Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2024/143 E. 2026/1036 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2024/143
- Karar No
- 2026/1036
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
17. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2024/143 Esas
KARAR NO:2026/1036
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ:08/11/2023
NUMARASI:2022/567 Esas, 2023/748 Karar
DAVA:TAZMİNAT - KÂR MAHRUMİYETİ
KARAR TARİHİ:09/07/2026
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile dava dışı ... A.Ş. arasında 01/06/2019 başlangıç tarihli Satın Alma Çerçeve Sözleşmesi akdedildiğini, sözleşmenin konusunun, akaryakıt sızıntısı nedeniyle kirlenen yer altı ve yer üstü doğal kaynaklarının temizlenmesi işinin müvekkilinin kendisine ait ekipmanlarla yapılmasına ilişkin olduğunu, bu sözleşmenin ise 04/02/2020 tarihli devir protokolü ile ... A.Ş. tarafından davalı şirkete devredildiğini, bu kapsamda ekipmanların davalıya teslim edildiğini, davalının yenileme talebi olmadığı için sözleşme 01/01/2022 tarihinde sona ermesine rağmen ekipmanların davalı tarafından müvekkiline teslim edilmediğini, ayrıca davalının, sözleşmenin sona erdiği tarihten önce doğmuş borçlarını da ödemediğini, ihtarname ile alacakların ödenmesi ve ekipmanların iadesi talep edilmiş ise de, davalının bir yanıt vermediğini, müvekkili, ekipmanları başka bir işte kullanamaması nedeniyle uğradığından davalının ecri misil bedeli ödemekle yükümlü olduğunu belirterek ekipmanlara haksız olarak el konulması sebebiyle müvekkilinin mahrum kaldığı tutara mahsuben şimdilik 150.000,00 TL'nin haksız el koyma tarihi olan 01/01/2022 tarihinden başlayarak ödeme tarihine kadar (TÜFE+ÜFE)/2 değişim oranı üzerinden hesaplanacak getirisi ile müvekkiline ödenmesine; davalının haksız el koyma eylemi nedeniyle müvekkiline ait menkullerde meydana gelmiş yıpranma nedeniyle uğradığı zararın belirlenmesine ve belirlenecek tutarın şimdilik dava tarihinden başlayarak ödeme tarihine kadar hesap edilecek TCMB kısa vadeli reeskont faizi ile müvekkiline ödenmesine; ekipmanların aynen iadesine, aynen iade mümkün olmazsa yeniden edinme değerlerinin müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili şirketin adresi itibariyle genel yetkili mahkeme olan Bakırköy Mahkemelerinin yetkili olduğunu, davacının malik veya zilyetlik durumunun belli olmadığını, davanın TMK'nun 985. maddesi uyarınca süresinde açılmadığından reddi gerektiğini, davacı ile ...A.Ş. arasında imzalanan satın alma çerçeve sözleşmesinin müvekkili ile olan bağlantısının anlaşılamadığını, zira sözleşmede müvekkilinin adının geçmediğini, söz konusu sözleşmenin tarihler baz alındığında kendiliğinden sona erme tarihinin 01/01/2022 olduğunu, sözleşme sona erdiğinde ise teslim edildiği iddia edilen malların mülkiyetinin müvekkiline geçeceği kararlaştırılmışken bir de şirket yetkilisi olmayan kişilerce sözleşme devir protokolünün yapıldığını, devir sözleşmesindeki imzanın şirket yetkilisi yada imza yetkilisi olmayan kişilerce atıldığının ortada olduğunu, ayrıca müvekkiline ait olmayan hiç bir malin müvekkiline ait tesiste mevcut olmadığını, dosyaya sunulan kayıtların, davacının bahse konu malın maliki olduğuna yönelik somut delil niteliğinde olmadığını, müvekkili şirkete Çevre Şehircilik İl Müdürlüğünce gönderilen resmi yazı içeriğinden, davacı tarafça sözleşme gereği bildirimi yapılması gereken raporun da sunulmadığının anlaşıldığını, buna rağmen davacının, haksız kazanç elde ederek şirketten fazla tahsilat yaptığını ve ... Ofisi ile yapılan sözleşmede tahrifat yaparak kendini hak sahibi gibi göstermeye çalıştığını belirterek davanın öncelikle usulden aksi halde esastan reddine karar verilmesini savunmuştur.
İLK DERECE MAHKEME KARARI:İlk derece mahkemesince; "...Davalının imza inkarında bulunduğu 04/02/2020 tarihli devir sözleşmesindeki imzanın davalının mühendislik müdürü olan ... tarafından atıldığı, malların davalının elinde olduğunun keşfen tespit edildiği, malların hurdaya çıkarıldığı ve gelişi güzel kenara atıldığı görülmüş, fiili durum ile savunma çeliştiğinden, davalının imza inkarına itibar edilmiştir. Davalı, davacının Kasım ve Aralık 2021 tarihli raporlarını sunmadığını ve idari yaptırıma maruz kaldıklarını beyanla, aslında 2020 ve 2021 yılında da sözleşmenin fiilen devam ettiğini kabul ederek fiili durumu ikrar etmiştir.Davalının 04/02/2020 tarihli devir protokolüne inkar etmesi ile fiili durum çelişmekte olup, fiili duruma ve davacının iddiasına itibar edilmiştir. Bilirkişi tarafından davaya konu malların ikinci el değeri 1.142.00000TL olarak hesaplanmış ise de, bunların 4 yaşında mallar olması, ikinci el piyasasının olmaması ve belli bir amaçla sınırlı kullanılan ürünler olması dikkate alınmadığı, oysa kullanım ömrü olan ve 4 yaşında olan ürünlerin değer kaybı yaşadığı sabit olup, bilirkişi bu hususu değerlendirmediğinden mahkememizce resen hesaplanmaya çalışılmıştır. Bilinen muhasebe tekniği ve yıpranma nedeniyle oluşan değer kaybı nedeniyle 4 yıllık olan ürünlerin değerinde %50 azalma olacağı takdir edilerek, davacının malın değeri nedeniyle zararı TBK'nın 50/2. Maddesi uyarınca takdiren %50 indirilerek 571.000,00TL olarak hesaplanmıştır. Bu nedenle davacının malın iadesinden vazgeçip tazminat istemesi talebi haklı görülerek takdiri indirim sonrası zararı böylece belirlenmiş olmaktadır. Bu zarardan, temerrüt tarihinden itibaren faiziyle birlikte davalı sorumlu görülmüştür. Bilirkişi tarafından, fesih tarihi ile dava tarihi arasında hesaplanan kar mahrumiyeti olan 417.975,67TL'ye yönelik talep haklı görülmüştür. Davalı, sözleşmeyi yenilemediği gibi malları da davacıya iade etmediğinden, davacının uğradığı zarardan sorumludur. Bu zararın giderimi için temerrüt oluşması da gerekmez. Tacir olan davalının, davacıya ait malları kullanmaya devam etmekle ödeme yükümlülüğü doğmaktadır. Bilirkişi tarafından, sözleşmede yazılı tutarlar üzerinden hesaplama yapmış olması da yerindedir. Bu nedenle davacının bu talebi yerinde görülmüş olup, dava tarihi olan 19/09/2022 tarihinden itibarın avans faiziyle birlikte tahsiline karar vermek gerekmiştir. Kısa kararda tarih kısmı hataen 02/04/2022 olarak yazılmış ise de, bunun maddi hata olduğu, kira kaybı 01/01/2020 tarihinden dava tarihine kadar hesaplandığından, birikmiş kar kaybına da dava tarihinden itibaren faiz uygulamak gerektiğinden, bu husus gerekçeli kararda düzeltilmiştir. Davacı taraf, bilirkişinin gereksiz yere hesapladığı birikmiş faiz miktarına yönelik de talep artırım dilekçesi sunmuş ise de, dava dilekçesi ıslah edilmediğine göre, birikmiş faiz miktarının hesaplanması ve talebi yerinde olmayıp, infaz aşamasında faizin hesaplanması gerektiği anlaşılmış ve davanın birikmiş faiz miktarına ilişkin talep artırım talebi yerinde görülmemiştir. Bu konuda usulüne uygun bir dava olmadığından hesaplama dışı bırakılmıştır..." gerekçelerine istinaden davacının yıpranma nedeni ile tazminat talebinin reddine; davacının mahrum kalınan kâr yönünden talebinin kabulü ile, 417.975,67 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyen avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, işlemiş ve bilirkişi tarafından hesaplanmış faiz yönünden ayrıca hüküm kurulmasına yer olmadığına; davacının malın değerine ilişkin talebinin kısmen kabulü ile, malın yaşı ve kullanım amacı ve amortisman durumu nazara alınarak bilirkişi raporu ile tespit edilen değeri üzerinden TBK'nun 50/2 maddesi uyarınca %50 oranında indirim yapılarak hesaplanan 571.000,00 TL'nin 02/04/2022 olan temerrüt tarihinden itibaren işleyen avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, hurdaların davalıda bırakılmasına, geri kalan kısma ilişkin talebin reddine dair karar verilmiştir.
İSTİNAF NEDENLERİ:Karar yasal süresinde taraf vekillerince istinaf edilmiştir.Davacı vekili istinaf dilekçesinde; mahkemece, bilirkişilerin malzeme ve ekipmanlar için takdir ettiği ikinci el değeri olan 1.142.000,00 TL'nin yarısının davalı tarafından tazminine karar verildiğini, oysa bunun adil olmadığını, ekipmanlar 2022 yılı başında sözleşme sona erdiğinde iade edilmiş olsaydı müvekkilinin o ekipmanları başka temizlik ve arıtma işlerinde kullanıyor olacağını, bu nedenle ekipmanların değerini düşürenin davalı olduğunu, müvekkilinin zararının en azından bilirkişiler tarafından tespit edilen oranda giderilmesinin hakkaniyet ve adaletin gereği olduğunu belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep ve istinaf etmiştir. Davacı vekili istinaf dilekçesinde; yetkili mahkemenin Bakırköy Mahkemeleri olduğunu, davanın TMK'nun 985. maddesi uyarınca hak düşürücü süre içerisinde açılmadığını, devir sözleşmesindeki imzaya yönelik itirazlarının değerlendirilmediğini, sözleşmeden kaynaklı alacak-borç ihtilafını bahane ederek edimlerini yerine getirmeyen davacının, kuruma rapor sunmaksızın haksız kazanç elde ederek şirketten fazlaca tahsilat yapmaya çalıştığını, bilirkişi raporunun hükme esas teşkil edecek nitelikte olmadığını, bilirkişi raporunda malzemelerin değeri belirlenirken yüksek rakamların baz alındığını belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep ve istinaf etmiştir. Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde, istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE:Dava, sözleşme uyarınca davacıya iade edilmediği iddia olunan ekipmanların aynen iadesi; bu mümkün olmaz ise güncel değerlerinin ve haksız kullanım bedelinin faizi ile birlikte tahsili istemine ilişkindir.Davacı vekili 26/09/2023 tarihli talep artırım dilekçesi ile ise, 1.142.000,00 TL ekipmanların güncel değeri ve 491.658,32 TL ecri misil bedeli olmak üzere taleplerini 1.633.658,00 TL'ye yükseltiklerini belirterek bu bedelin dava tarihinden itibaren işletilecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş olup harcını yatırmıştır.İstinaf incelemesi 6100 sayılı HMK'nun 355. maddesi uyarınca istinaf başvurusunda ileri sürülen istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzeni gözetilerek yapılmıştır.İstinaf incelemesinin esasına geçilmesinden önce mahkemece tesis edilen hükmün yasaya uygun olup olmadığı üzerinde durulması gerekmiştir.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 297. maddesinde ayrıntılı bir şekilde hükmün kapsamı düzenlenmiş olup hükmün hangi hususları kapsayacağı maddeler halinde ve açıkça belirtilmiştir. Bu maddenin 2. fıkrasına göre, hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Ayrıca Kanunun 298. maddesinin 2. fıkrasında ise, gerekçeli kararın, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamayacağı belirtilmiştir."...6100 sayılı HMK'nın 294 vd. maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca hükme bağlanmıştır. Yargılamanın açık bir şekilde yapılması ve tesis edilen hükmün açıkça belirtilmesi ilke olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle hükmün açık, anlaşılır ve şüpheye yer vermeyecek şekilde infazı kabil olarak kurulması ve de en önemlisi sonradan yazılacak gerekçeli kararın kısa karara uygun bulunması gerekir. Aksi halde, yargılamanın açıklığı ilkesi dolayısıyla kamu vicdanı zedelenmiş olacaktır. Kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki olmaması gerektiği gibi, gerekçe ile hüküm fıkrası arasında da çelişki bulunmaması yasal bir zorunluluk olup, HMK’nın 297/2. ve 298/2. maddesinde gerekçeli kararın tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamayacağı düzenlenmiştir. Kararların bu hususlara aykırı oluşturulması mahkeme kararlarına duyulan güveni sarsacağı gibi, verilen kararların hukuki denetiminin yapılmasını da imkansız kılmaktadır..." (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2022/3006 Esas 2022/5241 Karar Sayılı ilamı).Somut olayda, mahkemenin kısa kararında, kâr mahrumiyeti olarak hüküm altına alınan 417.975,67 TL'ye 02/04/2022 tarihinden itibaren avans faizi işletilmesine karar verilmiştir. Ancak mahkemece gerekçeli kararda, kısa kararda hataen 02/04/2022 tarihinin yazıldığı, aslında dava tarihinden itibaren faiz uygulanması gerektiği yönünde yapılan açıklamalardan sonra hüküm fıkrası da bu açıklama doğrultusunda düzeltilmiştir. Buna göre gerekçeli karar ve buna göre oluşturulan hüküm sonucu ile tefhim edilen kısa karar arasında HMK'nun 298/2 fıkrasına aykırı şekilde çelişki yaratılmış olup bu şekilde tesis edilen karar usul ve yasaya uygun değildir.Açıklanan sebeplerle, hükmün kaldırılma nedeni gözetildiğinde, istinaf incelemesine tabi usulüne uygun şekilde tesis edilmiş bir hükmün varlığından söz edilemeyeceğinden taraf vekillerinin istinaf başvurularının esasa ilişkin hususlar incelenmeksizin ayrı ayrı kabulüne karar verilmesi gerektiğine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M:Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;
1-Taraf vekillerinin istinaf başvurularının esasa ilişkin sebepler incelenmeksizin ayrı ayrı KABULÜNE,
2-İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2022/567 Esas, 2023/748 Karar ve 08/11/2023 tarihli kararının 6100 sayılı HMK'nun 353/1-a.4 maddesi gereğince KALDIRILMASINA,
3-Dosyanın, Dairemiz kararına uygun şekilde yargılama yapılmak ve yeniden bir karar verilmek üzere mahal Mahkemesine İADESİNE,
4-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 732,00 TL harçtan davacı tarafından yatırılan 269,85 TL harcın mahsubu ile bakiye 462,15 TL harcın davacıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA,
5-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 732,00 TL harcın davalı tarafından yatırılan 16.889,85 TL harçtan mahsubu ile bakiye 16.157,85 TL harcın talebi halinde davalıya İADESİNE,
6-Taraflarca karşılanan istinaf harç ve yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a.4 bendi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi.09/07/2026