Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2025/3341 E. 2026/2544 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 8. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/3341
- Karar No
- 2026/2544
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/2735 E., 2025/1506 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 11. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/478 E., 2023/90 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararının duruşma yapılması suretiyle Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından, katılma yoluyla ve duruşmasız olarak davacılar vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 14.04.2026 salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davalı vekili Avukat ... ile karşı taraftan davacılar vekili Avukat ... geldiler. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; işin esası incelenerek karara bağlanması için uygun görülen 15.04.2026 tarihinde Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1. Davacılar vekili dava dilekçesinde (asıl ve birleşen 22 ayrı dava dosyası); fazlaya ilişkin her türlü talep ve dava hakları saklı kalmak kaydı ile davalı vakfın 15.11.2021 tarihli mütevelli heyet toplantısında davacının taleplerinin reddine ilişkin alınan kararın iptali ile davacının davalı vakfın üyesi olduğunun tespit edilerek üyeliğin devamına, bu talep uygun görülmez ise 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 107. maddesi uyarınca geçmişte davacı için gerek kendi gerekse aile üyeleri adına vakıf hesabına yatırılmış olan aidatların tespiti ile tespit olunan meblağın denkleştirici adalet ilkeleri uygulanarak günümüze uyarlanması sureti ile kanuni faizi ile birlikte davalı vakıftan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. 2. Yargılama sırasında aralarında fiili ve hukuki bağlantı bulunduğu gerekçesiyle davaların birleştirilmesine karar verilmiştir.
II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; vakıf üyesi olmayan davacının Vakıf Mütevelli Heyeti Kararının iptali talebinin taraf sıfatı yokluğu/ husumet nedeniyle reddine, davacının en az 20 yıl önce ödediğini iddia ettiği aidat tutarlarının 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 147/1. maddesi gereğince beş yıllık zamanaşımına uğradığını, bu nedenle zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesini, Emlak Bankalılar Sağlık ve Sosyal Yardımlaşma Vakfının 15.11.2021 tarihli Mütevelli Heyeti Toplantısı Kararı usul ve kanuna ve Vakıf Resmi Senedine uygun olduğunu ileri sürerek, davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla asıl ve birleşen davaların ayrı ayrı kabulü ile....... Sağlık ve Sosyal Yardımlaşma Vakfının (....) 15.11.2021 tarihli Mütevelli Heyet Kararının 10. maddesinin iptaline, davacının, davalı vakıf üyesi olduğunun tespitine, davacının tedrici ilk talebi kabul edilmekle sair hususlar hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacılar vekili ile davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklar ve gerekçe içeriğine göre, İlk Derece Mahkemesi kararında davanın esasıyla ilgili tarafların gösterdiği hükme etki edecek tüm delillerin toplandığı, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, kararın usul ve kanuna uygun olduğu anlaşıldığından taraf vekillerinin yerinde bulunmayan istinaf başvurularının 6100 sayılı Kanun'un 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1. Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürülen gerekçeleri tekrar ederek, terditli dava açtıklarını, ilk taleplerinin üyeliğe kabul edilmeme kararının iptali ile üyelik tespiti olduğu ikinci talebin tazminat olduğu, İlk Derece Mahkemesince ilk talep kabul edilmesine rağmen lehlerin maktu vekalet ücreti yerine dava değeri 1.000 TL kabul edilerek bu miktar üzerinden vekalet ücreti verilmesinin hatalı olduğu ileri sürülerek, Mahkeme kararının vekalet ücreti yönünden düzeltilerek onanmasını talep etmiştir. 2. Davalı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde ileri sürülen gerekçeleri tekrar ederek, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Dava, terditli olarak açılmış olup öncelikle davacının, davalı vakıf üyesi olduğunun tespiti, işbu talep kabul edilmez ise vakıf hesabına yatırılmış olan aidatların tespiti ile tespit olunan meblağın denkleştirici adalet ilkeleri gereği yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili istemine ilişkindir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 101. maddesinde, vakfın, gerçek veya tüzel kişilerin yeterli mal ve hakları belirli ve sürekli bir amaca özgülemeleriyle oluşan tüzel kişiliğe sahip mal topluluğu olduğu, aynı Kanun'un 102. maddesinde ise vakıf kurma iradesinin, resmi senetle veya ölüme bağlı tasarrufla açıklanacağı, vakfın, yerleşim yeri Mahkemesi nezdinde tutulan sicile tescil ile tüzel kişilik kazanacağı, 106. maddesinde vakıf senedinde vakfın yerleşim yerinin gösterilmesinin zorunlu olduğu, 5737 sayılı ... Kanunu'nun (5737 sayılı Kanun) 3. maddesine göre yeni vakıf, mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi ile 4721 sayılı Kanun'un hükümlerine göre kurulan ... olarak tanımlandıktan sonra, aynı Kanun'un 5. ve 67. maddelerinde ise yeni vakıfların Türk Medenî Kanunu hükümlerine göre kurulup ve faaliyet gösterecekleri, yönetim organının vakıf senedine göre oluşturulacağı hükme bağlanmıştır. Burada üzerinde durulması gereken husus, 4721 sayılı Kanun'un 104. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları gereği tescil kararının, başka bir İlk Derece Mahkemesince verilmesi halinde, ilgili belgelerle birlikte tescil için vakfın yerleşim yeri Mahkemesine gönderileceği ve vakfın yerleşim yeri Mahkemesi nezdinde tutulan sicile tescil edileceği ayrıca ... Genel Müdürlüğünde tutulan merkezî sicile kaydolunacağı düzenlemesinden yeni vakıfların tescili için açılacak davalarda yetkili Mahkeme konusunda bir sınırlandırma getirilmediği ancak 4721 sayılı Kanun'un 1 02... . maddelerindeki düzenlemeler gereği Mahkemenin tescil kararının kesinleşmesi üzerine vakfın yerleşim yeri Mahkemesi nezdinde tutulan özel sicile tescil edilmesi ile vakfın tüzel kişilik kazanacağı, tescil kararını veren Mahkeme vakfın yerleşim yeri Mahkemesi değilse, tescil için dosyayı vakfın yerleşim yeri Mahkemesine göndereceği, yerleşim yeri Mahkemesinin yapacağı bildirim üzerine ... Genel Müdürlüğünce merkezî sicile kaydolunan vakfın Resmî Gazete ile ilân olunacağı şeklindeki düzenlemelerden, yeni vakıfların tescil kararından sonra vakıf senedinde belirtilen yerleşim yeri Mahkemesinde özel sicile tescili esası getirtilerek vakfın iş ve işlemlerinin yerleşim yeri Mahkemesi esas alınarak yürütülmesi kabul edilmiştir. Bu noktada, genel itibari ile vakıf tarafından veya vakfa karşı açılacak davalarda vakıf senedinde yazılı vakfın yerleşim yeri Mahkemesi kesin yetkili olacaktır. Nitekim, ... Yönetmeliğinin 15. maddesi gereği vakıfların, senet değişikliğini gerektirmeyen aynı yerleşim yeri içerisinde adres değişikliği yapabilecekleri, yerleşim yerinin vakıf senedinde yazılı olan ve Mahkemenin yetki alanı dışında bir yer olarak değiştirilmek istenmesi halinde ise bunun ancak vakıf senedinde yapılacak değişiklik ve bu değişikliğin İlk Derece Mahkemesince tesciline karar verilmesinden sonra mümkün olacaktır. 4721 sayılı Kanun'un 51. maddesinde; tüzel kişinin yerleşim yerinin, kuruluş belgesinde başka bir hüküm bulunmadıkça işlerinin yönetildiği yer olduğu hükme bağlanmıştır. Buna göre dava konusu vakıf, 5737 sayılı Kanun'un "tanımlar" başlıklı 3. maddesi gereği mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisinin yürürlük tarihinden sonra kurulmuş "yeni vakıf"tır. 4721 sayılı Kanun'un 106. maddesi gereği vakıf senedinde vakfın yerleşim yerinin gösterilmesinin zorunlu olduğu, dosyada bulunan vakıf senedinin 3. maddesine göre vakfın merkezinin İstanbul (İstanbul Adliyesi yargı çevresinde) olduğu anlaşılmaktadır. 6100 sayılı Kanun'un 114. maddesi gereği yetkinin kesin olduğu hâllerde, Mahkemenin yetkili bulunması dava şartı olup, dava şartlarının 115. madde gereği yargılamanın her aşamasında resen dikkate alınması gerekir. Yine aynı Kanun'un 19. maddesi gereği yetkinin kesin olduğu davalarda, Mahkeme yetkili olup olmadığını, davanın sonuna kadar kendiliğinden araştırmak zorunda olduğu hükme bağlanmıştır. Ayrıca 6100 sayılı Kanun'un 353/1/a-3. maddesi gereğince Bölge Adliye Mahkemesi işin esasına girmeden evvel ön inceleme sonucu "Mahkemenin görevli ve yetkili olmasına rağmen görevsizlik veya yetkisizlik kararı vermiş olması veya Mahkemenin görevli ya da yetkili olmamasına rağmen davaya bakmış bulunması" halinde duruşma yapılmadan karar vereceği, bu durumda Bölge Adliye Mahkemesince, incelemeye konu davada vakfın merkezi (kurulu olduğu yer) İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesinin yetkili olması sebebi ile İlk Derece Mahkemesi kararını yetkisizlik nedeni ile kaldırıp dosyanın yetkili ve görevli Mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekirken, işin esasına girilip hüküm kurulması doğru görülmemiştir. Bölge Adliye Mahkemesince 6100 sayılı Kanun'un 353/(1)-b.1 maddesi gereğince işin esası incelenmiş olup verilen karara karşı temyiz yolunun açık bulunması nedeni ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, İstek halinde peşin harcın temyiz edenlere iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 15.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.