Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/44 E. 2026/966 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/44
Karar No
2026/966
Karar Tarihi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ Esas No: 2026/44 - Karar No:2026/966 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2026/44 KARAR NO : 2026/966

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R

BAŞKAN : ÜYE : ÜYE : KATİP :

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 23/10/2025 NUMARASI : 2025/358 E-2025/726 K

DAVACI : VEKİLİ : Av.

DAVALI : VEKİLİ : Av.

DAVANIN KONUSU : Tazminat (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ : 23/09/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 23/09/2026 Davacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan eser sözleşmesinden kaynaklanan tazminat davasında mahkemece davanın kabulüne dair verilen karara karşı taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine yapılan incelemede; GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili; müvekkilinin otobüs tavanları üretimi yaptığını, proses serisinin yapıldığı zeminde toz bulunmaması gerektiğini, bu nedenle fabrika zemininin tamamen kaplanarak tozsuz bir zemin oluşturulması amacıyla davalı ile 27.01.2021 tarihli 1.900 m² alanlı ve 01.03.2021 tarihli 238 m² alanlı zemine epoksi kaplama yapılması için iki farklı eser sözleşmesi akdedildiğini, yapılacak kaplamanın ağır sanayi işi için kullanılacağının belirtildiğini ve davalı tarafından 1 yıllık garanti verildiğini, sözleşme konusu alanları 3 parçadan oluştuğunu, ilk parçanın 1.600 m² alanı kapsadığını, birinci sözleşme kapsamında 2021 Şubat ayında ilk uygulama ile bu parçanın kaplandığını, ilk sözleşmeden geri kalan 300 m² alan ile ikinci sözleşmedeki 238 m² alanı 01.03.2021 tarihinde kaplandığını, ilk parça olan 1.600 m² alanlı kaplamada kabarmalar ve soyulmalar meydana geldiğini, durumun davalıya bildirildiğini, 2021/80 D.İş sayılı dosyada delil tespiti yaptırıldığını, alınan raporda imalatın ayıplı olduğunun, kaplamaya hazır hale getirmek için 1.642,56 Euro, yeniden kaplamak için ise, 10.950,40 Euro bedel ödenmesi gerektiğinin tespit edildiğini, bildirim üzerine davalı tarafça bu alanda tamirat yapıldığını, ancak kusurların giderilemediğini, delil tespitinden sonra 01.03.2021 tarihinde yapılan 300 m² ve 238 m² alanlarda da kabarmalar meydana geldiğini, müvekkili tarafından durum davalıya bildirilmiş ise de, davalı tarafça ayıbın giderilmeyeceği, daha önce yapılan tamiratların da ayrıca faturalandırılacağı belirtilerek tekrar aranmamasının istendiğini, bunun üzerine 27.09.2021/14538 yevmiye numaralı ihtarnamenin gönderildiğini, 02.10.2021 tarihinde e-tebligatın davalıya tebliğ edildiğini, ihtarnamede imalatın kabul edilemeyecek derecede ayıplı olduğunun, ayıp nedeniyle müvekkilinin çalışamadığı dönem için kazanç kaybının ortaya çıktığının, delil tespiti dosyasında alınan bilirkişi raporu ile tespit edilen toplam 12.592,96 Euro giderim bedelinin ve yapılan yargılama giderinin ödenmesi gerektiğinin ihtar edildiğini, davalı vekilince düzenlenen 29.09.2021/20311 yevmiye numaralı cevabi ihtarnamesinde ise, kabarmaların temel nedeninin nem olduğunu, davacının boyaya zarar verdiğini, müvekkilinin yapabileceği bir işlem bulunmadığını, müvekkilinin imalatını sözleşmede kararlaştırıldığı şekilde yaptığını, kusuru bulunmadığını, kabaran bazı bölümlerin sonradan müvekkili tarafından tamir edildiğini, toplam 65.000 TL + KDV harcama yapıldığını, fabrika zeminindeki nem kesilmeden kabarmaların engellenemeyeceğini, bu nem dolayısıyla müvekkilinin kabarmalardan sorumlu tutulamayacağını ihtar ettiğini, bilirkişi raporunda kabarmaların nemden değil, hatalı uygulamadan kaynaklandığının belirtildiğini, yüzey temizliğinin iyi yapılmadığı ya da yapıştırıcının yeterli miktarda kullanılmadığı sebepleriyle ayıbın meydana gelebileceğini, epoksi yapılacak beton zeminde yeteri kadar zımpara yapılmadığını, epoksinin tutunabilmesi için zeminin tırtıklı hale getirilmesi gerektiğini, ancak kabaran kısımlarda zeminin düz olduğunun görüldüğünü, epoksi uygulaması öncesinde yapılan zımparadan arta kalan tozların temizlenmediğini, vakum makinesi ile en az 3 defa temizlenmesi gerektiğini, kopan parçaların altında toz bulunduğunun görüldüğünü, tonlarca ağırlığı taşıması gereken kaplamanın kürek darbesi ile parçalandığını, kabarmaların gittikçe arttığını, delil tespitinden sonra kabarmamış olan alanlarda da sürdüğünü, kabarmaların nemden kaynaklandığı öne sürülmüş ise de, bunun gerçeği yansıtmadığını, ancak nem dolayısıyla meydana geldiği kabul edilse dahi işe başlamadan önce davalı tarafça nem ölçümü yapılması, sonucuna göre işe başlama veya başlamama kararı verilmesi gerektiğini, sözleşmenin E.13 maddesinde bu hususun kararlaştırıldığını, davalı tarafından müvekkiline sunulan herhangi bir nem ölçüm raporu bulunmadığını, müvekkilinin sözleşme kapsamındaki ödemesini 22.03.2021 tarihli, 112.130,04 TL tutarlı ve 10.04.2021 tarihli 14.239,32 TL tutarlı çeklerle yaptığını, nakit ödemede bulunmadığını, ayıbın giderilmesi ve tekrar epoksi kaplanabilmesi için yapılacak ödemelerin yabancı para birimi üzerinden olacağını, bu nedenle dava konusu alacağın Euro üzerinden talep edildiği, arabuluculuk görüşmelerinden sonuç alınamadığını öne sürerek şimdilik 1.000 Euro'nun faiziyle tahsiline karar verilmesini talep etmiş; ıslah ile talebini 23.051 Euro'ya artırmıştır. Davalı vekili; taraflar arasında iki ayrı sözleşme imzalandığını, 03.02.2021 tarihinde yapılan yer teslimi ile müvekkilinin çalışmaya başladığını, müvekkilince süreçte uygulanması gereken prosedürlerin uygulandığını, elmas kafalı STR makinesi ile zeminin zımparalandığını, yüzeyde kalan yağ, çapak ve toz gibi partiküllerin temizlendiğini, yüzeyin 3 defa temizlenerek toz ve kirden arındırıldığını, sonrasında astar atılması uygulamasına geçildiğini, sözleşmede kararlaştırılandan %30 daha fazla malzeme kullanıldığını, astar uygulamasının da eksiksiz olarak tamamlandığını, davacı tarafça başka firmalardan görüş alındığı iddia edilmiş ise de, buna ilişkin bir belge sunulmadığını, epoksi işleminin kimyasal bir işlem olması yanında aynı zamanda bir inşaat işlemi olduğu, mahkemece rapor alınan bilirkişinin epoksi hakkında bilgi sahibi olmadığının rapordan anlaşıldığını, bilirkişi raporunda mortar tekstürlü epoksi kaplama modeline göre eksik ve ayıplı iş tespiti yapıldığını, ancak davacı tarafça en baz model olan coating epoksi kaplama modelinin tercih edildiğini, buna göre tespitin hatalı olduğunu, fiyat ve kalınlık olarak modeller arasında farklılık bulunduğunu, aynı bilirkişi tarafından zeminin yeteri kadar temizlenmediğini, eksik miktarda yapıştırıcı kullanıldığı tespitlerinin de hatalı olduğunu, uygulama sonrasında 10-15 m² kadar bir alanda boyanın kabardığının tespit edildiğini, 2 kez tamir edildiğini, tamir için 65.000 TL + KDV tutarında harcama yapıldığını, bu kabarmaların sebebinin nem hareketi olduğunun gözlemlendiğini, bu nedenle ne kadar tamir edilirse edilsin yine de kabarmaların meydana geleceğini, davalı şirket yetkilisine bu durumun ve bu kabarmaların yılda bir kez lokal olarak boyanması suretiyle kapanacağının bildirildiğini, davacının yoğun baskısı üzerine 3.kez bedelsiz tamir işlemi yapıldığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece 16.02.2023 tarih ve 2021/663 Esas- 2023/8 Karar sayılı davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Dairemizin 16.04.2025 tarih ve 2023/515 Esas- 2025/422 Karar sayılı kararı ile davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, mahkeme kararının HMK'nun 353/1-a.6 maddesi gereğince kaldırılmasına karar verilmiştir. Mahkemece Dairemizin kaldırma kararından sonra yapılan yargılama sonucunda; BAM ilamı doğrultusunda alınan bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre, epoksi uygulamasının zemin temizliğine dikkat edilmeksizin, yeterli şekilde astar ve boya kullanılmaksızın yapıldığı, davacının isteği ile davalının bu nedenle alandaki bir kısım kabaran yerleri tamir ettiğini bildirdiği dikkate alındığında davalının keşif tarihinde tespit edilen alandaki yüzde 10-15 civarındaki ayıptan değil uygulamanın hatalı yapılması ve davacının sözleşme uyarınca haklı beklentisi dikkate alınarak tüm alana karşılık gelen ayıplı imalat tutarından sorumlu olacağı, nitekim istinaf ilamı sonrası alınan raporlarda da işin tamamının kabul edilmeyecek derece ayıplı olduğunun belirtildiği, dosyada bulunan elektronik posta yazışmaları, tanık beyanları dikkate alındığında davalının yerine getirmekle yükümlü olduğu epoksi uygulamasında ortaya çıkan kabarmaları/ ayıpları davalıya süresinde bildirildiği, TBK'nın 472/3 maddesi uyarınca eser meydana getirilirken eserin yapılması için gösterilen yerin ayıplı olması veya eserin gereği gibi yapılmasının önüne geçebilecek durumların bulunması halinde bu durumu davacıya bildirmekle yükümlü olan davalının fabrika zemininin nemli olduğu, binanın/ zeminin sözleşme şartlarına uygun olarak epoksi uygulamasına hazır hale getirilmediği veya bunların ürün performansını olumsuz olarak etkileyebileceğine yönelik işlemin en başında davacıya bildirimde bulunmadığının anlaşıldığını, yukarıda belirtilen tüm bu nedenlerle, hükme esas alınan bilirkişi raporları ile tespit edildiği üzere, davacının davalıdan hatalı epoksi uygulaması nedeniyle ayıplı imalat tutarı için KDV dahil 14.632,47 Euro ve epoksi kaplamanın çıkarılması/ söküm maliyeti için KDV dahil 8.418,71 Euro'yu tahsili talebinin yerinde olduğu, bununla birlikte BAM ilamında da belirtildiği üzere taraflar arasındaki iş bedeli Euro olarak belirtilse ve giderim bedeli bu para cinsinden istenebilecek ise de, davalının düzenlenen 2 adet satış faturasından doğan 126.769,36 TL tutarlı alacağını davacı şirketten 2 adet çek ile tahsil ettiği, faturanın düzenlenmesi ve ödeme aşamasında taraflarca iş bedelinin TL olarak ödenmesi konusunda iradelerinin uyuştuğu dikkate alındığında davacının oluşan zararının giderimi için de TL cinsinden hüküm kurulması gerektiğinin anlaşıldığı, eser sözleşmesine dayalı hukuki niteliği itibarıyla kısmi dava olarak açılan ve işbu davada TL cinsinden talep hakkı bulunan davacının davalıyı dava ve ıslah tarihi itibarıyla temerrüde düşürdüğü kabul edilerek dava (1.000,00 Euro*11,24 TL) ve ıslah (22.051,00 Euro*20,73 TL) tarihi/ dilekçesi, bu tarihlerdeki Euro efektif satış değeri dikkate alınarak, davanın kabulüne, 468.450,75 TL'nin 11.236,00 TL'sine dava tarihinden, bakiye kalan tutarına 02.02.2023 ıslah tarihinden itibaren taraflar tacir olduğundan avans faizi işletilmek üzere davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmiştir. Davacı vekili istinaf başvurusunda; gerekçeli kararda TL cinsinden hüküm kurulmasına karar verilirken gerekçelendirme yapılmadığını, BAM ilamında yer alan hükümler adeta birebir tekrarlanarak denetime elverişli olmayan eksik ve hatalı bir hüküm tesis edildiğini, bu konuda, kısa karar öncesinde sunduğukları Euro cinsinden hüküm kurulması talepli 21/10/2025 tarihli dilekçelerinde; epoksi kaplama işi sektöründe imalat bedellerinin kullanılan kimyasal malzeme bedeline bağlı olarak yabancı para Euro üzerinden belirlendiğini, dava dilekçesi (EK2) olarak sunulan (126856 referans no.lu 27.01.2021 tarihli ve 01.03.2021 tarihli "Sözleşmeler")de Euro üzerinden teklif verildiğini ve Euro üzerinden sözleşme yapıldığını, davacı müvekkilinin epoksi kaplama sektöründe söküm ve yeniden kaplama olarak başka firmalardan alabileceği tekliflerin Euro üzerinden belirleneceğini, dolayısıyla, zararının Euro olarak hesaplanması gerektiğini, gerçek zararın yabancı para bazında doğduğunun dosyada kanıtlanmış olduğunu,TBK'nun 99/f.2 hükmünün borçluya yabancı para veya TL cinsinden ödeme yapmak konusunda seçimlik hak sunduğunu, sözleşmede yabancı para olarak kararlaştırılan bir borcun sözleşmede aynen ödeme şartı olmadıkça seçimlik hakka bağlı olarak her zaman fiili ödeme gününde yabancı para olarak veya Türk Lirası cinsinden ödenebileceğini, ödemelerin sözleşmeler yapıldıktan sonra Türk Lirası yapılmış olması hususunun borcun Euro olarak belirlenmiş olduğu yönündeki taraflar arası mutabakatı etkilemediğini, gerçek borcun Euro'ya göre belirlenmişken gerçek zararın Euro'ya göre belirlenmesi ve telafi edilmesinin isabetli ve hakkaniyetli olacağını, dosyadaki sözleşmelerin ödeme hükümlerine bakıldığında, "B) ÖDEME: Siparişle beraber sözleşmeye müteakip işin toplam bedelinin %50si peşin, kalan miktar 30 günlük çek ile olacaktır. (Dövizin TL'ye çevriminde fatura kesim tarihindeki Serbest Piyasa Effektif Satış Kuru esas alınmalıdır.)" hükmünün bulunduğunu, sözleşmelerde aynen ödeme şartı bulunmadığını, hatta, sözleşmelerde alıcıya çek veya fatura kesim tarihindeki serbest piyasa effektif satış kuru üzerinden dövizin TL'ye çevrimi ile TL üzerinden ödeme yapılmasına izin verilmiş olduğunu, ödeme tarihinde dövizin Türk Lirasına çevrilerek ödenebileceği hususunda sözleşme hükmünce tarafların iradelerinin örtüştüğünü, sözleşmelerin cevaz verdiği şekilde Türk Lirası yapılmış ödemelerin sözleşmenin sonradan değiştirildiği anlamına gelmediği hususlarını belirttiklerini, gerekçeli kararda ne sözleşmenin yukarıda yer alan hükmü, ne bilirkişi raporlarının tamamında Euro üzerinden zarar hesaplaması yapıldığını, ne de mevzuat hükümlerinin değerlendirilmediğini, tarafların sözleşmelerde düzenledikleri ödemenin TL üzerinden ve çek ile yapılabileceği yönündeki düzenlemenin, sözleşme birim fiyatının değiştirilmesi yönünde bir mutabakata işaret etmemesi gerektiğini, çekin bir ödeme aracı olduğunu, borcun esası ile alakalı olmadığını, çekin teslimi ve tahsili ödemenin yapıldığını gösterdiğini, epoksi kaplama konusunda söküm ve yeniden yapım maliyetlerinin müvekkiline yarattığı zararın piyasa rayicine göre tespiti bilirkişi heyeti raporlarında Euro cinsinden tespit edildiğini, tazmin edilecek zarar miktarının, bilirkişi heyet raporlarında sektörü iyi tanıyan uzman bilirkişiler tarafından Euro cinsinden tespit edilmişken, bilirkişi raporları ile çelişkili şekilde TL cinsinden hüküm kurulmasının zarar tespitinin uzmanlık alanı dışına çıkılarak yapılmasına ve gerçek zararın tazmin edilmeyecek şekilde hakkaniyetsiz hüküm kurulmasına sebebiyet verdiğini, Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 2010/348 E- 2010/11081 K sayılı kararında, TL cinsinden çeklerin düzenlenerek verilmesinin akdin (TL) cinsine dönüştüğü anlamına gelmediği yönünde hüküm kurulduğunu, yüklenicinin, sözleşme hükümleri uyarınca yaptığı işin yabancı para cinsinden fiyatlandırılmasını isteme hakkı kazanmışsa işin ayıplı yapılmasından ötürü zarar uğrayan müvekkilinin zararının piyasa koşulları doğrultusunda yabancı para cinsinden tazmin edilmesini istemeye hak kazandığını, sözleşme maddesinin düzenlenmesine dikkatle bakıldığında işin bakiye yarı bedelinin çek ile yapılması istendiğini, maddenin yazılışından çekin yabancı para cinsinden düzenlenme şartı aranmadığını, çekin TL cinsinden de düzenlenebileceği ve TL cinsinden düzenlenirse dövizin TL'ye çeviriminde hangi tarihteki kurun esas alınacağının belirtildiğini, "ÖDEME: Siparişle beraber sözleşmeye müteakip işin toplam bedelinin %50si peşin, kalan miktar 30 günlük çek ile olacaktır." (Dövizin TL'ye çevriminde fatura kesim tarihindeki Serbest Piyasa Effektif Satış Kuru esas alınmalıdır.) hükmü gereğince, esasen davalı yüklenicinin bu düzenleme ile yapılan işin fiyatını fatura düzenleme tarihine kadar yabancı para cinsi olarak muhafaza ettiğini, fatura kesim tarihine göre yabancı paranın hangi kurdan dönüştürüleceğini ve faturaya bağlı olarak çekte hangi tarihteki kurun kullanılacağını belirleyebildiğini, davalı yüklenicinin farklı tarihlerde fatura tanzim etmesi halinde aynı yabancı para cinsinden iş bedeli için farklı TL cinsinden ödemeler ortaya çıkabileceğini ve bu hususta işin bedelinin her zaman yabancı para cinsinden belirlendiğini, sözleşmelerde taraflar arası yapılan düzenlemelerin, sadece fatura tarihinde ve çekin düzenlenme tarihinde kullanılacak kuru belirleme amaçlı olup, işin bedelinin TL cinsinden belirlendiği anlamına gelmediğini, işin bedelinin her zaman fatura tarihinde yabancı para cinsinden fiyatlandırılan bedel üzerinden belirlendiğini, müvekkilinin ayıplı imalat yapılması sebebiyle uğradığı zararın tazmini ancak piyasa koşullarına göre birim fiyatı yabancı para cinsinden belirlenen yeniden yapım ve söküm imalatları ile giderilebileceğini, taraflar arasındaki sözleşmelerde aynen ödeme şartı olmaması, birim fiyat yabancı para cinsinden belirlenmekteyken seçimlik hak olarak yabancı para cinsinden veya TL cinsinden ödemeyi seçme hakkının korunmuş olmasının, Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 2010/348 Esas- 2010/11081 Karar sayılı kararı hükmünce (TL) cinsinden çeklerin düzenlenerek verilmesinin akdin (TL) cinsine dönüştüğü yönünde yorumlanmamasını ve dosya konusu gerçek zararın ilgili piyasada kullanılan malzemeye göre Euro'ya bağlı olarak belirlenebileceğini belirterek, mahkeme kararının kaldırılarak, yeniden yargılama yapılmasına, hükmün bilirkişi raporları ve 02.02.2023 tarihli ıslah dilekçesi doğrultusunda sözleşmelerde birim fiyat olarak taraflarca belirlenen Euro cinsinden kurulmasını, davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili istinaf başvurusunda; sözleşme konusu işin "coatıng" (boya) sistemi olduğunu, bilirkişi ve mahkemenin yanlış standart uyguladığını, taraflar arasında akdedilen 27.01.2021 ve 01.03.2021 tarihli sözleşmelerin "İşin Tanımı" kısmında yapılacak işin açıkça "...Zemin Kaplaması" olarak tanımlandığını, sistemin Niteliği "Coating" sistemi, mikron mertebesinde kalınlığa sahip, yüzeyin boyanması işlemi olduğunu bilirkişi raporlarında esas alınan ve yüzeyin derinlemesine pürüzlendirilmesini gerektiren "Mortar" (kalın kumlu kaplama) sistemi ile karıştırılamayacağını, davacının, fabrikada kiracı olduğunu beyan ederek, maliyeti daha yüksek olan kalın sistemler (Mortar, Self-Leveling) yerine, en ekonomik ve baz sistem olan "Coating" uygulamasını bizzat tercih ettiğini, bilirkişi heyetinin, "Coating" sisteminden, "Mortar" sisteminin dayanım ve yüzey hazırlığı performansını bekleyerek teknik bir hataya düştüğünü, ince bir boya katmanının, alttan gelen yoğun neme (negatif basınca) karşı, kalın bir zemin kaplaması gibi direnç göstermesini beklemek fizik kurallarına aykırı olduğunu, sözleşmenin "özel şartlar" bölümündeki e8, e12, e13 ve e15 maddeleri ile risklerin davacı tarafından kabul edildiğini, mahkemenin, tacir olan taraflar arasındaki sözleşmenin açık hükümlerini yok saydığını, sözleşmenin "Özel Şartlar" bölümünde, davacı iş sahibinin beton altından gelebilecek nem ve buna bağlı kalkma risklerini peşinen kabul ettiğini, ''Madde E.8: "Zemine oturan döşeme betonunun altında sonradan gelebilecek nem hareketine karşı nem kesici bariyeri amacıyla bir yalıtım uygulaması yapılmış olması gerekmektedir." maddesi ile zemin altı izolasyon sorumluluğunun davacıya yüklendiğini, e.13 maddesinde "Nem ölçümü özellikle büyük metrajlı alanlarda tüm alanda yapılamayacağından dolayı lokal olarak bazı bölgelerde nem bulunabilir ve nemden kaynaklı kalkmalar olabilir." hükmünün bulunduğunu, davacının, nem kaynaklı kalkma riskini bu madde ile imza altına aldığını, e.15 maddesinde "Uygulama bittikten sonra... daha sonra meydana gelebilecek zemin kaplamasındaki kalkmalardan firmamız sorumlu olmayacaktır.", e.12 maddesinde "Betondan ve altyapıdan gelebilecek oturma ve çatlamalar olabileceği, bu tür fiziksel sonuçlardan firmanın sorumlu olmadığı" hususlarının hüküm altına alındığını, müvekkilinin, sözleşme ile bu yapısal riskleri (nemden kaynaklı kalkmaları) garanti kapsamı dışında tuttuğunu ve davacıya bildirmişken, mahkemenin "Davacı uyarılmadı" gerekçesiyle hüküm kurmasının, sözleşme serbestisi ilkesine ve dosya münderecatına aykırı olduğunu, bina zemininde su izolasyonu (bohçalama) olmadığını, söz konusu fabrikanın tarımsal bir arazi üzerine kurulu olduğunu, fabrika inşaatlarının büyük çoğunluğunda olduğu gibi, bu binanın inşası sırasında zemin betonu altına topraktan yukarı doğru nem ve su hareketini kesecek "bohçalama" (su izolasyonu) yapılmadığını, negatif su basıncı yönünden, epoksi kaplamanın kalkmasının ana nedeni, uygulama hatası olmadığını, topraktan betonun içine işleyen ve oradan yüzeye çıkarak boyayı iten nem olduğunu, müvekkilinin sadece yüzey kaplaması yaptığını, binanın temelindeki izolasyon eksikliğini gidermesinin eşyanın tabiatına aykırı olduğunu, bu yapısal kusurun sonuçlarının müvekkiline yüklenemeyeceğini, mahkemenin, işin teslim edildiği 27.01.2021 tarihinden bu yana geçen yaklaşık 5 yıllık süreyi ve fiili kullanım gerçeğini tamamen göz ardı ettiğini, davacı fabrikanın, 5 yıldır 7/24 esasıyla ve 3 vardiya şeklinde çalıştığını zemin üzerinde yoğun forklift, transpalet, kamyon ve yaya trafiği mevcut olduğunu, sektörel standartlara göre, yapılan "Coating" (İnce sınıf) epoksi boya uygulamasının ortalama ekonomik ömrünün zaten 3 ila 5 yıl olduğunu, davacının, müvekkilin yaptığı işi, ekonomik ömrünün sonuna kadar tam kapasiteyle kullandığını 5 yıl boyunca üzerinde ağır tonajlı makineler gezdirilen bir zemin boyasının, ilk günkü gibi kalmasını beklemek ve "ayıplı" addetmenin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, bilirkişi raporunda ve mahkeme kararında, müvekkilinin işe başlamadan önce nem ölçümü yapmadığı varsayımına dayanıldığını, oysa ki dosya kapsamındaki tanık beyanları bu varsayımı kesin olarak çürüttüğünü, tanık...'nın yeminli beyanında "Alan geniş olduğundan dolayı parça parça 5-6 yerde nem ölçüm aletleriyle gerekli ölçümleri yaptılar. Bu ölçümler neticesinde zeminin epoksiye uygun olduğu, zeminde nem olmadığı tespit edildi." şeklinde açık ve net ifade verdiğini, nem ölçümü yapıldığı tanık beyanıyla sabit olmasına rağmen, bilirkişi heyetinin sanki hiç ölçüm yapılmamış gibi "basiretli tacir ölçüm yapmalıydı" şeklinde afaki bir gerekçeyle müvekkilini kusurlu bulmasının maddi vakıaya aykırı olduğunu, uygulama öncesi yapılan ölçümlerde nem değerleri uygun çıktığını sonradan beton altından yükselen ve "negatif basınç" yaratan nem, uygulama anında tespit edilebilecek bir husus olmadığını, malın ekonomik ömrünü (5 yıl) tüketen davacının, şimdi hem "bu mal kullanılamaz" diyerek bedel iadesi alması, hem de söküm parası istemesinin TMK'nun 2.maddesindeki dürüstlük kuralına aykırı olduğunu ve davacı lehine fahiş bir sebepsiz zenginleşme yarattığını, aynı bilirkişi heyetinin, ilk raporlarında ayıplı ve kalkma olan alanı 293 m² olarak tespit etmişken, sonrasında hiçbir yeni teknik veri veya ölçüm olmaksızın, sadece varsayımla tüm alanı (2.138 m²) ayıplı ilan ettiğini 293 m²'lik lokal bir sorunun, 5 yıllık kullanım sonunda tüm alana teşmil edilmesinin, teknik dayanaktan yoksun olduğunu, dosya kapsamındaki whatsapp yazışmaları ve video kayıtları ile sabit olduğu üzere; zemin kaplamasındaki lokal kabarmaların, davacı şirket çalışanları tarafından ellerindeki raspalarla (sert cisimlerle) bilinçli olarak kazınmak suretiyle genişletildiğini, müvekkilinin tespitlerinde sadece 15-20 m² ile sınırlı olan lokal nem kaynaklı kabarmaların, davacının bu müdahalesi sonucunda suni olarak artırıldığını, sağlam zeminlerin de sökülerek hasarlı alan algısı yaratıldığını, bilirkişi heyetinin, hasarın kendiliğinden oluşmadığını, bizzat davacı eliyle büyütüldüğünü ispatlayan bu somut delilleri görmezden gelerek, davacının kendi kusuruyla artırdığı zararı (TBK m.52) haksız bir varsayımla tüm alana teşmil ettiğini zeminin sökülmediğini, fabrikanın faal olduğunu, yapılmayan ve yapılmayacak (çünkü üzerine bakım yapılarak devam edilecek) bir "söküm" işlemi için bedel hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, dosya kapsamında alınan 5 adet rapor incelendiğinde, mevcut bilirkişi heyetinin "epoksi zemin uygulamaları" konusunda teknik yeterliliğe ve saha tecrübesine sahip olmadığını, heyetin, endüstriyel zemin literatüründe birbirinden tamamen farklı olan "Coating" (boya) sistemi ile "Mortar" (kalın kaplama) sistemini ayırt edemediğini, ince sınıf bir boya uygulamasından, kalın zemin kaplamasının performansını beklediğini yargılamanın her aşamasında; heyetin çelişkili tespitler yaptığını, teknik terimlere hakim olmadığını ve sektörden (uygulayıcı) bir uzman görüşüne ihtiyaç duyulduğunu belirtilerek "yeni bir bilirkişi heyeti" oluşturulması talep edildiğini ancak mahkemenin, tüm taleplerini her seferinde reddettiğini, dosyayı teknik yetersizliği raporlarıyla sabit olan aynı heyete tevdi ettiğini aynı heyetten alınan ek raporların, maddi gerçeği ortaya çıkarmak yerine, önceki hatalı görüşlerin kopyalanmasından öteye gidemediğini, teknik yeterliliği olmayan bir heyetle hüküm kurulması ve yeni heyet taleplerinin reddedilmesinin HMK'nun 266 ve 281 maddelerine aykırı olup, savunma haklarını kısıtladığını belirterek, mahkeme kararının kaldırılarak, dosyanın "epoksi zemin uygulamaları" konusunda uzmanlığı sertifikalandırılmış ve sözleşmeler hukuku uzmanı yeni bir bilirkişi heyetine tevdi edilmesini, sözleşmenin e8, e12, e13 ve e15 maddeleri uyarınca nem ve zemin kaynaklı risklerin kime ait olduğunun hukuken değerlendirilmesini, işin niteliğinin "Coating" (Boya) olduğu gözetilerek, 5 yıllık ağır sanayi kullanımının doğal yıpranma payının (amortisman) dikkate alınmasını, davacının zemini 5 yıldır fiilen kullanıyor olması karşısında "eserin reddi" şartlarının oluşmadığının dikkate alınmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkin olup, mahkemce davanın kabulüne dair verilen karara karşı taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İnceleme, Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Mahkemece, dosya kapsamındaki bilgi, belge ve toplanan deliller değerlendirilerek yasal düzenlemelere uygun ve isabetli karar verilmiş olduğu, ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı ve özellikle mahkemesince Dairemiz kaldırma kararı uyarınca yapılan yargılama sonucunda denetlenebilir nitelikteki teknik incelemeye dayalı kök ve ek raporlar alınarak hüküm kurulması, kurulan hükümde dosya kapsamına aykırılık bulunmadığının anlaşılmasına göre, davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin aşağıdaki bent dışında kalan istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir. Davacı vekilinin diğer istinaf nedenlerinin incelenmesinde ise, taraflar arasında yapılan sözleşme, faturalar, ödemeler birlikte değerlendirildiğinde, sözleşme bedelinin Euro olarak düzenlendiği, sözleşmenin ödeme başlıklı maddesinde ''... Siparişle beraber sözleşmeye müteakip işin toplam bedelinin %50si peşin, kalan miktar 30 günlük çek ile olacaktır. (Dövizin TL'ye çevriminde fatura kesim tarihindeki Serbest Piyasa Effektif Satış Kuru esas alınmalıdır.)" şeklinde belirtilmiş olmakla, fatura kesim tarihindeki serbest piyasa efektif kuru üzerinden dövizin TL ile çevrilmiş bedelinin esas alınacağına ilişkin açık düzenleme dikkate alındığında, sözleşmedeki bedelin TL olarak talep edilip tahsil edilmesinde bedelin TL olarak seçimlik hakların kullanıldığı anlamına gelmeyeceği(sonucu doğrumadığı) kabul edilerek hükmün Euro üzerinden kurulması gerekirken, TL olarak kabul edilmesi doğru olmamıştır. Açıklanan nedenlerle; davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, mahkeme kararının açıklanan nedenlerle HMK'nın 353/1-b.2 maddesi gereğince kaldırılmasına, davanın kabulü ile; 23.051,00 Euro'nun 1.000,00 Euro'sunun 02/10/2021 tarihinden, bakiye kalan 22.051,00 Euro'sunun ıslah tarihinden itibaren işletilecek 3095 sayılı Kanun'un 4-a maddesi gereğince Devlet Bankaları'nın 1 yıl vadeli Euro mevduatına uyguladığı en yüksek oranda işleyen faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmesi gerekmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine, 2-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, 3-Ankara 12. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 23/10/2025 tarih ve 2025/358 Esas- 2025/726 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-b.2 maddesi gereğince kaldırılmasına, 4-Davanın kabulüne, - 23.051,00 Euro'nun 1.000,00 Euro'sunun 02/10/2021 tarihinden, bakiye kalan 22.051,00 Euro'sunun ıslah tarihinden itibaren işletilecek 3095 sayılı Kanun'un 4-a maddesi gereğince Devlet Bankaları'nın 1 yıl vadeli Euro mevduatına uyguladığı en yüksek oranda işleyen faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine 5-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 31.999,87 TL karar ve ilam harcından 191,89 TL peşin harç, 7.808,08 TL ıslah harcı toplamı olan 7.999,97 TL harcın düşümü ile eksik kalan 23.999,90 TL harcın davalıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, 6-Davacı tarafından yatırılan 59,30 TL başvuru harcı, 191,89 TL peşin harç, 8,50 TL vekalet harcı, 7.808,08 TL ıslah harcı olmak üzere toplam 8.067,77 TL harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 7-Davacının karşıladığı 338,10 TL tebligat gideri, 18.200,00 TL bilirkişi ücreti, 571,90 TL keşif harcı, 250,00 TL araç gideri olmak üzere toplam 19.360,00 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 8-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A maddesinin 13. fıkrası uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 1.320,00 TL arabuluculuk ücretinin davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 9-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden, hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca kabul edilen 468.450,75 TL üzerinden takdir edilen 74.952,12 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 10-Ankara 11. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/80 Değişik iş sayılı dosyasında yapılan yargılama gideri olarak 1.000,00 TL bilirkişi ücreti, 419,90 TL keşif harcı, 59,30 TL başvurma harcı, 97,70 TL peşin harç, 8,50 TL vekalet harcı, 400,00 TL araç ücreti olmak üzere toplam 1.985,4‬0 TL'nin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, 11-6100 sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince, taraflarca yatırılan gider ve delil avansının kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde yatıran ilgili tarafa iadesine, İstinaf incelemesi yönünden; 12-İstinaf talep eden davacı tarafından yatılan 615,40 TL istinaf karar harcının talep halinde iadesine, 13-Harçlar Kanunu gereğince davalıdan alınması gereken 31.999,87 TL istinaf karar harcından peşin alınan 8.000.00 TL harcın mahsubu ile bakiye 23.999,87 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazine'ye irat kaydına, 14-İstinaf başvuru nedeniyle davacı tarafından yatırılan 1.683,10 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı, 300,00 TL posta gideri olmak üzere toplam 1.983,10 TL istinaf yargılama giderinin davalıdan alınarak davacı verilmesine, 15-İstinaf başvuru nedeniyle davalı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 hafta içinde Yargıtay’da TEMYİZ yolu açık olmak üzere 23/09/2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Başkan e-imzalıdır

Üye e-imzalıdır

Üye e-imzalıdır

Katip e-imzalıdır

e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/44, K. 2026/966, T. 23.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-44-e-2026-966-k-8ce475446d17