir konulan 1.699.800,00 TL Davacı bankaya blokesi yönündeki talebinin, nihai takdirinin Sayın Mahkemeye ait olduğu;
b) ...Mali incelemede detayları gösterildiği üzere, adı geçenin 01.10.2020 tarihinde 300.000,00 TL elden davalı şirkete nakit borç verdiği; 21.12.2020 tarihinde davalı şirketin ... Bankasındaki hesabından toplam 300.000,00 TL tutarında yapılmak suretiyle cari hesabın sıfırlandığı;Adı geçeni davalı şirketin finans müdürü olduğunu davacı tarafından iddia ve beyan edildiği; dosyada bu yönde SGK kaydına ulaşılamadığı; davalı şirketle ilişkili kişi olması ve özellikle finans müdürü sıfatına göre, TMK.m.939/f.2 korumasından yararlanamayacağı;Bu ihtimalde ise, davacı bankanın tedbir konulan 300.000,00 TL Davacı bankaya blokesi yönündeki talebinin, nihai takdirinin Sayın Mahkemeye ait olduğu;
SONUÇ:Sayın Mahkeme'nin görev tevdi eden ara kararı uyarınca, yapılan incelemede;
1. Yukarıda Uyuşmazlığın İrdelenmesi başlığı altında (1) sayılı bentte tanıtılan uyuşmazlık konusunun bağlandığı teorik sorun (2) sayılı bentte gösterilerek, somut olay özelinin (3) sayılı bentte yapılan incelemesinde açıklanan gerekçelerle,
A) 21 Aralık 2020 tarihi öncesinde geçerli şekilde kurulmuş süreli rehin sözleşmesi var ise, yenilenme nedeniyle oluşan boşluk sırasında internet bankacılığı aracılığıyla paranın çekilmesi halinde, davalı şirketin bilgisi dahilinde rehin olacağından, işlemin sözleşmeye aykırılık oluşturacağı;
B) Davada yaslanılan 21 Aralık 2020 tarihli rehin sözleşmesinden başka ve öncesinde rehin bulunmaması halinde, 21 Aralık 2020 tarihli rehin sözleşmesinin imzalandığı saatin önem kazanacağı; bu bağlamda davacı bankadan havalelerin gerçekleştiği saatlerini gösterir bir şekilde dekontların ibrazının istenmesi gerektiği;
2. İnternet bankacılığı aracılığıyla para çekilme işleminin gerçekleştiği saatler itibariyle geçerli bir rehin sözleşmesi bulunduğunu ya da öncesinde rehin sözleşmesi olduğunun usulen ispatlanması halinde;
A) Davalı ... Yönünden davalı şirket nezdindeki ticari kayıtların yukarıda yapılan irdelemesi ve ... ile olan bağlantısına nazaran, TMK.m.939/f.2 korumasından yararlanamayacağı; bankanın tedbir konulan 1.699.800,00 TL davacı bankaya blokesi yönündeki talebinin, nihai takdirinin Sayın Mahkemeye ait olduğu;
B) Davalı ... yönünden davalı şirket nezdindeki ticari kayıtların yukarıda yapılan irdelemesine nazaran, adı geçen davalının, diğer davalı Şirket'in finans müdürü olduğunun üsulen ispatlanması ” halinde, TMK.m.939/f.2 - korumasından yararlanamayacağı; bankanın tedbir konulan 300.000,00 TL davacı bankaya blokesi yönündeki talebinin, nihai takdirinin Sayın Mahkemeye ait olduğu;
3. Davalı şirketin, davacı bankaya gecikmiş anapara borcu bulunmadığı; ancak kredi sözleşmesinden kaynaklı risklerinin devam ettiği...' belirtmişlerdir. Taraf vekillerinin itirazları üzerine bilirkişi heyetinden ek rapor alınmış, Bilirkişi heyeti tarafından alınan 02.07.2023 tarihli ek raporda özetle; '....Sayın Mahkeme'nin görev tevdi ile ara kararı kapsamında yapılan inceleme sonunda; 1. Kök rapordan sonra dosyaya gelen belge kapsamının yukarıda (1/2-A;D) sayılı bentlerde irdelendiği;
2. Davacı ve davalıların kök rapora vaki itirazlarının yukarıda (1/3-A;C) sayılı bentlerde ayrı ayrı incelendiği;
3. Kök raporda yapılan incelemeler ve yukarıda tarafların itiraz ve beyanları ve yeni belgelere göre yapılan inceleme sonunda;
A) Taraflar arasında imzalanan 30 Ocak 2020 tarihli genel kredi sözleşmesi kapsamında nakit blokaja karşılık 5 milyon TL tutarlı kredi açıldığının bildirildiği; bu kredinin yenilenmek suretiyle devam ettiği; en son rehin sözleşmesinin 21.12.2020 tarihinde imzalandığının davacı tarafından ileri sürüldüğü; ancak başlangıçta kurulduğu bildirilen ve yenilen rehin sözleşmelerinin dosyaya sunulmadığı; kök rapordan sonra sunulan 23.11.2020 Tarihli Rehin Sözleşmesinin ... sayılı hesapla ilişkili; bir başka anlatımla, nizaya konu tasarrufu işleminin gerçekleştirildiği hesap olmadığının; hal böyle olunca, tasarruf işlerinin gerçekleştirdiği hesapta daha önce blokeli rehin ilişkisi kurulduğuna ilişkin belgenin ve kredinin ilk açıldığı tarihten itibaren cari hesabın ve bu bağlamda rehin sözleşmelerinin dosyada bulunmadığı;
B) Kök rapordan sonra ibraz edilen rehin sözleşmesinin yukarıda yapılan incelemesi dikkate alındığında, blokeli/rehinli olması gereken ve tasarruf işlemlerinin gerçekleştirdiği hesap olmadığı, uyuşmazlığın imzalanan rehin sözleşmesi ile aynı gün saat 14:00 ile 15: 21 saatleri arasında gerçekleşen tasarruf işlemlerinin saat olarak önce mi sonra mı olduğu noktasında toplandığı; bunun dosya üzerinden (rehin sözleşmesinde de saat bulunmadığından) tespitini mümkün bulunmadığı; ancak nakit blokaj karşılığı kullandırılan kredilerde hesapta bu miktar para olmadan kural olarak böyle bir ilişkinin oluşmayacağı; bu bağlamda bankanın sisteme bloke kaydını koymamasından kaynaklı kusuru bulunsa bile davalı şirketin nakit teminat karşılığı kullandırılan kredi nedeniyle bu durumu bilmesi gerektiği;
C) Davalı ... Yönünden 1.699.800,00 TL davacı bankaya blokesi yönündeki talebinin, nihai takdirinin Sayın Mahkemeye ait olduğu
D) Davalı ... yönünden tedbir konulan 300.000,00 TL davacı bankaya blokesi yönündeki talebinin, nihai takdirinin Sayın Mahkemeye ait olduğu;4. Davalı şirketin, dava tarihi itibarıyla davacı bankaya gecikmiş anapara borcu bulunmadığı; ancak kredi sözleşmesinden kaynaklı risklerinin devam ettiği...' belirtmişlerdir. Alacak rehinin kurulması için kanun koyucu yazılı bir rehin sözleşmesi yapılmasını zorunlu kılmıştır. TMK.m.955'e göre senede bağlanmış olan ya da olmayan alacakların rehni için rehin sözleşmesinin yazılı şekilde yapılması ve senede bağlı alacaklarda senedin teslim edilmesi gerekir. Hem sözleşmenin yazılı şekilde yapılması koşulu hem de senede bağlı alacaklarda senedin teslimi koşulu nedeniyle, doktrinde alacak rehninin alacak devrine benzediği belirtilmektedir.Hesap açıldıktan sonra üzerine TMK.m.954 vd. hükümlerine rehin tesis edilmiş hesaplara rehinli hesaplar denilmektedir. Hesap üzerindeki rehin teminat teşkil ettiği alacağa karşılık rehnin paraya çevrilmesi usulüne göre, hak sahibine rüçhanlı olarak ödenecektir. Rehin devam ettiği sürece, hak sahibinin hesap üzerinde her türlü tasarrufu yasaklamış bulunmaktadır. TMK.m.954/f.2 aksine bir hüküm bulunmadıkça, alacak rehnine teslime bağlı rehin hükümlerinin uygulanacağını, bu nedenle geçerli bir rehin hakkından bahsedebilmek için TMK m.939/lll uyarınca hesap sahibinin hesap üzerindeki tasarruf imkânının kaldırılmış olması gerektiği; uygulamada bunun blokaj uygulanmak suretiyle gerçekleştirildiğini, hal böyle olunca, geçerli bir mevduat rehininin kurulabilmesi ancak mevduat hesabı sahibinin söz konusu hesap üzerindeki tasarruf hakkının kaldırılması gerektiği açıktır. Muvazaa, pozitif hukukumuzda 6098 sayılı Kanunu'nun 19 uncu [BK'nın 18 inci] maddesinde düzenlenmiş ve anılan maddenin birinci fıkrasında, 'Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır.' hükmüne yer verilmiştir.Hukukta muvazaa, bir hukuki ilişkinin taraflarının, üçüncü kişileri aldatmak amacıyla gerçek iradelerine uymayan ve kendi aralarında hüküm ve sonuç doğurmayan bir görünüş yaratmak konusunda yaptıkları gizli anlaşmadır. Arapça kökenli bir sözcük olan muvazaa danışıklılık anlamına gelir. Muvazaada amaç üçüncü şahısları veya devleti kandırmak amacıyla gerçekte yapılmayacak bir işlemin yapılmış gibi gösterilmesidir. Veya işlemin kısmen veya tamamen farklı bir biçimde yapılmasıdır. Muvazaada her işlemin her iki tarafı da durumun farkındadırlar ve bilinçlidirler. Amaçları üçüncü şahısları aldatmaktır.Muvazaa daha çok sözleşmenin yorumuyla ilgili olduğundan, öğreti ve uygulamada kapsamlı olarak incelenmiş ve belirli kurallara bağlanmıştır. Gerek öğretide ve gerekse uygulamada muvazaa, mutlak ve nispi muvazaa olarak iki gruba ayrılmaktadır; mutlak muvazaada taraflar herhangi bir hukuki işlem yapmayı (oluşturmayı) istemezler, yalnız görünüşte bir hukuki işlem için gerekli irade açıklamasında bulunurlar; nispi muvazaada ise taraflar gerçekten belli bir hukuki işlem yapmak isterler, ancak onu saklamak amacıyla, bir başka hukuki işlemin kurulduğu görüşünü yaratmak üzere irade açıklamasında bulunurlar.Yerleşik yargıtay kararları gereği Muvazaalı sözleşme yazılı şekilde düzenlenmişse, taraflar arasındaki muvazaanın ispatlanması da yazılı delil gerektirmektedir. Ancak muvazaanın tarafı olmayan üçüncü kişinin muvazaa iddiasını her türlü delille ispatlayabilmesi mümkündür.21.12.2020 tarihli rehin sözleşmesi incelenmiş sözleşmenin 5. Maddesinin iş bu rehin sözleşmesinin bankanın vadesi gelmiş veya gelecek mevcut veya doğabilecek herhangi bir alacağı olduğu müddetçe herhangi bir yasal yola başvurmaksızın, ihbar veya ihtara gerek olmaksızın rehnedilen parayı dilediği zaman doğmuş veya doğabilecek borçlara mahsup etmeye yetkili olduğunu hükme bağladığı görülmüştür. Aynı hükmün davacı yanca ibraz edilen davalı ile imzalanmış olan 23.11.2020 tarihli rehin sözleşmesinin 5. Maddesinde de bulunduğu görülmüştür. Davalı şirket vekili cevap dilekçesinde davacı bankaya hiçbir zaman 2.000.000 TL tutarında rehin senedi vermediğini iddia etmiş ise de 21.12.2020 tarihli rehin senedindeki imzanın davalı şirket yetkilisine ait olduğu, keza kök rapor ibrazından sonra davacı bankanın bu rehin sözleşmesi evvelinde de davalı şirket tarafından verilmiş 23.11.2020 tarihli rehin sözleşmesi sunduğu, bu rehin sözleşmesindeki imzanın davalılarca inkar edilmediği dolayısı ile davalı şirket vekilinin davacıya hiçbir zaman rehin senedi verilmediği yolundaki savunmalarının yersiz olduğu anlaşılmıştır. Davalı şirketin davacı bankaya olan güncel borcu incelettirilmiş kök raporun 14. Sayfasında tespit edildiği üzere davalı şirketin davacıya rapor tarihi itibarı ile 3.970.791,81 TL borçlu olduğu görülmüştür. Verilen rehin senedi vadesi gelmiş veya gelecek borçlar için verildiğinden dava tarihinde esasen şirketin bir borcunun olmamasının bir önemi de yoktur. Söz konusu hesaptaki para için rehin senedi imzaladığından ve bu rehin bankanın doğabilecek borçlarını da teminat altına aldığından davalı şirketin hesap üzerindeki yetkisi rehin sözleşmesinin imzalanması ile kısıtlanmış ancak durum fiiliyata dökülemeden yani blokaj işlemi uygulanmadan dakikalar içinde davaya konu para transferleri gerçekleştirilmiştir. Davalı şirket yetkilisinden sadır olan rehin sözleşmesi 21 aralık 2020 tarihli olup davalı şirket tarafından davaya konu 6 adet banka havale/eft işlemi de yine aynı gün tarihli olup söz konusu transferler 14:00-15:21 saatleri arasında yapılmıştır. Davalı ...'ın eşi ...'ın İstanbul Anadolu CBS'nin 2020/216486 soruşturma sayılı dosyasında verdiği ifadesi incelenmiş davalı şirket yetkilisinin verdiği vekaletle davalı şirketi yönettiğini, şirket adına her türlü işlemi yapabildiğini, şirketin hesabında bulunan 2.000.000 TL paranın 300.000 TL lik kısmını ...'a borcu ödemek için gönderdiğini, kalan parayı da eşinin hesabına kendisinin aktardığını, şirketin muhesebe kayıtlarında görüleceği üzere şirketin ... borçlu olduğunu beyan etmiştir. Davalı şirket yetkilisi savcılık ifadesinde ... tarafından yapılan bu para havale/eftlerinden haberdar olduğunu borçlarını ödemek amaçlı bu ödemeleri yaptıklarını, ...'ın şirket toptancısı olduğunu belirtmiştir. Davalı ... 07.01.2021 tarihli savcılık ifadesinde ' .. ... isimli işletme ile hiçbir alakam yoktur. İşletmecisi ... isimli şahsa yaklaşık 1.700.000 TL o günkü değerinde altınları sözleşme karşılığı borç olarak verdiğini, istenilmesi halinde sözleşmeyi sunabileceğini, sözleşmede belirtilen tarihte ...'ın akbankta olan hesabına bu paraları yatırdığını..' belirtmiştir.Davalı ... ... soruşturma dosyasında verdiği 07.01.2021 tarihli ifadesi incelenmiş ...... .. Şirketine ticari ürün verdiğini, işletme ile iş yaptıklarını.. ... isimli şirket yetkilisine elden evrak karşılığında 300.000 TL para verdiğini.. Davalı işletmeye borç verdiğini ve borcun ödendiğini.. belirtmiştir. Davalı şirketin ticari defter ve belgeleri incelenmiş davalı ...'a olan borcun 01.10.2020 tarihli defter kaydı gösterilerek ile defterlere işlendiği, yine diğer davalı ...'ın da alacak kaydının ticari defterlere diğer davalı gibi 01.10.2020 tarihli kayıt gösterilerek işlediği her iki davalının da defter kaydının aynı tarihli olduğu görülmüştür. Tüm dosya kapsamından nakit teminat karşılığı kullandırılan kredi nedeni ile rehin sözleşmesi imzalandığı, davalı yanca her ne kadar bu sözleşme altındaki imza inkar edilmişse de davalı şirket yetkilisine ait olduğunun ATK raporu ile tespit edildiği, keza bunun öncesinde de davacı bankaya rehin sözleşmesi verdiği, davacı bankaca blokaj işlemi yapılmasının sehven gecikmesi üzerine davalı şirketin geniş yetkilerle donatılmış olan vekili ve aynı zamanda davalı ...'ın eşi tarafından 6 havale/eft işlemi ile bu hesapta bulunan 1.699.800 TL tutarındaki meblağın rehin sözleşmesinin imzalandığı aynı gün dakikalar içinde eşine transfer edildiği, her ne kadar bu vekaletnamenin hiçbir işlemde kullanılmadığı davalı yanca ileri sürülmüş ise de davalı şirket adına vekaletname ile vekil tayin edilen davalı eşi ...'ın savcılık dosyasında bu havale/eft işlemlerinin kendisi tarafından yapıldığı yolundaki beyanı olduğu, dolayısı ile bu beyanların da gerçek dışı olduğu, bu yetkilerle donatılmış olan vekilin eşi olan ...'ın iyi niyetli 3. kişi olarak kabul edilemeyeceği, zira para transferini gerçekleştiren kişinin kendi eşi olduğu, her ne kadar ... savcılık ifadesinde 1.700.000 TL değerinde altınları sözleşme karşılığı şirket yetkilisi ...'e borç olarak verdiğini, istenilmesi halinde sözleşmeyi sunabileceğini, sözleşmede belirtilen tarihte borcun kendisine ödendiğini ileri sürmüş ise de davalı yanca böyle bir sözleşme de sunulmadığı, 1.700.000 TL değerindeki altınların şirketle bir alakası olmadığını beyan eden davalı yanca karşılığında bir senet, belge vs. alınmaksızın verilmesinin hayatın olağan akışına uygun olmadığı, ticari defterlere söz konusu bu kayıtların da diğer davalıya yapılan para miktarı kadar aynı tarihte işlendiği, davacı şikayeti üzerine durumun kaydileştirilmesi amacı ile yapıldığının düşünüldüğü anlaşılmıştır. Keza diğer davalı ...'ın ifadeleri de çelişkili olup savcılık ifadesinde ve safahattaki beyanlarında hem davalı şirketle ticaret yaptığını belirtmiş, davalıdan ticari ilişki nedeni ile 336.000 TL alacaklı olduğunu belirtmiş hem de senetlerin veriliş nedeninin elden borç verilmesi olduğunu belirtmiştir. Öncelikle bu davalının davacıdan 336.000 TL alacaklı olduğuna dair davacı defterlerinde bir kayıt bulunmadığı, davalı ...'in de davalı şirketten bu meblağda alacaklı olduğuna dair delil sunmadığı, dava öncesinde bu davalının iddiası gibi bu davaya konu işlem haricinde aralarında ticari bir ilişkileri olmadığı gibi söz konusu senetlerin de ticari defterlere aynı tarihte işlenmiş gibi gösterildiği, durumun kaydileştirilmesi amacı ile yapıldığı, 10 Eylül 2020 düzenlenme tarihli bonoların borç vermeden nasıl düzenlediği hususlarının da izaha muhtaç olduğu, zira verdiğini iddia ettiği borcun kasaya giriş tarihinin de 01 Ekim 2020 olarak gösterildiği, davalı şirketle dava öncesi ticari ilişkisi olduğuna dair ne bir fatura ne bir sözleşme vs. Hiç bir delil sunamadığı görülmüştür.Netice itibarı ile davacı bankanın rehin sözleşmesi gereği blokaj uygulamakta ihmali davranışı olsa da hukuk düzeninin iyi niyeti koruması gerektiği, davacının bu ihmalinin davalıya dakikalar içinde bu parayı 3. kişilere muvazaalı olarak transfer etme hakkı bahşetmediği, nitekim davalının paranın rehinli olduğunu, en azından rehin sözleşmesi imzaladığını bildiği, rehinli paranın davalı şirketin yetkilisinin verdiği vekaletle ... tarafından muvazaalı olarak bir kısmının eşine diğer kısmının da diğer davalıya transfer edildiği, gerçekte bu kişilerin davalı şirketten alacaklı olmadıkları,yukarıdaki gerekçelerle muvazaayı bildikleri ve işlem tarafı oldukları, iyi niyetli 3. Kişi olarak kabul edilemeyecekleri sonucuna varılmış..." gerekçesiyle, davanın kabulü ile davalı ...'ın ... ... Şubesindeki ... numaralı hesabında bulunan 1.699.800 TL'nin bu hesaptan alınarak davalı şirket adına davacı banka nezdinde açılacak vadeli bir hesaba blokeli olarak aktarılmasına, davalı ... ... ... ... şubesindeki ... nolu hesabında bulunan 300.000 TL bedelin bu hesaptan alınarak davalı şirket adına davacı banka nezdinde açılacak vadeli bir hesaba blokeli olarak aktarılmasına, karar verilmiştir. Bu karara karşı, davalılar vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davalı ... vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;Hükme esas alınan 02.07.2023 tarihli bilirkişi raporunda, 23.11.2020 tarihli rehin sözleşmesinin ... sayılı hesapla ilişkili olduğu, diğer bir anlatımla yani davaya konu tasarruf işleminin gerçekleştirildiği hesap olmadığı, tasarrufun gerçekleştiği hesaba ait bir rehin sözleşmesinin bulunmadığının tespit edildiğini, dava konusu hesaba ilişkin olmayan başka bir rehin sözleşmesi üzerinde imza incelemesi yapıldığını ve imzanın şirket yetkilisine ait olduğunun belirlendiğini, ancak bu imza incelemesinin farklı bir hesaba ait rehine ilişkin olduğunu, rapora göre tasarruf işleminin gerçekleştirildiği hesapta daha önce blokeli-rehin ilişkisi kurulduğuna ilişkin belgenin ve kredinin ilk açıldığı tarihten itibaren cari hesabının ve bu bağlamda rehin sözleşmesinin dosyada bulunmadığını, kök rapordan sonra ibraz edilen rehin sözleşmesine göre blokeli/rehinli olması gereken ve tasarruf işlemlerinin gerçekleştiği hesap olmadığının tespit edildiğini, bankanın aleyhine olun bu durumun mahkemece hatalı şekilde banka lehine yorumlandığını, sisteme bloke konmamasının bankanın kusuru olduğunu, Davacının dava konusı tasarrufun yapıldığı hesapla ilgili denilerek, 23.11.2020 tarihli rehin senedinin sunulduğunu, müvekkiline para gönderilen hesap ile rehin senedinde bulunan hesap numaralarının ve hesapların farklı olduğunun bilirkişi raporuyla belirlendiğini, müvekkiline para gönderilen hesapta bloke veya rehin bulunmadığını, rehin hakkı bulunması halinde bankanın basiretli bir tacir olarak önlem alarak havaleyi önlemesi gerektiğini, bankanın kendi kusurundan faydalandırılmasının usulsüz olduğunu, işlemin esasının, davalı şirketin davacı bankada bulunan kendi parasını alarak bir başka banka hesabına havale etmesinden başka bir şey olmadığını, paranın sahibinin parasını bir bankadan bir başka bankaya havale edebileceğini, davacı ile davalı şirket arasındaki ilişkinin müvekkili ile ilgisi bulunmadığını, taraflar arasında rehin veya kredi sözleşmesi bulunmadığını, davalı şirketin bankada bulunan hesabındaki parayı yine kendisine ait olan ... Bankası ... Şubesine gönderdiğini, bundan sonra da paranın 1.700.000 TL'sinni müvekkiline gönderilerek borç ödendiğini, müvekkilinin davamı şirkete bir yıl önce borç verdiğini ve davalı şirketin de borcunu ödediğini, davalı şirket kayıtlarına göre müvekkilinin bir yıl önce borç verdiğinin, müvekkilinin, davalı şirketin bazı işlerini yapan ...'ın eşi olmasının sonucu değiştirmeyeceğini, şirket ortaklarının dahi şirkete karşı üçüncü kişi olmasına rağmen, üçüncü kişi olan müvekkilinin şirket vekilinin eşi olması nedeniyle sorumlu tutulmasının hatalı olduğunu, davacının basiretsiz davranmasının sonucunun müvekkiline yüklenemeyeceğini, bankanın şirkete karşı kullanabileceği bir hakkından vazgeçmesinin sorumluluğunu müvekkiline yüklenemeyeceğini, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine, karar verilmesini istemiştir.Davalı ... vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Gerekçedeki davacı bankanın rehin sözleşmesi gereği blokaj uygulamakta ihmali davranışı olsa da hukuk düzeninin iyi niyeti koruması gerektiğine ilişkin ibarelerin, davalı bankanın TTK'ya göre basiretli bir tacir gibi davranma yükümlülüğüne aykırı olduğunu, ortada daha önceden var olan ve yenilenen bir rehin sözleşmesi varsa, paraya bloke konularak para ile ilgili davalı şirketin işlem yapmasına engel olunması gerektiğini, işlemleri yapmayan bankanın ihmali davranışının sonucunun müvekkiline yüklenemeyeceğini, bankanın ihmali davranışından kaynaklanan sonuçların, banka lehine çevirmek için gerekçe yazıldığını, hükme esas alınan raporda müvekkilinin davalı şirketten alacaklı olmadığının belirtilmesine karşın bu hususun doğru olmadığını, bilirkişinin teknik bilgi dışında değerlendirmelerde bulunduğunu, ek raporda hukuki değerlendirmeler yapıldığını, bununla birlikte müvekkilinin davalı şirketten alacaklı olduğunun şirketçe savcılığa sunulan bilanço ve mizandan anlaşılacağını, bu alacağın şirketin defterine 01.10.2020 tarihi itibariyle girildiğini, müvekkilinin verdiği paraya ilişkin olarak da 10.09.2020 düzenleme, 20.11.2020 vade tarihli 150.000,00 TL bedelli, 10.09.2020 düzenleme, 21.12.2020 ödeme tarihli 150.000,00 TL bedelli bono düzenlendiğini, bonoların düzenleme tarihinin 10.09.2020 olduğunu ve düzenlemeden sonra davalı şirketçe 01.10.2020 tarihinde 20 gün sonra ticari defterlere işlendiğini, bunda anlaşılmayacak bir durum da bulunmadığını, müvekkilinin davalı şirketin çalışanı olmadığını, buna rağmen bilirkişilerin görevlerini aşarak bu konuda değerlendirme yaptıklarını, muvazaalı işlem olması halinde paranın tamamının ... hasabına gönderilmesi gerektiğini, bir kısmının bir davalıya diğer kısmının ise başka bir davalıya gönderilmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, bankanın 23.11.2020 tarihli rehin senedini sunduğunu, davalı şirketin müvekkiline para gönderdiği hesap ile rehin senedindeki hesap numaralarının farklı olduğunu paranın rehine konu olmayan bir hesaptan gönderildiğini, müvekkilinin davalı şirkete 10.09.2020 tarihinde borç verdiğini ve borcun şirketçe 01.10.2020 tarihinde ticari defterlerine işlendiğini oysa bankanın 23.11.2020 tarihinde kredi verdiğini, bunun kronolojik olarak davacı iddiasını çürüttüğünü, bu hususun da mahkemece dikkate alınmadığını,10.01.2024 tarihli istinaf dilekçesinde ise davalıların ihtiyari dava arkadaşı olduğunu ve müvekkilinin sorumluluğunun 300.000,00 TL olması nedeniyle bu miktardan sorumlu tutulması gerektiğini, buna rağmen müvekkilinin tüm miktar üzerinden harç ve yargılama giderlerinden sorumlu tutulmasının hatalı olduğunu, harç, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar vermişken, bir taraftan da bakiye harçtan müvekkil ...'ın 15.369,23TL ile sınırlı sorumlu olduğuna, yargılama giderlerinden 1.447,93TL ile sınırlı sorumlu olduğuna, vekalet ücretinden de 47.000,00TL ile sınırlı sorumlu olduğuna karar verilmesinin çelişkili olduğunu, davacının yatırdığı 34.155,00TL peşin harcın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesinin hatalı olduğunu, harcın da 300.000,00TL'nin binde 68.31 kadarı olan 15.369,23 TL olması gerekirken müvekkilinin 32.982,18 TL'den sorumlu tutulmasının hatalı olduğunu, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine, karar verilmesini istemiştir.Davalı .... Şti. vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Davada eda talebi bulunmadığını, talebin sadece tedbire ilişkin olduğunu, bu nedenle 08.03.2021 tarihinde verilen tedbir kararından itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde davacının asıl davasını açmak ve böylece ihtiyati tedbir kararını esas geçmek zorunluluğu bulunduğunu, davacının tazminat talepli bir dava açmadığını, mahkemenin bu hususu değerlendirmeden davanın, süresinde esasa geçirilmeyen tedbir mahiyetinde olduğu gözetilerek usulden reddi gerektiğini, 21.12.2020 tarihinde davacı banka nezdindeki hesapta nemalandırılmakta olan müvekkiline ait 2.018.000,00 TL'nin şirket yetkilisi olan ...'a davacı bankanın vermiş olduğu internet bankacılığı şifresi kullanılarak şirketin ... Bankası ... Şubesindeki hesabına aktarıldığını, müvekkilinin bu hesaptan borçlarını ödeyerek ...'a 300.000 TL, ...'a 1.700.000 TL borç gönderdiğini, asılsız iddialarla suç duyurusunda bulunulduğunu ve savcılıkça tedbir kararı verildiğini, paranın müvekkilinin vadeli hesabında tuttuğu kendi parası olduğunu, bu tarihte müvekkilinin bankaya muaccel bir borcu bulunmadığını, iddianın aksine tasarruf işleminin yapıldığı hesaba ilişkin tasarruf işlemi esnasında geçerli bir rehin sözleşmesi ve herhangi bir blokaj bulunmadığını, dava dilekçesinde 21.12.2020 tarihli rehin sözleşmesi bulunduğunun iddia edildiğini, ancak geçerli bir rehin sözleşmesinin bulunması için hesap sahibinin hesap üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması gerektiğini,TMK'nın 954/f.2 maddesi uyarınca mevduat rehninin kurulabilmesi için müvekkil şirketin hesap üzerindeki tasarruf hakkını ortadan kaldırması yani hesaptaki paranın bloke edilmesi gerektiğini, oysa böyle bir işlemin yapılmadığını, bu nedenle geçerli bir rehin sözleşmesi bulunmadığını, sunulan 23.11.2020 tarihli rehin sözleşmesinin başka bir hesaba ilişkin olduğunu, blokoj uygulanmayan bir rehin sözleşmesinin geçersizliğinin bankaca bilinmesi gerektiğini, bloke konulmayan paranın borç ödemesinde kullanılabileceğini, böyle bir tasarrufta müvekkilinin kötü niyetli olamayacağını, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine, karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE
Dava, davacı banka ile davalı şirket arasında düzenlenen genel kredi sözlemesinden kaynaklanan borcun teminatını oluşturmak üzere aynı taraflar arasında düzenlenen mevduat rehini sözlemesine konu hesaptan diğer davalılara gönderilen paranın davacı banka nezdinde açılacak davalı şirkete ait hesaba deposu talebine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne, karar verilmiş; bu karara karşı, davalıların vekillerince yasal süresi içinde ayrı ayrı istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı banka ile davalı şirket arasında düzenlenen 5.000.000 TL limitli ve 30.01.2020 tarihli genel kredi sözleşmesi kapsamında banka tarafından davalı şirkete kredi kullandırıldığı anlaşılmıştır. Bankanın kullandırdığı kredilerin teminatı olmak üzere davalı şirketin bankada bulunan hesabındaki 2.000.000 TL üzerinde rehin ve blokaj konulması hususunda 21.12.2020 tarihli sözleşme imzalanmıştır. Mahkemece yapılan imza incelemesi üzerine ATK Fizik İhtisas Dairesinin düzenlediği, 28.06.2022 tarihli raporda, bu sözleşme altındaki imzanın davalı şirketin yetkilisi ...'a ait olduğu belirlenmiştir. Banka tarafından yargılama sırasında ayrıca 23.11.2020 tarihli rehin sözleşmesi sunulmuş ve bu rehin sözleşmesi altındaki imzanın inkar edilmediği görülmüştür. Davalı şirketin hesabının davacı banka nezdinde bulunması nedeniyle TBK'nın 954 ve 955.maddeleri gereğince alacak üzerine konulan rehinin geçerli olduğu anlaşılmıştır. Buna göre davalının, davacı banka nezdindeki hesapları rehinli hesap niteliğindedir. Sunulan sözleşmedeki hesap numarası, İBAN numarasından farklı olup mahkemece alınan bilirkişi raporunda sözleşmede yazılı hesap numarasının rehinli hesap olduğu anlaşılmaktadır. Üzerinde geçerli bir rehin sözleşmesi kurulan bu hesaptan, geçerli bir rehin sözleşmesi varken, dosyadaki soruşturma belgelerine göre davalı şirketin ticari vekili olduğu anlaşılan ... tarafından şirketin başka bir bankada bulunan hesabına para aktarılmıştır. Aktarılan bu paradan 1.700.000 TL''si ... tarafından davalı ...'a, 300.000 TL'si ise ...'a gönderilmiştir. Dosyada bulunan Kadıköy ... Noterliğinin 10.12.2019 tarih ve ... yevmiye sayılı genel vekaletine göre, ... davalı şirketin ticari vekili olup, en geniş anlamıyla davalı şirketi temsil ve ilzam yetkisi bulunmaktadır. Dosyadaki nüfus kaydına göre davalı ..., davalı ... ile evlidir. ..., ...'a davalı şirkete elden vermiş olduğu borçlar karşılığı havale yaptığını belirtmektedir. Davacı ise ... ile davalı şirket arasında gerçek bir alacak-borç ilişkisi bulunmadığını, muvazaalı şekilde işlem yapıldığını ileri sürmektedir. Dosya kapsamındaki belgeler, alınan bilirkişi raporu ve davalı şirketin cari hesap kayıtları incelendiğinde, her ne kadar 01.10.2020 tarihinde davalı şirket defterlerinde oluşturulan borç kaydı ile ...'dan altın borcu alındığı belirtilerek işlem yapılmış ise de bu taraflar arasında gerçek bir mal veya hizmet teslimine ilişkin cari hesap veya karz akdinin bulunmadığı anlaşılmaktadır. Davalı şirketin ticari vekilinin, bu davalının eşi olması, banka ile şirket arasında düzenlenen genel kredi sözleşmesindeki borçların ödenmemesi ve rehin sözleşmesinin imzalandığı gün banka alacağının teminatsız bırakılması amacıyla, bankanın rehinli hesabında bulunan paranın ... tarafından önce şirketin başka bir hesabına oradan da eşi olan davalı ...'nın hesabına gönderilmiş olması, davacı bankayı zararlandırmayı amaçlayan, gerçek bir mal veya hizmet teslimine ilişkin olmayan muvazaalı bir işlemdir. Davalı ... alacağı bulunduğuna ilişkin hiç bir kanıt sunmamıştır. Bu nedenle mahkemece davalı şirket ve ... yönünden yapılan tespit ve incelemeler yeterli görülmüştür. Bankanın basiretli bir tacir olarak geçerli şekilde kurduğu alacak rehini kapsamında hesaba bloke koyması gerekmektedir. Ancak bu blokenin konulmasının ertelenmesi, bu sırada davalıların danışıklı şekilde bankanın zararına hareket etmelerini gerektirmez. Bankanın blokeyi ihmal etmiş olması, davalıların bu durumu suistimal etmelerini haklı kılmaz. Banka tarafından, davalı ... ile davalı şirket tarafından danışıklı işlemlerle rehin ve blokajlı olması gereken hesabından çekilen paraların bankadaki bir hesaba aktarılarak blokesi talep edilerek bir eda talepli dava açılmıştır. Açılan eda davası içerisinde ayrıca tedbir istenmesi, mahkemece verilen tedbirin uygulanması bu davanın sadece ihtiyati tedbir talepli bir dava olduğunu göstermemektedir. Davalı şirket de basiretli bir tacir olarak, alacaklılarını zararlandırmayacak şekilde işlem yapmakla yükümlüdür. Şirketin iş ve işlemlerinde söz sahibi olan ticari vekilin fiktif şekilde oluşturduğu kayıtlarla eşine aynı gün içerisinde şirkete ait blokeli hesaptan başka bir hesaba para aktarıp bunu da eşine göndermesini hukuk himaye etmez. Dava dilekçesinde davalı ...'in davalı şirkette finans müdürü olarak çalıştığı belirtilmiştir. Ancak yargılama aşamasında davalının, davalı şirketin finans müdürü olmadığı tespit edilmiştir. Dosyada ve dosyaya ekli olan İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığının 2021/216486 Soruşturma sayılı dosyası içerisinde 10.09.2020 düzenleme tarihli, 20.11.2020 ve 21.12.2020 ödeme tarihli 150.000 TL bedelli iki adet bonoda nakden kaydı bulunmaktadır. Mahkemece belirtildiği üzere bu davalı bir kısım beyanlarında borç verdiğini, bir kısım beyanlarda da mal satımına dair ticari ilişki bulunduğunu beyan etmiştir. Bonolar her zaman düzenlenmesi mümkün olan belgelerdendir. Davalı şirketin davacı bankaya borcunu ödemediği bir dönemde, şirketin ticari vekili olan ...'ın eşi olan davalı ...'la aynı gün 01.10.2020 tarihinde bu davalı içinde borç kaydı oluşturulmuştur. Yapılan satıma ilişkin fatura ve sevk irsaliyesi sunulmaması, bu tarihi kesinleştirecek herhangi bir belge sunulmaması ve alacağın sadece her zaman düzenlenmesi mümkün olan bonodan kaynaklanması nedeniyle, diğer davalı bakımından yazılan gerekçede belirtildiği gibi, muvazaalı işlem yapıldığı anlaşılmaktadır. Diğer yandan mahkemece her bir davalı yönünden ayrı ayrı davanın kabul edilen miktarı üzerinden harç ve yargılama giderleri HMK'nın 326/2.maddesine uygun şekilde belirlendiği görülmüştür. Harç ve yargılama giderlerinin bu davalı yönünden kabul edilen kısım bakımından oransal olarak hesaplanması yeterlidir. Ayrıca davanın kabul edilmesi nedeniyle başlangıçta alınan harcın da davalılardan tahsilinde hukuka aykırılık bulunmadığından davalıların yerinde görülmeyen tüm istinaf başvuru nedenlerinin reddine karar vermek gerekmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, davalılar vekillerinin istinaf başvuru nedenleri ile sınırlı olarak dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkemesinin kararında ve gerekçesinde yasaya ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davalılar vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca esastan reddine dair aşağıdaki karar verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, davalılar vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine,
2-Davalılar tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 44.690,75 TL (Davalı ...'ın sorumluluğu 37.987,00 TL ile, diğer davalı ...'ın sorumluluğu 6.703,61 TL ile sınırlı olmak üzere) istinaf karar harcının davalılardan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,
3-Davalılarca yapılan kanun yolu giderlerinin kendilerinin üzerinde bırakılmasına,
4-Gerekçeli kararın Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 08.07.2026 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.
KANUN YOLU:HMK'nın 361. maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açıktır.