İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2016/573 E. 2026/681 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2016/573
Karar No
2026/681
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2016/573 Esas KARAR NO : 2026/681

DAVA : Elatmanın Önlenmesi (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 17/04/2015 KARAR TARİHİ : 30/09/2026

Mahkememizde görülmekte olan Elatmanın Önlenmesi (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin ... ilçesi, ... Mahallesi, ... Sokak No:... adresinde, 788 parsel sayılı taşınmaz içindeki alanda hazır beton imalatı yaptığını, davalı şirketin bitişik alanda taş ocağı işlettiğini, davalının ruhsat sahası dışına çıkarak müvekkilinin kullandığı alanın altından ve üstünden kazı yaptığını, kazılarda yoğun şekilde dinamit kullanıldığını, bu faaliyetler sonucunda müvekkilinin kullandığı arazide göçük ve toprak kaymaları meydana geldiğini, yönetim, kademe ve koğuş binalarının kullanılamaz hale geldiğini, ... 25. Noterliğinin ... tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesine ve ... 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin ... D.İş sayılı tespit dosyasına rağmen davalının müdahalesini sürdürdüğünü, yıkılan yapıların yeniden kurulması ve alınan tedbirler için yaklaşık 750.000,00 TL harcama yapıldığını ileri sürerek; davalının müdahalesinin men'ine, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak ve bilirkişi incelemesinden sonra artırılmak üzere şimdilik 30.000,00 TL tazminatın davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili 13/05/2025 tarihli ıslah dilekçesi ile; yıkılan yapılar nedeniyle uğranılan zarara ilişkin 560.932,74 TL ve kazanç kaybına ilişkin 122.070,42 TL olmak üzere talebini toplam 683.003,16 TL'ye artırmış, bu miktarın olay tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin 1983 yılından bu yana ...mevkiinde 787 ve 788 parseller içinde, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığınca koordinatları belirlenmiş maden ruhsatına dayalı olarak taş ocağı işlettiğini, tarafların komşu parsellerde değil aynı 788 parsel içinde faaliyet gösterdiğini, müvekkilinin taşınmazda paydaş olduğunu, davacı şirketin taşınmaz üzerinde mülkiyet hakkı bulunmadığından müdahalenin men'ini isteyemeyeceğini, davacının hazır beton faaliyetinin ilk olarak müvekkili şirket bünyesinde kurulduğunu, çalışma alanını genişletmek amacıyla taş ocağının daha önce stokladığı taş tozu yığınının üzerine doğru şantiye alanını genişlettiğini ve bir kısmını toprakla doldurduğunu, temelsiz platform üzerinde oluşan çatlakların taraflar tek şirket halindeyken de mevcut olduğunu, zararın davacının kendi kusurundan kaynaklandığını, tespit dosyasının müvekkilinin yokluğunda yapıldığını, eski ofis binasının prefabrik olup ömrünü tamamladığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili ikinci cevap olarak sunulan beyan dilekçesinde; hazır beton kısmının 2011 yılında tüm makine parkı, taşınmazları ile bilanço aktif ve pasifi birlikte yeni kurulan davacı şirkete verildiğini, 1991-2011 döneminde de tesisin bulunduğu arazinin şiddetli yağmurlar sonrasında erozyona uğradığını, tesisin sağlam zemin, dolgu toprak ve taş tozundan oluşan farklı yapıdaki zemin üzerine kurulduğunu, müvekkilinin mevzuata uygun şekilde patlayıcı kullandığını beyan etmiştir. Davalı vekili yargılama sırasında ayrıca, bölgede patlatma usulüyle çalışan başka taş ocaklarının da bulunduğunu ve zararın tek başına müvekkilinin faaliyetinden kaynaklandığının ispatlanamadığını, müvekkili şirketin madencilik faaliyetinin 2018 yılı itibarıyla sona erdiğini beyan etmiştir. Davacı vekili cevaba cevap olarak sunulan beyan dilekçesinde özetle; davalı şirketin 1991-2011 yılları arasında yürüttüğü hazır beton faaliyetini, bu işte kullanılan tüm bina, ekipman, teçhizat ve malzemelerle birlikte 2011 yılında müvekkili şirkete devrettiğini, faaliyetin devralındığı tarihten bu yana aynı yerde sürdürüldüğünü, davalının devirden sonra ruhsat alanı dışına çıkarak müvekkilinin faaliyet alanının altını kazmaya başladığını, taş tozu stoklarının başka bir yerde bulunduğunu, madencilik ruhsat sahası ile taşınmaz mülkiyetinin ayrı hususlar olduğunu beyan etmiştir. DELİLLER: ... 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin ... D.İş, ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin... D.İş sayılı dosyaları, ... 25. Noterliğinin ... tarihli ihtarnamesi, ... Tapu Müdürlüğünün 27/01/2017, ... Belediye Başkanlığının 17/02/2017, Maden İşleri Genel Müdürlüğünün ... ve ... Valiliği Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığının 20/06/2023 tarihli müzekkere cevapları, ... tarihli ortaklar arası protokol ve Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi kayıtları, faturalar, vergi levhaları, 19/10/2018 tarihli keşif ve bu keşifte dinlenen tanık beyanı, 15/01/2019 tarihli bilirkişi raporu, 02/08/2021 tarihli bilirkişi ek raporu, 14/02/2023 tarihli bilirkişi raporu, 25/12/2023 tarihli bilirkişi heyet raporu ile bu heyetin 27/05/2024, 11/03/2025 ve 14/09/2025 tarihli ek raporları dosya arasına alınmıştır. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE; Mahkememizce yapılan yargılama sonucunda; tarafların beyanları, deliller ve tüm dosya kapsamına göre; Taraflar sermaye şirketi olup tacirdir. Dava, davalının ticari işletmesi kapsamında yürüttüğü taş ocağı faaliyetinin, davacının ticari işletmesine ait tesis ve yapılara zarar verdiği iddiasına dayalı olarak açılmıştır. Ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 3. maddesi uyarınca ticari iş niteliğinde olduğundan, uyuşmazlık TTK'nın 4. maddesi kapsamında ticari davadır. Uyuşmazlık; davalının taş ocağı faaliyetinin davacının kullandığı alana müdahale niteliği taşıyıp taşımadığı ve el atmanın önlenmesi talebinin akıbeti, davacının kullandığı alandaki yapıların davalının faaliyeti sonucunda yıkılıp yıkılmadığı, davacının aktif husumet ehliyeti, zararın meydana gelmesinde davacının müterafik kusurunun bulunup bulunmadığı, yapı zararının ve yoksun kalınan kazancın miktarı ile faiz başlangıcı ve türü noktalarında toplanmaktadır. El atmanın önlenmesi talebi yönünden: Davalının taş ocağı faaliyetinin 2018 yılı itibarıyla sona erdiği taraflar arasında çekişmesizdir. Davalının ocak faaliyeti sona erdiğinden, bu faaliyetin durdurulmasına yönelik talep yargılama sırasında konusuz kalmış olup bu talep hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekmiştir. HMK'nın 331/1. maddesi uyarınca, davanın konusuz kalması halinde yargılama giderleri davanın açıldığı tarihteki haklılık durumuna göre belirlenir. ... 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin ... D.İş sayılı dosyasında alınan 09/02/2015 havale tarihli bilirkişi raporunda, davacıya ait binaların yıkıldığı, göçüklerin davalıya ait yerdeki kazı ve taş çıkarılması amacıyla yapılan hafriyattan kaynaklandığı, davalının önlem almadan kazı yaptığı ve kazının devam etmesi halinde mevcut binalar ile beton santralinin zarar görebileceği tespit edilmiştir. Aşağıda açıklandığı üzere davalının faaliyetinin davacının kullanım alanında zarar doğurduğu da sabit olmuştur. Bu durumda dava tarihi itibarıyla davacının, davalının zarar verici faaliyetinin önlenmesini istemekte haklı olduğu kabul edilmiş, konusuz kalan talep yönünden yargılama giderleri ve vekalet ücreti davalıya yükletilmiştir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 737. maddesi uyarınca herkes, taşınmazını kullanırken komşularını olumsuz etkileyecek taşkınlıklardan kaçınmakla yükümlüdür; aynı Kanunun 730. maddesi uyarınca bu yükümlülüğe aykırı kullanım sonucu zarar gören veya zarar tehlikesi ile karşılaşan kişi, zararın giderilmesini isteyebilir. Bu sorumluluk kusurdan bağımsızdır ve taşınmazdan fiilen yararlanan zilyet ve kullanıcıları da korur. Bunun yanında 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 71. maddesi uyarınca, önemli ölçüde tehlike arz eden bir işletmenin faaliyetinden zarar doğması halinde bu işletmenin sahibi ve varsa işleteni zarardan müteselsilen sorumludur. Patlayıcı kullanılarak ana kayadan cevher sökülmesi yöntemiyle yürütülen taş ocağı işletmeciliği, olağan özen gösterilse dahi sık ve ağır zarar doğurmaya elverişli niteliğiyle önemli ölçüde tehlike arz eden işletme niteliğindedir. Davalının maden ruhsatına sahip olması, faaliyetinin üçüncü kişilere verdiği zararları hukuka uygun hale getirmez; ruhsat, faaliyetin idari bakımdan yürütülebilmesine ilişkin olup komşu kullanıcıların malvarlığına verilen zarardan doğan özel hukuk sorumluluğunu kaldırmaz. Taraflar aynı parselde paydaş olsalar dahi, fiili kullanım alanları ayrılmış olan paydaşlar arasında da bir paydaşın kullanımının diğerinin kullanım alanında zarar doğurması halinde aynı ilkeler uygulanır. ... 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin ... D.İş sayılı dosyasında alınan raporda, 788 parsel üzerinde davacıya ait beton santrali ile işletme binalarının bulunduğu, A harfiyle gösterilen 54,00 m² yatakhanenin ve B harfiyle gösterilen 83,00 m² yemekhanenin yerinde olmadığı, C harfiyle gösterilen idari binanın 23,00 m²'lik bölümünün yıkıldığı, E harfiyle gösterilen 47,00 m² garajın yıkıldığı, G harfiyle gösterilen 69,00 m² araç kademesinin temelinin zeminde bulunduğu ve H harfiyle gösterilen 65,00 m² deponun yıkıldığı, toplam yıkılan imalatın 341,00 m² olduğu tespit edilmiştir. 19/10/2018 tarihli keşif sonrasında düzenlenen 15/01/2019 tarihli raporda da bu yapıların 2013-2014 yılı uydu görüntülerinde mevcut olduğu, 2015 yılı görüntülerinde ve keşif günü yerinde bulunmadığı belirlenmiştir. Maden mühendisi, inşaat yüksek mühendisi ve mali müşavirden oluşan heyetin 25/12/2023 tarihli raporunda, farklı tarihlere ait hava fotoğrafları incelenerek davacıya ait yapıların, kuzeybatı istikametinde bulunan davalıya ait taş ocağındaki çalışmalardan kaynaklanan toprak kayması sonucunda yıkıldığı ve zararın davalının eyleminden kaynaklandığı tespit edilmiştir. 02/08/2021 tarihli ek raporda da davalının işlem ve faaliyetinin davacı nezdinde zarar verici etkiler yarattığı belirtilmiştir. Keşifte dinlenen ve davacı şirkette muhasebe sorumlusu olarak çalıştığını beyan eden tanık Abdullah Danacı, çökme olayının 2015 yılının ilk aylarında meydana geldiğini, çökmenin olduğu yerde koğuş, yemekhane ve yazıhane ile araç tamiri yapılan bölümün bulunduğunu, davalının dinamit kullanarak patlatma yaptığını ve bu nedenle arazinin kayacağı hususunda davalının defalarca uyarıldığını beyan etmiştir. Davalı vekili, bölgede patlatma usulüyle çalışan başka taş ocaklarının da bulunduğunu savunmuş ise de; tespit dosyasındaki bilirkişi raporu, hava fotoğrafları ve heyet raporu birlikte değerlendirildiğinde çökmenin davalının ocağı ile davacının kullanım alanı arasındaki bölümde meydana geldiği, zemin profilindeki değişikliklerin davalının ocağındaki aktif çalışmayla eş zamanlı olduğu anlaşılmış, başka bir işletmenin faaliyetinin zarara yol açtığına veya illiyet bağını kesen bir sebebin varlığına ilişkin somut bir delil sunulmamıştır. 1999 yılı depremlerinin yapıları etkilediği yönündeki savunma da, yapıların 2014 yılı ortalarına kadar hava fotoğraflarında ayakta ve kullanılır halde görülmesi karşısında yerinde görülmemiştir. Bu itibarla davacının kullanım alanındaki yapıların davalının taş ocağı faaliyeti sonucunda meydana gelen toprak kayması nedeniyle yıkıldığı ve zarar ile davalının faaliyeti arasında uygun illiyet bağının bulunduğu sonucuna varılmıştır. Davalı, yapıların taş tozu ve dolgu toprak üzerine temelsiz şekilde kurulduğunu, zararın davacının kendi kusurundan kaynaklandığını savunmuştur. Ne var ki davalının kendi beyanlarına göre hazır beton tesisi ve yapıları 1991-2011 yılları arasında davalı şirket bünyesinde kurulmuş ve işletilmiş, 2011 yılında aynı yerde ve aynı haliyle davacıya devredilmiştir. Zeminin niteliğinden kaynaklandığı ileri sürülen durum davalının kendi döneminde oluşturulmuş olup, davalının bu durumu kendi sorumluluğunu azaltan bir sebep olarak ileri sürmesi TMK'nın 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralıyla bağdaşmaz. Kaldı ki heyet raporunda, uzun yıllar boyunca ayakta kalan yapıların, taş ocağındaki zemin çalışmaları yapılara yakın bölümlere ulaşıncaya kadar faaliyetini sürdürdüğü, zemin kaymaları sonucunda yıkıldığı ve zararın meydana gelmesinde davacının müterafik kusurunun bulunmadığı tespit edilmiştir. Bu nedenle TBK'nın 52. maddesi uyarınca tazminattan indirim yapılmasını gerektiren bir durum bulunmamaktadır. Davalı vekili, davacının taşınmaz üzerinde mülkiyet hakkının bulunmadığını, yapıların ruhsatsız ve kaçak olduğunu, davacının davalının muvafakatiyle çalıştığını ve dava açılmakla bu muvafakatin ortadan kalktığını savunmuştur. 11/05/2011 tarihli ortaklar arası protokolün 4. maddesinde, davalı şirketin hazır beton tesisi ile ilgili tüm malvarlığının davacı şirkete satışının sağlanacağı kararlaştırılmış, davalı vekili de ikinci cevap dilekçesinde hazır beton kısmının makine parkı, taşınmazları ve bilanço aktif ve pasifi ile birlikte davacı şirkete verildiğini açıkça kabul etmiştir. Zarar gören yapılar, temelsiz ve prefabrik nitelikte olup TMK'nın 728. maddesi kapsamında arazinin bütünleyici parçası sayılmayan hafif yapılardandır. Bu yapıların davacının malvarlığında bulunduğu ve davacının fiili kullanımında olduğu, 15/12/2015 tarihli kadastro bilirkişi raporu ve heyet raporunda da zarar gören yapıların davacının kullanım alanı içinde kaldığı tespit edildiğinden davacının aktif husumet ehliyeti bulunmaktadır. Davalının dava öncesinde davacının bu alanı kullanmasına rıza göstermiş olması, rızanın geri alındığı ileri sürülen dava tarihinden önce gerçekleşen zararın tazmini yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Yapıların imar mevzuatı bakımından ruhsatsız olması, bu yapılara ilişkin olarak idarece uygulanabilecek yaptırımların konusu olup, üçüncü kişinin haksız eylemiyle yok edilen ve ekonomik değer taşıyan yapıların malvarlığında yol açtığı azalmanın tazmin edilmesine engel teşkil etmez. Yapıların ruhsatsız ve prefabrik niteliği, aşağıda açıklandığı üzere zararın miktarının belirlenmesinde gözetilmiştir. Öte yandan İstanbul Valiliği Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığının 20/06/2023 tarihli yazısından, davacı adına mülga İstanbul İl Özel İdaresi tarafından... tarihinde ... numaralı maden işletme ruhsatlı sahada hazır beton üretimi ve tesisi faaliyet konulu 84 numaralı İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatının düzenlendiği ve bu ruhsatın 12/12/2018 tarihinde iptal edildiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla zararın meydana geldiği 2015 yılı başında davacının faaliyeti ruhsatlıdır. Sultangazi Belediye Başkanlığının 17/02/2017 tarihli yazısı ise belediyeden alınmış bir ruhsatın bulunmadığına ilişkin olup, maden sahası içinde yetkili idarece verilmiş ruhsatın varlığını ortadan kaldırmamaktadır. Dosyada yapı zararına ilişkin farklı hesaplamalar bulunmaktadır. Tespit dosyasındaki raporda 341,00 m² yapının değeri 800,00 TL/m² birim fiyatla 272.800,00 TL olarak belirlenmiş, ancak birim fiyatın hangi yapı sınıfına göre alındığı ve yıpranma payının dikkate alınıp alınmadığı açıklanmamıştır. 15/01/2019 tarihli raporda yıkılan yapılar 1.215,00 TL/m² birim fiyatla 414.315,00 TL olarak hesaplanmış, birim fiyatın hangi yıla ait olduğu belirtilmemiş ve yapıların yaşı nedeniyle yıpranma payı düşülmemiştir. 14/02/2023 tarihli raporda ise davacının sunduğu faturalar toplamı 473.441,74 TL ile 87.491,00 TL işçilik bedeli olmak üzere 560.932,74 TL tespit edilmiştir. Davacının ıslahına dayanak yaptığı faturaların tarihleri incelendiğinde; faturaların 11/02/2014 ile 25/12/2014 tarihleri arasında düzenlendiği, önemli bir kısmının yapıların hava fotoğraflarında henüz ayakta ve kullanılır halde görüldüğü 2014 yılının ilk aylarına ait olduğu, işçilik ödemelerinin de 30/04/2014-16/12/2014 dönemine ilişkin bulunduğu görülmüştür. Tanık beyanına ve bilirkişi raporlarına göre çökme olayının 2015 yılı başında gerçekleşmiş olması karşısında, olaydan önce düzenlenen bu faturalar ile dava konusu zarar arasında illiyet bağı kurulamamaktadır. Kaldı ki 15/01/2019 tarihli raporda, olaydan sonra yapılan idari bina ile yemekhane-yatakhane ve deponun toplam 390 m² olduğu, yıkılan yapıların ise toplam 341 m² olduğu belirlenmiş; yeni yapıların, yıkılan ve 1991 yılından beri kullanılan eski prefabrik yapılardan daha büyük ve yeni olduğu anlaşılmıştır. Tazminat, zarar görenin malvarlığında meydana gelen gerçek azalmayı gidermeye yönelik olup zarar görenin zenginleşmesine yol açamayacağından, yeni yapıların maliyeti zararın ölçüsü olarak kabul edilemez. Mahkememizce, zarar gören yapıların nitelikleri, yaşı ve kullanım süresi gözetilerek zararın belirlenmesi için alınan 25/12/2023 tarihli heyet raporunda; yapıların toprak kayması sonucu yıkıldığı, onarım veya güçlendirilmelerinin mümkün olmadığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığının 2015 Yılı Yapı Yaklaşık Birim Maliyetleri Hakkında Tebliği uyarınca yapıların II. sınıf B grubu yapılar olduğu, bu gruba ait 2015 yılı birim maliyetinin 370,00 TL/m² olduğu, yapıların 1991 yılında inşa edilip 2015 yılında yıkılmış olması nedeniyle ilgili cetvele göre %25 yıpranma payının düşülmesi gerektiği belirtilerek zarar 370,00 TL/m² x 341,00 m² x (1 - 0,25) = 94.628,00 TL olarak hesaplanmıştır. Heyetin 27/05/2024 tarihli ek raporunda, diğer raporlarla arasındaki farkın kaynağı açıklanmış; bu raporda yapı alanlarının, birim fiyatın dayandığı resmi tablonun, yapı sınıfının ve yıpranma oranının açıkça gösterildiği görülmüştür. Zarar tarihindeki resmi birim maliyetlere, yapının sınıfına ve yaşına dayanan, hesap yöntemi açıkça gösterilen ve denetime elverişli olan bu hesaplama mahkememizce de benimsenmiştir. Tazminatın tarafların yapıyı ortak kullandığı yıllara bölünmesi gerektiği yönündeki itiraz; yapıların yaşından kaynaklanan değer kaybının yıpranma payı ile zaten düşülmüş olması ve zararın, yapının yıkıldığı tarihteki değeri üzerinden belirlenmesi gerekmesi karşısında yerinde görülmemiştir. Hesaplamanın enflasyon karşısında düşük kaldığı yönündeki itiraz ise, zararın zarar tarihindeki değerle belirlenip bu tarihten itibaren temerrüt faizi yürütülmesi karşısında yerinde görülmemiştir. Bu nedenle yapı zararına ilişkin 94.628,00 TL'nin kabulüne, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. Heyetin 27/05/2024 tarihli ek raporunda, hasarlı yapıların beton santralinin güneyinde yeniden inşa edilerek faaliyete devam edildiği, kazanç kaybı hesaplanacak olursa bunun hasarın oluştuğu Ocak 2015 ile yapıların yeniden inşa edildiği Mayıs 2015 arasındaki 5 aylık dönemi kapsayabileceği, ancak hasarlı binaların faaliyetin sürdürülmesini engelleyecek tesisler olmadığı belirtilmiştir. 11/03/2025 tarihli ek raporda ise davacının 2015 yılında 7 ay çalıştığı kabul edilerek vergi levhasındaki 2015 yılı matrahı olan 213.623,23 TL'nin 5/7'si alınmış ve %20 kurumlar vergisi düşülerek 5 aylık kazanç kaybı 122.070,42 TL olarak hesaplanmıştır. 14/09/2025 tarihli ek raporda da aynı hesaplama tekrar edilmiştir. Yoksun kalınan kazancın tazmini için davacının, zarar verici olay nedeniyle faaliyetinin durduğunu veya kısıldığını ve bunun süresini ispat etmesi gerekir (TMK md. 6). Bu hesaplama, davacının Ocak-Mayıs 2015 döneminde faaliyette bulunmadığı varsayımına dayanmakta olup bu varsayımı doğrulayan aylık beyanname, bilanço, satış veya sevk kaydı gibi herhangi bir veriye dayanmamaktadır. Vergi levhasındaki yıllık matrahın bölünmesi, ispat edilmesi gereken olguyu, yani faaliyetin 5 ay boyunca durduğunu kabul ederek sonuç çıkarmaktadır. Bu nedenle bu hesaplama denetime elverişli değildir ve hükme esas alınamaz. Faaliyetin fiilen ne kadar süre durduğu hususu, davacının muhasebe sorumlusu olan tanık Abdullah Danacı'nın 19/10/2018 tarihli keşifte verdiği beyanla açıklığa kavuşmuştur. Tanık, çökme nedeniyle faaliyetlere 2 gün ara verildiğini, bu 2 gün boyunca beton santralinin hiç çalışmadığını, çöken bölümdeki yapı ve müştemilatın başka alana kaydırıldığını ve beton santralinin eşyalarına bir zarar gelmediğini beyan etmiştir. Hava fotoğraflarından ve bilirkişi raporlarından da işletmenin yapıları santralin güneyinde yeniden kurarak faaliyetine devam ettiği anlaşılmaktadır. Tanık beyanı karşısında, sahaya beton mikserlerinin girişinin mümkün olup olmadığı ve faaliyetin ne zaman yeniden başladığı hususları da açıklığa kavuşmuş olup, faaliyetin 2 günlük kesinti dışında sürdüğü sabit olduğundan bu konuda ayrıca bilirkişi incelemesi yaptırılmasına gerek görülmemiştir (HMK md. 266). Böylece davacının yalnızca 2 günlük faaliyet kesintisi nedeniyle kazanç kaybına uğradığı sabit olmuş, bu kaybın miktarı ise kesin olarak ispat edilemediğinden TBK'nın 50/2. maddesi uyarınca olayların olağan akışı ve dosyadaki objektif veriler gözetilerek takdiren belirlenmiştir. Bu belirlemede, olay öncesindeki son tam faaliyet yılı olan ve olaydan etkilenmemiş bulunan 2014 yılına ait, vergi levhasında gösterilen 979.945,48 TL beyan edilen matrah esas alınmış, bu tutarın günlük ortalaması üzerinden 2 günlük kayıp 979.945,48 TL / 365 x 2 = 5.369,56 TL olarak hesaplanmıştır. Tazminat davacı açısından vergiye tabi gelir niteliğinde olacağından ayrıca vergi indirimi yapılmamıştır. Bu nedenle yoksun kalınan kazanca ilişkin 5.369,56 TL'nin kabulüne, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. Dava, belirsiz alacak davası niteliğinde açılmış olup davacı, 13/05/2025 tarihli talep artırım dilekçesi ile talebini artırmış ve talep ettiği tutarın tamamına olay tarihinden itibaren avans faizi yürütülmesini istemiştir. Faiz asıl alacağa bağlı fer'i bir hak olmakla birlikte asıl alacaktan ayrı olarak da talep edilebileceğinden, dava dilekçesinde talep edilmemiş olması, yargılama sırasında verilen ve harcı yatırılan dilekçe ile faiz talep edilmesine engel değildir. Haksız eylem faili, ihtar veya ihbara gerek olmaksızın zararın doğduğu anda zararın tamamı için temerrüde düşmüş sayılacağından, talep artırımına konu edilen kısım için de olay tarihinden itibaren faiz yürütülmesi gerekir. Olayın kesin günü dosya kapsamından tespit edilememiş olmakla birlikte, zararın en geç ... 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin ... D.İş sayılı dosyasında alınan raporun havale tarihi olan 09/02/2015 tarihinde gerçekleşmiş olduğu kesin olarak belirlenmiştir. Bu nedenle faiz başlangıcı olarak bu tarih esas alınmıştır. Zarar, tacir olan davalının ticari işletmesi kapsamında yürüttüğü taş ocağı faaliyetinden doğmuş olup davalı yönünden TTK'nın 3. maddesi kapsamında ticari iş niteliğindedir; zarar gören davacı da tacir olup zarar ticari işletmesine ait yapılar ve ticari faaliyetinde meydana gelmiştir. Bu nedenle 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanunun 2/2. maddesi uyarınca avans faizine hükmedilmiştir. Açıklanan nedenlerle; el atmanın önlenmesi talebi konusuz kaldığından bu talep hakkında karar verilmesine yer olmadığına, tazminat talebinin kısmen kabulü ile hasar gören yapılara ilişkin 94.628,00 TL ve yoksun kalınan kazanca ilişkin 5.369,56 TL olmak üzere toplam 99.997,56 TL'nin 09/02/2015 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin talebin reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi Yukarıda Açıklandığı Üzere; 1- Davacının el atmanın önlenmesi talebi yargılama sırasında konusuz kaldığından bu talep hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, 2- Davacının tazminat talebinin KISMEN KABULÜ İLE; hasar gören yapılara ilişkin 94.628,00 TL ve yoksun kalınan kazanca ilişkin 5.369,56 TL olmak üzere toplam 99.997,56 TL'nin 09/02/2015 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin REDDİNE, 3-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi gereğince kabul edilen tazminat talebi miktarı üzerinden hesaplanan 6.830,83 TL nispi karar ve ilam harcı ile el atmanın önlenmesi talebi yönünden konusuz kalan dava yönününden hesaplanan 732,00 TL harç toplamı 7562,83 TL harcın peşin ve ıslah ile alınan 11.664,01 TL harçtan mahsubu ile artan 4.101.18 TL harcın hüküm kesinleştiğinde ve istek halinde davacıya iadesine, 4-Davacı tarafından yapılan dava açılarken ve yargılama aşamasında yatırılan toplam 8.106,96 TL (27,70 TL BVH, 4,10TL VSH, 7.562,83 TL peşin harc) harcın davalıdan alınarak, davacıya verilmesine, 5-Tazminat talebi yönünden kabul edilen miktar üzerinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan 45,000,00 TL nispi vekalet ücretinin davalıdan alınarak, davacıya verilmesine, 6-Tazminat talebi yönünden reddedilen reddedilen miktar yönünden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan 93.280,90 TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 7-Konusu kalmayan el atmanın önlenmesi talebi yönünden, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan 45,000 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak, davacıya verilmesine, 8-Davacı tarafından yargılama aşamasında yapılan toplam 14.332,80 TL (12.350,00 TL bilirkişi ücreti, 1.732,80 TL tebliğ ve posta, 250,00 TL taksi ücreti) yargılama giderinin davadaki kabul ve red oranına göre hesaplanan 2.098,44 TL'sının davalıdan alınarak, davacıya verilmesine, 9-Davalı tarafından yargılama aşamasında yapılan toplam 2.650,00 TL (2.400,00 TL bilirkişi ücreti, 250,00 TL tebliğler ve posta ) yargılama giderinin davadaki kabul ve red oranına göre hesaplanan 2.662,91 TL'sının davalıdan alınarak, davacıya verilmesine, 10-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayarak artan gider avansının karar kesinleştiğinde ilgili tarafa iadesine, Dair, davacı vekilinin ve davalı vekilinin (e duruşma) yüzüne karşı, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde İstinaf Kanun Yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 30/09/2026

Katip ... e-imzalıdır.

Hakim ... e-imzalıdır.

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2016/573, K. 2026/681, T. 30.09.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2016-573-e-2026-681-k-3013da1d6b20