İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2026/1718 E. 2026/11 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2026/1718
- Karar No
- 2026/11
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 30. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2026/1718 KARAR NO : 2026/11
DAVA : Tespit DAVA TARİHİ : 30/07/2026
KARAR TARİHİ : 19/08/2026
Mahkememizde görülmekte olan Tespit davasının tensiben yapılan incelemesi sonunda, TALEP: Davacı vekili tarafından sunulan dava dilekçesinde özetle; müvekkili ... İşletmeciliği Anonim Şirketi'nin otel işletmeciliği faaliyetinde bulunduğunu, davalı İstanbul ... tarafından 15.05.2026 tarih ve 93381991/MK/... sayılı yazı ile şirketin re'sen kayıt altına alındığını, bu işlemin borsaya tabi emtia alım satımı yapılmadığı gerekçesiyle hukuka aykırı olduğunu, davacı şirketin faaliyetinin hizmet üretimi olduğunu ve otel ihtiyaçları için yapılan alımların ticari emtia niteliği taşımadığını, davalı borsanın somut bir inceleme yapmaksızın...E kodu üzerinden soyut değerlendirmelerle işlem tesis ettiğini, 01.06.2026 tarihinde yapılan itirazın 20.07.2026 tarih ve 93381991/MK/...sayılı yazı ile gerekçesiz bir şekilde reddedildiğini, davacı şirketin borsaya kayıt yükümlülüğü bulunmadığını, bu nedenle 6.000,00 TL kayıt ücreti ile aidat ve gecikme zammı gibi mali yükümlülüklerin hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, re'sen kayıt işleminin maddi vakıaya aykırı olduğunu, davalı borsanın sunduğu gerekçelerin denetime elverişli olmadığını, telafisi güç zararların doğmaması adına dava sonuna kadar tahsil işlemlerinin ihtiyaten durdurulması gerektiğini, sunulan faaliyet belgesi, turizm işletme belgesi ve ruhsatların şirketin otelcilik faaliyetini kanıtladığını, davalı borsanın ev dışı tüketim meslek grubu üzerinden yaptığı sınıflandırmanın hatalı olduğunu belirterek, davalı İstanbul ...'nın 15.05.2026 tarihli re'sen kayıt işleminin iptalini, davacı şirketin borsaya kayıt yükümlülüğü bulunmadığının tespitini, 20.07.2026 tarihli itirazın reddi kararının iptalini, 6.000,00 TL kayıt ücreti ile buna bağlı fer'i mali yükümlülüklerin iptalini ve tahakkukunun önlenmesini, dava sonuna kadar tahsil işlemlerinin ihtiyaten durdurulmasını, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesini talep ve dava etmiştir. Dava, tespit isteminden ibarettir. Uyuşmazlık, davacı şirkete davalı İstanbul ... tarafından tesis edilen 15.05.2026 tarih ve .../MK/...sayılı re’sen kayıt işleminin gereği olarak davacı şirketin davalı borsaya kayıt yükümlülüğü bulunmadığı iddiası kapsamında tahakkuk ve tahsil işlemlerinin ihtiyaten durdurulması istemine ilişkindir. 6100 Sayılı HMK nın 1. Maddesi, aynı yasanın 114/1-c bendi ile 115/1. Hükmü nedeni ile öncelikli olarak görev hususunda inceleme yapılmıştır. HMK 138 maddesi uyarınca mahkemenin öncelikle dava şartları hakkında dosya üzerinden karar vereceği düzenlemesi karşısında davanın dosya üzerinden ,dava dilekçesi tebliğ edilmeden görev dava şartı yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi mümkün olup, bu durum hukuki dinlenilme hakkının ihlali niteliğinde değildir. (YHGK 11/04/2019 tarihve E:2017/15-2141-K:2019/442) 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4.maddesinde hangi işlerin ticari dava olarak nitelendirilecekleri belirlendikten sonra anılan kanunun 5.maddesinde ticaret mahkemelerinin kuruluşu ve hangi mahkemelerin ticaret mahkemesi sıfatıyla bakacağı belirlendikten sonra asliye ticaret mahkemesi ile asliye ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişkinin görev ilişkisi olduğu belirtilmiştir. Ticari davaları, mutlak ticari davalar, nisbi ticari davalar, yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç grubta toplamak mümkündür. Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, 6102 sayılı TTK'nın 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır. Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. 6102 sayıl TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi, hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira; Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez. Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da yeterli görülmüştür. TTK'nın 11. maddesinin ikinci fıkrası "(2) Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Cumhurbaşkanı kararıyla belirlenir." hükmünü amirdir. İlgili fıkrada her ne kadar ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınırın Cumhurbaşkanı kararıyla belirleneceği ifade edilmişse de söz konusu fıkranın 2/7/2018 tarihli değişiklikten önceki halinde sınırın Bakanlar Kurulunca çıkarılacak kararnamede gösterileceği ifade edilmekteydi. Nitekim 21 Temmuz 2007 tarihli, 26589 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Bakanlar Kurulu kararı ile söz konusu ayrımın ne şekilde yapılacağı açıklığa kavuşturulduğundan ve sonrasında Cumhurbaşkanlığı kararıyla bu hususta yeni bir düzenleme yapılmadığından, halen geçerliliğini koruyan Bakanlar Kurulu kararı doğrultusunda değerlendirme yapılmalıdır. Anılan Bakanlar Kurulu kararı uyarınca, esnaf ve tacir ayrımı, esnaf faaliyetinin türüne göre 213 sayılı VUK’nun 177. maddesindeki parasal sınırlar esas alınarak belirlenir. Anılan Bakanlar Kurulu kararı uyarınca, sadece ikinci sınıf tacirlerin esnaf olarak kabulü söz konusu olabilir. Yani birinci sınıf tacirler hiç bir koşulda esnaf olarak kabul edilemez. 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 176. maddesine göre tüccarlar, birinci sınıf ve ikinci sınıf olmak üzere ikiye ayrılır. Birinci sınıf tüccarlar, bilanço esasına göre defter tutanlardır. İkinci sınıf tüccarların ise işletme hesabına göre defter tutanlardır. VUK'nun 177. maddesinde ise kimlerin birinci sınıf tüccar olduğu açıklanmış olup birinci aşamada gelir esasına göre bir ayrım yapılmış, maddenin son fıkrasında ise tacirin gelirine hiç bakılmaksızın, ihtiyari olarak bilanço esasına göre defter tutmayı tercih eden tacirlerin de birinci sınıf tacir oldukları kabul edilmiştir. Bu yasal düzenlemelere göre, kanun gereği birinci sınıf tacir sayılan bir tacirin esnaf olarak kabulü mümkün değildir. Salt ticari işletmenin ticaret siciline kayıtlı olmaması, esnaf odasına kayıtlı olması, bu işletme sahibinin tacir sayılmamasını gerektirmez. "... Dosya kapsamına göre; davacının tacir olduğuna dair dosyada delil bulunmadığı, kaçak elektrik kullanılan yerin iş yeri olmasının, davacıyı tacir olarak nitelendirmek için yeterli olamayacağı, dosyadaki belgelerden söz konusu iş yerinin davacı adına bir işyeri olmadığı, uyuşmazlık konusunun, işyerinde kaçak ve abonesiz olarak elektrik kullanıldığı gerekçesiyle tahakkuk ettirilen elektrik bedelinden kaynaklandığı, davacının tacir ve tüketici sıfatı bulunmaması nedeniyle uyuşmazlığın genel hükümler uyarınca asliye hukuk mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekir. SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle; 6100 sayılı HMK’nın 21 ve 22. maddeleri gereğince İstanbul Anadolu ... Asliye Hukuk Mahkemesinin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE 06/10/2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. .." T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 37. HUKUK DAİRESİ, 2020/89, 2020/1792 Karar. Dosya tüm deliller ile birlikte somut olay bakımından değerlendirildiğinde; 6100 Sayılı HMK nın 1. Maddesi hükmüne göre; göreve ilişkin kurallar kamu düzeninden olup, aynı yasanın 114/1-c bendi uyarınca, dava şartı olan bu husus, 6100 Sayılı HMK nın 115/1. maddesi gereğince mahkemece davanın her aşamasında kendiliğinde araştırılır, göreve ilişkin dava şartı noksanlığının sonradan giderilmesi mümkün değildir. Bu nedenle öncelikli olarak görev hususunda inceleme yapılmıştır. Dava, davacı şirketin davalı borsaya karşı borçlu olduğu iddiası kapsamında davalı tarafça borç gösterilen miktarın davacı tarafça kabul edilmemesi üzerine açılan tespit isteminden kaynaklanmakta olup Kamu kurumunu niteliğindeki meslek kuruluşu olan davalının tacir olmadığı anlaşıldığından mutlak ve nispi nitelikte ticari dava niteliği bulunmadığından davanın görev yönünden ve İstanbul BAM 3. Hukuk Dairesinin 2021/2552 Esas, 2022/2509 Karar ve 03/10/2022 tarihli ilamı ve İstanbul BAM 40. Hukuk Dairesinin 2022/1351 Esas, 2025/1049 Karar ve 30/06/2025 tarihli ilamı olan emsal kararlar neticesinde HMK 114/1-c ve 115/2 uyarınca usulden reddine karar verilerek İstanbul Asliye Hukuk Mahkemelerine gönderilmesi gerektiği sonucuna varıldığından mahkememizin görevsizliğine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklandığı üzere; Davanın, dava şartı olan 6100 Sayılı HMK'nın 114/1-c maddesinde düzenlenen görev yönünden usulden reddi ile MAHKEMEMİZİN GÖREVSİZLİĞİNE, 6100 Sayılı HMK nın 20/1. maddesi 1. cümlesi uyarınca, kararın kesinleşmesine müteakip talep halinde, dosyanın ve eklerinin yetkili ve görevli mahkeme olan İSTANBUL NÖBETÇİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE, 6100 Sayılı HMK nın 20/1. maddesi 1. cümlesi uyarınca, taraflardan herhangi birinin kararın kesinleşmesinden itibaren iki (2) haftalık yasal süre içerisinde Mahkememize başvurarak dava dosyasının görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesini talep etmesi halinde, dosyanın görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesine, 6100 Sayılı HMK nın 20/1. maddesi 2. cümlesi uyarınca, taraflardan herhangi birinin kararın kesinleşmesinden itibaren iki (2) haftalık yasal süre içerisinde Mahkememize başvurarak dava dosyasının görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesini talep etmemesi halinde, dava dosyasının re'sen ele alınarak, açılmamış sayılmasına karar verilmesine, bu hususun taraflara ihtaratına, (Gerekçeli hükmün tebliği ile ihtaratına) 6100 Sayılı HMK nın 331/2.nci maddesi 1. cümlesi uyarınca, bu dava dosyasına ilişkin harç ve yargılama giderlerinin görevli ve yetkili mahkemede değerlendirilmesine, Dava dosyasının kesinleşmesi üzerine, iki (2) haftalık yasal süre içerisinde, taraflardan herhangi birinin, ilgili mahkemeye dava dosyasının gönderilmesini talep etmemesi halinde, ilgili dava dosyasının mahkeme Yazı İşleri Müdürü tarafından mahkeme hakiminin önüne getirilmesine, Dair; 6100 sayılı HMK.'nun 341. ve devamı maddeleri gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İSTİNAF kanun yolu açık olmak üzere tarafların yokluğunda karar verildi. 19/08/2026
Katip ¸e-imzalıdır
Hakim ¸e-imzalıdır