Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2023/231 E. 2026/1661 K. – İtirazın İptali
Konu: İtirazın İptali
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2023/231
- Karar No
- 2026/1661
- Karar Tarihi
- Konu
- İtirazın İptali
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2023/231
KARAR NO: 2026/1661
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İstanbul 24. Asliye Ticaret Mahkemesi (Kapatılan İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesi)
TARİHİ: 24.03.2022
NUMARASI: 2018/1032 Esas - 2022/249 Karar
DAVA: İtirazın İptali (Ticari satımdan kaynaklanan)
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, davacı ve davalı vekillerince istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında 30.09,2015 tarihinde düzenlenen araç satış sözleşmesi gereğince ... plakalı aracın davalıya 54.000 TL bedelle satılması hususunda anlaşıldığını ve sözleşme tarihinde aracın davalıya teslim edildiğini, sözleşme ile davalının satış bedelini 31.12.2015 tarihine kadar ödemesi gerektiğini ve aracın noterdeki satışının en geç 15.12.2015 tarihinde yapılacağının kararlaştırıldığını, anılan sözleşmede, sözleşme tarihinden itibaren araca ilişkin vergi, ceza, muayene, trafik ve kasko bedellerinin davalı tarafından ödeneceği kararlaştırılmış ise de bunların davalı tarafından ödemediğini, davalının kullanımında olan araca düzenlenen trafik cezalarını, motorlu taşıt vergisi, aracın muayenesi gibi masrafları davacının üstlenmek zorunda kaldığını, ayrıca aracın bedelinin de ödenmediğini, davalının 140.000TL'lik masraf yapmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, 60.000 TL zararın nasıl oluştuğunun davalı tarafından açıklanmadığını, davalının alacağı bulunmadığını, davalıya .... Noterliğinden 26.05.2017 tarihinde ihtarname gönderildiğini ve aracın iadesi trafik cezası, muayene, sigorta masraflarının ödenmesinin, aracın kullanıldığı her ay için kullanım bedeli ödenmesinin talep edildiğini, dayalınım bu bedelleri ödememesi üzerine davacının bu giderlere karşılık 21.240 TL bedelli 30.05.2018 tarihli faturanın ödenmediğini ve İstanbul .... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile icra takibinin başlatıldığını, davalının borca itiraz ettiğini, davacı tarafından ödenen kasko sigorta poliçeleri için 4.092,72 TL, trafik sigorta poliçeleri için 1.596,57TL, motorlu taşıt vergileri için 3.284,50 TL. trafik cezaları için 6.027,76 TL, araç muayenesi kaçak cezaları için 2.500 TL, paralı otoyol, tünel ve köprülerden kaçak geçiş için 2.759,72 TL, kullanım bedeli olarak 978,73 TL olmak üzere toplam 21.240 TL'nin ödenmesi gerektiğini ileri sürerek, itirazın iptali ile takibin devamına ve %20 oranında icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, savunmasında özetle; müvekkilinin talebine rağmen davacının tescil işlemini yapmadığını, aracın ölümlü trafik kazasına karışması nedeniyle İstanbul 13. İş Mahkemesinin 2014/376 Esas sayılı dosyasında tedbir şerhinin bulunduğunu, araç üzerinde tedbir kararının olması nedeniyle tescilin yapılmadığını, satışa engel durum olduğunu, sözleşme şartlarına aykırı hareket edilerek tedbir şerhinin kaldırılmadığını, davacıya 18.000 TL ödeme yapıldığını, davalının tedbir şerhinin kalkacağına güvenle araca 140.000 TL masraf yaptığını, davacıya ödenen 18.000 TL'nin ve de aracın kullanıma uygun hale getirilmesi için yapılan 60.000 TL masrafın ödenmesi için 06.06.2018 tarihinde .... Noterliğinden davacıya ihtarname gönderildiğini, davacının gönderdiği faturaya Kartal 23 Noterliğinin 12.06.2018 tarihli ihtarı ile itiraz edilerek faturanın iade edildiğini, aracın sigorta bedeli, sigorta, ceza gibi bedellerin davalı tarafından ödendiğini, ifa imkansızlığı nedeniyle davalının zarara uğratıldığını savunarak, davanın reddi ile kötü niyet tazminatına karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Eldeki dava da, davalının tüzel kişi tacir olduğu, dosya kapsamında alınan bilirkişi raporlarından da anlaşılacağa üzere dava konusu araç üzerinde tarafların sözleşme tarihi olan 30/09/2015 tarihinden önce 13/04/2014 tarihinde ... 13. İŞ mahkemesinin 2014/376 Esas sayılı dosyası ile tedbir konulduğu anlaşılmaktadır. Davalı tüzel kişi tacir olup TTK 18 maddesine göre basiretli bir tacir gibi hareket etmesi gerekmektedir. Bu sebeple davalının araç üzerindeki tedbirden haberi olmadığı yönündeki iddia ve savunmalarına itibar etmek mümkün değildir. Taraflar arasında resmi şekilde yapılması zorunlu olan araç devir sözleşmesini şekle aykırı olarak yapılması ve sözleşme esnasında araç üzerinde tedbir olmasına rağmen bu hususun araç devir edimi sırasında ve/veya yargılama aşamasında ileri sürülmesi davalı yönünden dürüstlük kuralına aykırılık ve hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğuna kanaat getirilmiştir.
Başka bir deyişle, kanuni şekil şartına tabi olan araç satış sözleşmesi, şekil şartına uyulmaması sebebiyle taraflar arasındaki sözleşme baştan itibaren kesin hükümsüz ise de, davalının eylemlerinin dürüstlük kuralına aykırılık ve hakkın kötüye kullanımı niteliğinde olduğu anlaşılmakla dosya kapsamı ve 02/09/2021 tarihli raporun 20 ve 21 sayfalarında yapılan tespitler sonucu oluşan davacı zararından (davacının taraflar arasındaki sözleşmeden sonra yapmış olduğu masraflardan) davalının sorumlu olduğuna kanaat getirilmiştir.
Hemen belirtmek gerekir ki, taraf ticari defter ve kayıtları usulüne uygun tutulmamış ise de; 02/09/2021 tarihli bilirkişi raporunun 20 ve 21. sayfalarında '8) İcra Takibine Konu Alacağın Dayanağı Olan Yansıtma Faturasının Dayanak Belgeleri' başlıklı bölümde bulunan tablolarda yer alan a, b, c, d numaralı tablolardaki (7.301,06-TL +3.046,57-TL + 992,08-TL + 1.779,14-TL ) toplam 13.118,85-TL yönünden davalının sorumlu olduğu, anılan masraf ve bedellerin davacı tarafından ödendiğinin dosya kapsamındaki ödeme belgeleri ve davacı taraf ticari defter ve kayıtları ile sabit olduğu, takip yapılmadan önce davalı temerrüde düşürülmediğinden davacının işlemiş faiz talebinin yerinde olmadığı anılaşılmış, davanın kısmen kabulüne, davalının İstanbul .... İcra Dairesi'nin ... esas sayılı takip dosyasına yapmış olduğu itirazın kısmen iptali ile, 13.118,85-TL asıl alacak ve takip tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi üzerinden takibin devamına, davacının fazlaya ilişkin talebinin reddine karar verilmiştir.
İtirazın iptali davalarında davacı yararına icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için borçlunun itirazında haksız olması ve alacağın likit olması şarttır. (Adem Albayrak, Asliye Hukuk Davaları, Adalet Yayınevi, Ankara 2016 basım, sf; 1287 ) Dosyaya konu alacağın likit ve davalının haksız olduğu anlaşıldığından, hükmedilen asıl alacak miktarı (Yargıtay 9. HD. 12.10.2020 tarih 2016/26775 Esas 2020/11341 Karar sayılı ilamı) üzerinden davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur..." gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile davalının İstanbul .... İcra Dairesinin ... esas sayılı takip dosyasına yapmış olduğu itirazın kısmen iptali ile, 13.118,85 TL asıl alacak ve takip tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi üzerinden takibin devamına, davacının fazlaya ilişkin talebinin reddine, hükmedilen asıl alacağın %20'si oranında icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı ve davalı vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;
Taraflar arasındaki 30.09.2015 tarihli sözleşme ile aracın devri/ tescili ile araç bedelinin ödenmesinin şartlarının kararlaştırıldığını, yapılan araştırmada satışa konu ... plakalı aracın ölümlü trafik kazasına karışması nedeniyle İstanbul 13. İş Mahkemesi 2014/376 E. sayılı dosyasında tedbir şerhi bulunduğunun tespit edildiğini, bu nedenle devrin gerçekleşmediğini, davacının kısa sürede şerhi kaldıracağını kabul ettiğini, ancak şerhin kaldırılarak tescilin yapılmadığını, satışın gerçekleşeceğine güvenen müvekkilinin davacıya 18.000,00 TL ödeme yaptığını, ayrıca aynı niyetle sağlık hizmetlerinde kullanılmak için 140.000,00 TL masraf yapıldığını, satış sözleşmesi ve .... A.Ş. taahhütleri üzerine bu masrafların yapıldığını, aracın tescili ve araca yapılan masraf bedelinin 06.06.2018 tarihli .... Noterliğinin ihtarıyla davalıdan talep edildiğini, davacının da 30.05.2018 tarihli 21.240,00 TL bedelli faturayı keserek .... Noterliğinin 12.06.2018 tarihli ihtarı ile istediğini, bu faturaya itiraz edilerek iade edildiğini, sözleşme gereğince aracın devri/tescili ile araç bedelinin ödeme bedeli olan ödemenin gider olarak gösterilmesinin mümkün olmadığını,
Davacının yükümlülüklerini ifa etmeden alacak davası açamayacağını, ifa imkansızlığı nedeniyle müvekkilinin zarara uğradığını, bilirkişi kök ve ek raporlarında davacının ticari defterlerinde alacağının bulunmadığının belirlendiğini, kayıtlarda bulunmayan bir alacağın tahsiline karar verilemeyeceğini, bu nedenle talebin reddi ile kötü niyet tazminatına hükmedilmesi gerektiğini,
Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davacı vekili, istinaf başvuru ve davacının istinaf başvurusuna cevap dilekçesinde özetle;
Mahkemenin tespitine göre sözleşmenin geçerli olduğu ve davalının aksi yöndeki iddialarının hukuka, içtihada ve doktrine aykırı olduğu, davalının sözleşme tarihinde araçtaki tedbirden de haberdar olduğuna veya basiretli bir tacir olarak olması gerektiği, bu nedenle sözleşmeden sonra araca yaptığı masrafların davalı tarafından karşılanması gerektiğinin kabul edildiğini, bununla birlikte müvekkilinin 21.240,00 TL olan talebi 13.118,85 TL üzerinden kısmen kabul edilerek takip öncesi işlemiz faiz talebinin de reddedildiğini ve bu kararın hatalı olduğunu,
Davalının istinaf başvurusunun reddi gerektiğini, satılan aracın kazaya karışmadığını, müvekkilinin bir işçisinin iş kazası geçirmesi nedeniyle bu işçi tarafından açılan davada müvekkiline ait birçok taşınır ve taşınmaz üzerine tedbir konulduğunu, aracın da bunlardan biri olduğunu, tedbirin bu davadaki yargılama devam ederken kaldırıldığını, kaldı ki davalının basiretli bir tacir olarak araç kaydındaki bu kısıtlamayı bilmesi gerektiğini, müvekkilinin tedbirin kaldırılmasına dair yükümlülüğünü yerine getirdiğini ve yargılama devam ederken tedbirin kaldırıldığını, tedbir devam ederken davalının herhangi bir hak kaybına uğramadığını, aracı dilediği gibi kullandığını, davalının zilyedi olduğu aracı sürekli şekilde kullandığını, bunun aksinin de iddia edilmediğini, davalının aracı kendi faaliyet sahası olan sağlık işlerinde daha elverişli kullanabilmek için birtakım harcamalar yaptığını ileri sürmesine rağmen bunların dava konusu ile ilgisiz olduğunu, aracın modifiyesi için masraf yapmasının davalının takdiri olduğunu, aracın 31.05.2015 tarihinden bu yana davalının zilyetliğinde olması nedeniyle vergi, ceza, sigorta gibi masrafların da davalı tarafından ödenmesi gerektiğini, aracın sözleşme tarihinde görülerek alındığını, aracın hangi durumda olduğu ve kullanım amacına uygun olup olmadığının kontrol edilerek sözleşmenin imzalandığını, bu nedenl modifiye masraflarını talep edilemeyeceğini, satış bedeli 54.000,00 TL olan araca bu bedelin üç katı masraf yapılması ödemeye ilişkin belge sunulmamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE
Dava, taraflar arasında düzenlenen, ... plakalı araca ait 30.09.2015 tarihli satım sözleşmesi kapsamında davalı tarafından teslim alınan ve kullanılan araca bu tarihten sonra tercil maliki olan davacı tarafından yapılan vergi, trafik cezası, muayene ve sigorta masrafları gibi kullanımdan kaynaklı masrafların aracının zilyedi olan davalıdan tahsili amacıyla başlatılan takibe yönelik itirazın iptali istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne, karar verilmiş; bu karara karşı, davalı ve davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.
Tacir olan taraflar arasında düzenlenen 30.09.2015 tarihli Araç satış Sözleşmesi ile davacıya ait olan ... plakalı aracın 54.000 TL bedelle davalıya satışı konusunda taraflar anlaşmaya varmıştır. Bu maddeye göre aracın satış bedelinin 4.000 TL'si satış tarihinde kalan miktar ise 31.12.2015 vade tarihli senetle ödeneceği, senet bedelinin vade tarihine kadar peyder pey ödeneceği, en geç tarihinde tamamının ödeneceği kararlaştırılmıştır. Sözleşmenin 2.maddesinde aracın 30.09.2015 tarihinde K belgesi taşıt kartı ile birlikte davalıya teslim edildiği ve bu tarihten sonra araçla ilgili ortaya çıkacak vergi, ceza ve ödemelerin alıcı tarafından karşılanacağı, alıcının ödemeyip satıcının ödemek zorunda kaldığı bedelin %25 fazlasıyla rücu edileceği kararlaştırılmıştır. Aracın noter satışının en geç 15.12.2015 tarihinde alınacağı, bu tarihe kadar satışın alınmaması halinde alıcının ödeyeceği tüm bedeller cezai şart olarak satıcıda kalacak ve aracın satıcıya teslim edileceği, alıcının bu sözleşmenin geçersizliği nedeniyle cezai şartın ya da herhangi bir hükmün geçersizliğinin ileri sürülmeyeceği kabul edilmiştir.
Mahkeme gerekçesinde de belirtildiği üzere, taşınır niteliğinde olan aracın geçerli bir şekilde satışı için noterde resmi şekilde düzenlenecek satış sözleşmesi ile satım işleminin yapılması gerekir. Sözleşmenin geçerliliğine ait bu şartın yerine getirilmemesi halinde, sözleşme şekil şartı yetersizliği nedeniyle kesin şekilde hükümsüzdür. Ancak şekil noksanlığı dolayısıyla birlikte yapıldığı andan itibaren kesin hükümsüz olan sözleşmenin sonradan taraflarca şekle aykırılığa rağmen tarafların edimlerini bilerek yerine getirmesi veya sözleşmenin diğer tarafının aldatılması veya şekil noksanlığına bilerek ve isteyerek sebep olması halinde bu sözleşme geçerlilik kazanabilir.
Ayrıca bu tip bir sözleşmenin karşılıklı olarak ifa edilip, satım konusu aracın zilyetliğinin devir alınarak kullanılmasından sonra, bu aracın kullanımına bağlı olan vergi, trafik cezaları ve sigorta primlerinin artık davalı olan alıcı tarafından ödenmesi gerekir. Aracı teslim alıp kullanan davalı, kullanımdan kaynaklı bu bedellerin sözleşmenin geçersizliğinden söz ederek satıcı tarafından ödenmesi gerektiğini ileri süremez. Bu şekilde bir savunma dürüstlük kuralına aykırıdır. Davacı tarafından talep edilen takip konusu masraf kalemleri aracın sigortaları, kullanıma bağlı trafik cezaları, taşıt vergileridir. Yukarıda belirtildiği gibi kullanıma bağlı olan bu giderlerden alıcı sorumludur. Bu masrafların davalı tarafından yapıldığı iddia ve ispat edilmemiştir. Davacının yapmış olduğu bu giderleri ticari defterlerine kayıt etmemiş olması alacak hakkını ortadan kaldırmaz.
Dava konusu aracın satış tarihinde tedbirli olması ve basiretli bir tacir gibi davranması gereken davalının gerekli araştırmayı yapmadan aracı haliyle satın alması, davalıya teslim edilen aracın kullanımı nedeniyle oluşan giderlerin üçüncü bir kişiye yüklenmesini gerektirmez. Esasen aracın resmi şekilde satışı gerekirken, satışın vadeli olarak yapılması da araç üzerindeki tedbirden davalının haberdar olduğunu göstermektedir. Aracı satın alan davalının, bu amaca hizmet etmek üzere aracın bir takım faydalı veya zorunlu masrafları yapmış olması, davacı tarafından ödenen kullanıma bağlı masrafların ödenmemesini gerektirmez. Aracı, resmi şekilde devir almadan teslim alıp kullanımıyla resmi şekilde devir alarak kullanılması bakımından talep edilen masraflar yönünden bir fark bulunmamaktadır. Aracın usulüne uygun şekilde devir alınması halinde de talep edilen giderler aracın alıcısı tarafından ödenecektir. Kaldı ki araç hali hazırda davacı adına kayıtlı olmasına rağmen, sözleşmede bu giderlerden alıcının sorumlu olduğu taraflarca kararlaştırılmıştır. Yapılan ödeme bakımından davalı usulüne uygun şekilde TBK'nın 117.maddesine göre temerrüde düşürülmemiştir.
Davacı tarafından yapıldığı kanıtlanan kullanıma bağlı masraflar mahkemece bilirkişiye hesaplattırılmış olup, davacının bundan fazla bir masrafının bulunduğu usulüne uygun delillerle kanıtlanmamıştır. Açıklanan bu gerekçelerle, davacı ve davalı vekillerinin istinaf başvuru nedenleri ile sınırlı olarak dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkemesinin kararında ve gerekçesinde yasaya ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacı vekilinin ve davalı vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca ayrı ayrı esastan reddine dair aşağıdaki karar verilmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, her iki taraf vekillerinin vekilinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine,
2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 675,00 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına,
3-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 675,00 TL istinaf karar harcının davalıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına,
4-Taraflarca yapılan kanun yolu giderlerinin kendilerinin üzerinde bırakılmasına,
5-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraf vekillerine tebliğine,
6-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;
HMK'nın 353.1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 30.09.2026 tarihinde, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.