Yargıtay · Hukuk Genel Kurulu

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2019/568 E. 2026/450 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
Hukuk Genel Kurulu
Esas No
2019/568
Karar No
2026/450
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2018/32 E., 2018/99 K. ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 16.06.2016 tarihli ve 2015/12759 Esas, 2016/6702 Karar sayılı BOZMA kararı

1. Taraflar arasında birleştirilerek görülen davada görülen maddi ve manevi tazminat taleplerine dair davalardan dolayı yapılan yargılama sonunda Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen asıl ve birleşen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar, asıl ve birleşen davada taraf vekillerinin temyiz istemi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı ile tavzih talebine ilişkin ara karar asıl ve birleşen davada davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ ASIL DAVA Davacı İstemi 4. Davacı vekili; 08.11.2009 tarihinde davacı ...’nın Kurtuluş Tren İstasyonunda trenle peron arasına düşerek yaralandığını, kolunun koptuğunu, davacının kaza tarihinde... Endüstri Meslek Lisesi ... bölümü öğrencisi olduğunu, kazanın gerçekleştiği istasyonun standartlara uygun olmadığını, peron yüksekliği ile tren biniş kapıları arasındaki kot farkının fazla olması nedeniyle davacının peron ile tren arasına sıkıştığını, davalı işletmenin hizmet ve güvenlik gereklerine uygun davranmadığını, oluşan zarardan davalının sorumlu olduğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla tedavi ve protez masrafları için toplam 2.000,00 TL, sürekli sakatlığı nedeniyle oluşacak zarar için 8.000,00 TL olmak üzere toplam 10.000,00 TL maddi tazminatın olay tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 09.05.2014 tarihli ıslah dilekçesiyle iş gücü kaybı için 241.862,75 TL’nin, tedavi gideri için 450,00 TL’nin ve protez gideri için 21.335,21 TL’nin olay tarihinden itibaren avans faiz ile birlikte davalıdan tahsiline, 100.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı 5. Davalı vekili; müvekkilinin dava konusu kazada kusurunun bulunmadığını, asıl davada davacının kusuru nedeniyle dava konusu kazanın meydana geldiğini, gereken tedbirlerin alındığını, faiz talebinin fahiş olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. BİRLEŞEN DAVA Davacılar İstemi 6. Davacılar vekili; davacıların asıl davada davacının anne ve babası olduklarını, asıl davaya konu kaza sonucu oğullarının maluliyeti nedeniyle manevi zarara uğradıklarını, anılan manevi zarardan davalının sorumlu olduğunu ileri sürerek davacıların her ikisi için toplamda 100.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı 7. Davalı vekili; asıl davaya vermiş olduğu cevaplar yanında birleşen davada davacıların manevi tazminat talebinde bulunma haklarının mevcut olmadığını, tazminat talebinin fahiş olduğunu belirterek birleşen davanın reddini savunmuştur. Mahkeme Kararı 8. Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 30.06.2015 tarihli ve 2014/651 Esas, 2015/462 Karar sayılı kararı ile; dosya arasına alınan bilirkişi raporları ve tanık beyanlarından hareketle istasyonda kalkış işareti verildikten sonra yol almaya başlayan trende davacının kapı kollarından tutarak birkaç kez indi bindi yaptığı, harekete geçen trende kapalı olması gereken vagon kapısının olay anında açık olduğu, bu nedenle davacının %70 oranında davalı işletmenin ise %30 oranında kusurlu olduğu, somut olayda makinist ve istasyon görevlilerinin kusuruna değil davalı işletmenin hizmet ve güvenlik gereklerine uygun davranmadığı iddiasına dayanıldığı, Adli Tıp Kurumu raporlarına göre davacının %66 oranında malul kaldığı, alınan hesap bilirkişi raporundan hareketle davacının kazanma yaşına geldiği tarihten itibaren muhtemel yaşam süresi sonuna kadar olan dönemde, davacının %70 nispetindeki kusuru da nazara alınarak maluliyeti nedeniyle uğradığı kaybın 222.383,22 TL olarak hesaplandığı, davacının protez bedelinin peşin değerinin davalının kusuruna isabet eden miktarının 21.335,21 TL olduğu, tedavi giderlerine dair harcamaların kanıtlanamadığı, cismani zarara uğrayan kişiye manevi tazminat verilebilecek olup yansıma yolu ile anne ve baba lehine manevi tazminat talep edilmesinin mümkün olmadığı, asıl davada davacının dava dilekçesinde yer almamasına rağmen ıslah dilekçesinde manevi tazminat talebinde bulunduğu, ancak dava dilekçesinde dava konusu edilmeyen bir şeyin ıslah yoluyla davaya ithaline ve dava konusu hâline getirilmesine yasal açıdan olanak bulunmadığı, mevcut bir davaya başka bir davanın ıslah yolu ile ilave edilmesinin olanaklı olmadığı, bu sebeple manevi tazminat istemine ilişkin olarak usulüne uygun açılmış bir davanın bulunmadığı gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın kısmen kabulüne, toplamda 243.718,43 TL maddi tazminatın 08.11.2009 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin talebin reddine, asıl davada manevi tazminat istemi yönünden usulüne uygun açılmış bir dava bulunmadığından karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Özel Dairenin Bozma Kararı 9. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı asıl ve birleşen davada taraf vekilleri tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. 10. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 16.06.2016 tarihli ve 2015/12759 Esas, 2016/6702 Karar sayılı kararı ile; “…1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, asıl ve birleşen davada davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının, asıl ve birleşen davada davacılar vekilinin ise aşağıdaki bentler dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2- Asıl ve birleşen dava, davalı ...'ye ait trende meydana gelen kaza nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin olup, asıl davada fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak tedavi ve protez masrafları için 1.000’er TL, sürekli sakatlık nedeniyle oluşacak zarar için 8.000 TL olmak üzere toplam 10.000 TL maddi tazminatın temerrüt faiziyle birlikte tahsili talep edilmiş; asıl davada davacı vekili tarafından yargılama sırasında verilen ıslah dilekçesi ile aynı nedene dayalı olarak iş gücü kaybı için 241.862,75 TL’nin, tedavi gideri için 450 TL’nin, protez gideri için 21.335,21 TL nin tahsili, ayrıca 100.000 TL manevi tazminata hükmedilmesi de istenilmiştir. Mahkemece, ıslahla amaçlanan hususun dava konusu edilen konularda davanın genişletilmesi veya değiştirilmesi olduğu, dava konusu edilmeyen bir şeyin ıslah yoluyla davaya ithaline ve dava konusu haline getirilmesine yasal açıdan olanak bulunmadığı, bu yönüyle asıl dava dilekçesinde yer almayan manevi tazminat talebinin ıslah suretiyle davaya ithal edilmesinin mümkün görülmediği gerekçesiyle manevi tazminat istemi yönünden usulüne uygun açılmış bir dava bulunmadığından karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Islah tarihinde yürürlükte bulunan 6100 Sayılı HMK.nın 176. maddesinde “Taraflardan her biri, yapmış olduğu usul işlemlerini kısmen veya tamamen ıslah edebilir.” hükmü düzenlenmiş olup yasal düzenlemelere göre asıl davada davacının davasını tamamen ıslah ederek yeni bir dava dilekçesi vermesi mümkün olduğu gibi, kısmi ıslah ile talep sonucunu artırması da mümkündür. Bu suretle, mahkemece asıl davada davacının ıslah isteminin usule uygun olduğu ilke olarak kabul edilip, oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile ıslah ile yapılan manevi tazminat talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş olması doğru görülmemiş hükmün bu nedenle asıl davada davacı olan ... yararına bozulması gerekmiştir. 3-Birleşen davada davacılar ... ve ... yaşanan kaza nedeniyle oğullarının malulliyeti nedeniyle manevi tazminat talebinde bulunmuşlar, mahkemece, olay tarihinde yürürlükte olan ve somut olaya uygulanması gereken 818 sayılı BK'nın 48. maddesi uyarınca hakimin cismani zarara uğrayan kimseye veya adam öldüğü takdirde ölünün ailesine manevi tazminat adı altında tazminata hükmedebileceği, cismani zarara uğrayan kişiye manevi tazminat verilebileceği, yansıma yolu ile anne ve baba lehine manevi tazminat talep edilmesinin mümkün olmadığı sonucuna varılarak anne ve baba olan davacıların manevi tazminat istemleri reddedilmiştir. Oysa, anne ve baba olan davacıların müşterek çocuklarının Kurtuluş Tren İstasyonunda trenle peron arasına düşerek kolunun koptuğu, doktor raporları ve Adli Tıp Kurumu raporunda belirtilen şekilde yaralandığı dosya kapsamıyla sabit olup, çocuklarının % 66 oranında malul kalacak şekilde yaralanmasından davacı anne ve babanın üzüntü duyacağı hayatın olağan koşulları gereği olup, manevi tazminat için mahkeme kararında öngörülen koşulların varlığı aranmaz, bu itibarla söz konusu yaralanmalar nedeniyle birleşen davada davacıların manevi tazminat isteme koşullarının doğrudan oluştuğunun mahkemece ilke olarak kabulü ile sonucuna göre bir karar vermek gerekirken somut olaya uygun olmayan yazılı gerekçelerle anne baba olan davacıların manevi tazminat istemlerinin reddedilmesi doğru bulunmamış; kararın bu nedenle birleşen davada davacılar ... ve ... yararına bozulması gerekmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı 11. Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 27.02.2018 tarihli ve 2018/32 Esas, 2018/99 Karar sayılı kararı ile bozma kararının birleşen davaya yönelik (3) numaralı bendi yönünden uyma kararı verilmesi sonrasında önceki gerekçeye ilaveten; ıslah dilekçesinin, davacı tarafından talep artırım beyanı olarak tanımlanmış olmasından hareketle davanın kısmen ıslahına yönelik olduğu, davanın tamamen ıslahında 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 180. maddesi uyarınca verilecek dilekçenin bir dava dilekçesi olarak tanzim edilmesi, bunun yanı sıra başvurma ve peşin harcının da yatırılmasının zorunlu olduğu, ancak ıslah harcının arttırılan dava değeri üzerinden yatırıldığı, ıslahla amaçlanan hususun dava konusu edilen konularda davanın genişletilmesi veya değiştirilmesi olduğu, dava konusu edilmeyen bir şeyin ıslah yoluyla talep edilmesi ve dava konusu hâline getirilmesine yasal açıdan olanak bulunmadığı gerekçesiyle bozma kararının asıl davaya yönelik (2) numaralı bendi yönünden direnme kararı verilmiştir. 12. Asıl ve birleşen davada davalı vekili 04.05.2018 tarihli tavzih dilekçesinde; direnme ilâmında “...” olan taraf kaydının “TCDD Taşımacılık A.Ş.” olarak düzeltilmesini talep etmiştir. 13. Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 04.05.2018 tarihli ara kararıyla; asıl ve birleşen davanın davalı Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğünü (...) aleyhine açıldığı, yargılamanın ... hakkında yürütüldüğü, bozma öncesi hükmün ... hakkında verildiği, hükmün davalı ... vekili tarafından temyiz edildiği, bozma ilâmında davalı taraf olarak TCDD Genel Müdürlüğünün gösterildiği, bozma sonrası yapılan yargılamada taraf değişikliği talebinde bulunulmadığı, son oturuma dava dışı Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları Taşımacılık A.Ş. (TCDD Taşımacılık A.Ş.) vekilinin katılmış olmasının taraf değişikliği gerektirir bir durum olmadığı gibi dava dışı TCDD Taşımacılık A.Ş'ye taraf sıfatı kazandırmayacağı, gerekçeli karar başlığında gösteren davacı ve davalı sıfatlarında bir yanlışlık olmadığı gerekçesiyle asıl ve birleşen davada davalı vekilinin tavzih talebi reddedilmiştir. Direnme Kararının Temyizi 14. Direnme kararı ve tavzih talebinin reddine dair ara karar, asıl ve birleşen davada davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 15. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; asıl davada dava dilekçesinde manevi tazminat talep edilmemiş olması karşısında sunulan ıslah dilekçesiyle manevi tazminat talep edilip edilemeyeceği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 16. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukuki kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır. 17. Dava açılması ile başlayan hukuk yargılaması, belirli usul kuralları ve kesitler üzerine inşa edilmiştir. Bu sürecin en temel taşı olan dava dilekçesi, yargılamanın sınırlarını çizen ve hukuki ilişkinin çerçevesini belirleyen bir irade beyanıdır. HMK'nın 119. maddesinde dava dilekçesinde bulunması gereken bir kısmı zorunlu, bir kısmı zorunlu olmayan unsurlar tek tek sayılmış olup bunlar arasında dava dilekçesinde bulunması gereken en önemli unsur talep sonucudur (HMK md. 119/1-ğ). Talep sonucunu içermeyen bir dilekçe dava dilekçesi olarak nitelendirilemeyeceği gibi taleple bağlılık ilkesi gereği kural olarak mahkemelerin talep sonucundan fazlasına veya başka bir şeye karar veremeyeceği, talep sonucuna göre hüküm kurduğu yadsınamaz bir gerçektir. 18. Mahkeme kararını özellikle dava dilekçesindeki taleplere göre verir. Zira talep sonucu olarak gösterilen hususlar tek tek karara bağlanmalıdır (HMK md. 297/2). Davacı asıl talebini ve bu taleple bağlantılı yan taleplerini açık ve hükme elverişli şekilde anlaşılır olarak ortaya koymalıdır. Duruma göre hâkim davayı aydınlatma ödevi çerçevesinde talebin açıklanmasını isteyebilir, ancak mevcut olmayan bir talebin ileri sürülmesi iddiayı genişletme ya da değiştirme anlamına gelecektir. 19. Öte yandan medeni yargılama hukukunda teksif ilkesinin bir uzantısı olarak iddia ile savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasakları bulunmakla davanın belli bir aşamasından sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez. 20. İddia ve savunmanın genişletilmesi/değiştirilmesi yasağı kuralının amacı, davaların gereksiz yere uzamasını önlemek ve usul ekonomisini (hızlı, düzenli yargılamayı) sağlamaktır. 21. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 141/1. maddesine göre yazılı yargılama usulüne tabi bir davada "Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. Dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez". 22. Islah, iddia ve savunmanın genişletilmesi ya da değiştirilmesi yasağının istisnası olduğundan ıslahla iddia ve savunma genişletilip değiştirilebilir. HMK'nın 176. maddesine göre ıslah, tarafların yapmış oldukları usul işlemlerini kısmen veya tamamen düzeltmesine izin veren bir kurumdur. Islah davacı veya davalının, iddianın ve savunmanın değiştirilmesi ve genişletilmesi yasağı kapsamındaki usul işlemlerini karşı tarafın iznine ve hâkimin onayına bağlı olmaksızın belli kurallar çerçevesinde yalnızca bir defaya mahsus olmak üzere düzeltmesini sağlar. 23. Türk Hukuk Lûgatında HMK'daki düzenlemeler esas alınarak “İddianın ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağının istisnası olan ıslah, taraflardan her birinin, davada yapmış oldukları usul işlemlerini bir defaya özgü olmak üzere, kısmen ya da tamamen değiştirmesi ya da düzeltmesi” şeklinde tanımlanan (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 515) ıslah, her iki tarafa usule yönelik hatalarını karşı tarafın onayı, hâkimin izni gerekmeksizin düzeltme olanağı tanıyan (HMK md. 176/1) ve aynı davada ancak bir kez (md. 176/2) ve tahkikat aşaması sona erene kadar (md. 177/1) başvurulabilecek hukuki bir kurumdur. 24. Islah tam ve kısmî ıslah olarak ikiye ayrılmakta olup kısmen ıslahta HMK’nın 179. maddesi gereğince dava dilekçesinde yer alan bir talebin artırılması/genişletilmesi veya değiştirilmesi söz konusu iken tamamen ıslahta dava sebebi veya konusu değiştirilerek yeni bir dava dilekçesi verildiği için ilk açılan dava ile tamamen ilgisiz olmamakla birlikte dava yeni nitelik kazanmaktadır. Davacı talep sonucunda genişletme veya değiştirme talep ediyorsa kısmî ıslaha başvurmalı, yeni vakalara dayanarak tamamen yeni bir talepte bulunmak istiyorsa tam ıslaha başvurmalıdır. Tam ıslahta yargılamanın tamamen başına dönülür. Zira HMK’nın 179. maddesi gereğince ıslah davanın en başına teşmil edildiğinden yapılan usul işlemleri geçersiz hâle gelir. Kısmî ıslah ise ıslahın yapıldığı andan itibaren sonuç doğuracağından davanın en başından itibaren yapılan usul işlemlerinin geçersizliği sonucunu doğurmaz, davaya kaldığı yerden devam edilir. 25. Bu bakımdan dava dilekçesinde yer almayan bir hususun tam ıslah ile yargılamaya dâhil edilmesinin mümkün olduğu konusunda tereddüt bulunmuyorsa da doktrin ve uygulamada bunun kısmi ıslah bakımından da geçerli olup olmayacağı hususu tartışma konusu olmuştur. 26. Konuyla ilgili farklı hukuki değerlendirmeler ve farklı içtihatların süregelen varlığı, nihayetinde meseleyi içtihadı birleştirme kararıyla (İBK) çözümlenme aşamasına getirmiş, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 2021/8 Esas sayılı dosyasına konu olmuştur. Söz konusu İBK 08.05.2026 tarihinde oy çokluğuyla karara bağlanmış olup karar gerekçesinde aşağıdaki hususlara işaret edildiği görülmektedir. 27. Kısmen ıslaha dava dilekçesindeki eksik veya hatalı hususların düzeltilmesi için başvurulduğu ve kısmen ıslaha başvurulduğunda davanın ilk açılan dava olduğu hususları karşısında daha önce dava konusu edilmeyen yeni bir talebin kısmen ıslah yoluyla davaya dâhil edilmesi âdeta ikinci bir dava açılması sonucunu doğurmaktadır. 28. Başka bir anlatımla, kısmen ıslah yoluyla dava dilekçesinde yer almayan bir talebin sonradan dava konusu yapılması teknik anlamda ıslah kurumunun mevcut devam eden davada yeni bir dava/ikinci bir dava açma sonucu doğuracak şekilde kullanılması anlamına gelir. Bu durum kısmen ıslahı deyim yerindeyse âdeta ek dava açma yoluna dönüştürecektir ki, yasal düzenlemelerin buna cevaz vermediği ortadadır. 29. Bunun yanında HMK ile medeni usul hukukunda yargılamanın sistematiği köklü biçimde yeniden düzenlenmiş ve yeni bir yargılama aşaması olan ön inceleme kurumu getirilmiştir. Ön inceleme; HMK'da ayrı bir yargılama aşaması olarak düzenlenmiş olup bu aşamanın amacı, tarafların üzerinde anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları belirleyerek uyuşmazlık konularını tespit etmek, delillerin incelenmesine geçilmeden önce dava şartları ve ilk itirazlar hakkında inceleme ve değerlendirme yapmak ayrıca taraflara sulh ya da arabuluculuğa başvurma konusunda imkân tanımak, bu suretle tespit edilen uyuşmazlık kapsamında delillerin incelenip tartışıldığı tahkikat aşamasına geçilmesini sağlamaktır. Bu amacı itibariyle ön inceleme yargılamanın etkin ve düzenli bir şekilde yürütülüp sonuçlandırılmasına hizmet eden bir yargılama kesitidir. 30. Nitekim HMK'nın 140/3. maddesinde tahkikatın, ön inceleme tutanağı esas alınarak yürütüleceği açıkta belirtilmiştir. Tarafların dilekçelerinde ileri sürdükleri iddia ve savunmaları inceleyip tarafların üzerinde anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları tespit ederek uyuşmazlığın çerçevesini çizen, âdeta yargılamanın yol haritası olan ön inceleme duruşmasında tarafların imzasıyla sabitlenen uyuşmazlık konuları, tahkikatın sınırlarını oluşturur ve yargılama bu çerçevede tamamlanır. Tahkikat tespit edilen bu uyuşmazlık konuları/konusu üzerinden yürütülür. Ön inceleme tutanağı, taraflar ve mahkeme için bağlayıcıdır. Ön inceleme duruşmasında tespit edilmemiş bir uyuşmazlık, daha sonra yargılamanın herhangi bir aşamasında tartışma konusu hâline getirilemez. 31. Bu çerçevede ıslah, usul ekonomisini sağlamak, tarafların daha önce yaptıkları usul işlemlerinde yapılan hatalarını, unuttukları hususları düzeltmelerine imkân tanımak amacıyla düzenlenmiş önemli bir usul kurumu ise de kullanılmakla tükenebilen bir hak olan ıslahın da sınırları mevcuttur. Bu nedenle dava dilekçesinde yer almayan bir talep sonradan kısmen ıslah ile eklenirse ön incelemede belirlenen uyuşmazlık çerçevesinin dışında kalan bu yeni talep nedeniyle tahkikatın sınırları sonradan genişletilmiş olacaktır. Bu durum, ön inceleme kurumunun işlevsiz hâle gelmesine sebep olacağı için HMK sistematiğine açıkça aykırıdır ve yargılamanın öngörülebilirliğini de zedeler. 32. Zira taraflar, ön inceleme duruşmasında belirlenen uyuşmazlık konularına göre delillerini sunmuş, tanıklarını göstermiş, bilirkişi incelemesi talep etmiş olabilir. Sonradan ıslah ile eklenen yeni talep kalemi, bu yargılamayı baştan aşağıya değiştirebileceği gibi yargılamanın gereksiz uzamasına neden olabilecek, makul sürede yargılanmaya engel teşkil edebileceğinden bu durum, usul ekonomisi ilkesinin düzenlendiği HMK’nın 30. maddesine de aykırılık oluşturacaktır. 33. Dava ile talep edilmeyen bir talebin kısmen ıslah ile davaya dâhil edilmesi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesi ile T.C. Anayasası’nın 36. maddesinde düzenlenen, adil yargılamanın temel unsurlarından biri olan silahların eşitliği ilkesine de uygun düşmemektedir. Eğer davacı, kısmen ıslah ile dava dilekçesinde yer almayan, ön incelemede tartışılmayan ve taraflar arasında uyuşmazlık konusu yapılmayan yeni talep kalemini davaya dâhil etmek ister ve bu duruma izin verilirse davalının savunması yeni talebe göre kurulmamış olur ve bu durum davalı bakımından savunma hakkını zorlaştırır ve hazırlığını/savunma stratejisini dava dilekçesindeki talep/talepler çerçevesinde yapmış olan davalıyı sürpriz bir talebe karşı savunma yapmak zorunda bırakır ki, bu durum davacının ileri sürdüğü iddialara karşı davalının hazırlık imkânlarının azalmasına neden olabilecek ve giderek davalıyı davacı karşısında daha az avantajlı duruma sokacağından tarafların iddia ve savunmalarını eşit koşullarda ileri sürme hakkını güvence altına alan silahların eşitliği ilkesine aykırılık teşkil edecektir. 34. Ayrıca kişiler, hukuki güvenlik gereği dava açtıklarında veya bir davaya karşı savunma hazırladıklarında hangi konularda yargılanacaklarını, hangi taleplerle karşılaşacaklarını yani yargılamanın sınırlarını önceden bilmek durumundadırlar. Bu sınırların aşılması, yargılamayı öngörülebilir olmaktan çıkararak ve belirsizliği arttırarak hukuki güvenliğe aykırı durum oluşmasına sebep olacaktır. Adil yargılanma hakkı, yargılamanın makul süre içinde tamamlanmasını da gerektirmektedir. Bu bağlamda dava ile talep edilmeyen bir talebin kısmen ıslah yoluyla davaya dâhil edilebileceğinin kabulü, hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerinin yanı sıra makul sürede yargılanma hakkına da uygun düşmemektedir. 35. Makul süre içinde yargılama yapılabilmesinde usul kanunlarının önemli rolü bulunmaktadır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda yer alan düzenlemeler yargılamanın daha doğru, amacına uygun ve etkin yürütülmesine, davaların hızlı, basit ve en az giderle görülmesine hizmet etme amacı taşımaktadır. Bu sistem içerisinde dava dilekçesiyle çizilen sınırlar, ön inceleme tutanağıyla sabitlenen uyuşmazlık ve bu çerçevede tamamlanan tahkikat sınırlarının kısmen ıslah yoluyla davaya yeni bir talebin eklenmesiyle aşılması, HMK’nın davacının ve davalının yargılama sırasındaki haklarını en iyi şekilde ve eşit koşullarda teminat altına almaya çalışan dengeleyici sistemine aykırı olacaktır. 36. İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesini içeren bu açıklamalardan sonra İBK'nın eldeki uyuşmazlığa uygulanmasının mümkün olup olmadığı ortaya konulmalıdır. 37. Bilindiği üzere içtihadı birleştirme kararları süregelen içtihat uyumsuzluklarının kanun önünde eşitlik ve hukukî güvenlik ilkesini zedelemesi nedeniyle hukuk nizamında içtihat istikrarının sağlanması için başvurulan; konularıyla sınırlı, gerekçesiyle yol gösterici ve sonucu ile bağlayıcı kararlar olup yeni bir kanun yahut içtihadı birleştirme kararıyla durum değiştirilmedikçe, hem derdest dava dosyaları bakımından mahkemeleri tıpkı bir kanun gibi bağlar hem de konusunun kapsamı dâhilinde ileride ortaya çıkacak uyuşmazlıklar bakımından bağlayıcı bir norm oluşturur. 38. Bu sebeple söz konusu İBK'da verilecek karar eldeki uyuşmazlık bakımından da değer taşıdığından İBK'nın sonucu bekletici mesele olarak kabul edilmiştir. 39. Yukarıda gerekçesine değinilen 30.06.2026 tarihli, 33296 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan kararda sonuç olarak "Hukuk yargılamasında dava dilekçesinde yer almayan bir talebin kısmen ıslah yoluyla davaya dâhil edilemeyeceğine" oy çokluğu ile karar vermiştir. 40. Dolayısıyla hâlihazır duruma göre direnme konusu uyuşmazlığın bu İBK çerçevesinde değerlendirilmesi, kapsamına uyduğu takdirde vardığı sonuç gibi karar verilmesi zorunludur. 41. Uyuşmazlığa ilişkin yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; asıl davada davacı tarafça asıl davaya ilişkin dava dilekçesinde yer almayan manevi tazminat isteminin 09.05.2014 tarihli ıslah dilekçesiyle talep edildiği, asıl davada davacının gerçekleştirmiş olduğu bu işlemin asıl davanın kısmen ıslahı niteliğini haiz bir işlem olduğu, direnme konusu bu talebe ilişkin olarak ise usulüne uygun açılmış bir dava/talep vaki olmadığından mahkemece karar verilmesine yer olmadığına karar verildiği anlaşılmaktadır. 42. Bu anlamda her ne kadar asıl davada davalı tarafça, asıl davada kısmen ıslah ile ilk defa talep edilen manevi tazminat yönünden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi sonrasında asıl davada davalı lehine vekâlet ücretine hükmedilmemiş olması hususu temyiz nedeni olarak ileri sürülmüş ise de; dava dilekçesinde yer almayan bir talebin kısmen ıslah yoluyla davaya dâhilinin mümkün olmadığına dair yukarıda detaylı olarak açıklanan ve Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 08.05.2026 tarihli ve 2021/8 Esas, 2026/1 Karar sayılı kararında benimsenen ilkeler kapsamında, asıl davada davacının kısmen ıslah yoluyla ileri sürdüğü manevi tazminat talebi yönünden usulüne uygun açılmış davanın/talebin mevcut olmadığı kabul edileceğinden, asıl davada vaki olmayan manevi tazminat talebine ilişkin olarak herhangi bir yargılama gideri yahut vekâlet ücretine hükmedilmesi mümkün değildir. 43. Bu yönüyle mahkemece, asıl davada dava dilekçesinde yer almamakla beraber kısmi ıslah ile talep edilen manevi tazminat talebine ilişkin olarak karar verilmesine yer olmadığına dair verilen karar, HMK’nın 331. maddesi ile Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin (AAÜT) 6. maddesi kapsamında davanın konusuz kalması hâlinde verilen karar verilmesine yer olmadığına dair kararlardan farklıdır. Dolayısıyla mahkemece, asıl davada kısmen ıslah yoluyla ilk defa talep edilen manevi tazminat talebine ilişkin olarak verilen karar verilmesine yer olmadığına ilişkin hüküm, HMK’nın 331. maddesi ile AAÜT'nin 6. maddesi kapsamında bir hüküm olarak değerlendirilemeyeceğinden bu hükme ilişkin vekâlet ücreti hükmedilmesine de gerek bulunmamaktadır. 44. Bu hâliyle mahkemece, asıl davada dava dilekçesinde yer almayıp kısmen ıslah ile talep edilen manevi tazminat talebine ilişkin olarak verilen direnme kararı yerinde olup bu hususta karar verilmesine yer olmadığında karar verilmesi neticesinde asıl davada davalı lehine vekâlet ücretine hükmedilmemiş olmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. 45. Öte yandan asıl ve birleşen davada davalı vekilinin reddedilen tavzih talebinde de ileri sürüldüğü üzere asıl ve birleşen davaların yargılamaları sırasında davalı olarak yer alan ...’nün yerine davaya TCDD Taşımacılık A.Ş’nin taraf olarak kaydedilmesi hususuyla alakalı olarak yargılamada taraf teşkili hakkında bir kısım açıklamalar yapılmasında yarar bulunmaktadır. 46. Taraf sıfatı, bir başka deyişle husumet ehliyeti kavramı dava konusu hak ile kişiler arasındaki ilişkiyi ifade eder. Sıfat, bir maddi hukuk ilişkisinde tarafların o hak ile ilişkisinin olup olmadığının belirlenmesi anlamına gelir. Davacı sıfatı, dava konusu hakkın sahibini, davalı sıfatı ise dava konusu hakkın yükümlüsünü belirler. Uygulamada davacı sıfatı, "aktif husumeti", davalı sıfatı ise "pasif husumeti" karşılayacak şekilde değerlendirilmektedir. Dava konusu şey üzerinde kim ya da kimler hak sahibi ise davayı bu kişi veya kişilerin açması ve kime karşı hukuki koruma isteniyor ise o kişi veya kişilere davanın yöneltilmesi gerekir. 47. Bir kimsenin davacı veya davalı sıfatına sahip olup olmadığı tıpkı hakkın mevcut olup olmadığının tayininde olduğu gibi maddi hukuka göre belirlenir. Taraf sıfatının bu anlamda önemli özelliği ise defi değil itiraz niteliğinde olması nedeniyle taraflarca süreye ve davanın aşamasına bakılmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve taraflar ileri sürmemiş olsa bile mahkemece yargılamanın her aşamasında resen nazara alınmasıdır. HMK'nın 114/1-d maddesi gereğince taraf teşkili dava şartı olduğundan, HMK'nın 115. maddesinin 1. 2. ve 3. fıkrasında açıklanan dava şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin araştırılması gerekir. 48. 6461 sayılı Türkiye Demiryolu Ulaştırmasının Serbestleştirilmesi Hakkında Kanun (6461 sayılı Kanun) 01.05.2013 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve yasada gösterilen TCDD Taşımacılık A.Ş., 17.06.2016 tarihli ve 9099 sayılı Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinde yayımlanarak tüzel kişilik kazanmıştır. 49. 6461 sayılı Kanun’un “Devir Hükümleri” başlıklı geçici 1. maddesinin 2. fıkrası (a) bendinde TCDD Taşımacılık A.Ş’ye ... tarafından devredilecek personel ile cer, yük ve yolcu taşıma hizmetlerinde kullanılan çeken ve çekilen araçlarla, bunlarla ilgili her türlü diğer araç, gereç ve cihazların belirlenmesi ve personelin kadro ve pozisyonlarıyla, “araç, gereç ve cihazların ise hak, alacak, borç ve yükümlülükleriyle birlikte” şirkete devredilmiş sayılacağı hüküm altına alınmıştır. 50. Aynı Kanun'un geçici 1. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendinde de, (a) bendi kapsamında devredilen personel ile araç, gereç ve cihazlarla ilgili TCDD’ce taraf olunan işlem ve sözleşmelerde TCDD Taşımacılık A.Ş’nin taraf olacağı ve derdest dava ve takiplerde TCDD Taşımacılık A.Ş’nin kendiliğinden taraf sıfatı kazanacağı, yine “bu hususlarla ilgili olarak” ... tarafından yapılan iş ve işlemler sebebiyle açılacak davanın TCDD Taşımacılık A.Ş'ye yöneltileceği düzenlenmiştir. 51. Uyuşmazlığa konu somut olayda asıl ve birleşen davalarda ...’ne husumet yöneltilerek dava açılmış olmakla birlikte yargılama sırasında 6461 sayılı Kanun hükümleri kapsamında TCDD Taşımacılık A.Ş’nin 17.06.2016 tarihinde tüzel kişilik kazandığı, 6461 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendi gereğince ... aleyhine açılan davalarda TCDD Taşımacılık A.Ş’nin kendiliğinden taraf sıfatı kazanacağı açıktır. Nitekim asıl ve birleşen davada davalının dosyaya sunduğu ... Hukuk Müşavirliğinin 30.03.2017 tarihli yazısında ilgili dava dosyalarının 6461 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendi uyarınca TCDD Taşımacılık A.Ş’ye devredildiği belirtilmiştir. 52. Bu itibarla mahkemece, HMK’nın 114/1-d ile 115 maddesi kapsamında yargılamanın her aşamasında taraf sıfatının bir dava şartı olarak resen gözetileceği nazara alınarak ve tavzih talebinde ileri sürülen hususla alakalı olarak yürürlükteki 6461 sayılı Kanun’un “Devir Hükümleri” başlıklı geçici 1. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendi gereğince taraf teşkili bakımından bir değerlendirme yapılarak hâsıl olacak sonuca bir karar verilmesi gerekir. 53. Hâl böyle olunca direnme kararı, yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı resen bozulmalıdır. IV. KARAR Açıklanan sebeplerle; Asıl ve birleşen davada davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen Geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince resen BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun'un Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 01.07.2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Atıf: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2019/568, K. 2026/450, T. 08.05.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-hukuk-genel-kurulu-2019-568-e-2026-450-k-53e7f5942e70