Yargıtay · Hukuk Genel Kurulu
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2025/631 E. 2026/327 K. – Menfi Tespit
Konu: Menfi Tespit
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- Hukuk Genel Kurulu
- Esas No
- 2025/631
- Karar No
- 2026/327
- Karar Tarihi
- Konu
- Menfi Tespit
MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/230 E., 2025/498 K. ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 21.11.2024 tarihli ve 2023/5867 Esas, 2024/3780 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 3. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; herhangi bir borcu bulunmamasına rağmen müvekkili aleyhine davalı tarafından haksız şekilde ilâmsız icra takibi başlatıldığını, itiraz süresinin kaçırılması nedeniyle takibin kesinleştiğini, davalı tarafından müvekkiline yapılan ödemelerin geçmişten kaynaklanan borçlarına ilişkin olduğunu, bu ödemelerin hangi nedenle yapıldığına dair ispat yükünün alacak iddiasında bulunan davalıya ait olduğunu ileri sürerek aleyhine başlatılan icra takibinden dolayı müvekkilinin borçlu olmadığının tespiti ile kötüniyet tazminatına karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili; müvekkili şirketin entegre et tesisi olarak faaliyet gösterdiğini, bundan dolayı taraflar arasında ticari ilişki bulunduğunu, davacının kesimhaneleri dolaşarak deri, bağırsak ve sakatat toplayarak bunları müvekkili şirkete gönderdiğini, müvekkilinin seyyar olarak çalışan davacıya avans niteliğinde ödemelerde bulunduğunu ancak davacının yapılan ödeme karşılığında ürün göndermediğini, bu nedenle başlatılan icra takibine itiraz edilmemesi nedeniyle takibin kesinleştiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Konya 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 24.05.2022 tarihli ve 2021/278 Esas, 2022/384 Karar sayılı kararıyla; taraf ve tanık beyanlarından davalının entegre et tesisi işi yaptığı, kesimhanelerden sakatat vb. ürünler aldığı, davacının da kesimhanelerden topladığı bu tür hayvansal ürünleri düzenli olarak davacıya temin ettiği, davalının herhangi bir yazılı sözleşme sunmadığı, dosyaya ibraz ettiği banka dekontlarında herhangi bir açıklamanın yer almadığı, havalenin mevcut borcun ifası için gönderildiğinin karine olarak kabul edildiği, avans olarak gönderildiğine ilişkin ispat yükünün davalı üzerinde olduğu, davalı taraf delil olarak ticari defterlerine dayanmış ise de 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 222. maddesinin 4. fıkrası uyarınca ticari defterlerin sahibi lehine delil olarak incelenebilmesi için karşı tarafın da tacir olması gerektiği, davacı tacir olmadığından davalının kendi ticari defterlerine dayanarak iddiasını ispat edemeyeceği, mal teslim alınmamasına rağmen çeşitli aralıklarla ve yüksek miktarlarda avans gönderilmesinin hayatın olağan akışına uygun olmadığı ve davalının bu husustaki savunmasını ispat edemediği gerekçesiyle davanın kabulü ile icra takibinden dolayı davacının borçlu olmadığının tespitine, bu dosya kapsamında davacıdan tahsil edilen 42.695,91 TL’nin davalıdan geri alınarak davacıya verilmesine, davacının kötüniyet tazminatı isteminin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 19.10.2023 tarihli ve 2022/1478 Esas, 2023/1156 Karar sayılı kararıyla; İlk Derece Mahkemesince alacağın varlığının ispatlanamadığı gerekçesiyle verilen davanın kabulüne dair kararın yerinde olduğu, bununla birlikte icra dosyasına 41.313,62 TL ödeme yapıldığından bu miktar yönünden istirdat hükmü kurulması gerekirken fazlaya karar verilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne, davacının davalı tarafından başlatılan takip nedeniyle davalıya borçlu olmadığının tespitine, 41.313,62 TL'nin davalıdan tahsiline ve ispat edilememiş olması nedeniyle kötüniyet tazminatının reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; "…Derece Mahkemelerinin kabulünde de olduğu üzere, taraflar arasında ticari ilişkinin bulunduğu, söz konusu ticari ilişki nedeniyle davalı şirket tarafından davacıya banka havalesi yoluyla değişik tarihlerde ve miktarlarda para gönderildiği, davaya konu icra takibinde borcun sebebinin cari hesap alacağı olarak belirtildiği ve davalı tarafından davacıya gönderilen havalelere ilişkin banka dekontlarının delil olarak dosyaya sunulduğu görülmüştür. Bu durumda Bölge Adliye Mahkemesince; taraflar arasındaki ilişkinin ticari olup davalının tacir ve defter tutmakla yükümlü olduğu, delil listesinde şirket defterlerine dayandığı gözetildiğinde ispat yükü üzerinde olan davalının ticari defterleri incelenmeksizin karar verilmesi yerinde görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Bozma nedenine göre, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir…” gerekçesiyle oy çokluğuyla karar bozulmuştur. B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki karar gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Direnme kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili; davanın kısmi dava şeklinde açılamayacağını, usulden reddi gerekirken kabulüne karar verilmesinin doğru olmadığını, davacının ne şekilde alacaklı olduğunu ispatlamadığını, deliller toplanmadan eksik ve hatalı şekilde karar verildiğini, müvekkilinin ticari defterlerinin incelenmesi gerektiğini, çek ile yapılan ödemelerin karine olarak borç ödemesi kabul edildiğini, ispat yükünün davacıda olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Uyuşmazlık Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; alacaklı olduğunu ispat yükünün davalı üzerinde olduğu hususunda Mahkeme ve Özel Daire arasında çekişme bulunmayan somut olayda, tacir olan davalının delil listesinde dayandığı ticari defterlerin incelenmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. D. Gerekçe 1. İlgili Hukuk 1. 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu'nun (İİK) 72. maddesi, 2. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 6. maddesi. 3. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 555 vd. maddeleri, 4. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 187, 1 90... . maddeleri, 2. Değerlendirme 1. Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar vardır. 2. Davalı tarafından varlığı iddia edilen borcun mevcut olmadığının tespiti için açılan davaya menfi (olumsuz) tespit davası denir (Baki Kuru, İcra ve İflâs Hukuku El Kitabı, İstanbul 2013, s. 346). 3. Menfi tespit davası, İİK'nun 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında ya da icra takibinden sonra borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. Bu dava maddi hukuk ve usul hukuku bakımından genel hükümlere dayalıdır ve normal bir hukuk davası olarak açılır. 4. Bir başka anlatımla; kendisine karşı icra takibi yapılmış olan borçlu, ödeme emrine itiraz edilmemiş veya itiraz edilmiş olmakla birlikte yerinde görülmemiş olması sebebiyle icra takibi kesinleşse dahi maddi hukuk bakımından borçlu olmadığını ileri sürebilir. Bunun için, takip devam ederken alacaklıya karşı menfi tespit davası açabileceği gibi, böyle bir menfi tespit davası açmamış ve borcu cebri icra tehdidi altında ödemiş ise, ödemiş olduğu paranın kendisine verilmesi için alacaklıya karşı istirdat davası açabilir (Baki Kuru, İcra ve İflâs Hukukunda Menfi Tespit Davası ve İstirdat Davası, Ankara 2003, s. 233). 5. Menfi tespit davasında ispat yükü kural olarak davalı alacaklıya düşer. 6. Bu aşamada "ispat yükü" kavramına genel olarak değinilmelidir. Dava konusu edilen bir hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların (olguların) var olup olmadıkları hakkında mahkemeye kanaat verilmesi işlemine ispat denir ve Türk Hukuk Lûgatında “kanıtlama, tanıtlama” olarak ifade edilmektedir (Türk Hukuk Lûgatı, Ankara 2021, Cilt I, s. 595). 7. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 187. maddesinin 1. fıkrası; “İspatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümüne etkili olabilecek çekişmeli vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir” şeklinde düzenlenmiştir. 8. Vakıa (olgu) ise, 03.03.2017 tarihli ve 2015/2 Esas, 2017/1 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında; "kendisine hukukî sonuç bağlanmış olaylar" şeklinde tanımlanmıştır. İspatı gereken olaylar, olumlu vakıalar olabileceği gibi olumsuz vakıalar da olabilir. 9. Diğer taraftan hâkim, taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan vakıaların gerçekleşip gerçekleşmediğini kural olarak kendiliğinden araştıramaz. Bir olayın gerçekleşip gerçekleşmediğini taraflar ispat etmelidir. Bir davada ispat yükünün hangi tarafa ait olacağı hususu ise HMK'nın “İspat yükü” başlıklı 190. maddesinde yer almakta olup; “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir” şeklinde hüküm altına alınmıştır. 10. Yukarıda belirtilen maddenin 1. fıkrasında, ispat yükünün belirlenmesine ilişkin temel kural vurgulanmıştır. Buna göre, bir vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran taraf ispat yükünü üzerinde taşıyacaktır. 2. fıkrada ise, karinelerin varlığı hâlinde ispat yükünün nasıl belirleneceği düzenlenmiştir. 11. Bu hüküm, TMK'nın “İspat yükü” başlıklı 6. maddesinde yer alan; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür" ifadesine paralel olarak düzenlenmiştir. 12. İspat için başvurulan araçları (vasıtaları) ifade eden deliller; HMK'da senet, yemin, tanık, bilirkişi, keşif ve uzman görüşü olarak sıralanmıştır. Ancak sayılan bu deliller sınırlayıcı (tahdidi) olmayıp, kanunun belirli bir delille ispat zorunluluğu getirmediği hâllerde taraflar kanunda düzenlenmemiş diğer delillere de dayanabilirler. Delillerin değerlendirilmesinde ise, hâkimin bağlılığı ve her bir delile bağlanan hukukî sonuçlar bakımından “kesin” ve “takdiri” deliller ayrımı esas alınarak incelenme yapılmaktadır. Kesin deliller başka bir ifadeyle kanunî deliller hâkimi bağlayıcı nitelikte olduğundan, hâkimin bu delilleri takdir yetkisi bulunmamaktadır. Kesin delillerden biri ile ispat edilen olay doğru olarak kabul edilmektedir. Takdiri deliller ise hâkimi bağlamaz, hâkim bu delilleri serbestçe tayin ve takdir eder, değerlendirir ve kararını buna göre verir. 13. Nitekim aynı ilkeler, Hukuk Genel Kurulunun 06.06.2024 tarihli ve 2023/3-752 Esas, 2024/319 Karar; 01.03.2023 tarihli ve 2022/11-221 Esas, 2023/134 Karar; 28.12.2022 tarihli ve 2021/3-978 Esas, 2022/1944 Karar; 07.12.2021 tarihli ve 2018/(13)3-979 Esas, 2021/1589 Karar; 21.09.2021 tarihli ve 2017/(13)3-3146 Esas, 2021/1051 Karar sayılı kararlarında da benimsenmiştir. 14. Somut olayda davalı taraf, takibe esas alınan cari hesaptaki havale bedellerinin davacıya avans olarak gönderildiğini, bu nedenle de alacaklı olduğunu iddia etmektedir. 15. Türk Borçlar Kanunu'nun 555 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olan havale, hukuksal niteliği itibariyle (tıpkı onun özel biçimlerinden biri olan çek gibi) bir ödeme vasıtasıdır. Başka bir anlatımla, havalenin, mevcut bir borcun ödenmesi amacıyla yapıldığı yolunda yasal karine mevcuttur. Bu yasal karinenin tersini (havalenin borcun ödenmesinden başka bir amaçla yapıldığını) ileri süren havaleci (muhil) bu iddiasını kanıtlamakla yükümlüdür (Prof. Dr. Arif B. Kocaman, Türk Borçlar Hukukunda Havale, Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü Yayını, Ankara 2001; Hukuk Genel Kurulunun 12.03.2003 tarihli ve 2003/3-118 Esas, 2003/158 Karar sayılı kararı). 16. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davalı tarafından gönderilen havalelerin davacıya avans olarak verildiğine dair davalı tarafın iddiası davacı tarafça kabul edilmemiş, borç ödemesi olduğu savunulmuştur. Bu durumda yasal karinenin aksini iddia eden davalının havalenin avans olarak gönderildiğini ispat etmesi gerektiği her türlü duraksamadan uzaktır. Bu husus Mahkeme ile Özel Daire arasında çekişme konusu değildir. Anılan havalede herhangi bir açıklama bulunmadığından havalenin kendisi davalının iddiasını ispata yeterli olmamakla birlikte miktar itibariyle tanık delili de ispata elverişli değildir. 17. Dosya kapsamı itibariyle davacının tacir olmadığı anlaşıldığından davalı taraf yazılı belgeye dayanmayarak ticari defterlerinin incelenmesini istemişse de, eldeki davada ticari defterlerine dayanamaz. HMK'nın 222. maddesinde düzenlenen "Ticari defterlerin ibrazı ve delil olması" başlıklı 222. maddesinin ilk 4 bendi uyarınca, ticari defterlerin sahibi lehine delil olarak incelebilmesi için karşı tarafın da tacir olması veya aynı maddenin 5. fıkrası gereğince münhasıran tacir olmayan tarafın karşı tarafın ticari defterine dayanması gerekmektedir. Başka bir ifadeyle, 5. fıkradaki istisna dışında ticari defterlerin delil olarak ibrazı ve incelenmesi her iki tarafın da tacir olması hâlinde mümkündür. Bu nedenle davacı taraf tacir olmadığından davalının kendi ticari defterlerine dayanması ve bu defterlerin incelenmesinin sonuca bir etkisi bulunmayacaktır. 18. Bu durumda, ispat yükü kendisinde olan davalı tarafın takibe konu alacağın varlığını ve davacıya banka havalesi ile gönderilen paraların avans olarak gönderildiğini ispatlayamadığının kabulü gerekir. 19. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, davaya konu edilen havalenin davalı şirket tarafından gönderilmiş olması nedeniyle TTK'nın 4/1-c maddesi gereğince davanın ticari dava niteliğinde olduğu, ticari davalarda HMK'nın 222. maddesi gereğince davalının ticari defterlerine dayanabileceği ve diğer koşullar elverdiği takdirde lehine delil teşkil edebileceği, bu nedenle davalının ticari defterlerinin incelenmesinde yarar bulunduğu ve Özel Daire kararında gösterilen gerekçelerle direnme kararının bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. 20. Hâl böyle olunca, Mahkemece aynı gerekçelerle verilen direnme kararı usul ve yasaya uygun olup yerindedir. 21. Ne var ki, sair temyiz itirazları yönünden inceleme yapılmak üzere dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir. VII. KARAR Açıklanan nedenlerle; Direnme uygun bulunduğundan, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 13.05.2026 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.
" K A R Ş I O Y "
Dava, menfi tespit istemine ilişkindir. Davalının büyükbaş ve küçükbaş hayvan kesimi, bağırsak ve sakatat üretimi vb. yapan büyük bir et entegre tesisi olan A.Ş., davacının ise piyasadan bağırsak, kırkbayır vb. toplayıp davacı şirkete gönderen toplayıcılardan olduğu ancak tacir sıfatını taşımadığı somut olayda Mahkeme ve Özel Daire arasındaki uyuşmazlık; alacaklı olduğunu ispat yükünün davalı üzerinde olduğu hususunda çekişme bulunmayan somut olayda, tacir olan davalının delil listesinde dayandığı ticari defterlerin incelenmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. Davalı şirket, davacı ile olan cari hesabının incelenmesinde davalıya havale suretiyle gönderdiği avans niteliğindeki ödemeler karşılığında mal teslim edilmediğinin tespit edilmesi üzerine icra takibi başlatmış; itiraz süresinin kaçırılması nedeniyle kesinleşen takipten dolayı davacı tarafından eldeki menfi tespit davası açılmıştır. Menfi tespit davası, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu'nun (İİK) 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında ya da icra takibinden sonra borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. Bu dava maddi hukuk ve usul hukuku bakımından genel hükümlere dayalıdır ve normal bir hukuk davası olarak açılır. Menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer. Somut olayda, davalı şirket davacıya gönderdiği havale bedellerinin avans olarak gönderildiğini iddia etmekle bu hususu ispata muhtaçtır. Zira, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 555 ve devamı maddelerinde düzenlenen havale karine olarak bir ödeme vasıtasıdır. Bu karinenin tersini iddia eden bu iddiasını kanıtlamakla yükümlüdür. İddiasını başka delillerle ispatlayamayan davalı, delil olarak ticari defterlerini göstermiştir. Her ne kadar davacının tacir olmadığı eldeki davada davalının lehine delil teşkil edecek mahiyette ticari defterlerine dayanamayacağı düşünülebilirse de, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4. maddesinde; “Ticari davalar, çekişmesiz yargı işleri ve delilleri” başlığı altında; “(1) Her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın; a) Bu Kanunda, b) Türk Medenî Kanununun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ilâ 969 uncu maddelerinde, c) 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun malvarlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 2 02... , rekabet yasağına ilişkin 4 44... , yayın sözleşmesine dair 487 ilâ 501, kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ilâ 519, komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ilâ 545, ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ilâ 554, havale hakkındaki 555 ilâ 560, saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580 inci maddelerinde, d) Fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta, e) Borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde, f) Bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde, öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ticari dava ve ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi sayılır. Ancak, herhangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmeyen havale, vedia ve fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalar bundan istisnadır. (2) (Değişik: 28/2/2018-7101/61 md.) Ticari davalarda da deliller ile bunların sunulması 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine tabidir; miktar veya değeri bir milyon Türk lirasını geçmeyen ticari davalarda basit yargılama usulü uygulanır. (Ek cümle: 28/3/2023-7445/30 md.) Bu fıkrada belirtilen parasal sınır, 6100 sayılı Kanunun ek 1 inci maddesinin birinci fıkrasına göre artırılır” hükmü düzenlenmiş, maddenin c bendinde “havale hakkındaki 555 ilâ 560” denilmek suretiyle bu hususlardan doğan davaların ticari dava sayılacağı, maddenin devamında herhangi bir işletmeyi ilgilendirmeyen havaleye ilişkin davaların ise bu nitelikte olmadığı belirtilmiştir. Eldeki davanın konusunu davalı A.Ş.nin davacıya göndermiş olduğu havaleler oluşturduğuna göre, Kanun’da belirtildiği üzere davacının tacir olmadığına bakılmaksızın davayı ticari dava olarak kabul etmek gerekir. Bu durumda 6100 sayılı Hukuk Muhakelemeri Kanunu’nun 222. maddesinin uygulanacağı açıktır. Anılan “Ticari defterlerin ibrazı ve delil olması” başlıklı madde; “(1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir. (2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. (3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. (Ek cümle:22/7/2020-7251/23 md.) Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz. (4) Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur. (5) Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır” şeklinde olup, maddeden gerekli şartları taşıması hâlinde ticari defterlerin sahibi lehine delil teşkil edebileceği anlaşılmaktadır. O hâlde eksik incelemeye mahal vermemek adına, delil listesinde ticari defterlerine dayanan davalının iddiasını ispat edebilmesi için bu defterlerin incelenmesi önem arz etmektedir. Tüm bu nedenlerle, davalının ticari defterleri incelenmeksizin karar verilmesini yerinde görmeyen Özel Daire bozma kararının yerinde olduğu kanaatimle direnme kararını benimseyen değerli çoğunluk görüşüne katılamıyorum.
" K A R Ş I O Y "
Hukuk Genel Kurulu (HGK) önüne gelen olayda uyuşmazlık,...davacı borçlu hakkında davalı alacaklı tarafından yapılan ilâmsız icra takibine süresinde itiraz etmediğinden kesinleşmesi üzerine alacaklıya borcu olmadığı iddiası ile açılan menfi tespit davasında davacının gerçek kişi davalının ticaret şirketi olduğu ve ispat yükü kendisinde olduğu durumda davalının tacir olarak ticari defterlerini delil olarak gösterildiğinde ticari defterlerin incelenmesinin gerekip gerekmediğine, ilişkindir. Sayın Çoğunluk, eldeki davada, davalı tacir tarafından davacı gerçek kişiye yapılan banka havalesi nedeniyle alacak iddiasını ticari defter ve dayanak belge ve kayıtlarıyla kanıtlanamayacağından davalının ticari defterleri üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmasına gerek olmadığını kabul etmiştir. Aşağıda açıklamış olduğumuz nedenlerle Çoğunluğun bu görüşüne katılmamız mümkün olmamıştır. Menfi tespit davaları İİK md.72'de düzenlenmiş olup kendisine karşı başlatılan icra takibinde takibe itiraz etmeyen borçlu takip kesinleşse bile alacaklıya karşı bu davayı açabilir. Bu davada kural olarak olumsuzluğun ispatı olamayacağına göre takibe ve davaya konu alacağın varlığı davalı icra takip dosya alacaklısı tarafından kanıtlanması gerekir. İcra takibine konu alacak davalı tacirin avans mal ödemesi olarak gönderilen havale tutarınca mal teslimi yapılmadığından havaledeki fazla tutarın istirdatı sebebine dayandırılmıştır. Havale kurumu TBK md. 555 vd da düzenlenmiştir. Havale, havale edenin kendi hesabına para kıymetli evrak yada diğer misli eşyayı havale alıcısına vermek üzere havale ödeyicisini; bunları kendi adına kabul etmek üzere havale alıcısını yetkili kıldığı tek taraflı hukuki bir işlemdir. Uygulamada daha çok banka havalesi şeklinde yapıldığı gibi çek keşidesi de bir havaledir. Banka aracı kılınarak yapılan para gönderme işlemleri tipik havale türlerindendir. Ticari hayatta nakit para kullanımının bir alternatifidir. Kredi kartı ödemelerinin temelini de havale işlemi oluşturur. Havale eden havale ödeyicisine ödeme yetkisi verirken havale alıcısına ödemeyi kabul yetkisi verir. Geçerliliği bir sebep ilişkisine bağlı değildir. Havale ile üçlü ilişki kurulur: Havale eden, havale ödeyicisi, havale alıcısı, havale eden ile havale alıcısı arasında bir bedel ilişkisi kurulur. Havale sebebi: satış, eser, vekalet, bağışlama gibi, İfa sebebi veya karşı alacak sebepli olabilir. Ancak çoğunlukla havale eden havale alıcısına olan borcunu ödemek için havale yapar. Ancak bazen de havale eden havale alıcısından karşı edim edinmek içinde yapılabilir. Bu havale türünde havale yapılana avans veya kredi kullandırılmış olur. Havale ifa yerine değil ifa amacıyla yapılmış olur. Yargıtay uygulamasında havale en temel fonksiyon olarak bir ödeme aracıdır. Aksi kanıtlanmadığında havale eden havale ödeyicisinin yapacağı ödeme ile mevcut bir borcundan kurtulur. 6098 sayılı TBK md. 555 vd. göre havale hukuksal nitelikçe çek gibi bir ödeme vasıtasıdır. Eş söyleyişle havalenin mevcut bir borcun ödenmesi amacıyla yapıldığı yolunda yasal bir karine mevcuttur. Havalenin mevcut bir borcun ödemesi amacıyla yapılmadığını yani yasal karinenin aksını havale edenin kanıtlaması gerekir. İspat yükü kendisine düşen taraf yazılı yargılama usulünde HMK hükümlerine göre dilekçeler safhasında hangi vakıanın hangi delille kanıtlanacağını bildirir. TMK md. 6 ve HMK md.190 uyarınca aleyhine mevcut kanuni karine bulunan taraf bu karinenin aksi ispat edilebilir. Davalı alacaklı ticari şirket süresi içinde verdiği cevap dilekçesinde kendi ticari defterlerinin incelenmesini delil olarak bildirmiştir. Davalı alacaklı TTK hükümlerine göre kurulmuş ticari bir şirket olup TTK md.16 hükümlerine göre tacir sıfatını haizdir. Aynı Kanun'un 18/1 maddesi hükümleri uyarınca gerekli ticari defterleri tutmakla da yükümlüdür. Ticari defterler tacirler tarafından ticari işlemlerinin kaydedildiği defterlerdir. Hemen belirtmek gerekir ki ticari defterlere ilişkin düzenlemeler 6102 sayılı TTK’da yer almakla birlikte ispat hükümleri kanun kapsamına alınmamıştır. Davalı alacaklı ticaret şirketi olmakla TTK m.64 vd hükümlerinde bilanço esasına göre ticari defter tutmak dayanak belgelerini belirli süre ile muhafaza etmek , tacirin tarafı olduğu ticari uyuşmazlıklarda ise aynı Kanun'un 83/1 maddesine göre ise mahkeme, yabancı gerçek veya tüzel kişi bile olsalar, tarafların ticari defterlerinin ibrazına, resen veya taraflardan birinin istemi üzerine karar verebilir. Usulüne uygun tutulan ticari defterlerin ticari davalarda HMK md. 222/3 madde uyarınca (defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması hâlinde) sahibi lehine delil olacağı HMK 222 /2 madde düzenlemesi gereğidir. Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. 6101 sayılı HMK 222. maddesinde Ticari defterlerin hangi durumda incelenebileceği, lehe ve aleyhe kanıt olabileceği düzenlenmiştir. HMK md. 222/1-2 hükmünde açıkça belirtildiği üzere, ticari defterler, "ticari davalarda" delil olarak kabul edilir ve incelenir. Ticari davalar, çekişmesiz yargı işleri ve delilleri başlıklı olarak TTK md. 4'te düzenlenmiştir. Ticari davalar mutlak ve nisbi ticari dava olarak düzenlenmiş olup bu kanun düzenlemesinde: Uyuşmazlığın her iki tarafının ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan uyuşmazlıklar nispi ticari dava niteliğinde kabul edilir. Bu tür ticari davalar taraf sıfatına bağlı olduğu için nispi ticari dava sayılır. Mutlak Ticari Davalar ise tarafların tacir olup olmadığına bakılmaksızın kanunen ticari sayılan davalardır. Başlıca mutlak ticari davalar ise 6102 sayılı TTK’da düzenlenen hususlardan doğan davalar, (şirketler hukuku, kıymetli evrak, taşıma, sigorta, deniz ticareti vb.), 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun, havale hakkındaki 555 ilâ 560, maddelerinde öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava ve ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi sayılır. Sonuçta bir tarafın ticari işletmesiyle ilgili olduğunda karşı taraf tacir olmasa bile banka havalesi, ödeme talimatı ilişkisinden doğan uyuşmazlıktan doğan davalar ticari dava sayılır. Bu nedenle de havalenin bir tarafının tacir olması ve ticari işletme ile ilgili olması durumunda bu havalenin konusu olduğu uyuşmazlıktan doğan dava ticari dava kabul edilir. Somut uyuşmazlıkta; davacı borçluya davalı şirket tarafından havale edilen paranın avans niteliğinde mal alımı için gönderildiği hâlde tamamıyla mal alımının ve tesliminin yapılmadığından davacı borçluda bakiye kalan tutar için icra takibi yapıldığı savunularak bu banka havale dekontları sunulmuş, ayrıca mal gönderilmeyen bir miktar fazla ödemenin davacı borçlu tarafından davalı alacaklıya çek ibrazı ile ödendiği bu durumun tacir olarak Ticari defterler ile dayanak belgelerin bilirkişi marifetiyle incelenmesi ile kanıtlanacağı savunularak deliller arasında davalı ticari defter incelemesi cevap dilekçesiyle talep edilmiştir. Davanın sebebi tacir olan davalı tarafın ticari işletmesiyle ilgili banka havalesine dayanmakla bu havaleden doğan uyuşmazlığın konu edildiği dava mutlak ticari dava niteliğinde olduğuna göre delil olarak gösterilen davalı taraf ticari defterleri ile dayanak belgeleri üzerinde tüm taleplere rağmen bilirkişi incelemesi yapmadan TBK md. 555 de ki yasal karinenin aksinin kanıtlanamadığının kabulü ile davanın kabulüne karar verilmesi adil yargılanma ilkesine de aykırılık oluşturur. Yukarıda açıklanan hukuk kurallarının doğru şekilde uygulanarak ödeme emrine konu takipten ötürü davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine ilişkin verilen karar eksik araştırma ile verildiğinden kararın bozulması gerektiği kanaatinde olduğumuzdan Sayın Çoğunluğun görüşüne katılmamaktayız.