Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1658 E. 2026/35 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/1658
- Karar No
- 2026/35
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 42. HUKUK DAİRESİ T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 42. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2026/1658 KARAR NO : 2026/35
TÜR K MİLLETİ ADINA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
BAŞKAN : ... (...) ÜYE : ... (...) ÜYE : ... (...) KATİP : ... (...) İNCELENEN KARARIN: MAHKEMESİ : ANKARA 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 01/11/2024 ESAS-KARAR NUMARASI : 2024/651 E., 2024/598 K. DAVACI : ... VEKİLİ : Av. ... DAVALILAR : 1 -... -(T.K.35.MD) : 2 -... : 3 -... (T.K.35.MD) : 4 -... (T.K.35.MD) : 5 -... (T.K.35.MD) : 6 -... -(T.K.35.MD) : 7 -... (T.K.35.MD) : 8 -... : 9 -... (T.K.35.MD) : 10 -...-(T.K.35.MD) : 11 -... (T.K.35.MD) DAVA : Tazminat (Rücuen Tazminat) KARAR TARİHİ : 22/09/2026 YAZIM TARİHİ : 22/09/2026
Yukarıdaki karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) 352 madde uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla, istinaf incelemesinin dosya üzerinde yapılmasına karar verilerek dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : Davacı vekili özetle: müvekkili ile karşı taraflar arasında imzalanan sözleşme ile ...Müdürlüğüne ait temizlik işlerinin bir bütün olarak 19/03/2000-31/08/2020 tarihleri arasında yüklenici firmalara verildiğini, yüklenici firmalar bünyesinde çalışan işçilerin çalıştıkları döneme ilişkin olarak bir takım işçilik alacakları için dava açtıklarını, açılan davalar neticesinde işçilik alacaklarına hükmedilen kararlar ile müvekkili aleyhine kesinleştiğini ve yapılan icra takipleri sonucunda müvekkilince işçilere ödeme yapılmak zorunda kalındığını, karşı yanla imzalanan sözleşme hükümleri ve genel hukuk ilkeleri gereği müvekkilince ödenmek zorunda kalınan tüm işçilik alacağı kalemlerinden yüklenici firmaların sorumlu olduğunu belirterek şimdilik her bir davalı için 100,00'er TL'den olmak üzere 1.100,00 TL'nin ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan tahsiline ve her türlü yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılara usulüne uygun davetiye tebliğine rağmen cevap dilekçesi sunmamıştır. İlk derece mahkemesince "....eldeki davanın hizmet alım sözleşmesinden kaynaklanan rücuen alacak davası olduğu görülmektedir. Bu tür davalar eda davası niteliğinde olup, davalılar arasında mecburi dava arkadaşlığı bulunmamaktadır. Dava dilekçesi incelendiğinde, davacının dava dilekçesinde belirttiği 7 işçiye yaptığı ödeme nedeniyle davalıların her birinden 100,00'er TL'nin avans faiziyle birlikte tahsilini talep ettiği, yapılan ödemelere ilişkin genel bilgilerin sunulduğu görülmektedir. Bu itibarla, davalılar arasında mecburi dava arkadaşlığı bulunmadığı hususu da dikkate alındığında, davacının hangi davalıdan, hangi işçi nedeniyle, ne miktarda tazminat talep ettiği hususunu dava dilekçesinde açıklaması gerekmektedir. Ancak bu husus dava dilekçesinden anlaşılamamakta, diğer bir deyişle, dava dilekçesinde talep sonucu itibariyle eksiklik bulunmaktadır. Belirlenen hususların açıklığa kavuşturulması amacıyla Mahkememizin 27/09/2024 tarihli tensip ara kararı ile davacı vekiline HMK'nın 119/2. maddesi uyarınca hangi işçi için, hangi davalıdan, ne miktarda tazminat talep ettiği hususunda talebini somutlaştırmak üzere 1 haftalık kesin süre verilmiştir. HMK'nın 94. maddesine uygun şekilde kesin süreye uyulmaması ve bir haftalık kesin süre içinde belirlenen eksikliğin tam manasıyla giderilmemesi halinde davanın açılmamış sayılmasına karar verileceği de ayrıca ihtar edilmiştir. Davacı vekili bu ihtara rağmen Mahkememizce istenen hususlarda talebini somutlaştırmamıştır. Açıklanan nedenlerle Mahkememizce davanın HMK'nın 119/2. maddesi uyarınca açılmamış sayılmasına..." karar verilmiştir. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle: Taleplerinin rücuen alacak olduğu ve uyuşmazlığa konu miktarın belirli olduğu, ancak sorumluluk oranlarının yargılamayı gerektirmesi nedeniyle kısmi dava olarak açıldığı, davalılar arasında zorunlu dava arkadaşlığının bulunduğu, yerel mahkemece süresinde talebin somutlaştırılmadığından bahisle davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu, davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği nedenleriyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE: Dava, işçilik alacaklarından kaynaklanan rücuen tazminat taleplidir. Uyuşmazlığın davacının talebinin somut olup olmadığı ve dava dilekçesinin usule uygunluğuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Davacı dava dilekçesinde davalılarla imzalanan hizmet sözleşmeleri kapsamında çalışan 7 işçiye yapılan ödemelerden davalıların sorumlu olduğu iddiasıyla şimdilik her davalıdan 100 TL toplam 1.100,00 TL talep ettiğini bildirmiştir. Mahkemece, davacıya hangi işçi için hangi davalıdan ne miktar talep ettiğini açıklaması için HMK'nın 119/2 maddesi gereğince bir haftalık kesin süre verilmiş, davacı her işçi için hangi davalının ne miktar ile sorumlu olacağının yargılama sonucunda teknik inceleme ile belirleneceği ve usul ekonomisi açısından tüm davalılara birlikte dava açıldığını bildirmiş ve mahkemece, davacının talebini somutlaştırmadığı gerekçesiyle HMK'nın 119/2 maddesi gereğince davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. Dosya kapsamından davacının 7 işçi için ödeme yapılan icra dosyaları ile mahkeme dosyalarının numaralarının açık şekilde bildirildiği davalılar ile ile yapılan sözleşmelerin belirlenebilir olduğu anlaşılmaktadır. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36. maddesinin 1. fıkrası “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” hükmünü düzenlemiş olup hak arama özgürlüğü adı altında hukukî koruma (korunma) talebine yönelik anayasal teminat bireylere vermektedir. Mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün en önemli unsurudur. Anayasa’nın 90. maddesinin son fıkrası uyarınca, usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmünde olup, bu kapsamda ülkemizin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 6. maddesinde adil yargılanma hakkı ayrıntılı şekilde yer almıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında; herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve kamuya açık olarak görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlenmiştir. Anılan madde de düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsurlarından bir tanesi yargılamanın “makul bir süre içinde” bitirilmesi ilkesidir. Bu bağlamda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), devletlerin yargısal sistemlerini makul bir sürede yargılama dâhil olmak üzere, AİHS’nin 6. maddesinde yer alan şartlara uyacak şekilde düzenlemek ile görevli olduğunu belirtmiştir (AİHM, Zimmerman ve Steiner –İsviçre, 13 Temmuz 1983, 29. paragraf). Bir davaya taraf olan herkes, karşı taraf karşısında kendisini önemli bir dezavantajlı konumda bırakmayacak şartlarda iddialarını mahkemeye sunabilmesi için makul bir fırsata sahip olabilmelidir (AİHM, De Haes ve Gijsels-Belçika, 24 Şubat 1997). Aynı şekilde, tarafların gösterilen tüm delillerden haberdar olması ve görüş bildirebilmesi de adil yargılanma hakkı kapsamında gözetilmesi gereken ilke olarak belirtilmiştir (AİHM, Borgers-Belçika, 30 Ekim 1991). Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin İkinci Dairesi tarafından verilen 14.10.2008 tarihli Mesutoğlu/Türkiye davasına ilişkin kararda; yargı mercilerinin usul kurallarını çok sıkı uygulaması ve dar yorumlaması nedeniyle kişilerin, uyuşmazlığın esasının incelenmesinden mahrum bırakılması, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6/1 maddesinin ihlali olarak kabul edilmiştir. Bir iç hukuk kuralı haline gelen AİHS ve buna dayanılarak verilen bu karar da göz önüne alındığında, hak kaybının önüne geçilecek şekilde değerlendirme yapılması olayın özelliğine daha uygun düşmektedir. ( HGK'nun 2009/18-348 Esas 2009/398 Karar salımı ilamı) Öte yandan, Anayasa’nın 141. maddesinde “Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.” denilmek suretiyle, davaların usul ekonomisi çerçevesinde makul bir süre içerisinde bitirilmesi gerekliliği açıkça düzenlenmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda (HMK) davaların en az giderle sonuçlandırılması ve yargılamanın makul sürede bitirilmesini sağlamak amacıyla delillerin bildirileceği zaman düzenlenmiştir. Bu düzenlemeler aynı zamanda taraflara, karşı tarafın gösterdiği delillerden haberdar olmak suretiyle sunulan delillere karşı delil, iddia veya savunma bildirebilme imkânı tanıyacak, böylece uyuşmazlıklar en kısa sürede adilane çözüme kavuşacaktır. HMK’nin “Dava dilekçesinin içeriği” başlıklı 119/1-e-f maddesine göre; davacı, dava dilekçesinde, iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetlerini ve iddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceğini açıkça göstermek zorundadır. Ayrıca davacının genel ifadelerle delillerini belirtmesi yeterli olmayıp hangi delillere dayandığı da dilekçeden anlaşılmalıdır. Delillerin bildirilmesine ilişkin bu düzenleme, somutlaştırma yükümlülüğünün de bir gereğidir (Pekcanıtez, Hakan: Pekcanıtez Usul Medeni Usul Hukuku C. II, İstanbul, 2017, s. 1139). Yukarıda yapılan açıklamalar ve dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; davacı dava dilekçesinde tüm davalıları ve talebini açık ve anlaşılır şekilde bildirmiş olup hangi işçi için hangi davalının ne oranda sorumlu olduğunun tespiti yapılacak olan yargılama sonucunda belirlenebilecek olup davacının dava dilekçesinde açıkladığı vakıalara ve talebin belirlenebilirliğine ilişkin hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Tüm taleplerini açık ve net olarak dava dilekçesinde açıklayan ve delillerini bildiren davacının talebinin somut olmadığının kabulü mahkemeye erişim ve hak arama hürriyeti ile adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde olduğu değerlendirilmiştir. Bu durumda, davacının talebinin somut ve dava dilekçesinin usule uygun olduğu kabul edilip yargılamaya devam edilerek taraf delilleri toplanıp hasıl olacak sonuca uygun karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile yanılgılı değerlendirmelere dayalı olarak davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi usul ve yasaya aykırı görülmüştür. Açıklanan nedenlerle, mahkemece; dava konusu uyuşmazlığa ilişkin taraf delilleri toplanarak, oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, deliller toplanmadan ve değerlendirilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmediğinden, HMK 353/1-a.6 maddesi gereğince davacı vekilinin istinaf talebinin kabulü ile ilk derece mahkeme kararının kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-)Davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile: HMK 353/1.a.6 madde gereğince, Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 01/11/2024 tarih, 2024/651 E., 2024/598 K. sayılı kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine, 2-)Peşin alınan istinaf karar harcının iadesine, 3-)Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesi tarafından hükümle birlikte değerlendirilmesine, 4-)HMK 359/4 madde gereğince kararın tebliği, harç tahsil müzekkeresi yazılması ve gider avansı iadesi işlemleri ile 302/5 madde gereğince kesinleşme kaydı ve kesinleşme kaydı yapılan kararların yerine getirilmesi için gerekli bildirimlerin ilk derece mahkemesi tarafından yapılmasına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK 362/1.a madde gereğince miktar itibari ile kesin olmak üzere, oybirliğiyle karar verildi.22/09/2026
Başkan ...
Üye ...
Üye ...
Katip ...