İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2026/908 E. 2026/946 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2026/908
- Karar No
- 2026/946
- Karar Tarihi
T.C. KAYSERİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ T.C. KAYSERİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TÜRK MİLLETİ ADINA GEREKÇELİ KARAR ESAS NO : 2026/908 KARAR NO : 2026/946
BAŞKAN : ... ... ÜYE : ... ... ÜYE : ... ... KATİP : ... ...
DAVACILAR : 1- ... - ... ... 2- ... - ... ... VEKİLİ : Av. ... - DAVALI : ... - ... ... VEKİLİ : Av. ... -
DAVA : Menfi Tespit ( Sözleşmeden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 15/09/2026 KARAR TARİHİ : 14/10/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 14/10/2026
Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit ( Sözleşmeden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: İDDİA: Davacı vekili dava dilekçesinden özetle; Davalı ... tarafından Kayseri genel İcra Müdürlüğü 2024/11509 esas sayılı dosya kapsamında kambiyo alacak takibi yapıldığını, taraflar arasında 25 yılı aşkın iş arkadaşlığına ve gayrimenkul ortaklığına dayalı güven ilişkisi bulunduğunu, davalının talebi üzerine aile içi huzurun sağlanması amacıyla kasada saklanacağı taahhüdüyle müvekkil ... tarafından boş senedin imzalayarak verildiğini ve davalının talebiyle diğer davacı ...'in de senedi imzaladığını, arabulucuya başvuru yapıldığını, ancak zorunlu arabuluculuk başvurusunda anlaşmazlık tutanağı düzenlendiğini, senet üzerindeki tüm yazı ve rakamların davalı eli ürünü olduğunu ve senedin anlaşmaya aykırı olarak 6.000.000,00 TL gibi fahiş bir bedelle doldurulduğunu belirterek İİK'nın 72/3 maddesi uyarınca icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesi yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesini, Kayseri Genel İcra Dairesi'nin 2024/11509 Esas sayılı takip dosyasına konu bono nedeniyle müvekkillerin davalıya borçlu olmadıklarının tespitine ve fazla kalan kısmın istirdatına, takibin iptaline ve İİK'nın 72/5 maddesi gereğince asıl alacığın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir. SAVUNMA: Davalı vekili cevap dilekçesinden özetle; Davacılar tarafından ikame edilen davada ileri sürülen iddialara karşı yasal süresi içerisinde zamanaşımı def'inde bulunulduğunu, taraflar arasındaki borç ilişkisinin müvekkili ...'in taşınmazlarını satarak elde ettiği sermayeyi davacı ...'e yüksek kâr payı vaadiyle teslim etmesine dayandığını, davacıların borcun kaynağını inkar ederek gerçeği çarpıttığını, 15.08.2023 tanzim ve 19.02.2024 vade tarihli 6.000.000,00 TL bedelli bononun taraflar arasındaki hesaplaşma neticesinde bizzat davacılar tarafından Niyazi Dulkadiroğlu'nun şahitliğinde imzalanarak teslim edildiğini, davacının sunduğu sözleşmede müvekkilin imzasının bulunmadığını ve söz konusu villa hisselerinin davacıya ait olmadığını, kambiyo senetlerinin illetten mücerret olduğunu ve davacıların borcun ödendiğine dair hiçbir resmi belge sunamadığını, davacı ... tarafından müvekkil aleyhine açılan 'Açığa İmzanın Kötüye Kullanılması' iddiasına ilişkin ceza soruşturmasında Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiğini ve bu kararın Kayseri 1. Sulh Ceza Hâkimliği'nin 30.09.2025 tarih ve 2025/4266 Değişik İş sayılı kararı ile kesinleştiğini, davacıların dosyaya sunduğu ses kayıtlarının hukuka aykırı elde edildiğini ve Anayasa ile HMK hükümleri uyarınca delil olarak kabul edilemeyeceğini, davacıların icra ve satış süreçlerini sürüncemede bırakmak amacıyla kötü niyetli olarak bu davayı açtıklarını, Kayseri Genel İcra Dairesi'nin 2024/11509 Esas sayılı icra dosyasında haczedilen 38 SK 270 plakalı aracın 05/09/2024 tarihinde satılmasına rağmen davacıların arabulucuya bir yıl sonra başvurduğunu, bu nedenlerle haksız ve mesnetsiz davanın esastan reddini, ihtiyati tedbir taleplerinin reddini, davacıların icra inkar ve kötü niyet tazminatına mahkum edilmesini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacılar üzerine bırakılmasını talep etmiştir. DELİLLER: Tarafların tacir olup olmadığı hususunda Kayseri Defterdarlığı'na yazılan müzekkereye cevap olduğu görüldü. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, Kayseri Genel İcra Müdürlüğü'nün 2024/11509 esas sayılı dosyasına konu senetten kaynaklı davacıların davalı borçlu olmadıklarına ilişkin menfi tespit talebine ilişkindir. Mahkememizce Kayseri Defterdarlığı'na müzekkere yazılmış, Erciyes VErgi Dairesi Müdürlüğü'nün cevabi yazısı ile ...'in birinci sınıf tüccar olduğunun bildirildiği, Mimarsinan Vergi Dairesi Müdürlüğü'nün cevabi yazısı ile ise ...'in vergi kaydına bulunmadığının bildirildiği, davalı ... Tanrıöven'e ilişkin Erciyes Vergi Dairesi Müdürlüğü'nün cevabi yazısı ile potansiyel mükellef olduğunun bildirildiği görülmüştür. Ticari davalar, mutlak ticari davalar, nispi ticari davalar ve yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç gruba ayrılır. Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalar olup, TTK'nın 4/1. maddesinde sayılmışlardır. Ayrıca, Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır. Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalar olup, iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi ve iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. 6102 sayılı TTK, 6762 sayılı TTK'dan farklı olarak mutlak ticari davalar (kanundan dolayı ticari dava sayılanlar) haricindeki ticari davaları "ticari iş" kriterine göre değil de "ticari işletme" kriterine göre belirlemiştir. Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da yeterli görülmüştür. Ticari iş karinesinin düzenlendiği TTK’nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmez. TTK, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2014/1026 E, -2015/1765 K) TTK 11. maddesinde ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletme şeklinde tanımlanmıştır. TTK’nın 15. maddesinde esnaf, ister gezici olsun ister bir dükkânda veya bir sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan ve geliri 11. maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır." şeklinde tanımlanmıştır. Mülga 6762 sayılı yasanın 1463. maddesine göre, Bakanlar Kurulu’nca 18.06.2007 tarihinde kararlaştırılıp, 21.07.2007 tarih ve 26589 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, 2007/12362 sayılı Bakanlar Kurulu Kararında esnaf - tacir ayırımının nasıl yapılacağı belirlenmiş, 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 10. maddesinde ticari işletmeler hakkında 6102 sayılı TTK'nın 11/2 madde ve fıkrasında öngörülen Bakanlar Kurulu kararı çıkarılıncaya kadar yürürlükte bulunan düzenlemelerin uygulanacağı belirtilmiş olduğundan Bakanlar Kurulu kararının uygulanmasına devam edilerek esnaf ve tacir ayrımının anılan kararda belirtilen kıstasların değerlendirilmesi suretiyle yapılması gerekmektedir. Bir kimsenin vergi mükellefi olması, TTK yönünden de tacir kabul edilmesini gerektirmez. Ticaret siciline ya da Oda'ya kayıtlı olmamak da tacir olmamanın kesin bir kanıtı olmadığı gibi, vergi mükellefi olup olmamak da tacir ve esnaf ayrımında kesin bir ölçüt olarak kabul edilemez. Eldeki davada davacı taraf takibe konu senede yönelik menfi tespit davası açmış olup sözkonusu senedin taşınmaz satışları ve kâr dağıtımından kaynaklı olarak davalıya verildiğini iddia etmektedir. Davalı taraf ise davacının gayrimenkul alım satım işi yaptığını, bu işten kendisine de kâr ödeneceği taahhüdü nedeniyle davacıya taşınmazlarını verdiğini, ancak davacının kendisine taahhüt ettiği şekilde kâr vermediği için davacıya vermiş olduğu taşınmazların bedeline ilişkin davacılardan senet aldığını belirtilmekle senedin illi hale geldiği, taraflar arasındaki temel ilişkinin taşınmaz alım satımından elde edilen kâr ödemesi ilişkisine dayandığı, uyuşmazlığın bonodan değil, temel ilişkiden kaynaklandığı açıktır. Eldeki davada davalı ve davacı ... tacir olmadığı gibi taraflar arasındaki ilişki de mutlak ticari dava olmadığı, senedin somut uyuşmazlıkta yalnız ödeme aracı vasfında olduğu, nitekim sebebe bağlandığı gözetilerek, davanın mutlak ticari dava olmadığı, vergi dairesinden gelen yazı cevabından da davalının tacir olmadığı anlaşıldığı bu halde davanın genel hükümler uyarınca HMK 2. maddesi gereği genel görevli mahkeme olan Asliye Hukuk Mahkemesinde görülmesi gerekmektedir. (Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 2020/1481 E.2020/3593 K. Sayılı ilamı aynı yöndedir. Yine Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi'nin 2025/563 E. 2025/1838 K. Sayılı emsal ilamında kira ilişkisi kapsamında teminat amacıyla verildiği iddia olunan senede ilişkin görülmekte olan menfi tespit davasında görevli mahkemenin sulh hukuk mahkemesi olduğunu belirterek görevli mahkemenin temel ilişkiye göre belirlenmesi gerektiğini açıklamıştır. Mahkememizce açıklanan nedenlerle görevsizlik kararı verilmesi gerekmiş, HMK'nun 20. Maddesi uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren iki hafta içerisinde mahkememize başvurulması halinde dava dosyasının görevli Asliye Hukuk mahkemelerine gönderilmesine hükmedilmiş, HMK'nun 331/2 maddesi uyarınca görevsizlik kararından sonra Asliye Hukuk mahkemelerinde davaya devam edilmesi halinde yargılama giderlerine Asliye Hukuk Mahkemelerince hükmedileceğinden bu aşamada yargılama harç ve giderlerine hükmedilmemiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenler ile; 1-Davanın HMK madde 114/1-c gereğince mahkememizin GÖREVSİZLİĞİ nedeniyle dava şartı yokluğundan HMK madde 115/2 gereğince USULDEN REDDİNE, 2-Hüküm kesinleştiğinde ve istek halinde dava dosyasının yetkili ve görevli KAYSERİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE, 3-H.M.K.'nun 20. maddesi gereği iş bu kararın kesinleştiği tarihten veya kanun yoluna başvurulursa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde taraflardan birinin mahkememize başvurarak dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesini talep etmemesi halinde, mahkememizce dosyanın resen ele alınarak davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesine, 4-Davaya görevli mahkemede devam edilmesi halinde yargılama harçları, vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin görevli mahkemede hüküm altına alınmasına, Dair tarafların yokluğunda gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içerisinde Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi'nde istinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 14/10/2026
Başkan ... ¸E-imzalıdır Üye ... ¸E-imzalıdır Üye ... ¸E-imzalıdır Katip ... ¸E-imzalıdır