İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2026/710 E. 2026/590 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2026/710
Karar No
2026/590
Karar Tarihi

T.C. ANTALYA 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2026/710 Esas KARAR NO : 2026/590 DAVA : İtirazın İptali (Haksız Eylemden Kaynaklanan Zarar Nedeniyle) DAVA TARİHİ : 18/06/2026 KARAR TARİHİ : 24/07/2026

Mahkememizde görülmekte olan itirazın iptali davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : TALEP : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirket tarafından... plakalı araç, kasko poliçesi ile sigorta güvencesi altına alındığını, davacı şirkete sigortalı olan... plakalı araç, ... tarihinde ... da seyir halinde iken, ... düşen kaya parçaları sebebi ile hasarlandığını, sigortalı... plakalı araç hasarı sebebi ile davacı şirket tarafından, hak sahibine ... TL ödeme yapılmak zorunda kalındığını, yapılan ... TL ödemenin, ... TL si hak sahibine, ... + ... = ... TL ise KDV tevkifat tutarı ile yasal zorunluluk gereği, faturalar sebebi ile vergi dairesine ödendiğini, davalı kurum hakkında Kemer İcra Müdürlüğü ... /... Esas sayılı dosyası ile ödenen ve karşılanmayan zarar miktarı olan ... TL ana para ve ferileri için icra takibi yapıldığını, ancak davalı taraf takibe itiraz ettiğini, takibin devamının sağlanması için işbu davanın açılmasının zorunlu hale geldiğini, davalı kurum, sorumluluğunda olan yolu, taşıt trafiğine uygun şekilde bulundurmak ve bunun için gerekli önlemleri almakla görevli ve yetkili olduğunu, bu sebeple, meydana gelen zarardan sorumlu olduğunu, davaya konu talep haksız fiilden kaynaklandığını, dolayısı ile faiz başlangıcı için herhangi bir ihtara gerek olmayıp, olay tarihinden itibaren faiz talep edilebileceğini, davalı kurum tarafından, ilgili icra dairesinin yetkisine itiraz edilmiş ise de , borçlunun yetki itirazı yerinde olmayıp yetki itirazının da iptalini talep etme zorunluluğu doğduğunu, davaya konu kaza ... /... ' da meydana geldiğini, haksız fiilin meydana geldiği yer yetkili olması sebebi ile, davalı kurumun yetki itirazı yerinde olmadığını, bu sebeple, ... İcra Dairesi ve Mahkemeleri yetkili olduğunu, davalının haksız ve hukuka aykırı yetki itirazının da iptalini talep ettiğini, işbu dava açılmadan önce zorunlu arabuluculuk başvurusu yapılmış olup anlaşamama ile sonuçlandığını, uyuşmazlık Mahkemesi kararları ile de sabit olduğu üzere davamızın Adli Yargı Merciilerince görülmesi gerektiğini, bu sebeplerle Kemer İcra Müdürlüğünün ... /... Esas sayılı dosyasına yapılan tüm itirazlarını iptali ile, itirazın ana para, yetki, takipten önce işlemiş faiz, faiz oranı ve tüm ferileri kapsar şekilde iptali ile takibin devamına, karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı cevap verememiştir. DAVA : Dava, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunun 67. maddesine dayanan itirazın iptali istemli davadır. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ: Dava, ... tarihinde Kemer ... . Asliye Hukuk Mahkemesinde açılmış, anılan mahkemenin ... tarih ... /... E. ... /... K. sayılı kararı ile görevsizlik kararı verilmiş, karar kesinleşmekle ve talep üzerine dosya mahkememize tevzi olunmuştur. Dava konu olayla ilgili hukuk kuralları şunlardır; 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 4., 16., 1472. maddeleri, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 22., 114/1-c., 115. Ve 138. maddeleri. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 16. maddesi şöyledir; "(1) Ticaret şirketleriyle, amacına varmak için ticari bir işletme işleten vakıflar, dernekler ve kendi kuruluş kanunları gereğince özel hukuk hükümlerine göre yönetilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere Devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri tarafından kurulan kurum ve kuruluşlar da tacir sayılırlar. (2) Devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri ile kamu yararına çalışan dernekler ve gelirinin yarısından fazlasını kamu görevi niteliğindeki işlere harcayan vakıflar, bir ticari işletmeyi, ister doğrudan doğruya ister kamu hukuku hükümlerine göre yönetilen ve işletilen bir tüzel kişi eliyle işletsinler, kendileri tacir sayılmazlar." Asliye Ticaret Mahkemesi; dava konusunun değerine veya miktarına bakılmaksızın ticari davalara ve ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevli özel bir mahkemedir. Asliye Ticaret Mahkemesinin görevine giren işlerin genel çerçevesi 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 5. maddesinde düzenlenmiştir. Ticari davalar, mutlak ticari davalar, nispi ticari davalar ve yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç gruba ayrılır. Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 4/1. maddesinde bentler hâlinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra ve İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır. Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması hâlinde ticari nitelikte sayılan davalardır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. Ticari iş karinesinin düzenlendiği 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hâle getirmez. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava hâline getirmez. Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununda yeterli görülmüştür (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 16/04/2019 tarih 2017/17-1097E. 2019/458K. sayılı kararı). 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 1472. maddesinin 1. fıkrasına göre; sigortacı, sigorta tazminatını ödediğinde, hukuken sigortalının yerine geçer. Sigortalının, gerçekleşen zarardan dolayı sorumlulara karşı dava hakkı varsa bu hak, tazmin ettiği bedel kadar, sigortacıya intikal eder. Sorumlulara karşı bir dava veya takip başlatılmışsa sigortacı, mahkemenin veya diğer tarafın onayı gerekmeksizin, halefiyet kuralı uyarınca sigortalısına yaptığı ödemeyi ispat ederek, dava veya takibi kaldığı yerden devam ettirebilir. Bu madde uyarınca sigortacı, sigorta bedelini ödedikten sonra hukuken sigorta ettiren yerine geçer ve dava, tazmin ettiği bedel nispetinde sigortacıya intikal eder. Bu şekilde sigortalısının haklarına halef olan sigorta şirketinin, ödediği tazminat miktarınca hukuken sigortalı yerine geçerek açtığı rücû davası, aslında bir tazminat davası olup, bu niteliği itibariyle aynı zamanda şahsî nitelikte bir eda davasıdır. Burada sigortacı, sigorta ettiren yerine geçtiği için şahsî ve rücû ödediği bedelle sınırlı olduğundan dolayı da cüz'î haleftir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 22.3.1944 tarihli ve 37 E. 9 K. ve 17.01.1972 tarihli ve 1970/2 E.,1972/ 1 K. sayılı kararlarında bu husus "sigortacının sorumlu kişi aleyhine açacağı dava sigorta poliçesinden doğan bir dava değildir. Bu nedenle, halefiyet davası bir ticari dava sayılamaz. Bu dava, aynen sigortalı kimsenin sorumlu kişiye karşı açmış olduğu bir dava gibidir. Sigortalının muhtelif mahkemelerde dava açma hakkı varsa aynı hak sigortacının halefiyet hakkına dayanan rücu davası için de söz konusudur." şeklinde vurgulanmakta iken, 31.03.1954 tarihli ve 1953/18 E., 1954/11 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında ise sigortacının, sigortalıya ödediği tazminat oranında sigortalının yerine geçeceği ve onun kanuni halefi olacağı belirtilmiştir. O hâlde bu tür davalarda görevli mahkeme sigortalı ile zarar sorumlusu arasındaki ilişkiye göre belirlenmelidir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 05/02/2019 tarih 2017/17-1088E. 2019/65K. sayılı kararı). Sigortacının halefiyete dayalı olarak açtığı davada, davanın nitelendirmesi yapılırken, davacının sigortalısı ile zarara neden olduğu iddia edilen arasındaki hukuki ilişkiye bakılması gerekir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1472. maddesine göre rücuen tazmini istemine ilişkin dava haksız fiilden kaynaklanıyorsa görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesidir (Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 11/12/2017 tarih 2016/20289E. 2017/11469K. sayılı kararı). Yargıtay 20. Hukuk Dairesi'nin 16/01/2017 tarih 2016/11665E. 2017/50K. sayılı kararında; "...Somut olayda uyuşmazlık, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 1472/1. maddesi uyarınca, sigorta şirketi tarafından sigortalısına ödenen tazminatın, kusurlu olan davalıdan rücuan tahsiline ilişkindir. TTK'nın 1472/1. maddesinde düzenlenen halefiyet, yasal, sınırlı ve cüz’î halefiyet niteliğindedir. Bu maddeden doğan halefiyet hakkına istinaden açılan veya açılacak olan dava, esas itibariyle sigortalının, kendisine zarar verene karşı açacağı tazminat davasının, onun halefi sıfatıyla sigortacı tarafından açılmasıdır. TTK'nın 1472/1. maddesi uyarınca sigortacı, sigorta bedelini ödedikten sonra hukuken sigorta ettiren yerine geçer ve dava, tazmin ettiği bedel nisbetinde sigortacıya intikal eder. Bu şekilde sigortalısının haklarına halef olan sigorta şirketinin, ödediği tazminat miktarınca hukuken sigortalı yerine geçerek açtığı rücû davası, aslında bir tazminat davası olup, bu niteliği itibariyle aynı zamanda şahsî nitelikte bir eda davasıdır. Burada sigortacı, sigorta ettiren yerine geçtiği için şahsî ve rücûu ödediği bedelle sınırlı olduğundan dolayı da cüz'î haleftir. Sigortacının, sigortalıya ödediği tazminat oranında sigortalının yerine geçeceği ve onun kanunî halefi olacağı, ilke olarak 31.03.1954 gün ve 1953/18 E. - 1954/11 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtilmiştir. 17.01.1972 tarih ve 1970/2 E. - 1972/1 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da, sigortacının, zarara sebebiyet veren aleyhinde açtığı rücû davasının, kanundan doğan halefiyete dayandığı ve halef olanın, halefiyet yolu ile nasıl bir hak iktisap etmiş ise, o hakka sahip olacağı vurgulanmış; velhasıl sigorta ettirenin ne hakkı varsa bunların, şartları gerçekleşince sigortacıya geçeceği; sigortacının, sigorta ettirenin bütün def’ilerini üçüncü şahsa karşı ileri sürebileceği gibi eylemin haksız fiîlden kaynaklandığı açıktır. Somut olayda, sigortalının halefi olan davacı sigorta şirketi, dava dışı sigortalıya ait aracın ... mahallesi, ... caddesinde seyir halindeyken yol ortasında, davalının bakım ve gözetim sorumluluğunda bulunan rögarın üzerinden geçerken rögar kapağının araca çarpması nedeniyle oluşan zararın rücuan tahsilini talep etmekte olup, bu şekilde uyuşmazlığın haksız fiîlden kaynaklandığı anlaşılmakla asliye hukuk mahkemesinde görülmesi gerekmektedir..." denilmiştir (aynı mahiyette Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 11/09/2018 tarih 2018/3540E. 2018/5175K. sayılı kararı, Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 11/12/2017 tarih 2016/20289E.2017/11469K. sayılı kararı, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi'nin 22/02/2019 tarih 2019/161E. 2019/177K. sayılı kararı, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi'nin 03/10/2019 tarih 2019/333E. 2019/1177K. sayılı kararı). Yargıtay 20. Hukuk Dairesi'nin 03/11/2016 tarih 2016/9826E. 2016/9966K. sayılı kararında; "...davacı: ... Sigorta A.Ş., davalı: ... ... Uyuşmazlık kasko sigorta şirketi tarafından sigortalısına ödenen tazminatın rücuan tahsili amacıyla başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali, takibin devamı ve icra inkar tazminatı istemlerine ilişkindir. 3.7.1944 tarih ve 5746 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 22.03.1944 tarih 37 E. - 9 K. sayılı kararında bu husus "sigortacının sorumlu kişi aleyhine açacağı dava sigorta poliçesinden doğan bir dava değildir. Bu nedenle, halefiyet davası bir ticari dava sayılamaz. Bu dava, aynen sigortalı kimsenin sorumlu kişiye karşı açmış olduğu bir dava gibidir. Sigortalının muhtelif mahkemelerde dava açma hakkı varsa aynı hak sigortacının halefiyet hakkına dayanan rücu davası için de söz konusudur." şeklinde vurgulanmaktadır. Davalı tacir ise de kasko sigortasının sigortalısı (dava dışı ... ...) tacir olmadığından uyuşmazlık haksız fiilden kaynaklanmaktadır. Bu durumda davanın genel hükümlere göre HMK'nın 2. maddesi uyarınca asliye hukuk mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir..." denilmiştir (aynı mahiyette Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 12/09/2022 tarih 2021/26396E. 2022/9943K. sayılı kararı, Yargıtay 5. Hukuk Dairesi'nin 14/03/2022 tarih 2020/9900E. 2022/4409K. sayılı kararı ). Yargıtay19. Hukuk Dairesi'nin 10/06/2014 tarih 2014/8305E. 2014/10786K. sayılı kararında; "... Davaya konu aracın ruhsatında "kamyonet-hususi" yazılı olup, davacının tacir olduğu da kanıtlanamamıştır. Benzer konuda Yargıtay Hukuk Genel Kurulu' nun 17.04.2013 tarihli 2012/13-1217 E.-2013/55 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere, uyuşmazlığın çözümünde davaya konu aracın hangi amaçla kullanılmak üzere satın alındığının tespiti önem taşımaktadır. Davacının aracı ticari amaçla kullanmak üzere değil de hususi amaçla kullanmak için aldığını beyan ederek aracı "hususi" olarak tescil ettirmiş olması karşısında, aksi de ispatlanamamış olmasına göre aracın hususi amaçla satın alındığının kabulü gerekirken..." denilmiştir. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi'nin 25/03/2026 tarih 2026/367E. 2026/299K. sayılı kararında; "... davacının sigortalısı ile davalı ... ... arasındaki hukuki ilişki haksız fiilden doğmuştur. Davalı ... ... tacir olmadığı gibi... haksız fiilden doğan davada genel görevli mahkeme olan asliye hukuk mahkemeleri davacı ile davalı ... ... arasındaki davaya bakmakla görevlidir. Mahkemenin görevli olması ise, HMK'nun 114/1.c maddesi uyarınca dava şartlarından olup..." denilmiştir. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi'nin 30/12/2025 tarih 2024/1162E. 2025/1972K. sayılı kararında; "... TTK'nun 1472. maddesi uyarınca kasko sigorta poliçesinden kaynaklanan rücuen tazminat istemine ilişkindir... Davalı ... ... uyuşmazlık mahkemesinin 08/07/2019 tarih 2019/441 E 2019/496 K sayılı ilamı ile adli yargının görevli olduğundan bahisle Dairemiz görevsizlik kararının kaldırılmasına ve Asliye Hukuk Mahkemesi'nin görevli mahkeme olduğuna karar verildiği..." denilmiştir. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi'nin 04/12/2025 tarih 2024/859E. 2025/1481K. sayılı kararında; "... Davalı ... ... olup, tacir sıfatı bulunmadığı gibi..." denilmiştir. Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi'nin 23/12/2021 tarih 2021/1460E. 2021/2171K. sayılı kararında; "... davacı kasko şirketi, Davalı ... ... ne rücu tazminatına ilişkindir. Bu durumda uyuşmazlığın, asliye hukuk mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir. (YARGITAY 5.Hukuk Dairesi 2020/7586 E 2020/9096K). O halde, eldeki davanın Asliye Hukuk Mahkemesinde genel hükümlere göre görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir... " denilmiştir. Sigortalı aracın uğradığı hasar bedelini ödeyen sigorta şirketinin, zararın idarece giderilmesi istemiyle açtığı davanın, 2918 sayılı Yasanın 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi gözetildiğinde, adli yargı yerinde çözümlenmesi gerekir (Uyuşmazlık Mahkemesi'nin 08/07/2019 tarih 2019/441E. 2019/496K. sayılı kararı; Uyuşmazlık Mahkemesi'nin 23/12/2019 tarih 2019/732E. 2019/899K. sayılı kararı). Davanın nispi ticari dava olması için, her iki tarafın tacir olması ve davanın konusunun her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili hususlardan doğması gerekmektedir. Bir taraf tacir değil ise uyuşmazlıkta Asliye Ticaret Mahkemesi görevli değildir (Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi'nin 17/05/2023 tarih 2023/923E. 2023/788K. sayılı kararı). Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 11/04/2019 tarih 2017/15-2141E. 2019/442K. sayılı kararında; "...Tüm bu açıklamalar ışığında somut olaya gelindiğinde, mahkemece dava dilekçesi davalıya tebliğ edilmeden dosya üzerinden görevsizlik nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi, 6100 sayılı HMK’nın 115/1. ve 138. maddeleri ve usul ekonomisi uyarınca mümkündür..." denilmiştir. Davamıza gelince; davacı trafik kazasında sigortalısının aracında meydana gelen zararları karşıladıktan sonra sigortalının halefi sıfatıyla ilamsız takiplere mahsus icra takibi yapmış, itiraz üzerine de itirazın iptali istemi ile dava açmıştır. Dava, ... tarihinde Kemer ... . Asliye Hukuk Mahkemesinde açılmış, anılan mahkemenin ... tarih ... /... .E. ... /... .K. sayılı kararı ile görevsizlik kararı verilmiş, karar kesinleşmekle ve talep üzerine dosya mahkememize tevzi olunmuştur. Davacı sigorta şirketi, sigortalısı olan dava dışı 3. kişiye ödeme yapmış, ödediği bedeli de sigortalısının halefi olarak davalıdan rücuen talep etmektedir. Dava, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 1472/1. maddesi uyarınca, sigorta şirketi tarafından sigortalısına ödenen tazminatın, haksız fiil hükümlerine göre davalıdan rücuan tahsiline ilişkin davadır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 1472/1. maddesinde düzenlenen halefiyet, yasal, sınırlı ve cüz’î halefiyet niteliğindedir. Bu maddeden doğan halefiyet hakkına istinaden açılan veya açılacak olan dava, esas itibariyle sigortalının, kendisine zarar verene karşı açacağı tazminat davasının, onun halefi sıfatıyla sigortacı tarafından açılmasıdır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 1472/1. maddesi uyarınca sigortacı, sigorta bedelini ödedikten sonra hukuken sigorta ettiren yerine geçer ve dava, tazmin ettiği bedel nisbetinde sigortacıya intikal eder. Bu şekilde sigortalısının haklarına halef olan sigorta şirketinin, ödediği tazminat miktarınca hukuken sigortalı yerine geçerek açtığı rücû davası, aslında bir tazminat davası olup, bu niteliği itibariyle aynı zamanda şahsî nitelikte bir eda davasıdır. Burada sigortacı, sigorta ettiren yerine geçtiği için şahsî ve rücûu ödediği bedelle sınırlı olduğundan dolayı da cüz'î haleftir. Sigortacının, zarara sebebiyet veren aleyhinde açtığı rücû davasının, kanundan doğan halefiyete dayandığı ve halef olanın, halefiyet yolu ile nasıl bir hak iktisap etmiş ise, o hakka sahip olacağı vurgulanmış; sigorta ettirenin ne hakkı varsa bunların, şartları gerçekleşince sigortacıya geçeceği; sigortacının, sigorta ettirenin bütün def’ilerini üçüncü şahsa karşı ileri sürebileceği gibi eylemin haksız fiîlden kaynaklanmaktadır. Davalının ... ... olması, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 16/2. maddesi uyarınca davalının tacir olmaması, uyuşmazlığın haksız fiilden kaynaklanması, davanın nispi ticari dava olması için, her iki tarafın tacir olması ve davanın konusunun her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili hususlardan doğması gerekmesi (TTK 4), davacı tacir ise de davalının tacir olmaması, davanın 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununda yer alan mutlak ve nispi ticari davalardan ayrıca özel kanunlarda düzenlenen ticari davalardan olmaması; Sigortacının halefiyete dayalı olarak açtığı davada, davanın nitelendirmesi yapılırken, davacının sigortalısı ile zarara neden olduğu iddia edilen arasındaki hukuki ilişkiye bakılması gerekmesi, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1472. maddesine göre rücuen tazmini istemine ilişkin dava haksız fiilden kaynaklanıyorsa görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesi olması nedeni ile mahkememizin görevsiz olduğu sonucuna varılmıştır. Dosya üzerinden görevsizlik nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmenin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 115/1. ve 138. maddeleri ve usul ekonomisi uyarınca mümkün olması nedeniyle, görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesi olduğundan dava dilekçesinin görev yönünden reddine mahkememizin görevsizliğine kararı verilmesi gerekmiştir. Kemer ... . Asliye Hukuk Mahkemesi ile mahkememiz arasında 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 22. maddesinde belirtilen şekilde görev uyuşmazlığı doğduğundan merci tayini yolunda bir karar verilerek dava dilekçesinin görev yönünden reddine mahkememizin görevsizliğine kararı verilmesi gerekmiştir. Görevsizlik, yetkisizlik veya gönderme kararından sonra davaya başka mahkemede devam edilmesi halinde yargılama giderine o mahkemece bakılacağından, bu konuda karar vermek görevli mahkemeye bırakılmıştır. Görevsizlik, yetkisizlik ve gönderme kararından sonra davaya bir başka mahkemede devam edilmemiş ise; talep üzerine davanın açıldığı mahkeme dosya üzerinden bu durumu tespit ile davacıyı yargılama giderini ödemeye mahkum edileceğinden aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1. Davanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 114/1-c ve 115. maddeleri gereğince usulden REDDİNE, 2. Görevli mahkemenin Kemer ... Asliye Hukuk Mahkemesi olduğuna, 3. Kararın kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmesi halinde, mahkememiz ile Kemer ... . Asliye Hukuk Mahkemesi arasında oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının halli için dosyanın resen mercii olan Antalya Bölge Adliye Mahkemesi ... . Hukuk Dairesi'ne gönderilmesine, 4. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 20. maddesi gereğince taraflardan birinin kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren 2 haftalık hak düşürücü süre içerisinde mahkememize başvurarak dava dosyasının görevli Kemer ... Asliye Hukuk Mahkemesi gönderilmesini talep etmelerinin gerektiğine, aksi taktirde mahkememizce davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğine, 5. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 331/2 maddesi gereğince; görevsizlik kararından sonra davaya bir başka mahkemede devam edilmesi halinde yargılama giderlerine o mahkemenin hükmedeceğine; şayet görevsizlik kararından sonra davaya başka bir mahkemede devam edilmemiş ise talep üzerine mahkememizin dosya üzerinden bu durumu tespiti ile davacıyı yargılama giderlerini (yargılama harç ve giderleri ile vekalet ücreti) ödemeye mahkum edeceğine, 6. Davacı ve davalı tarafından yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde ve istek halinde görevli mahkemede tevzi edilecek dosyaya aktarılmasına, dava dosyasının görevli mahkemeye süresi içinde gönderilmesinin talep edilmemesi halinde, bakiye gider avansının istek halinde yatıran davacıya ve davalıya iadesine, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucu 6100 sayılı HMK.nun 20/1. maddesi delaletiyle, 114/1-c. maddesi yollamasıyla 6100 sayılı HMK.nun 115/1-2. maddesi gereğince, 6100 sayılı HMK.'nun 341/1-a., 342. ve 345. maddeleri gereğince Mahkememiz gerekçeli kararının tebliğ tarihinden itibaren 2 HAFTALIK SÜRE İÇERİSİNDE Mahkememize veya Mahkememize gönderilmek üzere başka bir yer mahkemesine verilecek dilekçe ANTALYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİNE İSTİNAF KANUN YOLU açık olmak üzere karar verildi.24/07/2026

Katip ... ¸e-imza

Hakim ... ¸e-imza

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2026/710, K. 2026/590, T. 24.07.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2026-710-e-2026-590-k-7a4aed38d176