İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2026/114 E. 2026/781 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2026/114
Karar No
2026/781
Karar Tarihi

T.C. A N T A L Y A 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2026/114 Esas KARAR NO : 2026/781 Karar

DAVA : Menfi Tespit (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 30/07/2025 KARAR TARİHİ : 15/10/2026

Kemer ... Asliye Hukuk Mahkemesi'nin ... tarih .../... Esas .../... Karar sayılı görevsizlik kararı üzerine mahkememize tevzi edilerek .../... Esasını almış olup, mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı dava dışı ... şirketi'nin eski yetkilisi olduğu, anılan dava dışı şirketin mevcut yetkilisi müvekkilin aynı zamanda eşi olan ...'dir. Dava dışı şirket, ... Mah. ... Cad. No: ... ... / ... adresinde ... tarihli kira sözleşmesiyle kiracı olarak bulunduğu, ... tarihinde davalı ... A.Ş. Çalışanları, ... Mah. ... Cad. No: ... .../... adresine gelerek kaçak elektrik kullanıldığını iddia edip inceleme yapacaklarını beyan ettiği, yapılan inceleme sırasında her ne kadar olay yerinde davacı müvekkil bulunmamasına rağmen dava dışı şirket çalışanlarının müvekkile telefon ile haber vermesi üzerine davacı müvekkil, davalı şirket çalışanlarına "kaçak elektrik kullanılmadığını, böyle bir durumun söz konusu olamayacağını" belirttiği, buna rağmen davalı şirket çalışanları haksız ve hukuka aykırı olarak olay yerinde dahi bulunmayan müvekkil adına ... Mah. ... Cad. No: ... .../... adresinde kaçak elektrik kullanıldığından bahisle toplam 9 adet kaçak elektrik tespit tutanağı tanzim edildiği, tanzim edilen tutanakların 1 tanesi mevcut aboneliğe yönelik olup kalan 8 tanesi ise dava dışı şirketin personel lojmanı olarak kullandığı odalara ilişkin olduğu, davalı şirket hukuka aykırı olarak ana abonelik hakkında kaçak elektrik kullanıldığının yanı sıra taşınmazda mevcut diğer odalarında ayrı ayrı elektrik aboneliği olması zorunluymuş gibi işlem yaparak bu odalara ilişkin kaçak elektrik tespit tutanağı düzenlediği, söz konusu tutanakların toplam bedeli ... TL olduğu, ayrıca aynı gün mevcut elektrik aboneliği de kullanıma kapatılmış ve elektrik kesilmiştir. Daha sonrasında müvekkilin davalı şirkete ilgili adreste kendisine ait bir abonelik olmadığını bu adreste kiracı olarak dava dışı şirketin yer aldığı bildirir yazılı itiraz başvurusu neticesinde ... tarihli ... sayılı cevabı yazı ile ... kaçak elektrik tespit tutanağına binaen ... seri numaralı ... TL bedelli faturanın iptaline karar verildiği, ancak müvekkil, eşine ait dava dışı şirketin mağdur olmaması ve kendisi adına icra takibi başlatılmaması için bu cezayı ilgili karardan önce ödediği, yine ayrıca ... tarihli ... sayılı cevabı yazıda ... kaçak elektrik tespit tutanağına binaen ... seri numaralı ... TL bedelli fatura faturanın yeniden hesaplanmasına karar verilerek ... seri numaralı ... TL bedelli fatura düzenlendiği, bu haliyle müvekkil, davalı şirkete toplam ... TL borçlu hale geldiği, kesilen elektrik aboneliği ise yine dava dışı mülk sahibi ... ... adına olduğu, müvekkil abone sahibi olmadığı gibi tacir de olmadığı, söz konusu adreste ... şirketi çalışanlarının kalmış olduğu 7 adet oda, bir adet market ve bir de kapalı garaj bulunduğu, söz konusu odalar dava dışı şirkete ait çalışanların geceleri kullandığı içerisinde bir adet mini buz dolabı, bir adet klima ve sadece bir adet aydınlatma lamba bulunduğu odalar bulunmaktadır. yukarıda anılan adreste kullanılan elektrik saat ve sigortalar eski olup dava dışı şirket tarafından bu haliyle kiralandığı, ceza tutanakları tanzim edilirken karşı taraf davalı şirket çalışanları tarafından herhangi bir araştırma ve değerlendirme yapmaksızın sadece dava dışı şirket çalışanlarının gece yatmak amacıyla kullandıkları odaları tabiri caizle televizyon, buzdolabı, bulaşık makinası, çamaşır makinası, klima, ütü, vesair elektronik aletlerin tamamın bulunduğu bir ev gibi düşünerek elektrik kullanımını buna göre hesaplamış ve yine bu rakam üzerinde fahiş olarak bir cezaya hükmettiği, davalı çalışanları ceza tutanağı tanzim ederken odaların içerisine girmeksizin farazi şekilde tutanak düzenlemişlerdir. Davalı şirket tarafından doğru bulgu ve belgelerin bulunmaması karşın 90 günlük süre alınması gerekirken 360 günün esas alınması ve bu süre üzerinden ceza hesaplaması açıkça yasa hükmüne aykırılık teşkil ettiği, müvekkil ile davalı şirket arasında herhangi bir abonelik sözleşmesi bulunmamasına rağmen toplamda ... TL borç miktarı ile karşı karşıya kaldığı, müvekkil her ne kadar kaçak elektik kullanmamış ise de hem kendisinin haciz işlemleri yaşamaması ve eşine ait şirketin mağduriyetinin son bulması amacıyla davalı şirket ile görüştüğü, bu görüşmeler neticesinde müvekkilin kısmı ödeme yapması halinde elektrik enerjisinin yeniden sağlanacağı bildirildiği, bunun üzerine ... tarihinde ... tl, ... tarihinde ... tl ve ... tarihinde ... tl olmak üzere toplam ... tl itirazi kayıtlı şekilde davalı şirketin banka hesabına ödeme yapıldığı, izah edilen nedenlerle müvekkil açısından mağduriyetin önlenmesi, ileri de davalı şirket tarafından müvekkile karşı icra takibi başlatılmaması adına dava konusu tutanaklar yönünden ihtiyati tedbir kararı verilmesini, ... ... adına kayıtlı ancak müvekkilin eşinin yetkilisi olduğu ... şirketi'nin kullanımında olan ... hizmet numaralı ... tesisat numaralı .../... Sayaç numaralı elektrik aboneliğin kesintisiz devam etmesi için yargılama sonuçlanıncaya kadar ihtiyati tedbir kararı verilmesini, davalı şirket tarafından müvekkilden cebri icra tehdidi ve elektriğin kesilmesi yaptırımı ile tahsil edilen ... tarihinde ... TL, ... tarihinde ... TL ve ... tarihinde ... TL olmak üzere itirazi kayıtla ödenmiş toplam ... TL'in istirdadına ve sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca cezaların ödeme tarihinden başlamak üzere en yüksek temerrüt faizi ile birlikte davalı şirketten tahsiliyle müvekkile ödenmesine karar verilmesini, dava tarihi itibariyle ödenmeyen ... TL yönünden ise müvekkilin davalı şirkette borçlu olmadığının tespitini, söz konusu bu borç yargılama sırasında ödenmek zorunda kalınması halinde ise bu meblağ yönünde de davanın istirdat davasına dönüşerek, ... TL 'nin de ödeme tarihinden başlamak üzere en yüksek temerrüt faizi ile birlikte davalı şirketten istirdatını, yargılama gideri ve avukatlık vekalet ücretinin davalı üzerine bırakılmasını talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu tüketim noktasının otel olarak işletilen bir ticarethane olduğunu, tarafların tacir sıfatını haiz bulunması ve uyuşmazlığın ticari iş niteliği taşıması sebebiyle davanın görevsizlik nedeniyle usulden reddi gerektiğini, davacının iddialarının aksine, ... tutanak tarihi itibarıyla dava konusu oteli işleten şirketin yetkilisi ve paydaşı olduğunu, ... tarihli Ticaret Sicil Gazetesi'nden de anlaşılacağı üzere hisselerini tutanak tarihinden sonra eşine devrettiğini, ... tarihinde çalışanlarca yapılan kontrolde ... dağıtım hizmet numaralı tüketim noktasında perakende satış sözleşmesi bulunmasına rağmen kolon sigortasından harici hat çekilerek sayaca girmeksizin ölçü dışı enerji tüketildiğinin belirlenmesi üzerine ... seri numaralı kaçak elektrik tespit tutanağının düzenlendiğini, diğer tüm tutanakların da ... seri numaralı sayacın kolon sigortasından abonesiz, sözleşmesiz ve sayaçsız biçimde diğer odalara hat çekilerek enerji kullanılması sebebiyle tanzim edildiğini, eylemlerin Elektrik Piyasası Tüketici Hizmetleri Yönetmeliği’nin 42. maddesi kapsamında kaçak elektrik tüketimi teşkil ettiğini ve durumun video ile fotoğraflarla tespit edildiğini, tahakkuk ettirilen faturaların mevzuata uygun hesaplandığını, ayrıca mahkemenin .../... D.İş sayılı dosyasında verilen ... tarihli ara kararla yaklaşık ispat sağlanamadığından tedbir talebinin reddedildiğini, kimsenin kendi kusuruna dayanarak hak elde edemeyeceğini ileri sürerek, öncelikle görevsizlik nedeniyle davanın usulden reddine, haksız davanın ve ihtiyati tedbir talebinin esastan reddine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Mahkememizce Elektrik Mühendisi bilirkişi tarafından ... tarihli bilirkişi raporu aldırılmıştır. Mahkememizce Elektrik Mühendisi bilirkişi tarafından ... tarihli bilirkişi ek raporu aldırılmıştır. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Asliye Ticaret Mahkemesi; dava konusunun değerine veya miktarına bakılmaksızın ticari davalara ve ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevli özel bir mahkemedir. Asliye Ticaret Mahkemesinin görevine giren işlerin genel çerçevesi 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 5. maddesinde düzenlenmiştir. Ticari davalar, mutlak ticari davalar, nispi ticari davalar ve yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç gruba ayrılır. Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 4/1. maddesinde bentler hâlinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra ve İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır. Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması hâlinde ticari nitelikte sayılan davalardır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. Ticari iş karinesinin düzenlendiği 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hâle getirmez. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava hâline getirmez. Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununda yeterli görülmüştür (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 16/04/2019 tarih 2017/17-1097E. 2019/458K. sayılı kararı). Tacir, bir ticari işletmeyi kısmen dahi olsa kendi adına işleten kişidir (TTK m. 12/1). Tacirin tanımında merkez kavram ticari işletmedir. Bu sebeple teşebbüs kavramının unsurları ticari işletmenin unsurları ile karşılaştırılacaktır. Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmelerdir (TTK m. 11/1). Unsurları; devamlılık, iktisadi faaliyet (gelir sağlamayı hedef tutma), bağımsızlık, esnaf faaliyeti sınırlarını aşmadır. (Karaman Coşgun, Özlem; 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda Teşebbüs Kavramı ve Tacir Sayılmasının Sonuçları, MÜHF - HAD, C.21, S.1, s.115 vd.). 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 12. maddesinde; "Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir. Bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo, televizyon ve diğer ilan araçlarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline tescil ettirerek durumu ilan etmiş olan kimse, fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır. Bir ticari işletme açmış gibi, ister kendi adına, ister adi bir şirket veya her ne suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan diğer bir şirket adına ortak sıfatıyla işlemlerde bulunan kimse, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı tacir gibi sorumlu olur." hükmü ile anılan kanunun 11. maddesinde "Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Bakanlar Kurulunca çıkarılacak kararnamede gösterilir.” Yine 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 15. maddesinde de; "İster gezici olsun ister bir dükkânda veya bir sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan ve geliri 11. maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır." düzenlemesi bulunmaktadır. Bir kimsenin vergi mükellefi olması, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun yönünden de tacir kabul edilmesini gerektirmez. Ticaret siciline ya da Oda'ya kayıtlı olmamak da tacir olmamanın kesin bir kanıtı olmadığı gibi, vergi mükellefi olup olmamak da tacir ve esnaf ayrımında kesin bir ölçüt olarak kabul edilemez. Mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1463. maddesine göre, Bakanlar Kurulu’nca 18/06/2007 tarihinde kararlaştırılıp, 21/07/2007 tarih ve 26589 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, 2007/12362 sayılı Bakanlar Kurulu Kararında esnaf - tacir ayırımının nasıl yapılacağı belirlenmiştir. 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 10. maddesinde ticari işletmeler hakkında 6102 sayılı TTK'nın 11/2 madde ve fıkrasında öngörülen Bakanlar Kurulu kararı çıkarılıncaya kadar yürürlükte bulunan düzenlemelerin uygulanacağı belirtildiğinden Bakanlar Kurulu kararının uygulanmasına devam edilerek esnaf ve tacir ayrımının anılan kararda belirtilen kıstasların değerlendirilmesi suretiyle yapılması gerekecektir (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 16/10/2017 tarih 2017/3898E. 2017/5384K. sayılı kararı). 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanun'un 3/a maddesine göre; "Esnaf ve sanatkâr: İster gezici ister sabit bir mekânda bulunsun, Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunca belirlenen esnaf ve sanatkâr meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedenî çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabı esasına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimseler"dir. Dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Türk Ticaret Kanun'un gerek 11. gerekse 15. maddesinde öngörülen sınırı belirleyen Bakanlar Kurulu kararı ise 21.07.2007 yürürlük tarihli, 2007/12362 sayılı Bakanlar Kurulu kararı olup, söz konusu Bakanlar Kurulu kararının 1. maddesi şöyledir; "(1) 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanununun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ve 63 üncü maddesi ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 12 nci ve 17 nci maddelerinin uygulaması bakımından; a) Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunun tespit edeceği ve Resmî Gazete’de yayımlanacak esnaf ve sanatkâr meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedeni çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunanlardan 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 177 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) ve (3) numaralı bentlerinde yer alan nakdi limitlerin yarısını, (2) numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf ve sanatkâr sayılmaları ile esnaf ve sanatkâr siciline ve dolayısıyla esnaf ve sanatkarlar odalarına kaydedilmeleri, Ancak, esnaf ve sanatkâr siciline kayıtlı iken, daha sonraki yıllarda yıllık alış veya satış tutarları ya da gayri safi iş hasılatı, esnaf ve sanatkâr sayılma hadlerini aşanların kendileri istemedikçe ticaret siciline ve dolayısıyla Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği bünyesindeki odalara kayıt için zorlanmaması, yıllık alış veya satış tutarları ya da gayri safi iş hasılatı esnaf ve sanatkâr sayılma hadlerinin altı katını aşanların ise kayıtlarının, esnaf ve sanatkâr sicili marifetiyle ticaret siciline aktarılması, b) 213 sayılı Vergi Usul Kanununa istinaden birinci sınıf tacir sayılan ve bilanço esasına göre defter tutanlar ile işletme hesabına göre defter tutan ve bu Kararın (a) bendinde belirtilenlerin dışında kalanların tacir ve sanayici sayılmaları ile ticaret siciline ve dolayısıyla Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin bünyesindeki odalara kaydedilmeleri, kararlaştırılmıştır." Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi'nin 09/02/2017 tarih 2017/63E. 2017/84K. sayılı kararında; "... uyuşmazlığın abonelik sözleşmesi kapsamında kaçak elektrik kullanmaktan kaynaklandığı, tarafların ticari işletmesine ilişkin olmadığı, ayrıca davacı kooparetifin tacir olmadığı, 1163 sayılı Kooparatifler Kanunundan kaynaklanan bir uyuşmazlığın da bulunmadığı anlaşılmakla; Mersin ... Asliye Ticaret Mahkemesinin taraflar arasındaki uyuşmazlığa bakmakla görevli olmadığı, uyuşmazlığın genel hükümler çerçevesinde Asliye Hukuk Mahkemelerince görülüp, sonuçlandırılması gerektiği..." denilmiştir. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi'nin 05/11/2019 tarih 2019/1495E. 2019/1608K. sayılı kararında; "...Eldeki davada; talep konusu yapılan aboneliğin ticarethane olmasına göre davacının tüketici konumunda bulunmadığı anlaşılmaktadır... Somut olayda; dosya kapsamındaki kira kontratı, ihtarname, davalı şirketin davacıya hitaben yazdığı yazı ve taraf beyanlarından anlaşıldığı üzere aboneliğin bulunduğu işyerinin berber dükkanı olduğu, davacının tacir olduğu yönünde de dosya kapsamında her hangi bir delilin bulunmadığı birlikte gözetildiğinde somut uyuşmazlığa bakma görevi genel mahkeme olan Asliye Hukuk Mahkemesine aittir. Bu sebeple ilk derece mahkemesince görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olarak belirlenmesinde her hangi bir hukuka aykırı yön bulunmamaktadır..." denilmiştir. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi'nin 17/05/2019 tarih 2019/83E. 2019/864K. sayılı kararında; "...Mahkemece ilgili vergi dairesi müdürlüğünden, davacının dava tarihi gözetilerek 2016 ve 2017 yılına ait vergi beyannamelerinin getirtilip incelenmesi ve yukarıda belirtilen yasa hükümlerine göre değerlendirme yapılarak oluşacak sonuca göre davacının tacir sayılıp sayılmayacağının tespiti ile..." denilmiştir. Davanın nispi ticari dava olması için, her iki tarafın tacir olması ve davanın konusunun her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili hususlardan doğması gerekmektedir. Bir taraf tacir değil ise uyuşmazlıkta Asliye Ticaret Mahkemesi görevli değildir (Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi'nin 17/05/2023 tarih 2023/923E. 2023/788K. sayılı kararı). Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi'nin 24/06/2024 tarih 2024/2198E. 2024/1081K. sayılı kararında; "... taraflar arasındaki uyuşmazlık haksız fiilden kaynaklanmaktadır. Kazaya karışan diğer aracın sürücüsü ve malikine haksız fiil nedeniyle genel hükümlere göre dava açılmıştır. Dosya arasında mevcut belgelere göre her ne kadar davacı tacir sıfatını haiz ise de, Antalya Ticaret Sanayi Odası, Antalya Esnaf ve Sanatkarlar odaları birliğinin yazısı, Ticaret Sicil Müdürlüğünün yazısı ve ... Vergi Dairesi Müdürlüğü’nün ... tarihli yazısı birlikte değerlendirildiğinde davalının basit usulde vergi mükellefi olduğu ve esnaf odasına kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda uyuşmazlık konusu taraflarının her ikisinin birden ticari işletmesiyle ilgili olmadığı gibi eldeki davanın, tarafların ticari işletmesiyle ilgili olup olmamasına bakılmaksızın Türk Ticaret Kanunu veya diğer kanunlarda o davaya asliye ticaret mahkemesinin bakacağı davalar arasında da bulunmadığı, gerçek kişi tarafların uyuşmazlık açısından tacir dolmadıkları, davanın genel hükümlere göre Asliye Hukuk Mahkemesinde görülmesi gerektiği... " denilmiştir. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi'nin 14/11/2025 tarih 2025/4248E. 2025/2494K. sayılı kararında; "... her ne kadar davalılardan ... Şirketi tacir niteliğini haiz ise de Antalya Ticaret Sanayi Odası, Antalya Esnaf ve Sanatkarlar odaları birliğinin yazısı, Ticaret Sicil Müdürlüğünün yazısı ve Vergi Dairesi Müdürlüğü’nün yazısı birlikte değerlendirildiğinde davalının gerçek usulde işletme hesabına göre defter tuttuğu, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu 177. maddesinde belirtilen hadlerden, 1. ve 3. bendindeki konularda faaliyette bulunanlarda yarısını, 2. bendeki faaliyetlerde bulunanların belirtilen nakdi limiti aşmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda uyuşmazlık konusu tarafların her ikisinin birden ticari işletmesiyle ilgili olmadığı gibi eldeki davanın, tarafların ticari işletmesiyle ilgili olup olmamasına bakılmaksızın Türk Ticaret Kanunu veya diğer kanunlarda o davaya asliye ticaret mahkemesinin bakacağı davalar arasında da bulunmadığı, gerçek kişi davacının uyuşmazlık açısından tacir olmadığı, davanın genel hükümlere göre Asliye Hukuk Mahkemesinde görülmesi gerektiği kanaatine varılmıştır..." denilmiştir. Davamıza gelince; davacı faturaya dayanak olarak menfi tespit davası açmıştır. Dava, ... tarihinde Kemer ... Asliye Hukuk Mahkemesinde açılmış, anılan mahkemenin ... tarih ve .../... E. .../... K. sayılı kararı ile gönderme kararı verilerek dosya mahkememize tevzi olunmuştur. Ticaret oda kaydı bulunmayan hukuki işlem tarihi itibari ve sonrası itibari ile 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 177'nci maddesinin birinci fıkrasının (1) ve (3) numaralı bentlerinde yer alan nakdi limitlerin yarısını, (2) numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayan davacı, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 11, 12. ve 15. maddeleri ile 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları hakkında Kanunun 3/a. maddesi ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu 177. maddeleri uyarınca tacir değildir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Dava, kaçak, usulsüz elektrik kullanım iddiasına dayanmakta olup, bu nevi davaların ticari dava olduğuna ya da asliye ticaret mahkemelerinde görüleceğine ilişkin bir yasal düzenleme bulunmamaktadır. Bu durumda, eldeki davanın ticari dava olarak kabulü ile uyuşmazlığın asliye ticaret mahkemesi tarafından çözülebilmesi için, uyuşmazlık konusu işin tacir olan her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili olması zorunludur. Davacı tacir olmadığından dava nispi ticari dava değildir. Davanın 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununda yer alan mutlak ve nispi ticari davalardan ayrıca özel kanunlarda düzenlenen ticari davalardan olmaması karşısında mahkememizin görevsiz olduğu sonucuna varılmıştır. Davacının talep niteliği nazara alındığı, görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesidir. Tüm bu nedenlerle, Kemer ... Asliye Hukuk Mahkemesi ile mahkememiz arasında 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 22. maddesinde belirtilen şekilde görev uyuşmazlığı oluştuğu anlaşılmakla aşağıdaki şekilde karar verilmesi gerekmiştir. H Ü K Ü M: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle; 1-Davanın göreve ilişkin dava şartı noksanlığı nedeniyle USULDEN REDDİNE, karar kesinleştiğinde dosyanın daha önce görevsizlik kararı veren Kemer ... Asliye Hukuk Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 2-Kararın istinaf yoluna gidilmeksizin kesinleşmesi halinde, Kemer ... Asliye Hukuk Mahkemesince daha önce görevsizlik kararı verilmesi nedeniyle, olumsuz görev uyuşmazlığının çözümü için dosyanın Antalya Bölge Adliye Mahkemesi ... Hukuk Dairesi Başkanlığına GÖNDERİLMESİNE, 3-Yargılama giderlerinin, 6100 sayılı HMK'nin 20 ve 331/2. maddeleri uyarınca görevli mahkemesince takdir edilmesine, Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı, verilen kararın gerekçesinin tebliğ tarihinden itibaren 2 haftalık süre içinde Antalya Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup anlatıldı.15/10/2026

Katip ... ¸e-imza

Hakim ... ¸e-imza

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2026/114, K. 2026/781, T. 15.10.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2026-114-e-2026-781-k-a9d3e1b9e427