İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2026/766 E. 2026/601 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2026/766
- Karar No
- 2026/601
- Karar Tarihi
T.C. ANTALYA 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2026/766 Esas KARAR NO : 2026/601 DAVA : Tapu İptali Ve Tescil/ Tazminat DAVA TARİHİ : 10/08/2026 KARAR TARİHİ : 11/08/2026
Mahkememizde görülmekte olan tapu iptali ve tescil/ tazminat davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : TALEP : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ... ... ile davalı ... ... arasında, "... ili, ... ilçesi, ... Mahallesi, ... Ada ... Parsel" numaralı taşınmaz üzerinde gerçekleştirilecek inşaat projesine ilişkin yazılı sözleşmeler akdedildiğini, belirtmek gerekir ki; davalı ..., müvekkili ile olan sözleşmelerini '...' ticari unvanı altında imzalamış olsa da, ilgili işletme bir gerçek kişi ticari işletmesi olup davalı ...'ın şahsından ayrı bir tüzel kişiliği bulunmadığını, dolayısıyla sözleşmeden doğan tüm hak ve borçların muhatabı doğrudan davalının şahsı olduğunu, taraflar arasında imza altına alınan ... tarihli İnşaat Yapım ve Taşınmaz Devri Sözleşmesi uyarınca, müvekkili yüklenici sıfatıyla inşaatın yapımını üstlenmiş ve bu hizmeti ile yaptığı masraflar karşılığında dava konusu taşınmazda yer alan 2 numaralı bağımsız bölümün müvekkiline devredileceği kararlaştırıldığını, söz konusu sözleşmede açıkça ikrar edildiği üzere, müvekkilinin hak ediş tutarı ... -TL olarak belirlenmiş ve müvekkilinin yaptığı masrafların ... -TL bedele ulaştığı hususunda taraflar arasında herhangi bir ihtilaf bulunmadığı yazılı olarak imza altına alındığını, müvekkilinin sözleşmeden doğan edimlerini doğruluk ve dürüstlük kurallarına uygun olarak eksiksiz yerine getirmiş, şantiyedeki işleri koordine etmiş ve üzerine düşen tüm yükümlülükleri tamamladığını, müvekkilinin sözleşmesel yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirmiş ve davalı ... tarafından da ikrar edildiği üzere ... TL tutarındaki hak edişini tamamladığını, dava konusu ... numaralı bağımsız bölümün mülkiyeti halen arsa sahibi davalı ... ... üzerinde görünse de, arsa sahibi bu uyuşmazlığın dışındaki bir üçüncü kişi değil; müvekkilinin bizzat yaptığı ... TL tutarındaki masraf ve emek sayesinde taşınmazında meydana gelen devasa değer artışının doğrudan ve haksız yararlanıcısı olduğunu, arsa sahibi davalı, yüklenicinin müvekkiline yaptığı temlik işlemiyle hukuken bağlıdır ve yüklenicinin halefi sıfatıyla tescil borcu altında olduğunu, müvekkilinin alın teri ve sermayesi ile inşa edilen bağımsız bölümün tapusunu devretmekten kaçınan arsa sahibi, hem sebepsiz zenginleşmekte hem de mülkiyet hakkını kötüye kullandığını, arsa sahibinin müvekkilinin hak edişini karşılıksız bırakma tutumu, Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralına açıkça aykırı olduğunu, dava konusu ... numaralı bağımsız bölümün müvekkili adına tescilinin hukuken veya fiilen imkansız olduğu kanaatine varılması halinde; müvekkilinin sözleşme kapsamında yaptığı masraflar ve hak kazandığı ücretin toplamı olan ... TL'nin tahsilini, Yargıtay'ın yerleşik içtihatları ve denkleştirici adalet ilkesi uyarınca, ifanın imkansız hale geldiği durumlarda tarafların verdiklerini geri alırken bu bedelin ulaştığı alım gücünün korunması esas olduğunu, müvekkilinin yaptığı ... TL masraf ve ... TL iş takip ücreti davalı tarafça ... tarihli sözleşmede açıkça ikrar edildiğini, bu nedenle toplam ... TL'nin sözleşme tarihi olan ... 'ten itibaren işletilecek ticari avans faizi ile birlikte davalı ...'tan tahsili ile dava konusu ... numaralı bağımsız bölümün davalılar adına olan tapu kaydının iptali ile müvekkili adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Tensiple birlikte karar verildiğinde davalılar cevap verememiştir. DAVA : Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan tapu iptali ve tescil/ tazminat istemli davadır. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ: Dav, ... tarihinde Antalya ... . Asliye Ticaret Mahkemesinde açılmıştır. UYAP entregrasyon sorgulamasında davacının "Potansiyel Vergi Mükellefi" olduğu görülmüştür. Dava konusu olayla ilgili hukuk kurulları şunlardır; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 470. vd. maddeleri; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 4., 115/1. ve 138. maddeleri, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 5. maddesi. Asliye Ticaret Mahkemesi; dava konusunun değerine veya miktarına bakılmaksızın ticari davalara ve ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevli özel bir mahkemedir. Asliye Ticaret Mahkemesinin görevine giren işlerin genel çerçevesi 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 5. maddesinde düzenlenmiştir. Ticari davalar, mutlak ticari davalar, nispi ticari davalar ve yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç gruba ayrılır. Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 4/1. maddesinde bentler hâlinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra ve İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır. Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması hâlinde ticari nitelikte sayılan davalardır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. Ticari iş karinesinin düzenlendiği 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hâle getirmez. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava hâline getirmez. Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununda yeterli görülmüştür (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 16/04/2019 tarih 2017/17-1097E. 2019/458K. sayılı kararı). Tacir, bir ticari işletmeyi kısmen dahi olsa kendi adına işleten kişidir (TTK m. 12/1). Tacirin tanımında merkez kavram ticari işletmedir. Bu sebeple teşebbüs kavramının unsurları ticari işletmenin unsurları ile karşılaştırılacaktır. Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmelerdir (TTK m. 11/1). Unsurları; devamlılık, iktisadi faaliyet (gelir sağlamayı hedef tutma), bağımsızlık, esnaf faaliyeti sınırlarını aşmadır. (Karaman Coşgun, Özlem; 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda Teşebbüs Kavramı ve Tacir Sayılmasının Sonuçları , MÜHF - HAD, C.21, S.1, s.115 vd.). 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 12. maddesinde; "Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir. Bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo, televizyon ve diğer ilan araçlarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline tescil ettirerek durumu ilan etmiş olan kimse, fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır. Bir ticari işletme açmış gibi, ister kendi adına, ister adi bir şirket veya her ne suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan diğer bir şirket adına ortak sıfatıyla işlemlerde bulunan kimse, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı tacir gibi sorumlu olur." hükmü ile anılan kanunun 11. maddesinde "Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Bakanlar Kurulunca çıkarılacak kararnamede gösterilir.” Yine 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 15. maddesinde de; "İster gezici olsun ister bir dükkânda veya bir sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan ve geliri 11. maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır." düzenlemesi bulunmaktadır. Bir kimsenin vergi mükellefi olması, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun yönünden de tacir kabul edilmesini gerektirmez. Ticaret siciline ya da Oda'ya kayıtlı olmamak da tacir olmamanın kesin bir kanıtı olmadığı gibi, vergi mükellefi olup olmamak da tacir ve esnaf ayrımında kesin bir ölçüt olarak kabul edilemez. Mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1463. maddesine göre, Bakanlar Kurulu’nca 18/06/2007 tarihinde kararlaştırılıp, 21/07/2007 tarih ve 26589 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, 2007/12362 sayılı Bakanlar Kurulu Kararında esnaf - tacir ayırımının nasıl yapılacağı belirlenmiştir. 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 10. maddesinde ticari işletmeler hakkında 6102 sayılı TTK'nın 11/2 madde ve fıkrasında öngörülen Bakanlar Kurulu kararı çıkarılıncaya kadar yürürlükte bulunan düzenlemelerin uygulanacağı belirtildiğinden Bakanlar Kurulu kararının uygulanmasına devam edilerek esnaf ve tacir ayrımının anılan kararda belirtilen kıstasların değerlendirilmesi suretiyle yapılması gerekecektir (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 16/10/2017 tarih 2017/3898E. 2017/5384K. sayılı kararı). 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanun'un 3/a maddesine göre; "Esnaf ve sanatkâr: İster gezici ister sabit bir mekânda bulunsun, Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunca belirlenen esnaf ve sanatkâr meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedenî çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabı esasına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimseler"dir. Dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Türk Ticaret Kanun'un gerek 11. gerekse 15. maddesinde öngörülen sınırı belirleyen Bakanlar Kurulu kararı ise 21.07.2007 yürürlük tarihli, 2007/12362 sayılı Bakanlar Kurulu kararı olup, söz konusu Bakanlar Kurulu kararının 1. maddesi şöyledir; "(1) 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanununun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ve 63 üncü maddesi ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 12 nci ve 17 nci maddelerinin uygulaması bakımından; a) Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunun tespit edeceği ve Resmî Gazete’de yayımlanacak esnaf ve sanatkâr meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedeni çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunanlardan 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 177 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) ve (3) numaralı bentlerinde yer alan nakdi limitlerin yarısını, (2) numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf ve sanatkâr sayılmaları ile esnaf ve sanatkâr siciline ve dolayısıyla esnaf ve sanatkarlar odalarına kaydedilmeleri, Ancak, esnaf ve sanatkâr siciline kayıtlı iken, daha sonraki yıllarda yıllık alış veya satış tutarları ya da gayri safi iş hasılatı, esnaf ve sanatkâr sayılma hadlerini aşanların kendileri istemedikçe ticaret siciline ve dolayısıyla Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği bünyesindeki odalara kayıt için zorlanmaması, yıllık alış veya satış tutarları ya da gayri safi iş hasılatı esnaf ve sanatkâr sayılma hadlerinin altı katını aşanların ise kayıtlarının, esnaf ve sanatkâr sicili marifetiyle ticaret siciline aktarılması, b) 213 sayılı Vergi Usul Kanununa istinaden birinci sınıf tacir sayılan ve bilanço esasına göre defter tutanlar ile işletme hesabına göre defter tutan ve bu Kararın (a) bendinde belirtilenlerin dışında kalanların tacir ve sanayici sayılmaları ile ticaret siciline ve dolayısıyla Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin bünyesindeki odalara kaydedilmeleri, kararlaştırılmıştır." 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanan davaların ticari dava olduğuna ya da asliye ticaret mahkemelerinde görüleceğine ilişkin bir yasal düzenleme bulunmamaktadır. Bu durumda, davanın ticari dava olarak kabulü ile uyuşmazlığın asliye ticaret mahkemesi tarafından çözülebilmesi için, uyuşmazlık konusu işin tacir olan her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili olması zorunludur (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 18/11/2015 tarih 2014/15-301E. 2015/2659K. sayılı kararı). Tacir sıfatının bulunup bulunmadığı davanın konusu oluşturan hukuki ilişkinin gerçekleşme tarihi itibariyle belirlenmelidir (Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi'nin 23/03/2023 tarih 2023/773E. 2023/414K. sayılı kararı; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi'nin 06/09/2022 tarih 2022/2081E. 2022/1975K. sayılı kararı). Davanın nispi ticari dava olması için, her iki tarafın tacir olması ve davanın konusunun her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili hususlardan doğması gerekmektedir. Bir taraf tacir değil ise uyuşmazlıkta Asliye Ticaret Mahkemesi görevli değildir (Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi'nin 17/05/2023 tarih 2023/923E. 2023/788K. sayılı kararı). Antalya Bölge Adliye Mahkemesi ... . Hukuk Dairesi'nin ... tarih ... /... E. ... /... K. sayılı kararında; "...her ne kadar davalılardan ... ... Anonim Şirketi tacir niteliğini haiz ise de Antalya Ticaret Sanayi Odası, Antalya Esnaf ve Sanatkarlar odaları birliğinin yazısı, Ticaret Sicil Müdürlüğünün yazısı ve Vergi Dairesi Müdürlüğü’nün yazısı birlikte değerlendirildiğinde davalının gerçek usulde işletme hesabına göre defter tuttuğu, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu 177. maddesinde belirtilen hadlerden, 1. ve 3. bendindeki konularda faaliyette bulunanlarda yarısını, 2. bendeki faaliyetlerde bulunanların belirtilen nakdi limiti aşmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda uyuşmazlık konusu tarafların her ikisinin birden ticari işletmesiyle ilgili olmadığı gibi eldeki davanın, tarafların ticari işletmesiyle ilgili olup olmamasına bakılmaksızın Türk Ticaret Kanunu veya diğer kanunlarda o davaya asliye ticaret mahkemesinin bakacağı davalar arasında da bulunmadığı, gerçek kişi davacının uyuşmazlık açısından tacir olmadığı, davanın genel hükümlere göre Asliye Hukuk Mahkemesinde görülmesi gerektiği kanaatine varılmıştır... " denilmiştir. Ticaret şirketlerinde şirketin tüzel kişiliği bulunduğundan işletme şirket adına işletilir. Bunun sonucunda da, yönetici ve ortaklar değil doğrudan şirketin kendi tacir sayılır (Arkan, Sabih; Ticari İşletme Hukuku 25. Bası, Ankara 2019, s. 130). Dava, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesi ilişkisinden kaynaklanmakta olup, bu nevi davaların ticari dava olduğuna ya da asliye ticaret mahkemelerinde görüleceğine ilişkin bir yasal düzenleme bulunmamaktadır. Bu durumda, eldeki davanın ticari dava olarak kabulü ile uyuşmazlığın asliye ticaret mahkemesi tarafından çözülebilmesi için, uyuşmazlık konusu işin tacir olan her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili olması zorunludur (Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi'nin 18/03/2025 tarih 2024/139E. 2025/313K. sayılı kararı). Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 01/07/2024 tarih 2024/2008E. 2024/5413K. sayılı Bölge Adliye Mahkemeleri Hukuk Dairelerinin Kesin Nitelikteki Kararları Arasındaki Uyuşmazlığın Giderilmesi kararında; "... Ayrı asliye ticaret mahkemesi bulunan yerlerdeki asliye ticaret mahkemeleri ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisidir ve bu durumda göreve ilişkin hükümler uygulanır. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nun 608 numaralı kararı ile asliye ticaret mahkemelerinin yargı çevresi belirlenmiş olmakla, artık Alanya Asliye Ticaret Mahkemesinde açılmış ama ticari dava olmadığı anlaşılan uyuşmazlıklarda mahkemece kendi yargı çevresinde bulunan ilçelerdeki (örneğin; Alanya, Manavgat, Serik, Akseki, Gazipaşa, Gündoğmuş) ilgili hukuk mahkemelerine görevsizlik kararı verilebilmelidir. Aynı şekilde İzmir Asliye Ticaret Mahkemesi, Muğla Asliye Ticaret Mahkemesi de ticari dava olmadığı anlaşılan uyuşmazlıklarda kendi yargı çevresinde bulunan diğer ilçelerde ilgili hukuk mahkemelerinin görevli olduğuna kanaat getirirse görevsizlik kararı verebilir. Asliye ticaret mahkemeleri, yargı çevresinde bulunan tüm ilçeleri kapsayan ihtisas mahkemesi olup, görevsizlik kararı ile yargı çevresinde bulunan asliye hukuk mahkemeleri yada diğer hukuk mahkemelerine dosyanın gönderilmesi, mahkemece aynı zamanda yetkisizlik kararı verildiği şeklinde yorumlanmamalıdır. Bununla birlikte 6100 sayılı Kanun'un 30 uncu maddesinde ve T.C. Anayasası'nın 141 inci maddesinin dördüncü fıkrasında da ifade edildiği üzere, usul ekonomisi ilkesi gereği, hakim yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür. Bu durumda, aynı yargı çevresinde yer alan ve Alanya ilçesi/ İzmir/ Muğla ili dışında bulunan diğer ilçe mahkemelerine görevsizlik kararı verilmesinin mümkün olmadığı yönündeki görüş usul ekonomisiyle bağdaşmamaktadır... Ticari dava olduğu düşünülen Alanya, İzmir Asliye Ticaret Mahkemesi veya Muğla Asliye Ticaret Mahkemesinde açılan bir davanın ticari dava olmadığı anlaşıldığında, usul ekonomisi de gözetilerek; mahkemece, ilgisine göre Alanya, İzmir veya Muğla Asliye Ticaret Mahkemesinin yargı çevresindeki başka bir mahkemeye görevsizlik kararı verilebileceğine..." denilmiştir. Yargıtay 20. Hukuk Dairesi'nin 02/07/2019 tarih 2019/565E. 2019/4744K. sayılı kararında; "...vekalet ücreti, görevli mahkemece yapılan yargılama sonunda oluşacak sonuca göre hükmedilecek vekalet ücretidir. Görevsizlik kararı için ayrı, yapılan yargılama sonucu ayrı vekalet ücreti verilmesi kanuna aykırıdır. Birleştirilen davanın görevsiz mahkemede açılması üzerine verilen görevsizlik kararı yönünden mahkemece ayrıca vekalet ücretine hükmedilmemesi gerektiğinin düşünülmemesi..." denilmiştir. Davamıza gelince; davacı eser sözleşmesine istinaden tapu iptali/ tazminat istemi ile dava açmıştır. Uyap entegrasyon ekranına göre davacı vergi mükellefi değildir. Davacının tacir olduğu iddia edilmediği gibi, buna ilişkin bir kayıt da sunulmamıştır. Ticaret oda kaydı bulunmayan hukuki işlem tarihi itibari ve sonrası itibari ile 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 177'nci maddesinin birinci fıkrasının (1) ve (3) numaralı bentlerinde yer alan nakdi limitlerin yarısını, (2) numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayan davacı, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 11, 12. ve 15. maddeleri ile 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları hakkında Kanunun 3/a. maddesi ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu 177. maddeleri uyarınca tacir değildir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesi ilişkisinden kaynaklanmakta olup, bu nevi davaların ticari dava olduğuna ya da asliye ticaret mahkemelerinde görüleceğine ilişkin bir yasal düzenleme bulunmamaktadır. Bu durumda, eldeki davanın ticari dava olarak kabulü ile uyuşmazlığın asliye ticaret mahkemesi tarafından çözülebilmesi için, uyuşmazlık konusu işin tacir olan her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili olması zorunludur. Davacı tacir olmadığından dava nispi ticari dava değildir. Davanın 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununda yer alan mutlak ve nispi ticari davalardan ayrıca özel kanunlarda düzenlenen ticari davalardan olmaması karşısında mahkememizin görevsiz olduğu sonucuna varılmıştır. Davacının talep niteliği nazara alındığı, görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesidir. Asliye ticaret mahkemeleri, yargı çevresinde bulunan tüm ilçeleri kapsayan ihtisas mahkemesi olup, görevsizlik kararı ile yargı çevresinde bulunan asliye hukuk mahkemeleri yada diğer hukuk mahkemelerine dosyanın gönderilmesi, mahkemece aynı zamanda yetkisizlik kararı verildiği şeklinde yorumlanmamalıdır. Bununla birlikte 6100 sayılı Kanun'un 30 uncu maddesinde ve T.C. Anayasası'nın 141 inci maddesinin dördüncü fıkrasında da ifade edildiği üzere, usul ekonomisi ilkesi gereği, hakim yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür. Bu durumda, aynı yargı çevresinde yer alan ve Alanya ilçesi/ İzmir/ Muğla ili dışında bulunan diğer ilçe mahkemelerine görevsizlik kararı verilmesinin mümkün olmadığı yönündeki görüş usul ekonomisiyle bağdaşmamaktadır. Ticari dava olduğu düşünülen Alanya, İzmir Asliye Ticaret Mahkemesi veya Muğla Asliye Ticaret Mahkemesinde açılan bir davanın ticari dava olmadığı anlaşıldığında, usul ekonomisi de gözetilerek; mahkemece, ilgisine göre Alanya, İzmir veya Muğla Asliye Ticaret Mahkemesinin yargı çevresindeki başka bir mahkemeye görevsizlik kararı verilebileceğinden (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 01/07/2024 tarih 2024/2008E. 2024/5413K. sayılı Bölge Adliye Mahkemeleri Hukuk Dairelerinin Kesin Nitelikteki Kararları Arasındaki Uyuşmazlığın Giderilmesi kararı) görevli mahkeme Kaş Asliye Hukuk Mahkemesi olduğundan dava dilekçesinin görev yönünden reddine mahkememizin görevsizliğine kararı verilmesi gerekmiştir. Görevsizlik, yetkisizlik veya gönderme kararından sonra davaya başka mahkemede devam edilmesi halinde yargılama giderine o mahkemece bakılacağından, bu konuda karar vermek görevli mahkemeye bırakılmıştır. Görevsizlik, yetkisizlik ve gönderme kararından sonra davaya bir başka mahkemede devam edilmemiş ise; talep üzerine davanın açıldığı mahkeme dosya üzerinden bu durumu tespit ile davacıyı yargılama giderini ödemeye mahkum edileceğinden aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1. Davanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 114/1-c ve 115. maddeleri gereğince usulden REDDİNE, 2. Davacı ve/veya davalıdan herhangi birinin talebi halinde dava dosyasının görevli Kaş Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine, 3. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 20. maddesi gereğince taraflardan birinin görevsizlik kararı süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten, kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren 2 haftalık hak düşürücü süre içerisinde mahkememize başvurarak dava dosyasının görevli Kaş Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesini talep etmelerinin gerektiğine, aksi taktirde mahkememizce davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğine, 4. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 331/2 maddesi gereğince; görevsizlik kararından sonra davaya bir başka mahkemede devam edilmesi halinde yargılama giderlerine o mahkemenin hükmedeceğine; şayet görevsizlik kararından sonra davaya başka bir mahkemede devam edilmemiş ise talep üzerine mahkememizin dosya üzerinden bu durumu tespiti ile davacıyı yargılama giderlerini (yargılama harç ve giderleri ile vekalet ücreti) ödemeye mahkum edeceğine, 5. Davacı ve davalı tarafından yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde ve istek halinde görevli mahkemede tevzi edilecek dosyaya aktarılmasına, dava dosyasının görevli mahkemeye süresi içinde gönderilmesinin talep edilmemesi halinde, bakiye gider avansının istek halinde yatıran davacıya ve davalıya iadesine, 6. İhtiyati tedbir ve ihtiyati haciz taleplerinin görevli mahkemede değerlendirilmesine, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucu 6100 sayılı HMK.nun 20/1. maddesi delaletiyle, 114/1-c. maddesi yollamasıyla 6100 sayılı HMK.nun 115/1-2. maddesi gereğince, 6100 sayılı HMK.'nun 341/1-a., 342. ve 345. maddeleri gereğince Mahkememiz gerekçeli kararının tebliğ tarihinden itibaren 2 HAFTALIK SÜRE İÇERİSİNDE Mahkememize veya Mahkememize gönderilmek üzere başka bir yer mahkemesine verilecek dilekçe ANTALYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİNE İSTİNAF KANUN YOLU açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 11/08/2026
Başkan ... ¸ e-imzalıdır Üye ... ¸ e-imzalıdır Üye ... ¸ e-imzalıdır Katip ... ¸ e-imzalıdır