Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1525 E. 2026/1600 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/1525
- Karar No
- 2026/1600
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2026/1525 - 2026/1600 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2026/1525 KARAR NO : 2026/1600 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 3. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 03/11/2022 NUMARASI : 2021/291 E. - 2022/380 K.
DAVANIN KONUSU : Marka Hakkına Tecavüz, Tespit, Maddi ve Manevi Tazminat
Dairemizce verilen 28/03/2025 tarih ve 2023/416 Esas 2025/686 sayılı kararı Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 02/03/2026 tarih ve 2025/3796 Esas, 2026/1206 Karar sayılı ilamı ile bozulmuş olmakla, dava Dairemizin yukarıdaki esasına kaydı yapılıp incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, 2010 yılından beri restoran, bar işletmeciliği sektöründe müşterilere hizmet veren müvekkili ile ... arasında 17.11.2020 tarihinde marka devir sözleşmesi imzalandığını, imzalanan iş bu sözleşme ile ... tarafından 2014/61657 sayılı 43. Sınıfta ve 2020/72504 sayılı 29., 31., 32., 33. ve 41. Sınıflarda tescil edilen “...” markalarının müvekkiline devredildiğini, müvekkiline ait “...” markasının müvekkili ile davalı arasında akdedilmiş bir lisans/bayilik/franchise sözleşmesi mevcut olmamasına karşın, davalı tarafından işletme adı olarak iltibasa yol açacak ve haksız rekabet oluşturacak şekilde şube görüntüsü ile tabelada kullanıldığını, müvekkili şirket markasının iltibasa yol açacak şekilde gerek tabelada, gerekse diğer sosyal medya hesaplarında kullanıldığını, davalı şirketten bu kullanımlara son verilmesi talep edilse de davalı şirket tarafından bu kullanımlara son verilmediğini, davalının bu şekildeki kullanımının müvekkilinin tescilli markasıyla karıştırılma ihtimalini oluştuğunu, somut olayda yoksun kalan kazancın belirlenmesi için davalının markayı bir lisans anlaşması ile hukuka uygun şekilde kullanmış olması halinde ödemesi gereken lisans bedeline göre hesaplama yapılmasını talep ettiklerini, müvekkilinin markasının 43. Sınıfta tescilli olup, dava konusu markanın kapsamında yer alan hizmetlerin de 43. Sınıftaki hizmetleri kapsadığını, dava konusu marka ile müvekkilinin markasının marka işaretleri bakımından benzer olduğunu, “...” ibaresi ile karşı karşıya kalan tüketicinin bu ibareyi gördüğünde, marka sahiplerinin aynı olduğu şeklinde yorumlama yoluna gideceğini, dava konusu marka başvurusunun kötüniyetli olarak yapıldığını ileri sürerek müvekkilinin markasına yapılan tecavüzün önlenmesi ve durdurulmasına, davalı yanın hukuka aykırı haksız eylemleri neticesinde müvekkilinin uğramış olduğu maddi zararlara ilişkin olarak fazlaya ilişkin dava ve talep hakkı saklı kalmak sureti ile şimdilik 1.000,00 TL maddi tazminata hükmedilmesine, müvekkilinin uğradığı manevi zarara ilişkin olarak 50.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesine, davalının 2019/100969 tescil numaralı “... ... ...” ibareli markasının SMK’nın 6/1 ve 6/9. maddeleri gereğince hükümsüzlüğüne, sicilden terkinine, mahkemece verilecek karar özetinin, masrafı davalıya ait olmak üzere, tirajı yüksek üç gazetenin ulusal baskısında ilan edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiş, 18/10/2022 tarihli ıslah dilekçesi ile maddi tazminat talebini 9.280,04 TL ye yükseltmiştir. Davalı şirket vekili, markalar arasında benzerlik bulunmadığını, davanın reddedilmesi gerektiğini, davacı tarafın markası ile müvekkilinin markasının ayrı bir adlandırmaya dolayısıyla ayrı bir markaya haiz olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacı ait tescilli 2014/61657 sayılı "..." ibareli markanın 43. Sınıf "Yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri. Geçici konaklama hizmetleri. Gündüz bakımı (kreş) hizmetleri. Hayvanlar için geçici barınma sağlanması hizmetleri" mal ve hizmetlerini kapsadığı, 2020/72504 sayılı, "..." ibareli markanın 9, 31, 32, 33, 41. sınıf mal ve hizmetleri kapsadığı, dava konusu 2019/100969 başvuru ve 24/02/2020 tescil tarihli "... ... ..." ibaresinden oluştuğu, 43. Sınıftaki "Yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri. Geçici konaklama hizmetleri, geçici konaklama ile ilgili rezervasyon hizmetleri, düğün salonu kiralama hizmetleri, konferans ve çeşitli toplantılar için yer sağlama hizmetleri. Gündüz bakımı (kreş) hizmetleri. Hayvanlar için geçici barınma sağlanması hizmetleri." mal ve hizmetlerden oluştuğu, davalıya ait dava konusu markanın kapsamında yer alan “Yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri. Geçici konaklama hizmetleri, geçici konaklama ile ilgili rezervasyon hizmetleri, düğün salonu kiralama hizmetleri, konferans ve çeşitli toplantılar için yer sağlama hizmetleri. Gündüz bakımı (kreş) hizmetleri. Hayvanlar için geçici barınma sağlanması hizmetleri.” hizmetlerinin davacının redde 2014/61657 sayılı gerekçe markasının kapsamında aynı/aynı tür olarak yer aldığı, dava konusu "... ... ..." ibareli markanın, beyaz zemin üzerine, büyük, italik, siyah harflerle “...” ibaresi ile bu ibarenin altında “... ...” ibaresinin yer aldığı, herhangi bir şekil unsuru içermeyen kelime markası olduğu, dava konusu markada yer alan “...” ibaresinin işletmenin veya markanın kimin aracılığı ile sunulduğunu ifade ettiği, “...” ibaresinin ise dava konusu hizmetler bakımdan tanımlayıcı unsur olduğu hususları dikkate alındığında, dava konusu markanın esas unsurunun “...” ibaresi olduğu, davacının "... ... ..." ibareli markasının, siyah eliptik bir zemin üzerine, mor renkte el yazısı şekline “...” ibaresi, bu ibarenin hemen altında sarı renkte ... müzik aleti figürü, “...” harfinin üstünde ise sınırları mavi, içi siyah renkte bir şapka figürünün yer aldığı karma bir marka olduğu, markalarda yer alan kelime unsurunun şekil unsurlarına kıyasla daha ön planda olduğu hususu dikkate alındığında, davacının redde gerekçe markasının esas unsurunun “...” ibaresi olduğu, dava konusu markanın redde gerekçe markanın esas unsuru “...” ibaresini aynen içerdiği, davacının "..." esas unsurlu markasıyla davalı firmanın "... ... ..." ibareli markası arasında görsel, işitsel ve kavramsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunduğu, 6769 sayılı SMK’nın “Önceki tarihli hakların etkisi” başlıklı 155. maddesinin “Marka, patent veya tasarım hakkı sahibi, kendi hakkından daha önceki rüçhan veya başvuru tarihine sahip hak sahiplerinin açmış olduğu tecavüz davasında, sahip olduğu sınai mülkiyet hakkını savunma gerekçesi olarak ileri süremez.” hükmüne amir olduğu, davacının 2014/61657 sayılı markasının başvurusunun, davalının hükümsüzlüğü talep edilen markadan daha önce olması nedeniyle, davalının tescilli markasının olduğu yönündeki savunmasının değerlendirmede dikkate alınamayacağı, davacı markasında ve davalı kullanımında “...” ibaresinin marka olarak algılanacak asli esas unsur olarak bulunduğu, ortalama tüketicilerin şekilden ziyade ibareye ağırlık verecekleri hususu da dikkate alındığında taraf markaları arasında işitsel, görsel ve anlamsal açıdan yüksek oranda benzerlik olduğu, öte yandan, davacı markasının kapsamında yer alan “Yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri. Geçici konaklama hizmetleri, geçici konaklama ile ilgili rezervasyon hizmetleri, düğün salonu kiralama hizmetleri, konferans ve çeşitli toplantılar için yer sağlama hizmetleri.” ile dosya kapsamında yer alan bilgi, belge ve bilirkişi raporuna göre, davalının markasal kullanımının kapsamındaki hizmetlerle aynı/aynı tür/benzer olduğu, davacının markasındaki hizmetlerin ve davalının sunduğu hizmetlerin aynı/aynı tür/benzer olması ve davacının markası ile davalının kullandığı işaret arasındaki ayniyet derecesindeki benzerlik nedeniyle davacı markası ile davalı kullanımı arasında karıştırılma ihtimali bulunduğu, davalının bu kullanımlar için, “işaretin kullanımına ilişkin hakkı veya meşru bağlantısı olduğu” yönünde bir delilin dosya kapsamında bulunmadığı dolayısıyla davalının eylemlerinin davacının marka hakkına tecavüz teşkil ettiği, davacı tarafından, 6769 sayılı SMK’nın 151/2-(c) maddesi uyarınca 9.280,04 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi tazminata karar verilmesinin talep edildiği, herhangi bir tescilli sınai mülkiyet hakkına tecavüz halinde, tecavüzün varlığının tespiti ve önlenmesi ile ref'i davalarında kusurlu olması şartı aranmazken, maddi ve manevi tazminat davalarında mutlaka davalının kusurlu olmasının gerektiği, davalının tescilli markasını kullandığı, dava konusu eylemlerini "kusurlu" olarak gerçekleştirmediği, bu nedenle kusur esasına dayalı maddi ve manevi sorumluluğunun bulunmadığı, davalının tescilli marka kullanımının haksız rekabet olarak da değerlendirilmediği, gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne, davalı adına tescilli 2019/100969 sayılı markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, davalının marka kullanımının davacı adına tescilli 2014/61657 sayılı markaya tecavüz teşkil ettiğinin tespitine, tecavüzün önlenmesine, durdurulmasına ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına, davalının adına tescilli markasını kullanması dolayısı ile maddi ve manevi tazminat için gereken kusur şartı gerçekleşmediğinden tazminat taleplerinin reddine, kararın ulusal çapta yayın yapan bir gazetede bir defa ilanına fazlaya dair istemlerin reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, davalı şirketin kendi markasını müvekkili şirketin markasına izni olmaksızın yaklaştırarak aynı ticaret alanına çıkmak suretiyle kullandığını, müvekkili şirketin vermiş olduğu hizmete etki ederek malvarlığında zarara neden olduğunu, davalının elde etmiş olduğu net kazancın bilinmesi mümkün olmadığından zararın tam olarak ispat edilemediği durumlarda TBK m. 50/2'de yer alan “Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler” şeklindeki hükmün de dikkate alınarak ortaya çıkacak fiili zararın maddi tazminat hesabında dikkate alınmasının talep edildiğini, somut olayda yoksun kalınan kazancın belirlenmesi için davalının markayı bir lisans anlaşması ile hukuka uygun şekilde kullanmış olması halinde ödemesi gereken lisans bedeline göre hesaplama yapılmasının talep edilmiş ve örnek sözleşmelerin dosyaya sunulduğunu, davalı seçimin tesadüften ibaret olamayacağı ve iyi niyetli sayılamayacağını, somut olayda davalının kusurunun bulunmadığı şeklindeki gerekçe ile maddi ve manevi tazminat taleplerimizin reddine karar verilmesinin kabulünün mümkün olmadığını, olayın oluş şekli, ihlal süresi, tarafların ekonomik ve sosyal konum ve durumları dikkate alınarak 50.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesi talep edilmiş ise de mahkemece talebin gerekçesiz reddine karar verildiğini ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. Davalı şirket vekili istinaf başvuru dilekçesinde, dosyada somut verilerin bulunmadığını, bahse konu markanın görsel unsurları incelendiğinde arasında hiçbir benzerlik olmadığını, bilirkişi raporunun hükme esas alınamayacağını, müvekkile ait markanın her hangi bir yanıltma, aynı markayı kullanma ya da başkaca markalara benzeme arzusu ya da amacı taşımadığını, davalının tescilli markasını kullandığı, dava konusu eylemlerini "kusurlu" olarak gerçekleştirmediğinden, kusur esasına dayalı maddi ve manevi sorumluluğu bulunmadığını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Dairemizce, yukarıda tarih ve sayısı belirtilen karar ile; davalı vekilinin istinaf itirazlarının, dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığından, tümünün reddi gerektiği, davacı taraf istinaf itirazlarına gelince; davalının sırf tescilli markasını kullanmasının kusurunu ortadan kaldıran bir sebep olmadığı, davalının tazminat ile sorumlu tutulabilmesi için kusurlu olduğunun da ortaya konulması gerektiği, kusurun, kasıt biçiminde olabileceği gibi ihmal biçiminde de olabileceği, davalının kendi iştigal alanı ile ilgili işletmeleri araştırması gerektiği, dosya kapsamından davalının böyle bir özen gösterdiğine ilişkin delil bulunmadığı gibi davalının davacı tarafça kendisine gönderilen ihtarnameye rağmen kullanıma devam ettiği anlaşıldığından, sırf tescilli marka kullanımının kusur şartını ortadan kaldırmayacağı, bu nedenle davalının davacının maddi ve manevi zararından sorumlu tutulması gerekirken sorumlu tutulmamasının doğru olmadığı, davalının markayı bir lisans anlaşması ile hukuka uygun şekilde kullanmış olması halinde SMK'nın 151/2-(c) hükmü çerçevesinde ödemesi gereken lisans bedelinin bilirkişi tarafından hesaplanan tutarının 2019-2021 arası toplam tutarının 9.280,04 TL olduğu, marka hakkının ihlali nedneiyle SMK'nın 149/1-(ç) maddesi uyarınca davalının manevi tazminattan da sorumlu olduğu, dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere göre 25.000,00 TL manevi tazminatın hakkaniyete uygun olduğu, Anayasa Mahkemesi'nin 25.12.2024 tarihli ve 2024/29 E., 2024/226 K. sayılı kararı ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) "Yargılama giderlerinden sorumluluk" kenar başlıklı 326/2 hükmündeki "Davada iki taraftan her biri kısmen haklı çıkarsa, mahkeme, yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre paylaştırır." hükmünün “manevi tazminat davaları” yönünden Anayasa’nın 13. ve 36. maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle iptaline karar verildiği, her ne kadar iptal hükmü, kararın Resmî Gazete'de yayım tarihi olan 14.03.2025 tarihinden itibaren 9 ay sonra yürürlüğe girecek ise de, HMK'nın 326/2 hükmünün manevi tazminat davaları yönünden "kanunilik" şartını karşılamadığı tespit edilerek iptaline karar verildiği dikkate alındığında manevi tazminat talebinin redde konu bölümü esas alınarak davacı aleyhine yargılama gideri ve vekâlet ücretine hükmedilmediği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına yeniden hüküm kurulmasına, davanın kabulü ile davalının marka kullanımının davacı adına tescilli 2014/61657 sayılı markaya tecavüz teşkil ettiğinin tespiti ile tecavüzün önlenmesine, durdurulmasına ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına, 9.280,00 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 25.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, davalı adına tescilli "... ... ..." ibareli 2019/100969 sayılı markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, karar verilmiş, hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİNİN 02/03/2026 TARİH VE 2025/3796 ESAS, 2026/1206 KARAR SAYILI KARARININ ÖZETİ: Yargıtay 11. Hukuk Dairesince; davalı tarafın diğer temyiz itirazlarının reddi gerektiği, ancak, Anayasa'nın 153. maddesinde, iptal kararlarının geriye yürümeyeceği, gereken hallerde Anayasa Mahkemesinin iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabileceği düzenlemesine yer verildiği, Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının geriye yürümezliğinin, iptal kararının Anayasa'nın 152. maddesinde düzenlenen somut norm denetimi uyarınca verilen kararlara uygulanması, kazanılmış hak gibi istisnaları bulunmakla beraber, HMK'nın 326/2 hükmünün manevi tazminat davaları yönünden iptaline ilişkin 25.12.2024 tarihli ve 2024/29 E., 2024/226 K. sayılı kararının gerekçesi, dava açılmadan önce mahkemeye erişim hakkının sınırlanması olup, eldeki davaya konu manevi tazminatın, mahkemeye erişim hakkının sınırlandığına dair bir iddia ileri sürülmeksizin talep edildiği, iptal kararının geriye yürümesine ilişkin istisna bir durumun somut olayda bulunmadığı hususları birlikte değerlendirildiğinde yazılı şekilde karar verilmesinin doğru olmadığı, diğer yandan hükümsüzlük davasına konu davalı markasının "... ... ..." şeklinde kelime markasından oluştuğu, davacının hükümsüzlüğe mesnet olarak ileri sürdüğü markalarının "..." ibaresinden oluştuğu, taraf markaları bütüncül karşılaştırıldığında aralarında SMK'nın 6/1 hükmü anlamında benzerlik olduğundan söz edilemeyeceği, İlk Derece Mahkemesince taraf markalarının esas unsurunun "..." ibaresi olduğu, aralarında görsel, işitsel ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede benzerlik bulunduğu, markalar arasındaki benzerlik düzeyi nedeniyle dava konusu marka ile redde gerekçe marka arasında dava konusu hizmetler bakımından karıştırılma ihtimali olduğundan marka hükümsüzlüğüne ilişkin şartların gerçekleştiğinden bahisle verdiği karara ilişkin davalının istinaf başvurusunun esastan reddinin doğru olmadığı, hükümsüzlük davasına ilişkin kararın bu nedenle bozulması gerektiği gerekçesi ile Dairemiz kararının bozulmasına karar verilmiştir.
GEREKÇE : Dava, markaya tecavüzden kaynaklanan tespit, önleme ve durdurma ile maddi ve manevi tazminat istemi ile marka hükümsüzlüğü istemlerine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dava, markaya tecavüzden kaynaklanan tespit, önleme ve durdurma ile maddi ve manevi tazminat istemi ile marka hükümsüzlüğü istemlerine ilişkin olup, davanın kabulüne yönelik hüküm, Yargıtay tarafından hükümsüzlük davası yönünden ve manevi tazminat için takdir edilen vekalet ücreti hükmü açısından bozulmuştur. Zira Yargıtay bozma ilamında davanın kabulüne dair kurulan hükme yönelik olarak davalının bu hususlar dışındaki temyiz itirazları reddedilmiştir. Bu itibarla gelinen aşama itibariyle; markaya tecavüz davası yönünden, davacı markasında ve davalı kullanımında “...” ibaresinin esas unsur olarak bulunduğu, ortalama tüketicilerin şekilden ziyade ibareye ağırlık verecekleri hususu da dikkate alındığında, taraf markaları arasında işitsel, görsel ve anlamsal açıdan yüksek oranda benzerlik olduğu, öte yandan, davacı markasının kapsamı ile davalının markasal kullanımının kapsamındaki hizmetlerin benzer bulunduğu, davalının bu kullanımlar için, “işaretin kullanımına ilişkin hakkı veya meşru bağlantısı olduğu” yönünde bir delilin dosya kapsamında bulunmadığı, davalının eylemlerinin davacının marka hakkına tecavüz teşkil ettiği, dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6769 sayılı SMK'nın 155. maddesi uyarınca, marka hakkı sahibinin, kendi hakkından daha önceki başvuru tarihine sahip hak sahiplerinin açmış olduğu tecavüz davasında, sahip olduğu sınai mülkiyet hakkını savunma gerekçesi olarak ileri sürmesinin mümkün bulunmadığı, davalının davacının maddi ve manevi zararından sorumlu tutulması gerektiği, dosya kapsamında belirlenen ve davacı tarafça da talep edilen maddi tazminatın hakkaniyete ve TBK'nın 50. maddesine uygun bulunduğu, davalının markaya tecavüzü nedeniyle davacı lehine manevi tazminat ödemekle de yükümlü olduğu, dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere göre 25.000 TL manevi tazminatın dosya kapsamı ile hakkaniyete uygun bulunduğu hususları sabit olup, somut uyuşmazlığın, hükümsüzlük davası yönünden davacı markası ile davalının markası arasında iltibas bulunup bulunmadığı ile reddedilen manevi tazminat yönünden davalı lehine vekalet ücretine hükmedilip hükmedilmeyeceği hususlarına ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargıtay bozma ilamında, her ne kadar, hükümsüzlük davasına konu davalı markasının "... ... ..." şeklinde kelime markasından, davacının hükümsüzlüğe mesnet olarak ileri sürdüğü markalarının "..." ibaresinden oluştuğu, taraf markaları bütüncül karşılaştırıldığında, aralarında SMK'nın 6/1 hükmü anlamında benzerlik olduğundan söz edilemeyeceği belirlenmiş ise de; Dairemizce dava konusu "... ... ..." ibareli markasında yer alan “...” ibaresinin, işletmenin veya markanın kimin aracılığı ile sunulduğunu ifade ettiği, “...” ibaresinin ise dava konusu hizmetler bakımdan tanımlayıcı unsur olduğu hususları dikkate alındığında, dava konusu markanın esas unsurunun “...” ibaresi olduğu kabul edilmiş ve Yargıtay 11. H.D'nin anılan görüşüne iştirak edilmemiştir. Bir an için “...” ibaresinin de davalı markasının esas unsurlarından birisi olduğu kabul edilse bile “...” ibaresinin de davalı markasının asıl unsurlarından birisi bulunduğu, davacının redde gerekçe markasının esas unsurunun da “...” ibaresi tarafından temsil olunduğuna göre, taraf markalarının ibareler yönünden yine de benzer kabul edilmesinin gerektiği sonucuna varılmıştır. Zira dava konusu markanın, redde gerekçe markanın esas unsuru olan “...” ibaresini, asıl unsur olarak aynen içerdiği anlaşılmaktadır. "..." ibaresinin dava konusu marka kapsamında kalan hizmetler yönünden bir tanımlayıcılığının bulunmadığı da açıktır. Dolayısıyla davacının "..." esas unsurlu markasıyla davalı firmanın "... ... ..." ibareli markası arasında görsel, işitsel ve kavramsal açıdan ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunduğu, diğer yandan davacıya ait tescilli 2014/61657 sayılı "..." ibareli markanın kapsamı ile dava konusu markanın kapsamının da benzer olduğu nazara alındığında, taraf markaları SMK'nın 6/1 hükmü anlamında benzer kabul edilmiş ve Dairemiz kararında direnilmesine karar verilmiştir. Ayrıca, Yargıtay bozma ilamında; Anayasa'nın 153. maddesinde, iptal kararlarının geriye yürümeyeceği, gereken hallerde Anayasa Mahkemesinin iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabileceği düzenlemesine yer verildiği, Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının geriye yürümezliğinin, iptal kararının Anayasa'nın 152. maddesinde düzenlenen somut norm denetimi uyarınca verilen kararlara uygulanması, kazanılmış hak gibi istisnaları bulunmakla beraber, HMK'nın 326/2 hükmünün manevi tazminat davaları yönünden iptaline ilişkin 25.12.2024 tarihli ve 2024/29 E., 2024/226 K. sayılı kararının gerekçesi, dava açılmadan önce mahkemeye erişim hakkının sınırlanması olup, eldeki davaya konu manevi tazminatın, mahkemeye erişim hakkının sınırlandığına dair bir iddia ileri sürülmeksizin talep edildiği, iptal kararının geriye yürümesine ilişkin istisna bir durumun somut olayda bulunmadığı hususları birlikte değerlendirildiğinde yazılı şekilde karar verilmesinin doğru olmadığı belirtilmiştir. Oysa, Anayasa Mahkemesince verilen, 25/12/2024 Tarih, 2024/29 Esas ve 2024/226 Karar sayılı kararı ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Yargılama giderlerinden sorumluluk" kenar başlıklı 326/2. maddesindeki "Davada iki taraftan her biri kısmen haklı çıkarsa, mahkeme, yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre paylaştırır." hükmünün “manevi tazminat davaları” yönünden Anayasa’nın 13. ve 36. maddelerine aykırı olduğu tespitinde bulunularak hükmün iptaline karar vermiştir. Yargıtay bozma ilamında, 25.12.2024 tarihli ve 2024/29 E., 2024/226 K. sayılı kararının gerekçesinin, dava açılmadan önce mahkemeye erişim hakkının sınırlanması olup, eldeki davaya konu manevi tazminatın, mahkemeye erişim hakkının sınırlandığına dair bir iddia ileri sürülmeksizin talep edildiği belirtilmiştir. Halbuki Anayasa Mahkemesinin anılan kararında, hukuki bir uyuşmazlığın mahkeme önüne götürülmesi hakkının, Anayasa'nın 36. maddesinde güvenceye alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkı ile ilgili olduğu, manevi tazminat davasının kısmen reddedilmesi halinde, davayı açan kişinin yargılama giderlerinin bir bölümünden sorumlu tutulmasının, davacı üzerinde oluşturduğu baskı nedeniyle bu hakkı sınırladığı tespitinde bulunulmuştur. Bunun yanında Anayasa Mahkemesi kararında, mahkemeye erişim hakkının sınırlandığına ve bunun sonuca etki edeceğine ilişkin bir tespit bulunmamaktadır. Yine anılan kararda, ödenecek manevi tazminat miktarının belirlenmesinin tamamen hakimin takdirinde olduğu, miktar belirtmek suretiyle manevi tazminat davasını açacak kişinin hâkimin hükmedeceği tazminat tutarını öngörebilmesinin mümkün olmadığı ve tazminat miktarının hâkimin takdirine göre belirlendiği davalara ilişkin yargılama giderleri bakımından herhangi bir özel düzenlemenin de bulunmadığı, HMK’nın 326/2. maddesi ile mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlamanın “manevi tazminat davaları” yönünden kanunilik şartını sağlamadığı belirtilmiştir. Her ne kadar iptal hükmünün ilgili kararın Resmi Gazete'de yayım tarihi olan 14/03/2025 tarihinden itibaren 9 ay sonra yürürlüğe gireceği kararlaştırılmış ise de, Anayasa'nın 13. maddesinde, temel hak ve hürriyetlerin özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceği hüküm altına alınmış olup, Anayasa Mahkemesi tarafından HMK'nın 326/2. maddesinin manevi tazminat davaları yönünden "kanunilik" şartını karşılamadığı tespit edilerek ilgili hükmün iptaline karar verildiği, Anayasa Mahkemesinin, Hulusi Yılmaz [GK B. No: 2017/17428, 1/12/202] kararında, Anayasa'nın 11. maddesi uyarınca Anayasa hükümlerinin yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları olup, kamu gücü kullanan makamların her türlü iş ve işlemlerinde öncelikle Anayasa hükümlerini gözetmek zorunda oldukları, Anayasa'nın 138. maddesi uyarınca hâkimlerin önlerine gelen uyuşmazlıkları öncelikle Anayasa hükümlerini dikkate alarak çözüme kavuşturmalarının anayasal bir zorunluluk olduğu, mahkemelerin Anayasa'ya aykırılığı açık olan bir kanun hükmüne dayalı olarak uyuşmazlığı çözmesinin Anayasa'nın 152. maddesine aykırı olduğu, hükmün bireysel başvuruya konu olması hâlinde Anayasa ile korunan temel hak ve hürriyetlerin de ihlaline sebebiyet verebileceği belirtilmiştir. Bu nedenle, somut uyuşmazlıkta da ilgili kanun hükmünün Anayasa Mahkemesince iptal edildiği, Anayasa'nın 152. maddesi uyarınca hükmün iptali için itiraz yoluna gidilmesinin söz konusu olamayacağı ve bu hükme dayalı olarak karar verilmesinin iptal kararı ile açık bir çelişki oluşturacağı, bireysel başvuruya konu edilmesi halinde mahkemeye erişim hakkının ihlaline neden olabileceği anlaşıldığından, manevi tazminat isteğinin redde konu bölümü esas alınarak davacı aleyhine yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmemiş, bu hususta da Dairemiz kararında direnilmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Dairemizin 28/03/2025 tarih ve 2023/416 Esas 2025/686 sayılı kararında DİRENİLMESİNE, 2-Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenle davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 3-Yukarıda (2) nolu bentte açıklanan nedenle davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince kabulü ile, Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 03/11/2022 Tarih ve 2021/291 Esas - 2022/380 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA; 4-Davanın kabulü ile davalının marka kullanımının davacı adına tescilli 2014/61657 sayılı markaya TECAVÜZ TEŞKİL ETTİĞİNİN TESPİTİ İLE TECAVÜZÜN ÖNLENMESİNE, DURDURULMASINA VE SONUÇLARININ ORTADAN KALDIRILMASINA, 5-9.280,00-TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 6-25.000-TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 7-Davalı adına tescilli "... ... ..." ibareli 2019/100969 sayılı markanın HÜKÜMSÜZLÜĞÜNE ve Sicilden terkinine, 8-Kararın ulusal çapta yayın yapan bir gazetede bir defa ilanına, 9-Harçlar Kanunu uyarınca kabul edilen maddi ve manevi tazminat yönünden 2.341,67-TL nispi ve diğer istemler yönünden 615,40 TL maktu olmak üzere alınması gereken toplam 2.957,07-TL karar ve ilam harcından peşin olarak alınan 870,96- TL ve 142,00-TL ıslah harcının mahsubu ile kalan 1.944,11 TL bakiye harcın davalıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 10-Davacı kendisini vekille temsil ettirmiş olduğundan, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen, kabul edilen maddi tazminat yönünden 9.280,00 TL, kabul edilen manevi tazminat yönünden 25.000,00-TL, kabul edilen diğer istemler yönünden 40.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 11-Anayasa Mahkemesinin 25/12/2024 Tarih, 2024/29 Esas, 2024/226 Karar sayılı kararı uyarınca reddedilen manevi tazminat talebi yönünden vekalet ücreti verilmesine yer olmadığına, 12-Davacı tarafından ilk derece yargılaması sırasında yapılan 3.700,00 TL bilirkişi ücreti, 324,48 TL tebligat ve posta masrafı ile istinaf aşamasında yapılan 25,52 tebligat ve posta masrafı, 492,00-TL istinaf kanun yoluna başvurma harcından oluşan toplam 4.542,00 TL yargılama giderine, 59,30 TL başvurma harcı, 870,96 TL peşin harç ve 142,00 TL ıslah harcı tutarı eklenerek oluşan toplam 5.614,26 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, bakiyesinin davacı üzerinde bırakılmasına, 13-Davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 14-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen taraflara iadesine (HMK m.333), 15-Davacıdan peşin olarak alınan 179,90-TL maktu istinaf karar ve ilam harcının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacı iadesine, 16-Davalıdan kabul edilen maddi ve manevi tazminat yönünden ve diğer istemler yönünden alınması gereken 2.957,07 istinaf karar ve ilam harcından, davalı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 179,90-TL istinaf karar ve ilam harcının mahsubu ile bakiye 2.777,17-TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına, 17-Davacı kendisini istinaf aşamasında vekille temsil ettirdiğinden ve tek duruşma yapıldığından, karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. hükümlerine göre hesaplanan 22.000,00-TL duruşma vekalet ücretinin, davalı şirketten alınarak davacıya verilmesine, Dair, duruşmaya katılan davacı vekili, davalı şirket vekilinin yüzlerine karşı, yapılan açık yargılama sonucunda 23/09/2026 tarihinde HMK 361 maddesi uyarınca kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde TEMYİZ yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 16/10/2026
Başkan
Üye
Üye
Katip
Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.