Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1103 E. 2026/1307 K. – İtirazın İptali

Konu: İtirazın İptali

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/1103
Karar No
2026/1307
Karar Tarihi
Konu
İtirazın İptali

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

14. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO:2026/1103

KARAR NO:2026/1307

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ:İSTANBUL ANADOLU 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ:26/03/2026

NUMARASI:2025/411 Esas - 2026/193 Karar

DAVANIN KONUSU:İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle, davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının davalıdan olan 692.000 TL fatura alacağı için İstanbul Anadolu 17. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasından 692.000 TL asıl alacak, 172.629,57 TL de takip öncesi işlemiş faiz ile birlikte takip sonrası avukatlık ücreti ile takip harç ve masraflarını içerir ödeme emri gönderdiğini, davalı iş bu ödeme emrini tebliğ aldığını ve itirazda bulunduğunu, davalının icra borcuna itirazda bulunduktan sonra davacı şirket hesabına 20.01.2025 tarihinde 219.200 TL, 24.01.2025 tarihinde yine davacı şirket hesabına 150.000 TL ve 03.02.2025 tarihinde de davacı şirket hesabına 250.000 TL olmak üzere toplam 692.000 TL olarak sadece takibe konu asıl alacağı ödediğini, taraflarca yapılan arabulucluk görüşmesi anlaşmazlıkla sonuçladığını, buna ilişkin olarak İstanbul Anadolu Arabuluculuk Bürosunun ... başvuru dosya numarası ve ...dosya numaralı dosyası ile anlaşmazlık tutanağı düzenlendiğini, davalı itirazının hukuka aykırı olduğunu iddia ederek, itirazın iptali ile %20 den az olmamak üzere icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili savunmasında özetle; İcra takibinde itirazın iptali davalarında dava açılmadan önce TTK’nun 5/A maddesi uyarınca arabulucuya başvurulmasının dava şartı olduğunu, her ne kadar davacı tarafın dava dilekçesinde dava şartı olan arabuluculuk aşamasının tamamlandığını iddia ederek arabuluculuk son tutanağı adı altında tarafların asla imzası hatta bilgisi dahi bulunmayan bir tutanak sunmuşsa da dava şartı olan arabuluculuk görüşmesinin asla gerçekleşmediğini, davacı tarafça sunulan ve gerçekleştiği iddia edilen arabuluculuk tutanağı incelendiğinde görülecektir ki başlangıç tarihi ile bitiş tarihi arasında neredeyse 5 ay bulunduğunu, bu hususun da başlı başına işbu arabuluculuk sürecinin hukukiliği konusunda şüphe uyandırdığını, dava şartı olan arabuluculuk görüşmesinin hiçbir şekilde gerçekleştirilmemiş olduğunu davacı tarafça eklenen arabuluculuk son tutanağında taraflarına ait elektronik imzanın bulunmadığını, hatta whatsapp görüşmesi olarak gerçekleştiği söylenen görüşmeden dahi hiçbir bilgisi ve dahili bulunmadığını, işbu hayali işlem ve tutanağa istinaden davacı taraf vekili ve ilgili arabulucu hakkında re'sen soruşturulma başlatılması hususunu Mahkemenin değerlendirmesini talep ettiklerini, davalı fatura alacağının tamamını karşı tarafın da dava dilekçesinde belirttiği üzere ödeyerek kapattığını, lakin icra takibine konu edilen işlemiş faiz ve vekalet ücretinin kabul edilebilir olmadığını, salt fatura tebliğinin borçlu temerrüdü oluşturmadığını savunarak ,davanın reddine ve %20'sinden az olmamak üzere kötü niyet tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ

İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "... dava 2004 Sayılı İİK'nin 67.maddesi gereğince açılmış itirazın iptali, takibin devamı ve tazminat istemine ilişkin olup zorunlu arabuluculuğa tabidir. Dava konusu olayda dosyaya davacı vekili tarafından arabuluculuk son tutanağının sunulduğu sabittir. Ne var ki davalı vekili tarafından mezkur tutanağın arabuluculuk çağrı ve toplantısı yapılmadan hazırlandığı ileri sürülmüştür. 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 17/2 maddesinde 'Arabuluculuk faaliyeti sonunda tarafların anlaştıkları, anlaşamadıkları veya arabuluculuk faaliyetinin nasıl sonuçlandığı bir tutanak ile belgelendirilir. Arabulucu tarafından düzenlenecek bu belge, arabulucu, taraflar, kanuni temsilcileri veya avukatlarınca imzalanır. Belge taraflar, kanuni temsilcileri veya avukatlarınca imzalanmazsa, sebebi belirtilmek suretiyle sadece arabulucu tarafından imzalanır.' hükmüne yer verilmiştir. Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliğinin 20/2 maddesinde ise 'Arabuluculuk faaliyeti sonunda tarafların anlaştıkları, anlaşamadıkları veya arabuluculuk faaliyetinin nasıl sonuçlandığı son tutanak ile belgelendirilir. Arabulucu tarafından düzenlenecek bu tutanak; arabulucu, taraflar, kanuni temsilcileri veya avukatlarınca imzalanır. Tutanak; taraflar, kanuni temsilcileri veya avukatlarınca imzalanmazsa, sebebi belirtilmek sureti ile sadece arabulucu tarafından imzalanır.' düzenlemesi bulunmaktadır. Bu yasal düzenlemelere göre dosyaya ibraz edilen arabuluculuk tutanağına bakıldığında tutanak başlığında taraf vekillerinin ismine yer verildiği ve içeriğinde taraf vekilleri ile müzakere yürütüldüğü ve anlaşma sağlanamadığına yönelik ifadeler yer verilmesine ve özellikle son cümlede tutanağın hep birlikte imza altına alındığı yazılmasına karşın, tutanakta taraf vekillerinin imzalarına rastlanmamıştır. Bununla birlikte yukarıda alıntılanan yönetmelik hükmü gereği arabulucunun her ne kadar mevcut tutanak içeriği ile çelişecek de olsa, tutanak kanuni temsilciler veya avukatlarınca imzalanmazsa, sebebi belirtilmek suretiyle sadece arabulucu tarafından imzalanacağına yönelik bir açıklama getirmeden de tutanağı tek başına imzaladığı söylenmelidir. Bu durumda dosyaya sunulan arabuluculuk tutanağının yasının aradığı usul ve prosedüre uygun olarak düzenlenmediğinden geçerli sayılamayacağı değerlendirilmiştir. Kuşkusuz arabuluculuk dava şartının yerine geldiğinin kabul edilebilmesi için yalnızca başvuru yeterli olmayıp yasal düzenlemelere uygun olarak tamamlanmış olması da gerekir. Yasanın sözü ve özü birlikte değerlendirildiğinde varılacak sonuç budur. (TMK, 1/1) Arabuluculuk tutanağı sözleşme niteliği kazanmadığına göre bunun resen gözetilmesi gerekmiştir. Bu minvalde bu sürecin usul ve yasaya uygun olarak tamamlanmasında arabulucu kadar tarafların da sorumluluğu bulunduğu gözden kaçırılmamalıdır. Zira arabuluculuk kurumu tamamen iradeyi, iyi niyeti ve sorunun temelden çözümünü esas alan alternatif bir yöntemdir. Böylece eldeki olayda 6325 sayılı HUAK'nin 18/A ve 18/A(2) hükümleri gereğince arabulucuya arabuluculuk dava şartının tamamlanabilir nitelikte olmadığı konusundaki emredici ve özel nitelikteki düzenleme dikkate alınarak herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaati hasıl olmuştur. Binaenaleyh; 6102 sayılı TTK'nin 5/A, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A maddesinin 2. Bendinin son cümlesi ve HMK'nin 114/(2) ve 115. maddeleri uyarınca davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmesi gerekmiştir. 6100 Sayılı HMK'nın 332/1 maddesine göre, 323. maddesinde sayılan yargılama giderlerinden ise aynı yasanın 326/1 maddesi gereğince davacı şirket sorumlu tutulmuştur. Burada dürüstlük kuralı da gözetildiğinde hükmün içeriği ve sebebine göre usulünü uygun olarak tamamlanmadığını bildiği ya da bilmesi gereken arabuluculuk tutanağını esas alarak dava açan tarafın tüm giderlerden sorumlu tutulmasının kaçınılmaz olduğu vurgulanmalıdır. Bu kapsamda Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesi ile Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliğinin 26/2. maddeleri gözetilerek dava öncesi Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen arabuluculuk ücretinin de davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına da karar verilmek suretiyle 6100 Sayılı HMK'nin 297/2 maddesi gereğince aşağıdaki şekilde hüküm ihdas edilmiştir. Öte yandan arabuluculuk kurumunun geliştirilmesi ve sorunların çözümüne katkı sağlaması amacıyla kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığı Arabuluculuk Daire Başkanlığına gönderilmesine de karar verildiği ifade edilmelidir..."gerekçesiyle, davanın, TTK'nin 5/A ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A maddesinin 2. bendinin son cümlesi uyarınca arabulucuya başvurulmadan dava açılması nedeniyle 6100 sayılı HMK'nin 114/(2) ve 115. maddelerine göre dava şartı yokluğundan usulden reddine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ

Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Mahkemece davanın arabuluculuğa başvurulmadan açılmış olması nedeniyle dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verildiğini ve yargılama giderlerinin müvekkili üzerinde bırakılarak davalı yararına 45.000,00 TL maktu vekalet ücreti verildiğini, söz konusu kararın hukuka ve vicdana tamamen aykırı olduğunu, davalı tarafın arabuluculuk görüşmelerinden haberdar olmadığına ilişkin kötü niyetli ve gerçek dışı beyanını kabul etmediklerini, kendi üzerlerine düşeni yaparak süresi içerisinde zorunlu arabuluculuk kurumuna başvuru yapıldığını ve herhangi bir tanışıklıkları olmayan arabulucu tarafından sürecin yürütülerek sonuçlandırıldığını, arabulucunun dosyayı kapatma sürecinin uzun olmasının kendisi ile bağlı olduğunu ve kurum arasında idari bir işleyişi ilgilendirdiğini, bu durumunda tutanağın sıhhati ile ilgisiz olduğunu daha önemli olanın müvekkili aleyhine hukuka aykırı olarak 45.000,00 TL vekalet ücreti yansıtıldığını oysa taraflarınca süresi içerisinde arabuluculuk kurumuna başvurulduğunu, hukuki işlemin sonuçlandırıldığını, taraflarınca alakası olmayan idarenin atadığı arabulucunun yönetim süreci ile ilgili olarak taraflarını dürüstlük kuralına uygun davranmadığından bahsetmenin zorlama bir hukuki yorum olarak düşündüklerini, tamamen hukuka aykırı bir yorum olduğunu, süresi içerisinde karşı tarafın tüm iletişim bilgileri verilerek arabuluculuk başvurusu yapıldıktan sonra toplantının belirlendiği tarihte toplantıya katılmaktan başka bir eylemlerinin olmadığını belirterek, kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE

Dava, ticari ilişki kapsamında düzenlenen faturaya dayalı alacağın tahsili amacıyla başlatılmış olan ilamsız icra takibine yöneltilen itirazın İİK'nın 67. maddesi uyarınca iptali istemine ilişkindir

İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, zorunlu arabuluculuğa ilişkin dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı, davalı hakkında fatura ve işlemiş faiz alacağı olmak üzere toplam 791.829,57 TL alacağın tahsili amacı ile 15.11.2024 tarihinde ilamsız icra takibi başlatmıştır. İtiraz üzerine, iş bu itirazın iptali davası açılmıştır. İstanbul Anadolu Arabuluculuk Bürosunun 09.01.2026 tarihli cevabı yazısı ve eklerine göre; davacı vekilinin uyuşmazlık konusuna dair 28.11.2024 tarihinde arabuluculuk başvuru formunu düzenlemiş olduğu, hukuk uyuşmazlıklarında dava şartı arabuluculuk son tutanağı adı altında arabulucu tarafından 05.05.2025 tarihli tutanağın düzenlendiği, tutanakta; arabuluculuk sürecinin başlangıç tarihinin 28.11.2024, arabuluculuk sürecinin bitiş tarihinin 05.05.2025 olarak gösterildiği, arabuluculuk sonucunda anlaşamama şeklinde tutanağın düzenlendiği, tutanak içerisinde, whatsapp arama uygulaması üzerinden tarafların arandığı, tarafların telekonferans yolu ile görüşmelere katıldığı, tarafların söz alarak arabuluculuğun temel ilkelerini, arabuluculuk sürecini ve arabuluculuk süreci sonunda hazırlanan arabuluculuk son tutanağının hukuki ve mali yönlerden bütün sonuçlarını anladık dediler şeklinde ifadeye yer verildiği ve müzakereler sonucunda anlaşmaya varılamadığı ve tarafların anlaşamadıklarını beyan ettiği belirtilerek Arabululuculuk Kanununun 17,18/A ile 18/B uyarınca hep birlikte imza altına alındı ibaresine yer verildiği ancak son tutanakta davacı ve davalı tarafın imzaları ile birlikte herhangi bir unvan ve isme yer verilmediği, söz konusu yerlerin boş olduğu ve dolayısıyla da imzaların olmadığı, imza altına alındı ifadesinin soyut kaldığı anlaşılmıştır. Arabuluculuk Bürosu 09.01.2026 tarihli cevabı yazısında; büronun ... sayılı dosyasına ait tüm evrakların gönderildiği, arabuluculuk görüşmelerine ilişkin davetiye işlemleri ve taraflarla görüşmeye ilişkin tüm işlemlerin ve hazırlanan tüm tutanakların dosyaya atanan arabulucu tarafından yapılması ve bu evrakların arabulucu tarafından dosyaya eklenmemesi nedeniyle arabuluculuk görüşmelerine ilişkin tüm bilgi ve belgelerin arabulucudan istenmesi gerektiği belirtilmiştir.TTK'nın dava şartı olarak arabuluculuk başlıklı madde 5/A'da "(Ek:6/12/2018-7155/20 md.) (1) Bu Kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. (28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanunun 31 inci maddesiyle bu fıkrada yer alan “paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında” ibaresi “para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında,” şeklinde değiştirilmiştir) (2) Arabulucu, yapılan başvuruyu görevlendirildiği tarihten itibaren altı hafta içinde sonuçlandırır. Bu süre zorunlu hâllerde arabulucu tarafından en fazla iki hafta uzatılabilir..." düzenlemesi mevcuttur. 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A maddesindeki düzenleme, "MADDE 18/A- (Ek:6/12/2018-7155/23 md.) "...(2) Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir..." şeklindedir.Somut olayda, mahkemece davacı vekiline tensip tutanağının 5 nolu ara kararı kapsamında arabuluculuk son tutanağının aslının veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğinin dosyaya ibrazı için bir haftalık kesin süre verilmiştir. Davacı vekili tarafından arabulucuk son tutanağı dosyaya ibraz edilmiştir. Davalı vekili ise cevap dilekçesinde; dava şartı olan arabuluculuk görüşmesinin asla gerçekleştirilmediğini, başlangıç tarihi ile bitiş tarihi arasında beş aylık bir süre bulunduğunu, arabuluculuk sürecinin hukukiliği konusunda şüphe uyandırdığını, tutanakta taraflarına ait imza bulunmadığını hatta whatsapp görüşmesi olarak gerçekleştiği söylenen görüşmenin dahi taraflarına hiçbir bilgisinin verilmediğini belirterek davanın usulden reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı savunması ve davacı beyanı üzerine mahkemece İstanbul Anadolu Arabuluculuk Bürosuna müzekkere yazılarak evraklar dosya içerisine celbedilmiştir. İncelenmesi neticesinde yukarıda yer verilen gerekçelere istinaden davanın usulden reddine dair hüküm tesis edilmiştir. Dava şartı olarak arabuluculuk kurumunun temelde mahkemeye erişim hakkına getirilen bir sınırlama olması karşısında, arabuluculuk ile ilgili uygulamaların tamamında uygulamanın hakkın özüne dokunup dokunmadığı ve ölçülülük ilkesine aykırı olup olmadığı bağlamında bir değerlendirme yapılması zorunludur. Kişilerin mahkemeye erişim hakkını sınırlandıran ya da hak aramalarını imkânsız hâle getiren veya aşırı derecede zorlaştıran bir sürece neden olan uygulamaların hakkın özüne zarar verdiği kabul edilmelidir (AYM, 2017/178 E., 2018/82 K. § 24).Emsal nitelikteki Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin Bölge Adliye Mahkemesi Kararları Arasındaki Uyuşmazlığın Giderilmesi İstemine Dair 26.04.2022 tarihli, 2022/3398 Esas, 2022/594 Karar sayılı ilamında; "...Şüphesiz, hak arama özgürlüğü sadece arabuluculuğa başvuran tarafa değil uyuşmazlığın taraflarına aittir.7036 sayılı Kanun’un ilgili maddelerinde (büro ile birlikte) tarafların iletişim bilgilerini temin etmek, gerektiği takdirde bu konuda araştırma yapmak, tarafları her türlü iletişim vasıtasını kullanarak toplantıya davet etmek ve bu aşamaları belgelendirmek konusunda arabulucuya açık bir sorumluluk yüklenmiştir. Ayrıca 6325 sayılı Kanun’da da arabulucunun görevini özenle, tarafsız bir biçimde ve şahsen yerine getirmesi gerektiği ifade edilmektedir....Görüldüğü gibi Kanun’da arabuluculuk faaliyetinin en önemli parçası olan arabulucular ile ilgili oldukça detaylı hükümlere yer verilmiştir. Arabulucunun arabuluculuk faaliyeti sırasında uyması gereken kurallara uymaması yahut sorumluluklarını yerine getirmemesinin arabulucu açısından doğuracağı sonuçlar Kanunda ayrıntılı olarak düzenlendiğine göre arabulucunun kusuru sebebiyle arabuluculuk toplantısından haberdar olmadığını iddia eden tarafın yukarıda açıklanan kanuni düzenlemeler çerçevesinde hak arama hürriyetini kullanabileceği konusunda tereddüt olmamalıdır. Bir üst başlıkta yer verilen hukuki esaslar ile yukarıda yapılan açıklamalara göre, arabulucunun taraflara ulaşma ve toplantıya davet etme sorumluluğunu usulünce yerine getirmeden arabuluculuk faaliyetini sonlandırması hâlinde dahi 7036 sayılı Kanun’un 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında öngörülen arabuluculuk dava şartının gerçekleşmiş sayılacağı kabul edilmelidir..." gerekçelerine yer verilmiştir. Emsal bu ilamda belirtildiği üzere, kanunla davacıya yüklenen zorunluluk, dava açmadan önce arabulucuya başvurmuş olmak ve uzlaşmamaya dair arabuluculuk son tutanağını mahkemeye sunmaktan ibarettir. Arabulucunun yasal yükümlülüklerini gereği gibi yerine getirmemeşi olmasının sorumluluğu, davacıya yüklenemez. Bu durumda, davacının dava tarihinden önce arabuluculuk dava şartını yerine getirmiş olduğunun kabulü ile işin esası incelenerek uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekir iken hatalı yorum sonucunda davanın usulden reddine dair verilen karar isabetli görülmemiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.a.4 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesince dava şartlarına aykırı kararının kaldırılmasına dair aşağıdaki karar verilmiştir.

KARAR:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;

1-HMK'nın 353/1.a.4 maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına,

2-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine,

3-Davacı tarafça yatırılan istinaf peşin karar harcının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince davacıya iadesine,

4-Kaldırılan ilk derece mahkemesi kararının icrasıyla ilgili olarak İİK'nın 36. maddesi uyarınca yatırılan teminatların, yatıran taraflara iadesine,

5-Davacı tarafça yapılan kanun yolu giderlerinin, ilk derece mahkemesince, yeniden verilecek hükümle birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine dair; HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi. 08.07.2026

KANUN YOLU :HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca karar kesindir.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/1103, K. 2026/1307, T. 08.07.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-1103-e-2026-1307-k-33dc21500ed7